
Canımın sıkıldığını pek anımsamam ben.
Severim gezmesini, eski, yeni yerlerde, Edirne’nin muhtelif mahallelerinde, etrafında, yakın köylerinde.
Edirne mahallelerini her gün gezsem asla bıkmam. Çocukluğumun, gençlik yıllarımın anıları eşlik eder bu gezmelere. Ki Edirne’de gezilecek yer çok, yeter ki bisikletin gidonunu ara sokaklara çeviriver gitsin.
Yakın ve uzak köylerde keyif verir gezmelerde. Gerçi son yıllarda köylerimiz iyice sessizleşiyor, insanlar azaldıkça köpekler artıyor her yerde. O da ayrı bir yazı konusu olacak ya olsun.
Bisikletimle yaparım bu gezileri. Bilirim gezmeye çıktığım anlarda ruh halim hep yukarılarda gezinir. Gezmenin, temiz havanın, özgürlüğümün keyfini çıkarırım.

Edirne bitmez. Gezilmekle de sevilmekle de
15 yıl oldu emekli olalı. Ayak, yorgan hikayesiyle devam eden emeklilik günlerimizde günlük ve yaşamın olağan seyrinde ekonomik anlamda daraldığımız anlarda bile kredi kartlarından uzak durmaya çalışıyoruz ve iyi de ediyoruz.
Soğuk veya sıcak olması fark etmez havanın bisikletle yakın, uzak yerlere gezmelere çıkmanın. Sıcak havalarda genelde sabahın erken saatlerini tercih ederim ki serinde yolculuğumun keyfini süreyim. Kış döneminin soğuk ve kısa günlerindeyse sabah ile öğlen saatleri arasında çıkmayı yeğliyorum.
Yazın üzerimizde bir forma, altımızda bir kısa pantolon olsa yeterli olsa da kış şartlarında rüzgar geçirmez bir mont, başımıza bere, eldiven ve maske kullanırız gerektiğinde.
Karaağaç olur soğuk ve yağmurlu günlerde ilk hedef. Mekan bellidir, merkezde bir kahve veya bir kafeterya. Ahmet Yılmaz arkadaşımla Emin Yeşilli agamla doyumsuz sohbetler ederiz, yeter ki Fenerbahçe konusu açılmasın. Oradan yeni köprü üzerinden Yıldırım’da bir sıcak çorba veya Yeni İmaret’te su böreği içimizi bastırır.
Yeni İmaret’te cami dibinde Alper’in kahvesinde demli bir çay veya kahve keyfimizi yerine getirir. Hele eski zabıta müdürü Adnan Çardaktan agamıza rastlamışsak mekanda değmeyin keyfimize.
Kahvenin hemen arka tarafında köprüyü geçtikten sonra kardeşim Recep ve eşi Zennure’nin yarattığı cennet bahçesini ziyaret eder ve emeğin sevgiyle buluşmasının güzelliğini gözlemlerim.
Tunca Nehri’nin üzerinde tarihi köprülerden geçtikten sonra Saraçhane dibinden Küçükpazar bayırında gücümüzü sınarız sert rampayı çıkarken. Daha iş vardır bu yaşlı ayaklarda, tek nefeste çıkar rampayı keyifle.
Kıyık eski semtimdir, çocukluğumun, gençliğimin, olgunluk yıllarımın geçtiği, arkadaşlarımın olduğu, anacığımın yaşadığı semt. Kahveleri çok olsa da bilirim hangi mekanda takılır çocukluk arkadaşlarım, elimle koymuş gibi bulurum onları. Gelsin 50.Yıl İlkokulu’nun kurulmazdan önceki Sığır Meydanı hikayeleri, okulda öğretmenimizin yaramazlıklarımızdan yaka silktiği günler. İlkokul arkadaşım Adil Çobanım’da sohbet bitmez, gelsin çaylar, sanki kahvenin muhtarıdır gelenden gidenden hesap sorar
Kıyık’tan Buçuktepe Mezarlığı’nın yanından geçerken anama da uğrar varsa ihtiyacını giderir, hal hatır sorar sohbetler yaparız. 82 yaşındadır anacığım ama maşallahı vardır o ne hafıza öyle, sarılırım ses kaydı almaya, anılarını dinler torunlarına en büyük mirası telefonuma kaydederim, anılarını dinleyerek.
Kıyık’tan aşağılara doğru salarım bisikletimi. Birkaç pedalla inerim Edirne’nin yeni yerleşim yerindeki evime doğru. Öğlen geçeli saatler olmuştur, şimdi evde bekleyen patronumu gezdirmenin zamanıdır artık.
Nereye mi? Gezilecek yerler çoktur Edirne’de, buluruz kendimize uygun bi yerler. İlk adresimiz artık Edirne Belediyesi’nin incisi, güzel bir örneği olan“Halk Kafe”sidir.
Heeee malum emeklilik halleri..
Çayın 5 lira olduğu mekana içimiz ısınmıştır.