Kategori arşivi: Yazarlar

Bir Veda, Bir Sitem, Bir Gerçek

Keşanlı ekonomist, gazeteci Yiğit Bulut, kanser tedavisi görmekte olduğu Maslak Acıbadem Hastanesi’nde geçtiğimiz Cuma günü, 53 yaşında hayata veda etti…

Edirne’de iki dönem DYP, bir dönem de ANAP’tan milletvekilliği yapmış Evren Bulut’un yeğeniydi.

Amcası ilkokul mezunuydu…

O ise Galatasaray Lisesi’ni, ardından Bilkent Üniversitesi Bankacılık ve Finans Bölümü’nü bitirdi.

Sorbonne Üniversitesi’nden yüksek lisans derecesine sahipti.

Müthiş bir yükseliş…

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığı, Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu üyeliği görevlerini yürütüyordu.

Yıldızı ilk parladığında, sert bir muhalifti.

Atatürkçüydü.

Ancak zamanla durduğu yer değişti.

O artık sistemin en merkezindeydi.

Bu değişimi, elbette herkes kendi bakış açısıyla değerlendirdi.

Vefat haberinin ardından sosyal medyada hem üzüntü dolu mesajlar hem de hayatının son dönemine dair sert eleştiriler yan yana düştü ekranlara.

**

Hayat, çoğu zaman sonuyla hatırlanır.

Bir insanı tarif eden şey, bazen en son söyledikleridir.

Son vedası ya da ardından söylenenler…

Çünkü en çok iz bırakan, en son anımsanandır.

**

Tüm canlılar yaşadıkları ortama uyum sağlayarak hayatta kalır.

Bu durum, bireyler kadar kurum ve kuruluşlar için de geçerli.

**

İki ay kadar önceydi…

Edirne’nin olimpiyatlarda yarışan ilk kadın sporcusu, Dünya Şampiyonu judocu İlknur Kobaş Tepe, konuk olduğu İl Genel Meclisi toplantısında kentte salon sporlarına verilen desteğin yetersizliğini gündeme getirdi.

Haklıydı.

Ama fazla yankı bulmadı bu sözleri.

**

Geçtiğimiz sezon Edirne’yi Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi’nde başarıyla temsil eden Edirne DSİ Spor Kulübü’nün Başkanı Mehmet Fırat Tulmaç, birkaç gün önce adeta bir spor ağıtı duyurdu.

Kulübün kadın basketbol takımına ilişkin açıklamasında şu cümle, Edirne basketbolunun iç acıtan gerçeğini gözler önüne serdi:

“Taşın altına koyduğumuz elimiz artık çürüdü… Önümüzdeki 15 günlük süreçte lig için gerekli parayı bulabileceğimize inancımız kalmadığından, üzülerek kulübün lige katılım haklarını devretmeye karar verdiğimizi siz kıymetli Edirneli basketbolseverlere maalesef üzülerek bildiriyoruz…”

**

Sitemi sadece bununla da kalmadı.

Tulmaç’ın şu sözleri, İlknur Kobaş Tepe’nin tespitlerinin ne denli haklı olduğunu açıkça ortaya koydu:

“Senede 100 milyona yakın para harcanan futbol kulübümüzün 10’da 1’i destekle Süper Lig’e çıkabilecek takımımıza destek için kapısını aşındırdığımız, ancak üst perdeden reddedildiğimiz Edirne’nin önde gelen iş adamları; bir yemek daveti verip gazetelere boy boy ‘kızlara sahip çıktı’ diye haber yaptıran başkanlar; sponsorluk dışında her türlü aklı veren Edirne’nin önemli esnafları… Sizleri de asla unutmayacağız…”

**

Edirne, bir zamanlar erkek basketbolunda Olin ile Avrupa’ya açılmıştı.

Şimdi kadın basketbolu da sahneden çekilmek üzere…

Sponsor bulundu, bulundu…

Yoksa…

Ona da El Fatiha!

Aduld oteller!

Güneydeki bazı otellerde yeni konsept buymuş artık.

Aduld yani yetişkin otelleri.

Belli bir yaşın altındaki çocukların alınmadığı, sadece çiftlere özel çocuksuz oteller…

Bu otellerdeki uygulama genel olarak 13 yaşın altındaki çocukları kapsıyormuş.

Güney illerindeki bazı turistik otellerde çocuk sesi istemeyen, sessiz bir tatil düşleyen yeni evli ya da çocuksuz çiftlerin tercihi buymuş son yıllarda.

Çıkan haberlere yapılan yorumlara bakılırsa, doğal olarak bu uygulamayı doğru bulanlar da var, eleştirenler de!

Ama genel kanı bu konseptle çalışan otellerin daha da artacağı yönünde.

Hatta yaş sınırının 16’ya çıkarılmasını, bu yaşın altındakilerin de bu otellere alınmamasını isteyenler de az değil. 

Bu uygulama ne getirecek, ne götürecek elbette bunu zamanla göreceğiz.

EŞ TUTMA

Bu konuyu daha önce de işlemiştim ama biraz daha değinmek istedim. Zaten her ayet öylesine üstün bir dehâ ile yazılmış ki, yorumla yorumla hiç bitmez!..
Rabbimiz, Sure 22/26’ncı ayetinde: “BANA HİÇBİR ŞEYİ EŞ TUTMA!..” der.
Bu emri bir de böyle yorumlarsak:
“Ne verilmişse, hepsi Rabbinden sana verilmedir!..
Şükret verene!..
Nimetlen, sende nimetinin nimeti ol, ama verdiğim nimeti veya kendini asla putlaştırma, vereni bil!..” der.
“Verdiğim nimete tapma, kendinden bilme!..” neden demiş Rabbimiz?.. Vereni bilerek, şükürle nimetlenmek, HAK ve HELÂL de kalmamızı sağlar.
Rabbimizin, HAK ve HELÂL kurallarını gözetmeden nimetlenmeye kalktıklarımız, Allah’ın razı olmayacağı, zararlı putlarımız olmaz mı?..
Yaratan’a eş tutmamak:
“Verenden ötürü” şükür, saygı, sevgi, tevazu, sadakat, adalet, bilimle nimetlenmek en güzeli!..” diyebilir miyiz?..
“Beynim var benim, istediğim çıkarıma mutlaka ulaşırım” dersek, beyne nasip edeni, inkâr etmiş, beynini, pozitife yönlendirip, verecek olan Allah’a eş tutmuş oluruz!..
O zaman da, Allah’ı inkâra düşer, beyninle yapacakların şeytanın AYARTMASINA kalmaz mı?..
Dünya da insan beyni için sadece İKİ yol olduğu belli değil mi?..
Ya İNANÇLA, POZİTİF ALLAH YOLU, veya İNKÂRLA, ŞEYTANIN NEGATİF YOLU!..
YA İYİLİK, YA KÖTÜLÜK, Yok ki, başka yol?..

GELEN GELİR, GİDEN GİDER, KALAN KALIR!..

Kuran’ı Kerim. Sure 39/Ayet 69:
Onlar Allah’ı hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü bütün yeryüzü O’nun tasarrufundadır. Gökler O’nun kudret eliyle dürülmüş olacaktır. O, müşrüklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir.

ENEZ’DEN KEŞAN’A 25 DAKİKA DAVARILABİLMELİ…

Enez-Keşan yolu son günlerin yine öne çıkan bir konusu…
CHP’li İl Genel Meclisi Üyesi Şenol Kılıç’ın yaşanan elim bir kazanın ardından verdiği demeç, AKP İl Genel Meclisi üyeleri tarafından “İstismar” olarak değerlendirildi. Bunun üzerine CHP İl Genel Meclisi Üyeleri bu inkarcı değerlendirmeye sert bir karşılık verdi.
Son olarak önceki gün Edirne İYİ P. Milletvekili Mehmet AKALIN ve Bağımsız Mv. Ediz ÜN AKP’ye ve Fatma AKSAL’a yönelik eleştirileri ile bu gündemi sıcak tuttular..


“Cemaat ne kadar kalabalık olursa olsun imam bildiğini okur” atasözünü haklı kılacak şekilde AKP’nin bu vurdum/duymaz tavrı günün birinde bu yol tamamlanıp hizmete girse de bunca acıdan sonra hiç kimseyi mutlu etmeyecek. Gerçi saydıkları pek çok mazeret ve gerekçe olsa da asıl konu AKP örgütünün Edirne ölçeğinde gerçekten üretmekten aciz kalan kalitesi..
Demek ki bu yolun bitebileceğine artık kendileri de inanmıyorlar. Neden bitmeyeceğini de araştırıp öğrenmeye hiç niyetleri yok.. Ülkemizin otoyollar, duble yolar yapan kilometrelerce tüneller açan gücü nedense bir türlü Enez’e doğru gelmiyor ve bilgisizlikten kaynaklanan siyasilerimizin peşin ve gerçek dışı inançları yolumuzun yapımını yılan hikayesine döndürüyor..


“Hiç bir şey bilmiyorsunuz” dedim diye alınan, kızan siyasetçiler var.. Örneğin bu yol ile ilgili pek çoğumuzun bilgileri öngörüleri yok.. Yolun 3 şeritli mi, duble mi olacağını tartışmıyoruz.. Yol köyler içinden mi, başka güzergahtan mı geçecek bunu tartışmıyoruz.. Yolu biraz genişletip üstüne biraz daha kaliteli asfalt dökülürse, eşeğini kaybedip, sonra bulan köylü gibi hepimiz çok mu sevineceğiz? Bunu hazmetmeye ve içimize sindirmeye, razı gelmeye hazır mıyız? Halbuki buna razı gelmek yolun daha 10 yıl yapılmamasından daha kötü… Çünkü bugün yapılsın; 3 şeritli yol da çok yakın zamanda işlevselliğini, yeterliliğini yitirecektir.
Hepimiz nasıl bir Enez yolu olmalı konusunda parti ayrımı gözetmeden hem fikir olmalıyız; Bu yol en azından DUBLEKS olmalıdır. Köylerin içinden geçmemelidir. Enez-Keşan yolu bir ambulans için 20 dakika olursa Enez’de hem yol hem de acil sağlık sorunu büyük ölçüde çözülmüş olacaktır.


Hayal mi kuruyorum? Hayır.. Bu planlamalar özellikle AKP döneminde aciliyete ve ihtiyaca göre değil yandaşı kollamaya zengin etmeye dönük olduğu için Enez-Keşan yolu bu dediğim kalitede olmaz.. İş zordur, karı azdır.. İhaleye talip olmaz.
Halbuki Gelibolu-Eceabat yolu dubleks yol olmasına ve bu yol ülkemizin en harika manzaralı güzergahı olarak öne çıkmasına rağmen hiç anlam veremediğim bir mantıkla 4-5 tünelle yeni bir güzergah açılmıştır. Yani yol bu tünellerle ne mesafe ne de zaman olarak hiçbir yarar sağlamadığı gibi o güzelim manzaradan da insanları mahrum bırakmıştır. Sanırım tünel açma konusunda donanımlı bir yandaş mutlu edilmiştir.. İddia ediyorum ki o tünellere ödenen harcama ile Enez-Keşan yolu duble yol olabilirdi. Gelibolu-Eceabat trafiği de bu tüneller olmasa da hiç sıkışmazdı.


İşte Mv. Fatma Hanım bu ayrıntıları, gereksiz yol / tünel çalışmalarını bilecek ve el koyacak ki “Durun, önce Enez-Keşan yolu” diyebilecek.
Muhalifler de daha detaylı bilgilenecekler ki sadece AKP iktidarına ağır sözlerle yüklenmek yerine daha gerçekçi ve çözüm de üreten yollar deneyecek.
Rahmetli Erdin BİRCAN gibi daha sık aralıklarla işin peşini bırakmayacak ve Fatma hanımı Mv. Olduğuna pişman edecek..
Ama muhalefet elbette her şeyden önce kendileri neyin ne olduğunu, ne olması gerektiğini araştırıp bir strateji belirleyecek. Bu yol olmadan İl Genel Meclisi’nde köy yollarının sıcak asfalt yapılmasına “EVET” demeyecek..

664’NCÜ KIRKPINAR’IN ARDINDAN

Her yıl olduğu gibi bu yılda bir Kırkpınar’ı eksikleri ile atlattık, nice başka Kırkpınarlara.
Kolay değil, aynı töre, aynı gelenek, az farklarla 664 yıl uygulanıyor. Kırkpınar dünyada Olimpiyatlardan sonra en eski spor organizasyonu.
Kırkpınar’ı ikiye ayırmak gerek; içi ve dışı. Kırkpınar’ın içi güreş sahası, organizasyon mükemmel, hakemler güreşleri çok güzel idare ediyor. 22 bin kişilik stat olmasına rağmen küçük geliyor, stadın büyütülmesi gerekir. İnşallah ileriki senelerde oda olur. İyi bir haber işittim, Sarayiçi’ne büyük bir yağlı güreş stadı yapılacakmış, sevindim.
Kırkpınar kule, meydan hakemleri, cazgırı, yağcısı ,40 kişilik davul zurna ekibi ile yıllar yılı aynı töre devam ettirilerek her yıl yapılmaktadır. Bu gelenekten güreş sahası çok iyi tecrübe kazanmıştır. Bu tecrübeyi burada bırakmamalı. Kırkpınar’ı başlangıçta Balkan ülkelerinde, sonra diğer ülkelere yayarak beynelmilel hale getirmeliyiz.
Ya Kırkpınar’ın dışı? Ne yapılabilinir? Her şeyden önce Kırkpınar’ı daha modern hale getirecek eksikliklerini görüp bunlara çare bulacak bu konularda kafa yoracak bir teşekkül gerekir. Eski Valilerden Sy Nusret Miroğlu zamanında böyle bir kuruluş vardı, her kurumdan temsilci bulunuyordu, bir yıl kadar devam etti. Sonra Sy Valinin emri ile lavedildi, çok yararlı oluyordu. Böyle bir kuruluş Belediye nezdinde kurulmalı. Kırkpınar’ı daha modern hale getİrmek, panayır havasından kurtarmak, bir çok soruna çözüm aramak, bunlarla uğraşacak bir kuruluş.
Kırkpınar güreşleri Sarayiçi’nde yapılıyor. Bugünlerde Sarayiçi’nde çok güzel restorasyon faaliyetleri var. Sarayiçinin uygun bir yerine büyük çaplı fıskiyeli on adetten fazla musluğu olan halkın su ihtiyacını giderecek büyük çaplı, sanat özellikli bir havuz yapılmalı. Onun yakınına da bir minareli namaz kılınacak bir cami yapılmalı. Sarayiçi’ne yakışır bunlar.
Bunlardan başkada onbeş gün süreli bir Kırkpınar fuarı kurulmalı, fuar beynelmilel mahiyette olmalı, sanayi ve ticaret standları olmalı, fuarda konser, müzik için açık hava yerleri, çiçek üretim bahçesi olmalı. Böyle bir fuar Edirne’yi, Edirne yapar. İzmir’i İzmir yapan fuar değil midir. Kırkpınar festivali bir ay, sergileri, şiir yarışmaları, edebiyat aktiviteleri, güzellik yarışmaları, daha bir çok aktiviteler yapılmalı. Güreşleri beynelmilel olmayı düşünüyorsak güreşlerde bir hafta sürmeli, diğer ülkelerin pehilvanları da güreşlere katılmalı, puanlama sistemi uygulanmamalı. Güreş sahası Sarayiçi yılda iki kere kullanılıyor, Sarayiçi’nde başka aktivitelerde yapılmalı. Örneğin okçuluk müsabakaları, karakucak güreşleri, pinpon müsabakaları.
Her yıl sıcaklar basınca bir çok delikanlı serinlemek amacı ile nehirlere girer, bazıları da boğulup yaşamını kaybeder. Sarayiçi’ne bir yüzme havuzu yapılamaz mı? Sarayiçi yılda iki kere kullanılmaktan başka daha çok kullanılacak yer olmalı.
Kırkpınar çok değerli bir varlık, onu kıskanıp Edirne’den koparmak isteyenler var. Bunu deneyen vilayetler de oldu ama becerip yapamadılar, çiçek yerinde güzeldir. Bizler Edirneli olarak Kırkpınar’a sahip çıkmalıyız, çünkü Kırkpınar ecdadımızdan kalma bir kültür varlığıdır. Okullarımızda bu konular öğrencilere öğretilmelidir. Edirne için havaalanı düşünülüyordu, inşallah günün birinde o da olur. Kırkpınar’ı beynelmilel yaparsak o zaman havaalanı işe yarar.
KIRKPINARA SAHİP ÇIKALIM . . .

TÜRK TÖRESİ

Bu gün bilinen hak dinlerden çok önceki bin yıllarda, Türklerin inancı, GÖK TANRI’YA SAYGI VE SEVGİDİR!..
Tüm doğa ve tabiat varlıkları YÜCE TANRININ EMNETİ-BEREKETİ OLARAK KUTSAL KABUL EDİLİRDİ.
VE GÖK TANRININ EMANETLERİNE, VERENDEN ÖTÜRÜ SEVGİ VE SAYGI DUYARLAR, ASLA BOZUP, ZARAR VERMEZLERDİ!..
Çoğunlukla şimdi ki gibi, yobazca, ateşlerde yanmaktan korkarak, istekleri yerine getirilsin, iş, ev, araba, oğul, sağlık, mal, mülk verilsin diye secde etmek, TÜRK KAREKTERİNE UYGUN DEĞİLDİR!..
Kuran’ı okursak, görürüz ki, gerçek Müslüman inancı da tam böyledir. Biz Türk milleti, Tanrı’yı sever ve O’nun emanetlerine, (Her çeşit insan, her çeşit hayvan, ağaç, toprak, hava, su) kutsal emanetler sayılır, onlara haksızlık, nankörlük, kötülük, bozgunculuk yapmaktan, Tanrı’dan korkarız.
Bu korku, sevdiğine yanlış yapmaktan, bizi çok sevip, mucize bereketlerini vereni üzmekten çekinme korkusudur!..
Tanrı’nın adalet, özgürlük, hak ve helal yolunda mücadeleci, savaşçı olmaktan çekinmez, canını bile vermeye hazırdır. Binlerce yıllık tarihte ispatlı olduğu gibi!..
Gök Tanrı, bize kutsal bereket- emanetlerini lütfedendir.
O kutsallarla uyumlu, şükürlü, mütevazi, sade, sakin, israfsız, lükssüz, yaşam tarzımız, TÜRK TÖREMİZDİR!..
Binlerce yıldır biz bu töreye uygun yaşarız!..
Tam da, Tanrı’nın, gerçek Müslümanlık emirlerinin bildirildiği, yazarı Tanrı olanın, tek tapılacak olanın, Müslümanlık kitabı ile uygundur!..
Asırlar boyu da, halâ da, birçoklarının yanılıp, yaşadığı gibi, KÂR ETMEK İÇİN, EMANETLERE NANKÖR GELEREK, ZULMEDEREK, KATLEDEREK, KİRLETİP BOZARAK, cennet sevdasıyla, faydasız yaşayarak, istenen çıkarlar sevdasıyla, tembellik ve aklı, zekayı, şuuru, devre dışı bırakıp, inanmak, TÜRK MİLLETİNİN GENLERİNE UYGUN DEĞİLDİR!..

Dünyada işte bu yüzden, “Ne mutlu “Türküm” diyene!..”

Kuran’ı Kerim. Sure 43/Ayet 53:
Göklerde ve yerde bulunan her şeyin sahibi Allah’ın yoluna, dikkat edin! Bütün işler sonunda Allah’a döner.
43/23: Allah yolunu apaçık gösteren bu kitaba yemin olsun ki, biz onu, düşünüp, anlayasınız diye, Arapça bir Kuran yaptık.

OLMAMALI, AMA…

Bazıları “Sokak hayvanı diye bir şey yoktur!..” derler. Sokaklara bakıyorsunuz, çöp tenekelerinin yanında, kedi ve köpekler, bir deri bir kemik, aç, susuz, bir lokmaya hasret!..
Herkes bunları görüyor, sokakta bu hayvanlar perişan halde, yaşam savaşı veriyorlar!..
Yani bazıları, “Yok!..” diyor; hani yoklardı, varlar işte!..
Neden “Sokak hayvanı yok!..” diyebiliyorlar, dersek: İnsanlar, market, kasap, pazar, ha bire kutlu günlerin kutlamalarında, bir elleri balda, börekte, bilirsiniz işte!..
Böyleyken, bazılarının, o muhteşem canların muhtaçlıklarına UMURSAMAZ OLMALARI, o masumların olmadığını ispatlamıyor ki!..
Ortada ki GÖRÜLEN MUHTAÇ HALLERİ neyi ispatlıyor acaba?..
O canların sokakta ki içler acısı, yaşam mücadelesini görüp, yardımı zahmet görmesek; sahiplenip, yıkayıp, tarayıp, kucaklasak bu dünya da, İNSANLIK SINAVINDA” bize yakışanı yapmış olmaz mıyız?..
O MASUMLAR, İNSANLARIN, GÖZÜNE GÖZÜNE VE BAZILARININ ZALİMLİKLERİNE RAĞMEN, KUTSAL VAZİFELERİNİ KAHRAMANCA YAPARKEN, “BİZ İNSANIZ” diyenlerin, SINAV ÖĞRETMENLERİDİR!..”

Bu konuda “Acaba?” demiyorum, çünkü hakikati o kutsal nuru ile aydınlatan, tek kitaptan öğrendim!..

Kuran’ı Kerim. Sure 22/37:

Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaştırır; fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı, Allah’ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları sizin istifadenize verdi. Güzel davrananları müjdele!

TAKVA: Bir yorumla da, böyle olabilir mi?..
“Her işinde Allah’ın razı olacağını hesap edip, en az hatayla davranmak, yazmak, çizmek, söylemek, yemek, barınmak vs…“ AKLEDİP, İNANÇLI BİLİMLE DAVRANMAK!.. “”

ÖZGÜRLEŞME ÜZERİNE

Fikri takip açısından eski yazıları anımsamak gerekiyor. 9 Kasım 2023 günlü Solduyu’da CHP Genel Kurulunda kazanan Özgür Özel için şöyle demiştim: “Özgür, önce kendini özgürleştirip partiyi özgürleştirebilirse ülkede de özgürleşme sağlanır.”

Çetin Altan; ‘Batı kültüründe düello, doğu kültüründe pusu vardır’ tespitini yapmıştı. Birçok siyasi dava daha adliyeye düşmeden iktidar mektupçusu basın yayında görülmekte ve kararlar verilmektedir.O nedenle de hukuk pusu işine yarar oldu.

Bu topraklarda adalet özellikle de devlet vatandaş arasındaki adalet hiç toplumdan yana olmadı. İktidar adayları muhalefette iken devletin uygulamalarına karşı avukat idiler ama iktidara gelince savcı oldular. Nihayetinde AKP de aynı söylemle gelmişti 23 yıl önce.

Ne yaman çelişkidir ki 1950 yılından beri birkaç koalisyon dışında tek başına hiç iktidar olamayan CHP hep suçlandı. Çünkü cumhuriyeti çekemeyen gizli akıllar kuruluşu yanlış bulduklarından ‘CHP muhalefet de olsa hep iktidar’ algısını sürekli yaydı. CHP’de kurucu parti olduğu gerekçesiyle hep devletçi oldu. Toplumun aydınlanması konusunda ürkek, titrek ve devletten yana tavır takındı. Partinin altı ilkesi dahil özgürlükleri ve emeği savunamadı. Ne yazık ki ilkelerini ve kendini savunamadığı gibi güçlü ve örgütlü muhalefet edemedi.

İşte bu kez CHP farklı bir konumda. İktidar Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile devlet oldu. Anayasal tüm kurumları tek elden yöneterek bunları değersizleştirme ve muhalifleri de karalama ve bölmeyi hedefine koydu.

Geçmişin hataları hepimizin hatasıdır diyerek özeleştiri yapıp geleceğe bakalım. Öncelikle kutluyorum Sayın Özgür Özel’i. Kendisinin özgürleştiğini ve partilileri de özgürleştirmeye çalıştığını görüyorum. Yargının yönlendirilmeye çalışıldığı kuşkusunun her gün arttığı bir durumda susmadan ve tüm muhalefeti toparlayarak adaleti arıyor.

Daha neler yapılabilir sorusunu üst kadrolar gibi bizler de sormalı ve tabandan gelen önerilerimizi duyurmalıyız. Öncelikle iktidarın yarattığı gayrimeşru zenginliklere dair dosyalar ve geçmişte görevden alınan veya seçimi kaybeden AKP belediye başkanlarının dosyaları savcılara ve halka sunulmalıdır. Elbette hiçbir savcı bunu sorgulamaya cesaret edemeyebilir. O nedenle bu talebi halkın sahiplenmesi sağlanmalıdır.

CHP belediyelerinin de içinde çürük elmalar olabilir. Bunu iç soruşturmalarla deşifre edip parti ile ilişkisini kesmek gerekir. Bu özgüven ile savunmayı bırakıp hamleye geçmek ve topyekûn bir temiz toplum talebi halka mal edilmelidir. Bu talep yükselirse bir aşamada yargı da harekete geçmek zorunda kalacaktır.

Belediye yasasında ‘… yapar’ sözcüğüne ‘… yaptırır’ sözcüğü eklendiği günden beri CHP’li belediyelerin ‘yapar’ kısmına sadık kalıp temel hizmetleri sosyal belediyecilik olarak yapmasını savunan birçok insandan biriyim. Dünya sermayesinin yerelleri ele geçirmesi olan neoliberal uygulamaların yağmayı getirdiğini yıllardır yazdık. Bu ilişkilerde her tür pisliğin olacağı da belliydi. Bugün yapılacak olan bundan dersler çıkarıp şirketler aracılığı ile iş görme pratiğinin karşısına yeni halkçı ve kamusal işlerin doğrudan belediyeler aracılığı ile görüleceği bir model oluşturulmalıdır.

Yerel yönetimlerde görev almış olan tüm CHP yetkililerinin göreve geldiklerinde ve şimdiki mal varlıkları kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Bu görev sadece CHP kadrolarına bırakılmamalıdır. Tüm CHP üyeleri ve muhalif dostlar da siyaset yapmalı ve ellerindeki bilgi ve belgelerle evlerden işyerlerine, kahvelerden köylere gerçekleri anlatmalıdır. Bu partililer ve tüm muhalifler arasında dostlukları sağlayacak ve dayanışma duygularımızı geliştirecektir.

İşin özü şimdi özgürleşme zamanıdır. Bizler sorumlu ve özgür yurttaşlar olarak cumhuriyeti savunmaz isek cumhuriyete “çamur, kanlı darbe”, “reklam arası” diyenler artacak ve Cumhuriyet içinde “mutlak butan” kararı verebilecekler artacaktır.

Ve tüm bu değişimi önce kendimizde ve sonrasında siyasetlerimizde yapabildiğimizde cumhuriyetimizi; Selçuk Candansayar ile Selami İnce’nin yazdığı, “Sevgili Zalim Cumhuriyet” ten ‘Sevgili Demokratik Cumhuriyet’e dönüştürebiliriz.

MİLLET BAHÇESİ

Türkiye’de 484 millet bahçesinden biri de şehrimize yapıldı. Çok defa görmüş olsam da bittikten sonra lavanta günleri dolayısıyla bir defa daha dolaştım.
Edirnelilerin Söğütlük olarak bildiği mesire alanının yeni halini bir daha görmek kendimce yorum yapmak istedim. Neydi bunca direnişlere davalar sebep olan yer. Önceliğini bildiğim için yeni görüntüsü beni ürkütmedi, bilakis daha yaşanılır olmuş Söğütlük.
Bende ki ilk anıları pek de iç açıcı değil. Çocuk denilecek yaşlarda Erkek sanat Okuluna giderken piknik için Söğütlük’te bulunduğumuz bir gün Karaağaç semtinin delikanlılarıyla okulumuzun öğrencileri arasındaki kavga hala hafızamdan silinmemiş nedense. Bu anıyı hatırladım yeni millet bahçesini gezerken. O zamanlar Karaağaç delikanlıları çok bıçkın, her gittikleri yerde hır çıkaran, fazla içen hatta işi daha da ileri götüren olarak bilinirlerdi. Kimse onlara fazla bulaşmamaya çalışırdı. Bizim okulun öğrencilerine sataşınca olanlar oldu ve GÜZELCE BİR ders aldıkları aklımda kalmış. Yani Söğütlük pek öyle sahipli bir yer olarak kalmamış aklımda.
Ardından bu serkeşliği ortadan kaldırmak için özel sektöre kiralayalım, hem bakımı yapılsın hem de gelir getirsin düşüncesiyle ihaleye çıkarıldı. İhaleyi gayri meşru alemden kişiler aldılar. Söğütlük kumarhane olacak söylentileri yayıldı şehirde. Zzamanın iktidar partisinin il başkanı rahmetli İzzet Arseven devreye girdi. Ankara’dan ihaleyi iptal kararı çıkarttı. Yani halkın endişesine kulak verdi. Vermez olaydı. Bir insan müsveddesi İskender köyde restoranda katletti İzzet Arseven’i. Söğütlük halkın hafızasında kötü anılarla kaldı.
Yıllar sonra millet bahçesi yapılmak üzere ihale yapıldı. İnşaat bitti ve halkın kullanımına açıldı. Teknik gözle bakınca elbette birçok eksiğini görmek, bulmak mümkün. Örneğin ara yollar gereken pratik kullanımdan uzak. Daha bir kafa yorulup düzenlenebilirdi. Nehir tarafında yapılan seyir teraslarına iniş yerleri pratik değil. Kullanımı zor. Aşağıya inip oturmak için hayli yürümek gerekiyor, oturaklara iniş merdivenleri çoğaltılmalı. Ahşap kaplı oturakların koruma boyaları yok. Kafelerde müşteri için elektrik prizi düşünülmemiş. Büfe fiyatları Karaağaç’a göre ucuz, bu da halkımız için önemli. Kafelerin projeleri gayet kullanışlı. Satılan ürünler de İstanbul Belediyesi Sosyal Tesisleri örnek alınmalı. Biraz daha Edirne’yi hatırlatan ürünler olabilir, fazla fabrikasyon geldi bana. El yapımı dondurma, kışın Edirne bozası olabilir. İstanbul Florya’daki belediye sosyal tesislerindeki uygulamalar burada kullanılabilir. Hamburger köfte, patates, börek çeşitleri, şerbetler eminim Edirne’de çok rağbet görecektir.
Yeni dükkanlar kış gelmeden, sezonu kaçırmadan açılabilir ve halkın kullanımına elverişli örneğin düzenli bahçe bitkileri satanlara, Edirne biberi üretip iyi fiyata satanlara verilmeli. Gerekirse kira alınmamalı. Karaağaç sebzecileri canlandırılmalı, başarılı kadın kooperatiflerine tahsis edilebilir, lokma, pratik yiyecekler pekala satılır.
Yurt dışında kentin özelliklerini taşıyan hediyelikler satan yerler çok. Edirne kültürü yüksek bir şehir ama çok sıradan. Fatihin toplarının döküm imitasyonları, Makedon kulesinin ışıklandırılmış hediyelikleri, kispet, Kırkpınar’ı hatırlatan figürler, küçük zurna küçük davul vs yaptırılabilir, ciğer tavaları satılabilir. Ne yazık ki badem ezmesinden başka bilinir hediyeliğimiz yok. Meyve sabunlarımız da kaliteden çok uzak, biraz daha özenli yapılmışları çok müşteri bulacaktır.
Olgunlaşma Enstitüsü boyun fularını Edirne kırmızısıyla boyayıp, çeşitli kırmızı renklerle piyasaya sürebilir. Kurumlar göstermelikten gerçeğe dönmeli, Edirne köprülerinin taştan yapılıp ışıklandırılmış imitasyonu çok rağbet görecektir. Gurbetteki Edirnelilerin vitrinlerini süsleyecektir. Işıklı bir Selimiye’nin taştan yapılmış maketi çok ilgi görür. Burada kar amacı gütmeyen, Edirne yöresel devreye girmeli. Sokak sanatçılarına, müzisyenlere, ressamlara, Edirne resimleri yapanlara yer tahsis edilmeli. Ama bunları vizyonu yüksek birinin yapması gerekiyor.
Kısaca düşündüğümden kalabalık bir halk kitlesi mevcut yerden yararlanıyor. Tatile gitme imkanı olmayan az da olsa hava almak için buraları kullanıyor. Halk varsa ve benimsemişse karşı çıkmak, olumsuz bakmak benim azımsayacağım bir durum değil. Çevre temizliği ve güvenlik sorunu, ışıklandırma gayet iyi bir şekilde çözülmüş, organize olmuş.

HANİ SİZİNDİ?..

SIRF BİRİSİ ZENGİN OLSUN DİYE,

On binlerce ağacı, ormanı keseceksin,
O ağaçlarda, o toprakta barınan sayısız canlının yuvasını başına yıkıp katledeceksin;
On binlerce dönümlük yemyeşil bereketlerle dolu toprağı kum yığınına çevireceksin,
Onlarca köy halkını yerinden edip, kanser edeceksin,
SIRF BİRİSİ ALTIN ÇIKARTIP ZENGİN OLSUN DİYE,
Olanlar, olurken sen zevkinde sefan da olacaksın,
Bozan bozup, katlederken bereketleri,
Sen “BANA NE” deyip seyre dalacaksın,
Sonra da, “BU VATAN BİZİM” diyeceksin!..
Bir de, UTANMADAN, SIKILMADAN, Yağmur duasına çıkacaksın,
HİÇ OLUR MU?..
O TEK kitap ta yazar, dininin gereklerini bilmiyorsan, oku öğren!..
HAİNİ SEYREDERKEN, “BENİM SUÇUM YOK” diyemezsin;
Ha bozana müsaade edip, seyretmişin, ha bozmuşsun, AYNIDIR!..
DİNİNİ öğrenmek için, 15 asır yetmedi mi?.. inkar edenin kendi tercihi!..
SIRF BİRİSİ ZENGİN OLSUN DİYE…
“KUTSAL, DOĞAL BEREKETLERİNİ” BOZAN, BOZULUR, YAKAN, YAKILIR!..
“Ne zaman mı?..”

Sayılı zaman çabuk geçer, HAK YERİNİ BULUR!..

Kuran’ı Kerim. Sure 4/Ayet 75:
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve o zayıf, aciz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğruna düşmanla savaşmıyorsunuz?
Onlar ki, “Ya Rabbi! Bizi bu ahalisi zalim olan beldeden çıkar, indinden bize bir veli ve yardımcı gönder?” diye dua ediyorlar.

4/76: İnanlar Allah yolunda savaşırlar; inkâr edenler de Tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostları ile savaşın, çünkü şeytanın hilesi zayıftır.

TAĞUT: Bir yorumla da, “Dünyanın zevkine, servetine, lüksüne, israfına tapan inkârcı, ve de haksız çıkarı için maddi ve entrika gücü kullanıp, emanetlere hıyanet eden” demek.