
Tarımda hasat zamanı geldiğinde çiftçinin gözü tarlasında olur…
Aylarca verdiği emeğin, harcadığı mazotun gübrenin, ilacın, alın terinin karşılığını alabilecek mi?
Ürününü satıp borcunu kapatabilecek mi?
Gelecek yıl yine aynı tarlaya tohum atabilecek mi?
Ama Edirne Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu’nun 22 Eylül’de İpsala’da yaptığı toplantının ardından kamuoyuna açıkladığı rakamlar, çiftçinin başka bir sorusunu daha gündeme taşıyor:
Çiftçi ürününü sattıktan sonra fiyat neden yükseliyor?
**
Kurulun açıklamasında buğdaydan kanolaya, ayçiçeğinden çeltiğe kadar birçok üründe dikkat çekici fiyat hareketlerine işaret ediliyor.
Buğdayın kilogram maliyetinin 18-20 lira olduğu belirtiliyor.
Toprak Mahsulleri Ofisi’nin açıkladığı 14 bin 750 ile 16 bin 500 lira arasındaki dönemde serbest piyasada 10-14 lira arasında satılan buğdayın, çiftçinin ürününün yüzde 70-80’ini satmasının ardından 18-20 lira seviyesine yükseldiği ifade ediliyor.
Ziraat Odaları da haklı olarak soruyor:
“Aradaki bu fiyat farkını kim kazanmıştır?”
İşte asıl mesele burada…
Çünkü çiftçi tarlasından kaldırdığı ürünü bekletemiyor.
Mazotçu beklemiyor.
Gübreci beklemiyor.
İlaççı beklemiyor.
Bankanın kredisi beklemiyor.
Borç beklemiyor.
Çiftçi de çoğu zaman ürününü hasat eder etmez satmak zorunda kalıyor.
Sonra…
Fiyat yükseliyor!
**
Kanola için de benzer bir tablo anlatılıyor.
Kilogram maliyetinin 27 lira olduğu belirtilen kanola, başlangıçta 22-27 lira seviyelerinde satılırken, çiftçinin elindeki ürünün yüzde 90’ını sattığı dönemin ardından 33 liraya çıkıyor.
Yine aynı soru:
15 günde ne değişti?
Çiftçinin tarlası mı değişti?
Mazot mu ucuzladı?
Gübre mi ucuzladı?
Üretim maliyeti mi düştü?
Hayır…
Değişen yalnızca fiyat!
Ve o fiyat yükseldiğinde ürünün büyük bölümünü elinden çıkarmış olan yine çiftçi…
**
Ayçiçeğinde ise mesele biraz daha büyük.
Çünkü ayçiçeği sadece bir tarla ürünü değil.
Trakya’nın, dolayısıyla Edirne’nin ekonomik hayatının önemli parçalarından biri.
Ziraat Odaları, son iki yılda yaşanan düşük verim ve fiyatlar nedeniyle ayçiçeği ekiminde yüzde 30’a varan azalma yaşandığını söylüyor.
Bu yıl ise yağışların da etkisiyle verim konusunda umutlar artmış.
Çiftçi, “Bu yıl hiç olmazsa biraz nefes alalım” demiş.
Ama ardından ithalat politikalarındaki değişiklikler ve ham yağ ithalatı gündeme gelmiş.
Ve fiyatlar yeniden aşağıya gelmiş.
Ziraat Odaları burada da uyarıyor:
Bugünün fiyat politikası yarının ekim kararını belirler.
Çiftçi para kazanamazsa ayçiçeği ekmez.
Ayçiçeği ekilmezse ithalat artar.
İthalat arttıkça dışarıya daha fazla döviz gider.
Döviz giderken de sadece çiftçi değil, hepimiz kaybederiz.
Çünkü sofradaki yağın fiyatı tarladaki ayçiçeğinden bağımsız değildir.
**
Şimdi sıra Edirne’nin bir başka stratejik ürününde…
Çeltik!
Edirne’nin tarımında da ekonomisinde de çeltiğin yeri ayrı.
Hasat başladı.
İlk veriler normal bir sezonu işaret ediyor.
Ama üreticinin gözü yine fiyatta.
Ziraat Odaları, kilogram maliyetinin 47 lira olduğunu belirtiyor ve TMO’dan en az yüzde 35 fiyat artışı bekliyor.
Üstelik üretici sadece tarladaki maliyetlerle boğuşmuyor.
Mazot var.
Gübre var.
İşçilik var.
Sulama var.
Girdi maliyetlerindeki artış da cabası…
Dolayısıyla çeltik fiyatı yalnızca çeltik üreticisini değil, Edirne ekonomisinin tamamını ilgilendiriyor.
**
Bir de destek meselesi var.
Kâğıt üzerinde destek artıyor.
Ama çiftçinin satın alma gücü aynı oranda artmıyor.
Ziraat Odaları’nın açıklamasında çok çarpıcı bir karşılaştırma var:
2025 yılında buğdayda dönüm başına 806 liralık destekle 15,5 litre mazot alınabilirken, 2026 yılında 954 liralık destekle alınabilen mazot miktarının 9,5 litreye düştüğü belirtiliyor.
Rakamlar ortada.
Destek artmış görünüyor.
Ama çiftçinin aldığı mazot azalmış.
Üstelik bu desteklerin 2027’nin şubat ve mart aylarında ödeneceği belirtiliyor.
Bugünün mazot fiyatıyla yarının desteğini ölçmeye kalkarsanız…
Çiftçinin neden “Destek değil, zamanında ödeme” dediğini daha iyi anlarsınız.
**
Bütün bunların sonunda Ziraat Odaları’nın çok önemli bir uyarısı var:
Desteklerin ekim sonuna kadar ödenmesi ve düşük fiyatlardan dolayı oluşan kayıpları telafi etmek amacıyla yeniden kilogram başına prim verilmesi isteniyor.
Çünkü mesele yalnızca çiftçinin cebindeki para değil.
Mesele tarlanın boş kalıp kalmayacağı…
Köylerin yaşayıp yaşamayacağı…
Gençlerin toprağa dönüp dönmeyeceği…
Ve en önemlisi…
Soframıza koyacağımız gıdanın nereden geleceği.
Çiftçi üretmezse ne olur?
Bu sorunun cevabını market raflarında aramaya başladığımızda iş işten geçmiş olabilir.
O nedenle Ziraat Odaları’nın açıklamasının son cümlesi aslında bütün tartışmanın özeti:
“Biz üretmezsek ülke aç kalır!”
**
Biz de buradan bir cümle ekleyelim:
Çünkü tarlada kaybedilenin faturası, eninde sonunda sofraya gelir.
Ve o faturayı da yalnızca çiftçi ödemez.
**
Bir-iki cümle daha şart gibi…
Edirne Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu’nun İpsala’daki toplantısından tam 17 gün önce Trakya’nın bereketli toprakları için 5 Eylül 2026 tarihli Resmi Gazete’de “acele kamulaştırma” kararı yayımlandı…
Bunun üzerine söz konusu kararla gündeme gelen “kaya gazı” konusunda pek çok kişi ve kuruluş talep ve endişelerini dile getirdi, getirmeye devam ediyor.
Ancak, kararın birinci derece muhatabı başta Ziraat Odaları olmak üzere çiftçi kuruluşlarından bugüne kadar kamuoyuna yansıyan bir açıklama görmediğimi de belirtmek isterim.
Son açıklamayı geçen Cuma Trakya Platformu Edirne İl Yürütmesi’nden duyduk…
Bu kararın ulusal gıda güvenliği ve ekosistem bütünlüğü açısından ciddi riskler barındırdığı ileri sürüldü…
Anlaşılan o ki, Trakya Platformu bu konuda oldukça ciddi…
Onların gazı alınacak gibi değil!