Kategori arşivi: Yazarlar

KARAMSAR OLAMAYIZ

Bölge yeniden kuruluyor. İsrail! ‘Türkiye yüzyılı’. Yeni anayasa!

Yüzyılların sorunu ‘bu kez çözülecek mi? ‘Terörsüz Türkiye’ çok güzel. Güzel de yıllardır terörden mağdur olanların görüşü alındı mı? Hedef mecliste çözmek ama meclis işlevsiz. Adını bulduk: “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”.

Dert bir değil, nereye baksak sorun. Muhalif partilerden olan yerel yönetimler kayyımda veya cezaevinde.

Doğa ve emek sömürüsünün en vahşi şekilde uygulandığı yıllardayız.Tarımsal üretim desteklenmiyor ama bakan yakınlarının ithalatı kolaylaştırılıyor. İşçilerin elindeki tek direnme gücü anayasal grev hakkı cumhurbaşkanı tarafından erteleniyor. Her üç kişiden birisi işsiz ve bu rakam 12 milyonları aşmış.

MÜSİAD öncülüğündeki sermaye ve iktidar beslemesi eğitim sendikaları tarafından lise eğitiminin zorunlu eğitim kapsamından çıkartılması konuşuluyor. Eğitim çökmüş durumda, tüm okullar ve eğitim basamakları gerici, iktidardan beslenen kurumların kontrolünde. TÜGVA Beşiktaş Stadyumu’nda onbinlerce öğrencinin katılımıyla dua, mevlit ve tekbirli gösteriler yapıyor ve devlet erkanı tam kadro orada bulunabiliyor.

Adalet binaları kumpas merkezleri durumunda. Cezaevine konulan insanlar iftira ve itirafçılar tarafından suçlanıyor. Saymakla bitmeyecek olumsuzluklar var. İktidarın ‘Yeni Türkiye’si maalesef bu. Bu Türkiye’nin merkezi de ABD Başkanının ofisi olmalıdır!

Yol ayrımında olduğumuzu sanıyorum. Erdoğan karşıtlığı önemli. Ama yetmez. Başta İmamoğlu olmak üzere tüm belediye başkanlarına ve kadrolarına adaletsiz uygulamaya isyan da yetmez. Yaratılan bu kaos ortamında yurttaşın en acil talebi geçimdir ve unutulmamalı. Bugünkü durumu yaratan azınlığa düşmüş 23 yıllık iktidarın sorunları çözmesi beklenemez. Ama muhalefetin de artık kendini kanıtlaması gerekiyor.

Kuruluş yıllarında Osmanlı ümmetinden ulus milletine dönüştürülen Cumhuriyet, yeni yüzyılda bunu da aşıp eşit yurttaşlığa geçmelidir. Aksi amaçlar ümmetçiliği ve ırkçılığı hortlatmak, ülkemizi orta çağ zihniyetiyle Ortadoğu bataklığına sürüklemektir.

Yol ayrımındayız ve yolumuz; eşitlikçi, adil, özgür, üreten demokratik bir cumhuriyettir. Bunu yapacak olan da muhalefettir. Büyük pencereden bakarak geçmişten dersler çıkararak ve ülken tüm bileşenlerini toparlamak zorundadır.

Namık Kemal; “Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini, yok mudur kurtaracak baht-ı kara maderini?” demişti. Zamanında oldu ve şimdi de olacaktır. Karamsar olamayız.

Olan karamsarlığı ve umutsuzluğu dağıtacak uygulamalar muhalefetin ana partisinden, birinci partiden gelecektir. CHP genel kurul sürecinde bu demokratik tavırları göstermelidir.

İktidar, başarısını yarattığı ucube tek adamlı yönetimde arıyor. Tekli aklın karşıtı çoklu akıldır. Yani demokrasidir. O halde 19 Mart’tan beri bir başarı hikayesi yaratan CHP, genel kurullar sürecinde söylemdeki demokrasiyi, parti içinde ve içerdeki-dışarıdaki tüm muhaliflere göstererek güven tazelemelidir.

Bu nedenle de seçimlerin her aşamasında çarşaf liste ile farklı seslerin de yönetimlerde olmasını sağlamalıdır. Üyesine güvenmelidir. Blok liste; başkan ve adamları demektir. Çarşaf liste; kültürel gelişmeye bağlı eksikleri olsa da renklerin uyumunu, dayanışmayı, saygıyı ve hak edenin seçilmesinin yolunu açar. Her yerde demokrasi, her davranışta demokratik tavır karamsarları da kararlı olmaya yönlendirecektir. Topluma güvenini arttıracaktır.

Hepimiz biliriz ve söyleriz; demokrasi yerelden başlar. Mahalle delegeleri seçiminden ilçe ve il seçimlerinde demokrasi yoksa ülkede de olmaz.

SEVDİĞİM YANLARI

Avrupa halklarının sevdiğim medeni yanları da çok!..
Bizim onlardan, onların da bizden öğrenecekleri çok şey var!..
Tek taraflı medeni olmak diye bir söylem yanlıştır. Onların da bizden öğrenecekleri çok şey var. Ancak ben şimdilerin Türkiye’sini kast etmiyorum!..
Avrupalı,Kutsal kitapları İncili anlamak ve uygulamak için, kendi dilleri ile okuyorlar. Ve de yarısı doğru, yarısı tahrifatlı olsa da, DOSDOĞRU OLAN yarısını ÖĞRENİP, UYGULADIKLARI İÇİN, dünyanın en medeni ülkeleri oldular!..
Biz de ise, maalesef, Kuran’ın tamamı doğru olmasına rağmen, Türkçe anlamak ve uygulamak için okunmadı, ya duvara asılıp, ya da anlamadan Arapça okunmasından medet umuldu!..
Böyle olunca da, tabi ki simsarlar, hurafelerle toplumu asırlarca, kandırdı da kandırdı!..
Bereket, anne den, babadan, deden, nine den kulaktan duyma, hadislerin, nasihatleri vardı da, Türklerin bir çoğu, kadim ilkelerinden şaşmadı!..
Avrupa ülkelerinde, yazarlar, çizerler, filmciler, sanatçılar, bilimciler, her yıl bir çok eser üretip, toplumlarına öğretirler!..
Bu çalışmaların çoğu, doğa, tabiat, hayvan, orman, insan, kedi, köpeklerle ilgili, faydalı, sevgi, saygı konularını içeren eserlerdir..
BİZDE İSE, yazar, çizer, şair, şarkıcı, sanatçılara bakacak olursak, çoğunun, işleri güçleri, bay aşkı, bayan aşkı!..
Başka konu bulamıyorlar, nedense?.. Asırlardan beri böyle, ne yazık ki!..
Avrupa da halkın bir çoğu, barınakta ki sahiplenilmeyen köpekler öldürülmesin diye, dokuzuncu, onuncu köpeği sahiplenip evine alıyor!..
Hem de özellikle sakat olanlarını…
Ve ya çevresinde kilere de sahiplendirmek için çabalıyor!.. BİZDEN NİYE, ONLAR KADAR ÇOK ÇIKMIYOR, BÖYLE VİCDANLAR?..
O canlar, Allah’ın masumları, biz de Müslüman’ ız ya?.. İŞTE AVRUPANIN BU POZİTİF YÖNLERİNİ ÇOK SEVİYORUM!..

Unutmayın, merhamet etmeyene, merhamet edilmez!.. Allah’ın canlarına, merhamet edenlere, Allah’ta merhamet eder!.. Ekonomi, bilim, sanat da gerilik sebeplerinden biri de, bu yüzden olmasın sakın?..

Kuran’ı Kerim. Sure 22/Ayet 45: Nice memleketler ahalisi vardır ki biz, onları zulmederlerken, helak ettik. Şimdi duvarları tavanlarının üzerine yıkılmıştır. Ve de nice kullanılamaz hale gelmiş kuyularla saraylar kalmıştır.

KIZMAKTAN VAZ GEÇTİM

Önce çok şaşırdım, sonra üzülmeye başladım!..
Yazdıklarım, doğru bildiğimiz yanlışları, hem kutsal kitabımız da ki inanç öğretileri ile, hem de bilimle, ispat ede ede, yorumlayıp açıklamaya çalışmak!..
Kötü gidişten kurtulmanın, iyilikleri üretip yaymanın neresi kötü ki, bazıları bana “Yobaz olmuş” bile diyorlar!..
Biraz emek verip, dinlerini okuyup, düşünüp öğrenmiyorlar, kendi kendilerini kandırıp, kendi kendilerine haksızlık ediyorlar, ne yazık ki!..
Sonra sonra, o şartlanmışlara bakıp, onlara şaşmaktan, kızmaktan vazgeçtim. Çünkü, sıkça dediğim gibi, Kuran’ı Kerim’in ayetleri HER ZAMANA DAİR, aklımız gelebilecek her sorumuza TEMELDEN cevap verecek, sonsuz kapasiteye sahiptir!..
Hiç şakası olur mu?..
Sonsuz kudret sahibinin, biz insanlara lütfettiği, sonsuz hikmet dolu sözlerinden bahsediyorum!..
Biricik, sonsuz hikmet dolu kitabı okuyunca hemen öğrendim ki, “Allah’ın herkesin yaptıklarından haberi var!..”
Allah, kalpleri ve akılları eğrilmişleri mühürlermiş, onların Kuran’ı ve dosdoğru sözleri de anlamalarına perde çekermiş!..
Rabbimiz yine bir ayetinde, “Allah’ın onların yaptıklarından haberi var, onları sen düzeltemezsin, dosdoğrusunu söyle ve terk et, onları bana bırak!..” diye bilgilendiriyor.
BU YAZDIĞIMIZ İNANÇ VE BİLİMSEL İSPATLARLA, ŞEYTAN BİLE NERDEYSE TÖVBE EDİP, GERÇEK MÜSLÜMAN, GERÇEK HIRİSTİYAN, GERÇEK MUSEVİ OLMAYI DÜŞÜNÜRKEN, BAZILARI NEDEN BÖYLE.?..” deyip, ŞAŞIP, ÜZÜLÜYORDUM!..
GELEN GELİR, GİDEN GİDER, KALAN KALIR; HERKESİN BİLE BİLE KENDİ TERCİHİ!..

OH BE, DÜNYA VARMIŞ, RAHATLADIM, YA!..

Kuran’ı Kerim. Sure 17/Ayet 45:
Sen Kuran’ı okuduğun zaman, biz, seninle, ahrete inanmayanlar arasına görünmez bie perde çekeriz.
17/46: Onu anlamamaları için, kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına işitmemek için ağırlıklar koyduk. Kuran’da Rabbini “Bir tek” olduğunu zikrettiğin zaman, onlar nefret ederek dönüp giderler.
13/28: Bunlar iman edenler ve gönülleri Allah’ın zikriyle sükünete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak, Allah’ı anmakla huzur bulur.

ÇOK KIZAN MI TEK KIZAN MI?

“Geçti artık çok kızanlı ailelerin dönemi ağbi. Ama oldu bi kere işte. Gaza geldik yaptık üç kızan. Sandım ki bu devran hep böyle gidecek.”

Beyaz yakalı genç bir komşumuzdu.

Ardı ardına doğan üç küçük çocuğuyla evinde eşi ilgileniyor, kendisi takım elbisesi, beyaz gömleği, kırmızı kravatı ile ithal arabasıyla koşturup duruyordu.

Her gün kapısının önüne düzenli gelen Zaman Gazetesi’ni özenle ceketinin yan cebine koyardı gazetenin isminin görüneceği şekilde.

Tek çocuklu olduğu dönemde benimle karşılaştığında tartışmaya girmekten çekinmez; “Başkanımız üç çocuk istiyor, Allah onların rızkını verir tek çocukla ömür geçmez” diye de ahkam keserdi.

Yıllar içinde işleri iyi gitti genç komşumuzun. Duyuyorduk kamu ile iş yapıyor, ihalelere giriyor ve “Allah verdikçe veriyor” derdi laf arasında.

Üç çocuğuyla daha büyük geniş müstakil bir eve taşındı zaman içinde.

Geçtiğimiz aylarda komşumuzun oturduğu müstakil evin sessiz, sedasız bir şekilde yıkıldığını gözlemledik.

Komşumuzdan haber yoktu her ne hikmetse.

Bir kamu dairesinde karşılaştık aylar sonra.

Evinin neden yıkıldığını ve ne durumda olduğunu ben sormadan o anlattı başına gelenleri bütün ayrıntılarıyla.

15 Temmuz’dan sonra içeri alınmış. Aklanmış çıkmış kısa bir zaman sonra. Bütün işleri bozulmuş. Devran değişmiş artık, onu gören kaçıyormuş kamu kurumlarında.

İşleri bozulunca evini ilk gelen müteahhide iki küçük daire karşılığında satmış. Şimdi birinde oturuyor, diğerinin de kira geliriyle faturalarını ödemeye çalışıyormuş.

“Bütün mücadele çocuklarım için artık” dedi. “Geceli gündüzlü çalışıyorum ama yine de yetişemiyorum ihtiyaçları karşılamaya.

Sen haklıymışsın ağbi. Şu anda tek çocukla olsaydım eşimde çalışır ve bu süreci atlatırdım. Ama şimdi hanım ancak çocuklara bakıyor ben de yaşamımızı sürdürmek için ekmek parası peşinde koşturuyorum.”

“Emeklilik ne durumda?” diyorum.

 “Emekli oldum EYT sayesinde. Ama ne yarar ki? Kuş kadar emekli maaşını aldığım gibi eriyor elimde. Gel de çalışma. Ne kadar mı? Ömür boyu çalışırım böyle giderse ben.”

İLK ÖLÜMLÜ KAZANIN FAİLLERİ SİZLERSİNİZ…

Köprüden Kışlaaltı’na kadar giden yaklaşık 7-8 km. yolun genişliği yeterli.. Ne var ki yolun sağ-sol ve orta şerit çizgileri yok. Özellikle köprüden sonra, yeni Migros yakınlarına kadar kedigözlü taşlar hiç yeterli değil. Yaklaşık 1 km.lik bu kesimin, hatta 7-8 km.lik bu yolun çizgilerinin yenilenmesi ve en az 40-50 kedi gözleri ile zenginleştirilmesi gerekiyor.
Yanişimdilik- duble yol istemiyoruz. Mevcut yolun riskini en az düzeye düşürmek için bu yolun kenar ve orta çizgilerinin çizilmesini, kedi gözlü taşların artırılmasını istiyoruz.
Ama kimden istemek gerekir, kim bu yolun sorumlusu bunu bilmiyoruz..


Çoğu kere yazdık, ilgilileri uyardık..
Kartopu Derneği’nin 2024 Aralık ayında yaptığı DANIŞMA KURULU toplantısının konusu Enez’in şehir içi ve şehirler arası trafik sorunu idi. Dernek Başkan yardımcımız Sn. Avukat Emine Tüzün o toplantıda çok detaylı bir sunumla çok çarpıcı açıklamalar yaptı, görmezden gelinen riskleri tek tek anlattı..
Ama elbette bu toplantılara katılmayı Özkan Günenç’e saygısızlık, itaatsizlik sayan CHP şürekası her zaman olduğu gibi cehaleti kendilerine daha çok yakıştırdıklarından, cehaletlerine halel gelmesinden de korkarak bu toplantıya da katılmadılar.
AKP yerel yöneticileri de katılmadıkları bu toplantının sonrasında meydana gelen kazada kaybettiğimiz bir kadın kardeşimizin ardından ağıt yakmakla yetindiler.
Böylelikle yeni bir ölümlü kazaya kadar konu kapanmış oldu..


Enez sahipsiz…
100 bin kişinin yaşadığı kentte Kaymakam yok.. 100 bin kişinin yaşadığı kentten 2000 nüfuslu susuz kasabasına kaymakam atayarak Enez’i bu yaz aylarında sahipsiz bırakan zihniyetin yasa ile, mantık ile, gereklilik ile izah edilecek bir tarafı yok…
Kaymakam yok, Belediye Başkanı’nı halkın arasında gören yok…
Kaldı ki dünya batsa, onun zaten umurunda değil. Bu gidişe “DUR” demesi, halka önderlik etmesi gereken eski Belediye Başkanları sanki dillini yutmuş.. İl genel Meclis Başkanı ve Üyeleri “Gelin Enez’i konuşalım” diye yaptığımız çağrıya yanıt verme nezaketini bile göstermediler. Onlar da Günenç’i incitmekten, İl Genel meclisinde Enez’in gerçek yüzünü gündeme getirmekten korktular.. Oturup iki satır Basın bildirisi yazıp bir de poz poz resimleri gazetelerde yayınlanınca çok çalıştıklarına inandığımızı sanıyorlar.
Milletvekillerine gelince..
Onlar zaten Enez’e gelip vakit kaybetmeyi bile gereksiz sayıyorlar..


Susmayı ASALETTEN (!) sayarak kendilerini aldatanlar… Korkaksınız… Makamınızı kullanabilecek, değerlendirebilecek hizmete dönüştürebilecek yetenekte değilsiniz. Birikiminiz yok. Halbuki o bulunduğunuz makamlar, taşıdığınız sıfatlar size nice kapıları ardına kadar açar… Nice sorunları çözer. Sahil yoluna çizgi çektirmek marifet bile sayılmaz..
SONUÇ:
Şimdiden ilan ediyorum; bu yoldaki ilk ölümlü kazanın failleri sizlersiniz.

NEGATİF KÜLTÜR

Anadolu’da yaygın bir kültürdür, “Aldım sazı elime, çile bülbülüm çile!..”
Bir baksan, bir dinlesen, sanki dert küpü hep taşmakta!..
Asırlardır, devam eden çileler, EĞİTİM YOKSUNLUĞUNDAN, iyice müzminleşmiş gözüküyor!..
Sorunu ve çözümleri ne İNANÇLA, ne de BİLİMLE açıklayan yazar, söyler çıkmıyor pek ortaya; tek tük çıksa da, OKUMAYI SEVEN Mİ VAR!.
Anadolu’da bir söz vardır:
“Kızım kim varmış ki sevdiğine, sen varacaksın?..”
Kız “Ana, baba, benim sevdiğim var, beni başkasına vermeyin ne olur!..” diye yalvarsa da aldığı cevap bu olmuştur, maalesef. “Kızım, buralarda, kim varmış ki sevdiğine, sen varacaksın?..”
O kıza desek ki: “Kızım, ana, babanı dinle, tecrübeleri vardır, ama gönül güzelliği yerine maddi güzelliği seçiyorlarsa, ONLARI DİNLEME; o zaman, kimseyi katma kararlarına, maddiyatı değil, aklı, gönlü, dürüstlüğü, çalışkanlığı, saygıyı, sevgiyi seç!..” DESEK!…
ANASI, BABASI, AĞBEYLER, ABLALAR, DEDELER, NİNENELER, AMCALAR, DAYILAR, YENGELER, TEYZELER, HALALAR, KONU KOMŞULAR… öyle bir karışırlar, çullanırlar ki kızın üstüne, YAŞAM HAKKI TANIMAZLAR!.. VE SONRA, ELVADA, KOLU, KANADI, GÖNLÜ KIRIK KIZIMIZA, ELVEDA ONUN YETİŞTİRECEĞİ NESİLLERE DE ELVADA!.. MAALESEF.

SONRA DA ÇIĞIRIRLAR, “ALDIM SAZI ELİME, ÇİLE BÜLBÜLÜM ÇİLE,” diye asırlardır. SORUNUN ADINA DA, “KADER BÖYLEYMİŞ,” DERLER ÇIKARLAR İŞİN İÇİNDEN!.. ASIRLARDIR, SÜRE GELEN BU VE BUNUN GİBİ NİCE ŞEYTANİ KÜLTÜRDEN VAZGEÇİLSE, NESİLLERİMİZ KURTULUR, NE GÜZEL OLUR!..

Kuran’ı Kerim. Sure 17/Ayet 41:
Biz bu Kuran’da ibret misalleri verdik; Cennet’le müjdeledik, Cehennem’le korkuttuk ki, düşünüp akıllarını başlarına alsınlar. Halbuki bu, ancak onların haktan nefretlerini arttırıyor.

WC HAK GETİRE!

Sırtında plaj çantası, elinde çocuklarının simidi, içinde tatil heyecanı…

Sabahın serinliğinde ailece yola çıktı.

Hedef: Saros Körfezi.

Duymuş ki, Sultaniçe – Gülçavuş çevresi bu yazın gözdesi.

“Eh, biz de eksik kalmayalım” dedi.

**

Sultaniçe Limanı yanı…

Deniz? Tertemiz.

Kum? Yumuşacık.

Güneş? Tam kararında yakıyor.

Sultaniçe’de insanlar iç içe…

Kalabalık bile bir yere kadar hoş geliyor insana…

“Demek herkesin aklı buradaymış” diye geçiriyor içinden.

Ama iş, denize girip çıktıktan sonra başlıyor.

**

Mesela tuvalet?

Yok!

Daha doğrusu var da, yok gibi.

Plajdan yaklaşık 300 metre uzakta iki adet.

Ama bunu anlamadan önce epey bir dolanıyor.

Ortalıkta “WC” simgesi arayor.

Soruyor, herkes omzunu silkiyor.

**

Ve tam o anda fark ediyor:

Asıl tatil, tuvaleti bulmaya çalışırken başlıyor.

Çocukları denizden çıkmış, elleriyle gösteriyor: “Anneeee, çiş!”

Ama hâlâ koordinat belirlemeye çalışıyor.

Güneş tepede, kum cayır cayır, sabır sınırda…

**

Su içmekten korkan yetişkinler var.

“Tuvalet uzak, içmeyelim” diyenler.

Birinin kulağına fısıldadığını duyuyor:

“Biz ailece su orucundayız bu tatilde.”

Trajikomik!

**

Oysa bu kadar zor olmamalıydı.

Günübirlik tatilciler de insan.

Tuvalet, duş, gölgelik gibi en basit ihtiyaçlar lüks değil.

Hele çocuklu aileler için hiç değil.

**

Sultaniçe güzel, Saros muhteşem.

Ama doğa güzelliğini korurken, insani koşullar da biraz olsun yetişebilse…

Kimse “denize girene kadar her şey güzeldi” demek zorunda kalmasa.

**

Hudut Gazetesi olarak işte bu tabloyu geçtiğimiz Çarşamba günü, “WC Hak Getire!” başlığıyla sayfalarımıza taşımıştık.

Ve sadece iki gün geçti…

1 Ağustos 2025 Cuma günü sosyal medyada fotoğraflı bir paylaşım:

“Sultaniçe sahilindeki tuvaletin üç tarafını kaplayan ve giderek yayılan bu su birikintisi umarım foseptik kaynaklı değildir!?”

Kaynak: Sultaniçe-Gülçavuş Sahili Çevre ve Dayanışma Yurttaş Platformu’nun Facebook sayfası.

**

Fotoğraftan, alttan bir şeylerin kaynadığı ‘kabak’ gibi ortada…

Plajda “WC hak getire!”

Burada foseptik pislik götüre!

Biz de diyelim:

Umarız değildir…

Kış yaklaşırken…

Yaz aylarının sonuncusu geldi de gidiyor bile!
Her şeyin çok daha bol olduğu yaz aylarından sonra sonbaharı ve kışı düşünmek bile istemiyorum şahsen!
Görünen o ki; zor bir kış geçireceğiz.
Yaz sebzeleri ve meyvelerin fiyatları malum!
Şimdi böyleyse kış aylarında ne olacağını tahmin etmek hiç de zor değil.
Daha da önemli olan; kullanımı kış aylarında daha fazla artacak olan elektrik ve ısınma giderleri!
Birkaç ay sonra sürekli yakmak zorunda kalacağımız odun, kömür ve doğalgaz, akşam saat 5-5.5’ta yanacak olan elektrikler…
Ve şuan bile bunları aratmayacak rakama ulaşan su giderleri…
En son 13 ton su karşılığı 1461 lira ödedim geçen gün Enez’de.
15-20 gün sonra gelecek 3. fatura da bundan az olmayacak muhtemelen.
Ayrıca, önümüzdeki yıldan itibaren emlak vergilerinin de 7-8 kat arttırılacağı konuşuluyor!
Belediyeler yeni fiyat değerlemeleri için harıl harıl çalışıyormuş.
Dolayısıyla benim gibi orta ve dar gelirliler için hiç de kolay bir kış olmayacak.
Elbette sonrası da…
İnşallah maaşlarımız da, gelirlerimiz de iyileştirmeler yapılır.
Aksi takdirde bugünümüzü de ararız gibi geliyor bana!

CHP DEMOKRATLIK KONUSUNDA NE KADAR SAMİMİ GÖRECEĞİZ

Delege seçimleri başlıyor.. Kırmızı, beyaz, yeşil rengarenk listeler ortalıkta uçuşuyor..
Delege ağaları, eski kulağı kesikler, hemşehrisini pazarlayanlar inlerinden çıkmaya başladı..
“Sen, ben, bizim oğlan” ya da “Küçük olsun, benim olsun” zihniyeti piyasada yine kol geziyor.
Baykal döneminden bu yana liyakat yerine SADAKAT’ın, yalakalığın geçerli olduğu günler yaşanıyor.


Listelerle seçime girilirse ne oluyor?
Liyakat sahibi, gerçek sosyal demokratlar, özgür bireyler, kadınlar, gençler dışlanıyor.
Bu rezil pazarlığa malzeme olmak istemeyenlerin yerine, liste pazarlıkları ile sahibine biat edenler, bir şişe şaraba satışa çıkanlar, amcam oğlu, teyzem kızı hak etmedikleri yerlere geliyor..


Ey İl ve İlçe Yönetimleri… Gerçekten siyaseten dürüst ve namuslu musunuz? Partinizin işlevselliğini, kalitesini artırmayı gerçekten istiyor musunuz?
O zaman yapacağınız bir şey var; Delege seçimlerini ÇARŞAF LİSTE ile yapmak…
Yüreğiniz elveriyor mu?
Bırakın kimin delege olacağına Belediye Başkanı ya da, falanca İl Genel Meclisi üyesi değil ÜYELER karar versin..
Böylece delegeler de, İlçe Yönetimleri de daha özgür oluşsun. Belediye Başkanlarının güdümünden çıksın.. Hatta Belediyeyi denetlesin, yol göstersin…


Yapmazsınız… O niyet de, o cesaret de, o inanç da sizde yok..
Neyse ki bir Özgür Özel var. Yoksa şimdi yükselen partiniz değil…
Bu parti; hazır parmak delegelerle bir yere varamadı. Varamaz..
Samimi konuşalım sizin AKP’ye demokrasi adına, şeffaflık ve katılımcılık adına söyleyecek tek sözünüz yok.. AKP 23 yıldır iktidarda kalabilmişse bu onların başarısından ziyade CHP’nin “Sağ kafa ile solculuk yapma” anlayışındandır.
Liyakatsiz, kalitesiz taşra kadroları ile elbette buraya kadar..


Hadi bakalım; Biriniz kalksın LİSTE ile seçim yapmayı savunsun..
HODRİ MEYDAN…

İŞTE ONDAN

“En sevdiğim,” dersin!..
Canın bilirsin,
Canından bile önce tutarsın.
En yakının ya,
Sırtına hançeri onlardan yersin;
NEDEN?..
Uyarlar şeytana,
ŞÜKÜRSÜZLÜKTEN,
SAYGISIZ, SEVGİSİZ, ÇIKARCILIKTAN,
“Hep bana” derler ya!..

İşte ondan!..

İnsanlar hem birbirlerine önce “Seviyorum” diyorlar, sonra da birbirlerine zulmediyorlar, neden?..

“Tesadüf eseri” ne inanan; beyin, ruh iptal, şükürsüz, EGO ÇIKARI sığlığına tapmaktan mı acaba?..

Kuran’ı Kerim. Sure 16/Ayet 99,100:
Çünkü inananlara ve Rablerine dayananlara onun hiçbir gücü yoktur. Onun gücü, sadece kendisini dost tutanlara ve Allah’a ortak koşanlaradır.