Kategori arşivi: Yazarlar

NEDEN Mİ?..

Bakıyoruz, Rusya, Ukrayna, İsrail, Suriye, Irak, İran, Libya, Mısır, Filistin hatta TÜM DÜNYA ÜLKELERİ ÇOĞUNLUĞU, biz de dahil, Kuran’da açıklanmış gerçek dini okuyup öğrenip uygululuyor muyuz?..
Yoksa, TEK DOĞRU DİN YERİNE, MEZHEPLERE BÖLÜNMEKLE, HAK YOLUNDAN UZAKLAŞMIŞ OLUNMUYOR MU?..
Gerçek Hak yoluna uygun olmayınca, YAŞANAN, HAKSIZLIKLAR, KİMİN YOLU OLUR?..
Bu soruların cevapları Kuran’da açıkça yazar, okunsa da öğrenilse ya!..
BU ÜLKELERİN YILLARDIR ÇEKTİKLERİ ÇİLELER NEDEN ACABA?..
Haşaa, “Allah yoktur” diye nesiller yetiştiren, neagatif yaşam tarzına batmış yaşam tarzlarının, HAK EDİŞ CEZALARI olmasın sakın?..
Ya da “Allah vardır, biz dindarız” deyip, Kuran’da ki Allah kavramına hiç uymayan, başka bir Allah’ın peşine düştükleri, mezheplere bölündükleri için mi acaba, ÇİLELERİ!..
Çünkü, Kuran’da, “Allah tektir” diye, Allah’tan başka ilah yoktur” diye bildirilmiştir. Ezanla bile günde beş kez bildirilir, Ama türk nesiller, arapça dinlerse, Türkçe okumazsa o nurlu kitabı, nesiller anlayamaz tabi ki!..
ALLAH YOLUNDAN SAPIP, ŞEYTAN YOLUNA itibar edenler, Allah’ın korumasından mahrum kalmazlar mı?..
Tek yar, tek koruyan, gözeten, Allah değil mi?.. VE DE, ŞEYTAN YOLUNUN SONU, UÇURUM, DEĞİL Mİ?..

DOSDOĞRU HAK YOLU, KURAN’DA AÇIKÇA YAZIYOR YA?..

Kuran’ı Kerim. Sure 17/Ayet 55:
Ey Resulüm, müşrüklere de ki: “Allah’tan başka, ilahlarınız diye inandıklarınızı çağırın, size yardım etsinler. Onlar sizden sıkıntıyı ne kaldırabilirler, ne de değiştirebilirler.
17/58: Ne kadar ülke varsa, hepsini kıyametten önce, ya helak edecek, veya çetin bir şeklde azaplandıracağız. Bu kitapta yazılıdır.
17/25, 26, 27: Rabbiniz içinizdekini daha iyi bilir. Eğer iyi kimseler olursanız, elbette Allah, kendine dönüp, tövbe edenleri bağışlayıcıdır.
Hısımlara, yoksullara, yolda kalmışlara haklarını ver, malını ulu orta saçıp dağıtma.
Çünkü israf yapanlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise, Rabbine karşı çok nankör bulunuyor.

SAVAŞ WAR

Amerika ve İsrail bütün güçleriyle İran’a saldırdılar.

Memleketimizin Müslüman mahallesinde savaş bitmedi bir türlü. Yakın dönemde; Irak, Libya, Suriye ve sırada İran. Öte tarafta Pakistan/- Afganistan birbirini yesin, orada nasılsa petrol yok.

Hani o Amerikalının söz sonrası başladı sanki her şey;

“Petrol Arap’lara bırakılamayacak kadar önemlidir”

Rusya itiraz etmiş yalnızca. Araplar sessiz, ülkemizde. Avrupalılar derseniz ellerini ovuşturuyorlar.

Neden bu savaş, savaşlar? Neyi paylaşamıyor insanoğlu?

Savaşan üç ülkenin insanları da yöneticileri de aynı tanrıya üç farklı kitapla inanıyorlar. Kitaplar da sanki bir birinin kopyası gibi.

Neredesin Hey Tanrı? diye sorası geliyor insanın.

Petrol için savaşların sürdüğü Ortadoğu’da yaşam 12 bin yıl önce başlamış. Dinler 4 bin yıl önce. Dinlerin olduğu yerde savaş, savaşlar hiç bitmemiş.

“Dünya’nın kaynakları insanları doyuracak kadar zengin, ama herkesin açgözlülüğünü doyuracak kadar değil” demiş Mahatma Gandi.

Dünya’da savaş devam ederken ülkemizde Resmi Gazete’de Cumhurbaşkanı Kararı yayınlanıyor 10972 karar sayısıyla;

Adana, Afyonkarahisar, Antalya, Artvin, Balıkesir, Bingöl, Bursa, Çorum, Eskişehir, Gaziantep, Gümüşhane, İzmir, Karabük, Kastamonu, Kütahya, Mersin, Muğla, Samsun, Tokat, Trabzon, Yalova illerinde bulunan bazı alanların orman sınırları dışına çıkartılması…..

21 şehir, neredeyse memleketimizin üçte birine denk geliyor. Ormanlar yok edilip yerlerine neler yapılacak bunu da göreceğiz, çeyrek asırdır gördüklerimiz gibi.

Dünya savaşıyor petrol için, para için.

Ülkemizde ormanlar yok ediliyor.

Peki o ne için?

Erken kutlama!

Geldi gelecek derken, ilkbahardan 3. günü de geride bırakıyoruz bugün.

Peki ya kış bitti mi?

Mevsim olarak evet.

Ancak, önümüzdeki günlerde de soğuk havalar olacak elbette.

Bilhassa da akşamları…

‘Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır’ atasözünü de unutmamak lazım bu arada!

Şahsen, bu sözün ne kadar doğru olduğunu çok defa yaşayarak görmüşümdür.

Mart ayı dert ayı olmasın hiç kimseye!

Dilerim o soğukları da yaşamayız artık.

Biliyorum çok erken ama; hem baharı, hem de önümüzdeki Ramazan Bayramımızı kutlamak istedim bugün.

Rabbim; bahara olduğu gibi, bayrama da eriştirsin, sağlıkla, mutlulukla ve bereketle kavuşalım inşallah.

Şimdiden herkese hayırlı bayramlar diliyorum.

Bayram sonrasında bu köşe de yeniden buluşabilmek dileklerimle…

Sağlıcakla kalın.

KANAN KİM

Tarih boyunca kurulmuş tüm Türk devletleri, Kuran emirlerini kendilerine rehber edinip, öyle hüküm sürmüşlerdir. Tüm din, dil, kültür ve peygamberlere saygı bağlarıyla; sömürüden, haksızlıklardan uzak, adalet içinde kardeşçe yaşamak üzere devletler kurmuşlardır!..
Kuran’da ve peygamberimizin hadis ve yaşamsal örneklerine göre, Allah böyle emrettiği için.
Ne zaman zayıflayıp, yıkılmışlardır?..
BİR ÇOK İDARECİ VE HALK, Tek doğru dinlerini, Kuran’ı okuyup öğrenecekleri yerde, güya öğretici, güye din alimi geçinen, din simsarları tarafından, Allah ve Kuran’a atfen, yalanlar uyduranlara itibar ettikleri için yobazlaşıp, şirke düşürülüp yıkılmışlardır.
Dikkat, yüksek binayı yüz kolon taşır, ama temelden biri kesilirse bina, az zorlanmayla yıkılır!..
Yüz doğru ile ikna edip, inancı, bir temelden saptırmak, şeytanın en çok başardığıdır!..
KANDIRANA KIZARIZ, YA KANANA NE DEMELİ?..
Allah beyni de kitabı da vermiş ya!
———————————–
Kuran’ı Kerim: 8/39:
Fitne ortadan kalkıncaya kadar, onlarla savaşın!..
4/76: İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnanmayanlar ise Tağut, (maddi ve fiziki çıkar gücüne tapınan inkârcı, şeytan uşağı) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphe yok ki, şeytanın kurduğu düzen zayıftır.
4/74: O halde, dünya hayatını ahiret karşılığı satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da, öldürülür veya galip gelirse biz ona yakında büyük mükâfat vereceğiz.

4/75: Size ne oldu da, Allah yolunda ve “Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar; bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla” diyen muhtaç erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?

Müslüman Türkler, Allah’ın bu emirlerine uymuşlar, zalim simsarlar tarafından ezilen halkları kurtarmak için can feda savaşmışlarıdr. Din ve derebey simsarların tahrif ettikleri kutsal kitapları ile Allah yolundan çıkarılıp, sapkınlar atarafından sömürülen halkları kurtarmak için, yapmışlarıdr tüm savaşlarını!..
İşte binlerce yıldan beri, MÜSLÜMAN TÜRKLER, “ALLAH’IN EMRETTİĞİ ÜZERE” DÜNYA HALKLARINI BU ZALİM ŞEYTANİ İKTİDARLARDAN KURTARMAK VE DE KORUMAK İÇİN, HİÇ ÇIKARSIZ, CANLARI İLE KANLARI İLE MÜCADELE ETMİŞLERDİR!..

O YÜZDEN, “NE MUTLU “TÜRK’ÜM” DİYENE”

Kuran’ı Kerim. Sure 33/Ayet 9:
Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın! Hani size ordular saldırmıştı da, biz onlara karşı bir rüzgar ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah ne yaptığınızı görmekteydi.

TAŞKIN

Son yağışlar, kar erimeleri ve Bulgaristan’daki barajlardan bırakılan sularla birlikte Meriç ve Tunca yine yataklarını zorladı.

Sarayiçi sular altında kaldı.

Kırkpınar Er Meydanı göle döndü.

Bağ evlerinin olduğu bölgelerde su yine kapıya dayandı.

AFAD ve ekipler canla başla çalıştı.

Mahsur kalan hayvanlar kurtarıldı.

Gece gündüz emek veren herkese teşekkür borçluyuz.

Sahadaki mücadeleye sözümüz yok.

Ama mesele sadece sahadaki mücadele mi?

**

Taşkın nedeniyle yine pek çok görüş ve öneri dinledik.

Meriç Nehri kıyısındaki evinde mahsur kalan eski Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi, bot yardımıyla tahliye edildi.

İşte, bunlardan en ilgincini de kendisinden duyduk.

“Kanal Edirne iyi ki yapıldı” şeklindeki sözler tekrarlanırken, Sedefçi’den aksi yönde görüş geldi.

Karaya çıkmasının ardından açıklamalarda bulunan eski başkan, projenin Edirne’nin işine yaramadığını, “Boşu boşuna milyonlarca lira para harcandı. Maalesef fos çıktı” diyerek noktayı koydu.

**

Eski Edirne Kent Konseyi Başkanı Yılmaz Eren ise bir paylaşımla Edirnelileri tam 18 yıl öncesine götürdü.

Edirne Kent Konseyi ve TMMOB Edirne il bileşenlerinin 2 Şubat 2008 tarihinde “Edirne’de Yaşanan Taşkın Olayları” başlığıyla gerçekleştirdiği toplantıyı hatırlattı.

Peki…

Taşkın olaylarının masaya yatırıldığı o toplantıda neler önerilmişti?

Uluslararası taşkın yönetimi modeli…

Komşuluk ilişkilerinin önemi…

Bulgaristan’daki baraj işletme politikaları…

BM ve AB kararlarından doğan sorumluluklar…

Kıyı Kanunu’nun uygulanması…

Nehir yataklarının temizlenmesi…

Merkezi ve yerel yönetimle birlikte bir Meriç Havza Yönetim Modeli…

**

Dile kolay…

Söz konusu toplantının üzerinden 18 yıl geçmiş…

Bir çocuğun büyüyüp sandık başına gitmesi için yeterli süre.

Ama bir taşkın aklının olgunlaşması için yetmemiş.

Aynı öneriler.

Aynı uyarılar.

Aynı mazeretler.

Takvim değişti.

Koltuklar değişti.

Yetkiler değişti.

Elbette bir şeyler de değişti…

Kanal Edirne yapıldı, elektrik santrali hayata geçirildi…

Meriç’in Söğütlük kesiminde milyonlarca lira harcanarak yap-boza dönen düzenlemeler tartışılırken, sonunda burası “kürek sporu” için parkur haline getirildi.

**

Sorular basit:

18 yıl önceki önerilerin hangisi tam anlamıyla hayata geçti?

Hangisi sürdürülebilir hale geldi?

Hangisi takip edildi?

Yoksa, boşuna mı kürek çektik?

BEKLENECEK

İran – Amerika sürtüşmesi devam etmektedir. Her iki tarafta görüşüp duruyor. Bu görüşmeler daha fazla zaman kazanmak için. Amerika en güçlü iki uçak gemisini ve diğer başka savaş gemilerini Basra körfezine gönderdi. O bölgeye 50 bin asker yığdı. İran’da boş durmuyor, savaş için hazırlıklar yapıyor.

Her iki tarafta birbirlerine gövde gösterisi yapıyorlar. ABD’nin amacı petrol, İran’ın amacı Molla rejiminin devamı, uranyumu zenginleştirip atom bombası yapmak. ABD’nin amacı İran’ın uranyum tesislerini kullanılmaz hale getirmek, atom bombası yapmasını engellemek ve Molla rejimini bitirmek.

İran atom bombası yaparsa ne olur; Ortadoğu’nun ağası olur. Mollalar her türlü çılgınlığı yapmaya kalkar, bunun sonu da Ortadoğu savaşı olur.

Ortadoğu zaten Gazze, Suriye, Irak savaşı yüzünden yeteri kadar sarsıldı, bir de İran yüzünden sarsılırsa bu sarsılmayı ne kadar kaldırabilir? Bu sarsıntı daha ötelere gitmez mi? Peki ABD bunu niçin yapıyor, amacı ne? Bir tek amacı var PETROL.

ABD de petrol kalmamıştır, amaç İran petrolleri üzerinde hegemonya kurmaktır. Bu sürtüşmeler petrol yüzünden oluyor. Yoksa İran’ın düzeni Molla düzeni imiş, ABD’nin ilgilendiği İran atom bombası yaparsa meselesi değil, mesele petrol meselesi. Göreceğiz bu konu nereye kadar gider?

Eğer bir savaş çıkarsa, İran Basra körfezini gemi trafiğine kapatırsa, İran’dan petrol alan devletler zor durumda kalır. Çin, Japonya, daha başkaları İran petrolü kullanıyor. Türkiye açısından İran’dan bizde petrol alıyoruz, doğal gazımızın bir kısmı İran’dan geliyor. Türkiye NATO ülkesi bir ülke, Adana’da İncirlik hava alanı NATO üssü. Bir savaş anında İncirlik’ten kalkan ABD uçağı İranı bombalarsa, İran’da buna karşılık verirse, Türkiye’nin başı derde girer.

İranla asırlar boyu bir dostluk ilişkimiz var. Askeri yönden, İran ABD ile başa çıkamaz. Bu işe Rusya’da ne kadar karışır bilmek zor. Konu çok bilinmeyenli denklem oluyor?

İran atom bombası yaparsa, peki ama İsrail’in elinde atom bombası var, Pakistan’ın elinde atom bombası var, Hindistan’ın elinde atom bombası var, Türkiye’de de NATO nezdinde atom bombası var. ABD niye bu ülkeler ile uğraşmıyor da İran’la uğraşıyor? Amaç, ABD’nin arka bahçesi olan İsrail’i korumak. Çünkü İsrail Ortadoğu’da ABD’nin arka bahçesi, piyonu, ondan sonraki petrol, yoksa ABD Molla rejimi ile fazla ilgilenmiyor. Mollaların amacı ise İsrail düşmanlığı. Molla rejiminden Türkiye çok rahatsız. Çünkü seksenli yıllarda Türkiye’ye radikalizmi sokan mollalardır. Türban, karaçarşaf modası bu zamanlarda başlamıştır.

İran-ABD arasında çatışma olursa Türkiye’nin durumu ne olur? Türkiye ABD’nin, NATO’nun müttefikidir. ABD’den yana olursa İran karşısında zor duruma düşer, İran’dan yana olursa ABD’nin karşısında zor duruma düşer. Öyle bir durumki iki ucu kakalı değnek, hangi tarafsan tutsan elin batacak.  Öyleki bütün mesele elini batırmadan değneği tutmak. Bu da diplomasi hüneri gerektirir.

Sadece bu kadar mı, savaş olursa İran’ın sivil halkı Türkiye dahil komşu ülkelere sığınacak. Irak, Suriye mültecileri yüzünden az çekmedik, şimdi birde İran mültecilerinle uğraşacağız. Başka yerlerden parasal yardım görsek de bu konu Türkiye için büyük sorun olacak. Her halde buda komşu olmanın rizikosu.

Şöyle düşünüyorum, Türkiye olarak biz bu durumlara düşsek hangi ülkeler bize el uzatır?

İran askeri gücü ABD askeri gücüyle baş edemez, kabadayılıkta adettir; bükemediğin eli öpeceksin. İran Molla rejiminin devamını istiyorsa ABD ile anlaşmaya varmalıdır. Aksi Mollaların sonu olur. Göreceğiz daha ne kadar BEKLENECEK….

KIYMET

Kıymet, kıymetli, nedir?
“Mülk mü,” “Para mı,”
Yoksa “Nasip” mi?
“Nasip,” yoksa…
Kıymeti, ne yaparsın?
“Nasip,” varsa…
Kıymeti , ne yaparsın?..
———————————-
Kuran’ı Kerim. Sure 13/ayet 27:
Kâfir olanlar diyorlar ki: “Ona rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?” De ki: “Kuşkusuz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de hidayete erdirir.

BİLGİ YETERSİZLİĞİ

Arkadaş diyor ki:
“Ben Allah’a inanıyorum, ama dinlere inanmıyorum”
Hoppala!..
Arkadaş neden böyle diyor acaba diye düşündüm.
Bir zamanlar ben de Kuran’ı okuyup öğrenmeden önce, “Biz dindarız” diyenlerin akıldan, bilimden uzak, gerici, yobaz hallerine bakıp ben de “Eğer dindarlık, AKLINI DEVRE DIŞI BIRAKIP, anlamadan Kuran okumaksa, anlamadan dua etmekse, anlamadan ezan dinlemekse, insanlık, hayvan, bitki alemine fayda üretmek için çabe içinde olmuyorsa; camiden eve, evden camiye, bir cüppe, bir sakal, yerlerde kirlere sürünen örtünmelerle, sıkma başlarla olanları görünce, ben bunların inandığı gibi bir dine inanmıyorum” dediğimi hatırladım.
Kuran’ın Türkçe’sini okuduktan sonra, tezimde haklı olduğumu anladım.
Çünkü Allah, daha ilk emrinde, “OKU!..” diye emrediyordu!..
“YANİ AKLINI KULLAN, BİLİM YAP!..” DEMEKTİ BU AÇIKÇA.
Sonra, onlarca ayet de “AKLINI KULLAN, İNSANLARA, HAYVANLARA, BİTKİLERE, DOĞAYA FAYDALI OLMA YOLUNDA BİLİM VE SANATLA GELİŞMEK İÇİN ÇABALA.
HAYIR YOLUNDA, ÇABANA VERECEK OLAN BENİM” diye bilidriyordu!..
Şükür ben, Yaratan’ın hak dinini araştırıp dosdoğrusunu Rabbimin nurlu kitabından öğrendim,
ALLAH’A DA, NURLU DİNİNE DE İNANCIM TAM OLDU!..

Arkadaş da Kuran’ı okuyup, hak DİNE inanır ve UYGULAR inşallah.

Kuran’ı Kerim. Sure 5/Ayet 3:
Ölü, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan; boğularak veya vurularak veya yukarıdan yuvarlanarak veya başka bir hayvan tarafından süsülerek veya parçalanarak, daha canı üzerindeyken, boğazlanmadan evvel ölen hayvan ile; dikli taşlar üzerine boğazlananlar ve fal okları ile kısmetinizi aramak haram kılınmıştır. Bu hususlar, iteat dairesinden çıkmak demektir. Bu gün kâfir olanlar dininizden ümitlerini kestiler; artık onlardan korkmayın, benden korkun. Ben bugün, dininizi ikmal ettim, üzerinize rahmetimi tamamladım. Sizin için en uygun din olarak islâmı verdim. Her kim ölmemek için günaha meyletmeksizin bunları yiyebilir. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
3/Ayet 191: Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken, Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler. Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın, seni huşu ile sıkça anarız; bizi cehennem azabından koru!

LAİKLİK; ÖZGÜRLEŞTİRİR VE İNANÇLARIN GÜVENCESİDİR

Bu günlerde yine gündemde laiklik. Çünkü kamusal alan olan okullar başta olmak üzere tüm kamu alanları dini kuşatma altında. Bu nedenle 168 aydınımızın laikliği savunma çağrısı var. Hepimizin imzalaması gerekir.  (https://laikligisavunuyoruz.org/)

Bunu imzalayan milyonlarca yurttaşımız olsa da bu yetmemelidir. Çünkü laiklik; liberal, muhafazakâr, sosyal demokrat, sosyalist gibi tüm fikir ve inançların garantisidir ve birlikte yaşamalarını sağlar.

Cumhuriyet kuruldu kurulalı laiklik gerçekte hiç uygulanmadı. Maalesef cumhuriyetin kurucu kadrosunun şahane öngörüsü ile mevzuata giren laikliği iktidarlar koruyamadığı/korumadığı ve toplum olarak da yaşamımıza katamadığımız için 100 yıl sonra laiklik yine gündemde.

Bu nedenle laiklik konusunda çok yazı yazdım. En çok okunanı, cumhuriyetimizin yüzüncü yılını kutladıktan sonra, 13 Aralık 2023 günü yayınlanan yazımdır. Hudut Gazetesi’nin en çok okunan makalelerinde üçüncü sırada 15 bini aşan okura ulaştı, okuyabilirsiniz. (https://hudutgazetesi.com/yazarlar/laiklik/).

O yazımda; “Korku insani ve içgüdüsel bir durumdur. Ancak bu korkudan çok öğrenilen korku tehlikelidir ve toplumsal zararlara sebep olur. Öğrenilen korku; aileden, toplumdan ve eğitim süreçlerinde öğrenilir.

Öğrenilen korkunun en önemli ilacı laikliktir. Çünkü öğrenilen korku bilinmeyenden beslenir. Laiklik dini inançların teminatıdır. Toplum; kışkırtılmadığında farklı inançları benimser ve bir arada yaşayabilir. Laiklik olduğunda herkes inancını özgürce yaşayabilir. Laiklik olmadığında ise egemen görüşün inancı dayatılır ki bu toplumu ayrıştırarak tehlikeli çıkmazlara sürükler.

Laiklik dini inançlarımız gibi toplumsal sınıfların da güvencesidir. Laiklik işçi sınıfının da önünü açan temel kazanımıdır ve o nedenle emekçi sınıf laikliği kazanmalıdır. Bugün bunu emekçi sınıflar yeterince değerlendiremiyor olabilir ama sermaye sınıfı ve onun siyasi iktidarları başından beri farkındadır” demiştim.

Milli Eğitim başta olmak üzere tüm kamu kurumlarının laikliğe aykırı ilişkilerle boğulduğunu o günde yazmıştım ki bugün kat be kat arttı bu yanlış ilişki.

Yine o yazıda; “Demokrasinin temel göstergesi laikliktir. Laiklik mücadelesi, sadece kişisel özgürleşmenin bir parçası değil; sınıfsal özgürleşmenin de olmazsa olmazıdır.Bugün yoksul isek, işsiz isek laikliği anlayamadığımızdandır. Bugün şarap yapmak için sıkılan üzüm gibi sermaye sınıfı daha çok kazansın diye özgürleştirici eğitim yerine medrese eğitimi içinde mürit yetişmesini sağlıyorsa düzenin laik olmadığındandır. Laikliğe layık olmadığımızdan, laiklik ilkesini anlamadığımızdandır.

Bugün ülkeyi dinci vakıflar sardıysa bu laiklik ilkesini “altı oktan biri” sayan cehape zihniyetinin(!) laikliği mücadele ile kazanmayı henüz düşünmediğindendir. Bu zihniyetin sadece CHP’nin altı okundan biri olmadığını bilmesi gereken sermaye sınıfının da kul-pul ilişkisinin bir süre sonra kendisini teslim alacağının farkında olmamasındandır.

Anayasaya Türkiye laiktir yazmakla laik olunmuyor, bunu öğrenmiş olmalıyız. Ayrıca; “Türkiye laiktir laik kalacak” diye atılan sloganın da değeri yok. Çünkü ülkemiz seküler toplum anlamına gelen laik sistemde hiç olmadı ki laik kalsın. Slogan gerekiyor ise; “Türkiye laik değil ama mutlaka laik olacak” olabilir.

Bugün laikliği kazanmak ve tarihsel yerine oturtmak için; gerçekten demokrasiden yana olanlar, laikliği olmazsa olmaz bir gereklilik ve zorunluluk olarak görmelidir. Çocuklarımızın, işçi sınıfının, aydınlık yarınların güvencesi laikliği kazanmaktır. Korkularımızdan arınmanın, özgür bir toplum oluşturmanın olmazsa olmazı laikliktir” diye görevlerimizi anımsatmışım.

Hepimiz öğrenmiş olmalıyız gayri; laiklik din veya inanç düşmanlığı değil farklı din ve inançlara, farklı din yorumlarına ve dindarlara da eşit ve özgür yaşam şansıdır. 100 yıldır Medeni Kanun’la Anayasal olarak bu laikliğe kavuşmuş yurttaşlar olarak elbette laikliği birlikte savunacağız. Bu çok normal bir durum. Asıl normal olmayan 100 yıl sonra laikliği savunmak zorunda kalışımız.

Çok önemli bir durumu da belirtmek gerekir ki; laikliği hayata geçiren toplumlar geçmişte on yıllarca aynı dinin mezhepleri arasında savaş yaptı. Sonrasında kilise ile devlet yönetimi ayrıldı. Gelişip egemen olan bu toplumlar aynı kaderi İslam ülkelerinde de yaşatmak istiyorlar ki Ortadoğu’da Şii Sünni ayrışmasını kamçılıyorlar. Müslümanlar bu senaryoyu görmelidir. Gelecekte yaşanması olası bu durumun yaşanmamasının yolu laikliktir.

GARİP Mİ?..

Ben, garip yolcuyum bu âlemde;
Ama, GARİBİ,
Fakirlik, muhtaçlık zanneder, bu alem.
Benim dünyamda ise,
GARİPLİK, BİLGELİKTİR.
Bunu, bu âlem anlamaz;
Az kişi, “GARİBİM” der, bu âlemde.
“GARİBİN” manasını bilerek, GURURLA…
Bilmeyen de küçümser.
Ve ya “GARİP” der, kibirle.
“GARİP” ve “KİBİR”…
Ne mutlu ki, ben bir GARİBİM, bu âlemde;
İnşallah, ASIL ÂLEMİ anlatabilirim,
Bu yalan âlem de, KİBİRLİLERE,

AMA ZOR…

Kuran’ı Kerim. Sure 2/Ayet 212:
Dünya hayatı kâfirlere süslü göründü de, iman edenlerle eğleniyorlar. Halbuki inkârdan sakınan müminler, kıyamet gününde onların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızk verir.