Kategori arşivi: Yazarlar

VAR DA VAR

İnsanlık tarihinde, insanlığın dosdoğru yol haritası olarak, yazarı Rabbimiz olan, son ve önceki kitaplar gibi, tahrif edilemez olan Kuran'ı Kerim verilmiş.

Hz. Peygamberimizle Hadisler verilmiş.
Birçok, hikmetli atalarla da, İLHAM yoluyla nurlu yolu gösteren eserler verilmiş.
Yaratan’ımız, yolumuzu şaşmadan bulmak için, Kuran vahyi ile, ve de ilhamlı filozoflarla kayıtlı eserler bahşetmiş bizlere!..
Ne müthiş, hepsi, insanoğlunun, KARAKTERİNİ, GENLERİNİ, POZİTİFTE GELİŞTİRMEK İÇİN VERİLMİŞ!..
Yani, dünya sınavında, KOPYALAR ÖNCEDEN VERİLMİŞ, OLARAK SINAVDAYIZ!..
Sınav da kalmanın hiçbir bahanesi yok!..
Kuran, Peygamberler, nebiler, veliler, hadisler, Sokrates, Heraklitos, Mevlana, Yunus Emre, Taptuk Emre, Atatürk, Şekspir, Gothe, Konfiçyus, Tolstoy, Viktor Hugo, Pikasso, Aynştayn ve de daha niceleri, Bu kutsal yolun ilhamlı çalışırları!..
Hepsi, insanların, insanca bakmasını öğrenip, aklı, mantığı, görmeyi, işitmeyi gerçek anlamda öğrenmeleri için!..
Bu muhteşem eserleri, Avrupa’da milyonlar okuyor!..
Yurt dışından milyonlar Mevlana’nın kitaplarını okuyor ve kabrini bile ziyarete geliyorlar!..
BİZİM NESİLLERE SORUN, BUNLARIN HİÇBİRİNİ OKUMUŞLAR MI, ACABA!..
Binde bir desem, torpil olur, milyonda bir mi acaba?.. Dünyanın muhteşem VAHİY’ Lİ VE DE İLHAMLI ESERLERİ bir ülkede okunmazsa, izlenmezse, o ülke her türlü felakete açık hale gelmez mi?..
Okul eğitimi, % 20,
Kaynak eserlere başvurup, öğrenerek, KAREKTERİNİ, GENLERİNİ, SEÇİMLERİNİ, DAVRANIŞLARINI KENDİ KENDİNE, COŞKUYLA GELİŞTİRMEK %-80.

Bir ülkede, çocuklarına kendi kendilerini eğiterek geliştirme eğitimini de veren, ebeveynlerden, öğretmenlerden, yoksunsa, YAZIK O NESİLLERE!..

Kuran’ı Kerim. Sure 5/ayet 62- 63:
Onlardan birçoğunu görürsün ki, günaha girmekte, düşmanlık etmekte ve haram yemekte bir birleriyle yarışırlar. Yapmakta oldukları ne kötü!
Uleması, fukahası, onları günah söylemekten, haram mal yemekten men etmeli idi. Onların yaptıkları ne çirkindir.

Amerika’nın Suriye’si Suriye’nin Amerika’sı

Dönemin Devlet Sekreteri ki buralarda bol bol dışişleri bakanı diye çevrilir, Hillary Clinton Suriye üzerinde doğrudan bir etkileri olmadığını ve ortaya çıkarılması gereken etkiyi bölgesel müttefikleri kanalıyla yürüttüklerini açıkladığında sene Şubat 2012 idi. Bu tarihten aylar önce de Mısır’da yapılan seçimlerde Muhammet Mursi ülkesinin yeni dönemde uluslararası ekonomi politiğin ilkelerine aykırı bir davranış sergilemeyeceğini açıklıyordu.

Bu iki gelişme birlikte okunamadı. Esad Suriye’sinin en önemli problemi de liberal ekonomi politik ilkeler bağlamında olmayışıydı. Bu amaç Esad’ın yaptığı katliamlar öne sürülerek “Amerikan özgürlükçülüğü” ile kurtarılacak bir Suriye imajı yaratılmak suretiyle örtüldü. Bir başka deyişle ABD, Suriye meselesinde ekonomi politik ilkelerin ve stratejik imkanların sağlanmasını Rusya Federasyonu’ndan uzaklaştırarak kendisine doğrudan olmasa bile müttefiklerine çevirme stratejisi izledi. Temel amaç Rusya Federasyonu için önemli bir startejik merkezin hem ekonomik hem de askeri olarak ortadan kaldırılmasıydı.

Günün sonunda Rusya Federasyonu’na dönük bu hedefin başarıldığı görülüyor zira eski Suriye devlet başkanı Rus generallerle otururken yeni Suriye devlet başkanı Amerikalı generallerle oturuyor. Hatta basketbol bile oynuyor.

Basına yansıyan meşhur sahnede Suriye Devlet Başkanı Şara, CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper liderliğindeki takımla basketbol oynuyordu. Maçın sonucu ne oldu bilinmez ama maç dışında ABD-Suriye ilişkisinin her geçen gün daha iyiye gittiğini söylemek mümkün. Zira Şara’nın iktidarda kalabilmesinin en önemli kriteri uluslararası meşruiyet ve bu meşruiyetin getirdiği yahut getireceği ekonomik imkan kapasitesi.

İşte bu meşruiyet arayışının yolunun geçtiği yer de Amerikalı üst düzey askeri yetkililerle oynanan basketbol oldu. Gelecek dönemde Suriye’de Şara’nın uluslararası meşruiyetini sağlama adına bölücü terör örgütünün Suriye uzantısına yönelik daha ılımlı adımlar attığını görürsek de şaşırmayalım. Zira ekonomik kapasitenin getirilmesi ile bu durum da başa baş gitmek zorunda kalacak. Neyse ben yazımı bitirdim gideyim de kendi yaptığım acı kahvemi kendim içeyim. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları.

UYARILAR BİZDE

Dünyada dönen olayları dosdoğru görmek ve negatiflere uşak olmamak için, açık uyarılar asırlardır, biz insanlığın gözünün önünde de, gören mi var?..
Tarihte ve de bugün dünyada neler olup gidiyor?..
Dosdoğrusunu öğrenmek çok kolay!..
Kuran’ı ondan, bundan öğrenmeye kalkarsan yakılabilirsin, kendin, kendi dilinle, Allah’a sığınıp oku!..
Belki herkes değil, ama anlayacak, anlayacaktır!..
Türkiye de Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra, 1947 yılında ki, iktidarın yaptığı hata işte Allah’ın bu uyarılarından habersiz oluşlarındandı!..
Tabi ki, hiçbir mazereti olamaz!..
Bir ulusun kaderini, “Çok güçlüler, bizi sevip yardım ederler” diye, ülkeyi ellerin oğullarına teslim ettiler!..
Hem de dünya üzerinde, milyonlarca insanı acımasızca öldürüp, sömürge ettikleri ortada iken…
MAZLUM ÜLKELERİ, katliamlarla, fitne ve fesatlıklarla, dilini, dinini, tarihini, tohumunu, tuzunu, ekmeğini, etini, sütünü boza boza, sömürgeleştirdikleri aşikâr iken…
Tek yar ve yardımcı Allah olduğu, açık kitapta yazıyor olmasına rağmen…
Sömürgecilerden rahmet beklendi!..

Ne oldu, Allah’ı bırakıp, köleci Tağut güçlerinin paçalarından medet umuldu ve bize de ateş dokundu, Allah’ın rahmetinden yoksun kaldık yüz yıldır; belimiz doğrulmuyor!..

Sure 11/ayet 113: Zulmedenlere gönülden meyletmeyin. Yoksa size ateş dokunur. Allah’tan başka da sizin hiçbir yarınız yoktur.

Sonra O’ndan da yardım görmezsiniz.

Yukarda ki nurlu ayet, daha kapsamlı bir yorumla:

“Ey iman edenler! Kim olursa olsun, zulüm ve haksızlık yapan kimselere asla güvenip, bel bağlamayın. Onlara, duygu ve düşünce planında kesinlikle meyletmeyin; yoksa cehennem ateşi size dokunur. Çünkü onlara ilgi duymak ve sevgi beslemek yaptıkları kötülükleri onaylamak anlamına gelir. “Unutmayın ki, sizin Allah’tan başka hiçbir yardımcınız ve koruyucunuz yoktur. Öyleyse kendinize başka bir dost aramayın! Aksi halde ilâhi yardım ve korunmadan yoksun kalırsınız. Yine unutmayın, hak edişe uygun yaşayan için, tek yardımcı ve koruyucu Allah’tır.”

Dünyada olup giden akıllara sığmayan vahşetlere bakıp, “Bu iş neye varacak diyor, bazı insanlar!..”
Biricik kitabımızda, o da yazıyor, hem de onlarca ayet de.
Birçok insanın “Allah’ım zalimleri kahret” diye dua edişleri duyuluyor tabi ki:
Bence zalimler topluluğunun üzerine geliyor gelmekte olan!..
Nasıl bir cezayla mağlup edileceklerini hep birlikte yakında göreceğiz.
AMA ZALİMLERLE BİRLİKTE BİR TARAF DAHA VAR!..

O zalimleri yakacak olan ateş, onların karşısında sessiz kalan ve yardım edenleri de yakacak. Kuran’da böyle bildirilmiş, ilâhi kanun böyle!..

Kuran’ı Kerim. Sure 2/Ayet 193:
Fitne tamamen yok edilinceye ve din yalnız Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçerlerse, zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur.
18/59: İşte şu ülkeler; zulmettikleri zaman onları helak ettik. Onları helak etmek için belli bir zaman tayin etmiştik.

SİZ HİÇ AÇ KALDINIZ MI?

Kepirtepe yatılı okuldu ve üç öğün yemek verilirdi. Kimilerinin ‘eski Türkiye’ dediği yıllarda devlet gelirleri azdı ama sosyal devlet ağırlığı vardı. Bugün kişi başı milli gelir; 2024 yılında 15.325 dolar seviyesinde iken 2025 yılı ikinci çeyrek itibarıyla 17.000 dolar seviyelerine yaklaşmış. Bu hesapla; 17.000 çarpı 42 (dolar karşılığı) lira olduğunda kişi başına 700.000 lirayı aşıyor. Kişi başı 700.000 ise iki kişilik ailenin 1.400.000, üç kişilik bir ailenin geliri 2.000.000 lirayı aşması gerekiyor. Hepimiz biliyoruz ki bunun hayalini bile göremez büyük çoğunluk.

‘Bir zamanlar biz toplu iğne üretemiyorduk. Şimdi toplu iğne değil, top yapıyoruz, tank yapıyoruz’ diyerek zenginleştiğimizi vurgulayan yetkililerin adında adalet olan partisinde adaletin a’sı var mı? Geçmişte iğne üretememekle suçlanan ‘eski Türkiye’nin bıraktıklarını 35 yıldır sata sata bitiremeyen iktidarlar neyin peşindedirler?

Gerçek gelirimiz yetkililerin söylemine azıcık yakın olsaydı okula aç giden öğrencimiz olmazdı. Çocuğuna harçlık ve yemek çantasına gerekli gıdaları koyamayan aileler olmazdı. Ülkemizin sorunu zenginleşme ve kaynak yokluğu değil, bölüşümdür. İktidarın adaleti olmadığı gibi adındaki ‘kalkınma’ dan da kendi yandaşlarını kalkındırma olmuş ve adil bölüşüm hiç olmamıştır. Bu gerçeklere gözünü kapayan seçmen, çocuğuna öğle yemeği harçlığı verememesine rağmen bu duruma nasıl düşürüldüğünü neden sorgulamaz?

Ülkemizde 20 milyonu aşkın öğrenci var. Zorunlu eğitim sürecinde çocukların her türlü ihtiyacının devlet tarafından karşılanması şarttır. Oysa bugün gördüğümüz tablo bunun tam tersidir. Siz hiç aç kaldınız mı? Öğle yemeği arasında okulun bir köşesine giden öğrencinin gözyaşlarını izlemenizi öneririm. O anda dünyaları veresin gelir ama onun derdi dünyalar değil karnını doyurmaktır.

Birçok öğrencimiz okula beslenme götüremediği için, özellikle kız çocukları devamsızlık yapmakta ve bazıları okulu terk etmektedirler. İktidar mensuplarının şatafatlarından vazgeçmeleri ile kaç çocuğun bir öğün yemeğinin sağlanacağını şöyle bir düşünelim. İktidar yetkilileri öğrencilere bir öğün yemek vermemeyi bütçe yetersizliğine bağlıyor. Bazı aymazlar ise doğrudan amacı söylüyor; ‘devletin görevinin öğrencilerin karnını doyurmak olmadığı’ saçmalığını söylüyor. Maalesef bu saçmalığı ideolojik olarak savunuyor ve uyguluyorlar. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krizin faturasının yoksullara kesildiği bu dönemde öğrencilerin beslenme sorununa böyle yaklaşmak bir politika değil, saf bir kötülüktür ve bilinçli bir siyasi tercihtir.

Geleceğimiz dediğimiz ama sağlıklı besleyemediğimiz bir çocuğun ruh sağlığı da genel sağlığı da risk altındadır. Çocuklarını besleyemeyen bir toplumun geleceği tehlike altındadır. Okul yemeği lütuf değildir. İktidar keyfine göre davranamaz. Bu nedenle de kamu eliyle, kamu kaynaklarıyla okul öncesinden yükseköğretime tüm öğrenciler için okul yemeği programları bir an önce hayata geçirilmelidir.

Çocuklarını bakamayan, kimsesizlerin kimsesi olamayan bir cumhuriyet olmaz. Söz vermesine rağmen okul yemeği vermeyen iktidar son kez, ekim ayında meclise gelen öneriyi de oy çokluğu ile kabul etmedi. İktidarın tercihi sağlıklı çocuklar değil, obez sermaye kesimidir.

Bunu anlayan yerel idareler ellerinden geldiğince bu işe katkı sunmaya çalışmaktadırlar. Buna da engel olunduğu durumların olduğu da bir gerçek. Muhalifleri esir almaya çalışan siyasi iktidar sınırlı sayıda öğrenciye ulaşabilen belediyeleri de sıkıştırarak korku salmaktadır.

Kentimizde de yoksullaşma sürekli artmaktadır. İktidarın belirli okul ve kişilere sağladığı öğrenci yemeği nedense gerçekten yoksul olan ailelerin çocuklarına verilmiyor. Belediye çok az bir sayıya bunu sağlayabiliyor. Umarım sürekli artan ve gerçek yoksullara ulaşabilen bir anlayışla bunu başarır.

Bu durumun en büyük sorumlusu da biz velilerdir dersek yalan olmaz. Çünkü sosyal devlete görevini anımsatmak biz velilerin, yurttaşların görevidir.

DARISI BİZE

Son asırlarda, medeni gelişmelerin, Avrupalı halkaların içinde daha çok yaşandığına şahit oluyoruz.
Çünkü Yarısı DOĞRU, yarısı sonradan YANLIŞ yazılmış kutsal kitap İncil’i ANLAMAK VE UYGULAMAK İÇİN OKUYORLAR!..
Evde, kafede, vapurda, otobüste, bir kitap nasıl okunursa, öyle okuyorlar!..
Bizimkiler de hala düşünüyorlar, HEPSİ DOĞRU TEK KİTAP, DUVARDA ASILI, “Aptes almadan okunur mu, acaba?” diye diye asırlar geçti, ya!..
Oralarda halkın birçoğu, doğa ve tabiat varlıklarını korumak için, maddi ve manevi güçlerini birleştirip, ÖRGÜTLENİYORLAR!..
Güçleri yettiğince, çeşitli kıtalarda soyu tükenmekte olan hayvan ve bitkileri kurtarmaya çabalıyorlar. Gorilleri, maymunları, aslanları vb.. bile gidip tedavi ediyorlar. Doğal yaşamın kurtuluşuna EĞİTİM olsun diye, HER YIL ONLARCA KİTAP YAZIYORLAR, DERGİLER, SANAT ETKİNLİKLERİ ÜRETİP HALKI BİLİNÇLENDİRİYORLAR.
Sayılarına gelince: Maddi ve manevi katkılar sağlayan milyonlarca üyeleri var!..
Tam da Rabbimizin, “Muhtaca yardıma, birleşerek koşun” emrine uyuyorlar, Allah onlardan razı olsun.
NEDEN, BİZDEN BÖYLE MİLYONLAR ÇIKMIYOR, ACABA?..

NE DİYEYİM, DARISI BİZİM BAŞIMIZA!..

Kuran’ı Kerim. Sure 3/ayet 3-4:
Ya Muhammet! Allah sana Kuran’ı, adlile kendisinden evvelki kitapları doğrulayıcı eder olduğu halde indirdi. Ve Kuran’ı indirmeden önce de insanlara hidayet olarak, Musa’ya Tevrat’ı, İsâ’ya İncil’i indirmişti. Hak ile batılı ayırt eden, diğer kitapları da indirdi. Onlar ki Allah’ın ayetlerine kâfir oldular. Şüphesiz onlara şiddetli bir azap vardır. Allah galiptir. Suçlunun hakkından gelen, mutlak güç sahibidir.

‘Mutlak buhran’  (3)

‘Mutlak Butlan’ davası, ıskartaya çıktı.

İradesi zedelendiği iddia edilen kurultay delegeleri, arka arkaya yapılan olağanüstü kurultaylarda yekvücut Özgür Özel’i tekrar seçerek mental açıdan sağlıklıyız mesajı verdiler.                                                      

Buna inandırıcı bakanların yanı sıra vaziyeti kurtardılar diyenler de var.

Neticede, ‘Mutlak Butlan’ davası, CHP’de kargaşa çıkarmak amaçlı bir iktidar hamlesi izlenimi bıraktı.

Ve fakat…

‘Mutlak buhran’ lök gibi ortada duruyor. CHP’deki yapısal sorunlar aşılmadan bu buhrandan çıkış yok. Çünkü kendini yeniden üretme kapasitesi yüksek bir sorunlar yumağı söz konusudur.

Gürsel Tekin, Berhan Şimşek ve benzerlerinin partiden ihraç edilmesi de gösteriyor ki genel merkezde sazı eline alan kendi türküsünü çığırmaktadır.

Gürsel Tekin iyot gibi açığa çıkmaktan duyduğu rahatsızlığı, Sabah gazetesi yazarı Tuğba Kalçık’a verdiği mülakatta bakın nasıl dillendirmiş…  

//Biz sadece hukuken üzerimize düşeni yaptık ve elimizi taşın altına soktuk. Ama buna rağmen sosyal medyada troller tarafından linç edildik. Hindistan’dan, Pakistan’dan troll orduları organize edilmiş. (…)CHP üyeliğimizi bir imza ile silemezsiniz. 40 yıllık emeğimiz, ideallerimiz var. Üstelik tüzüğe göre partiden ihraç edilmek için yolsuzluk, hırsızlık, yüz kızartıcı suç ya da vatana ihanet gibi gerekçeler gerekir. Ben bunların hiçbirini yapmadım. Ömrünü bu partiye adamış insanlar kapı önüne bırakılırken, yüzlerce CHP’linin tutuklanmasına neden olan itirafçılar partide tutuluyorsa ben bu duruma isyan ederim.//

AKP medyası için biçilmiş kaftan Gürsel Tekin gibiler, seslerini ancak böyle duyurabildikleri bahanesine sığınsalar da ihtiraslarında sınır tanımaz halleri yüzlerinden ve söylediklerinden okunuyor.

Bahsettiği 40 yıllık emeğin, “ömrümü partiye adadım” ajitasyonunun ciddiye alınacak, değer verilecek bir yanı yok tabii. Etinden/sütünden/tırnağından yararlanan, möhim şahsiyet rollerinde CHP’de yıllarca salınan Gürsel Tekin, muktedir dönemlerinin geride kalmasından rahatsız. Bir hiç olduğunun gözler önüne serilmesinden duyduğu sıkıntıyı dışa vuruyor aslında

Kılıçdaroğlu dönemi oligarklarından Tekin’in en çarpıcı laf salatası ise halen ideallerden bahsetmesidir. Gülünçtür zira 40 yıl boyunca CHP’deki varlığı sadece ve sadece benmerkezci tutum ve davranışlar temelindedir. Siyaset kavramının içini dolduracak hiçbir nitelikli çalışması yoktur.                               Konjonktüre yaslanan,  gösteri siyasetine abanan ve dolayısıyla çekim merkezi yaratmanın peşinde rüzgârda sürüklenen kuru bir yaprak gibi oradan oraya savrulmuştur.  Çarşafa taktığı CHP rozeti, kullanışlı eleman özelliği hafızalara kazınmıştır.

Gürsel Tekin yetiştirmesi Barış Yarkadaş da abisi gibi CHP’deki oligarşik yapının doğurduğu marazaları, akçeli işleri ifşa etmekte kendiyle yarışıyor. TGRT’de dillendirdiklerini neden daha önce duymadık diyenler yerden göğe kadar haklıdır. CHP’de belirleyici konumda iken sesin çıkmayacak, ıskartaya çıkarılınca çemkireceksin. Önce ortada bir siyasi ahlak sorunu olduğunu kafalarına sokmaları gerekiyor bu muhteremlerin. Nafile bir beklentidir tabii…

Ancak haklı bir yanları da yok değil. Partiden ihraç edilmeleri asla tasvip görmemeli.

Şimdi partiye hâkim İmamoğlu oligarşisinin ihraç işlemleri, “korkunun ecele faydası yok” deyişini anımsatıyor çünkü İmamoğlu düzeni taşıyıcı muktedirlerinin ihraçları da farklı değil. Onlar da parti içi iktidar için kurgulanmış kongrelerden geldiler, hâkimiyet sağladıktan sonra rakip gördüklerini tasfiye ediyorlar. Bu da CHP’deki, yıllardır dile getirdiğimiz, ‘yapısal sorun’ saptamamızı doğrulamıyor mu, değerli okur?

Hatırlatmakta fayda var: CHP’nin iktidar yolunda büyük bir engeldir yapısal sorunlar; demokratik/saydam/dürüst bir parti yönetim yoksunluğu…          

Hadi somut bir örnek, Barış Yarkadaş’ın Facebook sayfasından gelsin…

//CHP Aydın eski Milletvekili Prof. Dr. Metin Lütfü Baydar, CHP’nin emir ve talimatla karar alan sözde Yüksek Disiplin Kurulu’nun hukuksuz ihraç kararını Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden durdurdu. Hepimiz döneceğiz partimize… Bugüne kadar AK Parti’nin hukuksuzluklarına boyun eğmedik; sözde Yüksek Disiplin Kurulu’nun hukuksuzluklarına da boyun eğmeyeceğiz …//

Yarkadaş’ın hezeyan içinde fakat yapı bozukluğunu yansıtan sözleri yabana atılacak cinsten değil. Elbette Yarkadaş’ın da içinde yer aldığı Kılıçdaroğlu dönemi de farklı değildi; bu da Yarkadaş’ın yaman çelişkisidir.

 ‘Proje Kemal’i anmadan olmaz elbet, baş müsebbiplerdendir  zira…

2010’da genel başkanlık koltuğuna oturtulduğunda, CHP’nin yapısal sorunlarını çözeceğini vaat etmişti Kılıçdaroğlu. Ben de, “hadi hayırlısı” demiştim.

Ancak gereğini yapmadığı gibi, antidemokratik yönetim tarzına güzelce yaslanarak CHP’yi işine geldiği şekilde yönetti.

Daha Aralık 2012’de partisinin örgüt yapısını sağlıksız ve kötü bulduğunu ifade etmişti.                                 Yani, konuya vakıftı Kemal Bey.

Peki, yönetsel ve örgütsel sorunlara ilişkin kılını kıpırdatmayıp hangi bahaneye sığındı daha sonra?

 “Seçimlerden partideki yapısal sorunları çözmeye vakit bulamadık” diyerek.

Bu gerekçe Kemal Bey’in inandırıcılıktan uzak, partilileri ‘salak’ yerine koyan yaklaşımını yeterince ortaya sermiyor mu, değerli okur?

Kılıçdaroğlu’nun lagara lugara yaptığını fark etmem çok gecikmedi; 26.4.2014’te “CHP kimin partisi?” başlıklı yazım, özeleştiride bulunduğum tarihtir.

Şunları demişim: // Kılıçdaroğlu CHP’nin başına ‘getirilince’, ülke siyaseti adına umutlananlardan biri de bendim. Ancak, Kılıçdaroğlu’nun ilk dönem girişimlerini analiz ederken kendisine gereğinden fazla kredi açmış olduğumu şimdi daha iyi anlıyorum. Özellikle CHP’de siyaset yapan okurlarda yersiz bir umut yaratmışsam affımı dilerim.                                                                                                                                                     Elbette ihtiyatlı yaklaştım Kılıçdaroğlu’nun demokratik siyaset temelinde dile getirdiği, hatta vaat ettiği değişim/dönüşüm hamlelerine. Fakat ülke demokrasisi açısından heyecanlanmamak da elde değildi. Çünkü her ne kadar CHP’yi ilgilendiren demokratikleşme hamleleri söz konusu olsa da, dolaylı olarak ülkemizin siyasi kültürünü etkileyecek bir kapsamdaydı ‘Kılıçdaroğlu vaatleri’.//

Bu köşede Kemal Bey’i ifşa eden çokça yazıya tanıksınız. Eleştiri de aldım. Kılıçdaroğlu siyasi madrabazlıklarını ortaya döktüğüm için kızanlar şimdi İmamoğlu düzenine methiye düzüyor. Sosyal medya sayfalarında profil resimlerini İmamoğlu yapanlar hiç de az değil.

CHP’yi devraldığı bu bozuk düzene yaslanarak yıllarca yöneten Kılıçdaroğlu’nu göklere çıkaran partililerin, iyi bir süreç analizi yaparak yanıldıklarını kavramaları, İmamoğlu düzenine de- ‘iktidara yürüyoruz’ gazına kendilerini kaptırmadan- ihtiyatla yaklaşmaları, önceliği CHP’nin demokratik/saydam/dürüst yönetilmesine vermeleri, cendereden çıkış için fevkalâde gereklidir.

Peki,  bu mümkün mü?

Zor görünüyor çünkü siyaseti toplum yararına bir faaliyet değil, bireysel çıkarlar için yapanlar çoktur CHP’de ve kervanın yıllardır garipsenmeden yürümesinde itici güçtürler.

Belediyeler geçim kapısıdır. Partide kim yerel muktedir ise onun ayakçısı olarak hizmet vermekte kusur etmezler; üstüne üstlük “gerçek partili olmak budur” işte demekten de geri durmazlar.

Küçük büyük fark etmez hepsi aynı geminin miçolarıdır, menfaat siyaseti zincirini oluşturan bu kifayetsiz muhterisler, CHP’yi vasata mahkûm etmektedirler.

Söyle söyle ipe diz türünden ifadelerden, sebep-sonuç ilişkisinden yoksun, halkın zaten yaşadığı sorunları terennüm eden parti muktedirlerinden çok etkilenirler; “it ürür kervan yürür” değişine hayat veren işte  bunlardır.

Siyaset kavramının ne ifade ettiğiyle zaten hiç ilgilenmezler; sabun köpüğü halkla ilişkiler, sosyal medyada görünürlük, poz vermek yeterlidir partili olmak için. Mamafih bir koltuğa/ranta dayalı klik oluşumları siyasi faaliyetlerinin ‘göbeğini ‘oluşturur.

Hülasa, siyaseti bir geçim kapısı ya da güç elde etme köprüsü yapan, yoz siyasetin toplumda kanıksanmasına sebep bu suretlerin cirit attığı bataklığı kurutmaktır meselenin özü.

Bu da himayeci/yanaşmacı/kayırmacı siyaset tarzına set çekmekle, demokratik/saydam/dürüst bir yönetim anlayışını mümkün kılmakla olabilir ancak.

Sonraki bölümde, oligarşik genel merkez yönetim tarzının yerel aktörlere etkilerini ele alacağız.

Yazı tamamlanmak üzereyken 402 şüpheli, 76 pişmanlıktan yararlanan itirafçı kapsamlı 3900 sayfalık iddianame açıklandı. İmamoğlu’na 2352 yıla kadar hapis isteniyor. CHP’nin kapatılmasına dair bir talep de var.

Şimdilik şu kadarını belirtelim: ülke siyaseti açısından birçok sonuca gebe yeni bir süreçteyiz.

İYİMSERLİK OLMAK

İyimserlik nedir, bir çok sıkıntılı zamanlarda biraz olsun rahatlamak için yaşamı toz pembe görüp, boş verip, gelecek günler daha iyi olacak diye düşünmektir.
Sahi gelecek günler iyi olacak mı, hiç bir garantisi yok ama bunalıma girip daha kötü hallere düşmektense buda bir teselli halidir. Hoşgörü bir yerde centilmenlik halidir. Bu duruma şükredip ‘beterin de beteri vardır’ diyerek teselli bulmaktır. Hakikaten bugünün dünyasında çok üzücü olaylar olmaktadır. Gazze, Ukrayna olayları, bombalar altında ölen, sakat kalan, bir lokma yiyeceğe ihtiyaç duyan, bunu bulamayıp açlıktan ölen insanlar varken eğer sen bunların dışında isen buna şükretmelisin.
Delikanlı liseyi bitirmiş, üniversite sınavlarına girmiş ama kazanamamış, yahutta istediği fakülteye girememiş, ne yapacak elden fazla bir şey gelmez. Bu hallere bende düştüm, yapılacak olan her doğan güneş yeni bir gündür deyip teselli bulup tekrar üniversite sınavlarına hazırlanmak, yapacak fazla bir şey yok.
Başka bir konu, tarımla uğraşıyorsun, o yıl havalar aşırı sıcaklar yüzünden kurak gitti, elde ettiğin mahsul ettiğin masrafı kurtarmıyor, zarardasın. ‘Keşke ürünümü sigorta ettirseydim’ desen ne fayda, olan olmuştur, elden ne gelir, fazla bir şey yapamazsın. Yapacağın başka çareler aramak.
Örneğin başka mahsuller denemek, tarlanın bir kısmına meyve ağaçları dikmek, az az meyvecilikte yapmak, hatta az az çiçekçiliğe yönelmek. Trakya’nın bir köyü var lale soğanları yetiştiriyorlar, çeşitli alternatifler düşünmek, çare bir değil çok çareler var ama en uygununu bulmak. Bir yolda başkalarını izlemek, onlar neler yapıyor, en iyi çarede Edirne’ye bir tarım okulu kurmak. En iyisi de sonradan ağlamamak için iyi düşünmek.
Rahmetli Süleyman Demirel’in şöyle bir sözü vardır — Demokrasilerde çare tükenmez —
Öyle olaylar var ki; neticesi senin elinde değil. Örneğin tabiat şartları, ne yaparsan yap az biraz belki. Tabiata karşı koyamazsın, tabiat senden üstündür, seni her zaman mat eder, çaresiz kalırsın. Belki baraj, set yapmakla biraz olsun sel felaketini önlesen de deprem için fazla bir şey yapamazsın. Sağlam binalar yapsan da belki bir derece hasarı önlesen de deprem olacaksa olacak, bunu önleyemezsin. Ama ne zaman olacak bu şimdilik bilinmiyor, olacağı kabul edeceksin. Bu da yaşamın bir kuralı. En iyisi iyimser olmak.
Oğlunuz futbol delisi, fırsat buldukça oda oynuyor, futbol oynayıp da takım tutmamak olur mu? Tuttuğu takım gol yemiş yenilmiş, üzüntüden kahroluyor. Üzülecek ne var bunda? Futbolcuların çok kullandığı bir söz vardır — Top yuvarlaktır belli olmaz — Hakikaten öyledir, bu maçta kaybetmişsen başka maçta kazanabilirsin, üzülmeye değmez. Biraz olayı sineye çekip boş ver demelisin. Yani iyimser olmak.
Genç adam üniversiteyi bitirmiş, askerliğini de yapmış, geriye ne kalıyor arayıp iş bulmak. Köşe bucak iş ara, çalmadık kapı bırakma ama yaptığı tahsille ilgili bir iş bulamıyor, üzüntüden kahroluyor, sıkıntıdan patlayacak hale geliyor. Her doğan güneş yeni bir gündür deyip, teselli bulup tekrar tekrar iş aramak, yılmadan moralini bozmadan iyimser olup iş aramak. Bunlarda hayatın bir cilvesidir işte.
Hayat dediğin ne, üzüntü ve sevinç yani biraz kül, biraz duman, hayat dediğin işte bu. Dünyaya gelmişiz yaşamaya, ne kadar az üzülürsek o kadar sağlıklı oluruz. Duvarı nem yıkar, insanı gam yıkar. Üzüntüyü bırak, yaşamaya bak, yani hayatı biraz toz pembe görmek İYİMSER OLMAK…

OLMAK MI?..

İnsanın olgunlaşması, öyle sebze ve meyveler gibi değil, SONU YOK!..
“Sonsuz olgunlaşma hakkı” veya “Sonsuz, medeni gelişme hakkı” NE MÜTHİŞ BİR İLÂHİ LÜTUFTUR, DÜŞÜNÜR MÜYÜZ?..
İNSANİ OLGUNLAŞMANIN MAYASI, SEVGİDİR!..
SEVGİNİN OLDUĞU YER MEDENİDİR!..
Eğer yüreğinde varsa SEVGİ, SEVGİNİN ZAHMETİ OLUR MU HİÇ?..
Bakmak zahmetli demezsin kucaklarsın kedini, köpeğini, çocuklarını onların karşılıksız sevgi aşılamaları ile büyütür, yılanın, farenin, kuşun yaşam haklarına saygı duyarsın, “Onlarda benim gibi can sahibi, Yaratan’ımın benim gibi vazifeli kulları” dersin!..
Birileri, istedikleri kadar medeni araçları üretmeyi başarsınlar, eğer, başka ülke halklarını kendilerinden daha küçük, aciz görüp, onları fitne, fesat ile, eğitimlerini, sağlıklarını bozma, yalan, silah ve savaş ile zayıflatıp, köle edip sömürmek, sevgisizliğin, yani medeniyetsizliğin dibidir!..
Dünyanın en gelişmiş ülkeleri ile, geri kalmış ülkeleri arasında ki bu ilişki, dünyanın en önemli sorunudur!..
Dünya da ki, tüm kötülüklerin kaynağında, “Yaratan’dan ötürü, yaratılana SEVGİ DUYMAK, FAYDA ETMEK” yerine, MADDİ ÇIKARCILIĞA TAPINMAK yatar.
İleri ülkeler, maddi ÇIKARCI, geri ülkeler de, MADDİ ÇIKARCI OLMA GAYRETİNDELER maalesef. İşte işlerin karıştığı yer, tam burası. Yani, kan, gözyaşı ve savaşların temelinde, inanç zafiyeti, Yaratan’ını ve kendi insanlığını inkâr EDEN ŞEYTANIN UŞAKLARINA KANMAK veya MEYDANI ONLARA BIRAKMAK YATAR!.. MEYDANI ŞEYTANA BIRAKAN, ŞEYTANLA BİRLİKTE, MEYDAN DA YANAR! DÜNYADA, ÖRNEKLERİNE ŞAHİT OLDUĞUMUZ GİBİ!..

Kuran’ı Kerim. Sure 14/Ayet 34:
Muhtaç olduğunuz ve istediğiniz şeylerin hepsini size verdi. Eğer, “Allah’ın verdiği nimetleri sayalım” derseniz, saymaya gücünüz yetmez. Hakikaten insan, çok zalim, çok nankördür.
14/28: Görmüyor musun onları ki, Allah’ın verdiği nimetlere şükür yerine küfrü tercih ettiler. Ve kavimlerini helak yurduna soktular.

SAROS İMAR VE RANT

Edirne İl Genel Meclisi 2025 yılının Kasım ayı toplantısında İmar ve Bayındırlık Komisyonu tarafından bir rapor yayınlandı.

Rapora göre Saros’da Karaincirli, Vakıf, Büyükevren, Sultaniçe ve Gülçavuş köylerinde devam eden imar planlarının yavaş yürümesi nedeniyle bölgede yaşayan vatandaşların mağdur olduğundan söz ediliyor. Raporda ayrıca alt yapının geliştirilemediği, kanalizasyon ve atık sistemlerinin eksik kaldığından, vatandaşın mülkiyet ve inşaat izinlerinde sürekli engellerle karşılaşıldığı da belirtildi. Bu süreçte de taşkın sınırları ve hidrolojik etüt raporlarının onay beklemesi nedeniyle imar planı süreci fiilen durması nedeniyle DSİ suçlanıyordu.

30 yıldır Saros’da yaşayan bir sakin olarak bizim de söyleyeceklerimiz var sayın İl Genel Meclisi üyelerine ve imar rantını bekleyenlere.

İlk sözümüz DSİ için. Bence haklıdır Edirne DSİ yetkilileri. Birkaç yıl önce Gülçavuş/Sultaniçe arasından geçen derenin taşması nedeniyle Gülçavuş sahilinde bir çok yazlığı sular basmış, maddi zarar oluşmuş, Sultaniçe köyünde yaşayan bir vatandaşın ölümüne neden olmuştu o sel. Halen yeni villalar yapılıyor dere yatağına yakın yerlere, ne akla hizmetse.

İmar bekleyenlerin olduğu doğrudur. Kendilerine yazlık bir konut yapmak isteyen arsa sahibi vatandaşların olduğu gibi imar rantından beslenmeyi bekleyen büyük araziler kapatmış kişilerin olduğu da ortaya çıkacaktır yeni imar planları açıklandığında. Hele yaz sezonu boyunca durmak bilmeyen, inşaata devam eden ancak halkın protesto gösterileriyle engellediği müteahhitleri de hesaba katarsak. İmar planları çıkmadan bölge ısınmaya başladı bile, imar planları çıktıktan sonra bölgenin cehenneme döneceği gün gibi ortada.

Raporun sonlarında “yerel halkın katılımı ilkelerinin mutlaka gözetilmesi” deniyor. Orada yaşayan halkın bu imar planlarından şimdiye kadar haberi olmadığı gibi hiçbir kurum, kişi ya da yetkili bölgede yaşayan vatandaşların fikrini sormadı bu güne kadar.

Raporun bitiminde “Enez kıyıları yalnızca yapılaşma alanı değil, gelecek kuşaklara bırakılacak ortak bir doğal mirastır” deniyor. Katılıyorum da; İmara açarak mı doğal mirasa sahip çıkacağını düşünüyor acaba sayın İl Genel Meclisi üyeleri? Her yeri betona çevirerek, Ege ve Akdeniz’e benzeterek mi gelecek kuşaklara ortak doğal miras bırakılacak?

İmar ve beton sevicilik. Ülkemizin son 25 yıldır ne hale geldiğine bakalım betonlar yüzünden. Uzaklara değil, aşağılara uzanalım Ege ve Akdeniz’de adım atacak, nefes alacak yer kalmadı.

Artık gözü Saros’a mı dikti beton seviciler, imar rantı peşinde koşanlar?

Saros bakir bir bölge, küresel ısınma nedeniyle eskiden 3 ay ile sınırlı olan yaz sezonu uzamaya da başladı. Ege’de Akdeniz’de yer kalmadı nasılsa, Saros’u da oralara benzetelim diye düşünenler de bu imar planlarının çıkmasını bekliyor olmasın.

Alt yapının yapılamadığından söz ediyor rapor. Gülçavuş/Sultaniçe köylerinde vatandaşlardan para toplanarak Özel İdare’nin uzaktan kontrolü ile Enez Köylere Hizmet Birliği’ne yaptırılan maliyetin büyük çoğunluğunun Özel İdare tarafından karşılandığı, alt yapı çalışmaları yapılırken denetimin yapılmadığı ve başladığında büyük sorunlarla çalışmaya başlayan alt yapı çalışmaları yapıldı. Ben de sisteme girerek ödeme yapan vatandaşlardan birisiyim. Neymiş; alt yapı çalışmaları için ille de imar planları gerekmiyormuş, yeter ki niyet olsun. Bu arada yollarla ilgili de bir şeyler ekleyelim. Bölgede yaşayan vatandaşların ceplerinden yaptırdıkları ara yollar alt yapı çalışmaları döneminde pert oldu ve şu anda bölgeye yazlıklarına giden vatandaşlar çamurdan sokaklara giremiyorlar.

İmar gelmeden de oluyormuş demek ki alt yapı çalışmaları. Vatandaş bastırdı parayı alt yapı gelmiş oldu.

Geçtiğimiz yaz Büyükevren/Gülçavuş arasındaki ormanların büyük bir bölümü yandı kül oldu bir gece içinde.

Bu yanan ormanların akibeti hakkında da umarız devletimizin yetkilileri çıkıp bir açıklama yaparlar. Bölgede yaşayan vatandaşlar orman olarak kalmasını istiyorlar.

İmar planları hazırlanırken yanan ormanlar yanlışlıkla karışmasın araya, endişemiz o yönde de.

ATAMIZ UYARMIŞTI

Atamız ile izlenecek yolun mucize bilgisi, açıkça bizlere verilmişken, 1947. YILLARINDA, ülkeyi yönetenlerin çoğunluğu, tabi, halkın çoğunluğunun desteği ile…
(Bilsin, bilmesin, kandırılsın veya onaylasın fark etmez, HER BİREYİN UYANIK OLMASI ŞART!..)
Kutsal kitabımızın, “SAKIN TAĞUT’ UN GÜCÜNE TAPIP DA, ALLAH’I BIRAKIP ONUN PEŞİNE TAKILMAYIN!..”
UYARISINA, İKAZINA RAĞMEN, ALLAH’IN, TEK KORUYUCU, YAR VE YARDIMCI, TEK NESİP EDENİ BIRAKIP; BİLİMDE, ZENGİNLİKTE, EKONOMİDE, ASKERİ GÜÇ DE, SİLAH, İCAT GÜCÜNDE, EKONOMİ, PARA GÜCÜNDE ÇOK BÜYÜKLER DİYE, TAĞUT’ A YANİ “ALLAH’I BIRAKIP, DÜNYEVİ GÜÇLERE SAHİP ÜLKELERE TAPTILAR, ALLAH’I BIRAKIP, ONLARI KORUYUCU, YAR VE YARDIMCILARI GÖRDÜLER!..
HEM DE BU DEVLET GÜÇLERİNİN DÜNYADA, SÖMÜRGELERİNİN OLDUĞUNU GÖRE, GÖRE…..
NASIL DA MİLYONLARCA MASUMU ZALİMCE SÖMÜRMEK İÇİN, GÖZLERİNİ KIRPMADAN KATLETİKLERİNİ BİLE BİLE!..
Ne oldu sonra, tarih boyunca, Allah yerine, TAĞUT GÜÇLERİNE yalvaranların halleri ne oluyorsa, ÜÇ ASIRDAN BERİ onlar oldu ve de oluyor!..
Çünkü, TAĞUT’LARA KÖLE LAZIM!.. BİLEMEM AMA…
Köle olmayı kendine yedirene, Allah ne yapsın?..

Oysa atamız, “Ya hürriyet, ya da ölüm!..” demişti.

Kuran’ı Kerim. Sure/Ayet:
Kanunlara uyup, vergisini vereni, İslam dinine girmesi için, zorlamak ve onlara cebretmek yoktur. İman ile küfür, kesin olarak meydana çıkmıştır. Artık kim, Tağut gibi azgınlığa ve sapkınlığa sevk edenleri tanımayıp da Allah’a iman ederse, o muhakkak ki, kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa tutunmuştur. Allah hakkıyla işitici ve bilicidir. 9/26: Sonra Allah, Resulünün ve müminlerin üzerine rahmetini indirdi. Görmediğiniz ordular indirdi de, küfredenleri azaplandırdı. İşte bu, kâfirlerin cezasıdır!