Kategori arşivi: Yazarlar

10 KASIM

Doğu Bloku 1989’da çökmeden önce, kapalı kutu komşu ülke Bulgaristan’a iki kez gitmiştim.

İlki, 1970’li yılların başında, Edirne Lisesi’nden sınıf arkadaşım İhsan ile Almanya’ya giderken.

Ancak sağa, sola sapmak yasak, sadece transit geçiş…

İkincisi ise 1981 yılında…

Pehlivanköy – Edirne – Svilengrad demiryolu hattı 1971 yılında tamamlanmıştı.

Bulgaristan Devlet Demiryolları Teşkilatı, hattın devreye girmesinin 10. yıldönümü dolayısıyla, bugünkü kumarhane kenti Svilengrad’da bir resepsiyon düzenledi.

Ona katıldım; ne var ki o gün de sağa, sola sapmak yasaktı.

1989’a gelince her şey değişti…

Artık bir ayağımız orada, onların da bizde…

**

Bir 10 Kasım günü orada, bir Bulgar meslektaşımın yanındaydım.

Bana çalışma masasının arkasındaki boş duvarı gösterdi.

Bizdeki Atatürk fotoğraflarına gıptayla baktığını söyledi.

Kendilerinde bu boşluğu kimsenin dolduramamasının üzüntüsünü yaşıyordu.

Atatürk hayranı bir Bulgar…

**

Bugün 10 Kasım…

Bir milletin kalbinde susturulamayan zaman.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anmak, aslında sadece bir geçmişi hatırlamak değildir.

Bir duruşu, bir inancı, bir çağrıyı yeniden duyumsamaktır.

87 yıl önce bedenen aramızdan ayrılan bir liderin, hâlâ bir çocuğun aklında, bir gencin hayalinde, bir kadının cesaretinde, bir bilim insanının arayışında yaşamasıdır.

Tıpkı o Bulgar meslektaşımda gördüğüm gibi, bugün dünyanın neresine giderseniz gidin, “Atatürk” dendiğinde bir ülkenin bağımsızlık mücadelesi, bir halkın yeniden var oluşu, bir çağın değişimi akla gelir.

Çünkü o sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu değil; insanlığa aklın, bilimin, eşitliğin, özgürlüğün yolunu göstermiş bir öncüdür.

**

Düşünün: Yoksul, yorgun bir imparatorluğun küllerinden çağdaş bir cumhuriyet doğuyor.

Kadınlar seçme hakkı kazanıyor, okullar açılıyor, fabrikalar kuruluyor, köylerde bile umut yeşeriyor.

Daha neler, neler…

Ve tüm bunların arkasında, “En büyük eserim Cumhuriyet’tir” diyen bir insanın vizyonu yer alıyor.

**

Bugün, 10 Kasım 2025’te, 87 yıl sonra bile hâlâ milyonlarca insan gözleri dolarak saygı duruşuna geçiyorsa, bu yalnızca bir alışkanlık değil; bir minnettarlık yemini.

Çünkü biliyoruz ki zaman geçse de bazı insanlar ölmez.

Atatürk de öyle biri…

Her 10 Kasım’da gözlerimiz yaşarır ama o, bir kez daha dirilir düşüncemizde, vicdanımızda, Cumhuriyet’in her nefesinde.

O’na borcumuz, yas tutmak değil; ilkesini yaşatmaktır.

O’nun en çok güvendiği bizler, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller oldukça, saat dokuzu beş geçe zaman gerçekten durmayacak.

Sadece, bir ulusun kalbinde aynı anda çarpacak.

**

10 Kasım’da bir milletin kalbi suskunlaştı.

Ama o kalp, Cumhuriyet’in kalbi hiç durmadı.

O kalp, o insanı unutur mu?

BEKLENEN

TÜRK AĞACININ KÖKLERİ, BİNLERCE YILLIK TARİHİ SÜREÇLERİN, HAK YOLUNDA Kİ ŞEHİTLERİN KANLARIYLA SULANMIŞTIR!..
ONU, İSTER İÇERDEN İSTER DIŞARDAN HİÇBİR HAİN GÜÇ ASLA KURUTAMAZ!..
BU KÖKLER ÜZERİNDE Kİ, İHANET DALLARI BİR GÜN GELİR, MUTLAKA KURUR, KIRLIR, DÖKÜLÜR!..
VE DE “HAK ERİ” TÜRK’ÜN KÖKLERİNDEN BESLENEN, ŞEHİTLİK FİDANLIĞINDAN, YENİ FİLİZLER YEŞERİR, İNŞALLAH!.
DÜNYA “HAK” İLE, “HAİNİN” AYRIM YERİDİR!..
“HAK,” ZAMANINI BEKLER!.. HER AN HER ŞEY OLABİLİR!..
Bakın, Kuran’a, Tevrat’a, İncil’e?..

Bu gün bizler, Nuh ile birlikte kurtarılan, ÇOK, ÇOK AZINLIK kişiden üreyen nesiller değil miyiz?..!..

Kuran’ı Kerim. Sure 54/Ayet 40:
Celalim hakkı için biz, Kuran’ı düşünmek için kolay kıldık. Fakat düşünen mi var?
15/4: Biz hiçbir memleketi, bilinen bir zamanı olmaksızın helâk etmedik.
15/3: Onları bırakıver de yesinler, içsinler, lezzet ve şehvetle geçinsinler; amelleri onları avutsun dursun. Onlar yakında akıbet hallerini bileceklerdir.

İNSANSIZLAŞMA

Biz, Müslüman’ız,” Biz, “Hıristiyan’ız,” Biz “Musevi’yiz” diyenler,
Tüm dinlerin dosdoğrusunu yazan, TAHRİF EDİLEMEYECEK OLAN, Kuran’dan yeterince istifade ettiler mi?..
İstifade etmiş olsalar, simsarlar tarafından nasıl da kandırıldıklarını öğrenirlerdi!..
Ve de, Dünya insanlığı, bütün dinlerin gerçekliğinde, sevgi, saygı ve kardeşlik çağını kurmuş olurlardı!..
Rabbimiz de, muhteşem nimetlerle bizi desteklerdi. Ne müthiş gelişmeler verilirdi dostça birbirine kenetlenmiş ülkelere, Allah bilir.
Yoksa dünya hala, YAZARI ALLAH OLAN, BİRİCİK KİTABI anlamak, olanı gideni öğrenmek için okunmadığından, din simsarlarının, köleci, sömürgecilerin tahakkümünde, inim inim inliyor olur muydu?..
Bu gün dünya ülkeleri, vergilerinin büyük bölümünü, refah ve huzurları için harcayacakları yerde, “DÜŞMANLIK, SÖMÜRÜ ADINA, DAHA DA ÖLÜMCÜL SİLAHLARA SAHİP OLMAYA HARCIYOR!..” ise..
Bu gidişin anlamı nedir?..

Dünyada bilimin artmasıyla, bolluk ve refah içinde yaşanacak bir yer olması gerekirken, bunca varlık içinde, SÖMÜRÜ, KAN, GÖZYAŞI, ZULÜM VE KATLİAMLAR şimdiye kadar hiç olmadığı şekilde, NEDEN, İNSANSIZLAŞMIŞ, DURUMDA?..

Kuran’ı Kerim. Sure 21/Ayet 66—67: İbrahim dedi ki: “Siz Tanrı’yı bırakarak kendinize hiçbir fayda veya zarar vermeyen şeylere mi tapıyorsunuz?
Yuh size ve Allah’tan başka taptıklarınıza! Halâ akıllanmayacak mısınız?” dedi.

ŞİKAYET VAR!

Toplumu yönetenler sadece yakın çevresini dinler ise hem başarısız olurlar hem de demokratik yaşamın önünü tıkarlar. O nedenle son yıllarda seçim vaatlerine şikâyet masası, beyaz masa gibi adlarla kentlinin sorun ve önerilerini dinleme ve çözüm üretme amaçlı bölümleri ekleme sözleri veriliyor.

Geçen gün bir kamu yetkilisi ile sohbet ederken ‘kentte martılar fazla, buna çare bulunsun’ diye Cimer’den gelen bir şikâyete yanıt yazdığını söyledi. Elbette her şikâyetin anlamı olur ama bu kadarına gerek var mı ki diye de kendime sordum. Malum, yurttaş her türlü şikâyet hakkına sahiptir. Kamu görevlileri de her şikâyete yanıt vermekle mükelleftir.

Birkaç gündür sosyal medyada kentimize dair şikayetleri incelemeye çalıştım. Kente gelecek kişiler kente dair bilgileri toplarken şikâyet yazılarını da görmektedir. Bu nedenle bunları azaltmanın yolları bulunmalıdır. Elbette bilgi eksikliği olan, öfke ile yazılan ve siyasi körlükle art niyetli şikâyet yazıları da var. Ancak bilgi eşliğinde art niyetsiz ve siyasi çıkar beklemeden öneri ve çözüm odaklı her türlü şikâyetin ciddiye alınması gerekir. Kirli bilgileri engellemenin yolu doğru bilgiyi yaymaktır.

Kentimize ait şikâyet konuları çok farklı olsa da temel şikâyet konuları ulaşım, sokak hayvanları, sosyal tesislere (Meriç, Protokol Evi, Bel-kafeler, yeşil alanlar, vb.) dair. Son aylarda su konulu şikayetler artmış durumda ve yazları da sineklere dair şikayetler var. Şikayetlerde araçlara, yere, hayvanlara ait genel bilgiler var ve zaman bile yazılmış. Her konuda görülen bu şikayetler nasıl değerlendiriliyor bilemiyorum. Bunları eleştiri, uyarı, öneri olarak almak gerekir. Bu şikâyet veya memnuniyet yazıları zenginlik sayılarak değerlendirilmeli ve izleyerek çözüm üretilmelidir.

Teknik olarak mümkün ise şikayetlere dair yapılan işlem yanıt olarak verilmeli. Sorun doğru ve çözüldü ise kişiye teşekkür edilmelidir. Bu da şikâyetin altında görülebilmelidir. Bu yanıt kurumun kişilere değer verdiğinin göstergesidir. Ki belediyede sadece bu işi yapan yetkili bir ekip olamaz mı? Şikâyet edilen kentler sıralamasında önlerde olmak kentimize ayıp oluyor.

Şikâyet demişken ben de kentte yaşayan biri olarak toplumda duyduğum bilgilere dayanarak duyarlı bir kentli olmaya çalışıyorum. Su sıkıntısından etkilenmediğim için sadece izledim. Aslında bugün yaşadığımız su sorunu İsmail Demiray’ın Cumhuriyet dönemi yerel gazetelerinden aktardığı Salı günlü yazısında da dediği gibi cumhuriyet ile yaşıt.

2008 yılında zamane başkanı içme suyunu özele devretmek istediğinde kentliler olarak mücadele etmiştik. O süreçte ‘Su Sorunu ve Öneriler’ adlı kitapçık hazırlanmıştı. Orada da yazılmıştı. Onu da bırakalım geçmiş dönem yerel ve genel idareler elbirliği ile kente su sağlayan yerleri ve kent içi dağıtımına dair büyük laflar etmişlerdi. ‘60 yıllık asbestli borular kaldırılıyor, çeşmeden su içeceğiz’, ‘50 yıl kentimizin suyu garantiye alındı’ türü demeçler internet arama motorlarında duruyor. Bugün olmaması gereken su kaynak ve dağıtım sorunu ne yazık ki geçmişin ‘laf’ları sayesinde karşımızda. Sayın Başkan su sorunu başladığında belediye, DSİ ve gönüllü uzmanlardan oluşan bir ekip oluştursa idi çok kısa sürede sorunu bitirebilirdi. Anladığımız olmamış ve personeli ile çözmeye kalkmış.

DSİ Bölge Müdürlüğü’nde 40 yıl görev yapan ve Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nin bile arayarak kentlerindeki sorunun çözümüne dair önerilerini dinlediği Sayın Osman Candeğer belediyemiz tarafından aranmamış. Maddi bir çıkar gözetmeksizin Trakya Platformu ekibi olarak bildiklerini ve deneyimlerini her yerde, herkese karşı söyleyen Osman Candeğer ile görüşülmemesi sorun çözmeye eksik başlanmış demektir. Umarım Sayın başkanın mücadelesi tez sona erer ve olumlu sonuçlanır.

Elbette bu konuda söz söyleyecek başkaları da var. Cumartesi günü Yerel Tarih Grubu konuşmacısı Hüseyin Erkin örneğin. Mutlaka daha başkaları da vardır. Yöneticilerin korkmadan çözüm için ortak akla başvurması, danışması, işini kolaylaştırır. Kendine değil kentine hizmet etmek isteyen kişiler kentte demokrasinin gelişmesine de böylece katkı sunar.

Şikayetleri değerlendirme, çözümleme masası ve sorunları ortak akıl ile çözme önerileri yanında bugüne dair bir önerim var: Bu akşam AKM Salonundaki ‘Onların Çağı’ adlı oyunu da öneririm. Saat 20.00’de Ankara Ekin Tiyatrosu’nun oyunu geçmişten bugüne örneklerle dolu bir kara mizah. Bertolt Brecht’in “Bay Keuner’in Öyküleri” nden hareketle özgün olarak tasarlanmış bir acıklı komedi.

Bilet bulamadı iseniz kapıda bulabilirsiniz…

KÖKÜNE İHANET

OSMANLI, Türk bilge önderleri, Türk Alpleri ve de Türk akıncılarının “Müslüman Türk” ilkeleri ile kurduğu bir imparatorluktur..
Osmanlı devletinin yıkılışı ile son padişah Vahdettin’in kaçıp sığındığı Mısır da, gazetelere verdiği TARİHİ BİR BEYANAT VARDIR. İnternetten bulup okuyabilirsiniz!..
O beyan da, Vahdettin Osmanlı’da Türkleri, “Neye inandıkları belirsiz, sayıları 5 milyonu geçmeyen cahil bir azınlık” olarak ifade etmiştir!..
Bu beyanat, zamanla Osmanlı yöneticilerinin ne denli, genlerinin bozulup, yozlaştıklarının belgesidir!..
Osmanlı İmparatorluğunun kurucularının, “O, azınlık” dedikleri Türkler olduğunu unutmuşlar!..
Türk yiğitlerin, “Müslüman Türk” ilkelerinin asaletini kuşanıp, din simsarları ile bir olan derebeylerin esaretinde ki kandırılmış MAZLUM HALKLARI ÖZGÜRLEŞTİRMEK İÇİN, canlarını feda ederek, onları kurtardıklarını UNUTMUŞLAR!..
Anadolu’da, OBA-GÖÇER BOYLAR olarak yaşayan Türkler, BİLGE, İNANAÇ ÖNCÜLERİNİN DESTEKLERİ İLE, ALPLERİN, AKINCILARIN ASIRLAR BOYU MÜCADELESİYLE, VATAN TOPRAĞNIN HER KARIŞININ TÜRK YİĞİTLERİN ASİL KANLARIYLA YOĞRULMUŞ OLDUĞUNU UNUTMUŞLAR!..
SINIRLARDA Kİ AKINCI TÜRKLERİN KORUMASI ALTINDA, Osmanlı coğrafyasında, Tüm etnik gurupların, dinlerin, DOST VE KARDEŞÇE, 1000 YIL, 600 YIL DOST VE KARDEŞ OLARAK YAŞAMIŞ OLDUKLARINI UNUTMUŞLAR!..
KÖKLERİNE, NANKÖRLÜKLE İHANET ETTİLER VE DE KAÇINILMAZ OLARAK, KÖKLERİ OLMAYAN BİR AĞAÇ GİBİ DE YIKILDILAR!..
Atamızdan sonra ki yüzyılda da, birçoklarında, “KÖKÜNE İHANETİ” GÖRMÜYOR MUYUZ?
Kuran’da yok yok!..

Rabbimiz aklımıza gelebilecek her konuda bizi bilgilendirmiş, bakmasını bilenlere tabi ki!..

Kuran’ı Kerim. Sure 8/ayet 26:
Hatırlayın ki, bir zaman siz yeryüzünde âciz tanınan idiniz. Halkın sizi kapıvereceğinden korkmaktaydınız. Allah sizi yardımı ile takviye edip destekledi, yer, yurt verdi ve size rızkın iyisini, temizini verdi. Tâ ki şükredesiniz…

KONUKLARINIZIN SESİ 381

            TYT MATEMATİK SORULARINA NASIL HAZIRLANRIZ?

            TYT matematik sorularında matematik bilgi gereksinimi daha sınırlı. Örneğin asal sayılarla aritmetik, polinom özdeşlikleri, binom bağıntısı veya logaritma özdeşlikleri uygulamaları sorulmamış. Analitik geometri nokta ve doğru ile sınırlı. Trigonometri, karmaşık sayılar, vektörel hesap, analiz yok. Böylece 45 farklı soru tipi belirliyoruz. Nasıl hazırlanabilirize gelince;

             a) (LGS sorularına nasıl hazırlanırız? da anlattığımız gibi) dershaneye giderek, özel ders alarak, soru bankaları, deneme sınavlarından yararlanarak ve en az bir yıl boyunca günde en az 50 soru çözerek veya soru çözümlerini anlamaya çalışarak ÇÖZÜM EZBERLERİZ. Hemen hemen tüm çocuklarımızın, anne-babalarımızın düşünebildiği yöntem bu, ama ne kadar başarılı oluruz? Bu yöntemle TYT de başarılı olmak LGS dekinden çok daha zor. Bunu açıklamak için gelin önce 2025 TYT matematik sorularını inceleyelim.   

            40 soruyu üç gruba ayırdık.

            (1) Verdiğimiz 45 soru tipi bilgisiyle çözümlü 28 soru var. Çözüm ezberlemeyi seçtiğimizde sorunlarımız; bize yardımcı olan öğretmenlerimiz bu soru tipi ayrımını doğru bir şekilde yapabiliyor ve bu soru tiplerini bize anlatabiliyor mu, soru bankalarından biz bunları çıkarabiliyor muyuz, TYT de bu gruptaki soruların tiplerini hemen belirleyip genel bilgimizi uygulayabiliyor muyuz?

            (2) Denklemler kurarak çözümlü 2 soru var. Sorunumuz; çözüm ezberlerken bu grup soruları hemen ayırt etmeyi, bilinmeyenleri hemen belirleyip, denklemleri hemen kurup çözmeyi öğrendik mi?

             (3) Karmaşıklaştırılarak zorlaştırılmış 10 soru var. Önce buna birlikte bir örnek oluşturalım.

              “Elimizde küçükten büyüğe sıralanmış beş farklı rakamımız var.” (Bunlar 4, 5, 6, 7, 8 olsun.) Bu beş bilinmeyen demek. Bazı cebirsel bağıntılar versek, soru rakam denklemi olur ve ilk iki gruptan birine girer. Biz öyle yapmıyoruz, 45 soru tipinin farklı bilgilerini kullanıyoruz. “Kenarlarının uzunlukları bu rakamlardan üçü olan üçten fazla üçgen çizebiliyoruz. Tek sıradaki rakamlarla ortadaki üç rakamın aritmetik ortalamaları aynı, dördüncü rakam asal ise baş ve sondaki rakamlarım çarpımıyla onların yanlarındaki rakamların çarpımının farkı kaç?” (Çözüm vermiyoruz.)

             Çözüm ezberliyorsak belki çok çalışarak verilen bilgileri doğru sırada kullanmaya ve uygulamaya alışırız. Bu tür öğrencilerle çalışmadığımız için bilemiyoruz.

             b) Biz önce MATEMATİĞİ ÖĞRENELİM diyorsak TYT için Aritmetik, Cebir, Geometri, Analitik geometri, Küme bilgisi, Mantık dallarının başlangıç bilgilerini eksiksiz-fazlasız-düzenli anlatan bir kaynak bulmalıyız. (Biz bu işi ücretsiz yapmaya hazırız.) Daha sınırlı ikinci bir seçeneğimiz de yalnız TYT soru tiplerinin genel bilgilerini ezberlemek. Ama TYT de süre kısıtlılığı nedeniyle bu yeterli değil. 2018 den öte çıkmış soruları inceleyerek genel bilgilerimizi TYT sorularına nasıl uygulayacağımızı ve bu işi kısa zamanda yapmayı öğrenmeliyiz. Çıkmış TYT sorularının son iki yıldakini deneme sınavı olarak kullanabiliriz. Bu yöntemde en yararlı çalışma her soru tipinde yeni sorular oluşturmak. Böylece TYT de sorulan en az 30 soruyu tanınan sürede ve sıkıntısız çözeriz.

              Karmaşıklaştırılarak zorlaştırılan sorularsa sudoku veya Rubik küpüne benziyor. Matematiği basit ama yapa yapa hızlı çözüme alışmak gerekli. Burada en akıllıca çare her kaynaktan, arkadaşlardan, arkadaşların soru bankalarından… çok zor denilen soruları bulmak ve bu soruları çözümlemek.

             c) Eğer herhangi bir üretim bilgimiz veya becerimiz yoksa diploma önemli. Ama üniversitelerimizde işe yarar bir bilgi edinemediğimizi de, ne şekillerle diplomalar, unvanlar edindiğimizi de, diplomasız nerelere ulaşabildiğimizi de, TYT-AYT de çok başarılı çocuklarımızın ne durumlara düştüğünü de görüyoruz, biliyoruz. Bu nedenle TYT-AYT de başarıyı tek amaç almamalıyız. Bizi mutlu edecek olan topluma katkımız. Topluma katkıda kendimize güvenebiliyorsak, TYT-AYT de başarısız olsak da olur. Gerekeni yaparak TYT-AYT de başarılı da olabiliriz.

                                                                                                                                Sağlıcakla, 

HUKUK MU?..

Hukuk bilimi, bir yorumuyla da, insanlığın, birbiriyle, doğa ve tabiat varlıkları ile uyumlu, adaletli yaşamını düzenleyen, OLMAZ SA OLMAZ, BİR BİLİM DALIDIR!..
Binlerce yıllık insan tecrübelerinden süzülerek, bu günkü FAYDASINA erişmiştir!..
Hani bazen yazıyorum ya!..
Hak ve adaleti, “MÜSLÜMAN TÜRK” kavramıyla ifade ediyorum!..
Bazı arkadaşlar iyi niyetle, şuna, “EVRENSEL HUKUK KURALLARI” desen daha çağdaş ve anlaşılır olmaz mı?” diyorlar.
“Niye ırkı, inancı katıyorsun işin içine, bilimsel olsana?..” demek istiyorlar.

  1. Asırdır, o “TEK” kitapta açıkça yazılı olmasına rağmen, anlaşılmamış olanı hep yazıyorum!..
    Yine yazayım:
    Evrensel ilahi kuraldır: Eğer, tek Yaratan’a inanç yoksa, hatta inkâr varsa, istisnasız o insanı şeytan kapar ve insanlığı mahvetmek için, kötülüklerde KULLANIR!..
    Eğer Türklerin tarihte ispatladığı gibi, hem geleneksel köklerinde olan “TÜRK İLKELERİ” HEM DE “MÜSLÜMANLIK İLKELERİ” nin birbiriyle örtüşen, İNANÇ VE KÜLTÜRÜ BENİMSENİP, MİLLETÇE ÇOĞUNLUKLA UYGULADIKLARI İÇİN….
    Yani, asırlar boyu, Türkler gibi inançla, can feda, hak yolunda mücadele edenlerin yar ve yardımcısı, zafer vereni, haksızların mağlup edilmesi, Allah’ın yardımı iledir!…
    Onlarca birleşik haçlı katliamlarını durdurup, mağlup etmek, tabi ki Allah’ın yardımı iledir!..
    Bunlar, Yaratan’ın ilâhi kanunudur!.. Kuran bizdedir, bunları öğrenmek, inanmak, uygulamak ve ya inanmayıp inkâr etmek, bizim tercihimize bırakılmıştır!..
    O’nun nuru okunursa bunlar öğrenilir!..Yani, MÜSLÜMAN TÜRK İLKELERİ, HUKUK’İ BİLİMDEN ÇOK ÖTE BİR DEĞERLER BÜTÜNÜDÜR!.. Türk tarihi bunu ispatlar!..
    Niye böyle diyorum?..Dünya insanlık tarihine, bu günkü hukuk sistemine bağlı , medeni ülkelerin durumuna bir bakalım!..
    Hukuk sahibi, ZENGİN, BİLİM DE İLERİ, medeni ülkeler, dünya üzerinde, kıtalar arası, mazlum, muhtaç ülkelere, eğitim, huzur, refah götürecekleri yerde; onların, eğitimlerini, dinlerini, dillerini, kültürlerini, beslenmelerini, topraklarını, hava ve sularını, ahlaklarını, hürriyetlerini BOZARAK, KÖLE EDİP SÖMÜRÜYORLAR, MI, ACABA?..
    HANİ HUKUK DEVLETLERİYDİ, BU MEDENİ ÜLKELER?.. Gazze’yi plaj yapmak için, çoluk, çocuk, yaşlı, bebek, dünyaya göstere göstere öldüren, medeni ülkelerin ve de TÜM DÜNYA İNSANLIĞININ İNSANLIK HUKUKU NEREDE?.. İLÂHİ KANUNDUR!.. İNANCI OLMAYAN İNKÂRCIYI ŞEYTAN KAPAR, ONLARI KÖTÜLÜKTE KULLANIRMIŞ!.. SEYRETTİKLERİMİZ AYNI, YÜCE RABBİMİZİN BİZE KURAN’DA BİLDİRDİĞİ GİBİ!..

Kuran’ı Kerim. Sure 4/Ayet 76:
İnananlar Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de Tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın, çünkü şeytanın hilesi zayıftır.
16/99: Çünkü inananlara ve Rablerine dayananlara onun bir gücü yoktur!

2/12: İyi bilin ki onlar, ortalığı yıkanlardır. Akılları yok fakat farkında değildirler.

TAĞUT: En zengin maddiyatı, asker, icat ve silahları olan, inkârcı, süper güçler!…
ONLAR: Şeytan ve onun kullandığı, şeytan uşakları, TAĞUTLAR!.. da olabilir mi?..

SUSUZLUK

Gözümüz evin musluğunda, dokunmaya korkuyoruz “tısss” diye bir ses duymaktan. Seviniyoruz akınca çeşmelerimiz, hemen çamaşır makinemiz, bulaşık makinemizi başlıyoruz çalıştırmaya; “Ne olur ne olmaz” diyerekten.

Edirne İl Halk Kütüphanesi arşivine inerek 1928/1980 yılları arasında bütün yerel gazete arşivlerine göz atmıştım. Edirne’nin su sorunu aslında Cumhuriyet’le eşit gibi.

Taşlımüsellim köyünden gelen hat her zaman önemli olmuş Cumhuriyet’in ilk yıllarında. Meriç nehrinden şehre su verilmesi gündem olmuş, proje yapılmış, Ankara’nın “su sıhhatli değildir” uyarısıyla o proje havada kalmış, yine dönmüşler Mimar Sinan suyuna.

Elektrik sorunun çözümü ile ilerleyen yıllarda Edirne’nin etrafında çeşitli kuyular açılmış su miktarını arttırmak için. Uzun yıllar bu kuyulardan su takviyesi yapılmış Kıyık’taki su depolarına. Sahi ne oldu o kuyulara? Süloğlu’ndan su gelmeye başlayınca köreltildi mi? Yerleri de satıldı mı yoksa?

Süloğlu barajının yapılmasıyla umutlanmış Edirne halkı. Uzmanların 5 yılda dolmaz dedikleri baraj bittiği yılın devamında sert kış, kar, yağmur derken bir yılda silme doluvermişti. Sonrasında Edirne’ye su boruları sayesinde uzun yıllar Süloğlu barajından susuzluk sorunu giderilmişti.

İlerleyen yıllarla birlikte Edirne’nin büyümesi, nüfusunu artması, teknolojiyle birlikte su tüketiminin artmasını da yanında getirdi. Yetmiyordu artık Süloğlu barajı, ki her barajın bir ömrü vardı ve Süloğlu barajı her yıl biraz daha doluyor, kirleniyor, kapasitesi azalıyor ve Edirne’nin ihtiyacına cevap vermekte zorlanıyordu.

Kayalıköy barajı gündeme geldi o dönemde. DSİ ile Edirne Belediye’sinin yaptığı protokolle Kayalı Barajı’ndan Edirne’ye su verildi. Dönemin belediye başkanı 2017 yılında Edirne’nin 50 yıllık su sorununu çözdüklerini iddia ediyordu açıklamalarında. Ama unuttuğu veya ihmal ettiği bir şey vardı belediyemiz yönetiminin; “Süloğlu isale hattının bakımı yapılmadı ve hat çöktü”

Küresel sıcaklıklar, kuraklık, kar ve yağmurun yağmaması, az yağması nedeniyle aradan geçen 5 yıl içinde Kayalıköy kuruyuverdi. Süloğlu’muz var dendi ama o da ne? Su taşıyan hat çökmüş, yıllar geçiyor bir türlü su gelemiyor Süloğlu’ndan.

Edirne Belediyesi’nde bir telaş sormayın gitsin. Her yerde kuyular açılmaya, su sorunu çözülmeye çalışılıyor. Yeni hatlar çekiliyor sitelere, eski hatlardan, yeni hatlara taşınıyor, her yerde çözüm arayışları.

Geçtiğimiz hafta sonu açıklama yaptı başkanımız Edirne Belediyesi adına; “36 saat Edirne’ye su veremeyeceğiz” diyerek.

Banyoda yerlerde su bidonları çift sıra, alıştık onlarla da yaşamaya.

HİPNOZLU DÜNYA

Dünya komşularımız ve kardeşlerimiz bildiklerimize…
Türk’lere düşmanlığı öğreten din ve politik simsarı şeytanlarının hipnozu ile kandırılmaktan kurtarmak ta en çok biz Türklere düşüyor!..
Tabi ki, önce Kuran’ı her Türk’ün anlamak, yorumlamak ve de uygulamak için okumasıyla inşallah!..
Tarih boyunca Türkler çok çekti, bu “DİN VE POLİTİK SİMSARLARIN KANDIRIP, HİPNOZLAYIP, SİLAHLANDIRIP, SALDIRTIP, çoluk, çocuk camiye doldurup, YAKANLARDAN!..
Tarih boyunca tekbir vakıa bulamazsınız, Türklerin insanları kiliselere doldurup…
Allah korusun!..
Hatta, sömürü orduları ile savaşınca, kiliselere sığınan, çoluk, çocuk, kadın, yaşlılara, Türk komutan gelir, kapıyı açar ve de, “Korkmayın bizden, bundan sonra canınız malınız, ırzınız, çoluk, çocuğunuzu KORUMAK BİZİM BOYNUMUZUN BORCUDUR!..” derlerdi.
Hemen açlar doyurulur, sulanır, hastalar tedavi edilir ve de emniyete alınırlardı!..
Rabbimizin kitabında, emredildiği gibi… Dünya ülkeleri, “Yaratan’dan Ötürü” biz Türklerin kardeşleridir, komşularıdır. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, onlar açsa biz, tok uyuyamayız; hepsini sever, sayarız, muhtaçlıklarında yardımlarına koşarız, çünkü biz Müslüman Türk’üz!..
Allah’ın emri ve de genlerimiz böyle, tarihte ispatlı!..
Dünya insanlığının hangi konularda aldatıldığını öğrenmeleri için, Türklerin nasıl da yalanlarla, “Düşman” belletildiğini anlamaları için; asıl düşmanlığın, kendilerinin, Türklere yaptıklarının olduğunu öğrenmek için; herkesin, bizzat kendilerinin Kuran’ı Kerim’i okuyup, olup gidenlerin gerçekliğini fark etmekle gerçekleşecektir, insanlığın kurtuluşu, inşallah!..
O KURTUŞ Kİ İNSANLIĞI, ŞEYTANLA YATIP, ŞEYTANLA KALKANLARIN TASMASINDAN KURTARIP, ÖZGÜRLEŞTİRİP, GALAKSİMİZİN SEVGİ BOYUTUNA GEÇERİZ, İNŞALLAH!..
O Yüce kitabımızı Türkçe okuduğumuz zaman bunları öğreniyoruz!..
O ZAMAN, İLAHİ KATTAN İNSANLIĞA VERİLECEK MUHTEŞEM NİMETLERİN, HAYALİNİ KURABİLİRİZ.
——————————
Kuran’ı Kerim. Sure 61/Ayet 7-8:
İslama davet olunduğu halde, icabet edecek yerde, Allah’a karşı kendiliğinden yalan uyduran zalim kimselere hidayet etmez.
Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek kastindedirler. Halbuki kâfirler hoş görmeseler de, Allah nurunu tamamlayacaktır.
————————————
KURAN İLE BİLDİRİLMİŞ, İSLÂM: Gerçek Müslümanlık, gerçek Hıristiyanlık, gerçek Musevi’lik toplamı. Ayan beyan, hurafelerle kandırılmalardan uzak!..

TOPLU İĞNE

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen hafta “25 yıl önce toplu iğne üretemiyorduk” şeklindeki sözleri büyük yankı uyandırdı.

Söz bu ya, hemen gündem oldu.

Çünkü biz bu “toplu iğne” meselesine oldum olası bayılırız.

Ne zaman bir şeyleri anlatmakta zorlanılsa, hemen iğne çıkarılır:

-Bir zamanlar toplu iğne bile üretemiyorduk!

Yani uzun yıllardır politik bir ezberin parçası.

Her dönemin yöneticisi aynı iğneyi çıkarıp millete bir kez daha anımsattı.

1980’lerde “ampul bile yapamıyoruz” denirdi…

1990’larda “uçak vidası” gündem olurdu, şimdi sıra yine toplu iğnede.

**

Toplu iğne deyip geçmeyin…

Ben de merak edip Google’a sordum.

Adam’ın adı da gerçekten Adam Smith!

Yanıt, İskoçyalı “Ekonominin Babası” olarak anılan bu isme dayanıyor.

Adam Smith, 1776’da yazdığı “Ulusların Zenginliği” kitabında sanayi devrimini anlatırken toplu iğneden söz eder.

Der ki: “Bir iğne işçisi tek başına günde birkaç iğne yapabilir. Ama iş bölümü olursa, on işçi on bin iğne üretebilir.”

Yani medeniyet, bir parmak ucu kadar metalin ucunda şekilleniyor.

Dünyada toplu iğne üretimi o gün sanayinin sembolü olmuş…

Bizde ise siyasetin metaforu olmaktan bir türlü kurtulamadı.

**

Toplu iğne, aynı zamanda Türkçenin en iğneleyici deyimlerinde de başrolde yer alıyor:

“İğneyle kuyu kazmak” sabrın…

“İğne deliğinden geçmek” zorluğun…

“İğne battı mı can yanar” da eleştirinin sembolü.

Bugün ülkece hep birlikte iğneyle kuyu kazıyor, üstüne bir de o kuyudan su çekmeye çalışıyoruz.

Kimi iğneyi batıran tarafında, kimi batan tarafında…

Ama sonuç değişmiyor:

Hepimiz az çok iğneliyiz.

**

Bir başka açıdan bakarsak, “toplu iğne” aslında müthiş bir toplumsal metafor:

Küçük ama keskin; bir arada durduğu sürece işe yarayan, tek başına ise kaybolan bir nesne.

**

Çengellisinden dikişe, yorganından toplusuna birçok iğne çeşidi var.

Bizde iğne, yıllarca üretim bandına giremedi.

Yıllarca “iğne bile yapamıyoruz” cümlesiyle büyüdük.

Şimdi “yapıyoruz” deniyor.

Ne güzel!

Peki o iğneyle ne dikeceğiz?

Dikiş tutmayan siyasi kumaşı mı?

**

Her iğne bir yön seçer; kimi kalbe, kimi kumaşa batar.

Bazı ellerde de iğne yanlış yere batıyor…

Bir iğneyi tutarken, nereye batırdığını bilmek gerek.

Yoksa dikiş tutmaz bu iş.

İğne, memleketten yana batmalı ki…

O dikiş tutsun…