DOLAR 33,1952 -0.11%
EURO 36,0226 -0.6%
ALTIN 2.548,96-1,98
BIST 11.156,200,15%
BITCOIN 2192190-1,32%
Edirne
37°

PARÇALI BULUTLU

02:00

YATSI'YA KALAN SÜRE

İsmail DEMİRAY

İsmail DEMİRAY

16 Temmuz 2024 Salı

    YEVMİYESİ BEŞYÜZ

    YEVMİYESİ BEŞYÜZ
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    İnatla çıkmayan inşaat atıklarını önce jiletle kazıyıp, bulaşık teliyle de ovaladığı halde istediği gibi olmayınca tırnaklarıyla temizledi son kalanları Resmiye.

    Günün sonu gelmek üzereydi. İki arkadaştılar yine Edirne’nin bu ücra yerinde bilmem kaç milyonluk villalardan birisinin daha temizlik işini bitirmeye çalışıyorlardı.

    Sabah erken başlamışlar, temizlik işi şirketinin patronu onları temizleyecekleri kaba inşaatı daha yeni bitmiş eve bırakmıştı.  Başlarında evin sahibesi, öğlene kadar üst kat bitmiş, öğlen arasında gelen tavuk dönerlerini yedikten sonra alt kata inerek oranın da temizliğini bitirmek için hamarat komşusuyla ter içinde uğraşıyorlardı. Çok da titizdi ev sahibesi hanım. Yapılan bütün işi kontrol ediyordu inceden inceye.

    Resmiye laf arasında ev sahibinden temizlik işinin patron tarafından üç bin liraya alındığını da öğrenmişti.

    “Üç bin lira” diye tekrarladı son kalan kum tanelerini kazırken. “Bize beşer yüz lira, patrona iki bin lira. Sabah getirdi, akşam götürecek ona iki bin, bize beşer yüz lira…Bazen isyan edesi geliyordu da sesini çıkaramıyordu ki patrona. Onun için hava hoş, Resmiye olmasa gelsin Ayşe, Fatma. Nasılsa iş arayan çok, yokluk, fakirlik diz boyu her yerde. “Koca dersen evde işsiz beni bekler, akşam gelmemi.”

    Ne çabuk geçmişti yıllar. 16 yaşında evlenmiş, 17 yaşında büyük kızı, 18’inde tek çocuğu, 20’sine geldiğinde küçük kızı olmuştu. Kocacığının işleri iyiydi o zamanlar. Kapıkule’de hamallık yaparak güzel para kazanıyor, kimseye muhtaç olmadan haneyi çekip çeviriyorlardı.

    Uzun sürmemişti bu güzel günler, devran sona ermiş, işsiz kalan kocası sinir küpü haline gelmiş, evde kendisine ve çocuklara zarar verir hale gelmişti.

    22 yaşındaydı ilk bulaşık işine gittiğinde.  Yaz mevsimi boyunca Meriç nehri kenarında zengin düğünleri eksik olmuyor, mekanlara günlük olarak ekstra adı altında garsonlar, komiler, bulaşıkçılar gerekiyordu. Komşusu sayesinde başlamıştı bu işe. Hiç olmazsa gece bitip de eve gittiğinde ertesi günü kurtaracak yevmiye cebinde oluyordu. Ama bugün arifeydi ve yevmiyenin yarısı torunlar içindi. Sabah bayram için gelecek olan 5 torununa ellişer lira kalanıyla da bayram şekeri ve evin harçlığı işte.

    Bulaşıkçılığa uzun yıllar daha devam etti. Kocası da bulduğu işlerde bazen günlük, bazen haftalık olarak çalıştı eve destek olmaya çalıştı. Kızanlar büyüdü bu arada, kızları da erken yaşta kocaya kaçarak evlendi, tek çocukları da daha askere gitmeden komşunun kızını kaçırarak evlendi. Geçim derdi yetmezmiş gibi bir de evlilik dertleriyle uğraştılar çocuklarının, arkasından sırasıyla gelen beş tane de torun.

    Her şeye yetişmeye çalıştılar, hiçbir şeye yetişemediler, ancak karınlarını doyuracak kadar kazanabildiler. Yaşlandıkça bulaşık işi de bulamaz olduktan sonra başlamıştı bu temizlik işlerine. Kocasını da bir gün getirmiş ona yardım etmesi için ama daha öğle olmadan bırakıp gitmişti işi.

    Villanın önündeki beyaz mermerleri de yıkadıklarında temizlik sona ermişti artık. Başını kaldırdığında yolun karşısına onları almak için gelen patronlarını gördü. “Naabalım buna da şükür, hiç olmazsa akşama eve yine yevmiye cebimizde gideceğiz, yarına Allah kerim” diye söylenerek temizlik malzemelerini toplamaya başladı Resmiye.

    Devamını Oku

    BİZİM MAHALLE

    BİZİM MAHALLE
    1

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Ezelden Kıyık’lıyım. Yıllar önce Kıyık’tan ayrılsam da 40 yıl yaşadığım, çocukluğumun, gençlik yıllarımın Kıyık’ını unutmam mümkün değil.

    1969’da 5 yaşımda taşındığım Kıyık’ta annem ve kardeşim halen birlikteler. Her ne kadar Kıyık’ta yaşamıyor da olsam gönlümün bir köşesinde Kıyık hep var olmaya devam ediyor.

    1971 yılında Edirne’nin “Taş Mektep”i, “Kırmızı Mektep”i; Fevzi Paşa İlkokulu’nda çoğunluğu Roman arkadaşlarımla paylaşmıştım sınıfımızın sıralarını. Halen dostluğumuz, arkadaşlığımız devam eder, arada gider çay içer, sohbetler ederiz arkadaşlarımla.

    Çocukluğumuzda az mı uçurtma uçurduk? Cimdaki oynadık, sapan kavgaları yaptık Ayşekadın’lılarla Yahudi Mezarlığı’nda. Ya o Yangöz Çeşmesi, artık olmayan, ortadan kaldırılan. Konuşsa anılarını anlatsa bize.

    Baktık büyümüşük, evlendik, çoluk, çocuk derken barklandık, hobiler geldi ardından.

    Bir akşamüzeri iş çıkışında Kıyık’ta İbraamın birahanesine uğradım, bir gece öncesinden kalan borcumu ödemek için. İçerde bir masada tek kişi, masasında bir bardak bira, bir fotoğraf makinası, arada dışarı çıkıp bakıyor, sonra yine içeri giriyor. Her beş dakikada bir yapıyor bunu. Ben de bir merak sormayın.

    İbo’ya iki bira işareti yaptım, çöktüm masaya. Arkadaş Edirne Belediyesi’nin fotoğrafçısıymış. Kıyık semtinin mevcut, yıkılmamış, yol açılmamış halinin fotolarını çekerek bellek oluşturma yolundaymış, tarihe not düşmek anlamında. Güneşin biraz daha batışını bekliyormuş ki fotolar güzel çıksın diye. (Sahi nerede şimdi o fotolar acaba?)

    O gün ondan fotoğrafçılık konusunda bayağı bilgiler aldım, içimde ilk fotoğraf ilgisi o gün oluştu. Sonra yolum EFOD’la kesişti.(Edirne Fotoğraf Sanatı Derneği) Mekan Kaleiçi’nde yanan mantıcının iş yeri.

    90’lı yıllarda gönül verdiğim kurslarına katıldığım hocalarım Behiç Günalan ve Enver Şengül’ün emekleri çoktur üzerimde. Fotoğrafı ve fotoğrafçılığı sevmem de çok etken oldular.

    Fotoğraf kursunun son günlerinde kursiyerler gönüllü olarak bir konu veya bir bölge seçtiler kendileri için. Seçimi hocalarımız kursiyerlere bıraktılar, üretkenliklerini engellemesinler, sanatçı özelliklerini öne çıkarsınlar diye sanırım.

    Ben kararsızdım bir türlü karar veremiyordum. Kursta da yaman kursiyerler var sonradan Edirne Fotoğraf sanatında söz sahibi olacak olanlar, özellikle de Canon’cularla Nikon’cuların büyük rekabet içinde oldukları bir yer EFOD. Rekabet üst seviyede, kursiyerlerin hepsi geleceğin büyük fotoğrafçıları olma hayalleri içinde oysa benim elimde Rus malı 50 dolarlık Zenit fotoğraf makinesi.

    Behiç hocam çelebi insan ne de olsa. Beni o yönlendiriyor. “İsmail sen Kıyık’lısın. Gir şu Kemikçiler Mahallesi’ne çek çekebildiğin kadar, oraya herkes giremez, senin dünyan oraları” diyerek yüreklendiriyor beni. Ve ekliyor da; “Siyah/beyaz filmle çalış, kalıcı olsun”

    Geçtiğimiz gün eski fotoları karıştırırken karşıma çıktı bu siyah/beyaz foto. Fotoğrafın öyküsüne gelirsek o günümün tamamını sabah erken saatlerde başlayarak mahallede geçirdim öğlen güneş yükselene kadar. Mahallede kadınları, çalışanları başta olmak üzere en son da oynayan çocukları bir araya toplayarak görüntüledim. Sonuç harikaydı, çok net güzel kareler çıkmıştı çalışmamdan. Arşivime kaldırdım.

    Yazıdaki fotoyu görünce önce Behiç hocamı, Kıyık semtimi andım, anılarımda yer açarak. Biraz daha karıştırsam birçok eski foto daha çıkacak karşıma biliyorum, onlar da artık başka yazı konularına kalsın diyelim.

    Ne de olsa bizim mahalle.

    Devamını Oku

    BEDEL*

    BEDEL*
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Saraçlar Caddesi’ni boydan boya geçerken önünden geçtiği bütün dükkanların ustalarına isimleriyle hitap ederek, selamlayarak geldi köşedeki saraç dükkanına genç usta.

    “Kayışbudak Hüsnü” olarak anılıyordu daha şimdiden. Ustası Kara İsmail iki ay önce aniden ölünce kalfalığını yaptığı dükkanı ona kalmış, 16 yaşında işinin başına usta olarak geçmişti.

    On yıl önce daha 6 yaşındaydı saraçlık mesleğine çırak olarak başladığında. Kara İsmail ustanın yanında başta eğer takımı ve başlık yapımının bütün inceliklerini öğrendi. En zorlandığı dikişsiz kayış yapmak hünerini bile kapmıştı ustasından onu izleyerek.

    Son yıllarda ustasından öğrendiklerine yenilerini de katacak genç binicilerin büyük önem verdiği alafranga kaltak ve at eğerleri konusunda da hüner gösterdiği için işleri başından aşmaya başlamıştı. Prensipliydi, müşterisi kim ne kadar zengin olursa olsun ayrım yapmıyor, yapamayacağı hiçbir iş için söz vermiyor, söz verdiği işleri de zamanında kusursuz yerine getiriyordu Kayışbudak.

    Saraçlar Caddesi’nde bugün karar günüydü. Bütün Saraçlar esnafını yakından ilgilendiren bir karar alacaktı Saraçlar loncası. Başta kahya Hacı Mehmet Efendi, Yiğitbaşı Sırmakeş Recep efendi ve tezgahı olan 44 saraç ustası bu kararda söz sahibi olacaktı.

    Bir süre önce Edirne Musevi cemaati loncalarına müracaat ederek şu teklifi yapmıştı;

    “Esnafın sandığına 200 Osmanlı altını verilecek, buna mukabil Alyans İsrailit mektebinden seçilecek iki Musevi çocuğunu çırak olarak iki sene müddetle saraçlığa kabul edilecektir. İki sene gerek esnaf ve gerek ustaları bu çocuklara hiçbir suretle maddi yardımda bulunmayacaklardır. Bu çocuklar yalnız ustalarının yanında çıraklık öğreneceklerdir.”

    Bu teklife cevap pek gecikmedi. Kahya Mehmet Efendi önce eski ustalardan başlayarak bütün esnafı dolaştı, teklifi iletti, düşüncelerini aldı meslektaşlarından.

    Tamamı bu teklife “hayır” oyu verince kabul görmedi bu teklif.

    Sebebi de şuydu;

    O tarihe kadar Edirne’de saraçlık sanatı yalnız Türk Müslümanlardaydı. Gayri Müslim olarak o tarihe kadar bu esnaf hiç çırak almamış ve birliğini bu surette muhafaza etmişti. Yazılmış bir talimatları olmadığı halde gelenekleriyle bir cemiyet halinde mevcudiyetlerini bu sayede muhafaza etmişlerdir.

    Osmanlı zamanında alınan bu karardan sonraki yıllarda Cumhuriyet dönemi Edirne’sinde de mesleğini yıllarca sürdürecektir Hüsnü Kayışbudak.

    *Kaynak; Rakım Ertür/Eski Esnaf Loncaları. Edirne İl Halk Kütüphanesi Edirne Yerel Basını arşivinden.

    Devamını Oku

    YAZ ZAMANI

    YAZ ZAMANI
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Çalışma döneminde bacanakla birlikte kooperatif sayesinde ortak bir yazlığımız iyi ki de olmuş. Yıllarca süren ödeme sıkıntılarının keyfini emeklilik döneminde çıkarmaya çalışıyoruz çoluk, çocuk, torun torba birlikte.

    Bu yıl dükkan açma, çocuklar, torun, gelen bayram derken yazı yarıladık Edirne’de, özledik Saroz’daki mini yazlığımızı.

    Üç saatlik heyecanlı bir yolculuktan sonra yorucu bir ev temizliği bile gözümüzü korkutmadı. Öğlene yakın vardığımız yazlığımızda akşam saatlerinde açık kapı pencerelerden içeri dolan serin hava yeni temizlenmiş evin balkonuna neşe katmaya yetmişti.

    Güneş batmadan önce  denizle buluşma geleneğini sürdürdüm daha ilk günde. Bisikletimle indiğim sahilde serin sularda ayaklarımda paletlerin yardımıyla dakikalarca yorgunluk attım.

    Dönüşte balkonda yediğimiz akşam yemeğine soğuk bir biranın ardından dolapta unutulmuş yarım şişe rakımız eşlik etti. Havanın kararmasıyla çırçır böceklerinin sesleri, komşumuzun çatısındaki kukumav kuşunun dikkatli gözleri bize doğanın içine geldiğimizi hissettirdi.

    Sabah daha gün ağarırken uyanmanın keyfi de bir başka. Yine bisikletle sahile inip kumların üzerinde dalgaların şıpırtısını dinlemenin dinginliği. Yollardaki tozun, dumanın hesabında değilim artık, sevdiğim yerdeyim nasılsa. Alt yapıda görece sorunlar devam etse de verilen sözler var devlet tarafından, zaman içinde halledilecektir diye umutluyuz.

    Gülçavuş’ta yaz zamanı

    Ardından pedalla komşu Gülçavuş ve Sultaniçe köylerine yapılan sabah ziyareti, komşulara “merhabayın, nasılsınız” selamlarımıza; “hooo oj geldin, bu sene neden geç geldin?” sorularına verdiğimiz gülümseten cevaplar, içilen çaylar, edilen sohbetler.

    Buğdaya verilen fiyatlar canlarını yakmış köylü dostlarımızın. En çok bu konu üzerinde laflıyoruz çaylarımızı içerken.

    Kahveden kalkarken yanımda getirdiğim bidonumla taze sütümü, arkadaki komşudan da günlük yumurtaları alarak dönüşe geçiyorum sahile doğru. Kahvaltı keyfi öğlene kadar sürer artık.

    Geç kalsak da biz Saros’a yaz çoktan gelmiş, keyfini çıkarma zamanı.

    Devamını Oku

    25 KASIM VE EDİRNE HALKI

    25 KASIM VE EDİRNE HALKI
    1

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    25 Kasım Stadı yıkılmak için gün sayıyor.

    Edirne Kent Konseyi geçtiğimiz hafta 25 Kasım Stadı önünde yaptığı basın açıklamasında yıkılacak olan stadın geleceği için verdiği mesajlarda Edirne halkının beklentilerini tercüman oldu.

    Edirne Kent Konseyi Başkanı Özer Demir, bölgede yapılacak düzenlemeye kentlilerin de dahil edilmesi gerektiğinin altını çizerek;

    “Bu alan çok amaçlı yeşil alan/kent parkı olmalı, Edirne halkının nefes aldığı, konserlerin, mitinglerin, festivallerin yapılacağı şekilde düzenlenmelidir. Nasıl ki Selimiye’nin çevresi tarih kenti Edirne’ye yakışır şekilde düzenlendiyse, bu alan için de kentlinin isteklerine ve kentin dokusuna uygun bir proje için yarışma düzenlenmelidir” dedi.

    Üstteki EKK’nın açıklamasına kimsenin itiraz etmeyeceği ve Edirne’de yaşayanların tamamının onay vereceğini düşünüyorum.

    Endişelerimiz de yok değil 25 Kasım Stadı’nın geleceği için. Edirne Valisi’nin de Edirne’nin en üst kamu yöneticisi olarak vermiş olduğu “25 Kasım Stadı yeşil alan olacaktır” mesajının yerinde olmasını diliyoruz.

    Edirnelileri endişelenmeye iten en önemli nedenlerden birisi Söğütlüğün geleceğinin Edirnelilerin düşünceleri alınmadan ‘ben yaptım oldu’ mantığıyla Millet Bahçesi olarak düzenlenmek için Edirne halkının kullanımına kapatılmasıdır.

    Söğütlük kullanıma kapandıktan sonra gelen tepkilerin hiç biri dikkate alınmadı ve yüz milyonlarca lira Söğütlüğün içine gömüldü. Kim verdi bu Millet Bahçesi kararını, amaç neydi, perde arkasında dönen pazarlıklar nelerdi, halen belirsizliğini koruyor Edirne halkının gözünde.

    Şimdi 25 Kasım Stadı için de Edirne halkının kent içinde en fazla ihtiyacı olan yeşil alan olacak sözleri Edirnelileri umutlandırdığı gibi Söğütlük örneği endişelendiriyor da.

    Gelişmeleri yakından izleyecektir 25 Kasım Stadı’nın yıkılmasından sonra Edirne halkı ve Edirne’yi sevenler, gönül verenler.

    Başka Edirne yok biline.

    Devamını Oku