Sevgili Mustafa Kemal Atamız, 1919, gününü bize şöyle anlatıyor. “Ben, 1919 yılı mayısında, Samsuna çıktığım gün, elimde MADDİ HİÇ BİR GÜÇ YOKTU!.. Yalnız İÇİMDE, büyük Türk milletinin soyluluğundan doğan ve BENİM VİCDANIMI dolduran, yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu MİLLİ KUVVETE, BU TÜRK MİLLETİNE güvenerek işe başladım. Sonuç: Organize olup, kadın, erkek cephelerde can feda savaşıp, yedi, sömürgeci düvelin mağlup edilip, yurdumuzdan kovulması!.. Allah, o gazi ve şehitlerimizden razı olsun. “Şimdilerde, “Araba benim olsun, vatan kimin olursa olsun,bana ne” ci nesile duyurulur!..” Atamız diyor ki: “Elimde hiçbir kuvvet yoktu, ama “MANEVİ VİCDANIM vardı,” diyor. Yani Atamız, vatanını, milletini, hakkı, adaleti, özgürlüğü, canından önce tutan, bu değerler için savaşmaktan, ölmekten korkmayan, “VİCDAN” sahibiydi!.. Vicdan sahibi olmak ne demek?.. VİCDANLI OLMAK demek, ALLAH İLE BİRLİKTE OLMAK demek!.. Nereden mi biliyorum, Kuran’dan okudum. Allah Kuran’da kullarına emrediyor: Sizi dininzden yurdunuzdan çıkarmak isteyenlerle savaşın!” diyor. Geri bırakılmış halkını eğit, uyar; hak devrimlerle yolunu aç; hak ve adalet uğruna, masum insanların yardımcısı ol; mücadele de, sabırlı, akıllı, planlı ol; ölmekten korkma, “Bana ne” demekten kork. Benim yolumda savaşırsanız, düşmanlarınız ne kadar çok olursa olsun, BEN SİZİNLE BERABERİM, YAR VE YARDIMCIN BENİM, SİZE MAĞLUBİYET YOKTUR, ZAFER VARDIR!..” diye bildirmiştir. İşte o yüzden, MUSTAFA KEMAL ATAMIZ, BÜTÜN O VİCDANLI ÇALIŞMALARINDA ALLAH İLE BERABERDİR! Kuran’dan!.
Sevgili Yaratan’ımızın yoluna hayatını vakfetmiş, sevgili Mustafa Kemal atamızdan Allah razı olsun. Nesillerimiz, onun yolunu, Kuran ışığında, iyi öğrensinler, inşallah.
Kuran’ı Kerim. Sure 4/ayet 75: Size ne oluyor ki, allah yolunda ve zayıf, aciz erkeklerle, kadınlar ve çocuklar uğruna düşmanla savaş mıyorsunuz? Onlar ki, “Ya Rab! Bizi bu ahalisi zalim olan beldeden çıkar, indinden bize bir veli ve yardımcı gönder” diye dua ediyorlar. 48/24: Allah sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, Mekke’nin içinde, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekendir. Allah yaptıklarınızı görendir. 8/16: Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutma durumu dışında, kim öyle bir günde onlara arka çevirirse muhakkak ki o, Allah’ın azabını hak etmiş olarak döner. Onun yeri cehennemdir. Orası varılacak ne kötü yerdir.
Zenginlik herkesin özleminde olan konudur. Tabi bu zenginlik ekonomik parasal değeri olan zenginliktir. Yoksa bu kadar gazoz kapağı, kibrit kutusu biriktirmişim bunların hiç bir değeri yoktur. Nakit para olduğu gibi gayrimenkulde olabilir. Kıymetli madenler, sanat değeri yüksek yapıtlar, bunlar hep zenginlik alametidir. Niye herkes zengin olmak ister? Çünkü zenginlik bir güçtür, her kapıyı açmasa da birçok kapıyı açar. Gücün yanında itibar sağlar, birçok kimsenin ulaşamadığı yerlere ulaşmak için kolaylık sağlar, en önemlisi geçim sıkıntısı çekilmez. Peki nasıl zengin olunur? Zengin olmak için her şeyden önce içimizde de zengin olma hırsı olmalı, para nedir bilmeliyiz, aklını kullanmasını becereceksin. Zengin olmanın yolları şansla, piyango, kumar, gömü, kayıp bulmak, buna benzer konular, zengin bir kapı bulup o kapıdan zengin bir kadınla veya erkekle evlilik yapmak, fırsatları değerlendirip bir mal ucuzken alıp pahalıyken satmak, elinde para varken ilerde değerlenecek yerlerden arazi kapatmak, yirmi otuz yıl sonra değerlenir. Teknolojik, bilimsel buluşlar yapıp bunların patentini alıp pahalıya satmak, şehrin işlek yerinde dükkan, market açıp ticaret yapmak, aranan bir sanatçı, bilim adamı olup hünerini marifetini satmak, para ticareti yapmak — Tefecilik –, daha başka zengin olmanın yollarıdır. Ticarette zengin olmanın prensibi ucuza alıp pahalıya satmaktır. Peki zengin oldun ne oldu, bir kere geçim sıkıntın olmaz, en iyi doktorlara tedavi olur, sağlık sorununu da halledersin. İtibarın olur ama bütün mesele zenginliğini koruyabilmek Bunun içinde bir mali danışmanın olmalı. Ülkemizde birçok türedi zenginler zenginliklerini koruyamıyorlar, toz olup kayboluyorlar. Buna sebep kendi akılları ile hareket etmeleri, olmayacak konulara yatırımlar yapmaları, beceremeyecekleri işlere kalkışmaları. Zenginlerin içinde en tehlikeli olanı da yeni zengin olmuş türedi zenginlerdir. Bu tip zenginler, zengin olunca kendilerini çok akıllı sanırlar, ona buna akıl verirler. Sahibi tarafından manevi değeri olan malları satın almaya kalkarlar, satın alamadıklarında da — parasıyla değil mi — diyerek magandalık yaparlar, yeni türedi zenginler. Zenginlik konusunda Türkiye’nin bu günkü durumu iyidir. Bir çok zengin türemiştir, bir çok yatırımlar yapılmaktadır. İşsize istihdam yaratıp, iş sahaları, ekmek kapıları açılmaktadır. Rahmetli Adnan Menderes seçim propagandası konuşmaları yaparken şu sloganı söylerdi — Her mahallede bir milyoner yaratacağım — Ömrü bugüne gelseydi çok mutlu olurdu ama bu gün milyonun da değeri kalmadı, çok milyonerler var. Zengin olmak için yaptığın işte beceri gerektirir. Peki sen zenginliğini hayır işlerinde de böyle kullanmalısın. Öyle zenginler var ki kendini devlet içinde devlet sanır, bir çok yasa dışı işlere kalkarlar. Başı belaya girince de ne olduğunu anlarlar. Bunlar türedi, maganda zenginlerdir, kendilerini çok güçlü sanırlar, her zaman potansiyel suçludurlar, bunlardan uzak durulmalı. Eskiden zenginler beyler, ağalar hanelerinde gariban kimsesiz çocuk beslermiş bunlara da — Besleme – derlermiş. Evlerinde bir çok işi yaptırırlarmış, bunların içinde okuyup adam olanlarda var. Acaba Edirne’mizde üniversitede, lisede başka okullarda zengin desteği gören kaç öğrenci var? Halkın zenginliği devletin zenginliğidir ve ZENGİNLİK…
Kutsal kitapları, şeytanın yeryüzü uşakları tarafından, yarısı yalan yazılmıştı, Onlarca, çeşidi ortalıktaydı. Oysa doğru tekti!.. Din simsarları ve derebeylerin sapkın çıkarları için, kandırılıp sömürülen mazlum halkları kurtarıp, özgürleştürmek ve korumak için, ASIRLARCA, SAVAŞIP, CANLARINI HAK UĞRUNA FEDA ETMİŞ, TÜRK ATALARDAN ALLAH RAZI OLSUN!.. Sorsan dünyaya, “Savaşlar hep GANİMET için yapılırdı!..” derler!.. “Ganimet için, savaşanlar, sömürgecilerdi, Türkler onların sömürülerini engellemek için savaştı” diyemezler. Neden mi? Çünkü sömürgeciler zengin ve güçlüler, onların yazdığı tarihi ezberlersen böyle kandırılırsın işte!.. Türkler asla sömürmezler, kendileriyle eşitlerler. Tarih boyunca, HAK ERİ olarak canlarını şehitliğe feda eden ATALARDAN ALLAH RAZI OLSUN. Kuran’ı anlamak için okursan bunları öğrenirsin: BU GÜNLERDE, YERDE PEK AZ KADİM TÜRK KALSA DA, ÇOĞUNLUK, GAFLETE DALMIŞ OLSA DA “GÖK, TÜRK DOLU!…….. ”HAK YOLUNDA, BİRER FİZİKİ MELEK OLARAK ŞEHİT OLDULAR. ŞİMDİ, ONLAR RUHSAL MELEKLER. Zamandan, mekandan muaf, Allah’ın yenilmez elçileri, savaşçıları, melekleri.. YERYÜZÜNÜN ADALETİ, HAİNLERİN CEZASI İÇİN, ALLAH’IN EMRİNİ BEKLERLER. HAİNLER, ÇOK GÜÇLÜ OLSA DA, YERDE BİRKAÇ TÜRK İLKELİ, KİŞİ KALSA DA, GÖK, HAK ERİ TÜRK, MELEK DOLU!.. Yeryüzünde vazife emri beklerler.
(BU YAZDIKLARIM, Kuran’da yazıyor, ben de oradan öğrendim.)
İŞTE İSPAT… Kuran’ı Kerim. Sure16/ayet 33: İllâ kendilerine meleklerin gelmesini, yahut, Rabbinin emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de öyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi; fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı. 16/34: Sonunda yaptıklarını cazası onlara ulaştı ve alay etmekte oldukları şey onları çepeçevre kuşattı. 48/ 4: İmanlarını bir kat daha arttırsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O’dur. GÖKLERİN ve YERİN orduları Allah’ındır. Allah bilendir, her şeyi hakkıyla yapandır. 9/26: Sonra Allah, Resulünün ve müminlerin üzerine rahmetini indirdi, göremediğiniz meleklerden ordular indirdi de, küfredenleri azaplandırdı. İşte bu kâfirlerin cazasıdır. 15/58: Onlar şöyle dediler, “Biz günahkâr bir topluluğa gönderildik. Yanlızca Lut ailesi hariçtir. Onların topunu kurtaracağız.
DÜNYANIN BİLİMDE ARAŞTIRMADA ÖNDE OLAN ÜLKELERİ. BİR DE, ÇOĞUNLUKLA, KURAN DAKİ DOSDOĞRU İMANDAN HABERLERİ OLSAYDI KEŞKE!.. Şeytanla yatıp, şeytanla kalkanlar, TARİHİ yazarlerken, hep Türkleri barbar olarak gösterirler, NEDENSE?.. Demezler ki: “ALİM DİYE UYDUK ŞEYTANLARA DA, Kutsal kitaplarımızı korumadık, yarısını yalan yazdık; bakın kaç çeşit, tevrat ve incil var ortalıkta?” demezler… “KORUNAN Kuran’ı okumayı reddettik, şirke düşürüldük, zararlı adetlerimizi çoğalttık, hakkı adaleti hiçe saydık, fitne, fesadı, rüşvet, torpili çoğalttık, yani, “ALLAH YOLUNDAN ÇIKTIK, ŞEYTAN YOLUNA SAPTIK” da Allah, Türkleri bize hak edişimize gönderdi, halkımızı sömürmemizi önlemek, korumak için geldiler!..” demeyi öğrenmezler. Çünkü Kuran’ı okumazlar ve ya inkâr edip, bu gerçekliği öğrenmezler Tarih yazarları, hep Türkler barbarca, çinlilere saldırdı… “Çin ülkesi, Türkler saldırmasa savaş nedir bilmezler” denir nerdeyse!.. Çin seddini bile barbar Türk lere karşı savunmak için yapıldığı yazılır. Allah kuran’da öyle demiyor, ama!.. Tarihçiler bir araştırsın bakalım, Çinli kardeşler, Türklerle kaç savaş yapmışlar?.. Kaç kez Türkler, Çin’e saldırmış, kaç kez Çin’liler, Türk’lere saldırmış?.. Bir de yine hesaplasınlar, KENDİ ARALARINDA ÇİNLİ, ÇİNLİ İLE KAÇ KEZ SAVAŞMIŞ?.. Şu anda Türk beldelerinde, Türk halkına neler yapıyorlar?.. Tabi şeytan hep devrede, kanmalar da oluyor!.. Türklerin de kendi kendileriyle çok savaşları oldu!.. Her milletin, yükselişleri de, düşüşleri de oluyor!.. Hep Türkler, hep Türkler, saldırgan savaşçı öyle mi, onlarsa masum muş?.. Ancak, ALDATILMAYA MÜSAİT, ZAVALLI SIĞ BEYİNLER KANAR, ALGI TAHRİFATLI YAZILMIŞ, TARİHİ SIĞLIKLARA!.. Aklımızı koruyalım, hassas, kuşkucu olalım, yoksa her konuda şeytan devrede, Yaratan’a sığınıp, O’nun emanetlerine ihanet etmeyelim, koruyalım, bakalım, yeterki!.. Yoksa, birileri gelir, DEF EDER!.. Doğu roma iktidarı, tahrif edilmiş kutsal kitapları ile ülkelerinde zalimliği arttırınca, TÜRKLERLE DEF EDİLDİLER!.. Sonra, koruma sürecinde, düzelme gösterdiler mi, ona bakılır!
Kuran’dan, böyle yazıyorum, kendimden değil!..
Kuran’ı Kerim. Sure 2/Ayet 251: Sonunda Allah’ın izniyle onları yendiler. Davut’da Calûd’u öldürdü. Allah ona hükümdarlık ve hikmet verdi; dilediği ilimlerden ona öğretti. Eğer Allahın insanları birbiriyle def etmesi olmasaydı yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Lâkin Allah, âlemlere lütuf ve kerem sahbidir.
Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki temel ilkelerin yoksa büyük çoğunluk olarak gündemin rüzgârı ile kavrulmuş yapraklar gibi uçuşup gidiyoruz. Denir ya kuzey Avrupa ülkelerinin bir yılda yaşadığı vakıaları biz her gün yaşıyormuşuz.Doğru değil mi?
İBB-İmamoğlu ve CHP davaları, gazetecilerin tutuklanması gibi evrensel yasalara aykırı ve dünyanın en absürd olaylarıbizde gündem olabiliyor. Toplum olarak bu gibi gündemleri yaşadık ama bu kez hepsini aşan bir durumdayız.
Ama ülkemiz geçmişinde buna benzer onlarca davalar yaşadığımızı da unutmamalıyız. En son Ergenekon gibi benzeri davaların sorumlusu FETÖ idi. İktidar o ekibin içinden geldiği için daha da tecrübe kazanarak akla hayale gelmeyecek kurgular üretip bunları belgelemeye çalışıyor.
Dünya hukukunda temel kural olan ‘suçluluğu kanıtlanmayan herkes masumdur’ ilkesi yerin bin kat altında. O kadar kirlenmişlik durumundayız ki ne ekersen pislik, kirlilik, mikropluk çıkıyor.Bu hengamede insanların özel hayatları, duyguları, aile ilişkileri de kamu yetkilileri eliyle piyasa gördükleri siyaset alanına taraftarlarca salınıyor.
Davalarla yatar kalkar olduğumuz günlerde kirlenmişliğin sorumlusunun yüz yıl önce kurulan cumhuriyeti ve kadrosunu görenlere ne demeli? Gündeme yoğunluğundan olsa gerek belirli birkaç kesim dışında sesi bile duyulmayan bir açıklama oldu. Memur-Sen konfederasyonu başkanı Ali Yalçın’ın 9. Türkiye Buluşması’nda söylediği söz; “Yiğit düştüğü yerden kalkar, derler. Anadolu, 100 yıllık narkozdan çıkıyor. Yeni bir diriliş, yeni bir uyanış hamlesi yaşıyoruz. İradesi örselenmiş, tarihiyle bağı kesilen eski Türkiye yok artık. Yüklerinden kurtulan bir Türkiye var.” Toplumsal birliğin gerektiği iktidar tarafından sürekli belirtilirken iktidarın da her gün “milli birlik”, “iç barış” dediği günlerde bu gibi cümle bazı kişiler tarafında söylenmesi planlı bir çalışmadır.
Memur Sen gibi 500.000 dolayında öğretmen dahil 1.100.000 dolayında memurun üyesi olduğu bir örgütten gelmesi acı veriyor azıcık vicdanı olanlara. Resmi dairede hepimize kamu hizmeti sunan emekçi çalışanlarımız elbette genel başkanları gibi düşünmüyor. Cumhuriyet dönemini narkozlu dönem olarak tanımlayan genel başkanlarının kim bilir nerede hangi ortamda aldığı narkozdan çıkamadığını biliyor olmalılar. Çünkü özellikle kamuda çalışanların bu fırsatı Cumhuriyet ile elde ettiklerini hepimiz biliyoruz. İşyerinde sendika takvimi ile Atatürk fotoğrafı bulunan kamu çalışanı arkadaşların bu cümleleri söyleyen bir başkanı sorgulamamaları, peşinden gitmeleri kendileri için tehlike arz etmektedir. Ki bu kişi 1.100.000 kişiden her ay gelen ortalama 250 liranın yani toplamda 275 milyon liranın kasasına girdiği bir emekçi(!) sendikası.
Bugünkü yoksullaşmaya yıllardır zemin hazırlayan ve yoksullaşmanın altında iktidar ile birlikte imzaladıkları sözleşmeler olan bu zatın kişisel aylık gelirin 300-500 bin lira olduğu, harcamalarının da kurumundan yapıldığı iddiasının doğruluğuna inanıyorum. Üyeleri talep etsin ve açıklasın.
Bu kadar gündem arasında her gündemi etkileyen savaş da çabası.Dünya silah üreticilerinin ve inşaat sektörünün can simidi olan savaşlarda yoksullaşan, ölen hep halklardır. O nedenle halkların savaşlara son vermek de ancak halkların elindedir. Halklar dünyanın her yerinde sokakları doldurarak savaşa hayır dediğimizde kazanacağız.
Gündemler ülkenin makus talihini olumsuz etkilerken kentimiz yaşamında da bunu görüyor ve her yurttaş gibi yaşıyoruz. Bu süreçte yerel gündemler güme gidiyor ve kent sorunlarında birleşmek yerine ülkedeki saflaşma taraflılığı ile değerlendirme yapıyoruz.
Örneğin altyapının henüz bitmemiş olması. 2019 yılı Aralık ayıydı sanırım. 2014 yılında belediye başkanı olan Recep Gürkan altyapı sözü verdiği halde başaramamıştı. 2019 seçimlerinde ikinci kez başkan seçilmişti. Nihayet merkezi iktidar ile yerel iktidar uzlaşmış ve birlikte tören yaparak üç yıl içinde bitecek sözü vermişlerdi. Üç yıl yani 2022 geldi her iki yetkiliden de ses çıkmadı. 2023 geldi ses yok. 2024 seçim sürecinde siyaseten altyapı konusunu sorgulayarak birbirlerini suçlarlar dedim ama yine kulakla duyulan, gözle okunan bir güçlü duyum olmadı. 2024 parti değil ama başkan değişti. Bugün bile bu ve benzeri bir detaylı hesap verme-hesap sorma yok. Oysa kentliler olarak ülke ayrışmasını aşan bir kent siyaseti olarak yerel veya genel iktidardan bu sorgulanmalıdır. Altyapı bugün sorun ise bunun sorumlusu sorgulanmalı ki benzeri hatalar gelecekte yapılmasın.
Dedik ya gündem çok çabuk değişiyor. Birçok gündem dışında iktidarı da aşan bir gücün uzun erimli bir gündemine hizmet ediliyor gibi hislerimiz oluyor çoğumuzda. Cumhuriyet ile bu kadar çatışan, kurucularını değersizleştiren ve bugünden yarına büyüyen bir ana gündem olamaz mı birilerinde? Seçenekleri de olan bu ana amaç ne olabilir diye sormayacağım. Ama 1920’li yıllarla ilgili olduğu gerçeği öne çıkıyor.
Emperyalizmin ana gündemini anlayabildiğimizde ülke gündeminde bölgesel ve ulusal çıkarlarımızda ve kent çıkarlarımızda birleşeceğiz. Onun için her davranışımızda ve sözümüzde arka planlara irdelemek gerekiyor.
Dün yine bir şafak operasyonu yaşadık. CHP’li Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, eşi, kızı ve kardeşlerinin de aralarında bulunduğu 55 kişi, rüşvet ve kara para aklama soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Daha başta eş, kız, kardeş mertebesinde bir gözaltı!
Birkaç gün önce de Uşak Belediyesi’ne yönelik tutuklamalar gündem olmuştu.
CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar sonucu ortaya dökülenler, siyasetin finansmanına bir de siyasetçinin finansmanının eklendiğini gösteriyor. Haksız zenginleşmenin boyutu dudak uçuklatacak boyutta…
Kuşkusuz yargı süreci tamamlanana kadar masumiyet karinesi geçerlidir fakat açığa çıkanların bir kısmı “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” deyişini de akla düşürmüyor değil.
Ancak, CHP’li belediyelere yapılan müdahalelerin AKP’nin Mart 2024’de yaşadığı hezimetin, yerel iktidar kaybının sonucu değerlendirmesi de halk arasında yaygın ve silsile operasyonlar nedeniyle de giderek ağır basıyor.
Bunda tutuklamalardan dolayı AKP’ye geçen belediyelerin rolü olduğu gibi, AKP yönetimindeki belediyelerin “sütten çıkmış ak kaşık” izlenimi bırakması yani CHP’li belediyelere yönelik operasyonlardaki gerek usul gerek kapsam açısından mukayese edilemez bir durum da var.
Şüphesiz “senin hırsızın-benim hırsızım” gibi bir karşılaştırma yersizdir ve sorunun özünden uzaklaşmaya yol açar.
Kök sorun, siyasetin finansmanıdır. Yaşananlar, büyüyen ekonomi ve ekonomik koşullara bağlı kökün nasıl derinleştiğini göstermekte; AKP-CHP arasında sadece bir iktidar yarışı olmadığını, ülke kaynaklarını yönetme mücadelesini de yansıtmaktadır.
Devlet yönetimindeki kaynaklar yerele göre çok daha büyüktür fakat yerel yönetimler de halkla ilişkilerde avantajlıdır.
AKP’yi rahatsız eden de bu gerçektir. Yıllarca süren iktidarının temelinde yerel yönetimlerdeki üstünlük önemli bir etkendi.
Bu üstünlük, önce 2019’da İstanbul’un kaybedilmesi ve 2024’te neredeyse büyükşehirlerin tamamının CHP’ye geçmesi ile kaybedildi.
Uzun yılların ardından Manisa (78), Balıkesir (74), Bursa (20), Afyon (79) gibi çantada keklik illeri CHP’nin kazanması, AKP’de travma yarattı.
Operasyonlar sonucu bazı belediyelerin AKP yönetimine geçmesi, bir kısmının “topal ördek” durumuna düşmesi, sebep-sonuç ilişkisini açıkça yansıtmaktadır.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, AKP’ye katılacağına dair iddiaları yalanlamıştı lakin dünkü operasyon bir davet/baskı hakkında şüphe yaratmadı değil.
Nitekim Mustafa Bozbey tutuklanırsa meclis aritmetiği Bursa Belediyesi’nin AKP’ye geçeceğini gösteriyor.
Son yerel seçimlerde halkın CHP’ye teveccühü aslında devlet/toplum yönetiminde AKP’ye kırmızı kart niteliğindeydi. AKP’nin iktidardan düşürüldüğü şeklinde bir okuma da mümkündür.
AKP’nin CHP’ye stratejik bir savaş açtığı ve genel seçimlere böyle hazırlandığı apaçık. Yöntem de siyasetin finansmanı kaynaklı sorunlar üzerinden, yumuşak karından CHP’yi vurmak. Mutlak Butlan davası da stratejinin bir parçası, Damokles’in kılıcı gibi…
AKP’nin CHP’yi itibarsızlaştırma operasyonlarının ülke yönetiminden gayrimemnun toplum kesitinde bir tereddüde, CHP’ye açtığı krediyi geri alma eğilimine yol açtığını göstermiyor kamuoyu araştırmaları.
Öyle anlaşılıyor ki, AKP’nin 23 yıllık iktidarının sonuçlarından mustarip toplum kesiti, CHP üzerindeki tasallutun asıl amacının farkında. Kuvvetle muhtemeldir ki, siyasetin finansmanından kaynaklı sorunları CHP ile sınırlı tutmuyor, ülkenin içinde bulunduğu çok katmanlı ekonomik darboğazın cüzdana yansımalarını AKP ile ilişkilendirebiliyor.
Şöyle de diyebiliriz: siyasetin finansmanından kaynaklı sorunların çözüm bulmasının kolay olmadığının bilincinde toplum kesiti, AKP’nin ülke yönetiminde kalmamasını öncelikli addediyor; ekonomik darboğazın, enflasyonun her geçen gün erittiği asgari ücretin, emekli maaşının ‘ ekonomi yönetimindeki tercihlerden’ kaynaklandığının farkında…
Tüm bunlar CHP’li belediyelerdeki yolsuzluk iddialarını temize çıkaracak değil kuşkusuz; ancak CHP’nin siyasi kurum niteliğini de gözden kaçırmamak gerekiyor.
Uşak Belediyesi’ne düzenlenen operasyon ve ortaya dökülenler nedeniyle Fatih Altaylı yayınladığı bir videoda: “Ben bu CHP’den bıktım… CHP’yi Atatürk kurdu, bunlar saatlerini bile kuramazlar…” sözleriyle sapla samanı birbirinden ayırmak gerektiğini güzelce vurguladı.
Önemlidir çünkü Atatürk Cumhuriyeti’nin değerleriyle hesaplaşma içindeki çevrelerin “CHP zihniyeti” gevelemesine aşinayız. Düşünce kırıntısından yoksun, CHP’ye vurmanın adeta bir aracı halindeki bu ezber, şimdi de belediyelere yapılan operasyonlarda sıkça karşımıza çıkıyor sosyal medyada.
Oysa CHP siyasi bir kurumdur, köklü bir tarihi, dünya görüşü, temsil ettiği değerler vardır. CHP’yi yöneten elitlerin siyasi hırslarından, tutum ve davranışlarından kaynaklı marazaları Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliğinden ayrı değerlendirmek gerekir.
CHP’yi karalamak amacıyla sosyal medyada dolaşıma sokulan videolar o kadar çoğaldı ki, bunun planlı programlı ve bir merkezden yönetildiği izlenimi edinmek hiç zor değil.
CHP kanadından karşı atak videolar da az değil, belediyelere dönük operasyonları boşa çıkarmak üzere dolaşıma sokulduğunu anlamak için kafa yormak gerekmiyor.
Teknolojik olanaklara dayalı, yapay zekâ ürünü propaganda günümüz halkla ilişkilerin bir parçası artık; etki alanı yarattığı da söylenebilir.
Yanı sıra magazinleştirilmiş siyaset de sıkça karşımıza çıkıyor.
Örneğin, Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın 21 yaşındaki bir kadınla ilişkisi, bir otelde teşhir ve CHP’yi itibarsızlaştırma amaçlı basılması öyle magazinleştirildi ki tutuklama sebebi yolsuzluk iddiaları geri planda kaldı.
Misal: gazeteci İsmail Saymaz konuyu bir “konuşan kafalar” programındaki heyecanlı analizinde tüm sorunu ahlâksız cinsel ilişkiye indirgedi…
Sevgilisinin kendisinden 21 yaş küçük olması, belediye çalışanı sıfatı, nüfuz kullanarak ilişki gibi gerekçeler, magazinleştirilmiş siyaset, Uşak Belediyesi’ne yönelik ‘rüşvet’, ‘irtikap’ ve ‘ihaleye fesat karıştırma’ iddialarıyla başlatılan soruşturmayı gölgede bıraktı.
Yazının başlığını çarpıcı olsun, dikkat çeksin diye koymadım. Klavyenin başında ısınma turları yaparken Bursa Belediyesi’ne yönelik operasyon ekranlara düşünce girizgâh farklılaştı.
Özkan Yalım’ın kendisinden 21 yaş küçük ve üstelik bir belediye çalışanı ile ilişkisinde ahlâk sorunu görenler için internette dolaşarak seks-i siyaset (siyaset ve seks) hakkında bir araştırma yapayım bari dedim. İlginç bir alan girdiğimi hemen fark ettim.
Öncelikle belirtmek gerekirse: evli ve üç çocuk babası, üstelik dört sevgilisinden bahsedilen Özkan Yalım’ın özel hayatındaki hareketlilik ailesinden başka kimseyi ilgilendirmez.
Efendim, sevgilileri belediye çalışanıymış, bu bir nepotizm, koltuk gücünün istismarıymış, falanmış filanmış…
Sanki bu ülkede nepotizm sıradanlaşmamış, siyasilerin gönül/cinsel ilişkileri nadirmiş gibi Yalım’ı günah keçisi yapmak hem abestir hem de asıl mesele akçeli işleri, yolsuzlukları perdelemektir.
Ayrıca, Yalım ile ilişkide dört sevgilinin (daha kaç var, bilmiyoruz) rıza göstermediğini söyleyebilecek bilgi var mı elimizde?
Özkan Yalım’ın yadırganan yaşamına meşruiyet kazandırmanın peşinde değiliz elbet; ama kök sorunları maskeleyen, böylesi magazin vakaların temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp servis edilmesine de itirazımız var.
Ayrıca, TCK’da 1926’dan gelen suç zina, 1996-1999 yılları arasında, Anayasa Mahkemesi’nin eşitlik ilkesine aykırılık gerekçesiyle, suç olmaktan çıkmıştır. Zina, 2004 yılından beri suç değil, sadece Medeni Kanun’da bir boşanma sebebi.
Konuyu başka açılardan da ele almak icap ediyor tabii; gayret edeceğiz.
Bu bölümü, başarılı bir şovmen, üç genel seçim kazanarak İtalya siyasetine damgasını vuran, dokuz yıl başbakanlık yapan Berlusconi’den bahsederek bitirelim.
Cinselliğe düşkünlüğü ile maruf Berlusconi, mafya ile ilişkisinden rüşvet alma ve reşit olmayan kişilerle fuhuş yapmaya kadar toplam 36 suçlamadan hâkim karşısına çıkmış, 2013’te vergi kaçakçılığından hüküm giymiş bir başbakandır.
Silvio Berlusconi, 23 yıllık eşi Veronica Lario’dan 2009’da resmen boşandı. Boşanma sürecinde İtalya, Berlusconi’nin küçük yaşta kızlara düşkünlüğü, sadakatsizlik iddialarıyla çalkalandı.
83 yaşında Berlusconi’nin, 34 yaşındaki nişanlısından ayrılıp, partisi Forza İtalya’dan milletvekili olan 29 yaşındaki eski modelle sevgili olduğunu duyurması ise, İtalya’da pek yadırganmadı.
Haziran 2023’te 86 yaşında ölen Berlusconi, 6,8 milyar Amerikan doları net servetiyle İtalya’nın en zengin üçüncü kişisiydi.
Tanınmış İtalyan bir şarkı çalarak bitirelim bu bölümü…
Lasciate mi cantare
Bir bölümün tercümesini de tadımlık verelim…
//Çok fazla Amerikanlaşmış sanatçılarınla şarkılar, aşk ve yürekle/Daha çok kadın ve daha az rahibelerle/Günaydın İtalya/Günaydın Maria/Melankoli dolu gözlerinle/Günaydın Tanrım/Biliyorsun bir de ben varım…//
Bakıyorsunuz dünyaya, bir tarafta, “Biz Müslüman’ız, Hıristiyan’ız, Musevi’yiz” diyenler… Diğer tarafta, “Bunlar Müslüman’dır, Hıristiyan’dır, Musevi’dir” diyeneler. Kutsal kitabımız, Kuran’ı Kerim de yazıyor, okuyun görün bakalım, “Biz müslümanız” diyenler gerçekten Müslüman’mıymış?.. “Biz Hıristiyan’ız,” diyenler, gerçekten Hıristiyan mıy mış?.. “Biz “Yahudi” yiz diyenler, gerçekten Tevrat’la gelen, Musevi’ miymiş?.. Müslüman’lık da, Hıristiyanlık’da, Musevi’lik de, Tek Allah’ın dini. Hepsi, insanlık geliştikçe, Yüce Allah’tan insanlığa, medeniyet yolu, haritası. DOĞRU TEKTİR!.. ÇEŞİT ÇEŞİT, MEZHEPLERE BÖLÜNMÜŞ NE MÜSLÜMANLIK, NE HIRİSTİYAN’LIK, NE DE MUSEVİ’LİK OLUR MU?.. “DOĞRU TEK İKEN” DİN MEZHEPLERE BÖLÜNMÜŞ OLURSA, ALLAH’IN DİNİ-YOLU OLMAYACAĞI AÇIK DEĞİL Mİ? O zaman, Kuran zıttı, Hakiki Tevrat zıttı, hakiki İncil zıttı, çeşit çeşit MEZHEPLERE BÖLÜNMEK, KİMİN YOLU OLUR, çok açık değil mi?.. MEZHEPLERE BÖLÜNMEKLE, İNSANLIK, TEK ALLAHIN DEĞİL DE “KİM” in YOLUNA SAPMIŞTIR, belli değil miİ?.. EY DÜNYA!.. KURAN’I KERİM’DE YAZIYOR, 15 ASIRDIR OKUYUP ÖĞRENMEK ÇOK MU ZORDU?.. BAKIN DÜNYANIN MEZHEPLERE BÖLÜNMÜŞ ÜLKELERİNE!.. ŞEYTAN ONLARI NE DURUMA SOKMUŞ?.. Allah’ın niçin korumadığına bakın, anlarsınız!.. Birbiriyle, YIKIMINA dalaşanları televizyonlarda seyrediyoruz ya!.. 15 asırdan beri öğrenseler miş, okuyup, beyinleri neredeymiş?.
AKIBET, YAZIYOR İŞTE… DÜNYADA BU ARALAR NELER OLUYOR, TEMEL GERÇEĞİ:
Kuran’ı Kerim. Sure 11/Ayet 18: Allah’a ortak koşmak veya çocuk isnat etmek suretiyle, O’na yalan uydurandan daha zalim kimdir? Onlar Rablerine arzedilecekler, şahitler ve organları “İşte bunlar Rablereri hakkında yalan söyleyenlerdir” diyecekler. Bilin ki, Allah’ın lâneti zalimler üzerinedir. 30/ 31: Yalnız O’na yönelin ve O’ndan korkun; Allah’ın rızasına göre davranın, namaz kılın ve Allah hakkında yalan uyduranlardan olmayın! 30/32: Ki onlar, dinlerini darmadağın etmiş, mezheplere ayrılmışlardır. Bunlardan her fırka, saadetinde oldukları batıl dini, hak din zannıyla aldanıp sevinmektedirler.
11/1, 2: Kısa yorumla: Kuran’ı Kerim, tek Allah’tan başkasına ibadet etmeyesiniz diye size gönderilmiş bir kitaptır.
“Allah hakkında yalan uyduranlar ve gerçeği Kuran’dan okumadıkları için, yalancılara uyanlardan daha zalimi yoktur!..” diyor Rabbimiz. Bakın dünya ülkelerine, bu zalimlere verilen süre bitmiş mi acaba?.. Ayet: 48/7: Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah azizdir, hakimdir.
Edirne spor severleri için 2025/2026 sezonu unutulmaz umutsuz, üzüntülü bir dönem olarak tarihe geçmiş oldu.
Futbol, basketbol, voleybol ve hentbol. Dört spor branşı için de ayrı bir hüzün hikayesi yazıldı bu son sezonda yaşananlar.
Futbolla başlayalım.
2020 yılında BAL’da liderliği sürerken pandemi döneminde verilen ara nedeniyle çıkan bir yasa sonucunda Edirnespor 3. Lige katılım hakkını elde etti.
Bu 6 sezonun birinde finalfour, diğerinde düşme potasının biraz üzerinde bitirirken diğer 3 sezon düştü düşecek derken bu sezon ligin başında yerleştiği dipten kurtulamayarak liglerin bitmesine haftalar profesyonel liglere havlu attı.
Profesyonelce yönetilememenin, valiye, başkana güvenerek çıkılan yolların, alt yapıda yetişen değerlerin kıymetini bilmemenin bedelini Edirnespor en ağır bir şekilde ödeyerek Edirne futbolu tarihinin en büyük darbesini yemiş oldu.
Geçmiş olsun.
Geçen sezon sonunda çıktığı ikinci lig yolculuğu sonunda katıldığı finallerde ikinci olarak 1.Hentbol Kadınlar Ligi’ne katılmayı hak kazanan Edirne Kültür Sanat Doğa Sporları Kulübü Kadın Hentbol Takımı sponsorlarının verdiği sözü yerine getirmediği için ekonomik sıkıntılarına çare bulamayınca yeni sezon sözünü dahi anmadan Kadın Hentbol branşının kapılarını kilit vuru verdi.
Geçmiş olsun.
Geçen sezon Edirnespor formasıyla sahalara çıkan ve salonlarda voleybol severlere keyifli anlar yaşatan Kadın Voleybol takımı finallerde istediği başarıyı yakalayamayarak 1. Lig biletini alamadıysa da doğru yapılanmanın, ekibin başında profesyonelce hareket eden yönetim ve spor adamı sayesinde gelecek dönemler için voleybol severlerin ümitlenmesine neden olmuştu.
Geçtiğimiz sezon biraz daha mütevazi bir bütçeyle çıkılan yolculukta genç bir kadro oluşturulup da antrenmanlara başlanmasına karşın son anda sponsorluk konusunda çıkan sorunlar nedeniyle tüm takım bir anda dağıtılıverdi.
Geçmiş olsun.
Ve basketbol. Geçtiğimiz yıllarda dönemin başkanının verdiği sözleri yerine getirmemesi nedeniyle erkek basketbolu ve kadın voleybolu şubelerinin kapatılmasının en büyük nedeni 3. Lige çıkan Edirnespor’a tüm kaynakların seferber edilmesiydi. Ayrıldı da bütün kaynaklar Edirnespor Futbol Takımına. Ve Edirne’de erkek basketbolu ve kadın voleybolunu şubelerini kapatılmış oldu.
Kadın basketbolunda yıllarca alt yapılarda mücadele ettikten sonra önce iki yıl Bölgesel Lig’de, ardından iki yılda Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi’nde mücadele eden Edirne DSİ Kadın Basketbol Takımı Edirne’li basketbol severlerin salonlarda tek tesellisi oldu.
Bu yıla da büyük maddi sorunlar, lige katılacak, katılmayacak havasıyla başlayan DSİ son anda lige katılım hakkı kazanarak umut veren yerli oyuncular ve soru işareti veren yabancı oyuncularla sezona başladı. Yerlilerin iyi olmasının yanında yabancıların çok vasat çıkması, teknik kadro ile oyuncular arasında yaşananlar, inişli çıkışlı maddi sorunlar derken sezonun son haftalarına kadar gelmeyen galibiyetler takımı gerdi de gerdi, seyirciyi de.
İki takımın çekilmesiyle umutlanan DSİ için umutların tam tükendiği anda geçtiğimiz cumartesi günü Türkiye Basketbol Federasyonu’nun bir takım için daha liglerden ihraç edilme kararı nedeniyle Edirne DSİ Kadın Basketbol Takımının ligde kaldığı kesinleşti. Kırklareli Basket maçından hemen önce geldi bu karar. Maç başladığında sessiz Edirne seyircisine karşın her pozisyonda ayağa kalkan Kırklareli seyircisi vardı. Ve DSİ’nin kadrosunda 11 oyuncu olmasına karşın iki yabancısı dahil 5 oyuncunun süre almaması ve maçı sadece 6 oyuncuyla bitirmesine neden oldu.
Devre arasında görüştüğümüz DSİ Kulüp Başkanı Fırat Tulmaç’ın; “Edirne DSİ Kulübü olarak profesyonel kadın basketbol liglerine katılmayacağız” ifadesi güne damga vurdu.
Geçmiş olsun.
Edirnespor Futbol Takımının Edirne’deki son maçlarından birisinde sadece 32 bilet alarak katılan Edirnespor’un büyük taraftarlarına,
Hentbol 2.Ligi’nde şampiyonluğa giden Kadın Takımını destekleme gelen sadece 30-40 kişi kadar seyirciye,
Voleybol Kadınlar Şubesi’nin kapatıldığı dönemde hiç sesini çıkarmayan voleybol severlere,
Edirne DSİ’nin son maçında bir avuç Kırklareli seyircisi salonu ayağa kaldırırken taraftar gibi değil de seyirci gibi salonda oturarak, alt yapıda gelen kızlarımızın attığı üçlüklerde bile sevinmeyen, takımını son maçta yalnız bırakmasa da küskünleri oynayan Edirneli basketbol severler;
İki haftayı Enez’e, 4 günü de Tekirdağ’da torunlara ayırdığımız için bir şeyler yazamadım bu arada.
Sonu ufak bir rahatsızlıkla bitmiş olsa da, soğuk ve yağışlı bir Mart ayında uzunca bir süre Enez’de kalmak çok güzeldi.
Daha da bozulmuş olan, hatta tarlaya dönmüş bazı yollar nedeniyle evimize en yakın ve sahilde tek olan yerel markete gitmek için araç kullanmak istemediğimiz için çoğu kez ekmeğimizi bile kendimiz yapmak zorunda kaldık maalesef.
Yıllardır görüyoruz ki; Enez Belediye Başkanı ve çalışma arkadaşları sahilde yaşayanları önemsemiyor ne hikmetse!
Bu nedenle de çöp toplama haricinde başka hizmet yok diyebiliriz.
Oysa doğalgazın da gelmesi ile Enez sahilindeki evler yazlık statüsünden çıktı bana göre.
Hemen her biri yaz kış yaşanacak birer mesken oldu artık.
Kendimden bazı örnekler vermem gerekirse; bir kısmı geçen sezon sonundan kalan kullanımlar olmak üzere, Belediye tarafından bu ay tahakkuk ettirilen su parası yaklaşık 1300 lira. Ödenmesi gereken 1000 liraya yakında emlak vergisi 1. taksidi var. (Kaldı ki; sezon başladığında su bedeli ile birlikte alınacak olan ilaçlama, atık su, katı atık bedeli vs. meblağlar adeta dudak uçurtacak cinsten olacak!)
Bu 15 günde kullandığımız doğalgaz için gelen fatura tutarı 1017 lira.
Ekmek vs. yapımında fırın kullandığımız için olsa gerek, gelen elektrik faturası 680 lira.
Ha keza şehir merkezindeki işyerlerinde, zincir marketlerde yaptığımız alışverişlere ödediğimiz binlerce lira…
Özetle demem o ki; sahile azıcık önem verilmiş ve hizmet getirilmiş olsa, biliyorum ki sürekli kalmak için bir engeli olmayan binlerce aile kış aylarında da Enez sahilinde kalacak, Enez’in ekonomisine de çok daha fazla katkı sağlanacaktır.