DOLAR 44,9326 0.09%
EURO 52,7593 -0.11%
ALTIN 6.865,880,82
BIST 14.375,40-0,76%
BITCOIN 34802252,26%
Edirne

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

322 okunma

ANA BEN GELDİM

ABONE OL
30 Temmuz 2025 11:48
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni-2.jpg

Kofçaz’ın kışları sert ve uzundur. Aniden gelen bahar Kırklareli’nin bu küçük ilçesinin
yaşayanlarını hareketlendirmeye yeter.
Er Osman Arık son günlerini yaşadığını bilmemektedir Kofçaz’da. Tam dört yıl olmuştur
baba ocağı Bigadiç’ten ayrılalı.
Artık rüyalarında bile görememektedir memleketini, anasını babasını.
İkinci Dünya Savaşı’nın açlıkla süren imtihanı daha yeni bitmektedir. Artık her öğün yemekte önlerine ekmek konmakta, açlıktan ölmek korkusu sona ermiş gibidir.
Dört yıl önce yine bir bahar günü çıkmıştır Bigadiç’ten yola akranı arkadaşlarıyla birlikte. Üç gün süren yolculuk sonunda geldiği Kofçaz’da askeri birliğinde kalın asker giysileri ve postalları onu ısıtmaya yetmişti.
Ahır da atların bakımıydı görevi. Tımarı, beslenmesi, sulanması hep Osman’ın işiydi. O dönemde motorlu araçlarla tanışmayan Kofçaz’da atlar ulaşım ve taşıma görevi yapıyorlardı. Sınırda sürekli atlarla gezdikleri gibi yakınlarındaki Aşağı Kanarya ve Yukarı Kanarya köylerine de düzenli olarak devriye görevleri vardı.
Sınırda nöbetleri günlerinin önemli bir bölümünü alıyordu. Çoğu Türkçe bilen Bulgar askerleriyle sınırda sohbet etmelerine engel değildi Alman’ların Avrupa’yı ezip geçen panzerleri.
Tok ve sırtları pek Bulgar askerlerine göre açlık çeken Osman ve arkadaşları için sıkıntılı geçiyordu aylar, yıllar. Açtılar, aç. Hele son iki yılda bütün ülkede süren gıda kıtlığı nedeniyle ayrık otu baş gıdaları olmuş, ahırda atların dışkılarından çıkan arpaları temizleyip, yıkadıktan sonra kavurarak gizli gizli yediği bile oluyordu Osman ve arkadaşlarının.
Gecenin bir vaktinden nöbet dönüşünde bacasından dumanlar tüten bir evin kapısını çalar Osman Arık. Evinde asker kocasını bekleyen kadın ve iki küçük çocuğuyla yaşayan kadın korkuyla açar kapıyı.
“Açım, ne olur bir dilim ekmek” der Osman. “Sadece mısır sümeği var, o da bayat” der kadın.
Mısır koçanının öğütülmesi sonunda arpayla karıştırılmasından sonra ekmek haline getirilmiş halidir mısır sümeği. Osman’ın dişleri kesmez mısır sümeğini, tahta gibi serttir.
“Bekle yeni pişireyim” der kadın. Biraz sonra dumanı üstünde tüten küçük bir mısır sümeğini uzatır Osman’a. Sıcaklamasına birkaç yudumda yutuverir Osman mısır sümeğini.
Aylar, mevsimler, yıllar ardı ardına geçer. Dört yılı doldurduğunda Osman Arık için tezkere zamanıdır. “Evinize gidiyorsunuz” dediklerinde inanamaz. Artık evi memleketini unutmuş gibidir Osman ve arkadaşları. Üstlerindeki kıyafetlerle gönderilirler tezkereye memleketlerine.
Günler sonra Osman Arık akşam saatlerinde evinin önüne geldiğinde anası ahırda son sağdığı ineğin altından aldığı güğümle mutfağa doğru gitmektedir. Adının seslenmesiyle döndüğünde muhtarla birlikte yırtık elbiseleri içinde birisinin avlu kapısına doğru yaklaştığını görür.
“Oğlun geldi askerden oğlun” diye bağırarak seslenir muhtar.
Sessizliğe bürünür yaşlı kadın; “Benim oğlum askerde öldü” der döner arkasına. Osman Arık koşar sarılır anasına “Ana geldim ben” der.

Kadın bir daha bakar, gözlerinden ve kokusundan tanır oğlunu, sarılırlar birbirlerine.

Not; Üstte yaşanılan Osman Arık’ın hikayesini oğlu Mehmet Arık anlattı bana. Bu yılın Haziran ayında gezimizde Bigadiç ilçesinde bir parkta tanıştığımız Mehmet Arık amca bu hikayeyi anlatırken aynı zamanda ilçenin içindeki geçmişi yüzyıla
dayanan suları 40 km uzaktan gelen çeşmenin suyundan da ikram etti. Ben de söz verdim bu hikayeyi kaleme alacağıma ve yayınlandıktan sonra kendisine göndereceğime.
Sağlıcakla kalasın Mehmet Arık amca. Nurlarda uyuyasın
Osman dedemiz de….

    En az 10 karakter gerekli
    Özhanlar Mobilya