Kategori arşivi: Yazarlar

HEMEN KANMA

Birisi bir konu hakkında bir şey söyledi, hemen kanma, yoksa yanarsın!..
Allah beyin vermiş, düşünce gücünü kullan ve doğruyu, yanlışı bul; yoksa, kandırılır, bozulursun!..
Neymiş, “Şehirde köpek dışkısı toplamak, medeniyet değilmiş!..”
Çok kişinin kolayına gelir ve bu söze, “Doğru ya!..” derler, maalesef.
Aslında tam tersi; bakımı sahiplenilip, yıkanıp, taranıp, evde mis gibi köpek’le yaşarken, onları sokağa çıkardığımızda, dışkılarını toplamak MEDENİYETTİR!..
Dışkı, nedir?..
“YERKEN İYİ DE ÇIKINCA MI KÖTÜ?..”
O da bir nimet, çünkü, besinlerin vitaminleri hazmedilmiş, kalanı dışkılanmıştır, ŞÜKÜR!..
Bunda tiksinilecek ne var?..
“İÇİNDEYKEN İYİ DE, ÇIKINCA MI KÖTÜ?..”
Kendinin hazmedilmiş fazlalığını nasıl topluyorsan, o masumlarınkini de, ortada bırakmayıp topluyorsun, ne güzel, MEDENİ bir davranış işte!..
SEVGİYE, SAYGIYA, MUHTACIN MUHTAÇLIĞINI GİDERMEYE, TEMİZLİĞE, HİZMET ETMEK, MEDENİYETTİR!..
Var mı bundan başka medeniyet?..
“Bu da dışkılıyor” diye, MASUM BEREKETLERİNİ sahiplenme, yıkayıp, tarayıp, mis gibi evde barındırma, sevme, doyurma, ısıtma, SAKAĞA KOV; hatta, sokaktan da BARINAĞA HAPSET, hatta, SAHİPSİZSE, ÖLDÜRME KARARI ÇIKARTMAK MIDIR MEDENİYET?.. Seven, sevilir, bakan bakılır, doyuran doyurulur!..

Tövbe süresi bitene kadar bekleyin!.

Kuran’ı Kerim. Sure 10/ayet 13:
Sizden önce zulmettikleri ve peygamberleri kendilerine açık deliller getirdikleri halde, inanmadıkları için, nice nesilleri helak etmişizdir. İşte suçlu ülkeyi böyle cezalandırırız.
10/14: Sonra; ne yapacağınızı görmek için yeryüzüne onların yerine sizi getirdik.

ELEKTRİKLİ Mİ?

Sonunda ben de elektrikli bisiklete geçtim.

Elektrikli bisiklete ilk zamanlar karşıydım. Hala yokuşları çıkabildiğime göre ne gerek var elektrikliye diye dikleniyordum elektrikliyi savunan pedaldaşlarıma karşı.

İlk binişimde fikrim değişiverdi, yumuşattı düşüncelerimi.

Cemil agam ilklerden, elektriklisini bana bir tur atmam için verdi. O ne öyle? Pedala dokunduğun gibi fırlıyor mübarek. İndim üstünden, ama aldı mı beni bir düşünce.

O kadar da attık tuttuk boşuna mı şimdi bunlar?

Ben düşüne durayım, bakıyorum her gün bir bisikletli arkadaşım sözleşmişler gibi elektrikliye geçiveriyor.

Pahalı da meretler. Adeta motosiklet parası, biraz daha zorlasak bi şahin çekeceğiz altımıza elektrikli bisiklet parasına.

Ama hafta sonu gelince toplanıp da elektriklileri yan yana dizmiyorlar mı? Baktıkça içimden sülenip sülenip duruyorum; “alsam mı ben de bi tane?” diye.

Asıl felaket yola çıkınca başlıyor. Ben emekli müdür agamla birlikte en arkada kara şanzımanlarımızla nefes nefese yetişmeye çalışıyoruz elektriklilere. Hadi düz yolda 25 basıyorsunuz be mübarekler rampada yapmayın bari hainliğinizi, ne üle bayır yukarı 20 kilometre süratle mi gidilir.

Müdürüm ha bire süleniyor pedallara asılırken; “yok kardeşim olmaz büle, bunlarla tura mura çıkılmaz, ya alacağız birer tane elektrikli ya da salcaaz bunları gitsinler gidecekleri yere, Müjdat’a ne bakalım biz, hem çok genç, hem de kuvvetli kızan, elektriklililerle yarışıyor mübarek.”

Molalarda elektriklilerin neşesine diyecek yok, biz müdürümle ha bire terli yerlerimizi siliyoruz.

Yeni İmaret’te kahvede çaylarımızı içerken minare gölgesinde hep bu elektriklilerin dedikodusunu yaptık müdürümle aylarca. Müdürüm hep bütçenin darlığından şikayet ediyor, bense “ne gerek var müdürüm, biz seninle elektriksiz de gideriz her yere” diye gazlıyorum.

Meğerse müdürüm kara kara düşünürken bütçeyi halledivermiş ve çekiverdi mi altına elektrikliyi.

Hadi bakalım şimdi de burdan yak.

Açtım telefonu müdürüme; “naapçam ben şimdi” deye;

“Gerçekçi insan için ayakları yere basıyor derler. Boş ver sen. Gerçekçi olma kardeşim. Biz bisikletçiyiz, bizim ayaklarımız yere mi basıyor? Ayağımızı yerden kesmişik biz çoktan, aklımız dersen bi karış havada. Al sen de bi elektrikli bak keyfine!”

Ne diyeyim? Daha o gün aldım bi elektrikli.

Çok da kaçıyı beyaaaa.

İTİRAF!

Köşe yazarlığımda 25 yılı geride bırakıyorum birkaç ay sonra.

Çeyrek asır bitiyor kısmetse.

Neler neler yazmışız bu süreçte.

Keşke gazetelerin internet sayfalarında dursaydı ama olmadı.

Veri tabanları silindi gitti maalesef.

Kuşkusuz, bunca yıl yazmak hiç de kolay değil.

Şunu da yazsana, bunu da yazsana diyerek gaz veren de oldu, eleştiren de.

Ancak; ne alınan oldu, ne de darılan şükürler olsun!

Bir zamanlar hemen bütün mesai günlerinde bir şeyler yazmıştım.

Hatta bazen cumartesi günlerinde bile…

Hem de öyle birkaç satır da değil, bazıları birer tefrika gibiydi maşallah.

Daha sonra haftada üç, iki derken, şimdi sadece bir gün bir şeyler yazmaya gayret ediyorum bildiğiniz gibi.

Belli ki yazma enerjimiz tükenmiş artık!

Ya da bu yaştan sonra birazcık da korkak mı olduk acaba?

Neyse ki; sosyal medya ve bu mecralarda da bir şeyler yazanlar var da eminim varlığımız da yokluğumuz da hissedilmiyordur bile!

ÖZEL’İN MİTİNGİNDEN

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 23 Mart’ta tutuklanan cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu için başlattığı “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin 76’ncısını Cumartesi günü Saraçlar Caddesi’nde gerçekleştirdi.

Tesadüf bu ya…

İmamoğlu’nun Silivri’deki 276’ncı gününde…

**

Miting öncesi CHP eski İl Başkanı Şükrü Ciravoğlu’na uğradım.

Davet üzerine Cuma akşamından Edirne’ye gelen Özel’i ziyaret etmek için konakladığı Hilly Hotel’e o da gitmiş.

Daha dün gibi…

31 Mart öncesi yapılan seçimde Ciravoğlu, açık ara oyla CHP’nin Edirne Belediye Başkan adayı olarak belirlenmişti…

Ankara’ya gitmiş, kendisi gibi eczacı olan Genel Başkan Özel, tanıtım toplantısında elini havaya kaldırmıştı.

Ne olduysa sonra oldu…

Geçirdiği kalp rahatsızlığı sonrası, “Ne olur ne olmaz” denilerek bir kalemde üstü çiziliverdi…

Ama o, bir kalemde üzeri çizilse de partisini çizmedi.

Siyasette nadir bulunan bir vefa örneğiydi bu…

Eeee, Ciravoğlu böyle vefalı bir kişilik işte…

**

Bu kişisel vefa hikâyesinin ardından yolum Saraçlar’a düştü.

Caddeyi boydan boya gözlemledim.

Her şey oldukça düzenliydi…

Çevredeki bazı binaların çatıları dâhil, yoğun bir güvenlik önlemi göze çarpıyordu.

Saat ilerledikçe kalabalık giderek artıyor…

Ve Özel, otobüsün üzerine çıktığında Saraçlar adeta şişiyor…

Kaldırımlar dahi kilitleniyor…

**

Özel’i, basın mensuplarına tahsis edilen otobüsün üstünden izlemek yerine, kaldırımda vatandaşın arasına karışmayı tercih ettim.

Edirne, özellikle hafta sonları zaten çok hareketli…

Günlerden Cumartesi olunca?

Her yer Bulgar turistlerle dolu…

Bazıları bu yoğunluğun içinde sıkışıp kalıyor.

Ne ileri gidebiliyorlar, ne geri dönebiliyorlar…

Bulgar turistler de mecburen Özgür Özel’in konuşmasını sonuna kadar izlemek zorunda kalıyor.

**

Tam önümde biri kadın, üç genç Bulgar…

Belli ki henüz alışveriş yapmamışlar; elleri boş…

Tek düşündükleri buradan nasıl sıvışabilecekleri…

Ama nafile…

CHP lideri bir ara İvan’dan, leva’dan söz etmeye başlayınca bazı kelimeler onlara tanıdık geliyor.

İster istemez kulak kabartıyorlar…

Özel ne mi anlatıyor?

**

Bulgaristan’dan gelen İvan’ın levayı verip çantaları doldurduğunu, üstüne bir de mont aldığını söylüyor.

İvan bunu yaparken bizim Okan’ın ise bir mont alabilmek için bir ay çalışmak zorunda kaldığını anlatıyor.

Ve ekliyor:

“Bütün meydan şahit. Bütün Edirne şahit. AK Parti iktidara geldiğinde bir leva 60 kuruştu. Bir lira verdin mi neredeyse iki leva alıyordun. Şimdi adam geliyor, bir leva veriyor, biz ona 25 lira veriyoruz…”

**

Yeni yıl giderek yaklaşıyor…

2026’da leva tarih olacak, İvan euro kullanmaya başlayacak.

Yani İvan bir verecek, 25 yerine artık 50 lira almaya başlayacak…

Okan’ın maaşına ise bakalım yüzde kaç zam yapılacak?

Cevabı aslında hepimiz biliyoruz…

**

Anlattıklarım, Özel’in mitinginden sadece bir ayrıntı…

Ama çok özel bir ayrıntı daha var ki, Vakıf İşhanı’nda asılıydı.

Dev afişte, yaşamlarını yitiren Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek ile Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay’ın fotoğrafları…

Hemen karşısında ise binlerce insan…

Ve o kalabalığın içinde bir yerde, dostum Ciravoğlu…

**

Eeee…

Hayat böyle.

Kimi afişte, kimi meydanda,

Kimi ise sessizce tarihe not düşüyor…

VERİLECEK AMA

Kutsal emirler çok açık, Türkçe okunursa öğrenilir tabi ki:
“HAK YOLUNDA, CANINIZLA, MALINIZLA MÜCADELE EDİN, GALİBİYETİ VERECEK ALLAHTIR!..”
Bilimle, sanatla dur duraksız gelişmenin yollarını arayın, cümle alemin dertlerine (İnsan, hayvan, bitki) çare üretin; muhtaçları koruyun, doyurun;
Lükse, israfa, zorbalığa, zulme, katlama yaklaşmayın; sadakatli, iffetli, namuslu, doğru özlü, sözlü olun; birbirinizle dost olun, sakın düşmanlık yapmayın; düşmanlara karşı birlik olun;
ZALİMLERE KARŞI BİRLEŞİP SAVAŞIN!..” emirleri, üzerimize farz iken…
YURDUNUN KUTSAL BEREKETLERİ OLAN, HAYVANLARINA, ORMANLARINA, TOPRAĞINA, SUYUNA, HAVASINA KAHREDİP, KATLEDİP…
Ve ya bunları BOZANLARA karşı BİRLEŞİP, YARDIMLAŞIP, DESTEKLEŞİP MANİ OLMADAN, o nurlu emirlere UYULMUŞ OLUNUR MU?..

Kötüler ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, Yaradan’a sığınıp, emirlere hakkıyla uyulsa, mücadele edilse, ne zaferler, ne bereketler verilecek halbuki!..

Kuran’ı Kerim. Sure 61/Ayet 4:
Allah kendi yolunda birbirlerine kurşunla kenetlenmiş müstahkem bir bina gibi, saf olup mücadele edenleri sever.
2/190: Size karşı savaş açanlara siz de Allah yolunda savaş açın. Fakat haksız taarruz etmeyin. Allah haddi aşanları sevmez.

SU

Dünyada havasız, gıdasız, susuz yaşanamaz. En elzem olan varlıklar bunlardır, diğerleri bunlardan sonra gelir. Dünyamızın ¾ su ile kaplıdır. Su, insanlar için gıda olduğu gibi ulaşım, yol olarak da kullanılır.
Son yıllarda dünyamızda bir su kıtlığı sorunu yaşanıyor. Buna sebepte atmosferdeki değişimler, yerin ve havanın kirlenmesi, ozon tabakasının delinmesi, güneş ışınlarının daha yakıcı halde dünyamıza ulaşması, mevcut nehir, baraj, göllerdeki suların sıcak havanın etkisi ile buharlaşarak eksilmesi. Bir de biz insanların suyu hor kullanmamız eksilmelere neden oluyor.
Peki Türkiye’de durum ne? Dünya sıcaktan kavrulurken Türkiye’de bu konuda elbette nasibini alacak, bu durumdan Türkiye de etkilenecek. En büyük etkisi tarım kesiminde oluyor. Bu yılkı tarım ürünleri meyve, sebze, tarla ürünleri yeteri kadar yetişmedi, o yüzden fiyatları pahalı oldu. Bakalım bu yıl nasıl olacak. Bu olaylara da sebep yeteri kadar yağmur yağmaması. Bu nedenle de toprak yeteri kadar sulanamadı. Ne yapılabilinir, bu kuraklık bir tabiat olayıdır, fazla bir şey yapılamaz. Yapılacak olan nehir ve kar sularını denizlere akıtmamak, barajlarda, göllerde biriktirmek. Bu konuda ilçemiz Uzunköprü’de Çakmak barajına Meriç nehrinden su pompalandığını duyduk. Bu çok akıllıca bir uygulama ama sıcaklarda suyun buharlaşmasını önlemek için barajın etrafı ağaçlarla donatılmalı. Su kıtlığına tedbir olarak denizler düşünülmeli. Elbette deniz suyu tuzludur, bütün mesele suyun tuzunu yok etmek. Bunu yapan ülkeler var. Savaş gemilerinde deniz suyunu tatlı suya çeviren düzenler var.
Nehirler akarak sularını denizlere akıtıyor, bu akan sular denizlere değil barajlara, göllere akıtılmalı zor zaman için stoklanmalı.
Su kıtlığı konusunda dünya ne yapıyor? Ortadoğu ülkeleri tarımda, sanayide, günlük ihtiyaçları için deniz suyunu tatlı suya çevirerek çözüm uyguluyor.
Suudi Arabistan, diğer ülkeler deniz suyunu tatlı suya çevirecek yatırımlar yapıyor. İran bulut tohumlama da kullanılacak özel uçaklar yapıyor.
ABD, su kıtlığını önlemek için bazı eyaletlerde bahçe sulamayı kontrol altına alıyor, motorlu araç yıkamayı, yolları sulamayı, yüzme havuzlarını doldurmayı yasaklıyor.
Fransa’da bazı şehirlerde yüzme havuzlarının doldurulması yasaklandı.
İspanya’da, yüzme havuzlarını doldurmak yasak, duş yapmak beş dakika ile sınırlandırıldı, bahçe sulamak haftada bir gün, araba yıkamak yasak.
Peki Türkiye ne yapıyor, otoparklarda araba yıkamak, yol sulamak yasak.
Bizlerde yağmur sularını biriktirip zor zaman için stoklamalıyız. Evimizde damlayan, su kaçıran muslukları kontrol altına almalıyız. Türkiye olarak bir an önce deniz suyunu arıtacak tesisler kurmalıyız. Bir de bulutları yağmura dönüştürecek uygulamalar denemeliyiz. Tarımda vahşi sulamadan vazgeçip yağmurlama sistemi uygulamalıyız. Türkiye’ye hiç yakışmayan kırsal kesimde çok uygulanan yağmur duasından ümit kesip, suyumuzu hesaplı kullanmalıyız. En elzem hava ise ikincisi SU…

Çin Ne İçin?

Bugünkü The New York Times gazetesinin internet sitesinin ilk sayfasında Trump [İdaresi] Yetkilileri Tayvan’a 11 milyar dolarlık silah satışını duyurdu başlığı var.

Hadi hayırlı uğurlu olsun 3. Dünya Savaşı çıkacak.

Tam sosyal medyanın tivitır alemi için tıklama tuzağı bir başlıkla sunulacak haber. Eh artık o tuzaklardan kazanılan para ile kimlere neler ısmarlıyorsunuzdur sizin bile haberiniz yoktur.

Peki sonuç elbette öyle bir şey olmayacak. Sizler yine bir başka gelişmede bir Çin harika, 3. Dünya Savaşı çıkacak haberini tıklayarak yine birilerine bir şeyler ısmarlayacaksınız. Bu böyle sürüp gidecek.

Neden mi? Yapısal Realizm okumuyorsunuz. Gerek var mı? Elbette yok. Zira alanınız uluslararası politika değilse neden okuyasınız. Ama alanınız uluslararası politika değilse neden bu tivitırdaki bu haber görünümlü tıklama tuzaklarına düşüyorsunuz?

İşte o tıklama tuzakları mavi tikler dolayısıyla birilerinin cebine para olarak giriyor. Yani birilerine bir şeyler ısmarlıyorsunuz. Ama üzülmeyin cebinizden doğrudan bir para çıkmadığı için bu durum dolandırıcılık sayılmaz.

ABD’nin bu yaptığı da Tayvan eliyle Çin’i destekleme. Şimdi Yapısal Realizm, John Mearsheimer falan diyeceğim e sıkıcı tabii.

Siz yine Çin harika, zaten 3. Dünya Savaşı çıkacaklara tivitırda tıklamaya devam edin. Eh ne de olsa ihtiyaç var. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları.

KORUNUN

İyi insanın hayatta ki en büyük hatasıdır, “HERKESİ KENENDİSİ GİBİ İYİ ZANNEDER!..”
Bu yüzden de, iyi insanlar, KÖTÜLER TARAFINDAN, çok hayal kırıklıkları yaşar; haksızlık tuzaklarına düşüp, çok acı çekerler.
BAZILARININ yaptıkları kötülüklere hiç anlam veremezler, herkesin AKLI, YÜREĞİ kendilerinin gibi, SAYGI, SEVGİ, YARDIMLAŞMA, MERHAMET, HOŞGÖRÜ YÜKLÜ SANIRLAR!..
Onun için, hep kuşkucu, dikkatli, temkinli olun diyorum!..
Aile ve yakın çevre içinde, SAYGIZSIZ, SEVGİSİZ, YALAN, DOLAN, MERHAMETSİZ, KÜFÜRLÜ, TEHDİTLİ, DAYAKLI, AŞAĞILAMALI EĞİTİMLE, AKLI DA, YÜREĞİ DE EĞRİLMİŞ, EZİLMİŞ KİMSELER toplumun içine, DURMADAN PATLAYAN birer ATOM BOMBASI GİBİ KARIŞIRLAR!..
Ne yazık ki, çocuklukta ki negatif eğitimin, büyüyünce pozitife çevrilmesini çok kişi başaramaz!..
İyi insanların yapması gereken, “İNSAN SURETİNDEKİ HER GÖRDÜĞÜNÜ, KENDİN GİBİ İYİ SANMA!..
Dış görünüşe, fiziki cazibeye, sözlere, iltifatlara, vaatlere KANMA!.. Karşındaki hakkında beynini, yüreğini kullan ve KUŞKUCU, SORGULAYICI, TEDBİRLİ OL!..
SABIRLA, tanımaya, anlamaya, öğrenmeye emek ve ZAMAN ver!..
KÖTÜYÜ, İYİYİ ANLAMAK İÇİN, TEK YÖNTEM: “YAPTIKLARINA BAK” ROLLERİNE VE SÖYLEDİKLERİNE DEĞİL!..
UNUTMAMAK LÂZIM, ÇIKAR söz konusu olunca, NEGATİF AİLE VE YAKIN ÇEVRE ÜRETİMLERİ OLAN EGO YÜKLÜ NEGATİFLER, HER AN TUZAKLARINI KURMUŞ, İYİLERİN İÇİNE DÜŞMESİNİ BEKLİYORLAR!..
Bu mahluklarla başa çıkmak çok kolay, HERKESİ KENDİN GİBİ BİLME, UYANIK, KUŞKUCU, SORGULAYICI OL, UYMA ŞEYTANA!.. bu kadar basit!..
KUŞKULANMAYAN KURBANLARLA DOLU ORTALIK, ne yazık ki!..
Ee, Allah beyin vermiş, “OKU!,” “KULLAN,” “ŞEYTAN DAİMA DEVREDE,” demiş!..
ŞEYTANLIĞIN KÖTÜ AKIBETLERİNİ ve İYİ OLMANIN GÜZELLİKLERİNİ BİLDİRİLMİŞ!..

“HER İNSAN SURETİNE UYMAYIN, KORUNUN!..” demiş.

Kuran’ı Kerim. Sure 3/Ayet 114-115:
Allah’a ve ahret gününe inanırlar, iyiliği emrederler ve kötülükten vaz geçirirler, hayır işlerinde de yarışırlar. İşte bu özellikleri taşıyanlar, Allah katında Salih’lerdendir.
Onlar her ne işlerse asla haksızlığa uğramazlar. Allah sakınanları hakkıyla bilir.
Sure 114: İnsanların kalplerine vesvese sokan, insan, Allah’ı andığında pusuya çekilen, cin ve insan şeytanın şerrinden, insanların Rabbine, insanların melikine, ilâhına sığınırım!
10/100: Hiç kimsenin Allah’ın izni ve tevfiki olmaksızın iman etmesine imkân yoktur. Allah akıllarını iyi kullanmayanlara da azap eder.

MERİÇ’TEN İĞNEADA’YA?

Uluslararası sular kapsamında olan Meriç Nehri ülkemiz için önemli bir su kaynağıdır. Her su gibi ekolojik yapılar bozulmadan insandan yana kullanımı önemlidir. Su akarken yanındaki tarla kuraklıktan verimsiz kalıyorsa bu ayıplanmalıdır. Kıyı tarlaları yanında bölgedeki arazilerin sulanması sağlanmalıdır. Bunun içinde bazı göletler yapılarak suyun bol zamanda toplanması ve kıt zamanda bölge tarlalarının sulanması önemlidir.

Böyle olması gereken sistemi irdeleyince yapılan göletlerin aktarılması ve daha uzağa yeni gölet veya su biriktirme tesisine aktarılmasında planlarına olumlu bakamıyoruz. Çünkü amaç olması gerekene uygun değil. Biraz özel bilgi ve kayda düşen bilgilere bakınca sulama amaçlı denen su biriktirme yerlerinin hedefinin depolanan suların Çerkezköy, Çorlu, Muratlı gibi sanayi bölgelerinin ihtiyacı için yapıldığı ortaya konuyor.

İktidar yatırımlarının verimli kullanılmaması, yatırımların tarımsal amaç ve üretim artışına yapılmaması sonucunda suyu bol bölgemiz kuru tarımla idare etmekte ve kırsaldan kentlere göç hızlanmaktadır.

Dünyada ve ülkemizde suyun değerli olduğu herkesçe dile getirilse de yetkililer üreticinin salma sulamadan yağmurlama sulamaya geçişini sağlayamamıştır. Bu da çiftçiyi yoksullaştırmış, üretimi azaltmıştır. Az olan suyun da boşa gitmesine neden olmuştur. O nedenle öncelikle üreticinin yağmurlama sulamaya teşvik, ödül, ceza gibi yollarla geçmesini sağlanmalıdır.

Meriç suyunun sanayiye aktarılması gizli ve kapalı kapılar ardında olmamalıdır. Bu çalışma Trakya’daki herkesi etkileyecektir. Meriç-İpsala Ovası çeltiğin ana vatanıdır. Bu alanda çeltik dışında sulu tarıma geçilmesi zorunludur.

Trakya bir bütündür. Meriç’in suyu, Ergene’nin kirliliği, Trakya sularının ekolojik ve insani değerlendirilmesi, değerlendirilmesi Çerkezköy ve diğer sanayi bölgelerinin kirliliği, yine bu bölgede arıtma yapmayan tesislerin kirli atıklarını arıtıp Marmara Denizine deşarj yapılması, Istrancalara açılan taş ocakları, yanlış yerlere yapılan rüzgâr enerji tesisleri, İstanbul’un su ihtiyacının bir kısmının Trakya sularından sağlanması gibi tüm sorunlar hepimizi ilgilendirmektedir.

Öte yandan son yıllarda kapalı kapılar arkasında pişirilen, resmi görünürde hiç bilgi-belge olmamasına rağmen basında demeçlerden öğrendiğimiz büyük bir sorun oluşmuştur. Duyulan, okunanlardan öğrendiğimize göre Kırklareli İğneada-Kıyıköy bölgesine nükleer tesis yapılacağını biliyoruz artık. Sorulara resmi yanıt verilmemesine rağmen bakan bu tesisin Çinlilere verildiğini bile söylemektedir.

Sıralama yaparsak; 2040’lardan yansıyan duyumlardan sonra Ocak 2015’te Enerji Bakanı Ali Rıza Alaboyun, doğa katliamına neden olacak üçüncü nükleer santralı Kırklareli’nin İğneada beldesine yapmayı planladıklarını açıkladı.

Ama Ekim 2015’in Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu; İğneada’da nükleer santralle ilgili bir çalışma ve başvuru olmadığını söyledi. Elbette yanlış bilgiydi ve gizlice bir sürü görüşmeler olduğu için Trakya Platformu ve Trakya Kent Konseyleri Birliği öncülüğünde birçok kurumun desteklediği protesto eylemi 15 Kasım 2015 Pazar günü İğneada’da gerçekleştirdi. Öte yandan aynı amaçla Trakya’nın 25 belediye başkanı da ortak açıklama ile bu tesise karşı olduklarını beyan etti.

8 Kasım 2022’de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Trakya’daki nükleer santralin yer tespiti çalışmalarının devam ettiğini açıkladı.

24 Mayıs 2024’te Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Trakya’da yapımı planlanan nükleer enerji santraline yönelik Çin ile görüşmeler yürüttüklerini belirterek “Hükümetler arası anlaşmayı birkaç ay içinde sonuçlandırmak için çalışıyoruz.” dedi.

Bugün tehlike daha görünür oldu. Resmi hiçbir bilgi görünmüyor. Ancak kurumlararası yazışmalar bazen hata ile görünebiliyor. Bu gizliliği aşmanın en etkin yolu kurumların bilgi paylaşımıdır. Bölgemizin kurumları ve başkanlığını Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanının yaptığı Trakya Belediyeler Birliği’nin ortak sesi duyulmalıdır. Sesten sonra da bütçesi ile hukukçuları ile mücadeleye katılmalı ve siyasi tavrı ile de Trakya severliklerini kanıtlamalıdırlar.

Radyasyon sınır tanımadığı gibi partili de ayırmaz. Trakya bölge yaşayanları olarak bölgenin tarihi, tarımı, ticareti, kültürel ve demografik yapısı korunarak sorunsuz gelişme ve üretim artışı sağlanmak zorundadır. O nedenle bir uçta Meriç suyunu korurken diğer uçta İğneada-Kıyıköy kıyısında balık, orman ve su kaynaklarına yapılacak nükleer tesise karşı birleşmeliyiz. Hepimiz Çernobil’in etkisini gördük ve kanser ölümlerinde önlerdeyiz. Çünkü radyasyon sınır tanımıyor.

Soru ile bitirirsek; Cumartesi günü Edirne’de miting yapacak olan Özgür Özel’den bu konuda birkaç cümle etmesi önemli olur ve kendilerine oy veren Trakya halkına da moral, geleceğe yol açma olur.

ACABA ÇELTİK TARIMININ YARATTIĞI SORUNLAR DA AKP’NİN GÜNDEMİNDE Mİ?

AKP Edirne İl Başkanı İBA çeltik üreticisinin sorunlarını Ankara’da Tarım Bakanı’na iletmiş. Herkes cehaletimi mazur görsün ama ben de öğrenmek istiyorum; Nedir bu çeltikçilerin sorunları?
Tüm Edirne’de çeltik üreticisi kaç kişidir?
Bu sektörde çalışan işçi sayısı ne kadardır?
Ekonomiye kazandırdıkları yanında çevreye doğaya verdikleri zarar tartışılmalı mıdır?
Özellikle yer altı suları kullanılarak yapılan tarım saygıdeğer bir tarım mıdır?


Sayın İBA, Sayın Bakana, çeltikçilerin iletilen sorunları yanında anız yakılmasının ve bunların toprağa ve havaya verdikleri zararın önlenemediğini, kesilen cezaların yetersiz ve sembolik olduğunu, anız yakma döneminde bölgede müthiş bir hava kirliliği oluştuğunu, hatta oluşan duman nedeniyle İpsala-Enez karayolunda trafik kazalarının bile yaşandığını ilettiniz mi?
Bilimsel olarak 3-4 yılda bir bu toprakların nadasa bırakılması gerektiği halde bırakılmayıp hoyratça kullanıldığını, bu vatan toprağının gitgide çoraklaştığını da sayın bakana duyurdunuz mu?


Bakan Bey’e; Artık çeltik tarımının, tarım olmaktan çıkıp sermaye sektörüne dönüştüğünü, nitekim hiç tarımdan anlamasam bile bir traktör ve bir işçi ile 100 dönüm araziyi rahatça, hem de oturduğum yerden işleyebileceğimin, önemli paralar kazanabileceğimin mümkün olduğunu anlattınız mı?
Bu sulak ve çok değerli arazilerin planlı bir şekilde kullanılarak alternatif ve emek yoğun üretimlerle çeşitlen-dirilmesi konusunda acaba bir öneri götürdünüz mü?


Ankara’ya gitmişken 1930’lu yıllarda yürürlüğe giren “Çeltik Komisyonu oluşturulması” ile ilgili yasanın bu devirde artık hiçbir önemi kalmadığını, bu yasanın sadece devlet eliyle haraç anlamına gelebilecek para toplamaya yaradığını, toplanan bu paranın gerekli gereksiz şekilde çeltik tarımının, ya da çeltikçilerin sorunlarını çözmek yerine keyfi şekilde harcandığını, olayın takipçisi olması gereken makamlara, hatta SUS PAYI anlamında dağıtıldığını, örneğin bu para ile makam odalarının tefriş edildiği gibi olumsuzluklardan Sayın Bakanın haberdar olup olmadığını sordunuz mu?


Enez’de yaşayanlar ve turizmden beklentisi olanlar olarak bizler, birileri zengin edilirken yaşadığımız bu olumsuzluklara tepkiliyiz. Kaz Dağları ölçeğinde oksijen bolluğu olduğu bilinen havamızın, Gala ve Lagün Göllerimizin kirletilmesine, yer altı sularımızın hoyratça yok edilmesine karşıyız. SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR ÇELTİK TARIMI İÇİN kurallar konmasını bekliyoruz.
Yerli ya da ithal… Fark etmez. Tüketici olarak pirincin kalitelisini, sağlıklısını ve ucuzunu yemek istiyoruz. O nedenle sorunların show yaparak, bakanla fotoğraf çektirerek, demeçler vererek çözüleceğine inanmıyor ve gülünç buluyoruz. Çözümün Ankara’dan önce yerelde aranması gerektiğini düşünüyoruz.


Bu arada, geçen yıllarda beşyüzbin dönüm arazideki anız yakanlara kesilen ve tahsil edilen idari para cezalarının ne kadar olduğu ile ilgili olarak Enez İl Genel Meclis Üyesi Salih Akar bir soru önergesi verip sonucu da kamu oyuyla paylaşacaktı. Söz vermişti.. Açıkladı da ben mi duymadım…
SONUÇ: Çeltikçilerin sorununun ne olduğu önemlidir. İBA Hanım bu sorunları kamuoyuna açıklamalıdır. Ancak, öncelikle çeltiğin yarattığı sorunlar görmezden gelinmemelidir.