DOLAR 32,5646 0.21%
EURO 35,3199 0.64%
ALTIN 2.490,660,27
BIST 9.524,59-0,06%
BITCOIN 20681103,84%
Edirne
16°

PARÇALI BULUTLU

04:46

İMSAK'A KALAN SÜRE

Ziya Gökerküçük

Ziya Gökerküçük

18 Nisan 2024 Perşembe

    ON YIL SONRA YENİDEN!

    ON YIL SONRA YENİDEN!
    1

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Geçen hafta yazımı; “AKP ülkede neden kaybetti. Onu da sonraki yazılarda yazarız ama şunu unutmayalım ki; “mazlumun ahı devirir şahı” diye bitirmiştim. Ülke siyasetine dair o kadar çok analiz yapan var ki! Gelin tarihi anımsatmalarla on yıl öncesinden bugüne gelelim.

    On yıl önce yani 2014 yerel seçimleri öncesinde 27 Şubat günü, sivil toplum örgütleri içinde dile getirilen önemli sorunları sıralamıştım. Dünü ve bu gününü kısaca değerlendirmekte yarar var. Belki ilgilenen olur.

    1-25 Kasım Stadı: Dün Kent Konseyi öncülüğünde kent ortak kararı olarak yeşil alan ve kent meydanı olmasında uzlaşma sağlanmıştı. Henüz bir çalışma yapılmadı ama basından okuduk ki yapılacak. Ortaklığın uygulanması için yerel yönetim ve kent örgütleri mutlaka olmalı.

    2-100 binlik planlar: Bölge planlarının İstanbul’a göre yapıldığı günlerdi. İtiraz ile temel maddeleri insan ve doğadan yana değiştirildi. Bölge bu günlerde yeniden planlanıyor bildiğim kadarıyla. Belediye ve kentliler katılmalı.

    3-Sanayi Sitesi: 10 yıl önce seçim öncesinde adaylar Sanayi Sitesini ve Binevler bölgesini yenileyeceklerini söylemişlerdi. Sayın Sedefçi bu bölgeyi Manhattan yapma sözü ile aday olmuştu. Kazanamadı da kurtulduk demiyorum çünkü kentli olarak büyük tepki oldu.  Bu iki alan ile birlikte Menzilahir kentsel dönüşüm adı ile her zaman “İnşaat ya Resulallah” diyen kişiler için gündemde olacaktır. Belediye evet demezse olmaz. O nedenle de yerel yönetimler sivil örgütlerle sıkı ilişkiler kurarak kentin geleceğine birlikte yön vermelidir.

    4-Söğütlük ve Meriç kıyıları: Söğütlük on yıllardır gündemde. On yıl önce bakımı yapılarak Belediyeye devrini talep ediyorduk. Ve oldu. Ama AKP’nin Millet Bahçesi yapmak istedi. Belediye tek taraflı feshedilen sözleşmeye itiraz etmedi. Söğütlük Doğal Kalsın Platformu oluşturularak mücadele edildi ve dava açıldı. Kazanıldı. Umarım bu yaz Söğütlük Ormanı açılır. Söğütlük ile birlikte Meriç Nehri de AKP’nin yapboz tahtası oldu. Yapılan harcamalar birilerini zengin etti, kentliyi bu alandan kopardı. Umarız bu yaz güvenli ve erişilebilir maliyet ile kentlinin hizmetine açılır. Bu süreçlerde yerel yönetim kentliden yana olmalıdır.

    5-Sarayiçi, Tavuk Ormanı, Edirne Sarayı: Kentin bir değeri olan Sarayiçi ve Tavuk Ormanı, birlikte düşünebileceğimiz Edirne Saray alanı on yıl değil on yıllardır tartışılan, sözler verilen ama bir şey yapılmayan yerler. Hiçbir şey yapılmasa amenna diyeceğiz ve doğallığı içinde bizler memnun, doğa memnun yaşayacağız. Ama beton dökülen yeşillikler, kesilen ağaçlar ve düğün-dernek gürültüleri vicdanları sızlatıyor. SİT alanı da olan tarihi ve doğal bu yerleri kent uzlaşısı ile doğaya ve tarihe saygı ilkelerine dayanarak kullanabiliriz.

    6-TOKİ konutları ve kentin Üniversiteye yakınlaşması: 10 yıl öncesinden bu güne kadar en kötü durumu Helvacıdere ile Üniversite arasındaki tarım yapılan alanın imara açılmasıdır. Bu düşünce maalesef hayata geçti. Önce hastane, sonrasında TOKİ konutları, yetmedi yeni TOKİ konutları eklendi. Bu arada iş merkezleri ve en son da 100 kişilik yatılı hafızlık okulu. Bu arada Sayın Gürkan’ın hararetle savunduğu verimli topraklardan geçirilen Sağlık Yolu. Yol olur da konut olmaz mı? Sayın başkan; “zamanımda olmayacak “demişti. “Ya senden sonra olursa?” sorusuna da “Sizinle beraber ben de mücadele edeceğim” diye söz vermişti. Ama onun zamanında yapılanları görünce not verebiliriz.

    En yakın zamanda Kent ile Üniversite birleşecek. Çünkü iki taraftan da binalar yükselerek birbirine yaklaşıyor. İlk TOKİ buraya planlandığında kent örgütleri olarak çok mücadele edilmişti. Kentin itirazı sonrasında TOKİ Fırınlarsırtı mevkiine gitti. Sağlık Yolu çevresi tamamen betonlaşmadan yeter denmelidir. Verimli topraklar, su kaynakları, bölgenin hava akımına yön veren bu saha korunmalı.

    7-On yıl önce zamanın başkanı Sayın Sedefçi’nin yeşil alanları paylaştırması üzerine seçim öncesinde büyük mücadeleler verilmişti. Sayın Gürkan bu mücadele sonrasında bu gün Nimet Teyze adı verilen yeşil alanda kepçe önüne oturdu. Bu simge fotoğrafı doğrulayan Başkan, zamanında birkaç genişleme dışında yeşil alanları korudu. Ancak yeşil alanlar her zaman birilerinin gözlemi altındadır.

    Sayın Başkanın vaatlerini izlemek gerekiyor. “Yeşil Edirne Projeleri” kapsamında “2.Cep Parkları” ve “3.Yaşam Koridorları” nasıl olacak? Düzenleyip kamusal ve ulaşılabilir bir hizmetle kentli mutlu edilecek mi yoksa bir işletmeciye kiralanıp biri mi mutlu edilecek?

    Kente dair sorunlar hep olmuştur ve hep olacaktır. On yıl önceden bu güne gelen sorunlar olduğu gibi çözülen ve yeni eklenen sorunlar da var. Bizler, seçim sonrasında şu düşünceye kapılmamalıyız; “seçtik, kazandık, yapsın”. Olmaz. Kentliler olarak gerektiğinde destek olacağımızı, gerektiğinde mücadele edeceğimizi seçilenlere gösterebilmeliyiz.

    Devamını Oku

    BAŞLARKEN

    BAŞLARKEN
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Her makama kadın adaylar her zaman olmuştur. Ama kazanacak konumda iki kadın Belediye Başkanı ilk kez yarıştı ve birisi kazandı. Yeni dört mahalle ile kentteki muhtar sayısı 28’e çıktı. Yeni dört mahallede ilk muhtar olarak üç kadın seçildi. Toplamda ilk kez 28 muhtarın 7’si kadın muhtar oldu. Kentin alt yapısının yenilenmesinde sona gelinip sağlam altyapılı kent olması gibi ilklerin olduğu bir döneme başlıyoruz.

    Kadınların öne geçmesi, mücadelede ve yetkili makamlarda olması toplum için anlamlıdır. Bu nedenle mücadeleye katılan ve prensini beklemeyen kadınlar önemlidir.Kaybeden AKP Başkan Adayının kazanan CHP adayını tebrik etmesi “kadın duyarlılığı” tespitine uygun bir davranış oldu. Sayın Akın’ın da kendisini tebrik için geleceklerin çiçek getirmemesini, sosyal yardım kurumlarına yardım yapılmasını istemesi de bir “kadın duyarlılığı” örneğidir.

    Siyasette acemilerin hataları olsa da bilmeden yapılan hatalardır, telafisi mümkündür. Siyasiler ustalaştıkça ve de denetleyeni, uyaranı da yoksa hatalar doğru imiş gibi rutinleşir. Ustalar(!) her şeyi bildiklerinden sormazlar, dinlemezler, dikkate almazlar. Çünkü yanlışları rutin hale gelmiştir. Ve sonuç ortada; kentin kültürel geleneklerinin de sistem kirliliğinde yitirilmesi sonucunda sokaklar çöplük, ulaşım hastalıklı, altyapının bittiği müjdesini göremedik falan.

    Sayın Filiz Gencan Akın’ın bu iki “siyasi usta” başkandan sonra göreve gelmesi işte böyle bir ortamda denk geldi. Dersler çıkarılır ise olumlu bir gelişmedir. Yurttaşların denetlemediği, sorgulamadığı toplumlarda sonuç olumsuzluğa çıkar. Hataları ne kadar geç fark edersek kaybettiklerimiz de o kadar çok oluyor.

    Elbette her makamın önemi vardır ama yerel seçimlerin en önemlisi belediye başkanlığıdır. Başkanlığı önemseyen bir toplumuz ki iktidar bu yapımızı ananemizi(!) alıp işledi ve memlekete ucube bir “başkanlık sistemi” getirdi. O nedenle bu yoz kültürden vazgeçip örneğin Belediye Başkanlığını kazanan Filiz Gencan Akın’a Filiz Hanım, Bayan Akın, Sayın Başkan gibi sözcüklerle hitap etmeliyiz. Hedeflediğimiz toplumlarda makamlar değil kişilikler önemlidir. Makamlar gelir geçer. Neden“başkanım, başganııım” gibi yılışma, yanaşma anımsatan sözcüklerle hitap ederiz?

    Bu yerel seçimde ilk kez CHP’nin kazanacağı tartışılır hale geldi. Ülkenin gündemine girdi. Gereksiz birçok şey yaşandı. Bunlar parti içinde tartışılacaktır umarım. Ve yine dışarıdan biri olarak öneriyorum ki; önümüzdeki beş yıl Sayın Başkan hep acemi gibi heyecanla ve kentli ile birlikte olursa ve biz kentliler de sorumluluk alıp yardımcı olursak kent değişir.

    Halk tabiri ile “eski tüfekler” sadece sorulduğunda yanıtlayan kişiler olarak kalmalı. Aksi durumda yine vesayet doğar ve siyaset çok bilenler veya çok bildiğini sananlar tarafından yönetilir. Hatalar rutinleşir. Bu durum her siyasi parti veya toplumsal örgüt için geçerlidir.

    Sanırım AKP’de de bir sorgulama dönemi başlayacaktır. Kazanmaya en yakın zamanda neden kazanılamadı? AKP’nin “kazanıyoruz” algısını yayması CHP’de toparlanmayı kamçıladı. İYİ Parti adayının da AKP karşısında kendini rakip gösterip cumhuriyetçi ve Atatürkçüleri yanına çağırması akılların başa gelmesini sağladı ve küskünler, kızgınlar sandığa gitti,HamdiAgacı olanlar son anda durumu görerek CHP’li kadın başkana oy getirdi.

    CHP Uzunköprü’de neden kaybetti diye sormak bile abes. Kentli ile gayri-samimi ilişki yerine “bizim kızan” Ediz’in samimiyetine oy verdi.Öğrencim olan Ediz Martin zaman içinde eriyen İYİ Parti’de kalmak yerine baba ocağına, CHP’ne geçecektir. Yeter ki il ve ilçedeki CHP’liler rakip görüp düşmanlaştırılmasın. Çünkü babası da kendisi de Belediye Başkanlarından çok çekti. Bu nedenle de emeğin, emekçinin, yanındadır, dostudur.

    Bu seçimde de sandıkta demokrasi adına gönüllü görev aldım.Görülen eksiklikleri YSK’ye duyurmak üzere şu notları yazayım. Belediye Başkanlığı, İl Genel Meclisi ve Belediye Meclisi pusulaları farklı renklerdendi. Ancak zarflar ile Belediye Başkanlığı pusulaları aynı olduğundan zarfın üzerine evet mührünü basan seçmenler oldu. Zarfların rengi de başka bir renk olsa daha iyi olurdu.

    Sandık görevlilerinin tümü yemin ettikten sonra YSK görevlisidirler. Partiler sadece kendi görevlilerine yemek getiriyor. Sandık başkanı ve sandık memuru aç kalabiliyor. Bu durum gereksiz sorunlara da sebep olabiliyor. YSK tüm sandık kurulu görevlilerinin yemeğini üstlenmelidir. Gerekirse okul sorumlusu ve güvenlik görevlileri gibi sandık alanını terk edemeyenlerin de yemeğini karşılamalıdır.

    AKP ülkede neden kaybetti. Onu da sonraki yazılarda yazarız ama şunu unutmayalım ki; “mazlumun ahı devirir şahı”.

    Devamını Oku

    AKP SEÇİMLERDE NEREDE?

    AKP SEÇİMLERDE NEREDE?
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Seçimlerde AKP ve MHP yok sanki. Ulusal kanallarda Sayın Erdoğan ve Bahçeli var. Afişlerde ittifak adı ve küçücük parti amblemleri. Örgütlerin yok sayıldığı bir seçimi yaşıyoruz, farkında mısınız? Ülkeden birkaç figür, yerellerde bir iki aday, al sana seçim.

    Tüm adaylar birleşmişler de ülke iktidarının ürettiği sorunların çözümünü yerel iktidarlara yüklüyorlar sanki. Merkezi iktidarın yoksullaştırdığı kentlilere maaş, sosyal yardım gibi ayni ve nakdi yardım vaatlerinden geçilmiyor.

    Bu gidiş iyiye değildir. Bu durum merkezi iktidarı akladığı gibi kent idarelerini de asıl amacından çıkarır. Kent idareleri elbette cumhuriyetin kurduğu kamu iktisadi teşekkülleri (KİT) gibi kentte ucuz ve kaliteli hizmeti denetleyen kurumlar kurar ve işletir. Kent sofrası, halk ekmek, yeşil alanlarda kamu hizmeti, sportif alanlar, yaşlılar evi, engellilere özel donatılar, çocuk parkları gibi her türlü çalışma yapmalıdır. Ama yaşlılara maaş, yoksullara nakdi yardım merkezi iktidarın görevidir.Merkezin görevini yerellere devretmek merkezin yanlışlarını örtmemizi sağlayabilir.İktidarın gelirlerini eşe dosta dağıtmasına katkı verir.

    “3Y (Yoksulluk, Yolsuzluk ve Yoksunluk) olmayacak” diyerek iktidara gelen AKP,idaredeki 3Y’yi (Yasama, Yürütme ve Yargı) kişiye bağlayarak totaliter yönetime geçti. Dünya örneklerle doludur; idarede Yasama, Yürütme, Yargı (3Y) tek kişide toplandı ise diğer 3Y (Yoksulluk, Yolsuzluk ve Yoksunluk) mantar gibi çoğalır. Öyle de oldu, AKP yoksulluk, yolsuzluk ve yoksunlukta uzmanlaştı!

    Seçimde en çok öne çıkan her zamanki gibi geçim derdi. AKP, 22 yılın sonunda herkesi açlık sınırında buluşturan bir eşitliğe doğru ilerliyor!Bizlerin vergisi ile var olan ve tarafsız olması gereken TRT,iktidarın olumsuzluklarını, yoksulluk haberlerini vermez, biliyoruz. Geçen hafta bugün arabamla köyden geliyordum. Her zamanki gibi TRT Türkü radyosu açıktı. Sunucu saat başında haberleri okudu. Uygulanan ekonomi programı sonucunda toplumda yoksullaşmanın arttığını söyleyerek; “en üst yüzde 5’lik kesimi zenginleşirken kalan yüzde 95’in yoksullaştığını” söyledi. Şaşırdım. Ama Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek’in söylemleri vardı. O nedenle haber olmuştur ki ilgili bakanın gidişine bahanelerdir.

    Fark ettiniz mi; Adalet ve Kalkınma Partisi’nde itiraz sesleri ilk kez duyuldu. Yıllardır AKP mitinglerinde hep aynı kişi konuşuyor; bağımsız cumhurbaşkanı! Ve halk da dinliyor. Ama bu kez konuştuğu mitinglerde protestolar olabiliyor. Sonunda pankartlar alelacele indirilse de, protestocular tutuklanıp bırakılsalar da cesaretliler artıyor ve AKP seçmeni bile bıçak kemikte diyebiliyor.

    Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılının ilk yerel seçimindeyiz. Toplumun dört siyasal damarının ikisi arasında rekabetçi ama birleşmiş bir iktidar var. 1960’lara kadar kurucu irade etkisinde karmaşık bir durum olduysa da sonrasında Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş adlarında bu dört ana akım somutlaşmıştır. Demirel merkez sağı, Ecevit merkez solu, Erbakan dini ve Türkeş de etnik yapıyı temsil etmiştir. 1980 sonrasından bu güne gelindiğinde merkez sağ ve merkez sol da dağılmış ve ülke Erbakan ve Türkeş’in temsil ettiği dini ve etnik yapıların arenasına dönmüştür.

    Toplumumuzda dört akımın da dışladığı sosyal demokrat, sosyalist, komünist akım da var. Bu akım ne yazık ki dördü tarafından hep yok sayıldı, CHP veya solumsu simgelerin gölgesinde eritilmeye çalışıldı. Ama bizler unutsak da, duymasak da var. Yani bu ülkenin devrimcileri de var. Denizleri, Mahirleri, Nazımları, Berkinleri, Mustafaları var. Dört fikri akımdan umudunu kesenlerin bir gün anlayacağı ve mutlaka katılacağı bu akımdır toplumu kurtaracak olan. O akımın ana aktörü liderler değil, biziz.

    Farkında isek tartışmalar bırakın emek-sermaye veya ezen-ezilen tartışmasını; sağ ile sol tartışma veya ayrışma bile yok toplumda. Maalesef Erbakan ve Türkeş ardıllarının ülkeyi kaplamasının sonucu olarak kişisel kapışmalara kadar ilerledi fikri tartışmalarımız! Bu durum aydınlanmayı tamamlayamamış toplumumuzda büyük bir tehlikedir.

    Bu nedenle bu seçimde; aydınlanma ve cumhuriyet yanlıları birleşmelidir. Sağ-sol, emek-sermaye, laik-antilaik, dindar-dinci, etnisite-ırkçılık gibi tartışmaların özgürce yapılabileceği bir toplum isteyenler birleşmelidir. Merkezi iktidarın hatalarını yok sayarak görevlerini yerellere yükleyen oyunlara gelmeyenler birleşmelidir. Merkezi iktidarın yerellere adil olmasını isteyenler birleşmelidir. Yerellere; “oy verin hizmet gelir” diyen merkezi iktidar anlayışına karşı olanlar birleşmelidir. Siyasi partilerin öne çıkmasını, partileri kişilerle özdeşleştirmeyen, partilerin partililerini geliştiren ilişkileri savunanlar birleşmelidir.

    Evet, bu seçim AKP’li son seçimdir. Bu gün adını öne çıkaramayan AKP bir sonraki seçimde olmayacaktır.

    Evet, kent yönetiminde sözümüz olsun diyorsak sandığa mutlaka gitmeliyiz. Ama sandık ile yetinmemeliyiz. Başkan kim olursa olsun; sürekli aktif ve kişiye bağlı olmayan demokratik ilişkileri geliştiren örgütlerle idarelere yön vermeli, baskı yapmalı ve talep etmeliyiz.

    Devamını Oku

    POLİTİK HAYVANLAR!

    POLİTİK HAYVANLAR!
    1

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Her seçilenin olduğu gibi muhtarların da mevzuattan kaynaklanan görev, yetki, hak ve sorumlulukları vardır. Seçimlerde yarışa girenler elbette bunları bilmekle yükümlüdür. Biz yurttaşlar da bunları bilerek daha güzel bir yerel istediğimizde, haklarımızı talep ettiğimizde politika ile uğraşmış oluruz.

    Aristoteles insanın en iyiye ulaşabilmesi ve yetkinleşebilmesi için örgütlü topluma, yasalara ve devlete ihtiyaç olduğunu söyler. Bu nedenle; “İnsan doğası gereği politik bir hayvandır” demiştir. Bu benzetme elbette seçmen eşittir koyun görüşünü destekleyen bir görüş değil felsefi bir yaklaşımdır. Günümüzün koyun örneği yurttaşa hakarettir.

    Politik hayvanlığın en basit göstergesi oy vermektir. Bizler sadece oy verme zamanında politik olduğumuzda iyiye ulaşma ve yetkinleşme yetersizdir. Bu nedenle her şeyimizi belirleyen politikayı her an izleyip kararlara katılma yollarını kullanmalıyız.

    Evimizdeki kararları aile bireyleri olarak alırız. Özel alan olan evlerimizden çıkınca kamusal alan olan sokaktayızdır. Kamusal alan da bizimdir. Sokağın, caddenin düzeni, mahalle sorunlarının çözümünde fikrimizi paylaşmak ve birlikte, örgütlenerek çözüme katkı sunmak politik görevimizdir. Kendi evimiz için nasıl ki “bana ne” demiyor isek hepimizin olan kamu alanları için de “bana ne” dememektir politik olmak.

    Seçimle gelenlerin en alt makamı azalık ve muhtarlıktır. Günümüzde muhtarlar merkezi veya yerel iktidarın, kurumların alt kademe memuru konumundadır. Oysa muhtarlık; yerelin en yetkili karar kurumudur. Muhtarlar yetki alanı olan yerelin gelişmesini kişisel ilişkilerle sağlamaya çalışmamalıdır. Muhtarın kendisini güçlendirmek için mahalledeki gönüllüleri bir araya getiren örgütlenmeleri arkalarına almaları gerekir.

    Muhtarlar bu örgütlenmelerden korkmamalıdır. Kent konseyi, çevre ve spor örgütleri, hak talepli aydınlanma ve mücadele kurumları ile birlikte mahallelerinden başlayan değişime önderlik etmek kendisinin de güçlenmesini sağlar. Aynı zamanda mahalledeki politik sürece katılanların çoğalmasına neden olur. Kent yönetimde yurttaşın sesi, soluğu olur. Böylece otoriter tek adamlı yönetimlerin önünü keser.

    Muhtarlar da Belediye Başkanı gibi seçimle iş başına gelen yöneticilerdir. Köy ve mahallenin sorunlarını belirleyerek bu sorunların çözümü için çalışmalar yürütür. Ancak muhtarların ekip, araç-gereç, denetim gibi icra yetkileri yoktur. Talep etme hakkı vardır.

    Seçimlere aday olan her kişinin dilinde olan “birlikte yöneteceğiz” cümlesinin en iyi ve gerçek uygulanacağı yerler mahallelerdir. O halde muhtar ve azalarının güçlü ve etkili bir öncü ekip olması başarılı bir muhtar olmanın ilk şartıdır. Muhtar; kendi yerelinde kayıtlı tüm cadde, sokak, park, bahçe, okul, cami, sağlık evi gibi kamusal alanları dolaşmalıdır. Yanmayan ampulü, bozulmuş yolu, kaldırımdaki bozulmayı görmeli, not etmeli, ilgili kuruma bildirmeli ve izlemelidir. Aynı eksiklikleri mahalleli de gözleyerek mahalle birimi ile ortaklaştığında “örgütlü toplum” olmanın güçlü ayağı oluşmuş demektir.

    Muhtarlar örgütlü mahalle bireyleri ile birlikte yereldeki ortak işlerin imece usulü yapılmasına ve tamamlanmasına da ön ayak olmalıdır. Bu olduğunda tüm mahallenin gözü, kulağı ve sorun çözme merkezi olur.

    Günümüzde muhtarlık bir meslek halini aldı. Siyasi iktidar da muhtarları kendi emrinde yönlendirerek değişik ayrıcalıklar sunuyor. Bu nedenle muhtarlığı bir meslek, kariyer edinme, geçim kaynağı gibi nedenlerle tercih edenler artıyor. Her kamusal görev için bu geçerlidir. Seçimle gelinen bu tür görevler kamusal hizmet gönüllülüğü gibi samimi nedenlere dayanmalıdır. Yerellerde Azalar, Muhtarlar, Belediye Meclis Üyeleri ve İl Genel Meclisi Üyeleri seçimle gelirler. Bu görevler bilgi ve deneyimlerini yerel hizmete sunma amacını gütmeli ve özveriyle olmalıdır. Yereller ülke demokrasisinin en önemli gelişme kurumlarıdır. Özerk yapıları bu demokratikliği ve yerelleri korumayı sağlar. Önemli olan bunu söylemle değil uygulama ile hayata geçirmektir.

    Bu görevler yurttaşın politikaya katılmasını teşvik eden görevlerdir. Seçilen kişi kendi bilgi ve deneyim dışında yerelde etkin olan bilgi ve deneyim sahibi gönüllülerden oluşan ekiplerle kendisini yetkinleştirmelidir. Bu nedenle de seçilenler “öncü politik hayvanlar” olmalıdır. Yerellerin sorunlarına; “benim işim değil, belediye yapsın, elektrik idaresi yapsın, yetkim yok, bana ne” diyen bir muhtar veya yerel idareci görev almamalı, görevden çekilmelidir. Yerellerin doğasını, tarihini, gelirini korumak yerellerde seçilen azalar, muhtarlar, belediye meclis üyeleri ve il genel meclisi üyeleri için demokratik ve kamusal bir görevdir.

    Devamını Oku

    TEK ADAYLI SEÇİM!

    TEK ADAYLI SEÇİM!
    1

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Toplumda seçim heyecanı olmasa da ay sonunda yerel seçimler yapılacak. Cumhurbaşkanlığı Başkanlık Sistemi denilen ucube sistemde TBMM’nin işlevi yok. Oysa kurucu önderler; kurtuluş mücadelesi öncesi halk ile birlikte olup kuruluş ve kurtuluş sürecinde sorumluluğu her yurttaşla paylaşmak amacıyla meclise ihtiyaç duydu. O günün koşullarındaki meclisten, katılımcılıktan bu gün tek adamlı duruma geldik. Bu gün TBMM üyeleri başkanlarının iki dudağı ile maalesef indir parmak kaldır parmak oyunu oynuyorlar.

    Her ne kadar kentlerdeki meclisler de kişiye, başkana bağımlı olsa da Ankara’daki meclisten daha aktif olabiliyor. Bu nedenle yerel yönetim seçimleri önemlidir. Bu önemi bilen Sayın Erdoğan her yerde kendisini aday olarak açıkladı dersek yalan olmaz. Neden? AKP demek Sayın Erdoğan demek. Bir siyasi parti tek bir kişinin adı ile var oluyor ise yazıktır. Sayın Erdoğan ne derse yerelde de aynı metne birkaç sözcük ekleyen yerel adaylar, vekiller, bakanlar var.

    Bu kampanyada en çok yinelenen vaat; bizden olun yatırım yapalım, adayımızı destekleyin parayı kapın, oyunuzu verin kenti uçuralım türü vaatler. Utanç verici bir durum olduğunu akptv kanallarının acık vicdanı olan kargaları bile söylemeye başladı. Kargaların korkusu; AKP kaybederse hangi dalda gaklayacaklarını bilememek!

    Bu seçimin bir farklılığı da yerel iktidarların emekliye veya yoksullara maaş bağlama sözü. Hele de bunu AKP adayları söylediğinde kendi iktidarlarının yani R.T.Erdoğan politikalarının halkı yoksullaştırdığının itirafı olmuyor mu? Bu itiraf dünyada rezalet örneğidir.

    22 yıldır söylediğim ve anlayamadığım bir durumdur; yoksullara yardım. Partiler neden iktidar olur? Yurttaşını zenginleştirmek, huzur içinde yaşatmak için. 2002 yılında iktidar olan AKP bir milyondan az yoksula yardım yapıyor iken bu gün devletten sosyal yardım alanların sayısı da 17 milyon kişiyi aştı. AKP bununla övünüyor, bu da dünyada görülmeyen bir ‘gelişmişlik’ kıstası oldu! Şimdi yerel iktidarlar bunu kullanarak kentliden oy istiyor. Pes.

    22 yıllık AKP iktidarı her seçimi kazanmakla övünmesine rağmen; o kadar kötü sonuçlar doğurdu ki emekliler başta olmak üzere çalışanların ve üretenlerin gelirleri, alım güçleri sürekli kötüleşti. Milyonlarca genç işsiz. Kadınlar ise dini zorunluluklar ve çalışma alanlarının azlığı nedeniyle evlere kapatılmak, sadece ‘kutsal anne’ olmaları istenmektedir.

    AKP seçim beyannamesinin de ana teması ‘kentsel dönüşüm’. Devamında sosyal yardımlarda yapay zekâyı kullanmak. “Türkiye Yüzyılı Şehirleri için Gerçek Belediyecilik” adını taşıyan seçim beyannamede yok, yok. Ancak işin özünü aradığımda depremi de istismar ederek inşaatlara ve yurttaşı kul etmeye devam anlaşılabilir durumda.

    Edirne’ye bakarsak; CHP ilk kez zorlanarak alacak seçimi. ‘Kale’nin surları yönetimlerin ve adayların ilkesizliği nedeniyle güven yitirdi. Temel sağlam olmasa yıkılması an meselesi. Yine de CHP’nin kazanmasında en büyük etken AKP’nin 22 yıllık iktidarında yoksullaştırma, parti devlet olup yolsuzluk ve yoksulluğun arttırması.

    AKP kentimize neler yaptı sorusunun yanıtını yetkililer seçim sürecinde abartarak yineleyip duruyorlar. Seçmen ne kadarına inanır bilemeyiz. Ancak depreme dayanıksız olan okulları yıkması ve yeni yerleşim yerine ihtiyaç olmasına rağmen okul yapmaması mutlaka kentlilerce göz önüne alınacaktır.

    DSİ ve dolayısıyla iktidarın kontrolünde olan nehir kıyılarında yapılan gereksiz çalışmaları biliyor seçmen. Söğütlük Kent Ormanı’na neden giremediğimizi de anladık gayrı. Güzelim doğal alanlar zamanın bakanı ve şimdinin İstanbul Belediye Başkan adayı Sayın Kurum tarafından açıklanan ‘üç nehir bir şehir’ projesine gömülen paralar, harcanan emekler, eskisinden daha kötü olan Meriç kıyıları, Söğütlük, Karaağaç…

    AKP’nin kentimizde yaptığı belki de en önemli yatırım Lalapaşa köylerinde arıcılığın ve hayvancılığın gelişmesine katkı sunmasıdır. Arıcılık için aromatik bitkilerin ekildiği bal ormanı yatırımı. Uygun yerlere ekilen lavanta türü otsu bitkiler bal üretimi için bulunmaz nimet. Ancak zamanında bakımı da yapılmalı ki bu güzel yatırım gelir getirsin.

    Öte yandan zemin hazırlanıp ekilen ceviz gibi ağaçlar bakımını yapıp kollanmak için köylülere verilmiş. Çok güzel. Bu işi sevip üstlenen yurttaşlar var elbet ve çoğunlukta Ama kendisine verilen “sermaye”ye bakmayıp kurutanlar da var. Bu tür kişilerden sorumluluk geri alınmalı.

    Bu yerel seçimde yukarıdan dayatılan tek adamlı otoriter yönetim modeli de oylanacak.Çağımıza, teknolojik ve bilimsel ilerlemeye uymayan bu zorlama toplumsal yapı yok olmaya mahkûmdur. Ayrıca; hep ve herkesçe yinelenen ‘birlikte yöneteceğiz’ vaadi. Bunu adayların vaadinden kurtarıp uygulamaya koyacak olan ise biz seçmenler, kentlilerdir.

    Devamını Oku