Kategori arşivi: Yazarlar

ÇOĞUNLUK RAĞBETİ

Bakıyoruz, dünya çoğunluğu sapakları tercih etmekte. Emperyalizm de bunlardan en semirmiş, güçlenmiş olanı!..
Emperyalizm nasıl bir yoldur?.. Dünya insanlığına, dünya doğası ve tabiat valıklarına, KÂR, TALAN gözüyle bakan bir anlayışın yönetimidir. Maddi zenginliği ve fiziki gücü elde etmek için, her türlü, hileye, yıkıma, fitne ve fesada başvurmaktan çekinmez.
Dünyada, cümle HALK EDİLMİŞLERİN yaşam haklarını, hiçe sayarlar hatta soylarını süratle katletmekten çekinmezler!..
Dünya doğası, tabiat varlıkları, insanlar, onlar için sömürülüp, kâr edilecek ARAÇLARDAN ibarettir. Daha büyük araba, daha fazla ev, eşya, servet, heves ve egolarının peşindeki çoğunluk için çok zor gözüküyor, değil mi?..
HEVESLER, DOLARI BOYNUNA DOLAYINCA YANDIN!..

TERCİH VE CÜMLE ALEME VERİLEN ZARARLARIN KAÇINILMAZ SONUÇLARI BİZDE!.. Rabbimiz Kuran’da onlarca ayet de açık açık bildirmiş, çocuk okusa anlar!..

Kuran’ı Kerim. Sure 11/Ayet 15:
Kim dünya keyfini, ziynet ve debdebesini isterse, onlara dünyada amellerini tamamen veririz. Onlar burada noksan görmezler.
11/16: Bunlar o kimselerdir ki, Ahrette kendilerine ateşten başka bir şey yoktur. Yaptıkları ameller boşa gitmiştir. Zaten bütün yapmış oldukları şeyler boştur.

BİRAZ RAHATLARIZ

Gün doğuyor sabah oluyor, gün batıyor akşam oluyor; buna ‘yaşam süreci’ deniyor. Bu arada dünyaya gelenler, dünyadan gidenler, ne yapabilirsin hiç bir şey. Bu bir tabiat olayı. Tabiat olaylarına karşı konulamaz, çünkü dünyanın düzeni böyle.

İnsanoğlu dünyaya gelir, diğer canlılar gibi yaşamak için. Yaşam nedir; biraz sevinç, biraz keder. Bunları bazen biz yaratırız, bazen de elimizde olmayan tesadüfler. Hayat çizgimiz yalnız bize bağlı değildir, aklımızda olmayan nedenlerle de çizilir. Bunlar iç ve dış politika, savaşlar, tabiat olayları daha bir çok nedenler. Bunların bazen üstesinden geliriz, bazen de gerçeği kabul ederiz. Boşuna dememişler — Duvarı nem yıkar, insanı gam yıkar — Yani üzüntü uzun yaşamak istiyorsak mümkün olduğu kadar gamdan uzak olmalıyız. Nasıl olacak bu?

Dert biter mi, biri bitse diğeri başlar. Birde müşterek dertlerimiz vardır, bu dertlerin en önemlisi geçim sıkıntısı. Gider gelirden fazla olduğunda geçim sıkıntısı başlar. Bu sorun çoğunluğumuzun derdidir. Çare, geliri arttırmak, ürünü çoğaltmak, paramızın değerini yükseltmek. Bu sorun tuzu kuru olanlar için problem değildir ama orta tabaka ve alt tabaka için en büyük sorundur. Hal çaresi, en iyi çare paramızın değerini yükseltmek. Bu kolay bir konu değil, nasıl olacak?

Dünyada tek devlet biz değiliz, başkaları da var. Bir bölgede olan olaylar diğer devletleri de etkiliyor. Dünya piyasası diye bir şey var. Ekonominin en etkili unsuru bu piyasada olanlar herkesi etkiliyor. Ekonomide arz-talep diye bir sistem var, ürün ne kadar az olursa fiyatı pahalı olur, ne kadar bol olursa fiyatı düşük olur. İşte bizi zorlayan budur. Sanayide üretim bolluğu imalata bağlıdır, tarımda ürün bolluğu hava şartlarına bağlıdır. Boşuna dememişler, çiftçilik dünyanın en büyük kumarıdır. Bu kış devresinde sebze 120 TL sından aşağı olmadı. Kışı atlattık, pahalı sera ürünlerinden kurtulduk, artık yaza giriyoruz, tarla ürünü sebzeler yetişiyor, fiyatlar normale dönmeye başladı. Domates, biber, patlıcan ucuzluyor, meyvelerde öyle. Geçen sene bol kiraz yiyemedik, bu sene kiraz bol, kayısı 50 TL sına indi. Bakalım üzüm, kavun, karpuz nasıl olacak. Tarla ürünleri buğday, mısır, diğerleri nasıl olacak. İyi yağmurlar yağdı, kış yüzü pek görmedik. Hayırlı olur inşallah.

Hayat pahalılığının bir ifadesi de aylık ve yıllık enflasyon rakamı oluyor. Mayıs ayı aylık enflasyonu 1,7, yıllık enflasyon 33,2. Aylıkta sevindirici bir rakam. Haziran, Temmuz, Ağustos ayları bolluk ayları, bakalım enflasyon ne olacak? Enflasyona sebep birazda hükümetin güttüğü politika; enflasyon kadar ücretlere zam yapmak. Ne kadar zam yaparsan fiyatlar o kadar artıyor, bu da enflasyonu doğuruyor. Bütün mesele fiyatları dizginlemek, nasıl olacak bu. Halkın elzem gıda ürünlerine narh uygulamak. Nasıl ekmeğe narh uygulanıyor, bazı ürünlere kontrollü fiyat uygulamak. Bırakın oto fiyatları, ev fiyatları, beş yıldızlı otel fiyatları serbest olsun ama halkın elzem gıda, kiralar kontrollü olsun yani kontrollü bir serbest ekonomi uygulayalım. Artık kış bitti, yaz mevsimine giriyoruz. Tarla ürünleri yetişecek, lezzetsiz sera ürünlerinden kurtulacağız. Bolluk olur inşallah, fiyatlarda düşer, bizde BİRAZ RAHATLARIZ…

HORTUM DA…

İcatların bol olduğu bu yüzyılda, öyle bir tabloya geldi ki insanlık, “Vay canına!..” dedirtiyor.
Bu yüzyılın sonunda, ancak fark edebildik ki, “Serbest dolaşma hakkını ve gösterişe dayalı, ihtiyaçtan çok fazla harcayıp, mal, mülk edinmeyi “ÖZGÜRLÜK” sanmışız!..
Aslında, “Gösteriş heveslerine dayalı, ihyaçtan fazla, aşırı mal mülk edinip kullanmak,” “Şeytanın yeryüzü temsilcilerinin, tasmasını boynumuza seve seve takmak mış!..”
Gerçekten de, ihtiyaçtan fazlası, yani lüks tüketim, sömürgecilerin HORTUMU olmuyor mu?..
Gece, gündüz çalış, Lüks arabanın, evin, yazlığın, giysinin, eşyanın, vs..bedelini, gün be gün, ay be ay öde, de öde!..
Pek iyi de bu, gösterişe dayalı, aşırı israfa ödenen paralar nereye gidiyor?..
Lüks üretim şirketlerinin kasalarına doluyor.
Çevremize bir bakalım, günümüz insanlarının bir çoğu, boyunlarında, gösterişe dayalı, “TASMALI HORTUMLARLA” gece gücüz çalışıp, birilerinin kasalarınını doldurmakla harcanmaktalar!..
Ve de, harcama güçleriyle, kendilerini özgür sanırlar!..
Dünya.. dünya… AKIL, MANTIK, İNANÇLI BİLİM DEVREDE OLMAYINCA, HEVESLERİN TASMASINDA Kİ KÖLELERİ SÖMÜREN, HORTUMCULARIN dünyası!..

Zorla değil ki, “Sen nasıl istersen!..”

Kuran’ı Kerim. Sure 15/ayet 36,37,38,39,40:
İblis dedi ki: “Yâ Rab! Kabirlerinden kalkacakları güne kadar bana mühlet ver. *Allah buyurdu ki, “Sen mühlet veirlenlerdensin” *Allah katında bilinen vakte kadar…”
*İblis dedi ki: “Ya Rab! Beni azgın kıldığın hakkı için ben de onlara yeryüzünde fenalığı hoş göstereceğim, hepsini de azdıracağım. Ancak içlerinden ihlasa sahip müminle müstesna.”

Şöyle Topluca Bir Bakalım

Tüm şu aşırı heyecanlı 3. Dünya Savaşı çıkacak laflarını bir kenara koyunca geriye bir şey kalıyor; o da güç dengesi. Bazen hayretle yahu bu temel kavramı bilmeyip de bu hususlarda konuşan olabilir mi diye izlediğimi de itiraf etmek istiyorum.

Suriye olayı, ardından İsrail’in saldırıları ve İran meselesi birlikte okunduğunda meşhur komplo teoristleri için de mümbit bir arazi oluşmuş durumda. Açıklama basit; birileri düğmeye bastı. Sonuç olarak bu çevre için açıklama oldukça basit; bir yerde silahlar mı patlıyor hemen bahsedin 3. Dünya Savaşı çıkacak. Önermenizi böylece oluşturdunuz. Peki ya izahat? Yahu sorulur mu o daha kolay; birileri düğmeye bastı. Bu minvalde açıklamalar bu alanın bilimsel faaliyetiyle uğraşan her birey için hicap duyulması gereken bir durumu ortaya koyuyor.

Gelin şöyle topluca bir bakalım… Önce Suriye olayı… Suriye’de Esad Rejimi iktidardayken Rusya Federasyonu ve İran İslam Cumhuriyeti’nin çok önemli bir güç kapasitesi vardı bölgede. Bu ifadeyi şöyle netleştireyim; olayların henüz erken bir döneminde 2012’de dönemin ABD Devlet Sekreteri Clinton, Suriye’ye etki edebilecek seviyede bir diplomatik ilişkilerinin olmadığını bu etki girişimlerini bölgesel müttefikleri aracılığıyla gerçekleştirdiklerini ifade etmişti ABC News’a.

Bu ifadeden bir yıl sonra 2013’ün Mayıs ayında Esad’ın devrileceğini ancak bu durumun ABD ve bölgedeki müttefiklerinin desteklediği muhalif grupların organizasyonu ile gerçekleşeceğini belirtmiştim. Muhalifler Esad rejimini yıprattı, Rusya Federasyonu Ukrayna cephesine yoğunlaşmak zorunda kalınca Suriye desteğini eskisi gibi gerçekleştiremedi, İran’ın takati anlatıldığı seviyede olmadığı gibi Rusya Federasyonu ile de ihtilaflar söz konusuydu ve muhalifler Esad’ı devirdi. Bu muhaliflerin içinden ABD ile en uzak olan ise iktidara oturdu. Peki sonra ne oldu? O da ABD ile masaya oturdu… Neden çünkü geniş askeri kapasite ile desteklenen geniş ekonomik kapasite uluslararası politikanın sistemik seviyesinde yönlendiricidir. Yani düğmeler yok, kapasite var.

Suriye’nin dönüşümü ve Battı İttifakına yakınlaşması Rusya Federasyonu ve İran İslam Cumhuriyeti için bir kırılma noktası oldu. Zira Rusya Federasyonu bir yandan Ukrayna işgali ile önemli bir seviyede insan ve ekonomik kaynak kaybıyla uğraşırken öte yandan da Akdeniz’deki stratejik varlığını tehlikeye soktu. Fatura İran İslam Cumhuriyeti için daha yüksekti…

Zira bizim medyamızda sarsılmaz ittifak gibi anlatılan Rusya Federasyonu, İran İslam Cumhuriyeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti ittifakı pamuk ipliğine bağlıydı ve bunu defaatle aktardım. Bu ittifak içinde Rusya Federasyonu ve İran İslam Cumhuriyeti arasında mühim gerginlik noktaları vardı. İşte bu durum yıllarca ambargolarla ekonomisi zayıflamış ve toplumsal zafiyet altında olan İran İslam Cumhuriyeti için güç sanrısının politize edilebilme alanının yani Suriye’nin imkan alanı dışına çıkmasıyla daha belirginleşti.

Bu süreçte zayıflayan İran’a kısıtlı saldırılar düzenlendi. Elbette bu kısıtlı saldırılar kısıtlı saldırı, ABD başkanlarının Kongre onayı olmadan askeri gücü hangi seviyede ne süre ile kullanabileceği gibi temel parametreler dikkate alınmadan değerlendirildiği için 3. Dünya Savaşı çıkacak zannedilen bir halde sunuldu. Elbette 3. Dünya Savaşı değil güç dengesinin ABD ve müttefikleri lehinde konfigürasyonuydu. Bu konfigürasyonun ABD ve müttefiklerinin lehinde oluşabilmesi için de kısıtlı güç kullanımı uluslararası politikada her daim rastlanan bir husustur. Bir başka deyişle çatapat tabancası patlasa 3. Dünya Savaşı çıkacak diyenler analizi doğru yap(a)mamaktadır.

Neticede Suriye’nin ABD liderliğinde devam eden uluslararası ekonomi politik kuralların uygulayıcısı olarak dönüşmesi ABD ve müttefiklerinin çeşitli gerilimler ve tartışmalar gerçekleşse dahi Rusya Federasyonu ve İran İslam Cumhuriyeti’nin kısıtlanması Çin Halk Cumhuriyeti’nin ise ABD ile yarışmacı işbirliği seviyesinin iş birliği kısmının artışı ile devam ettiği açıktır. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…

VAR AMA…

15 asırdır, insanlığın ortak kutsal kitabında yazıyor, “Kölelik, yasaktır” diye. 
Ancak kölecilerin ve de hatta kölelerin bile bu İLÂHİ EMRE uymadıkları görülüyor!..
Asırlardır besbellidir, dünyanın İNKÂRCI, sömürgecilerin niyetleri!
İnsanları, hayvanları, bitkileri, doğayı, suları, toprağı, havayı sömürerek mahvetmek ve kasalarına altın istiflemek!..
Ayrıca zararlı alışkanlıklar da bir çeşit köleliktir. Pekiyi de sömürenler hatalı da SÖMÜRÜLENLER HATASIZ MI?..
Sömüren bir, sömürülen milyonlar!..
Bu milyonların akılları nereye takılı kalmış acaba?..
Çok çok, mazlum coğrafyaları saymazsak, bence asıl sorun sömürülmeye razı olanlarda!..
Mübareklerin, sömürenlerin de, kölelerin de, pozitif beyinden, dosdoğru inançtan, dünyadan, tarihi gerçeklerden haberleri yok mu?..
Var ama işlerine mi gelmiyor!..
Ne günlere geldik ya!..
“Köleliğe hayır!..” desek, önce köleler kızar bize!..
Allah beyin vermiş, kitaplarla peygamberler vermiş, bilim, sanatla da vermiş de vermiş!..
Bu gerçeklere rağmen, SÖMÜREN DE, SÖMÜRÜLEN DE AYNI KEFEDEDİR BİLİNE!..
Kendilerine verilen mühlet nereye kadar acaba?..

HERKES GÖRÜR, MUTLAKA!..

Kuran’ı Kerim. Sure 11/Ayet 111:
Şüphesiz, Rabbin onların amellerinin karşılığını tam olarak verecektir. Çünkü Rabbin onların yapmakta olduklarından haberdardır.

365 GÜN ÇEVRE

Bir çevre günü daha geçti. Birçok yerde anlamlı toplantılar yapıldığı gibi anlamsız, iş olsun babında etkinlikler de yapıldı. Ben Edirne Kent Konseyi Yürütme Kurulu’ndan arkadaşlarla Çerkezköy’de idik. İklim Krizi teması ile yapılan TKKB toplantısına katıldık. Haberi yerel gazetelerden okumuşsunuzdur.

Çevre Günü “Senede Bir Gün” değil 365 gündür. Çevreyi, doğayı koruma her an, her davranışımızda, yaşamımızda, kültürümüzde olması gereken bir hal ve gidiş durumudur.

Dünyamızın geleceğine dair korkularımız, kuşkularımız varsa da umutlu olmamızı sağlayan kararlar ve örgütlenmeler de var. Vaysal Köyü’nü duymayan kalmadı. Su ve orman kaynağı olan bu yöreye onlarca yıldır saldıran sermaye, arkasına aldığı idareciler ile taş ve maden ocakları peşindeler. Sanırım üç kez yapılan girişimleri her seferinde halkın ve hukukun duvarından döndü. Önceki gün bir kez daha aynı akıbete uğrayan şirket bakalım devamında ne yapacak?

Keşan’dan da olumlu iki haber geldi. Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü’nün Karlıköy’de açmak istediği taş ocağına verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararını Edirne İdare Mahkemesi iptal etti.

DSİ 11. Bölge Müdürlüğü projesinde de taş ocağının kapasite artışına halkın büyük tepkisi ve Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü projenin orman varlığına vereceği zararları görerek projeye “uygun görüş” vermemesi sonucunda bu proje de iptal edildi.

Merkeze bağlı Karayusuf Köyü’nde de özel bir şirket tarafından yapılması planlanan Güneş Enerji Santrali (GES) ve Elektrik Depolama Tesisi (EDT) Projesi de itirazlar sonunda Bakanlıkça iptal edildi.

Benzeri yüzlerce durum sayabiliriz. Sahi kamu adına görev yapan kurumlar neden var? Akbelen’de simge olan yaşlı insanların görsellerinde sorduğu gibi; “Kimdir Devlet?”

Mahkeme süreçlerinde bilirkişi heyetinin yaptığı incelemeler, bölge ekosistemine verilecek zararın “geri dönüşü mümkün olmayan” boyutta olduğunu bilimsel olarak tescil ediyor. Kamu adına görev yapanlar da bunu biliyor.

Bir şirket iş yapma talebini Valiliğe verdiğinde; eldeki mevzuatlar, kamu yararı ve doğaya verdiği zarar düşünülerek işverenin talebi reddedilse olmaz mı? Olması gereken; toplum çıkarını savunacağını vaat ederek oy alan siyasetçiler ve yurttaşların vergisinden maaş alan kamu görevlileri etkili güçlerin değil de kamunun yanında dursalar olmaz mı? Çünkü biliyoruz ki idareciler kamuyu ve doğa çıkarını kılavuz edinmekle yükümlüdürler.

Çerkezköy’de de gördük; Kıyıköy sahiline nükleer niye düşünülür ki? Bu karar gerçekleşirse sadece Trakya değil, İstanbul ve tüm Marmara Bölgesi ve de ülke olarak karşı olmak gerektiğinde birleştik. Bizim dışımızda Bulgaristan ve Romanya başta olmak üzere Karadeniz ülkelerinin de Bükreş Anlaşması gereğince itiraz edebilecekleri bir durum. Tüm bunlardan sonra Trakya’da nükleer santral gündemden düşmeli akla göre. Ama!

Mevzuatlara, akla, bilime, hukuka ve doğaya aykırı bu tür girişimler iklim krizinin sebebi değil mi? Biz insanlığın, özellikle sermayenin yarattığı bu krizi sürdürülebilir duruma getirmek ve doğayı kendi normal değişimine bırakmak için yapılması gerekenler belli.Pazartesi günü Bülent Ayan’ın örneklediği gibi önemli olan doğaya bakış açısı. Istrancalar’ın bizim tarafı ile Bulgaristan tarafı neden farklı? Çünkü bakış açılarımız uymuyor. Onlar doğayı ve canları, biz sermayeyi düşünüyoruz. Arnavutluk halkını duydunuz mu? Bir adayı yüklü meblağ ile turizm adası olması için Trump’un oğluna vermek istiyor hükümet. Halk sokaklarda ve satış istemiyor.

Birilerinin doğayı ve insanı sömüren, geleceği tehdit eden ve iklim krizine neden olan girişimlerine karşı hepimiz Kent Konseyi veya ilgili örgütler içinde mücadele etmeliyiz. Ana kirletici iktidar destekli sermaye olsa da zararı hepimiz görüyoruz.

Çerkezköy’de Edirne Kent Konseyi Başkanı Özer Demir, kente ve doğaya yapılan müdahalelere karşı kentimizde neler yaptığımızı detaylı olarak anlattı. Gördük ki en akli etkinlikleri, hukuki mücadeleleri EKK yapıyor. Övünmek değil ama gerçeği de bilmek gerekiyor.

Bir çevre günü daha geçti. Bir yıl sonraki çevre gününe kadar yani 364 gününüz çevre, ekoloji ve doğayı koruyan yurttaş olma mücadelesi ile dolsun…

DÜNYA VAADİ

“Dünyaya niçin geldik?..” sorusunu kendimize sormak, aklımıza gelse de acaba cevabını doğru mu düşünürüz; çoğunlukla kurulu hayat düzenine uydurulup, yaşar gideriz. Ama o muhteşem biricik ömrümüzü ne kadar doğru yaşarız acaba?..
Kuran’da her sorumun temel cevanı bulduğumu hatırladım.
Hemen Rabbim bu konuda bizi nasıl bilgilendirmiş, diye ayetlere baş vurdum!..
Yazarı, Yüce Yaratan’ımız olan, Kuran’ı Kerim ayetleri şöyle bir geldi, geçti gözümün önünden.
“Tabi ki, bu sorunun da cevabı verilmiş, şükür” diye, içimden bir “OH!..” çektim.
Şöyle, daha kolay ve etkili anlaşılır bir yorumla anlatayım:
Rabbimiz, Kuran’da,
“Sana hiçbir zaman, gül bahçesinde keyif yapmanı vaadetmedim!”
“Hiçbir zaman dünyada kusursuz bir adalet vaadetmedim!”
“ Hiçbir zaman, huzur ya da mutluluk da vaadetmedim.”
“Sana ancak, dünyada, fayda, hak ve adalet uğrunda SAVAŞMA seçim özgürlüğünde, zafere kavuşmanda, yar ve yardımcı olabilirim!”
“Dünya da sana sunduğum tek gerçeklik, NEGATİFLİKLERE KARŞI, POZİTİFLİKLE MÜCADELE ETMEN, BİRLİKTE SAVAŞMAMIZ!..
Kuran’da ki bir çok ayeti böyle, özetle yorumlayıp sundum. Çünkü, Allah şeytanı yaratmış; şeytan insanları perişan, rezil edip, sonlarını getireceğine dair Allah’a söz vermiş!..
Şeytanla sınandığımız, şeytanın daima açığımız kolladığı, gevşeklik gösterildiğinde, şaşar beşer, inanç zafiyeti içine olan insanı, kolayca ayartıp, kandıracağı bildirilip, uyarılmışız!..
ŞEYTANIN AYARTMALARINA KANAN ÇOĞUNLUĞUN DÜNYASINDA GEL DE KEYİF YAP HİÇ OLUR MU?..
Hak, adalet, özgürlükler, masumluklar çoğunlukla ezilirken, kötülüklerle, zalimlerle, eğitimle, inanaçla, bilimle, sanatla, gerekirse silahla, DÜNYADA SAVAŞMAKTAN BAŞKA YOL VAR MI?..
Dünya tüm canlıların “YAŞAM SAVAŞI” verdiği yer değil mi?..

O zaman, dünyada olma sebebimize göre, masumlar için savaşıp, ahret de vazifemizi yapmış olarak buluşmak var!.. (Herkes elinden geldiğince)

Kuran’ı Kerim. Sure 8/Ayet 38, 39:
O küfür edenlere de ki: “Şirkten vazgeçerlerse, geçmiş günahlarını bağışlarız. Yok yine, küfre, şirke dönerlerse, muhakkak, kendilerinden önceki ümmetler hakkında tatbik edilen, ilâhi kanun, bunlar hakkında da tatbik edilecektir.
Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar, onlarla savaşın! Eğer vaz geçerlerse Allah yaptıklarını görmektedir.

Eğer islamdan yüz çevirir de vazgeçmezlerse, bilin ki Allah, Mevlânızdır. O, ne güzel Mevlâ, ne güzel yardımcıdır.

Bir yorumla da…..
FİTNE: Cümle alemin kötülüğüne dair her davranış.
İSLAM: “Allah için” Cümle alemin faydasına çalışan, inançlı kişi.
ALLAH’IN DİNİ: Cümle aleme, fayda için, çıkarsız, “Allah için” mücadele yolu.

 KONUKLARINIZIN SESİ 394

             TV haberlerinin, internetteki videoların ana konusu ne? Mutlak butlan. Bu, bir bölge idare mahkemesi kararı. Nedeni hukuki desek bile sonucu siyasi: Ana muhalefet partisi ikiye bölündü. ‘CHP genel müdürü’, ‘CHP’nin seçilmiş başkanı’ deneyimlerini benimsemesek bile ortaya çıkan durum şu: Örgütü yok sayılan ve örgütlenmeye çalışan iki ana muhalefet partisi var. Bu önemli bir siyasi olay. Parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçişimiz gibi.

            Genel akıma kapılmadan, mevcut sloganlara yenilerini eklemeye, bu siyasi olayların içinde olanlara akıl vermeye çalışmadan genel bir bakış sunmak istiyoruz.

             Siyasette temel ilke, siyaset, ekonomik yapının uygulama örgütlenmesi. Ülkemizde bugün ekonomik yapı ne? Uluslar arası emperyalist ekonomik yapıya bağımlı ikinci sınıf bir kapitalizm. Bu ilkeyi, bugünkü siyasi yapımızı irdeleyerek somutlaştıralım.

            Bugün yönetim sistemimiz ne? Başkanlık sistemi. Siyaset, ‘kanun hükmünde kararname’lerle yönetiliyor. (Siz isterseniz bunu ‘tek adam rejimi’ diye adlandırın). Hukuksal yapıyı bile oluşturma gücü bile başkanda. Pekiyi Cumhurbaşkanımız her kararı alabilir mi? Örneğin, “NATO’dan çıkıyoruz.” veya Sosyalizme geçiyoruz.” … diyebilir mi? Amerikalı rahibi bile tutabildi mi? Parlamenter sistemde, “Tüm partilerin oluşturduğu meclis ‘kanun’ çıkararak siyaseti belirliyor.” Meclis veya partiler bağımsız mı? Örneğin söz konusu kararları meclis alabilir mi? Pekiyi neden mutlak butlan? İkinci sınıf kapitalizmde genel üretimin değeri düşük olduğundan, tutulduğundan paylaşım halkı, gerçek üreticiyi, Atatürk’ün terimiyle ‘unsuru asli’ yi çok zorluyor; halkın tepkisi yükseliyor, bu tepki öncüler üretiyor… Bunun önlenmesi gerekli. Mutlak butlan böyle bir çaba…

           Ekonomik yapımızı, dışa bağımlı ikinci sınıf kapitalizmi değiştirmeyi bugün hedef alamayız. Çünkü halkımız henüz bu ekonomik sistem içinde de kendini kurtarma savaşını sürdürebiliyor. Bu dönem ‘devrimci coşku, devrimci atılım’ değil, ‘devrimci sabır’ dönemi. Gerçek üretici halkımız, acı çeke çeke ‘sistem değişimi ideali’ne ulaşmadıkça muhalefet partilerinin, başkanlık sistemi gibi, mutlak butlan gibi sürprizlerle karşılaşması, yani yönetimin veya bu yönetimi destekleyen güçlerin yeni savunma çareleri bulması doğal. ‘Tek çözüm sosyalizm’ diyen ama bunu tembelce, aydınlar çemberinin içinde yapan partilerimizin de cılız kalması bunun kanıtı.

                                                                                                                                      Sağlıcakla,   

ENEZ’DE KANALİZASYON SORUNU NASIL ÇÖZÜLÜR?

Şu anda Enez lağım atıklarının bir bölümü sahildeki arıtma tesislerinden bir yandan denize bir yandan da ormana akıtılıyor…

Geçen yıllarda eski belediye personeli olan Osman Gülcan’dan edindiğim bilgiye göre şehir merkezinin lağım atıklarının bir bölümü de lagün göllerine salıverilmiş… Geri kalanının ise Meriç Nehri’ne arıtılmadan boşaltıldığını zaten herkes biliyor ve biz buralarda tutulan balıkları da afiyetle yiyoruz.

***

Bu sorunlu kanalizasyon sisteminin inşa edildiği dönemlerde Enez’den uzaklardaydım. Sonrasında bu süreçle ilgili bazı hikayeler dinledim.. Rezaletin en büyük ve baş sorumlusu elbette İller Bankası müteahitleri, denetçileri. Her şeyden önce öngörülen arıtma tesisi 20 bin kişilik ve çok yetersiz…

Halbuki o yıllarda zaten yazlık nüfus 20 bin kişiyi çoktan aşmış olmalıdır. Yanı bugünkü arıtma 40 yıl sonrası bir öngörü ile olması gereken kapasitenin çok altında bir tesis… Derin deşarj kanalının olmayışı ile de yaz boyunca denizin kirliliği ve sahilin kokusu insanları Enez’den kaçırmak için çok önemli bir neden…

***

Ayrıca şehir içinde çok düşük olan kod farkı nedeniyle artık sadece benim evimin önünde değil başka yerlerde de lağım taşkınları koku ve çevre sağlığı sorunları üretiyor. Aslında projesinde olduğu gibi tüm kanalizasyon atıklarının derlenip, toparlanıp sahildeki arıtma tesisine ulaştırılması da bu kod farkı nedeniyle mümkün olmuyor. Bu akıntıyı sağlaması gereken terfi istasyonları ya kifayetsiz ya bakımsız…

Kurnaz müteahitler, zamanın yetkili ve görevlileri o nedenle, çözümü kanalizasyon atıklarını lagün göllerine ve Meriç Nehri’ne salıvermekte bulup utanmadan çekip gitmişler..

***

Bu bir skandaldır.. Bu sorunu çözmek Enez Belediyesi’ni çok aşar…

Vakit geçmemişse derhal hukuk yollarına başvurulmalı ve İller Bankası ve sorumlularla mahkemelerde hesaplaşılmalıdır.

İller Bankası uzmanları Enez’e çağırılmalı, sistem tümüyle yeniden değerlendirilerek çözüm yolları aranmalıdır.

Derin deşarj mutlaka en kısa zamanda oluşturulmalıdır. Bu durum kesin çözüm değilse de bilinen sorunların önemli ölçüde giderilmesini sağlar..

Enez merkez için ayrı bir arıtma projesi yapılmalı, terfi istasyonları güçlendirilmeli sık sık yaşanan arızalara son verilmelidir.

Bacalar yükseltilmelidir

Lagün göllerine olan pis su akıntısı acele sonlandırılmalıdır.

***

Sorun her ne kadar Enez Belediyesi’nin sorunu gibi görünse de Enez Kaymakamlığı ve Edirne Valiliği’nin halk sağlığı ve sürdürülebilir bir turizm açısından konuya ilgi göstermeleri, İler Bankası yetkililerine çevre üniversitelere konuyu iletip takip etmeleri gerekmektedir.

Nitekim geçmiş yıllarda bu sorunlardan kaynaklandığı düşünülen salgın bazı hastalıklar olmuştur. Hastane kayıtlarından ve yetkililerinden öğrenilebilir.

“SIĞINMA” AYETLERİ 

Sure 11/ayet 47:
Nuh dedi ki: Ey Rabbim, bilmediğim bir şeyi senden istemekten sana sığınırım.
Eğer beni bağışlamaz ve merhamet etmezsen, hüsrana düşenlerden olurum.
11/36: Bilmediğin şeyin arkasına düşme!

Çünkü, kulak, göz, gönül, hepsinden sahibi sorulacaktır.

Yukarda ki iki nurlu ayetin bir yorum da böyle olabilir mi?..

Heveslenip istediğimizin bazılarının hayır mı, şer mi olduğunu biz bilemeyiz, Allah bilir. O zaman, ille de “İstediğim olsun” demek yerine, Allah’tan hayırlı olanı istemek ve gelene şükürle razı olmak bizde!..

18/23: Hiç bir şey için: “Ben, bunu yarın mutlaka yapacağım.” Deme!

Ancak,” Allah dilerse yapacağım” de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve “Umarım Rabbim beni, doğruya, bundan daha yakın bir bilgiye ulaştırır” de!

18/ 23 ayetinde, hayati uyarının bir yorumu da böyle olabilir mi?..

“Yarın, şunu mutlaka yapacağım” demek, Allah’a ortak koşmak olur. Geleceği Allah bilir, biz bilemeyiz. Gelecekte olmasını istediğimiz bir şey hakkında, şirke düşmemek için, “Hayırlıysa, emeklerimin sonucunun, Allah’ın izni ile, gerçekeleştirebilmeyi dilerim.” Demek olan “İNŞALLAH” demek gerekir.

5/16: Allah, razı geleceğini isteyip, uyanları o nurla selâmet yollarına iletir ve onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp doğru yola götürür.

5/16, ayetini bir de böyle yorumlayabilir miyiz?..

Allah’ın emirleri olan, doğruluk da çalışma ve iyilik yolunu seçeip emek verirseniz, Allah sizi her türlü beladan korur ve çalışmanıza gelişme; düşmanlarınıza karşı zafer verir.

21/27,28: Melekler, Allah’ın sözünün önüne geçmezler, hep O’nun emriyle hareket ederler. Allah onların yaptıklarını yapacaklarını bilir, onlar yalnız Allah’ın hoşnut olacağı kimselere şefaat edebilirler. O’nun azametinden korku içinde bulunurlar.

21/27, 28: Ayetlerinin bir yorumu da böyle olabilir mi?.. “Melekler, tamamen Allah’ın amrine bağlı kullardır. İnsana özgür tercih hakkı verilmiştir. Hayvanları, bitkileri, doğayı insanların emrine, istifadesine bağlamıştır. O zaman, “Hayvanlar, bitkiler HEPSİ FİZİKİ MELEKLERDİR.” Demek olmuyor mu?..
(İnsanların,“Yılan, çıyan, fare, böcek” dedikleri de dahil!.)..