
Eylül ayı geldi. Bu ayın bir özelliği de okulların öğretime başlamasıdır. İlk, orta,lise, hatta üniversite bu ay içinde öğretime başlar. Elbette en çok heyecanlananlar ilk defa okul çağına başlayan minik öğrenciler oldu. Onlar için hayatlarında ilk devre başlıyor. Ortaokula, liseye, hatta üniversiteye gidenler içinde aynı şey söylenir.
Bazı ilkokullarda fedakar öğretmenler okulun içini temizliyor, boyasını yapıyorlar, iyi, heyecanlı faaliyet, hazırlık var. Okullarımız artık bizim zamanımızdaki gibi kış günü soba ile ısınmıyor, şimdi hepsi kaloriferli. Dinlenme yerleri rahat ve aydınlık. Bizim zamanımızda ilkokulda öğrencilere Kızılay tarafından bir tabak öğle yemeği verilirdi; oda kuru fasülye, nohut, mercimek. O günler fukaralık günleri idi. Ayakkabısız nalınla okula gelen öğrenciler vardı. Bu hal bugün yok artık. Bizim zamanımızda ilkokulda bir öğretmen öğrencileri birinci sınıfta alır, onlara okuma yazmayı, resim, elişi yapmayı, müzik, daha bir çok konu öğretir, beşinci sınıfa kadar getirir, oradan mezun ederdi. Beş yıl hep aynı öğretmenle öğrenciler olurdu. İlkokul çağından sonra ortaokulda, lisede her dersin hocası ayrı oldu, her hoca kendi konusunu öğretir. Bugün 4 yıl ilkokul, 4 yıl ortaokul, 4 yıl lise olmak üzere bir sistem uygulanıyor. Bu sistemden memun olanda var olmayanda.
Okulları öğretim bilgisi bakımından ele alacak olursak; maalesef yetiştirme, hayata dönük değil öğrencilerin beyinlerine lüzumlu, lüzumsuz bir sürü bilgi yüklüyoruz. Ama uygulama az. Sonuçta sınav yapılıyor. Bizim öğretim sistemimiz sınav odaklı. Öğretmenlerimiz öğretmekten çok sınav yapmıya meraklı. Öğretilenlerin çoğuda yaşama dönük değil. Lise son sınıfa gelmiş bir öğrenci bir dilekçe yazmasını beceremiyor.
Elbette okullarımızda temel bilimler ile olan konular öğretilecek ama hayata dönük konuları pas geçemeyiz. Bilhassa beslenme, temizlik, aile. Bu konuda aile düzenleri, kuralları, eski sistem, ailede kadının, erkeğin görevleri, evlilik yasası, kız öğrenciler için doğum kontrolu, makyaj yapma, giyim kuşam yaşamla ilgili konularda öğretilmeli. Bunlar o kimsenin hayatı boyunça uygulanacak konular.
Şimdi konuyu öğretmenler açısından ele alalım. Öğretmenlerin en büyük derdi ‘geçinemiyoruz, aldığımız maaşlar yetmiyor, geçim sıkıntısı çekiyoruz’. Kalabalık ailesi olan öğretmenler var ama öğretmenlik yapan bir kişi yani birey devlet onun hizmetine karşılık maaşı veriyor, o maaş bir kişiye yeterde artar bile. Hele eşi de öğretmense, geliri varsa o gelir yeterde artar bile. Hala maaş yetmiyorsa hesap bilmiyorsun demektir.
Başka bir konu öğretmenlerimizin yeterliliği. Öğretmenler acaba ilk öğretmenliğe başladıkları günkü gibi mi bilgi bakımından. Bugün yeni bilgilere mi sahip? Bir Almanın bana söylediği – Almanya’da evinde okunmuş bin adet kitabı olmayan kimse, Almanyada öğretmenlik yapamaz — yani bin adetlik kitap, kültüre sahip olmak gerekiyor. Kaç öğretmenimiz lisan bilir, öğretmenlerimizin kaç tanesi yarın dersin var diyerek ders hazırlıyor. Yıllar önce bayatlamış bilgilerle ders veriyorlar. Onun için her öğretmen branşında beş yılda bir teste tabi tutulmalı, gereken bilgisi zayıf olanlar üniversitelerin o branştaki fakültelerinde kurs görmeli. Bugün Türkiye’mizde her vilayette üniversite var. Okullarda öğretmenler için lisan kursları açılmalı. Öğretmenlik mesleği yalnız ders vermek değildir, öğretmek ve o konuda insan yetiştirmektir.
Bunu başarabilmek içinde öğreten, öğrenci ile diyalog kurabilmeyi becermelidir, bunu beceremeyen bir şey öğretemez.
Her zorluğa ve eksikliğe rağmen öğretmenlerimiz alınları açık, başları dik durmalıdırlar. Çünkü hilesiz bir meslekleri var. Öğretmen vergi kaçıramaz, fatura kesemez, öğretmenlik zengin olma, köşe dönme mesleği değildir, hizmet mesleğidir. Her yıl olduğu gibi bu yılda hayırlı olsun öğretim yılı OKULLAR AÇILIRKEN…