Kategori arşivi: Yazarlar

SÜREÇ

Türkiye’de bir kelime var ki günümüzde artık neredeyse her cümlenin içinde kulağımıza çalınıp duruyor: Süreç.
Çok tanıdık, değil mi?
Biraz akademik, biraz bürokratik, biraz da belirsiz…
Ama esas özelliği şu: Yanıt vermemek adına birebir!
**
Sorarsınız:
-Edirnespor’a son olağan üstü genel kurulda talip çıkmadı. Sahip çıkan olur mu?
-Süreç devam ediyor…
Memleketten bir soru:
-Enflasyon düşecek mi?
-Bir süreç var, takip ediyoruz…
Ya da:
Terör bitecek mi?”
Cevap yine aynı: Süreç işliyor.
**
Birkaç başka örnek daha:
Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım, geçen hafta Edirne’de Ağustos ayında başlayacak hükümetle meslek örgütü temsilcileri arasındaki 8’inci dönem Toplu İş Sözleşmesi sürecini tiyatro sahnesine benzetti…
Eğitim-İş Sendikası, Liselere Geçiş Sınavı 2025 ile ilgili iddiaların soruşturulması ve şaibelere dair sürecin aydınlatılması için ilgililer hakkında suç duyurusunda bulundu.
CHP Edirne İl Başkanı Av. Harika Taybıllı, partisinin olağan kurultay sürecini geçen hafta Edirne kamuoyu ile paylaştı.
Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi’nde geçen sezon Edirne’yi temsil eden DSİ Spor Kulübü’nün Koçu Alptuğ Akkaş, geçen hafta Hudut Gazetesi aracılığı ile kulübün geleceği için 10 günlük sürecin öneminden bahsetti…
Sürecin sonunda ne olacağını hep birlikte göreceğiz…
Ve, daha niceleri…
**
Siyaset:
Barış süreci, normalleşme süreci, reform süreci, anayasa süreci…
Ekonomi:
Enflasyonla mücadele süreci, yatırım süreci, tasarruf süreci…
Spor:
Transfer süreci, iyileşme süreci, teknik direktörle görüşme süreci…
Sağlık:
Tedavi süreci, rapor süreci, hastane sevk süreci…
Eğitim:
Müfredat değişikliği süreci, sınav reform süreci…
Adalet: Hukuki süreç, dava süreci, yargı süreci…
Günlük Hayat:
Evlilik süreci, taşınma süreci, iş başvuru süreci
**
Siyasi vaatler mi gerçekleşmedi?
-Süreci yönetiyoruz.
Hastaneye randevu bulamıyor musunuz?
-Yeni sistem sürecinde aksama yaşandı.
Hakkınızı alamadınız mı?
-Yargı süreci devam ediyor.
**
Bir gün Temel’e sormuşlar:
Evlenecek misin Temel?
Valla bir sürecin içindeyim. Kız beni seviyor, annesi istemiyor, babası hâlâ düşünüyor. Ben de kaçmayı planlıyorum ama kız hâlâ ‘hayırlısı’ diyor…
**
Evet, süreç önemli bir şey olabilir. Sabır ister, zaman ister, istikrar ister.
Ama bizde süreç, net cevabın ertelenmiş şekli.
Hatta çoğu zaman süreç, yapılmayanın, yapılmayacağının kibarcası.
**
O yüzden, artık vatandaş şu soruyu sormakta haklı:
-Peki bu süreç ne zaman sonuç olur?
Cevap mı?
-Onun da süreci var…
**
Bu yazının da bir süreci var elbette.
Ama ben burada keseyim.
Siz şimdi bunu okudunuz ya, gerisini artık süreç halleder…

Enez’den devam…

Çeyrek asrı aşkın bir zamandır yazıyorum ama çoğunlukla kendim okuyorum maalesef.
Bir şeyler yapması gerekenler kılını bile kıpırdatmıyor nedense!
Geçenlerde de sosyal medya hesaplarımdan bir paylaşım yapmıştım ama bir defa da bu köşeden paylaşayım istedim bugün.
Evet maalesef ki bir arpa boyu yol alınmıyor Enez’de.
Ve tabii ki sahilinde de.
Yeni kiralamalarla birlikte sahilde açılan bir iki beach dışında değişen bir şey yok.
Ama çok olan şeyler de var elbette.
Meselâ sivrisinekler!
Hiç olmadığı kadar sivrisinek var bu yıl.
Düşmana saldırır gibi saldırıyor mübarekler.
Bozuk yollar desen her geçen gün daha da artıyor.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen artan konut fiyatları.
Bir emlak sitesinden baktım, en düşük satılık yazlık 3.7 milyon, en yükseği ise 13.6 milyon.
Alan satan var mı derseniz vardır elbette.
Çünkü Enez, güney sahillerine göre İstanbul’a ve Avrupa’ya çok yakın.
Allah vergisi, isteseler de insanların asla kirletemeyeceği mükemmel bir kuma ve denize sahip.
Ve güneye oranla çok daha ucuz bir turizm beldesi.
İşte bu nedenle katlanılıyor belli ki.
Bu arada unutmadan; Edirneli iş insanı Mustafa Altunhan da güzel bir yatırıma başlangıç yaptı Enez’de.
Edirne Valiliği tarafından piknik alanı olarak düzenlenen ancak açıldığından bugüne sahipsiz bir görüntü veren sahayı kiralayarak çadır ve karavan kampı olarak düzenlemeye başladı yavaş yavaş.
Temizlik seferberliği ile birlikte etrafını da çevirerek sahipsizlikten ve ilgisizlikten kurtarmış oldu en azından.
Dilerim konut alma ve kiralama yapma şansı olmayanlar için, Enez için, hayırlı ve çok daha güzel bir yatırım olur.

SİLAHLARA VEDA

Türkiye’nin baskı ve mücadelesi ile PKK 13 Mayıs’ta aldığı kararla kendini fes etmiştir. Türkiye’nin karşısında alınan bu karar fesih midir, pes midir tartışılır tabi. Fesih olayınla iş bitmiyor. PKK silahlı bir örgüttür, dağ gerillası savaşı yapar, felsefesi vur-kaç-saklan sistemine dayanır, amacı Ortadoğu bölgesinde Kürt Devleti kurmaktır. Bu amaçla ölmeyi öldürmeyi her şartta göze almıştır ama kırk yıl sonra Türkiye’nin karşısında dayanamamış, kendini fesih etmiştir.
PKK’nın feshetmesi ile iş bitmiyor, çünkü silahlar ellerindedir. PKK’nın silahtan arındırılması gerekir yani silahlarını da teslim etmesi gerekir. Bu konu ile ilgili 11 Temmuz’da Irak’ın Süleymaniye kentinde Surdal nahiyesinde Casene mağarası önünde Kürtçe ve Türkçe bir söylevden sonra 15′ i kadın 30 kişilik PKK militanı silahlarını büyükçe bir kabın içine bırakarak ateşle yakarak silahları teslim etme merasimi yaparak teslim etti. Bu bir merasimdi, şovdu. Kırk yıldır Türkiye’de işlediği cinayetlerin, çocuksuz bırakılan anaların artık gözyaşları dinmeli, yazması kolay da acaba kolay olur mu?
Asıl silah teslim işlemi bundan sonra olacak. Aaskerlikte bir askere silah verilirken kayıt altına alınır. Silahın tipi, imalat yılı, numarası, kime verildiği, birliğini ismi kayda geçer, o silah askerden geri alınırken silahla birlikte kayıttan düşer, bu işlem silah teslimidir. İşte gerçek silah teslimi budur. 11 Temmuz’da yapılan sadece bir merasimdir.
PKK silahtan arındırılınca silahsız militanı ne yapar? PKK militanlarının çoğu Türkiyeli ise de başka ülkelerden katılan militanlar da var. Bu militanların çoğu ülkelerine dönerse de Türkiyeli olanları Türkiye Cumhuriyeti kabul etmez, onların çoğu vatansız kimseler olur. Ortadoğu ülkelerinde, daha bir çok ülkelerde sığıntı olarak yaşarlar. PKK yalnız Türkiye’nin değil İran’ın, Irak’ın, Suriye’nin başına da beladır, onlarda bu sığıntıları istemez. Başı boş kalan insanlar başta ABD, İsrail olmak üzere ellerine silah verip onları piyon olarak kullanılacaklardır.
Demek iş silah teslim etmekle bitmiyor.
Bu silahsız PKK’lıların çoğu mesleksiz, kır kökenli insanlar olup, iş bulma olanakları olmayan kimselerdir. Bir müddet ortalıkta görünmeseler de onun bunun piyonu olarak bir çok kirli işlerde bulunacaklar. Onun için bu militanları iyi takip etmeli, iyi izlemeliyiz. Türkiye bu işlevi yapsa bile diğer devletler ne kadar yapar? Bugünün yaşamında anarşi, terör toplumların yaşamına başa beladır. Niye bu sorunlar ortaya çıkar, en fazla haksızlığa uğrayan insanlar güçsüz, zayıf insanlar olup onlar da terör yönüne sapıp ezilmekten kurtulma çaresi olarak terörü seçerler.
Şimdi artık sıra gerçek silah teslimine gelmiştir. Henüz bir tarih belirlenmedi ise de bunun hazırlıkları yapılmaktadır. Önümüzdeki günlerde oda olacaktır. İşte o zaman PKK silinmiş olacak. Zaten fesih kararından sonra olması gereken SİLAHLARA VEDA . . .

Suriye’de Olan Şeyler

Aylar önce bu köşede yazdığım yazıda Suriye’de bir düşman karşısında kısmen birleşebildiler ancak bir amaç uğruna birleşebilecekler mi diye sormuştum.

Henüz olaylar çok sıcaktı ve kim olduğu bilinmeyen tivitır hesapları Kasiyun dağında içilen acı kahvelerden, Eş Şara’ya yaptırılan şoförlükten bahsediyordu. Gözden kaçan bir şey vardı oysa ki; millet olma bilinci!

İşte bu durum Suriye için geçerli değil. Milleti olmayan devlet de olmaz. Olamaz. Bunu çok da tartışmanın bir anlamı yok. Yukarıda sorduğum soruyu tam olarak bu sebeple ve gelişmelerin pek de hoş olmayacağını tahmin ederek sormuştum.

Şu anda Arap Aşiretleri ile Dürziler arasında çatışmalar yoğunlaştığı gibi terör örgütünün uzantısı PYD için de bölgede rahatsızlık devam ediyor. Bu rahatsızlık yanlış anlaşılmasın son dönem Türk siyasetinde yaşanan son gelişmeler ile ilgili değil. ABD özel temsilcisinin PYD açıklamasını da Şara hükümetini uluslararası politika yapısına entegre etme girişimi ve amacı çerçevesinde okumak daha sağlıklı olacaktır.

Bu şartlar altında Suriye’de sular daha da durulmayacak. Çatışmalar, tartışmalar anlaşmazlıklar sürecek gidecek. Zira bizim anladığımız anlamda bir millet olgusundan orada bahsetmek mümkün değil. Ve şunu unutmamak lazım millet olmayanlar devlet sahibi olamaz.

Gelecek dönemde bu çatışmaların durağanlaştığına şahit olacağız ancak başka çatışma alanları ortaya çıkacak. Bu durum da uzun bir süre böyle gidecek. Bunun da unutmayınız lütfen ne Kasiyun dağında içilen acı kahvelerle ne de Şara’ya yaptırılan şoförlükle bir ilgisi yoktur.

Yönlendirici olabilmek için öncelikle Suriye’nin kuzeyinde tesis etmeye çalıştığımız güvenlik hattının bütünlük sağlaması lazım. Bundan da önemlisi güçlü bir ekonomik kapasiteye erişmemiz lazım. İşte o zaman sabun köpüğü sembolik davranışları ismi bile belli olmayan tivitır hesaplarının övmesine de ihtiyacımız olmayacak. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları.

HİÇ BENZEMİYOR

Müslüman, baktığını akıl ve ruhtan görüp, muhtacın muhtaçlığını “Harcama, zahmet” demeden gidermeye emek verendir!..
Neden böyle diyebiliyorum?..
Çünkü böyle bakıp, davrananlara, Yaratan’ımız, “BENİM YOLUMDA OLAN, MÜSLÜMANLAR!..” diye, onlarca ayet de bildirmiştir.
Kuran’ın hiçbir yerinde,
“Evden camiye, cami den eve, anlamadan dua ede ede, yabancı dilden anlamadan kitap okuyun, Kuran okuyun, çevrenizin kirlenmesine gözlerinizi kapayın, olana gidene BOŞ VERİN!..” diye çağrıştıran bir ayet yok ki!..
Tamam, camiye git, namaz kıl, zekat ver, hacca git, kelimeyi şehadet getir, muhtaçlık varsa, ama varsa…
Kurban kes, anlaya anlaya, kendi dilinden dua etmek farz kılınmış, ama bunlar müslüman’lığa giriş kapısında yapılacaklar; müslüman’ lığın çıkış kapısına kadar yapmamız gerekenler de var!..
Bunları yine Kuran’dan öğreniyoruz, yani ben söylemiyorum!..
O yapacaklarımız da, “Allah ilk emriyle, “OKU!..” diye bildirmiş.
“ÇIKARSIZ çalış, cümleye zarar vermeden bilimle gelişe geliştire yaşa, hak et, sana istediğinden de güzelini verecek benim..”Yani BİLİM İLE FAYDALARI ARA BUL VE MUHTAÇLARIN MUHATAÇLIKLARINI GİDER!..”
(“Verirsem olur!.. Sakın ben yaptım deme, şükür veren Rabbime, hak edişe verdi de!.”) diye Kuran’da bildirmiş. Kendi fikrimi söylemiyorum ki, yanlış veya eksik olsun, Kuran’dan okuduklarım, hiç beş farzla yetinmeyi ve de anlamadan dualar etmeyi emretmiyor ki!..
Tam tersi, “Akıl etmez misiniz?..” diye uyarılıyoruz.
HELE HELE HİÇ HAK ETMEDEN, “HEP BANA” diye DUALAR EDENLERE ŞAŞILMAZ MI?..

“HAK ETMEK” EN ÇOK DÜŞÜNÜLMESİ GEREKEN BİR KAVRAM!..

Kuran’ı Kerim. Sure 28/Ayet 77:
Allah’ın sana verdiği bu servetle ahret yurdunu ara. Ve dünyadan nasibini unutma. Allah’ın sana ihsan ettiği gibi ihsan et! Ve yeryüzünde fesadı isteme. Zira Allah fesatçıları sevmez.

BELEDİYELERE KISKAÇ

Belediyeler seçimle gelen yerel kurumlar olduğu için demokratik topluma, katılımcı demokrasiye açılan kapıdır. Belediye yönetimleri kurucu iradenin zamane koşullarına göre olumlu/olumsuz sonuçları dışında 1960’lı yıllarda başlayan kentleşme ile arayışlara girmiştir.

1973 ve sonraki seçimlerde İstanbul, Ankara, İzmir, İzmit, Diyarbakır ve Fatsa gibi kent belediye başkanlarının politikaları ve bazı uygulamaları, merkezi yönetimlerle gerilimlere konu olmuştu. Başkanlar ilk kez merkezi politikalara itiraz edebiliyor ve çalışma alanlarını geliştiriyorlardı. Bu durum hem CHP’li hem de sol-sosyalist başkanların toplumcu belediyecilik deneyimlerini siyasetin merkezine taşımıştı. Bu yeni eğilim 1977 seçimlerinde CHP’nin tarihinde alacağı en yüksek oy oranına ulaşmasında da etkili olmuştu.

Yerellerin güçlenmesi olması gerekendir. Ama bundan rahatsız olan yerel sermaye ve bağımlı olduğu uluslar arası güçler önlem almakta gecikmedi. Bu nedenle de 12 Eylül 1980 cuntası ülkemizin demokratikleşmesi yolunda en büyük sapmadır.

Bu sapma sonucunda istenen merkeze kafa tutmayacak muhafazakâr belediyeciliğe ön açıldı. 90’lı yıllardan sonra ortaya çıkan muhafazakâr belediyecilik deneyimleri demokratik ilişkilerden çok ticari ve cemaat, tarikat, mafya gibi feodal ilişkilerle kendi amacına hizmet eder konuma getirildi.

Bu anlayış kentliyi kentli olmaktan çıkarıp iktidar partisinin tebaası haline getirmiştir. Öte yandan iktidarın devamını da sağlamıştır. Bu anlayışa uygun yasalar belediyelerde kirlenmeyi kaçınılmaz kılmıştır. Özellikle belediyelerin kamusal görevlerini yapmayıp yaptırmaları belediyelerin ticari anlayışla şirket türü yönetilmesini getirmiştir.

1989 yerel seçimleri ve sonrasında sosyal demokrat ve küçük yerleşimlerdeki sol-demokrat belediyeleri dışarıda tutarsak, 1980 sonrası belediyecilik; kentleri bütünüyle sermayeye teslim eden ve oradan da kendi çevresi için maksimum yarar üreten muhafazakâr belediyecilik deneyimleri ile yüklüdür. Uzun yıllar süren bu muhafazakâr belediyecilik deneyimi sözcüğün gerçek anlamında kentlerin canına okumuştur.

Bu fenalığa karşı yeni modeller bulunması da yine muhalif belediyelerce olmuştur. CHP ve muhalefet sanırım 1980 öncesi deneyimleri de gözden geçirdi ve kentlinin derdini anlamaya çalıştı. 2019 yerel seçimlerinde kazanan İstanbul ve Ankara CHP’li başkanları başta olmak üzere CHP’li belediyeler yeni modeller geliştirdi. Merkezi iktidarın yoksullaştırdığı yurttaşlara yerelden katkı sunmak ve bunda adil davranmak önemliydi. Kent Lokantaları, askıda giyim ve yiyecek, ulaşımda ve iletişimde kolaylık sağlamak gibi vicdani hizmetler bazı örneklerdir.

Bu olumlu çalışmalar 2024 seçimlerinde kendini gösterdi ve 2023 genel seçiminde ikinci olan CHP, 2024 yerel seçimlerinde ülke nüfusunun yüzde 70’den fazlasını yönetir duruma geldi. Bu aynı zamanda ekonominin de yüzde 73’ünü de yönetme sorumluluğunu getirdi. 2024 yerel seçimleri, Türkiye’de siyasetin ve sosyolojinin kesiştiği alanlarda belediyecilik deneyimlerini ve etkilerini yeniden düşünmeyi sağladı. Son on yıllık belediyecilik tecrübesi, uzun bir aradan sonra, ‘demokrasi yerelden gelir’ sloganını saklı olduğu yerden çıkardı ve gündemin tam ortasına taşıdı.

1980 öncesi yurttaşların arayışı sonucunda gelişen muhalefeti durdurmanın yolu muhtıralar ve sonunda da 1980 faşist darbesi olmuştu. Bugün ise gelişen muhalefetin yerel yönetimler üzerinden susturulmaya çalışıldığını görüyoruz. İktidarın yargı yoluyla yerel yönetimlere yaptığı darbenin gerçek amacı; iktidar olma umudu olan CHP’yi engellemektir.

CHP başta olmak üzere muhalefet partilerinin Mart 2024 seçimlerinde elde ettiği başarı, bu ülkenin siyasal geleceği için daha önemli bir kapı açtı. Türkiye, geleceğini belediyeler aracılığıyla yeniden kurmaya çalışıyor. Yapılacak ilk genel seçimde muhalefetin başarılı olması, büyük ölçüde muhalefet belediyelerinin performansları ile ilgili olacaktır. Bu yüzden bugünkü belediyeler ve belediyecilik, hiç olmadığı kadar yerel ötesi anlam ve öneme sahip.

Bu önem nedeniyledir ki iktidar ülkeyi yönetmeye aday kadroları belediyeler üzerinden siyaset dışına çıkarmaya çalışmaktadır. Bu nedenle biz kentliler olarak yerelimizde belediyelerin doğru işler yapması için yurttaş sorgulaması yapmalı ve belediye görevlilerinin hata yapmasına engel olmalıyız. Belediye yetkililerimiz de olayın ciddiyetini kavramalı ve şeffaf, demokratik, katılımcı ve asli çareler üreten işler yapmalıdır. Olay belediyeler meselesini aşmış ülkenin geleceğine dair temelin atılması durumuna varmıştır.

WİMBLEDON VE KIRKPINAR

Wimbledon ve Kırkpınar ne tesadüftür ki aynı hafta ekranlardaydı. Birisi bize ait dünyada güreşin merkezi konumunda. Diğeri İngilizlerin gelenekselleştirdiği spor dalı tenisin merkezi.
İki turnuvanın mukayesesi; bizim bu işin neresinde olduğumuzun açık göstergesi. Bir rastlantı mı bilmem ama Batı Roma İmparatorluğunu bitirip yerini alan Osmanlının yıkılmasın da en büyük rolü İngilizler oynadı. Osmanlıdan sonra dünya imparatorluğunu gerçekleştiren ve halen sürdüren İngilizler geleneklerine en bağlı ulus.
Bütün dünyada hanedanlık bitse de İngiltere de bitmez. Duruma göre kendilerini yenilemeyi, pozisyon almayı bilen insanlar. Çok tutucu olsalar da işin gereğini yapmaktan geri durmuyorlar. Pakistanlı bir Müslümanı başbakan yapmaktan çekinmiyorlar. Türkiye kökenli Johnson’u Londra belediye başkanı, başbakan yapabiliyorlar. Yağmurdan bol bir şeyi olmayan bir ülkeden dünyayı yönetmeye devam ediyorlar.
Dünyanın ilk otomobillerini üreten İngilizler bu sektörden çıktılar, artık piyasada İngilizlere ait otomobil markası kalmadı. Range Rover’ı ve JAGUAR’ı Hintli TATA satın aldı, mini COOPER Alman BMW’nin oldu. Liverpool tersanelerinde yapılan Titanik çapında gemileri başka ülkeler de yapabiliyor ama dünyayı kumanda eden parayı kontrol etmekten vaz geçmiyorlar. Kıbrıs’tan Cebelitarığa, Falkland adalarına dünyanın en kilit noktalarını elde tutuyorlar. Para babaları halen Londra’da yaşıyor. Hiç petrol kuyusu olmayan ülkeden dünya Petrol ve enerji yollarını kumanda ediyorlar.
Bütün eylemlerde “İngiltere’nin daimi dostları yoktur, İngiltere’nin daimi çıkarları vardır” diye bakıyorlar. Bütün olaylara ekonomik bakıyorlar. Para getirmiyorlarsa o sektörden çıkıyorlar. Futbola bir göz atın yakın zamana kadar holiganlarıyla ünlü İngilizler şimdi futbolun beşiği, en çok gelir elde eden ülke oldular.
Biz Kırkpınar’ı 664 yıldır yapıyoruz, uluslararası hüviyet kazandıramadık. Oysa tenis ve güreş ikisi de ferdi sporlar, ikisi de güç isteyen çalışma, kuvvet isteyen spor dalları ama Wimbledon’u kazanan sporcu 3 milyar kazanıyor. Biz de baş pehlivanlık ödülü bir milyon TL.
Önce sporun yapıldığı tesislere bir göz atalım. Tarihi güreş alanına uzay çatı yapıyoruz. Asla uluslararası yapma vizyonumuz olamadı. Bırakın üç milyar ödülü, 5 milyon dolar ödül koyun bakın hangi ülkelerden sporcular gelecek seyredin. Ondan sonra tv kanalları yayınlamak için yüksek paralar ödeyecekler. Edirne’nin geliri artacak. Bu haliyle bile hotellerde yer yok. Edirne yıllardır hükümetle belediye çekişmesi yaşıyor. Ortak çıkarlarda bir araya gelinemiyor.
Şimdi ezik kesimler güreşle tenis bir mi diye tutturacaklar. Oysa oradaki seyirciler iki kişi arasında ki güç gösterisine geliyor, kimin kimlerin çekiştiğine bakmıyor. Londra’ya hiç gitmemiş, orada şahısların kendi evlerini, odalarını bile kiraya verenleri görmemiş insanlara bunları anlatmak çok zor.
Edirne’nin en fazla tarihi eseri olan şehirlerin başında geldiği söyleniyor ama şehrin ileri gitmesi için doğru hamleler yapılmıyor. Asya’yı Avrupa’ya bağlayan yolun üzerindeyiz, çağ değiştiren adamın buralı olduğuna dair bir emare görebiliyor musunuz? Çok şanslıyız burada doğduk, çok bahtsızız bunları kovalayan yöneticilerimiz yok, işin bu yönünü telaffuz eden bile yok.
Kırkpınar: 664 yıldır devam ediyor
Wimbledon: 137 yıldır
Kırkpınar: Belediye düzenliyor
Wimbledon: İngiliz tenis ve kroket kulübü
Kırkpınar: Gelir yaklaşık 1 milyon sterlin (ağalık, bilet, kira, yayın geliri)
Wimledon: 2023 yılı 500 milyon sterlin
Kırkpınar: En büyük ödül baş pehlivanlık 18 bin sterlin
Winbledon: 53.5 milyon sterlin

ALT YAPI

Alt yapı yeterince destekli olmayınca, üst yapı iğreti gözükmez mi?..
“OLMAZSA OLMAZ, ÖNCE İNANÇ!..
Çünkü İNSAN, İNSANLIĞIN ALT YAPISIDIR!.. “
Yaptığımı Bir gören, cezasını verecek yoktur, ölünce de yok olacağız” deyip Ahlâk düsturu olmazsa, bilgi hayra işlemez ki!..
Sonra,Tarih, coğrafya, fizik, kimya, matematik, tıp, sanat, sosyal deneyim, dünya klasik eserlerine ait yazı, çizi, sanat alanları vs..” hakkında bilgi edinebilmek ne güzel olur?..
Çünkü onlar boşuna değil ki!..
Tabi ki hepsi uzmanlık seviyesinde olmaz. Ama bir konuda faydalı bir uzman olmak için, her alanda üretilmiş bilgilere de ihtiyaç vardır.
Ben bu sürece,” GÖZÜ DE GÖNLÜ DE AÇIK YAŞAMAK!..” diyorum.

Çünkü tüm bilgiler her insan yetebildiği kadar istifade etsin diye vardır.

Kuran’ı Kerim. Sure 2/ayet 202:
İşte onların kazandıkları işten nasipleri vardır. Allah çabuk hesap görür.

İYİ ŞEYLER

Bir deyişimiz var ya hani, “İNSANLAR İYİ ŞEYLERE LÂYIKTIR” deriz!..
Bu sözü gençliğimde duyduğumda, çok hoşuma gider ve hemen, İş, kazanç, eş, ev, eşya, araba, yazlık, yat vs.. vs.. en pahalıları en lüksleri gelirdi aklıma!..Başka türlü düşünüp, söyleyeni de hiç görmedim!..
Aradan yıllar geçip yaş kemale erip, gözler, kulaklar, beyin, yürek daha iyi görür, duyar, hisseder olunca, bu görüşüm farklılaştı!..
Artık, “İnsanlar, iyi şeylere lâyıktır” sözünden, tertemiz, huzurlu doğa ve tabiat varlıkları ile uyumlu, sevgi, saygı içinde yaşamayı düşünüyorum. Ağaçlar, ormanlar, meyve bahçeleri, tavuklar, bıldırcınlar yumurtluyor, arılar bal yapıyor, bahçe, tarla vitaminleri saçıyor, birkaç tane koyun, keçi, inek, at, kucağımda kedi ve köpekler, Benden hiç korkup kaçmayan, sincaplar, tavşanlar, kuşlar vs.. ile birlikte yaşamak geliyor aklıma!..
Yani, yaş kemâle gelince, diyorum ki, “DÜNYADA İNSAN İÇİN, DOĞA VE TABİAT VARLIKLARINDAN DAHA İYİSİ VARMIDIR?..”
İnanç da, bilim de “Yoktur!.. “ diyor.
O ZAMAN, HAVA, SU, TOPRAK, HAYVANLAR, AĞAÇLAR, insanlar tarafından neden kirletip, katlediyor?..
HERBİRİ MUCİZE OLANLAR, PEŞİN PEŞİN VERİLMİŞKEN, İNSANLAR NEDEN, EN İYİLERİ, EN BEREKETLİLERİ, EN SAĞLIKLI OLANLAR İLE SEVGİ SAYGI İÇİNDE UYUMLU YAŞAMIYORLAR?..
Nedeni belli, aynen benim, acemi gençlikte hayalini kurduğum gibi, en lüks, en pahalı, en israflı olanları, “En iyi” sandıkları için!..
Bir de sormadan geçemeyeceğim, “İnsanlar iyi şeylere lâyık tabi ki, pekiyi de, ağaçlar, hayvanlar, sokak canları, kuşlar iyi şeylere lâyık değil mi?..

İnsanlar tarafından, kovulmalı, taşlanmalı, sopalanmalı, yollarda ezilmeli, zevk için, nişancılık yiğitliği için, keyif sporu için silahla kurşunlanıp, o masum canlar kan revan içinde……… off off?..

Kuran’ı Kerim. Sure 57/Ayet 20:
Bilesiniz ki dünya dirliği, oyun, eğlence, süslenmeden, birbirinize karşı övünmeden, mal ve çoluk, çocuğu çoğaltmak arzusundan ibarettir. Bütün bunlar, bir yağmur gibidir ki bitirdiği ot ekincilerin hoşuna gittikten sonra kurur da sen onu sararmış, daha sonra bir saman kırıntısına dönmüş görürsün. Dünyaya aldananlar için ahret de şiddetli azap vardır. Ahireti kazanmaya uygun yaşayanlar hakkında da Allah tarafından yargılanma, hoşnutluk vardır. Dünya dirliği, aldanmadan ibaret bir geçinmedir.

PARKENİN SESSİZLİĞİ

Edirne küçük bir il olmasına karşın salon sporlarına ilgisi Türkiye’de biliniyor.

Salon sporlarını seviyor Edirneliler.

Futbolda geçtiğimiz yıl 4 defa kadro yenilenmesi, 5 hoca ve teknik ekip değişiklikleri harcanan devasa bütçe ve 59 milyon liralık borçla gelinin durum Edirnespor için artık yolun sonuna gelindiğini gösteriyor.

Futbola ilgi gittikçe azalıyor Edirne’de. 1200 kişilik yeni Tunca Stadı’nı sadece son iki haftada doldurdu Edirneli spor severler.

Yeni yönetim oluşmadı daha, bugün olağanüstü kongre var. Önümüzdeki günlerde durum netliğe kavuşacak ama 59 milyon borç önünü tıkıyor Edirnespor’un.

Kadın voleybol takımımız Edirne Belediyesi’nin destekleriyle geçen yıl salon sporlarını severlere keyifli anlar yaşattı. Nedim Mercan “Devam edeceğiz, yeni kadro için çalışıyoruz” mesajını iletti geçtiğimiz günlerde.

Erkek voleybolunda Trakya Üniversitesi’nde genç bir kardeşimiz Efe Köse geçtiğimiz yıl bir ilki gerçekleştirerek Edirne’yi 2. Lige taşımasına karşın bulamadığı yarım milyonluk mütevazi bütçe nedeniyle sessizliğe bürünmüş durumda. Sonuç şimdilik belirsiz.

Erkek basketbolu salon sporlarında Edirne’de yıllar boyunca Edirne’yi ayağa kaldıran başarılı sonuçların ardından destek görememesi ve futbol uğruna kapanan basketbol şubesi nedeniyle yıllardır sessizliğini koruyor, parkede ne yazık ki yoklar, olacak gibi de gözükmüyor yakın yıllar içinde.

DSİ’NİN SONU MU GELİYOR

Edirne DSİ Kadın Basketbol Takımı alt yapısıyla uzun yıllar Edirne kadın basketboluna büyük emekler veren, yönetimi ve teknik ekibiyle birlikte profesyonelce Edirne’yi salon sporlarında Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi’ne kadar taşımayı başardı.

Geçtiğimiz yıl mütevazi bütçesiyle Bölgesel Kadınlar Ligi için oluşturulan kadrosuyla Edirne’yi TKBL’de başarıyla temsil etti.

Bu yıl yeterli sponsor desteğini bulamadığı için lige katılım başvurusunu yapmış olmasına karşın lige katılması Edirne’yi TKBL’de temsil etmesi zor görünüyor.

Bütçe oluşturamıyor Edirne DSİ.

Verilen sözler tutulmuyor DSİ’ye.

Kurumlarından zaten hiçbir destek göremedikleri gibi ticari kurumların ve üst seviyedeki kamu yöneticilerinin söz vermelerine karşın sözlerini tutmamaları yüzünden Edirne DSİ Kulübü yönetimi zor durumda ve;

Edirne DSİ 15 gün içinde verilen sözlerin tutulmaması durumunda isim haklarını devretmek için görüşmelere başlayacaklarını yazılı olarak Edirne kamuoyuna yazılı olarak açıkladılar.

Yani satılıyor Edirne DSİ.

Yıllardır Edirne’de kadın basketbolunu alt yapısıyla profesyonelce ayakta tutmaya çalışan Edirne DSİ noktayı koymaya hazırlanıyor.

“Taşın altına koyduğumuz elimiz artık çürüdü” deniliyor yapılan açıklamada.

DSİ’de giderse erkek basketbolunda yaşadığımız yok oluş sürecini kadın basketbolunda da yaşayacağımız belli.

Parkelerin sessizliği çok uzun sürecek bu defa.