
Yaz geldi, gelecek derken, geldi de geçiyor bile.
Şaka değil, 2025 Ağustos ayının ortalarına doğru hızla ilerliyoruz.
Giden; zaman da değil aslında, ömrümüz!
O kadar hızla akıp gidiyor ki, anlamak mümkün değil.
Gerçek şu ki:
‘Yaşlanıyoruz…’
Emre Aycan isimli bir kardeşimiz, kısacık şiirinde bakın nasıl anlatmış, yaşamayı ve yaşlanmayı.
“Yaşamak, yaşlanmak ; her sabah kalktığında gençliğinin bir parçasını yatağında unutmak. Yaşamak güzel de, yaşlanmak olmasa. Dizlerim ağrıyor, sanırım yaşlanıyorum”
Bir başka kardeşimiz de Fikret Kemal Aslan.
Yaşlanma korkusu sarmış onu.
O korku ki, sıralatmış bu dizeleri.
Ve, bakın o da ne demiş:
“Hay Allah kahretsin, şu yaşlanma denen illetin. İçim içimi yiyor. Ne zaman palto kasket giyinsem, kocaman adamlar bile bana amca diyor. Önceleri abi idik, amcalığa terfi ettik…..”
Bir yanda; gençliğinin bir parçasını her sabah yatakta bırakanlar…
Diğer yanda da; Amca denilmesine sitem koyanlar…
Artık bana da amca hatta dede dendiğine ve benimde dizlerim ağrıdığına göre…
Yaşlanmışım arkadaş.
Ben de yaşlanmışım artık.
Okuduğunuz bu yazım 2010 yılı Temmuz ayında Uzunköprü Gürses, Edirne Yenigün ve Tekirdağ Trakya Gazetesi’nde yayımlanmıştı aslında.
Bir tarih değişikliğiyle paylaşmak istedim bugün bir kez daha. O günden bugüne epey yaşlandık maalesef. Hem bana sayfalarını açan o gazetelere, hem de yazılarımı dikkatle takip eden okurlarıma saygısızlık yapmak istemem, belirtmiş olayım!