Kategori arşivi: Yazarlar

PETROL

Petrol bugün dünyanın en kritik yakıt ham maddesi, benzin, gazyağı, mazot, asfalt, petrol gazı petrolden elde edilir. Petrol olmazsa hayat durur, çünkü her araç petrol ürünleri ile çalışıyor.
Petrol denilen yakıt ham maddesi yer altından çıkarılır. Yer altında göl şeklinde bulunur. Milyonlarca yıl önce petrolün olduğu yerlerde orman ağaçları, bitkiler yer altında kalarak kimyasal olarak eksik yanma ile sıvılaşmış yakıt ham maddesine dönüşür. Yeryüzeyine çıkarılarak otolarda sıvı yakıt olarak kullanılır.
Petrol yerden çıkarılınca yakıt ham maddesidir. Bu madde petrol rafinelerinde rafine edilerek benzin, gazyağı, mazot, fueloil, asfalt, petrol gazı olarak ayrıştırılır ve kullanıma sunulur. Kara araçları, deniz araçları, jet uçakları, asfalt yollar hep petrol ürünü ile çalışır. Bir de petrol yan ürünü olarak plastikler vardır. Bugünkü dünyamız plastikler dünyasıdır, plastiğin kullanılmadığı ürün yoktur.
Peki ama kullan kullan bunun sonu nereye varır? Bugünkü dünyada petrolün bol olduğu yerler Ortadoğu, Venezuela, Kafkaslar, Rusya, deniz dibi yerlerde var. Amerika’da petrol kalmamıştır. Petrolün ucuz olduğu zamanda Amerika Ortadoğu’dan jumbo tankerler ile petrol taşıyıp, boşalmış kuyulara doldurarak zor zaman için stoklama yapıyor. Akıllıca bir uygulama bence.
İyi ama benzini, mazotu, gazyağını, gazı kullan araç gitsin, yürüsün sonu egzozdan duman olarak çıkar o kadar. Petrolden geriye hiç bir şey kalmaz, o kadar petrol eksilmiştir. Bu eksiğin ikamesi de mümkün değildir, bu kadar araca bu kadar kayba petrol mü dayanır. Yenisi yaratılmadığı için azalma devam eder, iyi ama bu nereye kadar? Bazı uzmanların görüşüne göre 50 yıl, bazıları da 100 yıllık petrolün saltanatına ömür biçiyorlar. Ondan sonrası ulaşım atla, develerle, yelkenli gemiler ile mi olacak?
Dini literatürde şöyle bir söz vardır — Kul sıkışmayınca Hızır yetişmezmiş — Elbette bu duruma da çare bulunacak, oda YENİLENEBİLİR ENERJİ.
Nedir yenilenebilir enerji, güneş ışınları, rüzgar, nehirlerin, barajların akıntıları, deniz dalgaları bu olasılıklardan istifade edilerek enerji yaratmak. Tabi bu enerji elektrik enerjisi oluyor. Bu nasıl oluyor, rüzgarın estiği yere büyük pervane koymak, onun dönüşünden istifade ederek elektrik üretmek, böylece enerji yaratılıyor. Başka bir enerji üretimi güneş ışınları, güneş panelleri kullanılarak enerji elde etmek buda bir enerji üretim tarzı. Yalnız güneş olduğu zaman olur, rüzgar enerjisi gündüz, gece her zaman üretilir, yeter ki rüzgar olsun. Türkiye’nin Karadeniz sahilleri hep rüzgarlıdır. Nehirlerin akıntıları, barajlar, hidrolik enerji kaynağıdır, ham maddede istemez.
Bu yıllarda bir çabadır gidiyor. Elektrik enerjisi ile çalışan araçlar elektrik ile çalıştırmak. Neden fosil yakıtlar havayı kirletiyormuş, peki ama bu kadar elektriği nereden bulacaklar, dünya otolar ile dolu. Elektrik enerjisi için yine petrole ihtiyaç var. Elektrik enerjisi için yine daha çok fosil yakıtlara ihtiyaç var, onlarda yer altından çıkıyor ve yandığı zaman havayı kirletiyor. Bu yakıtlarda günün birinde bitecek. İşte çıngar o zaman kopacak. Şimdiden başka enerji türleri arayıp bulmalıyız. Eğer güneş, rüzgar enerjisini düşünüyorsak onlarda büyük miktarlar değil. Örneğin, İstanbul gibi mega kentin ihtiyacını karşılayamaz.
Türkiye açısından, petrol denilen hammadde doğu, güneydoğu Anadolu’da petrol sahaları var. Eğer düşünürsek, güneş ve rüzgar bakımından Türkiye şanslı bir ülke ama ülkemizin ihtiyacını karşılayamaz. Ne yaparsak yapalım başka enerji kaynakları arasak da konu yine PETROL…

Suriye’de Ne Var Ne Yok?

Suriye’de ne var sorusuna geçmeden önce ne yok sorusunu evvelden cevaplayayım; Suriye’de bir Suriye milleti yok. Hani şu Türkiye’de de “-lilik” ekiyle ortaya konmaya çalışılan şey Suriye için tam olarak geçerli yani bir Suriye milletinden ziyade Suriyelilerden bahsetmek lazım. Daha da izah edeyim bir millet bilinci olmayan birbirinden ayrı insanlar. Suriye’de bir ordu da yok. Onu da unutmamak lazım.

Şimdi gelelim Suriye’de ne var sorusunun cevabına. Suriye’de çeşit çeşit yabancı güç var. Rusya mekânı terk etmedi. Evet etkisi çok azaldı ama bir yere gitmedi. Bunun dışında artık Suriye topraklarında Şam’ın burnunun dibinde bir de İsrail var. İsrail sadece Dürzilere değil Kürt gruplara da destek veriyor. Netanyahu’yu işinize geldiği gibi değil de düzgün okursanız daha iyi olur. Bunun dışında Amerikalılar da orada. İran’ın da etkisi altında pek çok grup var Suriye’de.

Şimdi bu varlar ile yokları birleştirdiğimizde ortaya devlet kapasitesi daha da azalmış bir Suriye çıkıyor. 30 Mart 2025’te Dışişleri Bakanlığımız Suriye’de bir geçiş hükümetinin kurulmasını ve kapsayıcı çabaların memnuniyetle karşılandığını belirtmişti. Acaba halen bir kapsayıcılık olduğu düşünülüyor mu bilemiyorum.

Geçen hafta radyoda “Suriye ordusunun İsrail destekli Dürziler karşısında Şam’a geri çekilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz/” diye bir soru yöneltildi. Ben de cevap verdim gerçekten Suriye ordusu ise neden Şam’a geri çekiliyor. Suriye ordusu iseler Suriye’nin her yerinde olmaları gerekmez mi?

Umuyorum sadece bu durum bile kapsayıcılık beklentisi için önemli bir dayanak noktası hazırlamıştır. Buna ek olarak; Dürzisini ayrı Kürt’ünü ayrı anıyorsanız hangi kapsayıcılıktan bahsetmek mümkün olacaktır?

Bu şartlar altında Suriye hükümetinin ki burada dönüşüm hükümeti olduğu nedense pek çok kaynakta belirtilmiyor, Türkiye’yi Suriye’ye davet etmek üzere Birleşmiş Milletler’e başvurduğu haberleri geliyor. Bu hususta oldukça dikkatli olmakta fayda var. Suriye’nin kuzeyindeki güvenlik hattı tamamlanmamışken bu adım oldukça riskli olacaktır. Umuyorum risk planlaması yapılmıştır. Kapsayıcılık olmadan millet, millet olmadan da devlet olmaz. Bu şartlar altında da Kasiyun Dağı’nda içtiğiniz kahvenin de kırk yıl hatırı olmaz. Benden söylemesi. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları.

DURUM BU

Yaratan bir sebep için yaratmış, doğa, tabiat bereketleri içinde vazifeli, yaşasın diye!..
Anneden, babadan doğma, anne şefkatiyle büyütülme, eğitim, yuvadan uçuş, doğanın bağrında, kendi başının çaresine bakma, yaşam mücadelesi, sevgili eşini bulma, kendi yavrularını doğurma, koruma, eğitme, bakma, yuvadan uçurma!…
Hepsi Yaratan’ımızın mucizeleri, güzellikleri, bereketleri!..
Hani O GÜZELİM MASUM CANLARI sadece et olarak görüp, zevk için, güya yiğitlik için, DANN diye KANLAR İÇİNDE KATLEDERLER YA!..
İşte onlar, ŞÜKÜRDEN, BÜTÜNSEL BAKMASINI BECERİP, BİLMEYEN, “BAKAR KÖRLER” OLMUYOR MU BU DURUMDA?!..
Bazılarının, gözleri kulakları vardır diye, görüyor, işitiyor, sanmayın. O birçoğu ne yazık hasta kalpli olduklarının farkına bile varmazlar, ne yazık ki!..
Kör, sağır kalpli olanın ne kulağı duyar, ne gözü görür!..

Bakarlar, ama görmezler!..

Kuran’ı Kerim. Sure 15/Ayet 81:
Biz onlara mucizelerimizi vermiştik; fakat onlardan yüz çevirmişlerdi.
7/96: O ülkelerin halkı, inansalar ve sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık; fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.

Aptal değiliz hala dürüstlük bekliyoruz

Uzun zamandır farkındayız, Hudut Gazetesini arayanların karşısına Resmi İlan kotalarını tutturmak için okurlarımızın haber alma hakkının kısıtlanıp hatta ortadan kaldırıldığının… !

Ne mi yapıyorlar…!?

Kendi resmi ilanlarının kesilmemesi ve resmi ilan hakkı için yazılı yerel basında en çok okunan ‘Hudut Gazetesi’ni’ tıklayanların karşısına adeta kapı gibi barikat kuruyorlar.

Kısaca Hudut okurlarını kendi gazetelerine yönlendirip çok tıklandıkları algısını yaratıyorlar.

Siz niye yapmıyorsunuz? diye sorarsanız…!?

Biz Hudut’u okurlarımıza sakınmadan sunuyoruz ve gazetemizi okumayı seçenlere, haber alma hakkını kullanmak isteyenlere kapımız açık.

Kimseden okur koparma derdimiz yok.

Onların yaptıklarını onaylamıyoruz.

Çünkü belki Basın İlan Kurumu’nun bu tür hak gasplarına bir yaptırımı yok!

Sonuçta belki yasak değil, ama etik de hiç değil.

Bazı okurlarımız da ‘Hudut’u tıklıyoruz ama bir türlü açılmıyor, dönüp duruyor’ diyor…!

Haklısınız!

Biliniz ki, o sırada sitemiz Rusya’dan Amerika’dan binlerce bot hesap tarafından saldırıya uğruyor.

Bizim gazetemizin okurlarına şiddetle ihtiyacı bulunan bu sevgili meslektaşlarımızın bu işlerin uzmanı da olan yakınları var!

Bizim safiyane çabalarımıza karşın;  meslek etiğini yaralayan, haber verme hakkımızı gasp etmeye yönelik, okurlarımızın haber alma özgürlüklerine saygısızlık, haberde değil, kazançta yarışmayı kendilerine yol eylemişler.

Gittikleri bu yol onların önünde uzun uzun açık olsun.

Gelecekte bir gün mutlaka yaşadığımız bu yılların basın tarihi yazılacak…

O tarihte; dünyayı algılama, değerlendirme tavrı ve bağımsız gazetecilik anlayışından güç alması nedeniyle dışlandığını bile bile mücadelesini sürdüren Hudut, daha iyi anlaşılacaktır.

Derseniz de;  ‘Sen öldükten sonra Hudut anlaşılsa ne olur, anlaşılmasa ne olur!?’

Geride; Bir gazetecilik anlayışı, bir dik duruş, bizden çok yıllar önce efsaneleşip Edirne’nin iftiharı olabilen refiklerimiz gibi bir gazete, o gazeteye yazıp çizerek, emek veren insanların isimleri kalır….

Bugüne kadar, aldığım eğitimden ve meslekteki 43 yılımdan gelen birikimimle çok meslektaşıma destek verdim. Bir kısmı mecburen bu etik dışı düzenin içinde olduğu için sesini çıkaramaz.

Ama hepsi biliyor ki, haklıyım! Kimin ne dolaplar çevirmenin, Hudut’u nasıl yıkarız’ düşüncesinin peşinde olduğunu tahmin edebiliyorum.

Ömrüm boyunca aynı kulvarda olmadım, hiçbirimiz de o kulvarda olmayı asla düşünmedik. Her şeyin farkındayız, aptal değil, okura dürüst kalmanın peşindeyiz…

Bu arada 24 Temmuz, ‘Basından Sansürün Kaldırılışının (yerine basın etiğinin dışlanıp, Yerel medyada kör döğüşün prim yapar, para kazandırır hale gelişinin şahlandığı) Yıldönümü tüm sevgili ve değerli meslektaşlarıma kutlu olsun …!

KİMİN DEVLETİ?

Yerel gazetede yerel sorunları öne çıkarmak önemli. Ama ülke öyle karmaşık ki hepsi yerel sorunları da içine alıyor. O nedenle ülkedeki tartışmalara dair sorular sormak gerekiyor.

Ekim 2024 tarihine kadar düşman bilinen, AYM tarafından kapatılması istenen DEM partiye kardeşlik önerisi sunan, PKK liderine yeni dönemin kurucu önderi diyen Devlet kimin devletidir?

Cumhuriyetimizin kurucu yurttaşları olan her etnik yapı ve dini inancın ortaklaştığı kuruluş hedefini dağıtarak Türk, Kürt, Arap etnik yapısıyla sınırlayıp ümmet ortaklığı üzerinden değerlendiren Devlet kimin devletidir?

Beş yüz yıldır düşmanlaştırılan, katledilen, inkâr edilen alevi inançlı yurttaşlarını ve bu coğrafyanın ilk yerleşimcilerinden olan Kürt kimliğini inkâr eden, kart-kurt diye dışlayan; dışladığı her iki toplumsal kesime Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde bir alevi bir Kürt başkan yardımcılığı verilerek yönetime katma kurnazlığı nasıl bir bölge senaryosunun kurgusudur ki bu oyunu oynayan Devlet kimin devletidir?

İç cephede birlik ve kardeşlik sloganı ile kapalı mekanlarda çağrı yapan ama seçilmiş yöneticilerin yerine kayyım atayan, hukuksuz olarak cezalandıran ve görevden alan öte yandan demokrasiden, birlikten bahseden Devlet kimin devletidir?

Tüm eğitim sistemini adeta Diyanet’e bağlayarak sadece dini eğitim verme arzusunun altında sessiz kitleler yaratma amacını güden Devlet kimin devletidir?

İş verenlerin ucuz işgücü talebi nedeniyle zorunlu olan lise eğitimini zorunluluktan kaldırma hamleleri yapan Devlet kimin devletidir?

Birçok ülkede kesilmesi yasak olan, İslam dininde cennet ağacı denen yüzlerce yıllık zeytin ağaçlarının 10-15 yıl maden çıkarılması uğruna sermaye tarafından kesilmesine onay veren Devlet kimin devletidir?

Ülke çiftçisinin üretimini yok sayarak, yok ederek ithali öne çıkaran ve kendi üreticisini üretemez duruma getiren Devlet kimin devletidir?

Tarihte3000, bu topraklarda 1000 yıl devlet geleneğiyle övünen siyasetçiler, en az 200 yıllık demokratikleşme geleneği olan ülkemiz yurttaşlarını yok sayarak geleceğe dair kararları veren Devlet kimin devletidir?

Kapitalizmin sermaye birikiminde kullandığı üç kaynak vardır. Üretimi arttırmak, doğal kaynakları sömürmek ve emeğin değerini düşürmek. Üretimi arttırmayı es geçerek ithalatı tercih eden ve diğer iki kaynağı sermayeye peşkeş çeken Devlet kimin devletidir?

Ve daha nice sorular sorular…

Yeri gelince çok bilen yeri gelince ‘ahraz’ olanların ‘Devlet kimin devleti’ sorusuna yanıtını biliyor artık her partili. Koştur koştur ekmek ve emek mücadelesi yaşayan yorgun topluma sunulan bu bilmece artık kolaydır. Ve geçmişte olduğu gibi düşünmeden karar vermeyecektir. “Elbette hökümatın bir bildiği var zaar…” dediği dönemler geçti artık. Bilinsin derim.

Bu kadar tutarsız ve değişken olan, buna rağmen bugüne kadar oy alabilen söylemler artık sona ermiştir. Bunun sonucunda da gerçeği algılamaktadır. İlk seçimde; insanı, doğayı ve özgürlükleri öne çıkaran bir iktidar gelecektir. İşte o zaman Devlet, 70 yaşını aşan devletlilerin değil halkın devleti olacaktır. Bu süreçte herkesin herkese ihtiyacı vardır.

BİLEMEM AMA!..

Tam kırk yıldan beri Türk milletinin başında, TERÖR BELASI var!..
Ve de Allah Kuran: 9/126 ayet de uyarır!.. Bir yorumuyla da:
(Yanlış yolda olduklarında, onları belalarla uyarırım ki, yanlışlarından, dönsünler, diye!..
Yani, pratik yaşam tarzının gidişatına bakıp da yorumlarsak:
( Kuran’a uymak yerine, Kuran’ın “YAPMAYIN” diye emrettiği BOZGUNCULUKTA yaşayan, HAYIRSIZ, HURAFELİ, TARİKATLI, HAYVANLARA ZULMEDİCİ, ORMANLARI KATLEDİCİ, SAHTE EĞİTİMLİ, ANLAMAK, ÖĞRENMEK, GELİŞMEK İÇİN OKUMAYAN, CAHİL, DOĞASINI, TARIMINI, ATA TOHUMLARINI, TABİAT VARLIKLARINI KORUMAYAN; İNANÇLI BİLİMLE, CÜMLE ALEME FAYDALARA ÇALIŞMAYAN, KENDİSİNE VE ÇEVRESİNE ZARARLI, LÜKS VE İSRAFA DADANMIŞ, HAVASINI, SUYUNU, TOPRAĞINI, HAYVANLARINI KORUMAYAN…VS..VS.
9/26: Yaptıkları kötülüklerden dönsünler diye, onları her yıl birkaç kez, belalarla uyarırız!..”)
Kısa bir yorumla…
Yukarıda ki, nurlu ayeti, herkesin gözü önünde yaşanan, bu saydığımız gerçeklerle birlikte yorumlarsak, BAŞIMIZA GELEN HER TÜRLÜ SORUNUN, GERİLİĞİN NEDENLERİ BELLİ DEĞİL Mİ?..
Bunlar düzeltilmezse, NE Mİ OLUR?..

Okuyun, Türkçesini de öğrenin, ÇOK KOLAY!..

46/27:
Andolsun, biz çevrenizde ki memleketleri de yok ettik ve belki dönerler diye ayetleri tekrar tekrar açıkladık.
7/96: Eğer o memleketlerin halkı, iman edip Allah’tan korkmuş olsaydılar, muhakkak ki üzerlerine yerden ve gökten bereketler açardık.. Fakat onlar, Peygamberleri yalanladılar da, kendilerini yapmış oldukları küfür yüzünden azapla yakalayıverdik.

KONUKLARINIZIN SESİ 376

             Son bir genel özetlemeyle ekonomi ve politikayla ilgili yazılarımızı da sonlandıralım.

             Ekonomi ve politika, her tür medyada gazetecilerce, akademisyenlerce, uzmanlarca konu ediliyor, irdeleniyor, eleştiriliyor, ekonomik ve politik sonuçlar çıkarılıyor, öneriler üretiliyor. Ama sanki ekonomik ve politik süreç bunlardan etkilenmeden gelişiyor. Neden? Biz bu nedeni, temeli atlayıp ayrıntıyla ilgilenmekte buluyoruz. Gelin cesurca ekonominin ve politikanın temellerini bulmaya çalışalım.

            Bizdeki ve ekonomik ve politik bağıntılı olduğumuz ülkelerdeki ekonomik sistem ne? Kapitalizm. Kapitalizmin temeli ne? Kapital yani para kazandıran para. Ülkemizde ve bağıntılı olduğumuz ülkelerde kapitalistler var. Kapitalistlerin amacı ne? Kapitallerini büyütmek ve bunu en hızlı şekilde yapmak. Kapitali en hızlı şekilde büyütme nasıl olur? (1) Üretimi arttırarak.  (2) Doğal kaynakları sömürerek. (3) Emeğin değerini düşürerek. Şimdi bunları tek tek ele alalım, somut örneklerle açıklayalım.

            Üretimi arttırmada toplumsal yararlılık var mı? Gözlemlediğim gibi, yok. Örneğin kapitali büyütme inşaatta sanayidekinden fazlaysa inşaat; sanayideyse en hızlı kapital büyümesi, kozmetikteyse kozmetik, silahtaysa silah; silah üretimi için savaş gerekliyse savaş, en uç örnekse uyuşturucu ve yasal veya yasal olmayan bahis…

            Doğa sömürüsünde de kapitalizmin aynı kuralları geçerli. Afrika’daki doğal zenginliklerin Afrikalılara bırakılmaması da, yeraltı zenginliklerinin zeytine tercih edilmesi de aynı nedenle. Kapitalistlerin kapitalini büyütme.

            Emeğin değerini nasıl düşürürüz? Asgari ücretin değerini düşürerek. Örneğin sığınmacıları kullanarak asgari ücretin altında da işçi çalıştırarak, işsizliği arttırıp düşük ücreti aranır kılarak…

             Ama kapitalist sistemin de sorunları var. Çelişki içeriyor, çatışmalara neden oluyor. Kapitalizmin doğası gereği hiçbir kapitalist diğerinin dostu değil. Kapitalist olmaya çalışan bazı kimselerin topluma zararlı yollara başvurması da kaçınılmaz. Asıl çatışmaysa kapitalistle sömürdüğü emekçi ve doğa sömürüsünde doğadan yararlananlar arasında. Kapitalizmin doğal sonucu savaşlarsa en acıklı aşama. Kapitalistlerin hem üretimi arttırmaya çalışmaları, hem de emeğin değerini düşürerek tüketimi azaltmaları genel bir çelişki.

             Politikaya gelince, (9 Nisan yazımızda verdiğimiz birçok açıklama yanında H. Lasswell’in) “Politika, kimin, neyi, ne zaman nasıl aldığı.” Tanımını bir daha hatırlatalım. Bu ne demek? Politika, kapitalizmi mümkün olduğunca sorunsuzca yürütmek için kurulan düzenleme demek. Kapitalizmde asıl yöneticiler ekonomik düzeni kuran kapitalistler. Politikacılar, bu düzeni sorunsuz sürdürmeye çalışan görevliler. Ama politikacıların halkı temsil ediyor görünmeleri de gerekli. Ne şekilde ve ne denli ayarlanırsa ayarlansın seçimler, politikacılara kapitalistlerin olumlu karşılamadığı bir güç de veriyor. Bunun sonuçlarını izliyoruz.

            Kapitalistler yalan söylemek zorunda; burada yazdığımız gerçekleri söyleyecek değiller ya. Burada bilimi, özellikle ekonomi bilimini bile çarpıtıyorlar. Bir uç örnek verelim. Astrologlar ne diyor? “senin düşüncelerini, hatta mutluluğunu kapitalistler ve politikacılar değil gökteki yıldızlar belirliyor.” Politikacılar da bu yalanları, farklı bir biçimde de olsa, yinelemek zorunda. Her şeyi halk için yapıyorlar ama kapitalizme karşı çıkmadan. “Halk, hukuk, adalet” ama kapitalizm de. Birbirlerine en ağı sözleri söyleyebilirler ama sonra dost da olabilirler veya tersi…

             Politikacıların bazen güçlerini abarttıkları da olur. Bu durumda uyarılırlar, konumları hatırlatılır veya bir şekilde görevden alınırlar. Ulusal veya uluslararası somut örnekleri veremiyoruz.

              Politikacıların, ikinciliklerini görerek ve konumlarından yararlanarak kapitalistleşmeye çalışmaları da doğal.

                                                                                                                                Sağlıcakla,

NOT: Daha açıkça yazmayı, ayrıntılı somut örnekler vermeyi biz de isterdik ama bunu yapamayız, özür dileriz.

VAR MI

“Oh!.. Artık çok rahatım, karnım tok, sırtım pek, keyfim de yerinde ama daha çok keyif için, keyifli spor olsun, keyifli yiğitlik olsun diye, gidip silahın kralını alayım, kırda, bayırda ki masumları öldüreyim de el-alem yiğit görsün!..”
VAR MI, BÖYLE BİR İNSANLIK?..
VAR MI, BÖYLE BİR DİN, İMAN?..
VAR MI, BÖYLE BİR ADALET?..
VAR MI, BÖYLE BİR DÜNYA?..
Mümkün değil, olmaz, olamaz!.. Ne, Hak’la, ne din ile, ne adaletle, ne karakterle, ne vicdanla, yani “İNSANLIKLA UYUŞMAZ “ ki, zevk için, kâr için masumu öldürmek!..
Allah’ın bir sebeple “Yaşasın!..” diye yarattığı hayvanların zevk için canlarına kıymak da ne demek?..
“ÖLDÜRME SAKIN!” emri elde iken:
Yaşam mücadelesinde, yavrularını büyütme çabasında, rızkının peşinde olan masumlara karşı silahlanıp, kurşunlayıp kıyım yap, sonra da ADINI, kâr, spor, yiğitlik koyun!..
ANCAK KENDİNİZİ KANDIRIRSINIZ!..
Asırlardır böyle yaparsınız, asırlardır da, verilmedik azap kalmamış, nice nesiller, ülkeler mahvedilmiş, cezasız kalmadığını anlayın diye!.. ANLAYIN ARTIK!..
Biz de kınayan da yok zalimliği, en yazığı da bu!..
Sayınca yüz milyon ama…

ZALİMLERE müsâde edenler de, onlardan sayılır, biline?..

Kuran’ı Kerim. Sure 12/Ayet 40:
Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah’a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanlardan çoğu bilmezler.

SCOOTER’LER GELİYOR MU?

4 firma Edirne ulaşım pazarına girmek için başvurularını yapmışlar.

Eğer İl Trafik Komisyonu’ndan onay alırlarsa 970 adet scooteri sadece para kazanmak amacıyla Edirne’nin trafiğine katacaklar.

Fethiye’de bisiklet yollarında yaşattıkları sıkıntıyı gözlemlemiştim. Her elektrik direğinde firmaların scooterleri kilitlenmiş, özel olarak yapılan bisiklet ve yürüyüş yolunu adeta işgal ederek yürüyenleri ve bisiklet kullananları rahatsız ederek Fethiye’de yaşayanları isyan ettiriyorlardı.

Edirne caddelerinde kişisel olarak görüyoruz bu scooterleri artık. Akan yoğun trafiğin içinde küçücük tekerlekleri ile trafiğin içinde bazı sürücüler kurallar içinde bazıları ise kuralları hiçe sayarak yol alıyorlar.

Gölet parkında yürüyüş yolunda da küçük çocukların scooterler ile dolaşmasından rahatsız yürüyüş yapanlar.

Otomobillerin yaratmış olduğu trafik sorununa çare gibi görünebilir. Çevreci, sessiz ve elektrikli olmaları da hava kirliliği için avantaj gibi görülebilir.

Fakat 15 yaşını doldurmuş her bireyin gerekli trafik eğitimi almadan yollarda bu araçları kullanmaları ne kadar doğrudur? Olabilecek bir kazada sorumluluk kime ait olacak?

Scooter firmalarına yetki belgesi vermek önceleri Belediye’lere aitti. Artık İl Trafik Komisyonu’nda.

Edirne’de başvuru yapan firmaları şimdilik bekleten Türkiye’de Scooter Yönetmeliği’nin değişecek olması. Bugün yarın çıkar yönetmelik ondan sonra bu yetkiyi verecek olan kurumlar verecek kararı. Ama firmaların takipte olduğu ve Edirne trafiğine 970 adet scooteri sokmak için bekliyor olduğunu biliyoruz.

Scooter’lerin trafikte yaratacakları tehlikenin yanında bir de park sorunları var. Şu andaki yönetmeliğe göre istedikleri alanda park alanı oluşturmak için önlerinde hiçbir engel yok.

Edirne’nin ana caddelerinde bisikletlilerin bile kendilerine zorlukla yer bulabildiğini, akan trafik içinde büyük tehlikelerle karşı karşıya olduğunu görüyoruz.

Bisiklet yollarında bir adım bile yol alamayan Edirne’de 4 firma para kazanmak için kontrolsüz bir şekilde her yere park ederek akan trafik içinde Edirne trafiğinde karmaşayı daha da arttırmaktan başka bir işe yaramayacaklardır.

Umarım yetkili kurumlar bunları da göz önüne alırlar firmaların baş vurularını incelerken.

KEŞFİN BÖYLESİ

“VAY CANINA!..” İnsanoğlu için çok önemli bir şey keşfettim galiba!..
Bu öyle bir keşif ki ŞEYTANIN dinler arasına düşmanlık vermesi, düşmanlıkta bölünüp, din sahteleşmelerini, yalan hurafeleri, mezhep ve tarikatları bitirip, hatta savaşları sonlandırıp, İNSANLIĞI SEVGİ ÇAĞINA LAYIK YAPABİLİR!..
Aşağı yukarı 15 yıldan beri Kuran’ı anlamak, yorumlamak için fırsat buldukça dikkatle okuyup, inceliyorum!..
Yıllarca okumama rağmen ancak bu gün bu keşfin farkına vardım.
Bir yorumla da,
“Müslüman” demek, “Yaratanın emirlerini rehber edinip, medeniyet yolunda akılla, canla, malla mücadele eden, inançlı, faydalı insan demek”
HAKİKİ MÜSLÜMAN, Kuran da yazıyor, kendi dilinden Türkçe okunsun bilmeyen öğrensin!..
Sonra da, bu tanıma uymayan “Bu din, bu Müslüman ne kötü demesin!..”
Allah tarafından korunan Kuran’ın, asla Tevrat ve İncil gibi tahrif edilemeyeceğini Kuran’ı Kerim den öğreniyoruz.
KEŞFİM O Kİ: Allah’ı “BİR” bilip, Kuran’ı Kerim’in ayetlerine uyan bir insan, hem MUSEVİ DİR, hem DAVUT’ İ, HEM İSÂ’ vi HIRİSTİYAN, HEM DE MUHAMMET’i MÜSLÜMANDIR!..
Yani bütün hak dinlerin ilkelerini kuşanmış oluyoruz, Kuran’a uymak sayesinde…
Bunca hainliğe rağmen yine de lütfediyorsun, ne büyüksün Allah’ım….
Yani, eğer Kuran’ı Türkçe anlamak, yorumlamak ve uymak için okuyorsan, Tüm şeytanın kattığı yalan hurafelerden arınmış HAKİKİ MUSEVİ’ SİN, HAKİKİ DAVUT’İ sin, HAKİKİ HIRİSTİYAN’ sın, HAKİKİ MÜSLÜMAN’ sın!..
Bundan sonra, hadi okuyun Kuran’ı Kerim’i yorumlamak ve uygulamak için de görün bakalım, şeytan artık, aranıza din düşmanlığı sokabilir mi?..
Yine hatırlatma: Kuran yolu, nasıl bir yoldur?.. Bir özeti de, “Yaratan’ını bir tanı, dünya menfatini ilah edinmeden, cümle alemin faydasına, (İnsanlık, doğa tabiat varlıkları…) pozitif akılla, bilimle sanatla canınla, malınla ada kendini!..” diyebilir miyiz?..
Yukarda da yazılı tanıma göre, Kuran’a uy da, kendine ne dersen de, ister Musevi, ister Hıristiyan, ister Müslüman, SIĞMAZ Kİ KELİMELERE!
Hepsinin HAKİKİSİ, TEK yerden, O TEK KİTAPTA TOPLANMIŞ ŞÜKÜR.


Kuran’ı Kerim. Sure 10/ayet 37:
Bu Kuran Allah’tan başkası tarafından uydurulmuş bir şey değildir. Ancak kendisinden öncekileri doğrulayan ve o kitabı açıklayandır.
Onda şüphe yoktur, o alemlerin Rabbindendir.

Sure-3/ayet-3, 4: O sana Kitabı hak ve önceki kitapları doğrulayıcı olarak tedricen indirilmişti. Daha önce de, insanlara doğru yolu göstermek üzere, Tevrat ile İncili indirmişti. Furkan’ı da indirdi. Bilinmeli ki, Allah’ın ayetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir.

FURKAN: Bir anlamda da, Kuran ayetlerinin yorumu olarak verilen, Hadisler, bilimsel ve sanatsal eserler.” Diyebilir miyiz?..