
Havalar ısındı. Sokaklara daha fazla çıkıyoruz. Sokaklara çıkınca da sokaklar kirleniyor maalesef.
Bir söz duymuştum, çevre mücadelesi yapan bir dosttan; ‘Bir yerin doğal kalmasını istiyorsan insanın girmesine izin verilmemeli’. Elbette ironik bir cümle. Ama insanın kirlettiği vurgusu önemli. Oysa hepimiz temiz sokaklar, temiz ortak alanlar istiyoruz. Sağlıklı ve düzenli kent/çevre için de elbet yetkili kurumlar var ama bizim de görevlerimiz var.
‘Temizlik ailede başlar’ deriz muhabbetlerde. Devamında da ‘Eğitim şart’ deriz. Hiçbir aile çocuklarına elindeki atığı ‘Yere at’ demez. Okullarda hiçbir öğretmen de bunu demez. Ama kentlerimizde en faal çalışanlar temizlik işçileridir. Çünkü ortak alanları sahiplenmeyiz ve temizliği de kurumların görevidir deriz. Temizlemek kolaydır, temiz tutmak zordur.
Eğitim toplumsal bir durumdur. Elbette ailede başlar, okulda devam eder. Ancak okulda sabah temizliği yaptıran öğretmen veya idareciyi üst makamlara şikâyet eden öğrenci velisi dolu aramızda. Evde bir kâğıt parçacığını yere düşüren, pirinç tanesini masaya döken çocuğunu cezalandıran aile büyüğü olarak okulda çocuğunun elindeki çer-çöpleri sınıfa veya bahçeye atmasına bir şey demeyiz.Onu eğitimle değiştirmek isteyen eğitimciye de kızarız.
Kızım ilkokulda iken veli toplantılarına giderdim. Okul temizliğinden konu açıldığında her sabah bahçe temizliği yapılmasını ve sınıfların da her gün değişen temizlik nöbetçileri tarafından temizlenmesini önerirdim. Neredeyse çocuk düşmanı olurdum. Efendim; çocuklar okula eğitime geliyorlarmış da çöpçü değillermiş, okula temizlik parası veriliyormuş da herkes görevini yapsınmış. Oysa temizlik de bir eğitimdir.
Bu gibi itirazları yapan velilere evde temizliğin nasıl sağlandığını sorduğumuzda ‘o başka’ der, ‘orası ev’. Eğitim ailede başlıyor ise ailenin algısını, bencilliğini değiştirmesi gerekiyor önce. Bizler evde nasıl davranıyor isek sokakta da aynı davranışı göstermeliyiz. Çünkü ev nasıl ki ‘bizim’ ise sokaklar, okul, cami, cadde de ‘bizim’.
Bizim olan alandan hepimiz sorumluyuz. Kirletmiyor isek kirletilmemesini de sağlamak öncelikli görevimiz. Sonrasında bir cahil tarafından yere atılan çer-çöpü en yakın atık depolama kabına koyabiliriz. Epey kirlenmiş yerleri de belediye temizlik işlerine bilgi vererek temizlenmesini sağlayabiliriz. Belgeleyebilirsek yerleri kirletenleri emniyet mensuplarına bildirebiliriz. Hani hep deriz ya; “Avrupa’da sıkıysan poşetini yere at, arkandaki hemen polise bildirir ve ileride yolun kesilir. Aaaaa, ah bizde de olsa” Olması bizlerin elinde.
Duyarlı kentliler de var kentimizde. Kendilerince hem temiz tutuyorlar hem de temiz olmayan yerlerin temizlenmesi için mücadele ediyorlar. Sadece temizlik değil konuları; yeşil alanların betonlaşmaması, ucuz kamu hizmeti verilmesi, ortak alanların ortak kullanımı için görevlileri uyaran, gerektiğinde gösteri yapan, bazen dava bile açan bu gönüllüler birçok kişi tarafından adeta bir ‘görevli/sorumlu’ sanılıyor. Bir yerde çer-çöp veya kente yeşil alanları zarar görüyor ya hemen ‘nerede bu çevreciler?’ diyerek fotoğraf paylaşıp ‘ilgileniyor algı’sını yaratanlar var sosyal görüntülerde. Oysa orada çevrecileri aramak gerekmez.Aranacak yer belediye veya valilikteki görevli kamu kurumlarıdır. Hele okulundaki ağacın kesilmesi veya bahçeye beton atılması sırasında sosyal medyada “nerde bu çevreciler?” diyen öğretmen meslektaşlarımı ise kınıyorum.
Oysa bugün 17 Nisan. Tamamen ülkemize özgü olan ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3802 sayılı yasa ile açılan Köy Enstitüleri kapatılmasaydı bugün bu tartışmayı yaşamazdık. Çünkü iş içinde eğitim modeli aile, okul ve eğitimci üçgeninde birleşiyordu. Öğrenci yaparak ve yaşayarak öğreniyordu. Hiçbir anne-baba da ‘Benim oğlum çöpçü değil’ demezdi. Eğitim; aile ve okuldan çok toplumsal bir sistemin sonucu kazanılan davranış değişiklikleridir. Bugün üretken ve etkin değil edilgen ve tüketici yurttaş (kul) yetiştirmek amacına göre uyarlanmış bir sistem egemendir. Bunun sonucunda da kendimizi değil hep birilerini sorumlu tutan kolaycılığı yeğliyoruz. Çevre duyarlılığı bir meslek değil dayanışma ile doğayı, kentleri korumaktır.