Bu konuyu, kendi söylemleriyle açıklamadan önce şunu belirtelim ki, sevgili atamız, Mustafa Kemal, hayatı boyunca yaptıklarıyla, Kuran’ı Kerim yoluna uygun yaşadığını görmekteyiz. Bu tarihi kayıtlarla ispatlı ve açıktır. Şeytanla yatıp, şeytanla kalkanlar, tabi ki hep devrede olacak ve de fitne, fesat üretip, gerçekleri tahrif etmeye gayret edeceklerdir. Atamız, birçok toplantıda, Hz. Muhammet’i “Allah’ın birinci ve en büyük kulu” olarak nitelendirmesiyle birlikte, Kuran’ı Kerim’i de şanlı ve en eksiksiz kitap olarak ifade etmiştir. Toplantılarda Uhud şavaşının planını çizerek, Peygamberimizce alınan tedbirlerin isabetini vurgulamış ve büyük askeri dehanın, siyasi görüşleriyle de ne kadar yükseldiğini anlatmıştır. Hz. Muhammet’i, din tellallığı sığlığı ile sıradanlaştırmaya çalışanlara karşı çıkarak: “Bu gibi cahil adamlar, onun yüksek şahsiyetini ve başardıklarını asla kavrayamamışlardır!..” demiştir. Bir toplantıda, Atatürk, din hocalarına şöyle bir soru yöneltmiştir. “Hz. Muhammet, Allah’ın nezdinde nasıldır?..” Hocalardan birisi, “Allah’ın en sevgili kuludur.” Demiş, başka biri de, “Allah’ın habibidir” gibi ezbere tanımlamalar yapmaktan öte bir tanım yapamamışlardır. O toplantıda, Atamız Hz Muhammet’i şöyle tanımlamıştır: “Bizim sevgili Peygamberimiz, Allah’ın emirlerini insanlığa, üstün devrimci davranışları ile bildirmiştir. AKILCI, İLİMCİ; ADALET VE HOŞGÖRÜLÜ; İLERİ GÖRÜŞLÜ, DEMOKRATİK, KÖLELİĞE, SÖMÜRÜYE, ZULME KARŞI, ÖZGÜRLÜKÇÜ; CÜMLE ALEME ADALETLİ; İNSAN, DOĞA, HAYVAN, AĞAÇ, BİTKİLERE HÜRMETLİ; HALKÇI, TOPLUMSAL GELİŞİM İÇİN MÜCADELECİ; HAKSIZLIKLARA KARŞI SAVAŞÇI; SAVAŞ PLANLARIYLA, DEHA KOMUTAN; İŞTİARECİ, ÇOK FİKİRLİ MECLİSİ SAVUNAN, CUMHURRİYETÇİ; POZİTİFTE AKIL İŞLETMEYİ İNSANLIĞA İBRETLERİYLE ÖĞRETEN, ALLAH YOLUNDA SOSYAL BİR DEVRİMCİDİR!..” diye, sevgili Peygamberimizi tanımlamıştır. Yukarda ki, Peygamberimizin getrdiklerine bakın, bir de dünyada, “Biz müslümanız” diyenlerin hallerine bakın, hiç birbirine uyuyor mu?.. O zaman kime uyulmuş?.. Türk nesillerin bunlardan neden haberleri yok acaba! Köleciliği marifet sanan El–alem, Müslüman Türk nesillerin bunları bilmesini ister mi?..” El-alemin çıkarlı yazdığı, bilim kitaplarıyla ezbere bilim, köklerine, geçmişine, özbenliğine ihanet olmaz mı?..
Hani senin bilimin?..” demezler mi?..
Kuran’ı Kerim. Sure 61/Ayet 8: Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki, Kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır. 10/100: Allah’ın izni olmadan hiç kimse inanamaz. O aklını kullanmayanlara murdarlık verir.
Edirne Kent Konseyi’nin geçtiğimiz günlerde düzenlediği “Edirne’de Peyzaj Uygulamaları” panelinde akademisyenler konuştu, belediye anlattı…
Biri “işin doğrusu bu” dedi, diğeri “biz zaten öyle yapıyoruz” diye yanıtladı.
Peki, Edirneli ikna oldu mu?
Tartışılır.
**
Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölüm Başkanı ve T.Ü. Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Beste Karakaya Aytin net konuştu:
“Ağaç dikmek yetmez, doğru planlamak gerekir.”
Yani mesele yol kenarına fidan sıkıştırmak değil…
Kenti baştan sona bağlayan bir yeşil sistem kurmak.
Kısa vadeli değil, en az 20 yıllık bir akıl…
Şimdi soru şu:
Edirne’de yapılanlar gerçekten böyle bir planın ürünü mü?
Yoksa “dik gitsin” anlayışının biraz daha makyajlanmış hâli mi?
**
Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölüm Başkanı ve T.Ü. Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Sergun Dayan açık açık söyledi:
Meyve ağaçları şehir içinde sorun…
Fazla su isteyen türler yanlış…
Dar kaldırımlara ağaç dikmek ise doğrudan hata…
Panelin en can alıcı noktası ise şu cümlede özetlendi:
“Her ağaç her yere dikilmez.”
Yani yıllardır gözümüzün önünde yapılan bazı uygulamalar bilimsel olarak pek de savunulabilir değil.
**
Gelelim meselenin en tartışmalı kısmına:
Budama…
Edirne Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürü Pınar Kırımlı Tabak diyor ki:
“Estetik değil, güvenlik.”
Fırtına riski var…
Ağaç dışarıdan sağlıklı görünür ama içten çürümüş olabilir…
Bu yüzden sert budama gerekli…
Kâğıt üzerinde mantıklı.
Ama sahaya indiğinizde manzara biraz daha farklı.
Sonuç olarak panel, Edirne’deki tartışmayı bitirmedi; aksine daha görünür hâle getirdi.
Edirne’de mesele ağaç dikmek değil…
Doğru ağacı, doğru yere, doğru yöntemle dikmek ve en önemlisi o ağacı doğru şekilde yaşatmak.
Gölge büyüyor ama tartışma da onunla birlikte büyümeye devam ediyor.
**
Söğütlük Orman Parkı Millet Bahçesi’ne yürüyüşe giden bir vatandaşın çekip geçen hafta Haber Merkezimize gönderdiği fotoğraflar görenlere “Kaskınızı takmadan gitmeyin” dedirtecek cinsten.
Dallar kırılmış…
Kopmuş…
Ama yere düşmemiş.
Ağaçta asılı duruyor.
Altından insanlar geçiyor.
Çocuklar, bebek arabaları, yaşlılar…
Ve hemen yanında bir tabela:
“Dikkat, ağaç dalları düşebilir.”
**
Bu tabela beni alıp taa Kastamonu’ya kadar götürdü.
“Daş düşebülü, ayu çıkabülü” (Taş düşebilir, ayı çıkabilir) tabelası, Kastamonu’nun ormanlık ve dağlık bölgelerinde yer aldığı rivayet edilen mizahi bir uyarı levhasıdır.
Meşhur tabela, bölgenin yaban hayatının yoğunluğuna ve dağlık yapısına mizahi bir atıftır.
İran savaşı başlayalı bir ayı geçti. Ne İran’da, ne ABD de, ne de İsrail de barış emareleri var. Bir yerde İran haklıdır diyelim. Çünkü tecavüze uğrayan taraf elbette kendini koruyacak. Korumak için de savaşacak. Peki ABD’ye, İsrail’e ne demeli? Senin ülkende petrol bitti diye petrolü olan İran’a savaş açıp onu bombalamak mı gerekir? Madem paran var, satın al ihtiyacın olan petrolü. Yok olmaz, ‘benim param cebimde kalsın’ diyerek yardakçın – Arka bahçen – İsrail ile sırf İran’ın petrolü var diye atom bombası konusunu da bahane edip İran’ı bombalamaya haydutluk denir.
Sıkışan kedi sahibine saldırır. İran’da en güçlü silahı olan Hürmüz boğazını kapatıyor. Hürmüz boğazının kapanması demek dünya petrol trafiğinin aksaması demektir. Yalnız petrol için değil suni gübre yapımı da petrole bağlı imiş, neticede suni gübre konusunda aksama olursa tarımsal ürünlerde de verim düşüklüğü olacak demektir. Bunun neticesi gıda kıtlığı olur.
Bir konuda uranyumun zenginleştirilmesi. İran uranyumu zenginleştirirse atom bombası yapar, ilk kullanacağı yerde İsrail olur. Bu o kadar kolay konu değil. Peki atom bombası İsrail’de, Pakistan’da, Hindistan’da, NATO nezninde Türkiye’de de var. İran atom bombası yapmaya niyet edince niye kıyametler kopuyor. ABD diğer ülkelere niçin müdahale etmiyor? Hadi canım sende! Amaç ne, ABD’de, petrol kalmamıştır, İran’da bol miktarda var. Bu savaşta amaç İran petrolleri üzerine hegemonya kurmak.
Savaş füze saldırıları ile devam ediyor, her iki tarafta bir birlerine salvo savuruyor. ABD İran’ın elektrik merkezlerini bombalayacağını, İran’ı elektriksiz bırakıp taş devrine döndüreceğini savurup tehdit ediyor. Bunun içinde üçüncü uçak gemisini Basra körfezine gönderdi, Hürmüz boğazındaki Hark adasını bombaladı.
Adaya asker koyup Hürmüz boğazını kontrolü altına alacakmış. Bu zorbalık, haydutluk olmuyor mu? İran’da bu tehdide karşı eğer ABD askerleri Hark adasına çıkarsa, coniler Basra körfezindeki köpek balıklarına yem olacaktır tehdidini savuruyor. Bakalım netice ne olacak. Eğer İran bastırırsa ABD’nin burnu iyi sürtmüş olur epey prestij kaybeder, dünya devleti özelliğini kaybeder.
İran savaşı hiç iyi olmadı, bütün piyasalar alt üst oldu, altın, gümüş, borsa çok değer kaybetti, tek değer kazanan petrol oldu. Bugünkü piyasada petrolün varili 100 Dolar civarında, daha da yükseleceği söyleniyor. En önemli kayıpta bombalanan tesisler, yerine getirilemeyecek canlı varlıklar yani insanlar.
ABD bu tutumu ile dünyada yalnız kalmıştır. Hürmüz boğazındaki müdahalede Avrupa devletlerinden yardım istemişse de hiçbir devlet yardım göndermemiştir. ABD dünyada yalnızdır, tek ortağı İsrail’dir. Dünyada kimse ABD’ye destek vermiyor, haydutça tutumu için. Tv’den seyrediyoruz, dünyanın bir çok ülkesinde yakıt kıtlığı başlamıştır, bu nereye varır. Bu hal daha da büyürse dünyanın düzeni altüst olur. ABD İran’a savaş açmakla hiç iyi yapmamıştır, bir bataklığa düşmüştür. Herkes bu günlerde diken üstünde, acaba bu savaş ne zaman biter?
Bu durum hep ABD Başkanı Trump’un kafasından ve İsrail Başbakanı Netenyahu’nun etkisi ile olmuştur. Her ikisi de dünya politika ortamında çok şey kaybetmişlerdir. Bugün seçim yapılsa ikiside kaybeder. Umdukları desteği bulamadılar, iki paralık oldular. İran bir yerde haklıdır, çünkü İran’ın petrolü İran’lılara aittir. Ben güçlüyüm diye saldırarak onun bunun varlığını almaya kalkarsan bunun adı haydutluk olur. Son haberlerde ateşkes yapılmış bundan sonrası NE OLACAK ? . . .
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları başladığından beri bu köşe aracılığıyla bunun bir savaş olmadığını, bir çatışma olduğunu bunun da belli bir süre sonra sönümleneceğini yine belli bir süre sonra bambaşka şeyler konuşacağımızı defaatle belirttim.
Zira uluslararası politikanın ekonomi politiği uzun süreli, küresel ticaret hacmini derinden etkileyen savaşların gerçekleşmesini bırakın bu örnekte olduğu gibi çatışmalara dahi tahammül edemez.
ABD ve İsrail’in bu saldırıları gerçekleştirme amacı İran’ın vekil aktörler vasıtasıyla oluşturduğu bölgesel ve aynı zamanda kısıtlı etki alanının ortadan kaldırılmasıydı.
Ateşkesin Lübnan’ı kapsamayışının en önemli nedeni de tam da yukarıdaki bu satırlar.
Yani İran’ın vekil aktörlerinin gücünün tamamen ortadan kaldırılma çabası. Bu çabanın gerçekleştirilmesi için de Lübnan da kapsam dışında bırakılmış durumda. Diğer taraftan küresel ticaret dengelerini etkileyen hususlarda ise geçici de olsa bir mutabakata varılmış gibi görünüyor.
Gelecek dönemde de füze saldırıları ile İran’a yönelik bir yaptırım yönlendirme hareketi görebiliriz. Ancak bu durumun özellikle Lübnan’da amaca ulaşılması durumunda çok mümkün olmayacağını söylemek imkân dahilinde. Bir başka deyişle Lübnan’da ABD ve özellikle İsrail tarafından düşman unsur tanımlamasına giren yapıların istenen seviyede güç kaybına uğraması İran’a yönelik füze saldırılarının sıklığını da azaltacaktır.
Kim kazandı kim kaybetti tartışmasına bakılacak olursa aslında bunun muhasebesi için daha erken olmasına rağmen, söz konusu hesabın Suriye’deki değişimle birlikte okunması bazı ipuçları da verecektir.
İran’ın zaman zaman Rusya’yla bile karşı karşıya geldiği bölgesel etkisi öncelikle Suriye’de iktidarın değişmesi ile hayli kısıtlandı. İsrail’in özellikle Golan bölgesi ve Şam yakınlarına kadar güvenlik alanı tesis etmesi İran’a müzahir milis grupları oldukça zorladı.
Bu olaylar gerçekleşirken Rusya Federasyonu’nun sessizliğini koruduğunu da dikkatten kaçırmamakta fayda var.
Ardından gerçekleşen İran saldırıları ve takip eden Lübnan saldırıları da İran’ın vekalet gücünün hayli erozyona uğramasına sebep oldu. Bu hususta Rusya Federasyonu’nun anlaşma için yardımcı olmaya hazırız nev’inden cılız açıklamaları dışında meşhur ittifak söylemine bir katkıda bulunmadığını dikkate almakta fayda var. Çin Halk Cumhuriyeti ise çok daha düşük bir profil sergiledi. Yine bu köşede yazdığım Rusya ve Çin neden saldırmadı sorusunu içeren yazımda bunu biraz da latifeli bir dille izah etmiştim.
Gelinen durumda aslında Trump’ın ABD içindeki durumunun da parlak olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak Trump’ın ABD iç politikasındaki durumu ile Trump gittiği takdirde ABD’nin İran politikasının değişeceğini düşünmek arasında hiçbir ilinti yok. Trump’ın izlediği yol sadece kendisinin daha da kötü bir vaziyet edinmesine yol açtı ki bunu zaten ara seçimlerde göreceğiz. Dolayısıyla Trump’ın durumu ayrı ABD’nin İran politikası ayrı.
Ha bir de bir türlü çıkamayan 3. Dünya Savaşı var… Bu da gerçekten çok üzücü… Binlerce kez çıkacağı ifade edilen 3. Dünya Savaşı yine çıkamadı galiba. Rahmetli Sadri Alışık’ın ünlü repliğinde olduğu gibi “bu da mı gol diiilbeee”. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…
“YIRTTI” ne demek?.. Defolu malı mı yırtıyorsun?.. Güzel Türkçemiz nelere kâdir, nelere meyilli!.. İnsanlık kültürü geriledikçe, ortaya çıkan bu kültür, kimbilir daha ne OLUMSUZ deyişlere sahip!.. Öyleyse ne yapmalı?.. Bir bilsem… Aklıma gelen yok!.. Sadece, hani topu yukardan bırakınca düşer, sonra tekrar yükselir ya… O geldi aklıma.
Ama ortada TOP bile yok!..
Kuran’ı Kerim. Sure 34/Ayet 20: Andolsun İblis, onlar hakkında ki zannını doğru çıkardı. İnanan bir bölükten başkaları, hep ona uydular.
2024 yılında yapılan yerel seçimlerden sonra iki yıl geçti bile. Yani yerel idarelerin beşte ikisi gitti kaldı beşte üç, Trakya söylemiyle “bej de üj”. Belediye Başkanı Sayın Filiz Gencan’ın “Marka Şehir Edirne” kitabı elimde. Baka baka sayfaları çeviriyorum. Bu zaman içinde basından izlediğim veya çevremden duyduklarım ışığında kitabı okuyalım.Bu kitap aynı zamanda belediyenin 2025-2029 stratejik planında da kılavuz olmuş. İkisini de okuyorum.
Mavi sayfalarda “Dirençli Kentler” dört başlıklı.
1.Temiz suya ulaşım: Kent içme suyu şebekesi ve dağıtımı ile ilgili sorunları ve çalışmaları hepimiz yaşadık. Altyapı ve dağıtım tamam. Su fiyatlarına indirim olmayacağı daha doğrusu ülke ekonomisinin durumunu göz önüne alınca olamayacağı kesin iken indirim sözü vermek sanırım politika gereği. Öte yandan kent suyu yüzde yüz güvenli de olsa tüketici alışkanlıkları gereği ev musluğundan su içenler sayılı kalır.
2. Kanalizasyon Çalışmaları: Tamamlanmamış mahallelerde 2024 yılında devam edileceği belirtilmiş. Bunlar tamamlandığı gibi yeni oluşan yerlerde bu çalışmalar devam ediyor. Biyolojik atık su arıtma tesisi de tam kapasiteye çıktı diye biliyorum.
3.Asfalt Çalışmaları: Uzun vadeli kalıcı planlamalar yapılmadı sürece bu işler yap bozdur. Belediye yapar arkasından bir kurum kendi alt yapısı için bozar. Bunun dışında yeni ikamet yerleri de sürekli eklenir. Birkaç yılda yıpranan, kabaran, dökülen asfaltlardan bıkıyor kentliler. Kalıcı çözümler beklemek her kentlinin talebidir.
4. Yapı stokunun Yenilenmesi: Kaleiçi ve diğer alanlarda yapıları iyileştirmek sözü verilmiş. Henüz belediyemizin bu çalışmaya başladığını duymadım. Dar gelirli ailelere konut yardımı sözü de var. Bekleyeceğiz.
“Ulaşım” konulu turuncu sayfalar on başlıklı.
1.ETUS Denetim Altında: Başlığın ilk paragrafı ‘Ulaşım Ana Planı’ yapma sözü. Şu an kent ulaşımı konusunda ilk düğmenin yanlış iliklendiği bir sistem var. Belediye ve kentliler olarak yatalım kalkalım Kent Konseyi’ni alkışlayalım. Çünkü Kent Konseyi ETUS sözleşmesini mahkemeye taşımasaydı; fiyattan yeni hatlara, belediyenin ulaşıma araç almasından birçok konuda sözümüz olmayacaktı. Bu hak ile olsa gerek lafta kalacağını hepimiz bilsek de Sayın Gürkan ulaşım amaçlı 35 araç alma kararını ve bunun bütçeye konduğunu bile söylemişti. Bu sistem hep birlikte yenilenmeli ama başkanın süresi buna yeter mi bilemem. Ulaşımda indirim sözü de diğer belediye hizmetlerindeki indirimler gibi boş ve güncel vaatler oluyor maalesef. Çünkü liberal sistemimiz kamusal görevleri belediyelerden şirketlere aktarma olanağı sağladı. Bunun sonucunda da önceden ‘Belediye yapar’ idi, ‘ya da yaptırır’ eklendi. Halkçı belediyeler bile yapmıyor ihale ile yaptırıyor.
2.Otobüs Terminalini Yenileyeceğiz: Henüz var olanı işler hale getiremedi belediye. Uzun erimli bir vaat. Ama denetimi daha sık yapılabilir ve hiç olmazsa görsellik iyi olur.
3.Otopark Sorununu Çözeceğiz: Gerçekleşmesi zor bir söz. Kent toplu ulaşımının eksikleri ve kentlilerimizin konforlu yaşamı sevmesi sonucu kent içi araç sayısı çok fazla. Bunun çaresi çok otopark yerine ulaşım planlamasında farklı çözümler bulmaktır. Vaatte belirlenen bazı semtlere otoparklar ve tur araçları park yeri henüz olmadı. Birkaç yere basit çözümler üretildi. Ancak kentlilerin birçoğu otopark işini belediyenin yapmasından memnun.
4. Trafik Sorununu Çözeceğiz: Boş bir vaat. Bir önceki satırda yazılanları burada da yazmak istemiyorum. Akıllı şehircilik kentteki tüm tarafların bir arada olacağı ve yıllarca değiştirilmemesi konusunda niyetin konduğu bir ortak akıl ile olur. Bekleyeceğiz.
5.Tek Tip Taksi Durakları: Geçmişte zaten bir çalışma vardı, devamla bitirilebilir.
6.Servis Araçlarında Güvenli Ulaşım: Olması gereken. Servis araçları resmi araç gibidir ve emekçileri, geleceğin büyüklerini taşır. Belediye denetim ve eğitimlerle desteklemelidir. Varsa paydaşlar ile sorunlar çözülmelidir.
7.Bisiklet Yolları: Her defa verilen ve stratejik planlara da konulan ama hiç gerçekleşmeyen bir vaat. 2025-2029 Stratejik planının 82. sayfasında ulaşım hizmetleri müdürlüğünün sorumlu olduğu belirlenen iki noktada bisiklet kiralama ünitesinin kurulması planlanmış ki 2025 yılında aylık kiralanacak bisiklet sayısı 500 olarak hedeflenmiş. Sayın başkanın kitabında da beş yılda 20 km bisiklet yolu var.Bisiklet ile kent ulaşımına giden amaçta değişen bir şey yok. Bekliyoruz.
8. Motorcu Dostu Yollar: Bu vaatte ulaşım planlaması ile çözülecek bir sorun. Ama ‘yollarımızda çukur ve kaygan malzemelerin meydana getirdiği kazaları önleyeceğiz’ sözü iddialı bir söz ve belediye yol çalışmalarını yaparken bu sözü anımsamalıdır. Kuryelerin iş aracı olan motosikletlerin sayısı artarken kazalar da artıyor.
9.Kamyon Garajı: Hurdacılar ile birlikte Tayakadın’a taşınacağı konusunda Eylül ayında bir açıklama olmuştu. Umarız tez zamanda olur.
10.Oto Galericiler: En sona doğru gündeme gelebilirse şanslı denebilir.
“Yeşil Edirne Projeleri” dört başlık olarak yeşil sayfalarda.
1.Balkan Park: Bu konuda en güncel duyum Kent Konseyi’nin 4 Nisan günü yapılan toplantısında geldi. Uzun vadeli bir planlama olduğu ve altyapı işlemlerinin kademeli olarak yapıldığı bilgisi verildi.
2.Cep Parkları: Yavaş da olsa yapılıyor sanırım. 109 alanın park ve bahçe olduğunu düşünürsek değil bir iki yıl, beş yıl bile az gelir. Önemli olan niyet ve devamlılık. Bu konuda semt sakinlerinin talepleri ve uzmanların görüşleri dikkate alınmalı.
3.Yaşam Koridorları: Cep parklar gibi sırayla olacak bir çalışma. 4 Nisan günü Kent Konseyi paneli birçok bilginin ve akademisyen bakışıyla olması gerekenin konuşulduğu bir paneldi. Yeşil Edirne için alınması gereken dersleri kamuoyu ve belediye yetkilileri umarız alırlar. Bu arada bu panel bilgilerinin tümünü Edirne Kent Konseyi web sitesinden okuyabilirsiniz.
4.Meydan Düzenlemesi: Sıraya konularak yapılan çalışmalar var. Örneğin; Uğur Mumcu Park alanı ve Erdoğan Park diye bildiğimiz alanlar bu kapsamda düzenleniyor.
Kırmızı renkli “Turizm Projeleri” sayfaları dört başlıklı.
1.Balkanların Yükselen Yıldızı Edirne: Bu vaat tarih boyunca oluşanların sonucu gerçekleşir. Bir başkan zamanını değil bir insan ömrünü bile aşan bir vaat. Ancak şu gerçeği hepimiz görüyoruz ki Balkan ülkeleri ile ilişkilerimiz sadece eğlenmek ve yemek üzerinden oluyor. Çoğu da resmi protokollü ilişkiler. Bu da kentin bir kesimi için geçerli. Balkan filmleri, Balkan yemekleri, Balkan misafir edinmeleri gibi kültürel düzenlemeler gerekli.
2.Turizm Rotası: Bazen işler kendiliğinden oluşabiliyor. Turizm sektörü bu oluşumu sağlıyor olsa da yerel yönetimin bunu planlaması ve yönlendirmesi çok önemli. Bu vaadin günlük gezi rotalarına Tavuk Ormanı’nın turizm rotasına eklenmesi var. Uzmanların genel düşüncesi şu ki ‘bir yeri korumak istiyorsanız insanı sokmayın’ derler. Ama güzellikleri de görmek gerekiyor. Bu nedenle çok iyi bir çalışma ile hem doğallık bozulmamalı hem de insanların huzur bulacağı geziler yapılabilmelidir. Konaklama kesinlikle düşünülmemelidir.
3.Edirne Turizm Gözlemevi: Umarız olur.
4.Edirne Peyniri Müzesi: Bugüne kadar olması gerekendi. Peynirin anavatanıyız diyoruz ama yeterli kalite ve tanıtımı yakalayamadık. Geçmişte Edirne vekili rahmetli Unakıtan’ın ABD’de ve Meclis’te Ezine peynirini övmesi travması da var. Bunu aşmanın yolu tanıtım ve kalite. Müze olması o nedenle önemli. Müzeye konacak fotoğrafların EFOD’un ‘Peynirin Hikayesi’ sergisindeki fotoğraflardan alınmasını öneririm.
Mavi Sayfalardaki “Mekânsal Projelerimiz” Onbir Başlıklı.
1.Yuvam Edirne Kreşleri: Beş yılda on kreş olarak düşünülmüş. Her yıl iki adet planlanmış ama geçen iki yılda açıldığını duymadım. Umarız kalan üç yılda hızlandırılarak yapılır.
2.Sokak Hayvanları Tedavi, Rehabilitasyon ve Can Dostları Doğal Yaşam Parkı: Valilik ve Belediyeyi kutlamak gerekiyor. İlgili dostlardan duyduğum kadarı ile kent dışına kurulan sahipsiz hayvan yaşam alanı iyi bir sonuca gidiyor. Maliyeti düşürmek için söylenen atık yiyeceklerden mama üretimi de tez zamanda faaliyete geçirilmeli.
3. Minik Dostlar Mezarlığı: En kolay çalışma. Yer tahsisi ve diğer işlemler çok çabuk yapılabilirdi. Sanrım sahipsiz hayvan yaşam alanının bitmesi beklendi.
4.Bungalov, Tematik Köy ve Karavan Park Projesi: Kolay çalışma değil. Olmalı mı, evet. Sonuçta bu vaat mutlaka talepler doğrultusunda oluşmuştur.
5.Kapalı Pazar Alanları Projesi: Henüz gündeme gelmedi.Var olan Ulus Pazarı sorunu çözülmeye ve Balkan Pazarı olarak açılmaya çalışılmakta. Devamında olacaktır.
6.Çalgıcı Mektebi ve Zanaatkarlar Çarşısı: Zanaatların yaşaması, zanaatkarların işlerini yürütmeleri için anlamlı bir vaat. Yok olan ve yaşayan zanaatları yeniden canlandırır. Turizmi geliştirdiği gibi birçok kentliye de iş olanağı sağlar. Umarım tez zamanda sonuçlanır.
7.Kız Öğrenci Yurdu: Yıllardır talep edilen ama sosyal demokrat olduğunu söyleyenlerin el atmadığı bir konu. Bu sebeple de dışarıdan gelen öğrencilerin birçoğu tarikat iltisaklı sermaye yurtlarına gitmek zorunda kaldı. Kendi giderini de karşılayabilecek olan bu yatırıma umarız tez zamanda başlanır.
8.Hıdırlık-Tabya Mevkii Seyir Terası: Kenti gözlemek için iyi bir seçim, henüz bir ses yok.
9. Amfi Tiyatro: Her kentte olması gereken bir alan. Henüz dile bile gelmedi.
10.Spor Merkezi Edirne: Her adayın programında oldu. Ama kentte spora yatırım hep hamasette kaldı. Bir miktar para yardımı spor merkezi olmaya yetmiyor.
11.Mahalle Konakları: Yapımına süre yetmez. Ama birkaç mahalleye olsa örnek olur.
“Sosyal Politikalarımız ve Projelerimiz” adlı yeşil sayfalar dokuz başlıklı.
1.Kent Yoksulluğu İle Mücadele: Merkezi iktidarın yoksullaştırdığı yurttaşların yaşamına katkı sunma yerel idarecilere kaldı. Bunlardan aşevi ve kent lokantası, öğrencilere bir öğün yemek, kırtasiye ve giyim gibi ayni yardımlar az da olsa yapılmakta. Emek kooperatifleri veya evsel üretimi desteklemek, her mahalleye internet gibi vaatlerde umarız olur.
2.Engelsiz Edirne: Temelleri 2015 yılında Kent Konseyi ve kadın örgütlerinin talebiyle atılmıştı. ABD’ye gidilerek protokol bile imzalanmıştı ama öyle kaldı. Engelsiz Yaşam Merkezi de o yıllarda yapıldı. Tesisin işlevselliğinin arttırılması için yazılan ama maalesef idarenin uygulamadığı bir program ve ilkeler bile yazılmıştı. Umarız oradan dersler çıkarılır ve o günün aktif kişileri ile konuşularak süreç daha dinamik olarak devam eder. Bu arada belediyede engelli birimi oluşturulduğunu duymak da sevindirici. Engelliler konusunda kent bileşenleri ile birlikte olmak önemlidir.
3.Yaşlılarımıza Tam Destek: Merkezi iktidar yerine yine yerel iktidara kalan bir çalışma. İzleyebildiğimiz kadarıyla evde bakım, tadilat, danışma hattı gibi bazı işlerin az da olsa yapılmaya başlandığını okuduk. Devamı da umarız.
4.Güçlü Kadın, Güçlü Aile: Kadınları güçlü kılmak ve ailelere yardım vardı ve artarak devam ediyor, etmeli: Başkanın kadın olması da bu hızı gerekçelendiriyor. Üreten kadınlar atölyesi tüm üretenleri kucaklamalıdır. Özellikle etüt merkezi acilen olmalı.
5.Gençlere Tam Destek: Genç Cafe açıldı ve arttırıldı. Bu yerlerde hızlı internet ve erişilebilir hizmet önemlidir. Ulaşımda da ufak bir indirim sağlandı ama her gün gelen yakıt zammı var. Asıl olan belediyenin araç alarak öğrenci öncelikli kaliteli ve ucuz ulaşımı sağlamasıdır. Her yıl 3-5 araç alınsa yeter.
6.365 Gün Şenlik Var: Kültürel olarak her gün gerileyen kentimize acil gerekli. AKM’de özel sektör tarafından çok güzel tiyatro ve etkinlikler oluyorsa da belirli bir kesim ulaşamıyor. Kamusal hizmet anlamında yerel idarenin yapması anlamlı olur. Festivaller kenti deyip absürd işler de oldu geçmişte. Kentin dinamikleriyle konuşularak karar verilmeli.
7.Doğa Kazanacak, Edirne Kazanacak: Başlığın dört alt vaadi var. Uzun erimli ama olabilecek çalışmalar.
8.Bereketli Toprakların Üretken Çiftçileri: Öncelikle toprağı korumakla başlamalı ve üreten kişilerle buluşulmalı. Çalışmalar var. Umarız üreticiye alım garantisi de verilerek üretici ve tüketicinin kazanacağı bir sistem kurulabilir. Meyce sebze hali yılların derdi. ‘Bostan Edirne’ sözü kuru dalda duruyor. Bakalım sıra gelecek mi?
9.Dürüst, Katılımcı ve Adil Belediyecilik: İlk paragrafında; ‘Edirne’de yeni bir dönem başlayacak’ diye yazılmış. Raporlama, şeffaflık, iletişim kolaylığı gibi özde güzel vaatler var. Ayrıca Kent Konseyi paragrafı açılmış ki ‘yapacağız, edeceğiz’ türü sözcükler yanlıştır. Kent Konseyi demokratik bir sivil örgütlenmedir. İçişlerinde kararları delegeleri verir. Sayın Başkanın ‘meclis kurma’ vaadi eksik bilgiden kaynaklanmış olabilir. Destek olabilir. Ama‘meclis yönetimlerinin aldığı kararların belediyemize doğrudan aktarımını sağlayacağız’ doğru bir vaattir ve olması gerekendir. Hemen hayata geçirebilir; Ayda bir yapılan belediye meclis gündemlerini ekleriyle birlikte Kent Konseyine iletmesi de görevdir.Öte yandan bugüne kadar genel bir toplantı yapılmamasını eksiklik görenler var. Olmalı. Ama sanırım her gün basına açıklamalar yaptığından gerek görülmüyor.
Yerel idarenin vaatlerine elbette bugün itibariyle değindik. Başarılı ve kalıcı olması şans işi değil anlayış işi. Umarız her çalışmada kent dinamikleri ile işbirliği olur.Her şeyi belediyenin yaptığı ve kentlileri sofrada ağırlamak yöntemi katılımcılık değildir. Katılımcı olmak; karar ve plan aşamasında olursa etkili ve demokratik olur. O zaman sofra da lezzetli olur.
Önceki bölümün hülasası: siyasetin finansmanı ve buna koşut siyasetçinin finansmanı (siyasilerin yolsuzluk kaynaklı para, mal mülk edinimi) meselesini kök sorun görmemiz ve bundan kaynaklı sosyal hadiseleri dikkate alırken kök sorunun gölgelenmemesine vurgudur.
Güncel bir örnek olarak da, Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın 21 yaşında bir kadınla ilişkisini, bir otelde teşhir ve CHP’yi itibarsızlaştırma amaçlı ortaya dökülmesini, magazinleştirilmesini, tutuklama sebebi yolsuzluk iddialarını geri plana ittiğini göstermiştik.
Oysa sorunun özü: Yalım’ın sevgilisinin kendisinden 21 yaş küçük olması, belediye çalışanı sıfatı, nüfuz kullanarak ilişki gibi gerekçeler, magazinleştirilmiş siyaset değil, Uşak Belediyesi’ne yönelik ‘rüşvet’, ‘irtikap’ ve ‘ihaleye fesat karıştırma’ iddialarıyla başlatılan soruşturmanın varlığıdır.
Yanı sıra, nepotizmin ne denli sıradanlaştığına da dikkat çektik ki bu konuyu sermaye sistemi kanavasında etraflı ele almak gerekiyor. Başka bir yazının başlığı olsun.
Siyasette cinsellik çerçevesinde İtalya siyasetinin başarılı şovmenlerinden, dokuz yıl başbakanlık yapmış Berlusconi’nin gönül maceralarını konu ettik.
Meselenin yaygınlığına Fransa hikâyeleriyle devam edelim…
İtalya gibi Fransız siyasetinde de seksin sıradanlaştığını, kamuoyunda kanıksandığını söylemek mümkün.
Siyasetiyle Fransa’da iz bırakmış François Mitterand’ın aynı anda iki ayrı ailesi vardı.
Jacques Chirac “ Mösyö 30 saniye” olarak tanınır; hızlı seksle anılan Speedy Gonzales ile özdeşleştirilirdi.
Nicolas Sarkozy’nin ikinci karısı Cecilia ile evliyken şarkıcı ve manken Carla Bruni ile ilişkisi vardı. Fakat yaşadığı adli süreç bununla ilgili değildi.
2007-2012 yıllarında Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin, 2007’deki seçim kampanyasında kullanmak üzere Muammer Kaddafi’den yasa dışı maddi destek aldığı iddiasına dayalı kamuoyunda “Libya davası” diye bilinen yargı süreci 2013’te başladı.
Paris Ceza Mahkemesi “kamu fonlarının zimmete geçirilmesini gizleme, pasif yolsuzluk, yasa dışı kampanya finansmanı ve suç işlemek amacıyla suç örgütü kurma” suçlarından Sarkozy hakkında 5 yıl hapis kararı verdi. Onur nişanı da geri alındı.
Sarkozy hakkındaki hapis cezasında “yargıyı itibarsızlaştırdığı” yönündeki şikâyetlerin etkisi ne kadardır bilemeyiz fakat yargı bağımsızlığı açısından sorun olmadığını anlıyoruz.
Sarkozy avukatları karara itiraz etti, 5 yıl hapis cezası alan Sarkozy üç hafta tecrit hücresinde kaldıktan sonra temyiz mahkemesine kadar sıkı bir denetime bağlı serbest bırakıldı. Ülkesini terk edemeyecek.
François Hollande, kendinden bir önceki sosyalist parti cumhurbaşkanı adayı Ségolène Royal’in 4 çocuğunun babasıydı ancak hiç evlenmemişlerdi. Hollande cumhurbaşkanlığı kampanyası sırasında sevgilisi gazeteci Valérie Trierweiler’i hiç saklamadı.
Gazeteci Valerie’nin, Hollande ile ilişkisi sonlandıktan sonra yazdığı bir kitapta Elysée sarayından akşamları motosikletiyle kaçıp yeni sevgili Julie Gayet’ye gitmesi Fransız basınında manşetten verildi.
Macron’un henüz bir seks skandalı açığa çıkmadı, Karısı Brigitte’in kendisinden 24 yaş büyük ve eski ortaokul öğretmeni olması, Fransız kamuoyunu eğlendirdi sadece.
Siyasette cinsellik açısından Fransa dikkate çeken bir ülke hakikaten…
Engellileri temsil eden Macron hükümeti bakanlarından Damian Abad’ın hikâyesi de ilginç.
Artrogripozis isimli az görünen bir hastalık yüzünden engelli Abad’ın, bakanlığının açıklanmasından bir gün sonra 2010 ve 2011’de iki kadın tarafından tecavüzle suçlandığı basına yansıdı. İki şikâyet de mahkeme tarafından takipsizlik kararı ile sonuçlanmasına rağmen Abad etraflı bir açıklamayla, hayatında hiçbir kadına tecavüz etmediğini söyledi, engelli yaşamının ayrıntılarını verdi. Cinsel ilişkiye girebilmek için seviştiği kadınların “yardımına ve sabrına” ihtiyacı olduğunu, dolayısıyla tecavüzün “fiziksel açıdan imkânsız” yanına dikkat çekti. Abad hâlâ bakan.
Görüldüğü gibi Fransız siyasetinde aşk/cinsel ilişkiler pek sorun yaratmıyor. Kaset skandalı, cinsel desenli şantaj pek tutmuyor. Fakat akçeli işlerdeki sorunlar, yolsuzluklar siyasetçilerin peşini bırakmıyor. Görev süresi dolduktan sonra bile yolsuzluk davaları gündeme gelebiliyor. Misal: Sarkozy.
ABD’den örneklerde üçüncü başkan Thomas Jefferson’ın hizmetçi kölesinden altı çocuğu, ilk sırayı hak ediyor.
Bill Clinton’ın Oval Ofis’te Monica Lewinsky ile yaşadığı aşk hem mekân hem de tarz-ı ilişki açısından çok konuşuldu.
Ülkemize odaklandığımızda da çeşit oldukça fazla…
Deniz Baykal’ın partisinden milletvekili yaptığı bir hanımefendi ile gizli kamera görüntüleri, 10 Mayıs 2010’da genel başkanlıktan istifa ile sonuçlandı.
Bir hiciv ustası Kamer Genç, oğlunun Ankara Oran Sitesi’ndeki evinden bir dansöz ile çıkarken paparazzilere yakalanmıştı. Genç’in, “Çocuğumun evinde çiçekleri sulamaya geldim” açıklaması, siyasi mizah tarihinde özgün yerini almıştır.
Başbakan Menderes’in (50) Ayhan Aydan (25) ile yaşadığı aşk, Yassıada’da ifşa edildi.
Ünlü ilahiyatçı, Halkın Yükselişi Partisi (HYP) Genel Başkanı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün danışmanı Şahane Sultan Müftüoğlu ile yaşadığı aşk, karısı Canan Öztürk’ün onları bastığı açıklamasıyla doğrulandı. HYP Genel Başkan vekili Yaşar Okuyan, Yaşar Nuri Öztürk’ün aşk dedikoduları nedeniyle partisinden istifa etti.
1990’lı yılların başlarında İSKİ’nin Genel Müdürü Ergun Göknel’in, kurumun ihalelerini paravan şirketlere verdiğini, yolsuzluk yaptığını, karısı Nurdan Erbuğ ortaya çıkardı. Göknel’in sekreteri Feray Işık ile aşk ilişkisi, dolaylı yoldan hapisle sonuçlandı.
Hasan Fehmi Güneş, 1979 yılında şarkıcı Aynur Aydan’ın Beşiktaş’taki evine girerken görüntülendi. Evli olan Hasan Fehmi Güneş, ilişkinin ortaya çıkmasıyla bakanlık görevinden istifa etti.
Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Şükrü Sina Gürel, adının bir aşk ilişkisine karıştığı söylentilerini dik durarak cevapladı. Şöyle dedi: “Adı bir aşk ilişkisine karışan bakan benim. Evliliğim uzun süredir bitme aşamasında ve aylardan beri ayrı yaşıyorum. Bu benim özel hayatımdır. Kimseyi ilgilendirmez.” Daha sonra karısından boşandı ve kendisinden 20 yaş küçük, Fransız Büyükelçiliği’nde görevli Zeliha Sapmaz ile evlendi.
Açık kaynaklardan derlediklerimizin çapını genişletmek gereksiz zira maksadı veriyor.
Konuya değerler temelinde yaklaşmak, ahlaki boyutunu öne çıkarmak mümkün kuşkusuz.
Siyasiler de bu toplumdan çıkıyor, toplumun aynasıdır da diyebiliriz.
Toplumsal ahlak -ki zamana dayalı değişkenlik gösterdiği bilinen bir kavramdır- zeminindeki irdelemelerin izafi bir alana yol verdiğini de gözden kaçırmamak gerekir.
Örneğin Türkiye’deki ensest sorunu…
Çok sayıda çarpıcı araştırma var bu konuda lakin magazinleştirmiş haliyle Müge Anlı ve Esra Erol programları ağır basıyor.
Toplumun bir kesitinin ilgiyle izlediği bu programlarda ensest ilişkiler adeta normal karşılanarak izlenmiyor mu, bir kanıksama hali yok mu?
Programa katılanlar ve izleyiciler -farklı nedenler de vardır tabii- boy aynasında kendilerini görerek ahlaki açıdan sorguladıkları ilişkileri normalleştirme/olağanlaştırma yoluna gidiyor olabilirler mi?
Basına yansıyan araştırmalar kadınların yüze 25’ini ensest mağduru gösteriyor.
KAMER Başkanı Akkoç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da dört evden birinde kızların cinsel istismara maruz kaldığını iddia ediyor.
Örgün bir sorundur ensest ve kabaca belirtirsek çözümü: insani ilerleme, toplumsal dinamikler kapsamındadır, zaman gerektirir.
Siyasette gönül ilişkileri, cinsellik ensest ile aynı potada değerlendirilemez elbet; yadırganması da doğaldır fakat farklı yaşam anlayışları da madalyonun öbür yüzüdür.
Ancak…
Siyasetin demokratikleşme meselesi, saydam ve hesap verebilir bir siyaset kurumunun varlığı hepimizi ilgilendirir. Seçimden seçime sandığa giderek oy vermenin ötesinde bir hassasiyet; günümüz sorunlarının çözümünde, geleceğimizin şekillenmesine giden yolda inisiyatif sahibi, sorumlu ve etkin yurttaşlık gerektirir.
Özkan Yalım hadisesinde odak nokta da işte bu alandır. Yalım ve onun gibilerin ülkeye/topluma ve dolayısıyla hepimizin yaşam kalitesine yansımalarını ve bu suretleri yaratan yapının doğru anlaşılması için emek vermek icap etmektedir.
Ekonomiyle ilgili bazı genel bilgiler de gezmek istiyoruz. Ama nasıl?
Önce (İngilizce) ‘Ekonomi Sözlüğü’ne baktık. Binden fazla (doğru saydıysak 1037) kavram verilmiş; her birini tıkladığınızda zor anlaşılır uzun açıklamalar. 8 okul, 63 sistem-yasa-teorem-kural-problem-çelişki-bilmece… Acaba kapitalistler, yaptıkları anlaşılmasın diye mi ekonomiyi bu denli karmaşıklaştırmışlar? ‘Ana hatlarıyla ekonomi’ diye bir yazı bulduk. Oradaki ön açıklama,
“Ekonomi, mal ve hizmetlerin üretimi, dağıtımı ve tüketimini inceleyen bir bilim dalı. Bu bilim dalı, ekonomilerin nasıl çalıştığını, etkilenenlerin (insanların) etkilere (bir malın alınması için yapılan her şeye) nasıl tepki gösterdiğini açıklamayı amaçlar. (Son cümle, bizim anladığımız şekliyle) ekonominin amacı kapitalistlere daha hızlı zenginleşme sağlamakmış.
“Ekonomi bir davranış bilimi (insan davranışına odaklanan bilimsel disiplin), aynı zamanda bir sosyal bilim (insan topluluklarının özelliklerini ortaya çıkaran bir bilimsel disiplin.)
Sonra ekonominin dalları (elli alt dal), ekonomide metodlar ve yaklaşımlar (8 adet), ekonomiyle ilişkili disiplinler arası alanlar (8), ekonomi tipleri (11), ekonomik elementler (ekonomik etkinlikler (17 ve bazılarında alt dallar) ekonomik güçler, ekonomik problemler” (bunları yazalım): “bunalımlar, finansal krizler, hiper enflasyon, durgunluk, stagflasyon, işsizlik, yönelimler ve etkileri, ekonomik ölçüler, ekonominin paydaşları, ekonomik politikalar, alt yapı, pazarlar, ekonomik ideolojiler (konsumarizm, monetarizm, produktivizm, ütilarizm) ekonomi tarihi (ekonomik düşünce tarihi) genel ekonomik kavramlar, ekonomik örgütler, ekonomik yayınlar, ekonomi alanında etkili kişiler.”
İnsanların derdi bu denli karmaşık mı? Hayır. Her insan önce, “Nasıl daha iyi yaşarım?” diye düşünmüyor mu? Eğer iyi bir yaşamı başaramazsa veya yalnız başına mutlu olamayacağını görebiliyorsa derdini, “Hep birlikte nasıl iyi yaşarız?” a yüceltmiyor mu? Ekonomi aslında bu denli basit değil mi? Bu karmaşıklık neden? Yanıtı, ekonomiyi çözümlemek için en çok çaba harcamış Marks’tan isteyelim dedik.
Marks, Kapital’de Kapitalist Ekonomi’yi analiz ediyor. Bu analizi şöyle bir zincir üzerinden yapıyor.
“Meta-(metanın) kullanım ve değişim değeri-iş ve emek-göreli ve eş değer-değerin para biçimi-kapital ve artı değer-iş gücü-iş süreci-artı değer üretimi-sermaye-artı değer oranı-iş günü ve gerekli, artı emek süresi-artı değer kitlesi-mutlak ve bağıl artı değer-iş ayrımı- iş ayrımı ve toplu üretim (manüfaktür)-makine-fabrika-ücret-sermayenin birikim süreci-basit yeniden üretim-kapitalist birikimin temel yasası-sermayenin bileşimi (üretim araçlarına ayrılan sabit ve işgücü alımına ayrılan değişen sermaye)-ilk birikim (kendisinden başka satacak bir şeyi olmayan özgür işçiyle onu ve üretim araçlarını satın alabilen kapitalistin ortaya çıkması ve kapitalist pazarda buluşmasıyla) feodal sömürüden kapitalist sömürüye geçiş-çağdaş sömürü (emperyalizme geçiş)-sermayenin başkalaşımı ve dolanımı.”
Marks çok matematik çalışmış. (Bak ‘Marx-Matematiksel El Yazmaları’-S. A. Yanovskaya) Böylece ‘politik ekonomi’ çözümlemelerini, bağıntılarını, çıkarımlarını zevkle okuyabiliyoruz. Ama tanımlama ve çıkarımlarında akademik bir dil kullanıyor. Aralarına serpiştirdiği toplumsal anlatımlarıysa halk dilinde. Bizse bundan sonraki yazılarımızda her şeyi halk dilinde anlatmaya çalışacağız.
Doğanın kucağında, doğa ile uyumlu, doğal, sade, sakin, temiz, mütevazi yaşam süren insanoğlu, modern yaşam konforuna kapıldı, suni yaşamla kendini kapadı!.. Modern insanın konforunu sağlamak için, DÜNYADA HER GÜN, “114 MiLYON VARİL” PETROLÜN MUTLAKA İNSANLARA ULAŞMASI LÂZIM. Algılamak zor. HER GÜN, HER GÜN, HER GÜN… HİÇ AKSAMADAN, 114 MİLYON.. MİLYON.. MİLYON… VARİL PETROLDEN bahsediyoruz!.. Her geçen gün de artmakta bu miktar!.. 2024, de, dünyada günlük petrol tüketimi, GÜNLÜK, 100 MİLYON VARİLDİ. 2025 de, bir yılda, GÜNLÜK TÜKETİM, 14 MİLYON VARİL ARTTI. Bu gidişin, on yılları var ve dünya nüfusu artmakta!.. Bu sürdürülebilir mi, sonu ne?.. Bu tüketimin bir anlamı da, her gün 114 MİLYON VARİL petrol dumanı ile atmosferi bozmaktayız demektir. Akıbet kendini gösteriyor; iklim dengeleri bozuldu, barajlar yağmursuzluktan kurudu kuruyacaktı ki, son dakikada, Rabbimiz yine bize bir fırsat daha verdi ve yağmur yağdırdı, şükürler olsun. Bu yaz da kurak gitseydi, şehirler de, köyler de susuz, ekinsiz, hayvansız, yiyeceksiz, elektriksiz, parasız, benzinsiz, kala kalıverecektik!.. Rabbimiz çok büyük!..Bize yine fırsat verdi, doğal yaşama dönelim diye. Modern yaşamın lüks ve israfından, doğayı, atmosferi kirletmekten vaz geçelim diye!.. ÖNLEMLER ALINMAZ, DÜNYAYA ZARAR VERMEYE DEVAM EDİLİRSE… YA ALLAH SUYUMUZU KESİVERİRSE, NE YAPARIZ?..
MÜSADE NEREYE KADAR, BİLEMEM?..
Kuran’ı Kerim. Sure 43/Ayet 11: O Allah’ki gökten bir ölçü ile yağmur indirmektedir. İşte biz onunla ölü bir beldeye hayat vermekteyiz. Siz de böyle çıkarılacaksınız.
Evlatlarımız ve torunlarımız orada olunca çok sık Tekirdağ’a gidiyoruz son yıllarda.
Aslında Tekirdağ’da yaşamak 90’lı yılların başında en büyük hayalimizdi.
Fakat bu arzumuzu hayata geçirmek için ihmal ettik diyebiliriz.
Ta ki canımız, evladımız burada okuduktan sonra, yuvasını da kurup bizlere torun sevgisini de yaşatana kadar…
İçimizdeki Tekirdağ aşkı yeniden yeşerdi anlayacağınız!
Hayırlısıysa bizlere de bu mavi gözlü şehirde yaşamak nasip kısmet olur inşallah.
Allah’tan ayda birkaç günde olsa torun nöbetine gidiyoruz da hem evlatlarımız ve torunlarımızla hasret gideriyoruz, hem de Tekirdağ özlemimizi gideriyoruz az da olsa.
Gelgelelim yolun birçok yerinde sürekli bakım ve onarım çalışmaları olması illallah dedirtiyor çok zaman.
Karıştıran-Tekirdağ arasında birçok bölgede neredeyse her zaman yol yapım çalışması var.
Beni rahatsız eden bu yolda yapılan çalışmalar değil de onarılan yerlerin tekrar bozulması!
Üstelik bazı bölgelerde olağanüstü düzeyde tıraşlamalar ve dolgular yapılmasına rağmen yine de bozulmasına aklım ermiyor şahsen.
Dilerim yapılan onarımlar daha sağlam ve son olur artık!