Türkiye, Üç asırdır, gerileyen Osmanlı devletinin yıkıntıları daha yerde iken, Mustafa Kemal Atatürk ile muhteşem bir başlangıç yaptı! Çok umut vericiydi, ancak çok sürmedi maalesef!.. Neden?.. Gelişmek için, ancak, İNANÇLI BİLİMLE ÇOK ÇALIŞIR, KUTSAL EMANETLERİ KORUR, HAK EDERSEK, TEK KORUYUCUMUZ, YAR VE YARDIMCIMIZ OLAN RABBİMİZ VERİRSE OLUR!..” YOLU İZLENMELİYDİ!.. Kuran’ı Kerim de bu sırlı, sonsuz rahmet yolu açıkça yazar!.. Ama anlamak için OKUMADILAR, ASIRLARDIR!.. ASIRLARDIR, DUVARA ASTILAR!.. Ne demekse?.. Bu, TEK KORUNMA, TEK GELİŞME, TEK CÜMLE ALEME FAYDALI BULUŞLAR ÜRETME YOLU, Allah’ın Kitabından öğrenilmedi!.. Oysa samimi inançla, pozitif niyetle, okuyunca anlamak çok kolaydı!..
Tabi, Allah ile beraber okuyanlar için anlamak mümkündü; şeytanla beraber okuyanlar ondan nasibi olmaz” diyor, Rabbimiz.
Kuran’ı Kerim. Sure/Ayet: Kanunlara uyup, vergisini vereni, İslam dinine girmesi için, zorlamak ve onlara cebretmek yoktur. İman ile küfür, kesin olarak meydana çıkmıştır. Artık kim, Tağut gibi azgınlığa ve sapkınlığa sevk edenleri tanımayıp da Allah’a iman ederse, o muhakkak ki, kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa tutunmuştur. Allah hakkıyla işitici ve bilicidir. 9/26: Sonra Allah, Resulünün ve müminlerin üzerine rahmetini indirdi. Görmediğiniz ordular indirdi de, küfredenleri azaplandırdı. İşte bu, kâfirlerin cezasıdır!
Gazze’de ateşkes olalı bir hafta oldu. Gidenlerin çoğu geri döndü, dönüş hala devam ediyor. Dönenler yıkılan, yok olan evlerine dönüyor. Gazze’ye bir çok yerden yardım ulaşırken, İsrail Gazze sınır kapısını açıp yardım konvoylarının Gazze’ye girmesine engel oluyor. Halbuki Gazzelilerin bu yardımlara ihtiyacı var. Bu olaya sebep ölenlerin cenazelerinin teslimi olarak gösteriliyor. Bu cenazelerinçoğu enkaz altında. Canlı rehine takası devam ederken, kayıplarla birlikte can kaybı 100 bini geçer diyorlar. Şimdi de konu Hamas’ın silahsızlandırilma meselesi oluyor. İsrail bu konuda ısrarlı. Trump’ta ‘Hamas silahtan arınmazsa biz onu silahsızlandırırız’ diyerek tehdit savuruyor ama kimse İsrail’in silahsızlanmasından bahsetmiyor. Herkezin kafasında olan iki devletli çözüm, nasıl olacak bu. Filistin’i 150′ ye yakın devlet tanıyor. İsrail bu görüşe şiddetle karşı çıkıyor. 1967 savaşından beri işgal ettiği, oralara yerleştiği topraklardan çıkar mı asla çıkmaz, peki nasıl olacak bu? Filistin yönünden 1948 yılından beri İsrail Amerika gibi bir devleti arkasına alıp dayısı yaparken, Filistin niye bir arka destek bulamamıştır. O da bir arka destek bulmalı idi. Gazze olayı Rusya’nın Ukrayna ile uğraştığı zamanda olmuştur ve İsrail bu olayı çok iyi değerlendirmiştir. Zaten arkasında dayısı Amerika var. Ateşkes öyle, bir ateşkeski sanki iğne ucunda, her an bozulabilir. İsrail teslim edilmeyen kayıpları bahane ederek Gazze’nin bazı yerlerini bombalıyor. Buna karşı çıkıldığında da çesetleri bahane gösteriyor. Hatta ‘Hamas bize saldırdı’ diyor. Hamas cevap veriyor; ‘İsrail yalan söylüyor’ diyor. Amaç üzüm yemek değil bağcı dövmek. İsrail yadım ulaşımını engellemek için Refah kapısında bekleyen yardım konvoylarını bombalıyor. ‘Bu kadarı da fazla değil mi’ desen İsrail’in aldırdığı yok. İsrail bu yaptıklarını ne sanıyor? Bbugün dünyada yalnız kalmıştır, hiç bir devlet İsrail’i desteklemiyor, Amerika’dan başka. Halkı bile Netanyahu’dan nefret ediyor, ilk seçimde kaybeder diyorlar. İsrail’in bu kadar şımarmasına Amerika değil mi, sebep Ortadoğu petrolleri. Bu ateşkeste herkes kendine bir aslan payı ayırıyor. İsrail ateşkes benim sayemde oldu diyor, Amerika Trump yok ben olmasam ateşkes olmazdı diyor. Katar, Türkiye’yi de unutmamak gerekir. Ama gözden kaçan kamuoyu var, medya, sokak gösterileri, 50’den fazla yardım malzemesi yüklü teknenin Gazze sularına girip İsrail’e baskı yapması İsrail’i ateşkese zorlamıştır. Bence ateşkeste aslan payı kamuoyunundur. İsrail Amerika’nın arka bahçesidir ve Ortadoğu da piyonudur. Amerika Irak’a iki kere saldırdı, Irak bir daha kendini toparlayamadı. Suriye bir türlü düzen kuramıyor, Lubnan’ın ne olacağı belli değil, İran’da denendi, bundan sonra SIRA KİME GELECEK ?…
Ey Türk!.. Müslüman Türk ilkeleriyle tarihte kahramanlık destanları yazan atalarınla gurur duy!.. Yaratan’ın “Hak eri” olarak, Yaratan’ın yeryüzünde yerleştirmek istediği, hak ve adaleti uğruna, asırlar boyunca, hiç çıkarsız, mücadelelerle kendilerini feda etmiş nesillerin BU GÜNKÜ TEMSİLCİSİ SENSİN!.. Sahip olduğun kutsal kitabın, atalarının genleri, destansı tarihin, dilin, Müslüman Türk ilkelerinle, ufkun ötesine ışıldayan dünyanın umudu sensin!.. Bu değerlere sahip çıkan kim nerde doğmuş olursa olsun, “Hak eri Türk” tür. Bil ki, dünya çoğunluğu üstüne çullanmış, karanlık bir dönmedesin. Üç asırdan beri, BİR İLERİ, İKİ GERİ, karanlık güçlerin emellerine teslimsin!.. Kitabını okumaya yeni başladın, aydınlık yakın inşallah!.. Niye yazdım bunları?.. Milliyetçi gazla mı yazdım sanılır?.. Biz Türkler, onların kutsallarına, kahramanlarına, kitaplarına hakaret ediyor muyuz, Allah korusun, aklımızdan bile geçmez!.. Tam tersi, tarih boyunca hep saygı duyduk, asla düşmanlık gütmedik!.. Ama onlar, Kutsallarımıza saldırıyor, çoluk çocuk, anne camilere doldurup, YAKIYORLAR!.. NE KÖTÜLÜK GÖRMÜŞLER BİZ TÜRKLERDEN, yok ki söyleyemezler, ama onlar, “siz Türk Müslümansınız diye bizi camilere kapatıp, HEP YAKTILAR!.. Kendi yaptıkları VAHŞETİ NORMAL, bizi ve atalarımızı ONLARA SAYGI VE SEVGİMİZ İSPATLI İKEN BİLE, barbar tanıtıyorlar nesillerine, kitabımızı bile her yıl yakıyorlar!.. Her şey ortada, var mı bir uydurma?.. Biz Türkler onların kiliselerine, Havralarına saygı duyar, koruruz. Onlar ise, biz Türkleri, camilerin içindeyken, camiyle birlikte çoluk, çocuk, ATEŞE VERİP YAKTIKLARI birçok katliamları vardır. En yakın örnekler de, Kıbrıs’ta ve Bosna Hersek’tedir. Bütün dünyanın gözü önündedir, bu vahşetler!.. Yine de onlar medeni, biz barbarız, onların halklarını kandırmalarına göre!.. Hem de onların vahşetleri ortada, fotoğraflı, belgeli, gözler önündeyken bile, NEDİR BU Türkler hakkında KANDIRILMAK, ANLAMIYORLAR Kİ!… Kuran’ı okusalar, nasıl kandırıldıklarını, nasıl da hipnozlandıklarını anlayacaklar, ama kendileri bilir, okumazlarsa, tercih de, akıbeti de kendilerinin. TÜRKLER ÖLDÜRÜLEBİLİR, AMA ASLA MAĞLUP EDİLEMEZLER!.. FİZİĞİNİ ÖLDÜREBİLİRSİNİZ, AMA RUHUNU ÖLDÜREMEZSİNİZ!.. RUH SONSUZDADIR VE DE HAKKANI MUTLAKA ALIR, HAKSIZ İNKÂRCIDAN,
HEM DE AHESTE AHESTE…
Kuran’ı Kerim. Sure 61/Ayet 6: Bir vakit de Meryem oğlu İsâ: “Ey İsrail oğulları! Ben size Allah’ın Resulüyüm. Benden önce inan Tevrat’ın aslını tasdik ve benden sonra gelecek Ahmet adlı bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim” demişti. Vakta ki onlara apaçık mucizeler getirdi: “Bu apaçık sihirdir” dediler.
Yıllar öncesi Enez bu kadar kalabalık değildi hiç kuşkusuz.
Komşuluk ilişkileri ve sohbetler daha fazla olduğu için olsa gerek, doğal olarak da pek çok anı biriktirirdik Enez’de.
Bunlardan birisi de Mahmut Amca’ydı.
Nur içinde yatsın; bilgili, şakacı ve hoş sohbet bir adamdı.
Yaşayan tarih derler ya, Enez açısından aynen de öyleydi bana göre.
İlerlemiş yaşına rağmen, 3-4 tane ineğini her gün bizim sitenin etrafında otlatırdı.
Site görevlisinin eşinin demlediği çaylar eşliğinde saatlerce Enez’e dair sohbetlerimiz olurdu hemen her akşam üzeri.
Bir gün söz yazlıkların arasında otlayan inekler için kesilen cezalara gelince, bir gerçeği de öğrenmiş oldum bu arada.
Yazlıkçılardan gelen şikayetler üzerine belli günlerde cezalar kesiliyormuş fakat kış ayının ilk Belediye meclis toplantısında bu cezalar bir meclis üyesinin teklifi ile affediliyormuş meğerse!
Yani ödenen ya da ödenecek ceza olmamış sonuç olarak!
Geçtiğimiz gün İpsala Kaymakamlığı’nın Gala’daki anız yangınlarına ilişkin sürekli ceza kesildiğini fakat buna rağmen anız yangınlarının devam ettiğine dair sosyal medya açıklamasını okuyunca aklıma Enez sahilindeki başıboş hayvanlar için kesilen o cezalar düştü aklıma bir an.
Bir yanda hatır gönül ilişkilerinin öne çıktığı ufak bir Belediye, diğer yanda Kaymakamlık aynı olmaz elbette, ama insanoğlu yine de ‘acaba!’ diyerek düşünmeden edemiyor işte!
Umarım anız yangınları konusunda çok daha duyarlı olunur artık.
Kuveyt ile ABD’nin ithalat ihracat ilişkileri kapasitesinde; ABD’nin ihracatı 2,4 milyar dolar. ABD’nin ithalatı 1,7 milyar dolar. ABD ile Kuveyt arasındaki hizmet sektörü toplam ekonomik kapasitesi ise 3,8 milyar dolar. İngiltere ile Kuveyt arasında toplam ithalat ve ihracata dayalı ekonomik kapasite 6,2 milyar sterlin. Bu rakamlar 2024 yılında gerçekleşen faaliyetleri kapsıyor.
Kuveyt hem ABD hem de İngiltere ile savunma iş birliğini genişleterek yürüten bir devlet. Kuveyt, ABD’den 2025 itibarıyla M1A2Abrams tanklarının modernizasyonu ve geliştirilmesi, PATRIOT hava savunma sistemlerinin temini ve modernizasyonu bağlamında 400 milyon dolar civarında bir satış gerçekleştirdi.
Katar ile ABD arasındaki ticari ilişkiler de oldukça dikkat çekici. ABD’nin ihracatı 3,8 milyar dolar. ABD’nin ithalatı 1,8 milyar dolar. ABD ile Katar arasındaki hizmet sektörü toplam ekonomik kapasitesi ise 5,9 milyar dolar. İngiltere ile Katar arasında toplam ithalat ve ihracata dayalı ekonomik kapasite 5,4 milyar sterlin. Bu rakamlar 2024 yılında gerçekleşen faaliyetleri kapsıyor.
Katar hem ABD hem de İngiltere ile savunma iş birliğini genişleterek yürüten bir devlet. Katar, ABD’den 2025 itibarıyla 26 milyar dolarlık bir askeri ticaret kapasitesine sahip. Buna ek olarak İngiltere ile önemli iş birlikleri bulunuyor. Özellikle son dönemde dikkat çeken bir konu olarak Katar, İngiltere’den sıfır, yani koltuklarının jelatini sökülmemiş vaziyette 12 Eurofighter alacağını belirtti. Eh yenisi gelince, garajda yer kalmayınca ikinci ellere yol görünür elbette. Ama boya takıntısı olan aramasın, yürüyeni muayyer, dosta gider.
Umman’ın ABD ile ticari ilişkileri neredeyse yok. Tabii bu durum işte İslam dünyasının batılılara haddini bildirdiği yer diyerek heyecanlanmanın önüne geçiyor. Zira ABD ile ticari ilişkileri yok ancak İngiltere ile ilişkiler hayli sıcak tıpkı Basra Körfezi’nin suları gibi. Daha 2025 yılının birinci çeyrek rakamları bile bunu gösterir halde zira İngiltere’nin bu dönemde Umman’a ihracatı 1,1 milyar sterlin ithalatı ise 447 milyon sterlin. Dikkat edilsin lütfen bu rakamlar 2025 yılının ilk üç ayını kapsıyor.
Umman hem ABD ile hem de İngiltere ile önemli askeri iş birliği anlaşmalarına imza atmaktadır. Ayrıca mutat ortak tatbikatlar da sürekli olarak hem ABD hem İngiltere ile yürütülmektedir. Ayrıca ABD ve İngiltere’nin oldukça iyi ve derin ilişkilere sahip olduğu Suudi Arabistan da Umman’a dikkatle bakmaktadır. İşte öyle bir şey… İçimden geldi bu verileri yazayım da şurada duruversin dedim. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları.
Farkında mısınız? Lalapaşa sadece tarihi Dolmen ve Menhirler ile anılmıyor. Çünkü onları ilgisi olanlar tanıyor. Bölgeye turizm anlamında katkısı da yok gibi. Son yıllarda spor amaçlı doğa gezileri yapanlar arttı ve biraz daha tanındı. Bunlar dışında bölge ormanını yok eden taş ocakları ve uygunsuz yere yapılan rüzgâr enerji santralleri ile uğraşanlar tanıyor!
Bölgede tarım, masrafı karşılayamayacak durumda. Bu olumsuz gidişe alternatif olarak bal üretimi geliştirildi. Dünyada doğal gıdalara oluşan talep artınca uygun olan her bölgede bal yetiştiricileri arttı. Artmasının yanında örgütlenmeye de başladılar. Sadece doğal ortamdan bal üretmek yanında ürün alınamayan ve taş ocaklarına kurban edilmemiş arazilerine aromatik bitkiler ektiler. Ki lavanta bunların başında geliyor. Amaç bal ise araç aromatik bitkilerdir. Aromatik bitkilerin polenini arılar, diğer kısımlarını da ilaç ve koku sanayii tüketiyor.
Resmî kurumların planlarında bu bölge organik tarım alanı olarak belirlenmiş zaten. Bunun sonucunda bölgede bu anlamda yatırım yapan özellikle bu nedenle örgütlenmiş kurumlara destek vermek elzemdir.
Orman vasfı bitmiş yerleri yeni tür bitkiler için yöre insanına vermek, aromatik bitki alanları oluşturmak elbette güzel. Ama yetersiz. Köylüye ormanı vermek (kiralamak) yanında bakım işinde de en azından ürün alınana kadar yardımcı olmak gerekir.
Lalapaşa köylerinde üretilen karaçalı balının Avrupa ülkeleri dahil Çin ve Amerika’ya dahi pazarlanması bölge için büyük umuttur. Bu umut sadece Lalapaşa bölgesine değil ülkemiz içinde önemlidir. Ucuza ham madde ihraç edip pahalı işlenmiş ürün ithal eden ülkemizin kaderini değiştirecek olan ham maddeyi işlenmiş hale getirmek veya sağlıklı, hijyenik doğal tarımsal ürün ihraç etmektir. Küçük aile çiftçiliğinin yok olduğu günümüzde köylerde yaşayanları ve özellikle gençlerimizi köy ortamında tutmak böyle sağlanacaktır.
Lalapaşa bu gelişme rotası ile hafta sonu spor etkinliği için gelen 2000’e yakın sporcu ve görevlinin uğrağı oldu. Türkiye Oryantiring Şampiyonası yapıldı. Şehit Dilay ve Cem Kerman adıyla yapılan 1. Kademe ve Bayrak Yarışları bölge tanıtımı ve ürün pazarlaması anlamında önemli artıları olan bir etkinliktir. 26 ildeki 79 kulüpten sporcu yanında Hakkari’den iki gün yolculuk sonrasında Lalapaşa’ya gelip yarışmaya katılmak çok anlamlıdır.Yarışma sonrası bölge insanları, katılan sporcular ve kurum temsilcilerinin bazıları ile görüştüm. Hepsi memnun kalmış.Federasyon başkanı ve görevliler ise hayran kalmışlar.
Lalapaşa Demirköy’de bu etkinlik yapılırken Trakya Kalkınma Ajansı Edirne’de toplandı. “TR21 Düzey-2 Bölgesi Bölge Planı-2024-2028” raporunu biraz karıştırınca beğenmemek elde değil. “Dijital Dönüşüm Odağında Yeşil Ekonomi ile Gelişen Trakya” vizyonu ile yola çıkılmış. Her şeyin planlı olmasını savunurum. Ama ülkemizde planlara uyulmadığından inanmam ve güvenmem. Çünkü, bilimsel verilerle hazırlanan planlar zorunluluklar dışında siyasilerin kişi ve dost çıkarları yüzünden her an bozulabilmektedir. Planlarda Lalapaşa bölgesine çivi bile çakılamaz denmesine rağmen taş ocaklarının açılması en somut örnek.
Lalapaşa gelecekte umut veren bir ilçe olacak. Elbette bu tür çalışmalar devam ederse ve kamu kurumları da planlarda yazdıklarını hayata geçirirse. Yani ziraat yetkililerinden gençlik spor müdürlüğüne, tarih araştırmacılarından turizm yetkililerine, kaymakamlıktan belediye başkanlığına ortak bir çalışma olursa.
Lalapaşa’da hedef bal üretimi ve yurtdışına ihracı olmalıdır. Nitelikli üretimin desteklenmesi ve arttırılması birlikte olunca sağlanacaktır. Bu çalışmalarda siyasi tercihler, eş-dost ayrıcalıkları kesinlikle olmamalıdır. Ayrıca Lalapaşa bölgesi insanına bilimsel destek ile birlikte bal üretiminde ve başta lavanta olmak üzere aromatik bitkilerin işlenmesi için gerekli destek kurumlarımızca sağlanmalıdır. Yörenin üretim kooperatiflerinin mali gücü ve yalnızlığı ile bu üretim sağlanamaz.
Kalkınma Ajansının da planlarında yazdığı gibi bu koordineli, programlı ortak çalışma ile tarladan sofraya gıda güvenilirliği iyileştirilmelidir. Tarımsal üretim sürecinde akıllı tarım uygulamalarının kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.Üreticilerin ve bölgede görev yapan teknik personelin yetkinlikleri artırılmalıdır.Tarımsal üretimde iş birliği ortamı geliştirilmelidir. Bu işler sonrasında bölgeden geçimini sağlayan çocuk ve gençler özendirilecektir.Tüm bu emek sonunda Lalapaşa menhir ve dolmenleri de ünlenerek bölge tarihi daha iyi kavranacaktır.
Bizim insanımız zekidir, çalışkandır. Güvenli bir önder ve sistemde geçimine de katkı oluyorsa yapamayacağı iş yoktur.
Hani nerede o güzel MARALIMIZ?.. “MARAL,” Yani, “Anne geyik,” hani nerde, bir gören var mı?.. Bir zamanlar, dağlarımız, ovalarımız, ormanlarla doluydu, bu ormanlarda yaşayan sayısız canlı vardı, MARAL da bunlardan bir GÜZELLİKTİ!.. Asırlar boyu, kovaladık, zulmettik, öldürdük, kestik, yaktık, MASUMLARIN hepsini KATLETTİK!.. “YAPMAYIN, ETMEYİN diye çıkışanlar da olmadı!.. Tam tersi çoğunluk tarafından, kim katlederse, “YİĞİT İLAN EDİLDİ” YAZIK Kİ NE YAZIK!.. Şimdiler de bir geyik gören var mı, kırda bayırda? Yok, neden yok?.. Hepsi bizim bereketimiz için yaratılmıştı oysa!.. Şimdi kınasını yakalım bir yerimize, sonra da bereket bekleyelim!.. Hatta birde utanmadan, sıkılmadan yağmur duasına çıkalım, OLUR MU?.. Derelere, nehirlere arıtma yapılmadan atılan, lağım zehirleriyle, kurbağa sesine, hasret kaldık. Artık, ne kurbağa, ne balık, ne de kuşları görebiliyoruz; zehirleri arıtmadığımız için, HEPSİNİ ZEHİRLEYİP öldürüyoruz da ondan!.. KATLEDEN, ZULMEDEN, ADALET ETMEYEN, BAKMAYAN, KORUMAYAN NEYİ HAK EDER MİŞ?..
OKUNURSA, O BİRİCİK KİTAP, ORADA YAZAR, “HAK EDİŞİMİZİN” CEVABI!..
Kuran’ı Kerim. Sure 21/Ayet 66-67: İbrahim dedi ki: “Siz Tanrı’yı bırakarak kendinize hiçbir fayda veya zara veremeyecek şeylere mi tapıyorsunuz? Yuh! Size ve Allah’tan başka taptıklarınıza! Halâ akıllanmayacak mısınız?” dedi.
Mutlak buhran’ başlıklı yazı ilgi gördü. Devam edelim bari…
Sadece CHP üyesinin değil seçmeninin de hislerine tercüman olmuşuz. Aslında görünen köy kılavuz istemez ama tali yerine kök sorunlara eğilmenin gerekliliğini hep vurgulamak lazım. Yoksa kişisel tutum ve davranışlar ekseninde ele alınan CHP’deki sorunların yapısal varlığı gözden kaçıyor.
Sanki partili tutum ve davranışları siyasi etik değerler zemininde yürüse her şey düzelecekmiş gibi bir algı çok yaygın. Oysa balık baştan kokar misali genel merkezden aşağıya doğru süzülen oligarşik yönetim tarzından kaynaklı marazaları iyi anlamak, sorunun yapısal olduğunu iyi kavramak lazım.
Demokratik/saydam/dürüst bir parti yönetimine geçiş; bütünlüğe, kolektif siyasi pratiklere önem veren bir örgüt işleyişi, CHP’nin iktidar elinde oyuncak olmaktan kurtulması için gerek şarttır.
Gelin görün ki, imtiyaz kaybına uğrayan Kılıçdaroğlu oigarşisi ile İmamoğlu oligarşisi arasındaki kavga devam ediyor. Karşılıklı suçlamalardan ortaya dökülen pespayelikler de halkın kafasını karıştırıyor.
AKP’nin stratejik planı etkili… CHP’deki zayıf noktalar iyi çalışılmış. Silsile operasyonların CHP’yi iktidar yolunda sarstığı besbelli…
AKP’nin en zayıf döneminde konjonktür ibreyi CHP’ye işaret ederken Özgür Özel’in haftada iki mitingle sürekli savunmada kalması, tutuklu belediye başkanlarını aklama çabaları, reaksiyoner siyasete sığınması yani AKP’deki karanlık alanları ifşa ederek zevahiri kurtarmaya çalışması: hem ülke kaynaklarının istismarının geniş boyutunu gözler önüne seriyor, hem de CHP’nin umut görülmesinde tereddüt oluşturuyor.
Bu iktidardan bir an önce kurtulmak isteyen seçmende bu ayrıntılar önemli olmayabilir.
Yeter ki sandık gelsin bu iktidar gitsin, ülke bir an önce düzlüğe çıksın beklentisinde toplum kesiti oldukça büyük; kamuoyu araştırmaları da bunu yansıtıyor.
İşte tam da bu nedenle CHP’nin ayaklarının yere sağlam basması, derli toplu halkın karşısına çıkması önem arz ediyor kanaatimizce.
İmamoğlu oligarşisi muktedirlerinin halkın karşısına derli toplu çıkmaktan anladıkları ise: kongrelerde İmamoğlu düzenine hizmette kusur etmeyecek kadroların göreve getirilmesi. Bunun için büyük bir gayret içindeler.
Âlây-ı vâlâ ile dillendirilen değişim tüzük kurultayının fare doğurduğu iddiamızı kanıtlarcasına genel merkez yerel taşeronları üzerinden mahalle delege seçimlerinden itibaren yapılan müdahaleler, kongrelerde tüzük gereği ‘çarşaf’ liste’ uygulamasının sözde kalması, Kılıçdaroğlu dönemini aratmıyor. Bu da parçalı bir örgüt yapısı doğruyor ve CHP’nin örgüt dinamiklerini örseliyor.
Büyük iddialarla allanıp pullanan “Değişim Kurultayı”nın bir aldatmacadan ibaret olduğunu zihni açık Cumhuriyet Halk Partililerin iyi kavradığını, hatta gözlerinin fal taşı gibi açıldığını, sosyal medyadaki paylaşımlar da gösteriyor.
Elbette hayret etmiyoruz çünkü insanları aldatmanın sınırları var ve kırılma noktası kaçınılmazdır; gün gelir “takke düşer kel görünür”. Evet, CHP’deki kurgulu, antidemokratik yürüyen kongre süreci, CHP’nin demokratik/saydam/dürüst yönetilme ihtiyacının karşılanmayacağını apaçık yansıtıyor.
Bir yıl önce mevzuyu ele alarak “Değişim Kurultayı”nın bir palavradan ibaret yanlarını 4 bölümde ayrıntılı işlemişiz ve üstelik o büyük iddiayı tersten yazarak ironi bile yapmışız.
İlk bölümün ilk satırlarını tadımlık hatırlatalım…
//CHP’de bir tüzük kurultayı masalı daha hitama erdi. Bu kez farklı olan ise, “DEĞİŞİM KURULTAYI” iddiasıydı. Parti içi demokrasiye işlerlik kazandıracak tüzük değişikliği umuduyla sadece partililer heyecanlı çalışmaları içine girmediler; TÜSES, SODEV, SDD, Toplumcu Düşünce Enstitüsü gibi fikir kulüpleri de katkı vermek için çırpındılar. Fevkalade umutlu bir hava hâkimdi kurultay öncesi.
Sonuç, hiç de beklendiği gibi olmadı; salondaki birtakım guruldamalar yadigâr kaldı.
İmamoğlu ve Özel’in içini doldurmaktan itina ile kaçınarak terennüm ettikleri “Değişim” kavramının bir oyalamadan ibaret olduğu, bu tüzük kurultayında iyice ifşa olmuştur.
Yaşanan hayal kırıklığı, CHP’de katılımcı demokrasi beklentisinin ‘fos’ çıkmasından kaynaklanmaktadır. Hatta bir geriye gidiş söz konusudur. Değişim ters yöndedir yani…//
Kılıçdaroğlu oligarşisi ile parti yönetimini ele geçiren İmamoğlu oligarşisi arasındaki parti içi iktidar kavgasının geldiği aşama ise, CHP tarihinde yepyeni bir boyuttur. Bugüne kadar görülmemiş bir parti içi iktidar mücadelesidir; yıllardır umursanmayan yapısal sorunların doğurduğu marazalar artık pespayelik düzeyinde gözümüzün önündedir.
İktidarın elinde oyuncak hale gelinmesinin sebebi, bizzat CHP’deki muktedirler arası ‘it dalaşıdır’. Kayyım meselesi, Mutlak Butlan davası, belediyelerdeki akçeli işlerin ortaya dökülmesi, parti içi iktidar mücadelesindeki hırsın, pespayeliğin, yozluğun dışavurumudur.
Olan bitene “iktidarın operasyonları” deme kolaycılığından ziyade içeriden boşalan cerahatın laboratuvar sonuçlarına bakmak gerekir.
Gürsel Tekin’in mal varlığını bugüne kadar dert etmeyip, üstelik bu adamı CHP’de yıllarca karar verici koltuklara oturtan, möhim şahsiyet yapan, CHP’deki yapı bozukluğuna yaslanarak parti içi iktidarı elde tutanlar değil midir?
Kaldı ki Gürsel Tekin’in yıllarca yanında olan ve memnuniyetleri aşağıdaki fotoğrafta yüzlerinden okunan fakat şimdi İmamoğlu düzeninde pozisyon alan muhteremlerin pek seviyeli ve manalı siyasi duruşlarına söylenecek söz yok mudur?
Gürsel Tekin’in 286 daire,9 tripleks villa, 7 benzin istasyonu, 11 temizlik şirketi sahibi olduğu iddiasının siyasi kariyer ilintisine neden hiç kafa yormadınız Ali Mahir Başarır, Mahmut Tanal? Ekranlara çıkıp halkın fakirliğini anlatmaktan dilinizde tüy bitti; peki yüzünüz neden hiç kızarmaz?
Daha Kılıçdaroğlu döneminde dışarıda kalan Deniz Baykal’ın prenslerinden Mehmet Sevigen’in, öncesinde Kılıçdaroğlu, şimdi İmamoğlu düzenine dair açıklamalarını, çemkirmelerini nereye koyacağız? “Mehmet Sevigen’de kişilik bozukluğu” var deyip geçiştirmek mümkün mü?
Gürsel Tekin’in ta Tarsus’tan elinden tutup getirerek CHP’ye monte ettiği kullanışlı eleman Barış Yarkadaş’ın ekranlarda kustuğu öfke de bir başka panayır eğlencesi…
Sanki ortaya boca ettikleri CHP’deki yapısal sorunların bir sonucu değilmiş gibi parti içi demokrasiden bahsediyor sürekli. Belli ki ihraç ağır gelmiş, kaldıramıyor. Haybeden milletvekilliği kap, muktedirler arasında salınırken şimdi eleştirdiğin CHP’de maraza üreten yapı umurunda olmasın, eşekten düşünce çemkir de çemkir…
Şu sıralar ekranlarda İmamoğlu olgarşisini ifşa etmeyi iş edinmiş diğer bir parlak yıldız, yıllardır milletvekili rolünü oynayan artiz (artist değil) Berhan Şimşek, bir başka gürlüyor valla…
Boyun damarlarını şişirerek pek ağdalı ve içinden bol mantık fışkıran sözlerinden etkilenen yol arkadaşları (hangi yolsa artık o) mutlaka vardır; ancak bu sözleri neden şimdi ettiği, daha önce partisindeki düzen aynı değil miydi diye soranlar da illaki çıkacaktır.
Halk TV sahibi Cafer Mahiroğlu iddiaları ise yenir yutulur cinsten değil. Aralarında bir çıkar çatışması mı oldu bir vakitler bilemeyiz; ancak Ekrem İmamoğlu’nu kastederek , “CHP acilen böyle bir ne olduğu belirsiz bu karanlık adamdan kurtulmak zorundadır…” sözleri de dikkat çekiyor doğrusu.
Son olarak, CHP Erzurum Kurultay Delegesi Göğerkaya’nın Mutlak Butlan dava konusu “şaibeli kurultay”da kendisini para karşılığı kullandırdığını güzelce ikrar etmiş, Erzurum İl Başkanı Sertaç Eş’in kendisini daha fazla kullandırdığını da iddia ediyor.
// AKP’den devralınan belediyelerde gerek israf gerekse borç konusunda dudak uçuklatan yönetim tarzını ifşa eden CHP’li belediye başkanları hem saydam/hesap veren yönetim anlayışının gerekliliğini vurguluyor, hem de vatandaşa taahhütte bulunmuş oluyorlar.
Dolayısıyla; CHP’li belediye başkanları dürüst bir yönetim sergilemezlerse astıkları afişlerin benzerlerinin bir sonraki seçimde kendi icraatlarını yansıtacağını şimdiden not etmelidirler.//
Ana dolu’da asırlardır, söylenegelen bir türkümüz vardır: “AMAN AVCI, VURMA BENİ, BEN BU DAĞIN, “MARALIYIM,” HEM “MARALI,” HEM , “YARALI,”
AMAN AVCI, VURMA BENİ!..”
“MARALI” yani o dağların ANNE GEYİĞİ ne diyor insanlara?.. “Ey insanoğlu!.. Ben senin bereketin için yaratıldığımdan bu dağlarda varım!.. Senin doğal bereketinin bir görevlisiyim. Allah’ın arzında yaşamak, yavrularımı büyütüp, neslimi devam ettirmek için çabalıyorum!.. Bak, ben bu dağın ANNE GEĞİYİYİM, YAVRULARIM VAR BENİM, KARNIMI DOYURUP, GİDİP YAVRULARIMI DA EMZİRİP DOYURACAĞIM!.. Şimdi onların karınları aç, özlemle beni bekliyorlar. Eğer gidemezsem, halleri nice olur, açlıktan ölmezler mi?.. NE OLUR AVCI, VURMA BENİ, BEN BU DAĞIN ANNE GEĞİYİYİM!..” “BEN BU DAĞIN YAVRULU, ANNE GEĞİYİYİM. GEÇEN SENELER, ZATEN BİR AVCI BENİ KURŞUNLAMIŞTI, O ZAMANDAN BERİ YARALI YARALI-ACILI YAŞAMAYA ÇALIŞIYORUM!.. AMAN AVCI HEM “MARALI” hem “YARALIYAM” hem de “YAVRULUYAM” NE OLUR VURMA BENİ!” diye insanlara, yalvarmasıdır, bu türkü!. Asırlardır söyleniyor, ama ANLAYAN MI VAR? Bu türkü yıllardır, bu topraklarda söylenir durur, ama ANLAYAN MI VAR!.. ELİNİN ALTINDA ÜÇYÜZ KOYUNUN OLSUN, SEN GİT “MARALI” katlet, “adına da “AV” DE!.. ancak kendini kandırırsın!.. Ülkemizde, üç yüz koyununu, üç ineğini satıp da, Avrupa’da ELLİ ADET koyunu olana ırgat olmaya gidişler, bu yüzden mi acaba?.. Hem yurdunun bereketlerini katlet, hem de bereket içinde yaşamayı bekle HİÇ OLMAZ Kİ!..
Siz bilirsiniz, GELEN GELİR, GİDEN GİDER, KALAN KALIR!..
Kuran’ı Kerim. Sure 3/Ayet 56—57: Fakat o kâfir olanları dünyada da, Ahret’te en şiddetli azapla azaplandıracağım. Onların bir yardımcıları da yoktur. Fakat iman edip, Salih amel işleyenlere gelince: Allah onların mükâfatlarını tamamen ödeyecektir. Allah zalimleri sevmez.
Susmayan telefonuna şöyle bir göz attı Ayşe hanım, kızıydı arayan şimdi de. Oğlunun defalarca aramasına karşın açmamıştı telefonunu, şimdi de kızı; açmadı, açmayacaktı işte.
“Kapının kolunu bile alamazsın sen ana” demişti büyük olan oğlu. Üzülmüştü oğluna. Oysa müteahhit “5 daire veririm size” demiş. “İkişer daire yetmiyor benim kızanlara ille de 2.5 alacaklar ikisi de” diye düşünürken yine sinirlendiğini hissetti gözünü sürekli çalan telefondan ayırmadan.
İki yıl önce ölen yarı felçli kocasını anımsadı çalan telefon susunca. 45 yıl sürmüştü evlilikleri. Son 7 yılında felçli haliyle bakmıştı kocasına. Kamyon şoförü olan kocasının sarhoş hallerinden ömrü boyunca çekmişti. Sefer dönüşlerinde kapıdan sallanarak girer, zor yürüyen bacakları birbirine dolanırken başlardı söylenmeye; “yıkılmadım ayaktayııımmm”. Felç gelince mecburen bırakmıştı meret şarabı.
Evlendiklerinin ilk yıllarında arka arkaya doğmuştu çocukları. Önce oğlu, sonra kızı, birer yaş vardı aralarında. Kocası kamyona biner günler sonra gelirdi, yorgun argın ve hep sarhoş.
İlk yıllar hızla geçti, çocukların okul yıllarında kocasının işleri bozulmaya başlayınca fabrika yılları başladı Ayşe hanımın. Artık fabrikada da çalışıyor, çocuklar, ev işleri hep üstünde. Yorgundu hep, hep yorgun yıllar boyunca.
Çalışmaya başlayınca paranın hesabını yapmaya da başladı Ayşe hanım. Artık çalışıyor ve kocasına sefer dönüşlerinde hesap soruyordu. Keseyi eline aldı ondan sonra. Önce kocasının biriken vergi ve Bağkur borçlarını temizledi birkaç yıl içinde. Saros’da yazlık bir kooperatife yazıldı fabrikadan aldığı tazminatıyla. Artanıyla da Kıyık’ta Bağlık’ta komşusunun iki dönüm bağ yerini aldı, zamanı gelir değerlendirilir diyerek. Ne de olsa kızanları büyüyordu, onları düşünmesi gerekiyordu.
İlk önce kocası, bir yıl sonra da kendisi emekli oldu. Arada liseyi bitiren kızanlarına sigorta başlangıcı yaptırdı. Muhasebeci uyarmıştı, “erken sigortalılık iyidir, emekliliklerinde faydası olur” diye.
Yıllar içinde kızanlarını evlendirdi, arka arkaya 4 torun gelirken biten yazlıkta yaz boyu, yaz sonrasında da evinde torunlarını da büyüttü o kadar iş güç arasında. Koca dersen hep sarhoş, her gün içer şarabını. Allahtan vur eli yoktu, içer içer güler şarkılar söylerdi karıcığına.
Kocasının öldüğü yıl başladı müteahhitler kapısını aşındırmaya. Bağlıktaki yerleri değer kazanmış, kat karşılığı almak istiyorlardı. Çocuklarına yönlendirdi pazarlık etmeleri için. İki, üç derken sonunda beş dairede anlaşmaya varıldı. Çocukları da EYT sayesinde aynı yıl emekli oluverdiler sayesinde Ayşe hanımın.
Sevindi Ayşe hanım beş daire sözünü duyunca. Kendi emekli maaşçığına kocasının emekli maaşının katkısı olsa da yıllardır eline ne geçerse torunları için harcamıştı. Komşusu çatlak Emine her sene memleketin değişik yerlerine turlara gittiği yetmezmiş gibi bir de pasaport çıkartmış Balkanları gezmiş anlatıp duruyordu her buluşmalarında. Nesi eksikti Allah’ın çatlağından. Bana da düşer bir daire onu da veririm kiraya bundan sonra artık çatlak Emine’nin peşine takılırım, o nereye ben oraya.
İkişer daire kızanlarıma, bir daire de bana olur diye düşüncesini açtığında oğlu; “Ana babamızdan kalan yer burası, senin ihtiyacın da yok artık, zaten istesen de kapının kolunu bile alamazsın” dediğinde üzüntüden bayılacak gibi olmuştu. Ama sonradan öğrenmişti komşusundan; kocadan kalan mirasa çocuklarıyla eşit hakka sahip olduğunu.
Kapının güm güm vurulmasıyla yerinden fırladı Ayşe hanım. Düşüncelerinden sıyrılıp kapıyı açtığında nefes nefese oğlu ve kızını karşısında buluverdi.
“Be ana öldük korkudan, ne bakmıysın telefonuna, hem tapuda bekliyor müteahhit bizleri, gel bi imzan var” diyen oğluna ters ters bakarak;
“Hani kapının bi kolunu bile alamıydım, nooldu şimdi de benden imza isteysiniz, atmaycam işte imzayı!”
İçerde bağrışmalar, telaşlı konuşmalar komşularının bile kapıya çıkmasına neden oldu Ayşe hanımın.
Tapuda Ayşe hanımın “bir daire bana, ikişer daire çocuklarıma ve istediğim daireyi seçerim” demesiyle yeniden hazırlanan evraklara özenerek imzasını attı Ayşe hanım. Çantasını, telefonunu ve ön gözünde iki emeklilik kartını da şöyle bir kontrol ettikten sonra; “Şimdi oldu” dedi.
Ve sonra şöyle yandan bir baktı oğluna; “Gelen yaz, bundan sonra yazlığa gelirken önce kasaba, sonra şarküteriye, markete uğramadan gelmeyin yazlığa, yeter artık löp löp yedirdiklerim size” diyerek yalnız çıktı tapudan evine doğru…