Kategori arşivi: Yazarlar

NELER NELER YAPTILAR, HALÂ DA YAPIYORLAR 

Dünyanın şeytanla yatip, şeytanla kalkan güçleri, Yaratan’ın “İYİLİK YOLUNU TUTUN” emrini inkâr edip SÖMÜRÜCÜ GÜCE, paranın, altının KÂR PUTUNA TAPARLAR.
Bunun için, şeytanın yeryüzü temsilcileri, önce, müsait bir ülkenin hipnozlanmış halkını ve DEVLET GÜCÜNÜ ele geçirirler.
Sonra, ÇOĞU ZEHİRLİ, SAĞLIK BOZUCU ürettiklerini, yasal gibi görünen ticaretleri ile, DÜNYAYA MİKROP GİBİ SATAR, KÂR EDERLER!..
Güney ve Kuzey Amerika, Avrupalılar tarafından işgal edildi. Buralarda ki yerli halkı türlü hilelerle veya cebren katlederek, soykırım yaptılar.
Hayvanları da öyle…
Güney, Kuzey Afrika, Asya, Okyanus adaları, Hindistan, Çin, Orta doğu, Uzak doğu da bu köleleştirme ticareti ile MİLYONLARCA CANI soykırıma uğrattılar.
Bilim ve silah gücünde üstünlükleri ve şeytani tuzak ustalıkları ile, şeytani orduları ile yaptılar bütün bu katliamları!..
Mesela:
Şeytanla yatıp, şeytanla kalkanlar, Hindistanda afyon üretmeye başladılar.
MİLYONLARCA Hintliyi ofyonla uyuşturup, kâr ederken, Hint afyonununu Çin’ e de bulaştırıp, MİLYONLARCA ÇİN’LİYİ afyon bağımlılığı ile uyuşturup, KÂR ETTİLER.
Böylece, HİNDİSTAN VE ÇİN’İ ve de diğer birçok dünya ülkesini, EKONOMİK, SOSYAL VE SİYASİ OLARAK ÇÖKERTTİLER.
VE DE KÂRLARINI SÜREKLİ HALE GETİRDİLER.
Bir Çin hanedanı, ülke içine afyon sokulmasın diye, YASAKLADI.
Bunun üzerine, Avrupalı sömürgeci devletler, Çin’de ki bu hanedan ile İKİ KEZ SAVAŞTILAR. İkisinde de Çin hanedanı, milyonlarca afyon bağımlısı çinli ve de afyon ticaretinden kâr eden, İÇ HAİNLER, SÖMÜRGECİ DIŞ HAİNLER karşısında fazla direnemedi yenildi!..
Çin de tekrar, afyon ticareti ve tüketimi yasallaştı.
Bunları internetten detayı ile öğrenebilirsiniz!..
DÜNYADA UYUŞTURUCU TİCARETİ, ŞEYTANLA YATIP, ŞEYTANLA KALKANLARIN ELE GEÇİRDİKLERİ DEVLETLERİN ELİNDE…
İKİ YÜZLÜLÜKLE DEVAM ETMEKTE!..
Tarih boyunca hiçbir TÜRK DEVLETİ, böyle sömürülere, katliamlara bulaşmamış tam tersi, sömürgecilerle savaşmış TEK MİLLETTİR.
İşte bu yüzden,“Ne Mutlu, Türk’üm” diyene!..

Yazarı, VARLIĞIN KAYNAĞI OLAN SONSUZ GÜCÜN KUTSAL KİTABI KURAN’A İLGİSİZ DÜNYA, DAHA ÇOOK ÇİLE ÇEKER!..

Kuran’ı Kerim. Sure 9/Ayet 31:
Onlar bir tek mabuda tapmaya emrolunmuşlar iken, Allah’ı bırakarak, Yahud alimlerini, Hıristiyan rahiplerini, Meryem oğlu İsâ’ yı Rab edindiler. Tanrıdan başka tapacak yoktur. O, onların şirk koşmalarından tamamiyle münezzehtir.
5/51: Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudur. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğuna yol göstermez.
5/56: Kim Allah’ı, Rasul’ünü ve iman edenleri dost edinirse, üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah’ın tarafını tutanlardır.

Gene mi Birleşmiş Milletler?

Milletler gene birleşti. Türkiye’den bakınca çok nadir gerçekleşen bir durum gibi servis edilmeye çalışılan bu husus aslında her yıl gerçekleştirilen bir toplantıyı ifade ediyor. Hatta daha ileri götüreyim çoğunluk sağlanması durumunda bu zaman aralığına bakılmadan da toplanılır. Yani zaten adı üzerinde kurumun görevi milletleri birleştirmek.

ABD heyeti ile İran heyeti yaklaşık üç saat görüştüler. Bu kayıkçı kavgası bir şekilde bitirilmek zorunda. Öyle sanıldığı gibi 3. Dünya Savaşı çıkmayacağı belli üstelik bunun çıkacağını iddia ederek konuşanlar bile en azından şimdilik bunu tekrar etmekten vaz geçtiler. Asıl sorun dünyanın önemli geçiş noktalarından birinin kapalı olması. Yakın zamanda Trump’ı sıkıştıran seçimler ve yasal zorunluluklarla İran yönetimini sıkıştıran ekonomik yıkım masanın sonuç vermesi ile başka bir boyuta bürünecek. Buna ek olarak Fransa Cumhurbaşkanı Macron da meselenin çözüm noktasının ABD olduğunu ifade etti.

Zelenski de ağzından baklayı çıkardı Rusya ve Ukrayna kış gelmeden anlaşmalı. Elbette ABD Devlet Sekreterliği de iki tarafın masada anlaşacağı hususunu belirtti. Yani işgal girişimi başladığında bu iş öyle “uluslararasıilişkilercilerin” halledebileceği, açıklayabileceği hususlar değil nevinden görüş serdeden tarihçi arkadaşlara izahat: meseleyi güç dengesi politikası çözüyor.

Suriye meselesi bir başka husus… Şara, Trump’a Nev Jersey’i ver o zaman demiş. Çok havalı… Golan Bölgesinin işgali ne vakittir devam ediyor. İsrail’in Suriye’de de facto varlığının kısa zamanda ortadan kalkması pek mümkün görünmüyor. Üstelik Suriye her ne kadar teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarılmış olsa da ABD ile ilişkileri iyi tutmadığı takdirde uluslararası ekonomi politiğin acı gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kalabilir. Bu şartlar altında ABD ile iyi ilişkiler bir şekilde de İsrail ile en azından uyumlu bir ilişki demektir ki; bu durumun Trump yahut Netanyahu’dan bağımsız bir durum olduğunu bilmek lazım. Bilmeyenler de uluslararası politikanın yasalarına karşı gelmenin sonuçlarını görürler.

Sonuç olarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kuruluş amacına yerine getirmek suretiyle devletlerin birbirleri ile politikalarını tartışma platformu olarak görev yaptı. Elbette bazı beklentiler BM’nin durun siz kardeşsiniz birbirinize saldıramazsınız diyerek çatışmaları ortadan kaldırması gerektiği görüşünü ifade edebilir. Eh bunun da mantığının ne olduğunu sayın okura bırakıyorum. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları.

Bugün benim doğum günüm!

Ne ara geçti bu kadar yıl?

Bugün, 69 seneyi bitirip 70’inci yaşıma merhaba dediğim gün benim.

Anacığımı da anarak köşemi yeni yaşım için kapattım, bağışlayın!

Nur içinde yatsın, rahmetli annem 20 yıl önce hayata gözlerini yumduğunda 81 yaşındaydı.

Bir kalça kırığı, bununla birlikte ilk defa diyalize de girmesi, akabinde ameliyat kararı ve bir doçentin; ‘bu ameliyatı yaparsak hastayı kaybederiz’ diye ısrarla uyarmasına rağmen, bizim de muvafakatimiz alınarak yapılan bir kalça ameliyatı ve o gecenin yarısında acı son!

Yazılacak o kadar çok şey var ki neyse…

Nur içinde yatsın, o yaşında bile gezmeyi çok severdi rahmetli.

Düğüne, derneğe, gezmeye hep kendi de gitsin isterdi.

“Ah oğlum ah. Ten kocuyor (yaşlanıyor) ama yürek hala genç” der dururdu!

Yaş ilerledikçe onu çok iyi anlıyorum şimdi.

İtiraf etmeliyim ki; yaşlılığı ben de kabullenemiyorum.

Ne var ki; yüzümüzdeki çizgiler, yavaş yavaş başlayan yaşlılık lekeleri aynı şeyi söylemiyor artık.

Ve hayat ne kadar acımasız ki; anama söylediklerimi ben de oğlumdan işitiyorum şimdi.

‘70 yaşına geldin daha ne istiyorsun?’ lafını sıkça duymaya başladım bu aralar!

Oysa bizler; birazda çocuklarımız, torunlarımız için istiyoruz yaşamayı.

Her geçen gün zorlaşan hayat koşullarında başlarında olmak, arkalarında durmak istiyoruz.

Allah acılarını göstermesin, uzun ve sağlıklı ömürleri olsun.

Yeni yaşım da hepimize hayırlar getirsin inşallah.

İKİ MUSTAFA KEMAL

Sevgili atamız, bizlere ve tüm insanlığa ne güzel ışık yakmış!..
TAKİP EDEBİLDİK Mİ, O NURLU IŞIĞI?..
Atamız demiş ki:
“İki Mustafa Kemal vardır. Biri ben… Et ve kemik; geçici Mustafa Kemal; onu “BEN” kelimesiyle ifade edemem…
O “BEN” değil, “BİZ” dir.
O memleketin her köşesinde YENİ FİKİR, YENİ HAYAT ve BÜYÜK ÜLKÜ İÇİN UĞRAŞAN AYDIN ve SAVAŞÇI BİR TOPLULUKTUR.
“BEN” ONLARIN RÜYASINI TEMSİL EDİYORUM.
Benim teşebüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir.
O “Mustafa Kemal”
“HEPİNİZSİNİZ.”
GEÇİCİ OLMAYAN, YAŞAMASI VE BAŞARILI OLMASI GEREKEN, MUSTAFA KEMAL O’DUR!..

Mustafa Kemal ATATÜRK

Allah sevgili atamızdan razı olsun, ruhu şaad olsun. Atamızın yazdığı kitaplar, ve milletine söyledikleri, niye okullarda ders olarak okutulmadı?.. Bir düşünür müyüz. Ve de bunu, İÇ VE DIŞ HAİNLERİN bir TRUVA ATI saldırısı olarak görmez miyiz?..

Kuran’ı Kerim. Sure 17/Ayet 41:
Biz, onların akıllarını başlarına toplamaları için, bu Kuran’da türli şekillerde tekrar tekrar izah ettik. Fakat bu onlara, dah da kopup uzaklaşmaktan başka bir şey sağlamıyor.

KAYA BAŞA, KAYA GAZI YAŞAMA DÜŞMEDEN

Toprağımızı elimizden alana karşı direnirdik. Suyumuzun başına geçip bizi susuz bırakanları birlikte derdest ederdik. Ekmeğimize göz dikenlere karşı birlikte ses çıkarırdık.

Bölgemizde birçok tehlike yaşadık ve tepki olarak etkinlikler yapıldı. Sermaye ve emrindeki iktidar öyle planlı ki; tepki kadar tepkinin devamlılığına bakıyor. Dalga dalga ve daimî olarak arkası gelen tepkiler sonrasında ileriye erteleyerek tepkiyi soğutuyor. Tepkilerin azaldığı durumunda ise maalesef dediğini yapıyor.

Sermaye gözüyle her zaman kazanç kapısı, birikim alanı olarak görülen emek ve doğa sömürüsü amaçlı çok badireler atlattı bölgemiz. Yaşam savunucularının gönüllü mücadelesi ile somut kazanımlar elde edildi. Taş-maden ocakları, uygun olmayan yerlere yapılan rüzgâr elektrik santralleri, orman, mera ve tarım arazilerinin kent ve sanayileşmeye kurban edilmesi, suyun plansız kullanımı gibi tehlikelerden sonra nükleer tesis kararına karşı mücadele ederken şimdi de kaya gazı çıkarma hamlesi geldi iktidardan.

Cumhurbaşkanlığı kararı ile bölgemizin hemen hemen dörtte üçünü içine alan bölgedeki tarım alanları, mera ve ormanlar acil olarak kamulaştırılacak. Bu işleyiş sonucun da bölgemizde tarım ve hayvancılığın sona ereceğini bilimsel verilere dayanarak uzmanlar belirtiyor.

2015 yılında da benzeri karar alınmıştı ve Trakya Kent Konseyleri Birliği öncülüğünde Kırklareli Kent Konseyi tarafından bir bilgilendirme toplantısı yapılmıştı, tarih; 29.05.2015. Basın açıklamaları ve benzeri etkin çalışmalar sonucunda gündemden çıkmıştı kaya gazı ki meğerse ertelenmiş.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği yapacak ülkemizin en verimli alanlarının suyunu, ormanını, arazisini yok edecek ve sonuçta iklim krizini arttıracak böyle bir karar çelişkidir. Ama sermaye çelişkiye, bilimsel verilere bakmıyor, önüne kattığı her şeyi kendi kazancı için yok edebiliyor.

Teknik bilgileri basın yayın organlarından okumalıyız ve taraf olmalı, birlikte mücadeleye katılmalıyız. Bu hepimizin yurttaşlık görevidir. Çünkü bölgemiz suyuna erişmek için 600 metreye kadar inilmesi gereken bölgemizde su hepten ulaşılamaz olacaktır. 2015 yılındaki toplantıda edindiğimiz bilgiye göre kaya gazı için her kuyuya en az 18.500 galon su basılması gerekiyor ki bir galon 19 litre. Yani her kuyu için 351.500 litre su gerekli. Bu su denizden, akarsudan değil yeraltından sağlanacak. Ve her kuyuya zamanın yok edemediği kimyasallar bırakılacak. Bu kimyasallar yer altında yayılarak yüzlerce yıl toprağı, araziyi ve dolayısıyla kökü toprakta olan her bitkiyi, canlıyı olumsuz etkileyecektir.

Kaya gazı yanında TPAO eliyle petrol, doğal gaz gibi onlarca maden veya gaz aramasının da bölgede yapılacağını düşünürsek Trakya tümüyle tehdit altındadır.

Oysa Avrupa veya diğer gelişmiş ülkelerde kaya gazı çıkarılması kanunlarla yasaklanmış. Çünkü doğayı yok ediyor. Doğa yok olunca bölge de evren de zarar görecek. Buna rağmen iktidar kaya gazı elde edilmesi işlemi nedense bizde müjde olarak sunuluyor.

Bu gibi durumlarda çoğumuz beddua ederiz. Bedduamızın sebebi birlikte mücadeleden kaçınmak, çekinmektir, belki de korkmaktır. Oysa birlikte olduğumuzda hiç kimse bizlere kötülüğü dayatamaz. Örgütlü oldukça korkularımızdan da arınırız.

Geçim derdimizin, umutsuzluğumuzun, güvensizliğimizin, çaresizliğimizin ilacıdır örgütlülük. Geçmişin olumlu sonuçlarını düşünerek ve onlardan güçlenerek iktidar yetkililerinin sermayeye peşkeş çektiği bu durumdan kurtulmalıyız. Trakya’da bilgiyi akademisyenlerimizden alarak toplumsallaştırmak kitle örgütlerinin görevidir. Yıllardır Trakya Platformu (TP), Trakya Kent Konseyleri Birliği (TKKB), Trakya Belediyeler Birliği (TBB) ve çevre-ekoloji gibi ilgili demokratik sivil örgütler birlikte bölgemize sahip çıktık, yine çıkmalıyız.

Yanlış kararı alanlara “kaya kadar taş düşsün başınıza” diye beddua etmek yetmez mücadele gerekir. Edemezsek ‘kaya kadar taş’ bizim başımıza düşecek ve kaya gazı da geleceğimizi yok edecektir.

KATİL DEVLETLER

Dünyada, şeytanın işi gücü, insanlığı mahvetmek için DUR DURAKSIZ çalışmaktır.O İblis, ne uyu ne de vaz geçer; her an yakmak için, insanın beyinsiz, nefsi halini gözler.
Yine dünya tarihine bakarsak, dünya coğrafysaının her köşesinde, kıtasında, adasında… mazlum halklara ve de hayvanlara soykırım uygulayan devletleri görüyor, biliyoruz!..
Şeytan, inanç zafiyetli insanları uşağı olarak kullanır. Ve de Şeytanın en ölümcül silahlarından birisi de, insan suretindeki uşaklarını kullanıp, yalanla, dolanla DEVLET GÜCÜNÜ ELE GEÇİRMEKTİR. İşte bu şeytanla yatıp, şeytanla kalkanlar, ele geçirdikleri devlet gücüyle, dünyayı, kan ve gözyaşına boğarlar. (Bunları Kuran’dan okuyup herkes öğrenebilir.)
KATİL DEVLETLER, silahsız sivil halkları köleleştirmek için, madenler için, çoluk, çocuk, kadın, yaşlı demeden kurşunlayıp, bombalayıp, zehirleyip katletmekle ÜNLÜDÜRLER!..
Şeytanla yatıp şeytanla kalkanların en birinci hedefi DEVLET GÜCÜNÜ TRUVA ATIYLA ELE GEÇİRMEKTİR..
ONDAN SONRASI KOLAY!..
Örneklerini tarih boyu, bol bol izliyoruz!.. Emanetlerine (İnsan, doğa, tabiat varlıkları) hainlik edenleri (kirleten, bozan, zulmeden katledenleri) Allah, şeytanın şerrinden korumaz.
Bu kunulara, sözüyle, kalemiyle, ilmiyle, yazıyla, sanatla, değinenler neden pek çıkmıyor, BİZDE?..

EMANETLERİNİZ NE ALEMDE İSE, AKIBETİNİZ O ALEMDE?..

Kuran’ı Kerim. Sure 70/Ayet 38:
Onlardan her biri nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?
Hayır!
Şüphesiz biz onları, kendilerinin de bildikleri şeyden yarattık…
70/40, 41: Şu halde öyle değil! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter ve kimse bizim önümüze geçemez.

 KONUKLARINIZIN SESİ 392

             400’üncü yazımıza geldik. 400’üncü yazımızla düzenli (her ayın ikinci ve dördüncü Çarşambası) yazmayı bitirecek ve çok önemsediğimiz bir yazı oluşturduğumuzda bunu paylaşacağız. Ama arada 392 ve 393’ü atlamışız. Bu iki yazıda, ülkemizdeki ilginç bir kitlesel olay, Gezi Parkı Eylemlerinden (daha önce aktardığımız) bazı neşeli tepkileri yenileyelim.

              “…Bu arada Taksim Gezi Parkı Olayı çıktı. Tüm ülkede yüzbinler ayağa kalktı. Aydınlarımız ve özellikle gençlerimiz doğal zekâlarını bu olaya yönlendirdiler. Neler neler buldular.

                 Sık bakalım, sık bakalım; biber gazı sık bakalım.

                Kaskını çıkar, copunu bırak;  delikanlı kim bakalım!

               Sizinki AVM değil kaldırım çalışması ise,

               Bizimki de ayaklanma değil, arkadaşlarla buluşma dedik.

                 Çapulcu musun vay vay, eylemci misin vay vay!

                 Gaz maskesi ala benziyor, biber gazı bala benziyor;

                 Benim tomam bana sıkıyor.

                Bulunur bir çare halk ayaktadır;

               Taksim yolunda barikattadır.

               Çapulcu musun vay vay, eylemci misin vay vay!

               Gaz maskesi biçim biçim, yürüyorum Taksim için;

              Üşenme gel hakkın için.

              Bulunur bir çare halk ayaktadır;

              Taksim yolunda barikattadır.

              Çapulcu musun vay vay, eylemci misin vay vay!     

              “Tencere, tava hep aynı hava!” diyen Erdoğan’a yanıt:

               “Makarna, kömür, koyunları sömür!”

                 Bir öyle, bir böyle kelamlardan, yasaklardan illallah!

                Başına buyruk kararlardan, fermanlardan illallah!

                Amman amman bıktık vallah!

               Amman amman şiştik vallah!

               Bu ne kibir, bu ne öfke? Gel yavaş gel, yerler yaş.

               Satamayınca gölgelerini, sattılar ormanları!

              Devirdiler, kapadılar sinemaları, meydanları!

             Her tarafım AVM den, geçişim yok bu köprüden;

            N’oldu bizim şehre n’oldu? Hormonlu bina doldu.

           Amman amman bıktık vallah!

          Amman amman şiştik vallah!

         Bu ne kibir, bu ne öfke? Gel yavaş gel, yerler yaş.

         Altı milyar yıllık evren tarihinde onyedi yıldır yaşıyorum. Tayyip’in başbakan olduğu zamana ve ülkeye denk geldik. Böyle şansın ben içine tüküreyim.

         (Çapulcu musun vay vay! ı Boğaziçi Caz korosu uyarlamış; ….illallah ı Kardeş türküler. Duman, bir halk sanatçısı da bu eyleme katılmış; ODTÜ Klasik Türk Müziği Topluluğu,

           Tomadan su atarlar vay leylim amman,

          Akrepten gaz atarlar Tayyip’im amman…

         Hacettepe öğrencileri,

        Gezi parkı biçilir mi? Tomadan su içilir mi?

        Biber gazı sık diyorlar, direnişten geçilir mi? …”

diyerek…) ilk alıntılarımız dört yazı; şimdi iki yazıyla özetliyoruz.

                                                                                                                             Sağlıcakla,

VATAN MASUMLARI

Hatırlatalım:
Yaratılanlar sahipsiz değil. Ve de onları öldürerek asla yok edemezsiniz. Ancak fiziklerini öldürürsünüz, ruhlarını öldüremezsiniz. İşte o kulların ruhları sizden hakkını mutlaka alır. Neyle ödeyeceksiniz, düşünmez misiniz?..
O biricik kutsal kitabınızı okusaydınız, bunları öğrenirdiniz. Yaratan en değer verdiği eseri insanı, yeryüzünde ışıksız, yol bilmez, ne yapacağını bulamaz olarak BIRAKIR MI HİÇ?..
Bırakmamış ve de Kuran ile ne yapacaklarını, ne yapmayacaklarını, eğriyle, doğrunun ayırımını yazıp vermiş insanoğluna!..
Ama merak edip okuyan mı var?..
Bir de anlamadan, arapça okuyanlar var ki, akla sığacak gibi değil!..
Evet Yaratılanların sahibi, tabi ki YÜCE KAYNAK, yani “ALLAH, TANRI, GOD, RAB” diyebilirsin, sığmaz ki kelimelere..
Yüce Rabbimiz,
“Yerin üstünde, yerin altında, gökte canlı ne varsa, ÜMMETİMDİR, KULUMDUR, YAŞAM HAKLARI EŞİTTİR ONLARIN HAMİSİ, KORUYUCUSU OLARAK, EN ZEKİ YETENEKLERLE, İNSANI GÖREVLENDİRDİM”
diye biz insanlara vazifemizi bildirmiştir.
Bakıyoruz dünya insanlığına, Kâr, servet, lüks, israf uğruna, ormanları hızla kesip, denizleri kirletip, havayı zehirleyip, hayvanların, tüm canlıların, yaşam alanlarını yok ederek, soylarını öldürüyorlar!..
Sanmayın ki, yapanların ve de seyircilerin yanlarına kâr kalacak!..
Çocuklara, yaşlılara, körlere, sürülere, evlere yarenlik etsinler diye, insanlar kucaklayıp, bedava alsınlar diye yaratılan KEDİ VE KÖPEKLERİ, SAHİPSİZSE TOPLUCA ÖLDÜRMEYE BİZDE DE BAŞLANDI, maalesef.
Eskiden sadece elin oğlu öldürüyordu, biz ise, “Müslümanız” diye öldürmekten Allah’tan korkardık.
Ne diyelim?..
O masumların sahibi olan Allah’tan korkmaz mısınız?..
Deyip, o canları sahiplenerek kurtaranların çoğalması dileklerimle…
VE DE ÖNÜMÜZDE Kİ, TÖVBE ZAMANIN DOLMASI İLE BAŞLAYAN SÜRECE İYİ DİKKAT EDİN, O MASUMLARIN SAHİBİ NELERE KADİRMİŞ, GÖRÜN!..
Ey çoğunluk, bu dünya, bu ülke, yaratılanlara zalimlik edesiniz diye, SİZE emanet edilmedi!..

Bakasınız, koruyasınız, tedavi edesiniz, sevesiniz diye emanet edildi!..

Kuran’ı Kerim. Sure 42/Ayet 42:
Ancak insanlara zulmednlere ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere ceza vardır. İşte acıklı azap bunlardır.
42/47: Allah’tan geri çevrilmesi imkânsız bir gün gelmezden önce, Rabbinize uyun. Çünkü o gün, hiçbiriniz sığınacak yer bulamazsınız. İtiraz da edemezsiniz!

KAYA GAZI

Trakya’nın her yerinde madencilik, taş ocakları, RES’ler, Nükleer derken bir de kaya gazı belası çıktı başımıza.

5 Eylül’de tek imzayla çıkan bir kararnameyle Edirne, Kırklareli, Tekirdağ ve Çanakkale’yi (Gelibolu) kapsayan alanlarda kaya gazı çıkarılması faaliyetleri için çalışmalar başladı.

Yerin altına açılacak her kuyu için 351 bin litre su basılacak. Yer altından Trakya’nın suyu çekilecek içine yaklaşık olarak 14 bin litre de kimyasal karıştırılarak yerin altına büyük bir basınçla basılarak kaya gazı çıkarılmaya çalışılacak.

Dibimizdeki Bulgaristan kaya gazı çalışmalarını ülkesine, doğasına zarar vereceği için yasakladı. Üçte ikisi bizim olan Istranca’larda madencilik, taş ocakları altında inim inim inlerken, nükleer tehdidi altında yaşarken Istranca’ların üçte birine sahip Bulgaristan komşumuz gözü gibi koruyor onu.

Oysa ülkemizde sermayeye peşkeş çekiliyor.

Bilim insanı Doğan Kantarcı Evrensel gazetesinde haberinde uyarıyor;

Trakya genelinde petrol ve kaya gazı araştırmaları kapsamında alınan kararlar bölgenin ekolojik dengesi ve su varlığı açısından endişe yaratıyor. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi eski öğretim üyesi Prof. Dr. Doğan Kantarcı tarafından hazırlanan değerlendirme raporu, jeolojik yapıyı ve tarım alanlarını inceleyerek kaya gazı çıkarılmasının çevreye verebileceği zararları gözler önüne seriyor. Trakya topraklarının yapısı ve su kaynaklarının durumu dikkate alındığında, bu faaliyetlerin bölgesel düzeyde ciddi riskler barındırdığı ifade ediliyor.

Ergene Havzası’nın kısıtlı su rezervleri risk altında.

Trakya bölgesinde kaya gazı çıkarmak amacıyla ruhsat verilmesi, İç Trakya’nın yeraltı suyunu sağlayan Ergene ve Kırcasalih akiferlerinin hayati önemini arka plana atıyor. Çapraz tabakalı çakıl, kum, mil ve kil katmanlarından oluşan bu yapı, bölgedeki tarım ve hayvancılık faaliyetleri için vazgeçilmez bir su kaynağı olarak öne çıkıyor. Ergene Havzası içindeki 274 hm³ düzeyindeki yeraltı suyu potansiyelinin 207 hm³ kadarlık bölümü içme, kullanma ve sanayi suyuna tahsis edilmiş durumda bulunuyor. DSİ tarafından yeni kuyu açılmasına izin verilmediği bu hassas bölgede, yüksek basınçlı su ve kimyasallarla yapılan hidrolik çatlatma işlemlerinin kısıtlı yeraltı suyu rezervlerini kirlenme ve tükenme riskiyle karşı karşıya bırakacağı vurgulanıyor.

Yüksek basınçlı çatlatma depremleri tetikleyebilir

Bölgenin tektonik yapısı ve katman kalınlıkları jeolojik açıdan önemli uyarılara temel oluşturuyor. Doğu Trakya bölgesindeki 3. zaman tortullarının toplam kalınlığı Muratlı ve Karıştıran arazisinde 9000 metrenin üzerine çıkıyor. Bölge arazisi Ganos ve Terzili gibi aktif fay hatlarıyla kaplanmış durum gösteriyor. Kaya gazı elde etmek amacıyla yer altına yüksek basınçlı su verilmesinin yer sarsıntılarına yol açacağı ve fay hatlarını tetikleyerek yeni depremler üretebileceği kaydediliyor. Raporda, geçmişte yaşanan 1912 Şarköy ile 1959 Edirne depremleri hatırlatılıyor.

SAROS BELEDİYESİ KURULMALI MI?

Yaklaşan Genel seçimlerde özellikle YENİ Parti ve CHP den ortaya çıkan milletvekili aday adayları genelde bilindik yöntemlerle kendilerini anlatmaya tanıtmaya devam ediyorlar. Mahalle ve köy kahvesi demeden dolaşıp el sıkarak, taban fiyatlarını az bularak, pahalılıktan şikayet ederek, düğünlerde, cenazelerde boy göstererek öne çıkmanın çabası içerisindeler. Bir ölçüde bu yöntemlerden vaz geçmeme konusunda da haklılar. Çünkü seçmen de sonuçta kendisini en çok öpeni seçmekte çok başarılı…

***

Elbette bu üye yapısı ile önseçim bile yapılarak aday belirlense -örneğin-benim içime sinmiyor. Edirnelinin seçeceği kişi iktidarda bakanlık yapabilecek seviyede birikim ve deneyim sahibi olmalı… Sosyal Demokrat çözüm önerileri, kalkınma projeleri ve bunları yaşama geçirebilecek liyakat, deneyim ve birikime sahip olmalı. Trakya’nın sorunlarını bilmeli, yörenin kaderini değiştirebilecek önerilerle seçicilerin önüne çıkmalı… Ama bu, ne yazık ki mahalle delege ya da üyesinin tartıp ortaya koyabileceği bir beceri değil… O nedenle aday adayları el sıkmaya, öpmeye sıkı sıkıya bağımlılar.

***

İstisnaları yok mu? Zaman zaman farklılıkları görüyoruz. Örneğin Hüseyin Erkin özellikle tarım ve sulama konusunda ilginç açıklamalarla, önerilerle bu yarışta… Bir mesafe alabiliyor mu? Bilmiyorum. Nadiren Mustafa Bezbaş’ın özellikle hayvancılık ve eğitim konularında çıkışlarına da rastlanabiliyor…

***

Sahadaki en hareketli aday adaylarından Okan Gaytancıoğlu yerel basını iyi kullansa da ben kendisinden Trakya’da tarım konusundaki sorunlara nasıl bir çözüm önerisi sunduğuna hiç rastlamadım. Örneğin Sn. Gaytancıoğlu tarımda kooperatif örgütlenmenin, yararına inanıyor mu inanmıyor mu ben bilmiyorum? Örneğin Kurtbey’de, Sarıcaali’de, İpsala’da ve daha pek çok yerde çalışan ve üreten kadın kooperatiflerini hiç ziyaret etti mi? Etmeli mi? Bu konuda geliştirici, projeler üretmeli mi?

1980 yılına kadar Trakya’da bir kooperatif sistemi tüm Türkiye’ye örnekti.. Ne oldu da ne oldu? Kooperatifçilikten söz edemez olduk? Bunu sayın Gaytancıoğlu bizlere anlatmalı… O zaman mı yanlıştık, şimdi mi?

***

Bu yazıya neden olan çıkış Şadan Şimşek’ten geldi. Şadan bey Saros’un geldiği içler acısı duruma çare olarak bir öneri getiriyor. “Saros Belediyesi kurulsun” diyor. Katılırsınız ya da katılmazsınız; ama çarpıcı, iddialı bir çıkış… Evet… Saros yıllar öncesinden başlayarak yapılan yanlışlarla yerlerde sürünen, kapanın elinde kalmış bir doğa cenneti. Turizme hiçbir katkısı olmayan, aksine yerel yönetimlere yük olan bir anlayışla ikinci konut fırsatçılarının, müteahhitlerinin keyfine terk edilmiş bugün içinden çıkılmaz bir duruma gelmiş bir sorunlar yumağı… Bence Sn. Şimşek’in bu önerisi Parti Kurullarında ve özellikle bilimsel olarak, siyasi olarak yasal olarak tartışılıp gerçekçi, onarıcı düzenleyici ve sürdürülebilir bir SAROS Projesi oluşturulmalıdır. Saros’u kurtarmadan kazanmadan, yok sayarak Edirne’ye Milletvekili olunmaz…

***

Bu fırsattan istifade sık sık yaptığımız bir çağrıyı yineliyorum. Sevgili aday kardeşlerim, hepiniz çok değerlisiniz ama ne yazık ki henüz Trakya’yı da, Edirne’yi de yeterince bilmiyorsunuz. Hele Enez’i hiç bilmiyorsunuz. Enez dibe doğru hızla gidiyor. Görmüyorsunuz. Enez, imkanları ile Edirne’ye hatta Trakya’ya çok önemli fırsatlar sunabilecekken siz bu fırsatların ne olduğu konusunda yeterli bilgiye sahip değilsiniz.

Evet… Bu fırsattan istifade sizleri Kartopu ve Enez Sahil Dernekleri olarak, tek tek ya da topluca Enez’i konuşmaya Enez’e davet ediyoruz.