DOLAR 32,5332 0.24%
EURO 34,6825 0.38%
ALTIN 2.495,530,38
BIST 9.659,241,16%
BITCOIN 20492400,46%
Edirne
25°

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

İsmail DEMİRAY

İsmail DEMİRAY

16 Nisan 2024 Salı

    MİSKİN’İN TORUNLARI

    MİSKİN’İN TORUNLARI
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Miskin sokağımızın kedisiydi.

    Komşumuzun kızı onu besleyerek alıştırmış o da apartmanımızı kendi evi gibi benimsemiş ve iki yıl boyunca ortadan kaybolana kadar bahçemizde yaşamıştı.

    Miskin’in ilk doğumu komşu sitemizin bahçesinde olmasına karşın yavrularını ne yazık ki büyütemeden kaybetmişti. Yağmurlu bir günde o yavruların miyavlamasını unutamam.

    Miskin ikinci doğumunda ne yaptı etti yavrularını apartmanımızın bodrum katında gerçekleştirdi. O doğumda dört tane sağlıklı yavruyu biraz da biz hayvan severlerin desteğiyle büyütmeyi başardı. Ama apartmanımız da ortalık da karıştı. Kedileri sevenler, ilgi gösterip beslemeye çalışanlarla apartmanda hayvan istemeyenler arasında gerginlik başladı böylelikle. Dayanakları “sevenler evlerinde baksınlar!”

    O yavrulardan ikisi sitemizde kaldılar. Açık renk olanı (Beyaz) A blokunda, Miskin’e çok benzeyeni (Pişkin) benim de yaşadığım B blokta kaldı, ayrılmadılar bir daha. Anne Miskin bir süre sonra nedense ortadan kayboldu ve bir daha hiç gözükmedi.

    Beyaz karşı sitede açık bulduğu bir kapıdan girerek komşularımızdan birisinin evine doğum yapınca ilk önce A blok karıştı. Yine hedefte hayvan severler.

    Bu arada bizim Pişkin de gebe doğurmaya yer aradığı günler. Bisikletlerimin olduğu yerden defalarca çıkardım. Oraya nasıl girdiğini bir türlü öğrenemedim. Apartmanın her katında gezinmeye başladı bu sefer Pişkin. Komşular isyanlarda, bu kediyi kim alıyor içeriye? Kameralar tekrar çalışır duruma getirildi, yerleri ona göre ayarlandı ama nafile bir türlü çözemiyoruz Pişkin’in apartmanımıza nasıl girdiğini.

    Bir gün köşeye oturdum izliyorum. Pişkin dışarılarda ama gözü merdivenlerde kapının açılmasını bekler gibi halleri var. Girenler çıkanlar apartmanımızın sakinleri dikkatli bir şekilde Pişkin’in içeri sızmasına izin vermeden kapıyı açıp kapıyorlar. Derken kargocu geldi. Kargocunun elinde paket zile bastı kapı açılırken bizim Pişkin sanki bu anı kolluyormuş gibi sakince hiç acele etmeden süzülüverdi içeri doğru. Arkasından ben de ama Pişkin ortalarda yok. Oraya baktım, yukarılara çıktım, yok yok Pişkin, sanki uçtu.

    (İki gün sonra)

    Emeklilik halleri erken kalkarım çok zaman. O sabah yine erkenciyim, dışarı çıkarken Pişkin de benimle birlikte dışarı süzülüverdi. Ama gebelik hallerinden eser kalmamış. “Eyvah Pişkin yaptın yapacağını yine” diye düşündüm.

    Tahminim doğru çıkmış, Pişkin merdiven altına bir televizyon kutusu içine üç tane yavru doğurmuş. Birkaç gün sonra komşular uyandılar işe, yine aynı tartışmalar. Yönetici arkadaş beni aradı, görüştük sorunu çözeceğimi ama bana süre vermesini istedim. Zira yeni doğmuş yavruları sokağa atılmasına gönlümüz razı olamazdı. Bekledik sürecin tamamlanmasını.

    Yavrular 7 haftalık olunca Pişkin dışarıda içeriye girmek için fırsat ararken aşağıdan içinde üç sağlıklı yavrunun olduğu televizyon kutusunu alarak dışarı çıkardım. Pişkinle birlikte apartmanımızın yan tarafında emniyetli bir yere götürdüm. O akşam onlara bir kap içinde biraz süt ve kedi maması verdim.

    Sabah kalktığımda kutuyu boş buldum. Pişkin yavrularını uzağa götürmemiştir diye düşündüm ve bir gün sonra apartmanımızın su oluklarının içine girip çıktıklarını görünce sevindim. Üç yıl önce Pişkin ve kardeşlerini anneleri de bir süre bu su oluklarında saklamış ve büyütmeye çalışmıştı.

    Dün yağan yağmurda oluklardan çıkan yavrular annelerinin yanında güven içinde geceyi geçirdiler dışarıda. Erkek kediler her ne kadar etraflarında cirit atsalar da Pişkin onlara patileriyle gereken sert mesajları veriyor. Şimdilik Pişkin yavrularını büyütmeye çalışıyor.

    Apartmanımızda genel kurulda görüşülecek bir konu daha şimdiden çıkmış durumda.

    Devamını Oku

    BU HAFTA NE YAZDIN?

    BU HAFTA NE YAZDIN?
    1

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Ocak ayı gezmeyi seven  bisikletçiler için en kısır aylardan birisidir. Yağmur, soğuk ve rüzgarlı havalar ancak Edirne’nin kuytularında gezmesine izin verir pedal dostlarının.

    Geçtiğimiz Cuma günü havanın güzelliği daha sabahtan kendini gösteriyordu. Haftanın Salı ve Perşembe günleri süren torun nöbetim sona ermiş, gün hazırlığı içinde olan eşim benim evden gitmem için adeta gözümün içine bakar durumda olduğunu görebiliyordum.

    Kahvaltı sonrası hazırlanmam kısa sürdü. Aklıma gelen birkaç arkadaşımı arasam haber versem buluşmamız, yola çıkmamız saatler alacak. Bisikletçi dostlarımın çoğu emekli olsalar da çalışmaya devam edenler, sabah geç kalkanlar, torun bakmaktan başını kaldıramayanlar çoğunlukta olduğu için grup halinde bisiklet turları çok seyrek hale gelmeye başlamış durumda.

    Saldım kendimi Edirne’nin alt taraflarına doğru. Saraçhane üzerinden Eski Toki’nin altında yol çalışması nedeniyle İl Özel İdare’nin yolu motorlu araçlara kapattığını görünce sevinmedim değil. Görevli bana kenarlardan geçebileceğimi belirterek yolu açarak yol verdi. Artık yollar tamamen bana aitti. Gelen giden olmayınca daha yeni yapılan asfalt yolda güzel havaya eşlik ederek bisikletimden gelen zincir sesleri eşliğinde hızla asıldım pedallara.

    Açık cezaevi yakınlarında devam eden asfaltlama çalışmalarının yanından geçerek Büyükdöllük köyüne varmam yarım saati bulmuştu. Mola vermeden devam Çömlekakpınar’a doğru. Rüzgarsız güneşli havada keyifle dönüyordu pedallar.

    Çömlekakpınar’a vardığımda rüzgarlığımın içinde polarımın ve içliğimin ter içinde kaldığını hissedebiliyordum. Kahvede oturanları selamladıktan sonra kahvenin arka tarafında terli giysilerimi yanımda yedek olarak getirdiklerimle değiştirerek kahveciye uzaktan çay işareti yaparak kahvenin önünde güneş gören bir masaya oturdum. Sandviçimi çıkartarak iri lokmalar halinde atıştırmaya başladığımda çayımın halen gelmediğini görünce ayağa kalkarak kahvede sohbet eden kahveciye bir daha çay işareti yaptım sıkıntılı bir şekilde.

    Çayım geldiğinde daha önceki turlardan öylesine tanış olduğumuz kahveciye tam sitem hazırlığı içindeyken demesin mi;

    -Bu hafta ne yazdın, görüp okuyamadım.

    Yutkunuverdim hemen. “Nasılsın, işler nasıl?” a dönüverdi hemen sohbetimiz.

    Kahveci Adem Yayla hem köyün kahvesinde çalışıyor, hem de evinde koyun bakarak yaşam mücadelesi veriyormuş. “Yaz boyunca dışarıda otlatıyorum koyunlarımı. Kasım geldi mi evde bakıyorum. Mısır silajı ile kış boyunca beslediğim koyunlarımdan yılda iki defa kuzu alıyorum. Severek yapıyorum işimi.”

    İkinci çayımı da getiriyor kahveci Adem. Almak istememesine karşın içtiğim çayların parasını verip yol hazırlığına başlıyorum. Çömlekakpınar köyünün içinden boylu boyunca geçtikten sonra köy mezarlığının yanında Çömlekköy’e doğru süzülüyorum rampa aşağı doğru.

    Köy girişinde yolun solunda küçükbaş ağırların içinde üzerime gelen iki kangalı kollayarak ilerlerken göremediğim sağdan gelen dişi kangal köpeğinin ani saldırısı sonunda iki frene de asılınca şarampola doğru sürüklensem de son anda durarak ikinci saldırıyı da feryat figan bağırarak savuşturuyorum. (Korku dolu bağırmalarım sanırım bir sonraki köyden duyulmuştur)

    Çömlekköy çıkışında 5 km kadar toprak yolda pedalladıktan sonra Suakacağı’na yakın asfalt yola çıkıyorum. Yine mezarlık yanında verdiğim kısa molada iki mandalinayı da haletlikten sonra  iyice ısınmış havada daha bir keyifle asılıyorum pedallara.

    Boş, sessiz yollarda doğa içinde keyifli bir yolculuk sonrası evime ulaşıyorum.

    Devamını Oku