Kategori arşivi: Yazarlar

HANİ BEYİN VARDI?..

Yazarı Allah olan kutsal kitabımızın Arapçadan Türkçeye tercüme edilişinde, SURE İSİMLERİ HALÂ ARAPÇA; Ayetler türkçe de, sure isimleri neden Türkçe değil?..
BAKARA”= “İNEK” anlamında!..
“KEHF” = ”MAĞARA” anlmında!..
“ANKEBÜT” = “ÖRÜMCEK” anlamında!..
“NİSA” = “KADINLAR” anlamında!..
VS..VS..
Allah bizi Kuran’da uyarmış, Allah’tan başka bir şeyi ilah tanıma” diye!..
Arapçayı ilâh tanımak niye? insanoğlu, ŞEYTANA UYUP BAŞKA İLÂHLAR İCAT ETMEYE NE KADAR DA HEVESLİ!..
O zaman da faydayı değil, zararı alıyor, tabi ki!..
Allah’ın Kuran’da açık uyarısıdır, “Araba başka dilden Kuran olmaz.” diye!..
Bunun anlamı, her millet kendi diline tercüme edip, öğrenmek için okusun!..” demek değil mi?..
O zaman, “Türk’e Türkçeden başka Kuran olmaz.” “Her ülke halkı, Kuran’ı kendi diliyle okumalı ki Allah’ın öğretilerini öğrensin!..” demek değil mi?..
Pekiyi de, anlamadan başka dilden okutup, Allah ile irtibatınızı “KİM” kesmek ister?..
Allah’ın nurlu öğretilerini öğrenip, İNSANLIK ŞUURU İLE ŞUURLANMANIZI “KİM” istemez?..
Ayrıca, Yazarı Yaratan’mız olan Kuran’ı Kerim’i, Arapça olarak indirildiği dilden de DİNLEMEK müthiştir. Çünkü, kelime, cümle dizgisi ve ses ahengi öylesine mucizedir ki, dilini anlamasak bile insanın ruhuna hitap eder!..
Ancak, Arapça okuyanı dinlemekte güzel de, asıl anlamak, uygulamak için, Kuran surelerini, ayetlerini kendi dilinden okutmak, söylemek gerekmez mi?..
O nurlu kitabın sure isimlerini anlamadan okuyup, ŞUURSUZ ŞUURSUZ kalmak NEDEN?.. NEDEN?.. NEDEN?..
Hem de asırlardan beri, halâ da, halâ da, olur mu be kardeşim?

ASIRLARDIR, ONCA NESİL GELDİ, GEÇTİ, HANİ BEYİN VARDI?..

Kuran’ı Kerim. Sure 10/Ayet 100:
Allah’ın izni ve yardımı olmaksızın hiç kimse, iman edemez. Allah, akıllarını kullanmayanları murdar eder.
13/19: Şimdi Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, kör olan gibi olur mu? Fakat bunu ancak, vicdanı temiz, akıl sahipleri anlar.

Bitmeyen Krizler ve Savaşlar

Duydun mu savaş çıkmış!

Nerede?

Hindistan-Pakistan savaşıyor bu işin sonu kötü. (Savaştıkları!? tarihler: 1947-48, 1965, 1971, 1999, 2025)

Yahu neden kötü güç dengesinde bir noktada anlaşırlar.

Yok, yook bu işin sonu kötü 3. Dünya Savaşı çıkacak.

Duydun mu savaş çıkmış!

Nerede?

ABD-Vietnam savaşıyor, Sovyetler, Çinliler bile işin içinde bu işin sonu kötü (Savaştıkları!? tarihler: 1955-1975)

Yahu neden kötü güç dengesinde bir noktada anlaşırlar.

Yok, yook bu işin sonu kötü 3. Dünya Savaşı çıkacak.

Duydun mu füze krizi çıkmış! (1962)

Nerede?

Küba’da, Sovyetler Amerika’ya nükleer füze atacak.

Yahu güç dengesinde bir noktada anlaşırlar.

Yok, yook bu işin sonu kötü 3. Dünya Savaşı çıkacak.

Bu örnekler o kadar çok artırılabilir ki; bunların hepsini yazmaya kalksam gazetenin gelecek 20 baskısını kapatmam gerekir. Hem Gönül ablayı hem Bülent ağabeyi kızdırmayalım gerek yok. Hem arif olan anlar değil mi?

Krizler, çatışmalar sadece bizim yaşadığımız zamanlarda, sadece bizim gördüğümüz şekillerde ortaya çıkmıyor. Krizler ve çatışmalar 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde hiç bitmedi. Duracağa da benzemiyor. Ama her kriz ve çatışmadan dünyaya yayılma söylemi çıkarmak, her kriz ve çatışmanın “dünya düzeninde yeni arayış çabası” olduğunu söylemek en iyimser tabirle analizi iyi yapamamak demektir.

Uluslararası politika anarşik bir yapıya sahiptir. Yani güçlü devlet zayıf devlete emredemez. Hatta zaman zaman zayıf devlet, güçlü devlet karşısında çeşitli şekil ve seviyelerde yönlendirici bile olabilir. Böyle bir anarşik yapıda çıkan her kargaşa da yeni bir yön arayışı değil yapının anarşisinin bir yansımadır.

Eh daha ne anlatayım. Sadece biz gördük, bizim zamanımızda gerçekleşti diye en önemli olayın o olay olduğunu kabul edip bunun üzerinden saatlerce konuşmak da oldukça geniş bir boş zaman gerektirir. Zamanımızı verimli, kendi yaptığımız işi iyi yapmak ve geliştirmek için kullanalım. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları.

YÜZ YILIN HİKAYESİ

Her durumun bir hikayesi vardır ya CHP’deki durum da insanlık tarihine dayalı uzun bir hikayedir. Hikâyenin geçmişi uzundur ama CHP’yi ilgilendiren kısım 1900 sonrasıdır.

George Orwell’in söylediği gibi; “aslında hiçbir şey yasa dışı değildi çünkü artık yasa diye bir şey yoktu” tespiti ülkemizde bugünün somut durumudur. Yine de eldeki hukuk ve halkın eylemleri ile bu kadar hukuksuzluğa karşı mantıklı ve hukuka uygun çözümler aranıyor.

AKP’nin 24 yıllık iktidar döneminde 10 yıl Baykal, 13 yıl da Kılıçdaroğlu muhalefet partisi başkanıydı. Bu iki seçilmiş başkanın hatalarını saysak sayfalar yetmez. İktidar memnundu.Makamların utanıp söyleyenlerin utanmadığı sözcükler söylendikçe toplumsal değerler tükendi. Bu hakaretleri burada yazmak bana ayıp gelir. Hakarete maruz kalanlar ise grup toplantılarında ağız dalaşı ile idare ettiler.

Bu süreçte sosyalistler, çevreciler, yaşam savunucuları, hak mücadelesi verenler sessizleştirildi çünkü arkalarında siyasi destek olmadı. 2023 yılında CHP 38. Genel kurulunu yaptı ve Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel yarıştı. Özel kazandı.

Olması gereken partideki değişimi kabul etmek ve elini sıkmaktı. Tıpkı İnönü’nün Ecevit’e karşı kaybettiği seçimden sonra Ecevit’i kutlayarak demokrasi güzelliğini toplumda yaşatması gibi.Kaldı ki 2002-2023 arasında iktidarı grup toplantılarında eleştirmek dışında iktidarın saldırılarına karşı bir politika üretilemedi.Kılıçdaroğlu ve ekibi yerel ve genel seçimlerde yenildi ama bir tülü yenilenemedi. Bugün ülkeyi kaosa sürükleyen iktidara payandalık yapan Kılıçdaroğlu ve ekibi demokratik davranışlar yerine iktidara hizmet, ülkeye kötülük yaptığının farkında değil mi?

Devlet memuru zihniyeti ile hareket eden Kılıçdaroğlu her defasında atama ile görev yaptığından olsa gerek üç yıl sonra usulsüz olarak CHP başkanlığına atanmasını normal görebilmektedir. Velev ki ‘bağımlı mahkeme kararı’ ile böyle bir görev verildi. Akıl ve nizam, ahlak ve hukuk en çabuk olarak kurultayı toplayarak süreci kapatıp partide ve ülkede demokrasiye dönüşü sağlamaktır.

Atanmış ekibin siyasi parti yönetmesi görülmüş değildir. Partileri delege ve üyeleri yönetir. Son karar makamı da bu kurullardır. Kılıçdaroğlu’nu o koltuğa atayanlar elini kolunu da bağlamış olmalı ki seçilmiş kişiler hakkında kararlar alabilirken kurultay kararı alması gerektiğinde ise yetkisizliğini öne sürüyor.

Ülkemiz dahası bölgemiz demokrasiden uzaklaşıyor. Bu uzaklaşmanın destekçisi olmak yüz yıllık kurucu siyasi geleneğe, ülkeye, bölgeye ihanettir. Mustafa Kemal’in düşüncesine, başardıklarına açık saldırıdır. Bu kötücül gidişe yol açan, araç olan biri CHP’li olamaz. CHP’li olmadığı gibi demokrat da olamaz.

Kılıçdaroğlu 13 yıl işgal ettiği başkanlık koltuğunun önemini anlamamış veya bile isteye orada bir amaç için oturmuştur. Ki bu amaç; ABD büyükelçisi sıfatıyla sömürge valisi gibi davranan Thomas J. Barrack ve AKP üst kadrolarının yıllardır diline doladığı Osmanlıcı/yayılmacı bir anlayıştır. Yeni Ortadoğu konusunda da ABD valisinin peşine takılmak yerine yine İnönü’nün örneği ortadadır.1964 yılında ABD Başkanı Lyndon B. Johnson’ın Kıbrıs meselesindeki tehditkâr mektubuna karşı İnönü; “Yeni şartlarla yeni bir dünya kurulur ve Türkiye de bu dünyada yerini bulur”. Bugün bunu diyen Özgür Özel’dir. İktidarın peşine takıldığı Ortadoğu Valisi Barrack’ın peşine takılmak ulusal kurtuluş savaşı vermiş bir partiye düşmez.

İktidar Barrack söylemiyle Ortadoğu’da yumuşak liderlerin öncülüğünde mutlak güce ulaşmak istiyor. Ki bunu yasama, yürütme, yargı ve basını yöneterek epeyce elde etti. Bu yolda tek engel CHP. Bu oyunu atanmışlar bozabilir ama böyle bir niyetlerinin olduğuna dair kanıt bile yok.

Ülkemizin demokratları biliyorlar ki CHP’ye yapılan kumpas yargı davası değildir. Siyasi bir davadır ama sadece CHP’ni ilgilendirmez. Tümüyle demokrasi yanlılarının siyasi davasıdır. Bu nedenledir ki her görüşten yurttaşlar Özgür Özel’in öncülüğünü desteklemektedir. Kılıçdaroğlu 13 yıl başkanlık yaptı. Şu an ise atanmış başkan ama lider, önder değil. Özgür Özel ise partiden değil ülkeden de atılsa artık bu coğrafyada liderdir, önderdir.

Güzel ülkemizin güzel coğrafyasında yaşayan bizler bu topraklar için ödenen bedellerin farkındayız. Bir kısım yerli işbirlikçinin emperyalist güçleri arkasına alarak yüz yılın öcünü çıkarma hayaline karşı hepimiz bir kez daha karşı duracağız.

ENEZ’E KAYMAKAM DAYANMIYOR… KAYMAKAMIMIZIN TAYİNİ ISPARTA’YA ÇIKTI

Son Kararname ile Kaymakamımız Sn. Merve AYIK’ın Isparta Aksu Kaymakamlığı’na atandığı anlaşıldı.

Daha 8 ay önce Enez’de göreve başlayan Kaymakamımızın bu beklenmeyen yer değişikliği ile Enez’in muhtemelen yine bu yaz aylarında yerel bürokratlarla idare edileceği anlaşılıyor… Bunun mantıklı bir açıklamasının olmadığı ortada.. Yerine gelen olsa da bu yaz turizm sezonuna verebileceği hizmet elbette sınırlı olacak..

***

Her defasında yaz nüfusu 100 binleri aşan Enez’i tam da yaz başında Kaymakamsız bırakan sistemin bir DEVLET anlayışı olduğunu kimse iddia edemez.

Son bir yıl içerisinde İçişleri Bakanı ve muhtemelen bakanlık kadroları da değişti. Ama anlaşılıyor ki orada bu işleri tanzim eden katip değişmemiş. O hala Enez’in 2000 nüfuslu bir ilçe olduğundan hareketle ezberlediği yöntemle bu listeleri hazırlayıp makama sunuyor. Biz yine kendi aramızda öfkelenip tepki gösteriyoruz ama sesimizi bir türlü duyuramıyoruz..

**

Bu saçmalığı düzeltmesi ve Enez’in önemini ilgililere anlatması gereken kim? İktidarın Edirne’deki iki kadın temsilcisi.. İl Başkanı Belgin İBA ve Milletvekili Fatma AKSAL.. Bu hanımefendilerin bu konuda bilgisizlikleri mi, yoksa bildikleri halde ilgisizlikleri mi söz konusu? Bunu anlamak gerekiyor.

Edirne’den 190 Km. uzaktaki Enez’in 5-6 yılda neredeyse toplamda 2-2,5 yıl Kaymakamsız yönetilmesinin yanlışlığının farkındalar mı? Enez’in özellikle yaz aylarında Edirne’nin en büyük ilçesi olduğunu onlara biz mi anlatalım? Havsa’ya mı, Enez’e mi kaymakam daha çok gerekli bunu anlayabiliyorlar mı?

***

Enez, asayiş açısından diğer ilçelere göre önemli farklılıkları bilinen, liman ve gümrüğü olan, yazlık nüfusu 100 binleri aşan, ilgisizlik ve yanlış idari yapılanma nedeniyle turizm için sürekli zaman kaybeden, halkın Kaymakamsız ilçede devlette muhatap bulamadığı bir ilçedir. O nedenle Enez’e Valiliğe bir adımı kalmış, turizmde deneyimli Kaymakamların uzun süreli atanmaları gerekirken aylarca kaymakamsız bırakılması, atananların da daha bir yaz mevsimi yaşamadan görev yerlerinin değiştirilmesi Enez’in en büyük sorunudur.

Enezliler olarak bu konuyu hep birlikte takip etmeli ve Enez’in hatta ayrıcalıklı bir yönetimi hak ettiğini yüksek sesle ilgililere duyurmalıyız.

***

Başladığı ve heyecanla anlattığı Enez projelerini gerçekleştiremeden, göremeden, dernekler olarak birlikte yapmayı planladığımız pek çok etkinliğe katkı veremeden Enez’den ayrılacak olan Sn. Merve AYIK’a yeni görevinde başarılar dileriz.

Umarım Enez’de yaşadığı kısa görev süreci ile ilgili ve Enez’in önemini ve atamalardaki bu yanlışlığı vurgulayan bir raporu ilgililere sunarak bu yanlış gidişin düzelmesi konusunda sessiz kalmaz.. Bu onun Enez’e vereceği en büyük hizmet olur.

O’na “Enez’i unutma” demeyeceğiz, çünkü Enez unutulmaz..

HAK DİN TEKTİR

“HAK DİN TEKTİR,” ÇÜNKÜ “TEK” dendir. Hak dinlerin hepsi, Zebur’ da, İncil’de, Tevrat’da, Kuran’ı Kerim kitabında, Allah’ın korumasında, asla tahrif edilemeyecek şeklide toplanmış ve adına da, tüm dinlerin dosdoğrusunun açıklandığı son kutsal kitap, KURAN ile “MÜSLÜMANLIK” denmiştir.
Böyle olunca, Hristiyanlık, Musevilik, kiliseler, havralar camiye dönüşmeli demiyorum. Oralarda da, bu birlikteliğin güzelliği, camilerde, havralarda, kiliselerde yaşansın, anılsın yeter!..
Kendilerine ne derlerse desinler, sığmaz ki keleimelere!..
Yaratan’ın Kuran’da bildirdiği, tüm hak dinlerin tahrifatsız hali ve bu kitaplarla yollanan tüm peygamberler, Musa, İsâ, Muhammet, ve daha niceleri, Kuran’a, tevrat ve incilin tahrifattan arınmış halleriyle, tüm insanlığın peygamberleridir.
MÜSLÜMAN İNANCI: ZATEN ALLAH’IN KORUMASINDA OLAN, HAKİKİ KURAN’IN VE TAHRİFATTAN TEMİZLENMİŞ, HAKİKİ TEVRATIN, HAKİKİ İNCİLİN YOLUNDA OLMAK DEMEK.
İnsanlığa bahşedilmiş bu mukkades kitabı ANLAMADAN OKUTMAK, ŞEYTANIN BAŞ TUZAĞIDIR!..
Düşünün, Allah’ın kuluna ne söylediğini ANLAYIP, DOĞRU YOLU TUTMASINI “KİM” İSTEMEZ?..
Çünkü, BİLDİRİLMİŞTİR Kİ, şeytan, kıyamete kadar, insanlığın düşmanıdır. İnsanlığı Allah’ın yolundan, yardımı ve bereketiinden mahrum bırakıp, kendine dost edip, mahvetmeye koşulludur. Bu yüzden, kitaplarını şeytan uşaklarının tahrif etmekten korumayan, Musevi ve Hristiyan’lar maalesef, şeytanın tuzaklarında yıllardır, tahrif edilmiş yarısı sahte yazan kitaplarla, tariaktlara bölünüp, birbirleriyle savaşmaktalar!..
Tam da şeytanın istediği gibi!..
Hadi onların kitapları tahrif edildi, ama Müslümanız diyenlerin dosdoğru, korunan kitapları ellerinde olmasına karşılık, kendi dillerinden öğrenmeyip, şeytan uşaklarınca mezheplere bölünmesinin hiçbir mazereti olur mu?..

İnsanlık Kuran’ın gerçekliğini farketse, şeytanla yatıp, şeytanla kalkanların, DÜŞMANLIK HİPNOZLARINDAN BİR KURTULSALAR, sömürüleri, çıkar entrikalarını bırakıp, dünya kardeşliğini bir başarsalar; İŞTE O ZAMAN, ŞEYTANIN MASKESİNİ DÜŞÜRÜP,SEVGİ, SAYGI, DOSTLUĞUN HÜKÜM SÜRDÜĞÜ ALTIN ÇAĞ KURULMUŞ OLMAZ MI?..

Kuran’ı Kerim. Sure 54/Ayet 32:
Celalim hakkı için biz, Kuran’ı düşünmek için kolay kıldık. Fakat düşünen mi var?

KABAHATIN BİRAZI DA SENİN, CANIM KARDEŞİM !

Enezde yazlık konutu olanlar isyanlarda… Bu tepkinin önemli bölümü Belediye yönetiminin beceriksizliği olarak düşünülse de gerçek bu kadar da basit değil. Bu konularda sahilde ucuz arsaları kapış / kapan mantığı ile elde edip YAZLIK Sahibi olmaktan mutlu olanlar da suçlu. Yol, su elektrik, kanalizasyon, telefon hattı gibi alt yapısız bir yörede bir arsa almak, kooperatif kurmak, inşaat yapmak, yapanları teşvik etmek bugün sahil cehennemine giden yolların günah taşları… Yani her olumsuzluk her yanlış bugünün mahsulü değil…

***

Bu konuda Enez tek örnek de değil… 1985-90’larda hemen hemen tüm yerleşim yerlerinde, ama özellikle büyük kentlerde ve kıyı kasabalarında bu hunharca saldırı yaşandı. İmar planlarını ve mevzii İmar değişikliklerini yapma yetkisini yerel yönetimlere veren Turgut Özal yönetimi, verdiği bu kararla ülkenin fiziksel yapısını da kimyasını da, siyasettin ahlakını da dümdüz etti. Bir tek mimarın, şehir plancısının olmadığı bir kentte ilkokul mezunu ya da kasaba eczacısı, ya da emekli memur Belediye Başkanları bilerek ya da bilmeyerek, dost ahbap ilişkileri ile inanılmaz rant gelirleri yaratarak toplumun ahlakını bozdu ve kenti de onarılmaz, geriye dönülmez bir noktaya getirdiler

***

1990 yılına kadar kışlık 2500, yazlık 5-6 bin olan nüfusun yaşadığı Enez’de bu tarihten sonra 35-40 bin kişinin yaşayacağı bir imar planı yapıldı.. Öyle özensiz yapılan bir plandı ki ne yeşil alan, ne bir sağlık merkezi, ne bir okul, ne bir günübirlik tesis, ne tuvalet, ne otogar, ne çarşı, ne otopark hatta ne bir cami için bile bir yer ayrılmamıştı. Birbirinin içine giren, horlamaların bile bitişik komşuyu rahatsız ettiği bir planlama ile konut, yine konut, ardından yine yazlık konut yaparak Enez’in ipini çektiler.

Bu durumda koşarak gelip, tüm alt yapı yokluğuna rağmen Enez’de UCUZ diye yazlık alanların tüm öfkelerini bugünkü Belediye’ye yönlendirmeye hakları var mı?

 Yok…

***

Bir yer imara açılacaksa öncelikle o alanın hiç yoksa 30 yıl sonrasının ölçümleri, nüfus hareketleri belirlenir. Ona göre okulu, camisi, sağlık merkezi vs. sayısı ve yerleri belirlenir. Yolları açılıp döşenmeden, su ve kanalizasyon sistemi kurulmadan, elektrik, telefon hatları çekilmeden, yani tüm alt yapısı tamamlanmadan bir yerleşim yeri açılamaz. Belediye bunları yapar, sonra imara açar, daha sonra bu harcamalarını tahsil eder… “Önce evi yapalım, sonra yolu yaparız, sonra yolu bozar su tesisatını döşeriz…” diye diye yola çıkanlar, yeterli alt yapısı olmayan konutları UCUZ diye satın alanlar oturup bir kez de kendi yanlışlarını gözden geçirmelidirler..

***

Enez ve köylerinin hatta tümüyle Saros Körfezi’nin sahil imar planları yurdumuzun bu cennet köşesine, yurt ekonomisine, aile bütçesine atılan bir kazıktır. İsraftır… Hala da bu katliam ve israf  sürdürülmektedir. Keşke bu alanlar sınırlı konut alanlarının dışında günübirlik ve yanı sıra bütün yıl boyunca açık kalabilecek oteller, restaurantlar, gençlik kampları, karavan yerleri, atış alanları gibi tesislerle planlanabilseydi.

Olmamış..

***

Ama hala yapılabilecek bazı işlerle, alınacak bazı önlemlerle Enez yine Trakya’nın gözdesi bir kent olabilir. Burada Belediyeye çemkirmekten başka aklıselimle ve biraz da elimizi cebimize atarak yapılabilecek, hepimizi rahatlatabilecek işler, projeler var.

Örneğin Belediyenin almayı planladığı, ama maddi yetersizlikten henüz alamadığı Dron için bir kampanya düzenledik. Bunun için yola çıktık. 1 milyon 500 TL ile alınacak bir Dron ile sivrisinek konusunda önemli bir rahatlama olabileceğine inanıyoruz. Dron, Derin Deşarj ve bazı ana sorunların çözümü için Enez’de tüm partilerin, oda başkanlarının, STK’ların oluşturduğu bir ÇÖZÜM GRUBU kurduk.

Umarız bu iyi niyetli çalışmalara ilgili makamlar, yörenin varlıklı insanları, sahil siteleri destek verirler. Yolları da onarır, temizliği de, sivrisinek sorununu da hep birlikte çözeriz. Umut her zaman vardır, olmalıdır…

NE GEREK VARDI SAYIN CUMHURBAŞKANIM?

Geçtiğimiz Cuma günü sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Edirne’ye ziyaret etti.

Ama ne ziyaret!

Edirne’nin bütün sokak başları trafik ekiplerince, Edirne dışında ve çevresinde jandarma ekiplerince tutulmuş, Edirne merkez de yine her köşe başında bir trafik polisi, merkeze iyice girilince yüzlerce metre uzunluğunda demir korkuluklardan oluşturulmuş dar koridorlar.

Konuşma yapılacak olan alana girenler sıkı bir şekilde aramalardan geçirildi. Hepsinin başlarında beyaz şapkalar vardı ki sanırım AKP teşkilatı alana gelenlerin güneşten etkilenmelerini istemediler.

Bir gün önce başlayan yoğun hazırlıklar Edirneliler tarafından ilgiyle izlendi

Ülkemizin partili Cumhurbaşkanı; o ne ihtişam öyle. Resmi makam araçları konvoy halinde, binlerce koruma ve Edirne’nin her sokak başında polis ekipleri.

Ülkenin Cumhurbaşkanısınız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bu kadar şatafata, masrafa ne gerek var ki?

Gelin üç/beş resmi araçla, hadi olsun 3/5  korumayla, öyle Edirne’nin merkezini boydan boya trafiğe de kapatmaya da gerek yok.

Kucaklaşın Edirne halkıyla. Dolaşın öncelikle kenar mahalleleri, orada çiftçiler de vardır yakın köylerde yerleri olan, onlar size durumlarını anlatsınlar, ülkenin yönetiminden memnun olup olmadıklarını. Esnafları dolaşın, Edirne’yi en iyi onlar anlatır size. Öğrencisi de boldur Edirne’nin gençlerle de sohbetler edin ki gençliğin sorunlarını bir de onların ağzından dinlemiş olun. Edirnelilere selam verin, onlarla sohbetler edin, dertlerini dinleyin. Zarar gelmez size Edirne halkından.

Hem de sizi ne kadar gerçekten seven var anlamış olursunuz böylelikle.

Bakmayın siz kamuoyu araştırmalarına. Edirne’de işiniz bittikten sonra keşke komşu illerimiz Kırklareli, oradan da Tekirdağ’a geçmiş olsaydınız. Komşu illerimizi de ziyaret etmiş olur bütün Trakya’yı dolaşarak Trakya’ların gönlüne girmiş olurdunuz böylece.

Kömür işçileri de mağdur olmuş Sayın Cumhurbaşkanım. Aylardır paralarını alamayan, amaçları sadece size seslerini duyurmak olan gariban madenciler size ulaşmak isterken çok sert karşılanmışlar. Bir de onları dinleseydiniz, işçilerin sorunlarından da haberiniz olurdu.

Bunlar tabi ki sadece benim önerim Sayın Cumhurbaşkanımız. Tercih sizin.

Son söz de Milletin.

Yenice-Enez sahil yolu ne zaman yapılacak?

Malum, yaz aylarına gireli 2 hafta geçti bile!

Eskilerin deyimiyle; ‘Ağustos ayının yarısı yaz yarısı kış’ olduğunu düşünürsek yazın bitmesine 2 ay kaldı demek çok da yanlış olmaz sanırım.

Havalar iyi de olsa; sınavlar, okul hazırlıkları derken yaz tatili için Enez’e gelen tatilcilerin en az yarısı 15 Ağustos’tan sonra Enez’den ayrılacaklardır.

İşte bu nedenle hemen her yıl gündeme getirdiğim gibi bu yılda bu yolu yazma ihtiyacı hissettim bir kez daha.

Şuan ki haliyle gerçekten çok kötü ve de tehlikeli!

Geçenlerde yolun durumunu bilmeden oradan gideyim dedim, inanın yolun 5-6 km’lik kısmında arabayı sırtımda taşıdım adeta.

Yol grayderle tıraşlanmış üzerine mıcır atılıp öylece bırakılmış.

Mıcırların lastiklere zararı bir yana, olası kazalara davetiye çıkarması da muhtemel.

Mevsim nedeniyle bu yolu kullananların sayısı her geçen gün artıyor artık.

Sordum soruşturdum; “mıcırların üzerine asfalt dökülecekti ama aylar geçti bir şey yapılmadı. Keşke o mıcırlar da hiç dökülmemiş olsaydı” dediler.

Umarım en kısa zamanda gereken neyse o yapılır.

KAZANMAK MI?..

Dünyada, YARATAN’IN YOLUNA değil de, HIRS, İHTİRAS, SERVET, BİRİKTİRME EGOLARINA TAPINANLAR, yani şeytanla yatıp şeytanla kalkanlar, kendi aralarında plân yaptılar ve de NE YAZIK Kİ, amaçalarına ulaşmış görünüyorlar!..
PLÂNLARI NEYDİ?..
Dediler ki:
“Dünyada milyarlarca insan var, bunları bize çalışan köleler haline nasıl getirebiliriz?..”
“DÜNYANIN KÂRI BİZİ BEKLİYOR” dediler!..
VE DE:
“Onları, doğal yaşama sırt çevirtip, şehirlere akın ettireceğiz. Üretim araçlarımızın içinde çalışmayı özendireceğiz. “Kazandık, satın aldık” sanacaklar, ama aslında sahip oldukları araçlarla tasmalanıp, KÖLELERİMİZ OLUP, DURMADAN YİNE BİZE ÇALIŞIP, bize kazandıracaklar.

ARAÇLARA ADANMIŞ BİR ÖMRÜN NE DEĞERİ OLABİLİR Kİ?..

Kuran’ı Kerim. Sure 58/Ayet 19:
Şeytan onları etkisi altına aldı da, kendilerine Allah’ı anmayı unutturdu. İşte onlar şeytanın yoldaşlarıdır; iyi bilin ki şeytanın yoldaşları hep kayıptadır.

MAVİ BAYRAK

Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı’nca (FEE) 2026 Ulusal Mavi Bayrak Ödül Töreni, geçtiğimiz günlerde İzmir’in Foça ilçesinde gerçekleştirildi.

Haziran ayı ile birlikte deniz sezonu açılırken, dünyanın ender körfezlerinden biri olan Saros’un kıyılarına sahip Edirne ise yeni sezona yine mavi bayraksız plajlar ile giriyor.

Türkiye’nin Mavi Bayrak Haritası’na göre 21 il’de mavi bayraklı plaj bulunuyor.

Edirne ise Kastamonu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin ve Hatay  ile birlikte Mavi Bayrak dalgalanmayan iller arasında yer alıyor.

Buna ilişkin haberi geçen hafta Perşembe günü, “Mavi Bayrak yerine foseptik!” başlığı ile okurlarımızla paylaştık.

Bu arada Ulaş Demiray, bundan bir gün önce “Enez Mektubu” başlıklı köşesinde aynı konuya çok yakın bir yazı kaleme aldı: Enez’de kanalizasyon sorunu nasıl çözülür?

Ayrıca yine geçen hafta Cuma günü DSİ emekli Bölge Müdür Yardımcısı Hüseyin Erkin gazetemize yaptığı “Ergene” açıklamasında da  müzmin hale gelen nehirdeki kirliliğin havzaya telafisi mümkün olmayan zararlar verdiğini, Saros Körfezi’nin de korkulu rüyası haline geldiğini vurguladı.

**

Haziran geldi.

Deniz sezonu açıldı.

Türkiye’nin dört bir yanında Mavi Bayraklar göndere çekildi.

Turizm bölgeleri ödüllerle övündü.

Ülke, dünyanın en fazla Mavi Bayraklı plajına sahip üçüncü ülkesi olma başarısını bir kez daha kutladı.

Peki ya Edirne?

Yazıya girişte de altını çizdiğimiz gibi, Saros Körfezi gibi dünya ölçeğinde değere sahip bir doğal mirası bünyesinde barındıran Edirne…

**

Aslında mesele bayrak değil.

Mavi Bayrak bir sonuçtur.

Temiz suyun, düzgün altyapının, çalışan arıtmanın, çevre yönetiminin ve kamusal sorumluluğun sonucudur.

Biz ise yıllardır sonuca bakıp nedenleri konuşmuyoruz.

Enez’den gelen haberler ortada.

Bir yanda dereye karıştığı iddia edilen foseptikler…

Bir yanda yaz nüfusunu taşıyamayan arıtma tesisleri…

Bir yanda sahilde tuvalet ve duş eksikliği…

Bir yanda lagün göllerine ve Meriç Nehri’ne bırakıldığı öne sürülen atıklar…

Sonra da “Neden Mavi Bayrak alamıyoruz?” diye soruyoruz.

**

Asıl soru şu olmalı:

Mavi Bayrak’ın istediği şartların kaçını yerine getirebiliyoruz?

Çünkü denize akan her kirli su yalnızca çevre sorunu değildir.

Turizm sorunudur.

Ekonomi sorunudur.

Halk sağlığı sorunudur.

Ve geleceğe bırakılan bir faturadır.

Üstelik sorun yalnızca Enez’in kanalizasyonu da değildir.

**

Kırk yılı aşkın süredir Trakya’nın başına bela olan Ergene kirliliği hâlâ çözüm bekliyor.

Yıllardır hazırlanan raporlara, açıklanan eylem planlarına ve verilen sözlere rağmen nehir hâlâ kirli akıyor.

Bu kirliliğin Saros Körfezi için oluşturduğu risk uzmanlar tarafından tekrar tekrar dile getiriliyor.

**

İşin en düşündürücü yanı ise şu:

Türkiye’nin birçok ilinde Mavi Bayrak sayısı her yıl artarken Edirne hâlâ “olmayanlar” listesindeki yerini koruyor.

Üstelik Edirne’nin dezavantajı denize sahip olmaması değil; sahip olduğu kıyıların hak ettiği standartlara ulaştırılamaması.

Oysa elimizde sıradan bir sahil yok.

Saros Körfezi var.

Dünyanın gıpta ettiği doğal bir miras var.

Belki de artık “Bu yıl kaç turist geldi?” sorusundan önce “Bu yıl denizimize ne kadar sahip çıktık?” sorusunu sormanın zamanı gelmiştir.

Aslında mesele bir ödül kazanmak da değildir.

Mavi Bayrak alınmasa bile denizin temiz kalması gerekir.

Ancak Mavi Bayrak, bir kentin çevreye ne kadar özen gösterdiğinin uluslararası ölçekte tescillenmiş göstergesidir.

Edirne’nin açmazı da tam burada ortaya çıkıyor.

Çünkü bazı bayraklar direğe çekilerek kazanılmaz.

Önce vicdanlara çekilir.

Sonra sahillere…

Ve ancak ondan sonra göndere…