Kategori arşivi: Yazarlar

SİYASET

İnsanlığın sorun çözme, örgütlenme, aynı amaçta buluşma alanıdır siyaset. Bu nedenle hepimizin siyasetle ilgilenmesi şarttır.

Buğdayın taban fiyatını belirlemekten madenciye verilmeyen paraya kadar siyasi tercihtir. Eğitim sistemini yok ederek sistemsizliği öne çıkaran ve kaos üreten bir duruma getirmek de siyasi tercihtir. Köylüler ekmiş, dikmiş, beklemekte; ürün taban fiyatı enflasyonun üzerine çıkacak mı?

İşçi; zorla bulduğu işini kan ter içinde ay boyunca yapmakta ve beklemekte, asgari ücret açlık sınırını aşacak mı?

Kamu çalışanı en büyük işveren devletin kararını beklemekte. Örgütlendiği sendikadan umut kestiğinden siyasi idarenin kararı yaşamına kolaylık sağlayacak mı?

Yıllarca çalışıp kendisinden emeklilik adına kesilen paranın emeklilikte kendisine ödenmesini bekleyen emekli de beklemekte; son yıllarını mutlu geçirmesine yarayacak emekli ücreti verilecek mi?

Kısacası; örgütlenmesi eksik ve hatalı her kesim iktidardan, otokrattan bir şeyler beklemektedir.

Siyaset amacına uygun yapıldığında farklılıkların özgürleştiği bir mutlu toplum yaratır. Bireylerin veya grupların toplum içinde siyasi ilişkileri olumlu gelişir. Bu da siyasi kültürümüzle ve örgütlenmemizle bağlantılıdır.

23 yıl önce büyük umutlarla iktidar olan AKP yıllar sonra umut olmaktan çıktı. Bugün AKP egosundan kurtulmak, aşağılanmaktan uzaklaşmak, usandıran yalan ve yanlışlar yerine, geleceğini düşünmek ve artık umutlanmak istiyor halk. Hayal kurmasına bile izin vermeyen bu günkü iktidarı değiştirerek, rahat nefes almayı bekliyor. Bu nedenle; ilkelerine, projelerine ve kadrolarına güveneceği bir siyasi yapı arıyor. İşte bunun olmaması için oluşturuldu butlan senaryosu. Bu nedenle ACHP (atanmış chp) yaratıldı.

Bu hengamede insana acı veren ise Pir Sultan’ın; “Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz, / Haktan emrolmazsa rahmet yağmaz. / Şu ellerin taşı hiç bana değmez, / İlle dostun bir tek gülü yaralar beni” sözlerindeki dost bilinenlerin attığı güllerdir. Bu duruma ayıp demek yetmiyor, ayıbında ötesinde. Vicdanların kan ve gözyaşı ile beslendiği bir dönemi yaşıyoruz.

Ülke içi kaosu besleyen asıl amaç ise Ortadoğu bölgesinde “yok olması gereken ulus devletler” planı yapan ABD yetkililerinin amacıdır. Her ne olursa olsun AKP gidecek. Gidecek de yerine kalacak olan ulus devlet düşmanı, Ortadoğu uzmanı Tom Barrack’ın yolunda gitsin diyedir bunca acı ve kaypaklıklar.

Bugün bu kaosu yaratanlar AKP sonrasında onun görevini yapacak kişi tayini yanında; tükenen ekonomiyi ve boyumuzu aşan enflasyonu konuşmamaktır.

Bu karanlık tünelden çıkmak için önce seçimde iktidarı almak ve devamında aynı kalemle toplumsal yaralar açmak yerine toplumsal yaralara çareler üretmek gerekecektir. Ki AKP kurgulu butlan oyunu muhalefetin seçime girememesini, girse de dağınık girmesini sağlamaktır.

Bu oyunlar bozulacaktır. Toplum artık AKP’nin topluma acı verdiğini görüyor. Artık gördük; bu iktidar gitmeden ülke düze çıkmayacak ve dahası güçlülerin maşası konumunda olacak. Bu nedenle ben inanıyorum; iktidar değişirse hayatım değişecek. Bu da siyaset ile örgütlenerek olacak.

İNSANLIK HALİ Mİ

Aşağıda şahit olduklarımız, İNSANLIK MI, yoksa, İNSANSIZLIK MI?..
*Başlarına bir hastalık gelse, Allah’a yalvarırlar;
*Yıldırım gürlese, şimşek çaksa, “Allah” derler;
*Çocukları olsun diye, sevdiklerine varsınlar diye, sağlık versin, huzur versin, rızk versin, bereket versin, ev, araba versin diye…
Yağmur gecikse, “Yağmur ver Allah’ım” diye yağmur duasına çıkarlar, ALLAH’A DUA EDERLER!..

  • YÜCE ALLAH, HEPSİNİ VERİR. Varlık içinde yüzerler. İstediklerini Rablerinden aldıktan sonra, “Ben çalıştım da aldım” deyip, UNUTURLAR RAHMETİN TEK SAHİBİNİ, TEK VERENİNİ!..
    Tabi ki, haylaza değil, müsrife değil, çalışana veririm” der.
    Allah’ı unuttuklarının göstergesi; varlık içinde yüzerken, karşılarına muhtaç bir kedi, köpek çıkınca, BUNU DA ALLAH YARATTI, bizim merhametimize emanet etti!..”” deyip, bakmazlar. Hatta,“Bu canlar da Allah’ın kulları” demezler, açlığa, susuzluğa, sevgisizliğe, tepikleyip, kovarlar!..
    İNSANLIK MI,
  • İNSANSIZLIK HALİ Mİ BUNLAR?..

Kuran’ı Kerim. Sure 63/Ayet 7:
Onlar, “Allah’ın elçisinin yanında bulunanlar için hiçbir şey harcamayın ki, dağılıp gitsinler” diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Fakat münafıklar bunu anlamazlar.

AKILSIZLARA TUZAK

“Bir ülkede kalkınma çarkını durdurmak ve o ülke nesillerini onlarca yıl cahil bırakmak istiyorsanız, “Biz dindarız” diyenleri iktidara getirin!..”

VOLTAİRE

Ne demek, “Ben dindarım” diyenin sözüne hemen inanılır mı?..
Ölçüsü ne onda, ne de bizde dindarlığın; tek Allah’da!..
Hem, başına bir sarık taktımı, üstüne bir cüppe giydimi, bir de sakal bıraktı mı, DİNDAR MI OLUNURMUŞ?..
“Buna şekilcilikle, kolayca kandırılma” denmez mi?..
Bir de, “Ben dindarım” deyip da, sakal, cüppe, sarık, ortalığa KİM ÇIKAR?..
Düşünür müyüz?..
Dindarlık, Kuran’da oku öğren çok mu zor?..
İlk emir “KENDİN OKU!..” YA!..
Akıl devrede olmayınca, sakala, cüppeye, sarığa dindarlık yüklenirse, ŞİRKE, ALLAH’A ORTAK KOŞMAYA DÜŞÜLÜP, mevlaya giden yola götürüleceklerini sananlar, GÖTÜRÜLÜRLER AMA NEREYE?..
Nereye mi götürülürler?..
BAKIN ÇEVRENİZDE Kİ ÜLKELERE?..
Sömürgeciler kimleri iktidar yapmışlar oralarda?..
BEYİN İPTAL, ZAFİYETLİ OLANI SÖMÜRÜRLER, ALLAH KİTAP VE AKIL VERMİŞ YA!..
“YUH OLSUN,” “OH OLSUN” ŞU SÖMÜRÜLMEYE MÜSAİT OLANLARA!..

Demekten başka çare yok gibi!..

Kuran’ı Kerim. Sure 29/34:

Andolsun ki, biz, aklını kullanacak bir kavim için, o memleketten açık bir alamet bıraktık.

AÇIK BİR ALAMET: Bir yorumla: “Daha önce, kutsal emanetlerini canları, malları pahasına korumadıkları için, helek edilip yeryüzünden silinen kavimlerin HARABE KALINTILARINA BAKIN, DERS ALIN!..”

DERİCİ SABRİ

Doğan güneş Vaysal köyünün mezarlık sırtından kendini gösterdiğinde Bakacak tarafından gelen kararmış bulutlar yağmuru haber verir gibiydi.

Derici Sabri Ömeroba yolundan sırtında bir çuval deriyle terli, yorgun ve aç bir halde Hasan Çınar’ın kahve önünde oturanları uzaktan selamlayarak karşı mahalleye doğru çekildi.

Kırklareli’nden yayan çıkarak sınır boylarında hayvancılık yapan bütün köyleri sırayla dolaşırdı Derici Sabri ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde.

Köylüler bilirdi Sabri’nin senede iki kez geleceğini. Merada sakatlanan, kurban edilen, doğarken ölen bütün küçükbaş hayvanların derileri tulum gibi tek parça yüzüldükten sonra tuzlanır ve kurutulurdu. Tuz ne kadar itinayla atılırsa atılsın uç kısımlarda tuzdan nasibini almamış veya az tuzlanmış kısımlar bir süre sonra kurtlanır ve kokusu aylarca üzerinden çıkmazdı derilerin.

Derici Sabri Vaysal köy ağırına girerek köşeye itinayla istifledi sırtındaki derileri. Aç karnını doyurmak, dinlenmek için köy kahvesinin yolunu tuttu. Bakkal Hacı Mehmet’i selamladı, helva alarak kahveye girmek yerine ön tarafta peykeye oturdu. Kahveye girmemekteki amacı kokusundan yarısı dolu kahvedekileri rahatsız etmemek içindi. Aylarca derilerle uğraşan, derilerle yatıp kalkan Sabri’nin üstü başı da deri kokmasın da ne koksun. O yüzden kapalı mekanlarda kokusu daha da çekilmez oluyordu ve bunu en iyi Sabri biliyordu, içeri girmemek istemesi onuştandı.

Çayını getiren kahveci Paşa Hasan’a helva ve paketini işaret ederek ekmek istediğini belirtti Derici Sabri. Biraz sonra gelen yarım somun ekmeği kuşağından çıkardığı çakısıyla itinayla dilimleyerek iştahlı bir şekilde atıştırmaya başladı. “Bugün bütün köyün haberi olur, yarın akşama kadar ne kadar deri varsa toplarım” diye düşündü ağzını şapırdatırken.

Hiç evlenmemişti Derici Sabri. Ekmek kavgası onu gezgin yapmıştı. Severdi de gezmeyi köyler arasında. Önceleri yakın köylerden topladığı canlı tavuk ve horozları Kırklareli pazarında satarak başlamıştı mesleğine. Pazarda tavuk satmaya çalışırken kalaycının yanındaki derilere gözü ilişmiş, kalaycının deri ticareti yaptığını öğrenmiş ve kalaycıyla sohbeti ilerletmişti. İyi para vardı dericilikte yatmıştı kafasına ama nereye pazarlayacaktı topladığı derileri, bütün mesele oydu işte.

Onu da çözdü zaman içinde. İstanbul’dan bayram için gelen çocukluk arkadaşı İsmet İstanbul’da Kazlıçeşme’de deri işinde çalışıyordu. Oraya Türkiye’nin her yerinden deriler geliyor ve işlenerek başta ayakkabı, kürk, mont işinde kullanılıyordu. İsmet İstanbul’a gidince bir mektup gönderdi Sabri’ye. Kurutulmuş derileri İstanbul’da pazarlayabileceği adresler vardı sırasıyla.

Daha o gün bıraktı tavukçuluğu Sabri, başladı deri toplamaya yakın köylerden ve adı oldu “Derici Sabri.”

İstanbul’a birkaç gidiş gelişten sonra öğrendi mesleğinin bütün ayrıntılarını. Bir kere deri tek parça olacak, arada yırtık, bıçak izi olmayacak ve iyi kurutulmuş olacaktı. En iyi parayı da en ucuza aldığı kuzu derileri yapıyor ve onlar sayesinde güzel para kazanıyordu.

Körpe kuzulardan çıkan kuzu derisi küçük ve ince yapısı nedeniyle köylüler tarafından pek rağbet görmüyordu. Köylerde yaşayanların yere sermek için kullandıkları genelde koyun veya keçi derisiydi, büyük olması, kalın derili ve sıcak tutması yüzünden.

Oysa Sabri’nin asıl ilgisiyse işte bu körpe kuzu derileriydi. Üstelik bunlar köylerde rağbet görmediği ve küçük oldukları için köylülerce kullanılmıyor ve Sabri’de bunları çok ucuza ellerinden alıyordu.

Kuzu derisini gören Derici Sabri her zamanki gibi olumsuz ifadesini takınır, yüzünü buruşturur, gelen deriyi şöyle elinde salladıktan sonra önündeki deri yığınının iki metre kadar uzağına fırlatarak *“bağnak bu bağnak” diyerek deriyi almak istemediğini belirtirdi. Gariban köylü de en azından beş lira almayı umduğu derisinden Derici Sabri’nin verdiği bir liraya razı olurdu.

O geceyi köy kahvesinde peykenin üstünde hasırda uyuyarak geçirdi. Kahyanın akşam üstü getirdiği  sini içinde kuru fasile, yuurt ve sıcak somundan kalanlarla sabah kahvaltısını yaptıktan sonra köy kahvesinin önünde kurdu tezgahını. Vaysal’da koyunculuk yapılan her evden birkaç deri geliyordu. Pazarlıklar bağıra çağıra yapılıyor, en çok da kuzu derilerinde sesi çıkıyordu Sabri’nin. Akşam üzeri topladıklarını koyun, keçi, kuzu ve oğlak derisi şeklinde ayırdıktan sonra köy ahırına itinayla taşıdı, önceden getirdiklerinin üzerine dizdi.

Yaptığı hesaba göre bütün köylerden topladıkları bir kamyonu dolduruyordu. Haftaya gelecek olan Uncu Salih de onun gibi sınır boylarındaki köyleri dolaşıyor ve çuvallarla un satıyordu. Eksilen, azalan un çuvallarının yerine köylerdeki Sabri’nin derileri konuyor, son unlar bitip de son deriler yüklendikten sonra ver elini İstanbul diyordu iki tüccar.

Mallar satıldıktan sonra sahilde meyhanede yenilecek, içilecek ve son olarak da Karaköy’ün havasını soluduktan sonra neşeyle cepler eğlencenin bedeli olarak biraz boşalmış olarak geri dönülecekti.

Gelelim günümüze;

Derici Sabri’lerin ucuz pahalı olarak köylülerden topladığı deriler yıllarca ekonomiye kazandırıldı. Deriyi üreten de, toplayıp satan da, deriyi ekonomiye kazandıran işletmeler de kazandı Cumhuriyet tarihinin ilk yüzyılında.

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Hava Kurumu Edirne İl Temsilcisi Avukat Coşkun Molla son üç yıldır topladıkları derileri almak için açtıkları ihalelere kimsenin katılmadığını fiyat verenlerin de ölü fiyat vermeleri nedeniyle maliyeti bile karşılayamadıklarını belirterek artık kurban derilerini ekonomiye kazandırmak yerine itlaf edilmek için resmi kurumlara seslendiklerini belirtti.

Nereden nereye? Derici Sabri’lerden günümüze. Üreten insanlar halen var memleketimizde, cezalandırılıyorlar adeta, ürettikleri, memlekete hizmet ettikleri için.

*Bağnak; Kuzu derisi.

DÜNYANIN YÜZÜ

Bir zamanların, Kıbrıs’ ın dan bir fotoğraf: “Banyo küvetinde, korumak için iki yavrusunu kolarıyla sarmalamış, ama otomatik silahlarla taranıp kanlar içinde katledilmiş bir anne ve iki yavrusu!..
TÜRK’ TEN ASIRLARDIR, DOSTLUK VE KARDEŞLİKTEN BAŞKA NE KÖTÜLÜK GÖRDÜNÜZ, EY DÜNYA?..
O anne ve iki yavrusuna mı gücünüz yetti be İNSANLIKTAN NASİPSİZLER?..?..
EY DÜNYA, HADİ SIĞDIRIN İNSANLIĞINIZA DA GÖRELİM BU VAHŞETİ!..
Bir fotoğraf daha: Bir türk köyü, 85 kadın, çoluk, çocuk, bebak, yaşlı, kadın sivil, silahlandırılmış çetelerce, katledilip, toplu mazara gömülmüşler…
Bir başkası, bir başkası, bir başkası daha…
Bu masumların toplu katledilmelerinden başka, arkasından, ikincisi, üçüncüsü ve daha bir çoğu, bebek, anne, kadın, yaşlı, sivil köylüler sırf MÜSLÜMAN TÜRK oldukları için, katledilip, toplu mezarlarla güya üstleri kapatıldı!..
Hepsi bir bir ortaya çıktı, fotoğraflandı, DÜNYA İNSANLIĞININ GÖZÜNE SOKULA SOKULA FOTOĞRAFLANIP, İSPATLANDI!..
EY, DÜNYA İNSANLIĞI, NERDEYDİNİZ O GÜNLERDE?..
MÜSLÜMAN TÜRK’LERDEN NE KÖTÜLÜK GÖRDÜNÜZ?..
TARİH BOYUNCA, SİZLERİ, SÖMÜRÜLMEKTEN, KÖLE EDİLMEKTEN KORUMAK İÇİN CANLARINI FEDA ETTİLER YA!..
Türklerin koruması altında altı asır rahat, özgür yaşatıldınız ya!..
Ne kötülük gördünüz Türklerden, EY SÖMÜRGECİ ORDULARI, EY MÜSLÜMAN TÜRK DÜŞMANLARI, SÖYLESENİZ YA?..
Kıbrıs’ta sivil Türkleri katle uğramaktan, mehmetçik kurtardı, GENE TÜRKLER SUÇLU, niye?..
MASUM, SİVİL TÜRK KATLİAMINA MÜSADE ETMEDİ DİYE, YİNE TÜRKLER TANINMIYOR, ÖYLE Mİ?..
EY DÜNYA!..
O MASUM ANNE VE YAVRULARININ FOTOĞRAF PENCERESİNDEN SİZİN GERÇEK YÜZÜNÜZ APAÇI GÖRÜNÜYOR!..
EY DÜNYA!..
SANMAYIN Kİ BİR GÖREN, BİR BİLEN YOK; SIRANIZI BEKLEYİN HELE!..
NE ZAMAN MI, ÇOK YAKINDA!..

(Bu sözlerim, BİR ULUSU HEDEF ALMAZ, ULUSLARIN İÇİNDE Kİ KANDIRILMIŞLARI HEDEF ALIYOR!..)

Kuran’ı Kerim. Sure 6/Ayet 13:
Gecede ve gündüzde barınan her şey O’nundur. O her şeyi işiten, bilendir.
22/48: Nice ülkeler var ki, zulmedip dururlarken onlara mühlet verdim. Sonunda onları yakaladım. Dönüş yalnız banadır.
29/54: Senden aceleyle azap isterler. Halbu ki vakti gelince cehennem o kâfirleri kuşatacak.

BİR ÖZGEÇMİŞ

İnsan bazen uzun nutuklar dinlemek zorunda kalmaz.

Bir özgeçmiş yeter.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin internet sitesine eklenen Kemal Kılıçdaroğlu özgeçmişini sonuna kadar okudum.

Doğduğu yerden başlayıp eğitim hayatına, bürokrasideki görevlerine, genel müdürlüklerine, milletvekilliğine kadar uzanan uzun bir kariyer hikâyesi anlatılıyor.

Ve son bir cümle geliyor:

“22 Mayıs 2010 tarihinde yapılan 33. CHP Olağan Kurultayı’nda Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı seçildi.”

Bitti.

Arkası yok.

**

Oysa o tarihten sonra Türkiye siyaseti açısından küçücük bir dönem yaşanmadı.

Tam 13 yıl…

Bir çocuğun ilkokula başlayıp üniversite çağına geldiği kadar uzun bir süre.

Bu 13 yıl boyunca CHP’nin başında Kemal Kılıçdaroğlu vardı.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı.

Genel seçimler yapıldı.

Yerel seçimler yapıldı.

Referandumlar yaşandı.

Siyasi ittifaklar kuruldu.

Parti içi tartışmalar eksik olmadı.

Türkiye’nin siyasi tarihi açısından son derece önemli olaylar yaşandı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı döneminde CHP kaç genel seçim kazandı?

Sıfır.

Kaç cumhurbaşkanlığı seçimi kazandı?

Sıfır.

İktidar oldu mu?

Hayır.

Tek başına hükümet kurdu mu?

Hayır.

Cumhurbaşkanı çıkarabildi mi?

Hayır.

Ama bunların hiçbiri özgeçmişte yok.

Ne kazanılan bir seçimden söz ediliyor.

Ne kaybedilen bir seçimden.

Ne bir siyasi başarıdan.

Ne de bir muhasebeden.

Sanki takvim 22 Mayıs 2010’da durmuş.

Aradan geçen 13 yıl tarihin sisleri arasında kaybolmuş.

**

Aslında bu durum yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu’nun hikâyesi değil.

Türk siyasetinin kronik hastalıklarından birinin özeti.

Başarılar sahiplenilir.

Başarısızlıklar ise unutulmak istenir.

Oysa siyasetçinin gerçek özgeçmişi makamları değil, sandıklarıdır.

Hangi göreve geldiği kadar, o görevde ne yaptığı da önemlidir.

Kaç seçim kazandığı kadar, kaç seçim kaybettiği de tarihin parçasıdır.

Çünkü siyaset sonuç üretme sanatıdır.

Sonuç yoksa geriye sadece unvanlar kalır.

**

Nitekim 5 Kasım 2023’te yapılan CHP Kurultayı’nda delegeler yeni bir tercih yaptı.

Özgür Özel genel başkan seçildi.

Böylece Kılıçdaroğlu dönemi kapandı.

Ama görünen o ki bazı özgeçmişlerde tarih hâlâ o sayfayı çevirmekte zorlanıyor.

Belki de en ilginç olan budur.

Bazen insanlar konuşmaz.

Partiler konuşmaz.

Fakat bir özgeçmiş çok şey anlatır.

Özellikle de anlatmadıklarıyla…

ARITILMIŞ YENİ BİR SOSYAL DEMOKRAT HAREKET MÜMKÜN…

Bir yandan olan biteni konuşalım, Özgür Özel önderliğinde sürdürülen harekete desteğimizi verelim. Ama bir yandan da her an bir BASKIN SEÇİM ihtimalini de dikkate alarak geleceği planlamak gerektiğini unutmayalım. “Sonuna kadar CHP” mi, “Yeni bir parti” mi, “Mevcut partilerden birinin çatısı altında seçime girmek” mi?… Bu seçenekleri çok ciddi olarak değerlendirip yaşama geçirmek gerekiyor.

***

Bence koşullar yeni bir parti gerektiriyor. Kaldı ki bu sadece bir zorunluluk değil. Olması gereken en doğru yol gibi de görünüyor. Bu konuda 2000’li yıllarda Fazilet’ten ayrılıp AKP’nin kuruluşu ve sonrasında 2 yıl içinde ilk seçimde hem de Anayasa’yı değiştirecek bir çoğunlukla tek başına iktidar olmasının koşulları bugünlerde fazlasıyla var. Üstelik tüm CHP örgütü dimdik ayakta iken bu seçeneğin başarı şansı da çok fazla..

***

CHP’nin kurultayı değil, ihanet şebekesi ve yargı yolu ile bizzat CHP sakatlanmıştır. Partide kalarak çözüm arandıkça buna karşı AKP destekli bu şebeke tarafından her türlü yeni sorunlar ve açmazlar üretilecektir. Duygusallığa gerek yok… Atatürk’ün CHP’si zaten Baykal’a teslim edildiği günden beri yok. Ecevit’in CHP’yi elinin tersiyle ittiği günden beri yok. Bugün geldiğimiz noktadan biraz geriye dönüp bakın. CHP, SHP iken tüzüğü ile kadrolarıyla, ahlakıyla tabanıyla, ismi değil ama kendisi CHP idi. O nedenle isme takılı kalmadan yeni ve arınmış bir sosyal demokrat partiyi oluşturma şansımızı değerlendirmek yanlış olmaz.

***

Savaş ve siyaset stratejileri özünde çok da farklı değildir. Bir örnek vermek gerekirse Yeni parti kurma hazırlıkları hızla sürdürülürken elbette elde mevcut mevziler kolay teslim edilmemeli. Vuruşarak Sakarya’nın doğusuna kadar çekilmeli; orada toparlanmalı ve bu arsızlara, hainlere son darbe orada vurulmalıdır… Belli ki bu “mutlak butlan” rezaletinin hukuki süreci aylar yıllar sürebilecektir.. Bu süreç, hukuki olarak mutlaka sonuna kadar sürdürülmeli ama “İlle de CHP çatısı altında seçim” saplantısından cesaretle çıkılmalıdır.

***

Bırakın bu aptallar bir binayı, bir tabelayı ele geçirmekle avunsunlar.. Ülkenin siyasi geleceğinde bu arsızların hiçbirinin yeri yok. Bunu kısa zamanda öğrenecekler. AKP kontenjanından belki bir/ikisi Mv. olmakla taltif edilebilir. Hepsi o kadar.. Ama ne var ki sokağa çıkmaya, hiçbir zaman yüzleri olmayacaktır.

Biz işimize bakalım.. Bu fırsattan istifade ederek gerçek bir sosyal demokrat partiyi ülkemize armağan edelim… KK’sız, RTE’siz, BUTLAN’sız bir iktidarın yollarını arayalım…

Bulalım…

SEVGİ ÇAĞINA ÖZLEM

Öylesine dünyaca gaflet ki, 15 asırdan beri, onca nesiller geçti, ayan, aydıran ara da bulasın!.. Dünyanın hiç mazereti yok!..
Bir yanda, “Biz Müslümanız” diyen; diğer tarafta, “Biz Müslümanız” diyenlere, “Bunlar Müslüman” diyen bir dünya var!..
Bakın, Kuran’ı Kerim’e de görün bakalım, “Biz Müslümanız” diyenler, (Çoğunlukla) gerçekten Müslüman’mıymışlar?..
“Biz Müslümanız” diyenlere, “Bunlar Müslüman” diyenler gerçekten doğru mu söylüyorlarmış?..
Yine bakın, Kuran’ı Kerim’e, (Çoğunlukla) “Biz Hıristiyan’ız, Yahudi’yiz” diyenler, gerçek Hıristiyan, gerçek Musevi’ymişler?..
Tek doğru din, hepsi Allah’tan olan, Tevrat, İncil ve Kuran’ın tek dosdoğru din yolu. Tavrat ve İncil tahrif edilerek, Kuran’ın %.100 ü doğru iken, okunmadığı için HEPSİ mezhep çeşitlerine dönüşmüşken, İŞTE ZAVALLI İNSANLIĞIN DÜNYA HALİ!..
Tevrat, İncil’in yarısı tahrif edilmişken.. Tahrifatdan Allah’ın koruduğu, yüzde yüzü doğru olan Kuran’ın, anlamak için DÜNYACA hiç okunmadığı ortada!..
O zaman da, 15 asırdan beri, güzelim, Müslümanlık, güzelim, Musevi’lik, güzelim, Hıristiyanlık, bir türlü insanlara ışık olamıyor. Tam tersi, yalan tarkiatlarla yozlaşma olan inançla, yıkım kaçınılmaz oluyor!..

İnsanlık Kuran’ı anlamak ve uygulamak için bir okusalar, tahrif edilmemiş haliyle İncilin’de, Tevratın’da öğretilerinin gerçeğinin yazılı olduğu Kuran’dan öğrenip, sevgi çağını kuracaklar, inşallah.

Kuran’ı Kerim. Sure 21/Ayet 67:
Yuh size ve Allah’tan başka taptıklarınıza! Halâ akıllanmıyacak mısnız? Dedi.
4/44: Kendilerine kitaptan nasip verilenlere baksana! Sapkınlığı satın alıyorlar ve sizin de doğru yoldan çıkmanızı istiyorlar.

SÖZÜN BİTTİĞİ YER

Yaklaşık 50 yıldır Türkiye siyasetini yakından takip ederim. Toplumun çıkarını kendi çıkarının üzerinde görenlerle birlikte oldum yaşamım boyunca.

Demokrat Parti/CHP döneminde yaşananları sadece okumakla, o dönemi yaşayanların anılarını dinlemekle yeterli ayrıntılı bilgiye sahip olduğumu düşünüyorum.

70’li yılların ortalarında Ecevit, Demirel, Erbakan, Türkeş’li dönemlerinden, önce 12 Mart’ı ardından 80 sonrası Özal’lı, Yıldırım Akbulut’lu, Mesut Özel’li dönemlerden yine Demirel’li Tansu Çiller’li dönemleri, Ecevit’in son yıllarında koalisyonları da gördüm.

Parti değiştirenler, memleketi komünistlerden temizlemek için Amerika ile iş çevirenleri de gördüm.

Ülkesi için doğruları savunanlar bir bir kurşunlanırken, katledilirken sağ siyasetin içinde yuvalanarak siyaseti kullanarak rant peşinde koşanlar farklı farklı sermaye kesimlerini oluşturdu. Sağ siyaseti yapanların nasıl bir sermaye oluşturduklarını Türkiye siyasetini yakından takip edenler çok iyi bilmektedirler.

70’lerin sonlarında palazlanmaya başlayan İslami Siyaset ve sermayeleri 12 Eylül faşist darbenin ardından Amerikan siyasetine paralel hareket eden sağ iktidarlar tarafından büyümeleri sağlandı.

1980 ile 2000 yılları arasındaki bu büyüme onları 2002 yılında tek başına iktidara taşıdı. Cumhuriyet tarihinde ilk defa iktidara geldiler.

Geldiler gelmesine ama Cumhuriyet tarihinde bütün iktidarlar köşeleri tutmuş, sermayelerini oluşturmuş, ekonomik olarak her alana el atmış durumdaydılar.

Yeni gelen iktidarın 24 yılda yaptıkları ortada. Ne yapacaklarını da görüyoruz, göreceğiz de.

24 yıl içinde gelinen nokta;

İşsizlik, devasa dış borçlar, yoksulluk içinde kıvranan milyonlar, isyan etme noktasına gelen milyonlarca genç.

Gençler umutsuz, gençler mutsuz. Gençler geleceği karanlık görüyorlar. Çıkış arıyorlar. İş, aş, ev, bark neyse de en önem verdikleri alan özgürlükleri. Özgürce oy vermek, karar vermek, ülkenin geleceği üzerinde söz sahibi olmak istiyorlar.

Bu ülke kendi gençlerine güvenmeyecekse neye güvenecek?

Oy vermek istedikleri adaylar hapishaneye atılıyor, oy vermeyi düşündükleri partiye butlan terimiyle kayyum atanıyor.

Gençler öfkeli, ülke yorgun ve çoğunluk artık değişim istiyor.

Öyleyse mücadeleye devam.

Sözün bittiği yerde mücadele başlar.

KILIÇDAROĞLU İLE CHP BARAJI AŞAMAZ

Tarihin tekerrür ettiği olaylar her zaman yaşanabilir. Olan/bitenler hiç kimseyi umutsuzluğa düşürmesin. Kılıçdaroğlu yönetiminde gidilecek bir genel seçimde CHP baraj altında kalacaktır.

Bugün KK’nun ardına takılarak, hatta ona yön vererek utanmazca koltuk hevesi ile yola çıkanlar, (Kılıçdaroğlu da dahil ) yapılacak ilk genel seçimde bu hesaplarının üstüne, bir bardak soğuk su içmenin şokunu yaşayacaklardır. Sonuçta 2002 seçimlerindeki DYP , ANAP, DSP gibi %1’lerde kalarak, böylelikle milli iradeye CHP’ye, Cumhuriyete, Atatürk’e ihanetin faturası ödenecektir..

***

Yine 2002 seçimlerinde Fazilet Partisi’nden ayrılarak kurulan AKP’nin, kuruluşundan bir yıl sonra yapılan seçimlerde Anayasa’yı tek başına değiştirebilecek çoğunlukla kazandığı bir seçimin koşulları bugün de oluşmuştur.

İlk genel seçimlerde Özgür Özel’in öncülüğünde demokrat bir iktidarın gerçekleşebileceği hiç de uzak bir ihtimal değildir. Gerekirse yeni bir parti mi kurulur, mevcut partilerden birisinin çatısı altında mı seçimlere gidilir, mutlaka çaresi bulunur… Yeter ki umutlar tükenmesin, yılgınlık yaşanmasın.

Bu saatten sonra eğer sandık konulursa, adayımız ister İmamoğlu, ister Mansur Yavaş ; ya da kim olursa olsun Tayyip Erdoğan’ın artık seçimi kazanma şansı yoktur.

***

Bugün gelinen noktada MHP dahil hiçbir siyasi partinin, artık yaşam güvencesi yoktur. CHP’nin tasfiyesi mümkün olursa sıra MHP ve DEM Parti’ye gelecektir. CHP’nin olmadığı bir siyasi arenada AKP’nin MHP’ye ve DEM Parti’ye hiç ihtiyacı yoktur. Bu tasfiyeden sonra AKP’nin ilk işi Öcalan ve terörsüz Türkiye kamburundan kurtulmak olacaktır.

Neyse ki MHP ve Bahçeli bunun farkındadır..

***

Bu ülkede neler olup bittiğini namuslu herkes iyi öğrenmek zorundadır…”Benim siyasetle işim olmaz” “Beni ısırmayan yılan bin yaşasın” gibi bencil ve kolaycı zihniyetlerle, cahilliği de kendilerine kalkan yaparak, sessiz kalarak, mağduru değil güçlüyü savunup kendini kuruya atarak, havaya bakıp ıslık çalan kurnazlar… Utanmalısınız…

Evet.. İyi niyetle ama cahilliğiniz nedeniyle olayları yanlış değerlendirmiş olabilirsiniz.. Ama bu yanlışta inat etmek yerine ne olup bittiğini herhangi bir hukukçudan öğrenebilirsiniz, öğrenmek zorundasınız…

Bugün yapılanların Anayasa’ya, yasalara, YSK içtihatlarına, siyasi partiler yasasına uygun ve doğru olduğunu söyleyebilecek bir tek namuslu, mesleğinin insanı bir hukukçu, avukat, hatta bir hukuk fakültesi öğrencisi bulursanız gelsin; bizleri de aydınlatsın.

Bulamazsınız..