CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 23 Mart’ta tutuklanan cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu için başlattığı “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin 76’ncısını Cumartesi günü Saraçlar Caddesi’nde gerçekleştirdi.
Tesadüf bu ya…
İmamoğlu’nun Silivri’deki 276’ncı gününde…
**
Miting öncesi CHP eski İl Başkanı Şükrü Ciravoğlu’na uğradım.
Davet üzerine Cuma akşamından Edirne’ye gelen Özel’i ziyaret etmek için konakladığı Hilly Hotel’e o da gitmiş.
Daha dün gibi…
31 Mart öncesi yapılan seçimde Ciravoğlu, açık ara oyla CHP’nin Edirne Belediye Başkan adayı olarak belirlenmişti…
Ankara’ya gitmiş, kendisi gibi eczacı olan Genel Başkan Özel, tanıtım toplantısında elini havaya kaldırmıştı.
Ne olduysa sonra oldu…
Geçirdiği kalp rahatsızlığı sonrası, “Ne olur ne olmaz” denilerek bir kalemde üstü çiziliverdi…
Ama o, bir kalemde üzeri çizilse de partisini çizmedi.
Siyasette nadir bulunan bir vefa örneğiydi bu…
Eeee, Ciravoğlu böyle vefalı bir kişilik işte…
**
Bu kişisel vefa hikâyesinin ardından yolum Saraçlar’a düştü.
Caddeyi boydan boya gözlemledim.
Her şey oldukça düzenliydi…
Çevredeki bazı binaların çatıları dâhil, yoğun bir güvenlik önlemi göze çarpıyordu.
Saat ilerledikçe kalabalık giderek artıyor…
Ve Özel, otobüsün üzerine çıktığında Saraçlar adeta şişiyor…
Kaldırımlar dahi kilitleniyor…
**
Özel’i, basın mensuplarına tahsis edilen otobüsün üstünden izlemek yerine, kaldırımda vatandaşın arasına karışmayı tercih ettim.
Edirne, özellikle hafta sonları zaten çok hareketli…
Günlerden Cumartesi olunca?
Her yer Bulgar turistlerle dolu…
Bazıları bu yoğunluğun içinde sıkışıp kalıyor.
Ne ileri gidebiliyorlar, ne geri dönebiliyorlar…
Bulgar turistler de mecburen Özgür Özel’in konuşmasını sonuna kadar izlemek zorunda kalıyor.
**
Tam önümde biri kadın, üç genç Bulgar…
Belli ki henüz alışveriş yapmamışlar; elleri boş…
Tek düşündükleri buradan nasıl sıvışabilecekleri…
Ama nafile…
CHP lideri bir ara İvan’dan, leva’dan söz etmeye başlayınca bazı kelimeler onlara tanıdık geliyor.
İster istemez kulak kabartıyorlar…
Özel ne mi anlatıyor?
**
Bulgaristan’dan gelen İvan’ın levayı verip çantaları doldurduğunu, üstüne bir de mont aldığını söylüyor.
İvan bunu yaparken bizim Okan’ın ise bir mont alabilmek için bir ay çalışmak zorunda kaldığını anlatıyor.
Ve ekliyor:
“Bütün meydan şahit. Bütün Edirne şahit. AK Parti iktidara geldiğinde bir leva 60 kuruştu. Bir lira verdin mi neredeyse iki leva alıyordun. Şimdi adam geliyor, bir leva veriyor, biz ona 25 lira veriyoruz…”
**
Yeni yıl giderek yaklaşıyor…
2026’da leva tarih olacak, İvan euro kullanmaya başlayacak.
Yani İvan bir verecek, 25 yerine artık 50 lira almaya başlayacak…
Okan’ın maaşına ise bakalım yüzde kaç zam yapılacak?
Cevabı aslında hepimiz biliyoruz…
**
Anlattıklarım, Özel’in mitinginden sadece bir ayrıntı…
Ama çok özel bir ayrıntı daha var ki, Vakıf İşhanı’nda asılıydı.
Dev afişte, yaşamlarını yitiren Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek ile Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay’ın fotoğrafları…
Hemen karşısında ise binlerce insan…
Ve o kalabalığın içinde bir yerde, dostum Ciravoğlu…
Kutsal emirler çok açık, Türkçe okunursa öğrenilir tabi ki: “HAK YOLUNDA, CANINIZLA, MALINIZLA MÜCADELE EDİN, GALİBİYETİ VERECEK ALLAHTIR!..” Bilimle, sanatla dur duraksız gelişmenin yollarını arayın, cümle alemin dertlerine (İnsan, hayvan, bitki) çare üretin; muhtaçları koruyun, doyurun; Lükse, israfa, zorbalığa, zulme, katlama yaklaşmayın; sadakatli, iffetli, namuslu, doğru özlü, sözlü olun; birbirinizle dost olun, sakın düşmanlık yapmayın; düşmanlara karşı birlik olun; ZALİMLERE KARŞI BİRLEŞİP SAVAŞIN!..” emirleri, üzerimize farz iken… YURDUNUN KUTSAL BEREKETLERİ OLAN, HAYVANLARINA, ORMANLARINA, TOPRAĞINA, SUYUNA, HAVASINA KAHREDİP, KATLEDİP… Ve ya bunları BOZANLARA karşı BİRLEŞİP, YARDIMLAŞIP, DESTEKLEŞİP MANİ OLMADAN, o nurlu emirlere UYULMUŞ OLUNUR MU?..
Kötüler ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, Yaradan’a sığınıp, emirlere hakkıyla uyulsa, mücadele edilse, ne zaferler, ne bereketler verilecek halbuki!..
Kuran’ı Kerim. Sure 61/Ayet 4: Allah kendi yolunda birbirlerine kurşunla kenetlenmiş müstahkem bir bina gibi, saf olup mücadele edenleri sever. 2/190: Size karşı savaş açanlara siz de Allah yolunda savaş açın. Fakat haksız taarruz etmeyin. Allah haddi aşanları sevmez.
Dünyada havasız, gıdasız, susuz yaşanamaz. En elzem olan varlıklar bunlardır, diğerleri bunlardan sonra gelir. Dünyamızın ¾ su ile kaplıdır. Su, insanlar için gıda olduğu gibi ulaşım, yol olarak da kullanılır. Son yıllarda dünyamızda bir su kıtlığı sorunu yaşanıyor. Buna sebepte atmosferdeki değişimler, yerin ve havanın kirlenmesi, ozon tabakasının delinmesi, güneş ışınlarının daha yakıcı halde dünyamıza ulaşması, mevcut nehir, baraj, göllerdeki suların sıcak havanın etkisi ile buharlaşarak eksilmesi. Bir de biz insanların suyu hor kullanmamız eksilmelere neden oluyor. Peki Türkiye’de durum ne? Dünya sıcaktan kavrulurken Türkiye’de bu konuda elbette nasibini alacak, bu durumdan Türkiye de etkilenecek. En büyük etkisi tarım kesiminde oluyor. Bu yılkı tarım ürünleri meyve, sebze, tarla ürünleri yeteri kadar yetişmedi, o yüzden fiyatları pahalı oldu. Bakalım bu yıl nasıl olacak. Bu olaylara da sebep yeteri kadar yağmur yağmaması. Bu nedenle de toprak yeteri kadar sulanamadı. Ne yapılabilinir, bu kuraklık bir tabiat olayıdır, fazla bir şey yapılamaz. Yapılacak olan nehir ve kar sularını denizlere akıtmamak, barajlarda, göllerde biriktirmek. Bu konuda ilçemiz Uzunköprü’de Çakmak barajına Meriç nehrinden su pompalandığını duyduk. Bu çok akıllıca bir uygulama ama sıcaklarda suyun buharlaşmasını önlemek için barajın etrafı ağaçlarla donatılmalı. Su kıtlığına tedbir olarak denizler düşünülmeli. Elbette deniz suyu tuzludur, bütün mesele suyun tuzunu yok etmek. Bunu yapan ülkeler var. Savaş gemilerinde deniz suyunu tatlı suya çeviren düzenler var. Nehirler akarak sularını denizlere akıtıyor, bu akan sular denizlere değil barajlara, göllere akıtılmalı zor zaman için stoklanmalı. Su kıtlığı konusunda dünya ne yapıyor? Ortadoğu ülkeleri tarımda, sanayide, günlük ihtiyaçları için deniz suyunu tatlı suya çevirerek çözüm uyguluyor. Suudi Arabistan, diğer ülkeler deniz suyunu tatlı suya çevirecek yatırımlar yapıyor. İran bulut tohumlama da kullanılacak özel uçaklar yapıyor. ABD, su kıtlığını önlemek için bazı eyaletlerde bahçe sulamayı kontrol altına alıyor, motorlu araç yıkamayı, yolları sulamayı, yüzme havuzlarını doldurmayı yasaklıyor. Fransa’da bazı şehirlerde yüzme havuzlarının doldurulması yasaklandı. İspanya’da, yüzme havuzlarını doldurmak yasak, duş yapmak beş dakika ile sınırlandırıldı, bahçe sulamak haftada bir gün, araba yıkamak yasak. Peki Türkiye ne yapıyor, otoparklarda araba yıkamak, yol sulamak yasak. Bizlerde yağmur sularını biriktirip zor zaman için stoklamalıyız. Evimizde damlayan, su kaçıran muslukları kontrol altına almalıyız. Türkiye olarak bir an önce deniz suyunu arıtacak tesisler kurmalıyız. Bir de bulutları yağmura dönüştürecek uygulamalar denemeliyiz. Tarımda vahşi sulamadan vazgeçip yağmurlama sistemi uygulamalıyız. Türkiye’ye hiç yakışmayan kırsal kesimde çok uygulanan yağmur duasından ümit kesip, suyumuzu hesaplı kullanmalıyız. En elzem hava ise ikincisi SU…
Bugünkü The New York Times gazetesinin internet sitesinin ilk sayfasında Trump [İdaresi] Yetkilileri Tayvan’a 11 milyar dolarlık silah satışını duyurdu başlığı var.
Hadi hayırlı uğurlu olsun 3. Dünya Savaşı çıkacak.
Tam sosyal medyanın tivitır alemi için tıklama tuzağı bir başlıkla sunulacak haber. Eh artık o tuzaklardan kazanılan para ile kimlere neler ısmarlıyorsunuzdur sizin bile haberiniz yoktur.
Peki sonuç elbette öyle bir şey olmayacak. Sizler yine bir başka gelişmede bir Çin harika, 3. Dünya Savaşı çıkacak haberini tıklayarak yine birilerine bir şeyler ısmarlayacaksınız. Bu böyle sürüp gidecek.
Neden mi? Yapısal Realizm okumuyorsunuz. Gerek var mı? Elbette yok. Zira alanınız uluslararası politika değilse neden okuyasınız. Ama alanınız uluslararası politika değilse neden bu tivitırdaki bu haber görünümlü tıklama tuzaklarına düşüyorsunuz?
İşte o tıklama tuzakları mavi tikler dolayısıyla birilerinin cebine para olarak giriyor. Yani birilerine bir şeyler ısmarlıyorsunuz. Ama üzülmeyin cebinizden doğrudan bir para çıkmadığı için bu durum dolandırıcılık sayılmaz.
ABD’nin bu yaptığı da Tayvan eliyle Çin’i destekleme. Şimdi Yapısal Realizm, John Mearsheimer falan diyeceğim e sıkıcı tabii.
Siz yine Çin harika, zaten 3. Dünya Savaşı çıkacaklara tivitırda tıklamaya devam edin. Eh ne de olsa ihtiyaç var. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları.
İyi insanın hayatta ki en büyük hatasıdır, “HERKESİ KENENDİSİ GİBİ İYİ ZANNEDER!..” Bu yüzden de, iyi insanlar, KÖTÜLER TARAFINDAN, çok hayal kırıklıkları yaşar; haksızlık tuzaklarına düşüp, çok acı çekerler. BAZILARININ yaptıkları kötülüklere hiç anlam veremezler, herkesin AKLI, YÜREĞİ kendilerinin gibi, SAYGI, SEVGİ, YARDIMLAŞMA, MERHAMET, HOŞGÖRÜ YÜKLÜ SANIRLAR!.. Onun için, hep kuşkucu, dikkatli, temkinli olun diyorum!.. Aile ve yakın çevre içinde, SAYGIZSIZ, SEVGİSİZ, YALAN, DOLAN, MERHAMETSİZ, KÜFÜRLÜ, TEHDİTLİ, DAYAKLI, AŞAĞILAMALI EĞİTİMLE, AKLI DA, YÜREĞİ DE EĞRİLMİŞ, EZİLMİŞ KİMSELER toplumun içine, DURMADAN PATLAYAN birer ATOM BOMBASI GİBİ KARIŞIRLAR!.. Ne yazık ki, çocuklukta ki negatif eğitimin, büyüyünce pozitife çevrilmesini çok kişi başaramaz!.. İyi insanların yapması gereken, “İNSAN SURETİNDEKİ HER GÖRDÜĞÜNÜ, KENDİN GİBİ İYİ SANMA!.. Dış görünüşe, fiziki cazibeye, sözlere, iltifatlara, vaatlere KANMA!.. Karşındaki hakkında beynini, yüreğini kullan ve KUŞKUCU, SORGULAYICI, TEDBİRLİ OL!.. SABIRLA, tanımaya, anlamaya, öğrenmeye emek ve ZAMAN ver!.. KÖTÜYÜ, İYİYİ ANLAMAK İÇİN, TEK YÖNTEM: “YAPTIKLARINA BAK” ROLLERİNE VE SÖYLEDİKLERİNE DEĞİL!.. UNUTMAMAK LÂZIM, ÇIKAR söz konusu olunca, NEGATİF AİLE VE YAKIN ÇEVRE ÜRETİMLERİ OLAN EGO YÜKLÜ NEGATİFLER, HER AN TUZAKLARINI KURMUŞ, İYİLERİN İÇİNE DÜŞMESİNİ BEKLİYORLAR!.. Bu mahluklarla başa çıkmak çok kolay, HERKESİ KENDİN GİBİ BİLME, UYANIK, KUŞKUCU, SORGULAYICI OL, UYMA ŞEYTANA!.. bu kadar basit!.. KUŞKULANMAYAN KURBANLARLA DOLU ORTALIK, ne yazık ki!.. Ee, Allah beyin vermiş, “OKU!,” “KULLAN,” “ŞEYTAN DAİMA DEVREDE,” demiş!.. ŞEYTANLIĞIN KÖTÜ AKIBETLERİNİ ve İYİ OLMANIN GÜZELLİKLERİNİ BİLDİRİLMİŞ!..
“HER İNSAN SURETİNE UYMAYIN, KORUNUN!..” demiş.
Kuran’ı Kerim. Sure 3/Ayet 114-115: Allah’a ve ahret gününe inanırlar, iyiliği emrederler ve kötülükten vaz geçirirler, hayır işlerinde de yarışırlar. İşte bu özellikleri taşıyanlar, Allah katında Salih’lerdendir. Onlar her ne işlerse asla haksızlığa uğramazlar. Allah sakınanları hakkıyla bilir. Sure 114: İnsanların kalplerine vesvese sokan, insan, Allah’ı andığında pusuya çekilen, cin ve insan şeytanın şerrinden, insanların Rabbine, insanların melikine, ilâhına sığınırım! 10/100: Hiç kimsenin Allah’ın izni ve tevfiki olmaksızın iman etmesine imkân yoktur. Allah akıllarını iyi kullanmayanlara da azap eder.
Uluslararası sular kapsamında olan Meriç Nehri ülkemiz için önemli bir su kaynağıdır. Her su gibi ekolojik yapılar bozulmadan insandan yana kullanımı önemlidir. Su akarken yanındaki tarla kuraklıktan verimsiz kalıyorsa bu ayıplanmalıdır. Kıyı tarlaları yanında bölgedeki arazilerin sulanması sağlanmalıdır. Bunun içinde bazı göletler yapılarak suyun bol zamanda toplanması ve kıt zamanda bölge tarlalarının sulanması önemlidir.
Böyle olması gereken sistemi irdeleyince yapılan göletlerin aktarılması ve daha uzağa yeni gölet veya su biriktirme tesisine aktarılmasında planlarına olumlu bakamıyoruz. Çünkü amaç olması gerekene uygun değil. Biraz özel bilgi ve kayda düşen bilgilere bakınca sulama amaçlı denen su biriktirme yerlerinin hedefinin depolanan suların Çerkezköy, Çorlu, Muratlı gibi sanayi bölgelerinin ihtiyacı için yapıldığı ortaya konuyor.
İktidar yatırımlarının verimli kullanılmaması, yatırımların tarımsal amaç ve üretim artışına yapılmaması sonucunda suyu bol bölgemiz kuru tarımla idare etmekte ve kırsaldan kentlere göç hızlanmaktadır.
Dünyada ve ülkemizde suyun değerli olduğu herkesçe dile getirilse de yetkililer üreticinin salma sulamadan yağmurlama sulamaya geçişini sağlayamamıştır. Bu da çiftçiyi yoksullaştırmış, üretimi azaltmıştır. Az olan suyun da boşa gitmesine neden olmuştur. O nedenle öncelikle üreticinin yağmurlama sulamaya teşvik, ödül, ceza gibi yollarla geçmesini sağlanmalıdır.
Meriç suyunun sanayiye aktarılması gizli ve kapalı kapılar ardında olmamalıdır. Bu çalışma Trakya’daki herkesi etkileyecektir. Meriç-İpsala Ovası çeltiğin ana vatanıdır. Bu alanda çeltik dışında sulu tarıma geçilmesi zorunludur.
Trakya bir bütündür. Meriç’in suyu, Ergene’nin kirliliği, Trakya sularının ekolojik ve insani değerlendirilmesi, değerlendirilmesi Çerkezköy ve diğer sanayi bölgelerinin kirliliği, yine bu bölgede arıtma yapmayan tesislerin kirli atıklarını arıtıp Marmara Denizine deşarj yapılması, Istrancalara açılan taş ocakları, yanlış yerlere yapılan rüzgâr enerji tesisleri, İstanbul’un su ihtiyacının bir kısmının Trakya sularından sağlanması gibi tüm sorunlar hepimizi ilgilendirmektedir.
Öte yandan son yıllarda kapalı kapılar arkasında pişirilen, resmi görünürde hiç bilgi-belge olmamasına rağmen basında demeçlerden öğrendiğimiz büyük bir sorun oluşmuştur. Duyulan, okunanlardan öğrendiğimize göre Kırklareli İğneada-Kıyıköy bölgesine nükleer tesis yapılacağını biliyoruz artık. Sorulara resmi yanıt verilmemesine rağmen bakan bu tesisin Çinlilere verildiğini bile söylemektedir.
Sıralama yaparsak; 2040’lardan yansıyan duyumlardan sonra Ocak 2015’te Enerji Bakanı Ali Rıza Alaboyun, doğa katliamına neden olacak üçüncü nükleer santralı Kırklareli’nin İğneada beldesine yapmayı planladıklarını açıkladı.
Ama Ekim 2015’in Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu; İğneada’da nükleer santralle ilgili bir çalışma ve başvuru olmadığını söyledi. Elbette yanlış bilgiydi ve gizlice bir sürü görüşmeler olduğu için Trakya Platformu ve Trakya Kent Konseyleri Birliği öncülüğünde birçok kurumun desteklediği protesto eylemi 15 Kasım 2015 Pazar günü İğneada’da gerçekleştirdi. Öte yandan aynı amaçla Trakya’nın 25 belediye başkanı da ortak açıklama ile bu tesise karşı olduklarını beyan etti.
8 Kasım 2022’de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Trakya’daki nükleer santralin yer tespiti çalışmalarının devam ettiğini açıkladı.
24 Mayıs 2024’te Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Trakya’da yapımı planlanan nükleer enerji santraline yönelik Çin ile görüşmeler yürüttüklerini belirterek “Hükümetler arası anlaşmayı birkaç ay içinde sonuçlandırmak için çalışıyoruz.” dedi.
Bugün tehlike daha görünür oldu. Resmi hiçbir bilgi görünmüyor. Ancak kurumlararası yazışmalar bazen hata ile görünebiliyor. Bu gizliliği aşmanın en etkin yolu kurumların bilgi paylaşımıdır. Bölgemizin kurumları ve başkanlığını Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanının yaptığı Trakya Belediyeler Birliği’nin ortak sesi duyulmalıdır. Sesten sonra da bütçesi ile hukukçuları ile mücadeleye katılmalı ve siyasi tavrı ile de Trakya severliklerini kanıtlamalıdırlar.
Radyasyon sınır tanımadığı gibi partili de ayırmaz. Trakya bölge yaşayanları olarak bölgenin tarihi, tarımı, ticareti, kültürel ve demografik yapısı korunarak sorunsuz gelişme ve üretim artışı sağlanmak zorundadır. O nedenle bir uçta Meriç suyunu korurken diğer uçta İğneada-Kıyıköy kıyısında balık, orman ve su kaynaklarına yapılacak nükleer tesise karşı birleşmeliyiz. Hepimiz Çernobil’in etkisini gördük ve kanser ölümlerinde önlerdeyiz. Çünkü radyasyon sınır tanımıyor.
Soru ile bitirirsek; Cumartesi günü Edirne’de miting yapacak olan Özgür Özel’den bu konuda birkaç cümle etmesi önemli olur ve kendilerine oy veren Trakya halkına da moral, geleceğe yol açma olur.
AKP Edirne İl Başkanı İBA çeltik üreticisinin sorunlarını Ankara’da Tarım Bakanı’na iletmiş. Herkes cehaletimi mazur görsün ama ben de öğrenmek istiyorum; Nedir bu çeltikçilerin sorunları? Tüm Edirne’de çeltik üreticisi kaç kişidir? Bu sektörde çalışan işçi sayısı ne kadardır? Ekonomiye kazandırdıkları yanında çevreye doğaya verdikleri zarar tartışılmalı mıdır? Özellikle yer altı suları kullanılarak yapılan tarım saygıdeğer bir tarım mıdır?
Sayın İBA, Sayın Bakana, çeltikçilerin iletilen sorunları yanında anız yakılmasının ve bunların toprağa ve havaya verdikleri zararın önlenemediğini, kesilen cezaların yetersiz ve sembolik olduğunu, anız yakma döneminde bölgede müthiş bir hava kirliliği oluştuğunu, hatta oluşan duman nedeniyle İpsala-Enez karayolunda trafik kazalarının bile yaşandığını ilettiniz mi? Bilimsel olarak 3-4 yılda bir bu toprakların nadasa bırakılması gerektiği halde bırakılmayıp hoyratça kullanıldığını, bu vatan toprağının gitgide çoraklaştığını da sayın bakana duyurdunuz mu?
Bakan Bey’e; Artık çeltik tarımının, tarım olmaktan çıkıp sermaye sektörüne dönüştüğünü, nitekim hiç tarımdan anlamasam bile bir traktör ve bir işçi ile 100 dönüm araziyi rahatça, hem de oturduğum yerden işleyebileceğimin, önemli paralar kazanabileceğimin mümkün olduğunu anlattınız mı? Bu sulak ve çok değerli arazilerin planlı bir şekilde kullanılarak alternatif ve emek yoğun üretimlerle çeşitlen-dirilmesi konusunda acaba bir öneri götürdünüz mü?
Ankara’ya gitmişken 1930’lu yıllarda yürürlüğe giren “Çeltik Komisyonu oluşturulması” ile ilgili yasanın bu devirde artık hiçbir önemi kalmadığını, bu yasanın sadece devlet eliyle haraç anlamına gelebilecek para toplamaya yaradığını, toplanan bu paranın gerekli gereksiz şekilde çeltik tarımının, ya da çeltikçilerin sorunlarını çözmek yerine keyfi şekilde harcandığını, olayın takipçisi olması gereken makamlara, hatta SUS PAYI anlamında dağıtıldığını, örneğin bu para ile makam odalarının tefriş edildiği gibi olumsuzluklardan Sayın Bakanın haberdar olup olmadığını sordunuz mu?
Enez’de yaşayanlar ve turizmden beklentisi olanlar olarak bizler, birileri zengin edilirken yaşadığımız bu olumsuzluklara tepkiliyiz. Kaz Dağları ölçeğinde oksijen bolluğu olduğu bilinen havamızın, Gala ve Lagün Göllerimizin kirletilmesine, yer altı sularımızın hoyratça yok edilmesine karşıyız. SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR ÇELTİK TARIMI İÇİN kurallar konmasını bekliyoruz. Yerli ya da ithal… Fark etmez. Tüketici olarak pirincin kalitelisini, sağlıklısını ve ucuzunu yemek istiyoruz. O nedenle sorunların show yaparak, bakanla fotoğraf çektirerek, demeçler vererek çözüleceğine inanmıyor ve gülünç buluyoruz. Çözümün Ankara’dan önce yerelde aranması gerektiğini düşünüyoruz.
Bu arada, geçen yıllarda beşyüzbin dönüm arazideki anız yakanlara kesilen ve tahsil edilen idari para cezalarının ne kadar olduğu ile ilgili olarak Enez İl Genel Meclis Üyesi Salih Akar bir soru önergesi verip sonucu da kamu oyuyla paylaşacaktı. Söz vermişti.. Açıkladı da ben mi duymadım… SONUÇ: Çeltikçilerin sorununun ne olduğu önemlidir. İBA Hanım bu sorunları kamuoyuna açıklamalıdır. Ancak, öncelikle çeltiğin yarattığı sorunlar görmezden gelinmemelidir.
İnsanoğlunun en yaygın zafiyetlerinden biri de, “KOŞULLU SEVGİ,” Yarışmada, en hızlı sen mi koştun?.. Sen mi yüzdün?.. Sen mi dövdün?.. Sen mi gol attın?.. Sen mi, film de, dizi de oynadın?.. Sen mi, gösterişli meslek sahibisin?.. Sen mi, yakışıklısın?.. Sen mi para, servet, cip, mal mülk sahibisin?. SEVENİNDEN GEÇİLMEZ ORTALIK!. HESAPÇI, ÇIKARCI, KOŞULCU, İLKEL SEVGİLERDEN YIKILIYOR ORTALIK!.. Sade, sakin, mütevazi, kendi halinde, kel oğlan keleş oğlan isen kimsenin gözüne bile ilişmez, görülmez olur, “YOK” sayılır, ne saygı ne sevgi duyanın olur, ezici çoğunlukla!.. Bu satırları niye yazdım?.. Sanat sergimde, üç genç yanıma gelip, benimle tanışıp, sohbet etmek istemişlerdi!.. Tanışırken, “Ben bu eserleri, kendim için değil, sizin için yapanım” diye tanıttım kendimi. Onlar da, “Üçünün de kardeş çocukları olduklarını ve de, falanca dizide oynayan sanatçının adını söyleyerek, onunla da kardeş çocukları oldukları,” şeklinde tanıttılar, kendilerini!.. “Of!..” dedim içimden, “Koşullu sevgi kültürü içinde, SEVGİSİZ büyümek ne kötü!.. Oysa her insan BİRİCİK, başka bir EŞİ BENZERİ YOK!.. SIRF KENDİLERİ OLDUĞU İÇİN, OLDUKLARI GİBİ SEVİLMELERİ İÇİN O KADAR ÇOK SEBEP VARKİ!.. İşte bu KOŞULSUZ SEVGİYİ, KÖPEKLERDEN, KEDİLERDEN, DİĞER HAYVANLARDAN DA ÖĞRENEMEDİ GİTTİ, ŞU İNSAN-OĞLU, be kardeşim!.. O gençlere söylediğim: “Gençler, kendiniz olmanın kıymetini bilin, çok değerlisiniz hepiniz!.. Değerli olmak için, HİÇBİR KUPAYA İHTİYACINIZ YOK, İNANIN!..” “Bakın bu sergidekiler, size verilen değerin eserleri!.. Bu yaptığım resim ifadeleri, ne köşeyi dönmek için, ne de kendimi yüceltmek için değil, insanların algılarını, bakış açılarını, farkında oluşlarını yükseltmek içindir.” Diye anlatmaya çalışmıştım.
Umarım anlamışlardır!..
Kuran’ı Kerim. Sure 40/Ayet 58: Körle gören bir olmaz. İnanan ve iyi işler yapanlarla, kötülük yapan bir olmaz. Ne kadar az düşünüyorsunuz!
Avusturya’da, 14 yaşından küçük kız çocuklarının okullarda başörtüsü takmasını yasaklayan düzenleme parlamentoda büyük çoğunlukla onaylandı.
Bazı sivil toplum örgütlerinin, başörtüsü yasa tasarısına ‘ayrımcılık’ nitelemesiyle karşı çıkmaları, yasanın toplumsal ayrışmayı derinleştirebileceği uyarısı, fayda etmedi.
Başörtüsü yasağına ilişkin hükümlerin Eylül 2026’da yürürlüğe girmesi planlanıyor.
ÖVP (Avusturya Halk Partisi), SPÖ (Sosyal Demokrat Parti Avusturya), NEOS (Yeni Avusturya Partisi) tarafından Mart 2025’te kurulan koalisyon hükümetinin çoğunluk oylarıyla geçen yasaya, 2025 genel seçimlerini birinci sırada tamamlayan ancak hükümet kurması önlenen aşırı sağcı Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) de destek verdi.
Ancak FPÖ, yasağı yeterli görmeyip, tüm öğrenci, öğretmen ve okul personeline uygulanmasını talep ediyor.
Sadece Avusturya Yeşiller Partisi’nin yasağa itirazı var. Fakat çocuklara başörtüsünün yasaklanmasına değil itiraz, anayasaya aykırı bir yasanın yürürlüğe konulmasına ilişkin.
Sigrid Maurer’e (Yeşiller) göre, çocuklara başörtüsünü yasaklama fikri “kesinlikle doğru”, ancak önerilen yasa tasarısı anayasayı ihlal ediyor. Maurer, anayasaya aykırı bir yasayı “kasıtlı olarak” yürürlüğe koymanın kesinlikle kabul edilemez olduğunu belirterek, acil eylem ihtiyacını vurguladı.
Koalisyon hükümeti ise, yasanın kız çocuklarını “baskıdan korumayı” amaçladığını; Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği 2019’da ilkokullarda başörtüsünü yasaklayan yasa tasarısının yerini alan yeni kanunun bu kez anayasaya uygun olduğunu savunuyor.
Kabul edilen yasa, 14 yaşından küçük tüm kız öğrencilerin İslami geleneklere uygun olarak başı kapatan örtüler kullanmasını yasaklıyor.
Eğitim Bakanı Christoph Wiederkehr, 14 yaşına kadar kız çocuklarına başörtüsü yasağının temel haklar arasında bir denge kurmak, genç kızların kendi kaderlerini belirleyebilecekleri bir yaşam sürmelerinin sağlanması için gerektiğini söylüyor.
Entegrasyon Bakanı Claudia Plakolm’un başörtüsü yasağına bakışı ise şöyle: “Bir kıza, erkeklerin bakışından korunmak için bedenini gizlemesi gerektiği söyleniyorsa bu bir dini ritüel değil, baskıdır.”
Okullardaki başörtüsü yasağını “kız çocuklarını koruma konusunda tarihi bir adım” olarak nitelendiren Plakolm, genç kızların, dayatılan cinsiyet rollerinden uzak bir şekilde büyüyebilmeleri ve bedenlerinin örtülmesi gereken kötü bir şey olduğu öğretilmemesi gerektiğini belirterek, kız çocuklarının gelişimini engellemek isteyen herkese “sıfır tolerans” gösterileceğini açıkladı.
Hükümet ortağı ÖVP’den Nico Marchetti de, temel değerlerin dengelenmesinin hukuken hassas bir konu olduğunu; çocukların başörtüsüne getirilen yasağa yönelik, dini özgürlük ile çocuk haklarının korunması arasındaki dengenin çocuk hakları lehine ağır basması gerektiğini savundu.
Yine ÖVP’den Gödl ise, başörtüsü yasağının bir kumaş parçasıyla ilgili olmadığını, çocukların, kadınların aşağılanmasının bir sembolünü takmasının kabul edilip edilmeyeceği sorusuyla ilgili olduğunu söyledi.
SPÖ’den Oxonitsch, “Çocuk odak noktası olmalı ve zorlamaya maruz kalmamaları için her şey yapılmalıdır” dedi.
NEOS’tan Yannick Shetty, başörtüsü yasağını özgürlüğü kısıtlamakla ilgili değil, onu korumakla ilgili görüyor. Sözde ahlak polislerinin kızlara nasıl davranmaları gerektiğini dikte etmeye çalıştığını düşünenShetty, “Avusturya’da kızların bedenleri hakkında siz karar veremezsiniz; kızların kendileri karar verir” dedi.
Başörtüsü, türban ve burka dahil “tüm İslami örtünme biçimlerini” kapsayan yasa, yeni eğitim yılında yürürlüğe girecek. Yasa ihlal edildiğinde velilere 150 ile 800 euro arasında para cezası verilebilecek.
Hükümete göre, yaklaşık 12 bin kız çocuğunu etkileyecek yasa, tüm devlet okulları ve özel okulları kapsıyor, okul binası dışındaki okul etkinliklerini kapsamıyor.
Ulusal ve uluslararası hak örgütlerinden tepkiler…
Amnesty International Avusturya, “Müslüman kızlara yönelik açık bir ayrımcılık” gördüğü yasayı “Müslüman karşıtı ırkçılığın bir yansıması” şeklinde değerlendirdi, Örgüt, bu tür uygulamaların Müslümanlara yönelik önyargıları körükleyebileceğini belirtti.
Avusturya’daki Müslüman toplulukların resmi temsilcisi Avusturya İslam Cemaati (IGGÖ) yaptığı açıklamada, yasanın “toplumsal uyumu tehlikeye attığını”, “çocukları güçlendirmek yerine onları damgalıyor ve dışlıyor” ifadesine yer verdi. IGGÖ, hiçbir kız çocuğunun başörtüsü takmaya zorlanamayacağını, kendi isteğiyle başörtüsü takan kızların haklarını da savunacaklarını belirtti; Anayasa Mahkemesine başvuracaklarını duyurdu.
Kadın hakları örgütü Amazone’nun yöneticisi Angelika Atzinger, başörtüsü yasağını, “kızlara kendi bedenleri ve görünümleri ile ilgili kararların başkaları tarafından alınmasının meşru olduğu” mesajını vereceği için sakıncalı görüyor. Atzinger, başörtüsüne zorlanan bir çocuğun yasaktan değil destekten fayda göreceğini, aksi halde öğrencilerin daha da izole olacağını savunuyor.
Atzinger’in bir diğer eleştirisi, yalnızca başörtüsünün yasaklanması, diğer dini sembollerin serbest bırakılmasının yarattığı çelişkiye dair.
Bu da, Avrupa’da yükselen İslamofobiye, göçmen/yabancı karşıtlığına bir gönderme.
Dayanak noktası da, laiklik yasaları çerçevesinde 2004’te okullarda başörtüsü, sarık ve kipa gibi dini sembolleri yasaklayan Fransa’nın yanında Avusturya’nın doğrudan tek bir dini hedef alması.
Fransa, 2004’te devlet okullarında öğrencilerin herhangi bir dinsel sembol taşımalarını, kamusal alanda burka yasaklayan ilk ülkedir. Fransa’daki kamu çalışanları laiklik ilkesi sebebiyle başörtüsü takamıyor.
Dönemin Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, örtünen kişilere “Fransa’ya hoş gelmediler” diyerek tartışma yaratmıştı.
Fransa’nın ardından Belçika da, 2011’de, kamusal alanlarda yüzün tamamen örtülmesini yasakladı. Belçika Anayasa Mahkemesi, bu yasağın insan hakları ihlali olduğunu belirten temyiz davasını reddederek burka ve nikab (peçe) yasağının herhangi bir hakkı ihlal etmediğini savundu. Daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Belçika Anayasa Mahkemesinin aldığı kararı onaylayarak burka yasağının bir insan hakkı ihlali olmadığına karar verdi.
Almanya parlamentosu Nisan 2017’de, kamu çalışanlarının burka giymesini yasaklayan kanun tasarısını onayladı. Almanya’nın 16 eyaletinde öğretmenlerin başörtüsü takması, Bavyera bölgesinde, 2017’den beri tüm kamu binalarında, okullarda ve üniversitelerde burka gibi kıyafetlerle yüzün tamamen kapatılması yasak.
Avrupa’da birçok ülkede “örtünme yasağı” var, yüzü kapatan burka/peçe gibi kıyafetlerin yanı sıra maske ve motosiklet kaskının da kamusal alanda taşınmasına izin yok.
Fransa’da 2004’te her türden dini kıyafetin okullarda giyilmesi yasağına, 14 yaş altı kız çocuklarına okullarda başörtüsü/türban yasağı koyarak eşlik eden ülke Avusturya oldu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefini yeniden dillendirmesi, “AB üyeliği stratejik önceliğimizdir” beyanı, Avrupa ülkelerinde yaygınlaşan “örtünme yasağı” çerçevesinde ne ifade ediyor?
Yıllardır AB’nin bekleme odasına hapsedilmiş bir ülke için etkili ifadeler, retorik çare midir?
Her şeyden önce, sosyokültürel açıdan farklılıklar/zorluklar nelerdir?
Saraçlar Caddesi büyük bir restorasyonla değişim yaşıyor ve turizm anlamında geleceğe umutla yürüyor.
Aşağıda anlatılan tümüyle gerçeklere dayanan Saraçlar Caddesi’nde tescilli bir yapıda yaşananlara aittir:
“Tarihi yapılara karşı büyük ilgim vardır. Elimdeki bütün imkanları zorlayarak 2003 yılında bu binayı aldığımda binanın sadece duvarları ve kolonları sağlamdı.
Elimde tapu ve binanın fotolarıyla birlikte Anıtlar Kurulu’nun Kaleiçi’ndeki binasına gittim. Çalışanlar önce binanın tescilli yapı olmadığını söylediler. Israrlarım üzerine alt kattan depodan bina ile ilgili dosyayı çıkardıklarında binanın tescillenmesi çalışmalarına başlandığını, binanın tescilli sayılması gerektiğini belirttiler bana. Benim de amacım bu tarihi binanın tescillenmesini sağlamaktı zaten. Yıkılmakta olan tarihi binasının tescillenmesini isteyen bu ülkede ilk kişi sanırım ben olmuşumdur ki bununla da gurur duyarım.
5 yıl kira almamak şartıyla kiracım binayı Anıtlar Kurulu’ndan gerekli izinleri alarak projesini çıkartarak kurulun denetimlerinde restorasyonu tamamladı.
18 yıl boyunca kirada kalan bu yapının her birkaç yılda bir Edirne Belediyesi’nden “Basit onarım” belgesi alarak dökülen dış sıvalar ve boyaları kapatmak için izin alarak binamızın dışının bakımını ve boyasını yaptırdım.
2023 yılında kiracımızın karşılıklı anlaşarak ayrılması ve binayı boşaltması üzerine ne yapabilirimi düşünmeye başladım. Kapsamlı bir restorasyonu göze alamazdım, buna ne bütçem yeterdi, ne de zamanım vardı. Yine Edirne Belediyesi’ne baş vurarak basit onarımda neler yapabileceğimizi görüştük. İç dış sıva ve tamiri boya, ahşapların tamiri ve boyası, çatının tamirini yapabileceğimizi öğrenince kolları sıvadık ve kendi imkanlarımla ve bütçemle bu onarımı bitirdim. Orijinal sarı rengiyle binamızın tamiri bitmiş oldu ve çok da güzel oldu.
Binamız bitip de çalışmaya başladığımızın üzerinden birkaç ay geçmişti ki Edirne Valiliği’nden bir çağrı geldi. Bütün Saraçlar Caddesi’nde mülk sahiplerine gelmiş olan çağrıydı bu, gittik görüştük.
Saraçlar Caddesi’nin boydan boya aynı renk ile boyanacağı belirtildi. Ben zaten yeni bitirmiştim bu işleri, tamirlerini de yapmıştım.
İmzalamadan önce ofiste Röleve ve Anıtlar Kurulu ile ayrıntılı olarak neler yapılacağı üzerine konuştuk. Görevliler ekranda görsel olarak ve basılı evraktaki görseller üzerinden binalarda yeni renkleri ön cephelerinde yapacakları uygulamaları, değişiklikleri, ahşap kapı ve pencerelerin, tentelerin değişeceğini ayrıntılı olarak açıkladılar. Ve amaçlarını şöyle açıkladılar;
‘Proje kapsamında, yapıların cephelerine sonradan eklenen kaplamalar kaldırılacak, pencere doğramaları yenilenecek ve eski dükkan doğramaları ahşapla değiştirilecek. Tabelalar belli bir düzende açılacak. Sokakta görsel kirlilik oluşturan klima, anten ve elektrik kabloları gibi unsurlar, çatıya veya arka cepheye taşınacak.’
Benim üzerinde durduğum en önemli konu binamın 22 yıllık ahşap malzemeleriydi. Kapılar ve pencereler yani. Anıtlar Kurulu’ndan izin almadığım, basit onarıma da girmediği için ahşap kapı ve pencerelerimi değiştirememiştim.
Röleve ve Anıtlar Kurulu görevlisi bütün Saraçlar Caddesi’nde olduğu gibi benim binamın da kapı ve pencerelerinin değişeceğini özellikle vurguladı. Öneriye olumlu yanıt verdim. Madem ki Saraçlar Caddesi değer kazanacak, Edirne turizmine katkı yapılacak; burada benim de olumlu bir katkı vermem gerekiyordu, imzaladım belgeyi.
Ve Saraçlar Caddesi’nde bildiğimiz restorasyon başladı. Caddenin en üstünden aşağı doğru inerek, aylarca süren güzel bir çalışma bütün hızıyla ve donanımlı teknik ekibiyle Saraçlar Caddesi tarihinin en büyük restorasyonunu geçirmeye başladı.
Binamızın dış girişinde iki yanında kolonlar ortaya çıkarıldı tırtıklama çalışması yapılarak. Harika bir görünüm aldı tarihi binamız bu kolonların ortaya çıkışıyla.
Üst katta duvarları incelerken bir farklılık bulmuş restorasyon uzmanları:
‘Burada bir farklılık var, sonradan yapılmış bu duvar, buranın eski fotolarını bulmalıyız, görüp orijinal haline getirmek istiyoruz’ denince Edirne’nin Yerel Tarih’e gönül vermiş dostlarımdan yardım istedim. Aynı içerikte iki ayrı ileti aldım. Yunanistan’da 2 Eylül 2018 yılında yayınlanan bir makaledeki fotoğrafta binamızın 103 yıl önceki hali net bir şekilde görünüyordu.
Bu fotoyu ilettik ve bunun üzerine yan cephemize iskele kurularak çalışma başladı. Orada sonraki yıllarda yapılan duvar kaldırıldı ve ahşap bir çerçeve oraya konuldu.
Yan tarafın üst katının ahşap pencerelerini yenileriyle değiştirdiler alt katta tek çerçeve kaldı orasını değiştirmediler. Geldik ön tarafa, geçtiğimiz günlerde alt katın komple ön tarafındaki kapı ve pencereleri bir günde yenileriyle değiştirdiler. Sıra geldi üst kata, sorduk teknik ekibe; ‘Bizim orada bir çalışmamız yok’ yanıtını alınca doğru muhatabımız Röleve ve Anıtlar Kurulu’na giderek durumu anlattım ve aldığım yanıt şu oldu;
‘Bütçemiz el vermiyor.’
Bu ne şimdi; ‘Türk işi’ mi?
Ve buradan Edirne Valisi Sayın Yunus Sezer’e bunu açık bir mektup olarak gönderiyorum ve soruyorum:
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına verdiği sözün arkasında duracak mı?”