
Bir “r” farkla yıllar önce de Obama gündem oluyordu… Şimdi bir “r” eklenmiş olan Tom gündemimizde. Biri Barack Obama idi bu Tom Barrack… Tam muhteşem televizyon yorumu gibi oldu giriş.
Neyse ciddiyete dönelim. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi bir yorum yapmış. Yorumu neresinden tutsanız elinizde kalır. Aslında derhal Bakanlığa çağrılmak suretiyle izahat istenmesi gereken bir yorum. Bu durumun dışında bu yorum buram buram tarihsicilik kokuyor. Karl Popper’ın çokça kullandığı bu kavram kısaca tarihin bir laboratuvar olarak görülmesi ve gerçekleşen olayların tekerrür etmesi anlayışına dönük bir metodolojik eleştiri.
Yani diyor ki Popper, tarih bir laboratuvar değildir ve olaylar tekerrür etmez. Her olay kendi zaviyesinden incelenir. Bu izahat tarihçileri anakronizmden uzaklaştırır. Heyhat, bu temel kural tarih incelemelerinde ne denli dikkate alınıyor bilmiyor. Ancak tarihçi dostların hunharca yaptıkları uluslararası politika incelemesi eleştirilerine bakılacak olursa; anakronizm önemli bir kısmının doğal bir uzvu haline gelmiş.
Bu anakronizm Tom Barrack’ta da zuhur etmiş durumda. Evet uzun bir süre sermayesi büyük bir emlakçı olarak çalışmış olabilir. Elbette herkes hayatta medarı maişetini kazanmak için bir şeyler yapıyor. Tom Barrack da emlaktan zengin olmuş biri olarak Trump’ın kampanyasını desteklemesinin ödülünü büyükelçi olarak atanarak elde etti. İşte sorun tam olarak burada başladı… Arapça bildiği için bir başka deyişle Lübnan asıllı bir aileden gelmesi sebebiyle de büyük bir buluş sonucu ABD’nin Türkiye Cumhuriyeti Nezdindeki Büyükelçisi olarak atandı.
Eh Trump zihniyle düşünecek olursa birbirinden çok da farkı olmayan bir ülkeye atandığını bile söyleyebilirler. Burası trajikomedi kısmı tabii işin. Gelelim daha feci olan kısma. Belli ki sayın Büyükelçi Tom Barrack bazı “tarih” kitapları okumuş. Öyle ya bir kitap geçmişten bahsediyorsa mutlaka tarih kitabıdır, tam da bu yüzden uluslararası politika incelemesi de tarihtir zaten. Kinaye ediyorum aman ciddiye almayınız.
Sayın Büyükelçi Tom Barrack bu kitapları okurken muhteşem bir buluşa da imza atmış. Bakınız burası çok enteresan, anlaşılan o ki; sayın büyükelçi Türkiye, Suriye ve Irak devletlerinin bir zamanlar aynı çatı altında olduğunu fark etmiş. Bu tam manasıyla bir oryantilist bakış açısı ki; buram buram tarihsicilik kokuyor.
Oysaki öznitelikler kavramı ile teçhiz edilmiş bir Büyükelçi beyni başka çalışırdı. Boşu boşuna da başarısız olacağı bir girişimde bulunmazdı. Bu öznitelikler meseli ne mi? İşte onu bol bol uluslararası politika eleştirisi yapan bir tarihçiye sorun. O da size sorsun “bilmem o da neymiş?” diyerek. Zaten uluslararası politika çalışmaları da politolojinin bir alanıdır tarihin değil. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…