Kategori arşivi: Yazarlar

KONUKLARINIZIN SESİ 389

            Bu yazımızda SAĞLIKLA İLGİLİ BAZI GENEL BİLGİLER e bir ek yapmak istiyoruz: Google’da rastladık. (102 yaşındaki doktor uyarıyor: 60’tan sonra bu 5 hatayı yapmayın.) Beş öğüt şöyle:

             (1) Sürekli oturmayın. En az saatte bir ayağa kalkın ve hiç olmazsa bitişik odaya kadar yürüyün. Günde bir süre spor yapıyor olsanız bile bu, sürekli oturmanın zararını gidermez.

            (2) Günde yedi ila dokuz saat uyuyun. Uykunuzu arada bölen nedenleri yok edin.

            (3) Yalnız yaşamayın. Arkadaşlar bulun, derneklere katılın, bir yerlere gidin, sosyalleşin.

            (4) Karbonhidrat (ekmek, hamur, tatlı, …) tüketimini azaltın. Sebze, sağlıklı yağlar, kaliteli proteinlerle (et, balık, süt, bezelye, mercimek; badem, fındık, kabak çekirdeği, …) beslenin.

            (5) Endişelerden, kaygılardan kurtulun. Kontrol edemeyeceğiniz sorunları, dert edinmemeyi öğrenin. Okuyun, gezin, söyleşilere katılın.

            En iyisi 10.45 dakikalık video izleyin. 53 yıllık hekimliği boyunca hastalarını sürekli izleyip not ederek bu beş öğüdünü çıkaran hekim amcamızdan ‘uzun ve sağlıklı yaşam koşulları’nı nedenleriyle öğrenin.

            Bu yazımızı yazmak için video araştırırken ‘105 yaşında ölen Japon doktordan kafaları karıştıran yazı’ya rastladım. Söyledikleri,

  • Egzersiz yaparak kalbi güçlendireceğini sanmak, bir arabanın ömrünü daha hızlı sürerek

uzatmayı ummak gibi. Daha uzun yaşamak isterseniz yan gelip yatın.

            (2) Alkol alımını azaltmaya çabalama, yapıştır, yürü!

            (3) Bitkisel yağda kızartmada ye, çikolata da…

            Japon doktor ekliyor: Koşu bandının mucidi 54 yaşında öldü; jimnastiğin mucidi 57 yaşında, dünya vücut geliştirme şampiyonu 41 yaşında, dünyanın en iyi futbolcusu Maradona 60 yaşında. Ancak KFC (ABD fast food restoranları) mucidi 94 yaşında, Nutella’nın mucidi 88 yaşında, sigaranın mucidi Winston 102 yaşında, afyonun mucidi 116 yaşında, Hanneseg’in mucidi 98 yaşında. Tavşan sürekli zıplıyor ama sadece 2 yıl, egzersiz yapmayan kaplumbağa 200 yıl yaşıyor.

            Öyleyse biraz dinlenin, rahatlayın, yiyin için ve hayatınızın tadını çıkarın…

            Japon doktorun söylediği, “Endişelenme, kaygılanma” nın mizahi bir anlatımı değil mi? Sanırız o da, “yalnızca otur-yat; çok alkol al, çikolata ye; her şeyi yağda kızart…” demiyor. Verdiği örnekler de özel seçim. Biz yine de kendi doktorumuzu dinleyelim ve onun 105’i de geçmesini dileyelim.

                                                                                                                                 Sağlıcakla,   

ÇEVREMİZ PERİŞAN

Ukrayna da, enerji alt yapısı çökmüş, büyük bir kısmında kışın, ısınacak, yemek yapacak ne elektrik var, ne de doğal gaz!..
Tam tamir ediliyor, tekrar bombalanıyor.
Kışın dışarda ısı -20, -10 derecelerde; evlerin içi de buz gibi. Üşümemek için, giyin giyin de nereye kadar, birkaç gün değil ki, yıllardır böyle!..
Ukrayna’nın milyonlarca, yarı nüfusu dünyanın dört bir yanına saçılmış durumda!..
Yaşlısı var, bebekler var, evde eller ayaklar uyuşuyor soğuktan. Yaşlılar, bebekler, çocuklar, bir bir, çabucak hastalanıyor ve ölüyorlar.
NEDEN ACABA?..
Tabi ki, Kuran’dan habersiz ben nereden bileyim. Kuran ile Rabbimiz bize açıklamıştır, mutlaka. Yine de Hakkıyla allah bilir, “Bildim” diyemem. Okurum, “Galiba” der ve nerede hatalar yapılmış, yorumlamaya, açıklamaya çalışırım.
Haşaa, “Allah yoktur” diye bir yaşam tarzı kurup, nesiller yetiştirmişlerin, cezası böyle olmasın sakın?..
Ya HAK’IN TEK DOĞRU YOLU, ya da şeytanın sapaklarla, sapkınlıklarla dolu, ŞEYTANIN YOLU; başka yol yok ki!..
Kuran ile Rabbimiz bize, gerçeği açıklamıştır, mutlaka!..
SOSYAL YAŞAM DEĞERLERİNE BAKIN, KURAN’A GÖRE Mİ, YOKSA ŞEYTANA GÖRE Mİ?. KURAN’A GÖRE:
“Yaratan dan ötürü” ŞÜKRÜ, kuşanıp, cümle alemin faydasına, lükse israfa bulaşmadan, tüm yaratılanlara sevgi, saygı, fayda üreterek, sade, sakin, mütevazi, SADAKATLİ, Allah’ın bizi yaratış fıtratına uygun bir yaşam tarzı kurmak!..
Öyle baş örtüsünü, giyinişi, görünüşü istismar etmekten uzak. Yazın yaz gibi, kışın kış gibi giyinerek. Unutmayın, Allah bizi, “D” vitaminini neden güneşten almaya mecbur bırakmış acaba?
Aşırı örtünülürse vitaminsiz kalınmaz mı.
Hem de yapı taşımız, “D” vitamini bu!..

Amacını aşan, giyinmiş gibileri de görüyoruz!..

Kuran’ı Kerim. Sure 6/159:
Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.
6/155: İşte bu Kuran, bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah’tan korkun ki size merhamet edilsin.
6/ 156: Kitap yalnız bizden önce iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik” demeyesiniz diye…
41/36: Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işiten, bilendir.
3/25: Fakat, onlar gelmesinden şüphe edilmeyen bir günde,topladığımızda, hiçbir haksızlığa uğramaksızın herkese kazandığı şeyler tastamam ödendiği zaman halleri nice olur?.

SARAÇLAR’DA İZ BIRAKTI

Berber Şükrü’yü 2022 yılının Ağustos ayında kaybettik. 86 yaşındaydı.

Yaşasa ve sağlığı el verse halen çalışmaya devam ederdi Berber Şükrü. Mesleğini bu kadar severek yapan, işine saygı duyan bir başka insana rastlamadım desem yeridir.

Sohbetlerimizde Saraçlar Caddesi’nin eski hallerinden, Edirne’nin eski insanlarından ve günümüzün esnafının farklılıklarından konuştuğumuz olmuştur sabahın erken saatlerinde onun dükkanının önünde.

2001 yılında babamın işletmeciliğinde açtığımız tekel büfesinde ilk dönemler Tophane fırınının kara fırın ekmeğinden satmaya başlamıştık. Tophane fırınının kendine has francala tadında, pişkin ve yumuşak kabuklu ekmeği sayesinde satışlarımız artmış, çevre esnaflardan müşterilerimiz memnuniyetlerini belirtmeye başlayınca babam ve iki oğlu olan bizler de yaptığımız işten keyif alır hale gelmiştik.

60 lı yıllar. Berber Şükrü Agora Meyhanecisi Nusret Kasrat’ı tıraş ediyor.

Berber Şükrü ağabeyimizle tanış olmamız da o günlere denk gelir. Babam kendisini 1960’lı yıllardan tanıdığını ve köyden Edirne’ye geldiğinde saç tıraşı için sabahın erken saatlerinde dükkanının açık olması nedeniyle tercih ettiğini belirtmişti sohbetlerinde.

Berber Şükrü de sevdi Tophane fırını ekmeğini. O namı meşhur başka köyün iki ekmek bir arada satılanını pek sevemediğini ama Tophane ekmeğini gençlik yıllarından beri severek tükettiğini belirtmişti Şükrü ağabeyim. Eklemişti de;

“Siz bu Tophane ekmeğini buraya getirmekle iyi iş yaptınız. İşlerinize de katkı yapacak, müşteriniz de artacak bundan sonra.”

Dediği gibi oldu, ekmek satışlarımız sürekli yükseldi dönem içinde. Sohbetlerimiz de ilerledi bu sürede. Sabahları ekmeğini aldığı gibi hiç duraksamadan doğru dükkanına gidiyordu Berber Şükrü. “Müşteri gelirse bekletmeyeyim, ayıp olur, dükkan boş kalmasın” diyerek.

Sohbetlerini sevdiğim Şükrü ağabeyle iş çıkışları veya nöbet alımları öncesinde ona ben uğrayıp müşterisi yoksa hava durumuna göre dükkanın içinde veya dışında sohbetler ediyorduk.

Edirne’nin değişen insan ve esnaf yapısı nedeniyle huzursuzdu son yıllarında. Ona göre para ve insan arasındaki mesafe daralmış, insanlar paraya insandan, sözden daha çok önem verir hale gelmişlerdi.

Şu sözleri hala kulaklarımda:

“Bu yaşta mesleğimi para için değil sevdiğim için yaptığımı bütün müşterilerim biliyor. Komşularım ve hemşerilerim de. Çocukluğumdan beri yapıyorum bu mesleği. Askere gidene kadar çıraklığını, kalfalığını yaptım mesleğimin. Askerden geldikten sonra da usta olarak açtığım bu dükkanda bir ömür tükettim. Severek çalıştım, müşterilerim de saygılı davrandılar bana.”

Saraçlar Caddesi’ne ne zaman yolum düşse o dükkanın önünden geçerken gözlerim Şükrü ağabeyi arıyor halen. Nurlar içinde uyu ustam.

VERİLMİŞ AMA…

Kaç asırdır neler verilmiş neler?.. Ama nesillerin haberi yok!..
Allah’ı göremezsiniz, ama hissetmek isterseniz, doğa ve tabiata bakın!..
Melek görmek isterseniz, hayvanlara, bitkilere bakın!.. (Yılan, çıyan, fare, köpek vs..)
Şeytan, görmek isterseniz, negatif insan suretlerine bakın!..
Allah mekanlara sığmaz da, mazlumun, muhtacın gönlündedir. (insan, hayvan, bitki)
Faydada olan insan melek, kötülükte olan insan, şeytan!..
Yılan meleğini, taşla ezen insan KİM miş?..
Ağaca sadece odun gözüyle bakan, KİM miş?..
Hayvanlara sadece et gözüyle bakan, KİM miş?..
Masum kır canlarını zevk için, kurşunlayıp öldüren, KİM miş?..
Huzura çıkıldığında, “Söyleyen olmadı” denilemesin diye!..
Bunları öğrenecek, Kuran var, hadisler var, alimlerin kitapları var!..

Düzelen düzelir, gerisini kendisi bilir!..

Kuran’ı Kerim. Sure 3/Ayet 14:
Fiziki arzulara, kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara, ekinlere karşı düşkünlük, insanlara çekici kılındı. Bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır.

KIRKPINAR’DA HAVANDA SU DÖVMEK

Bazen sararmış bir gazete sayfası, yıllar sonra bugünü anlatır.

Kırkpınar için yazılmış eski bir haberi okurken tam da bunu düşündüm.

**

UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi’nde yer alan Kırkpınar Yağlı Güreşleri Festivali’nin yapıldığı Er Meydanı’nın Sarayiçi’nin dışına taşınması tartışması yeniden gündemde.

Edirne Kent Konseyi tarafından 21 Şubat’ta “Er Meydanı’nın Geleceği” başlıklı bir forum düzenlendi.

Edirne Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’ndeki toplantıda, Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin yapıldığı alanın mevcut durumu, planlama süreçleri ve Er Meydanı’nın geleceği konuşuldu.

Edirne Sarayı’ndaki ihya çalışmalarının büyümesiyle birlikte Sarayiçi de daha görünür hale geldi; daha fazla dikkat çekmeye başladı.

Aslında bu yazıyı daha önce kaleme alacaktım.

Ama taşkın olayları nedeniyle kısmet bugüneymiş…

**

Soru basit ama cevabı kolay değil:

Kırkpınar, bir asırdır “etle tırnak” olduğu Sarayiçi’nden taşınmalı mı?

Aydemir Ay kardeşim geçtiğimiz günlerde yaptığı bir paylaşımda şu değerlendirmeyi aktarmıştı:

“Sarayiçi’nde yer alan Has Bahçe, Osmanlı döneminde de padişahların halkla buluştuğu; güreşlerin, ok atışlarının ve çeşitli sosyal-kültürel etkinliklerin gerçekleştirildiği bir alan olarak kullanılmıştır. Kırkpınar’ın 1924 yılında burada başlatılarak sürdürülmesi bir tesadüf değil, tarihsel sürekliliğin doğal bir sonucudur. Kültürel mirası korumak, onu yalnızca başka bir yere taşımakla değil; hafızasını, mekânını, ruhunu, kimliğini ve ritüellerini birlikte yaşatmakla mümkündür.”

Aynen katılıyorum.

Buna bir öneri de ben ekleyeyim:

Edirne Sarayı’ndaki ihya çalışmalarına paralel olarak Er Meydanı’nın da o tarihi dokuya uygun mimari anlayışla yeniden ele alınması mümkün.

**

1990’lı yılların başında yaklaşık altı yıl boyunca Edirne Gazeteciler Derneği’nin başkanlık görevini yürüttüm.

Dernek olarak 1992 yılında Kırkpınar’a aynı adla ilk gazeteyi kazandırdık.

Kırkpınar Gazetesi ile bu büyük kültürel mirasa “kırmızı dipli mum” olmasa da her yıl biraz daha ışık tutmaya çalıştık.

Bugün bu yazıyı kaleme alırken önümde sararmış bir Kırkpınar Gazetesi sayfası duruyor.

Kırkpınar Güreşleri için basılmış.

Tarihi: 7 Temmuz 1996.

Başlığı ise oldukça manidar:

“Kırkpınar’da Havanda Su Dövmek.”

Haberde anlatılanlar ise daha da ilginç.

**

Edirne Belediyesi Meclisi, 6 Ocak 1995’te yaptığı toplantıda bir Kırkpınar Komisyonu kuruyor.

Komisyon iki ay boyunca çalışıyor, toplantılar yapıyor, görüşler alıyor ve kapsamlı bir rapor hazırlıyor.

Rapor 21 Mart 1995’te Belediye Başkanlığı’na sunuluyor.

Toplantılara kimler katılıyor dersiniz?

Üniversite temsilcileri…

Sivil toplum kuruluşları…

Demokratik kitle örgütleri…

Basın mensupları…

Yani kentin aklı diyebileceğimiz hemen herkes.

Amaç ise çok açık:

Kırkpınar’ı Edirne’ye ve tarihine yakışır bir organizasyon haline getirmek.

**

Raporun içeriğine bakınca insanın aklına şu soru geliyor:

“Bunlar gerçekten 31 yıl önce mi yazılmış?”

Çünkü önerilerin büyük bölümü bugün hâlâ konuşuluyor.

Bakın o raporda neler var:

Kırkpınar yalnızca bir güreş organizasyonu değil, aynı zamanda bir kültür ve sanat festivali olmalı.

Belediye bünyesinde Kırkpınar Müzesi ve arşivi kurulmalı.

Tanıtım profesyonelce yapılmalı; broşürler, filmler ve görseller hazırlanmalı.

Balkan ülkelerinde tanıtım toplantıları düzenlenmeli.

Şehirde kitap fuarları, konserler, tiyatrolar, sergiler ve imza günleri yapılmalı.

Kırkpınar sadece Sarayiçi’ne sıkışmamalı, tüm kente yayılmalı.

Sarayiçi çevresi düzenlenmeli; temizlik sağlanmalı, otopark sorunu çözülmeli.

Pehlivan Mezarlığı çevresi düzenlenmeli.

Tribün sistemi yeniden planlanmalı.

Satıcılar için hijyen kuralları getirilmeli.

**

Şimdi durup düşünelim.

Bu önerilerin hangisi bugün kulağa yabancı geliyor?

Hemen hiçbiri.

Çünkü bu şehirde Kırkpınar konuşulurken hâlâ aynı cümleleri kuruyoruz.

Yıllar değişiyor.

Raporlar değişiyor.

Ama öneriler pek değişmiyor.

Demek ki mesele fikir üretmek değil.

Mesele o fikirleri hayata geçirmek.

Aradan geçen 30 yıla yakın zamana rağmen hâlâ aynı başlıkları konuşuyorsak, belki de asıl sorun şudur:

Tunca Nehri’nin taşkın suları Sarayiçi’ni döverken, biz de yıllardır aynı meseleleri konuşup duruyoruz.

Tıpkı o eski gazete başlığındaki gibi…

Kırkpınar’da bazen gerçekten havanda su dövüyoruz.

YAKIN GELECEK

Sanki yakın gelecekten hayırlı haberler veriyor gibi!..

Bir ülkedir uzakta;
Yaralıdır tuzakta;
Uzağında kalsak da;
Gönlümüzde orası var!..
Ele surat asacak;
Zalime kan kusturacak;
Sanma böyle susacak;
Fırtınası, borası var!..
Sanma böyle susacak,

Her şeyin bir sırası var!..

YUKARDA ALLAH VAR!..
Ve de Hak yolunun KORUNAN KORLARI VARDIR. Zamanla üzerlerine kirler, hainler, KÜLLER birikse de, bir gün gelir, hak yeli öyle bir eser ki, o hain külleri savurur, temizler!..

Ve de, O KORLAR ALEV ALEV COŞARDA, HAK YOLUNDA YENİ BİR ÇAĞ AÇAR, İNŞALLAH!..

Kuran’ı Kerim. Sure 11/Ayet 115:
Sabırlı ol, çünkü Allah güzel iş yapanların mükâfatını zayi etmez.
11/116: Sizden önceki asırlarda yeryüzünü, bozgunculuktan alıkoyacak faziletli kimseler bulunsaydı ya!
Fakat onlardan, kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır. Zulmedenler ise kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Zaten günahkâr idiler.
11/117: Halkı iyi olduğu halde Rabbin, haksızlıkla memleketleri helâk etmez.

YAŞ OLDU DOKSAN

Günler – Haftalar – Aylar ve Yıllar bir rüya gibi gelip geçti. Yaş oldu DOKSAN. Bu zaman kulaklarımda bir ses, dudaklarımda bir nefes gibi oldu. Ömür dediğin ne ki, doğumla ölüm arasındaki zaman. Doğum tarihim 1936 — bu günkü tarih 2026. Hesap kitap = 90 yaş. Böyle işte; ne uzatabilirsin, ne kısaltabilirsin, yaş 90.
Peki, 90 yıl nasıl geçti sorarsanız; iki yaşımda babasız kalmak, İkinci Dünya Savaşı kıtlığı, geçimimizi sağlayacak gelirimizin olmaması, zor günler. Tahsil ilkokul, Sanat Enstitüsü, Tekniker Okulu, Mühendislik tahsili, askerlik derken yaş oldu otuz. Ondan sonrası da iş hayatı. Çalışma sahası olarak özel sektörü seçtim, keşke seçmez olsaydım. Huzursuz bir çalışma süreci.

Hudut Gazetesinin en eski yazarlarından
Mustafa Deribiçen, 90’ncı yaşını
Gazeteci Gönül Uyanıktır ile kahve içerek kutladı.


Üniversitede, Teknik Lisede ders vermek, hocalık yapmak, bu arada bir firmanın kalorifer kazanlarının satıcılığı ile uğraşmak, ne kazandın derseniz uğraşmaya değmez. Yaş altmışa vardı. Daha sonrası Edirne’deki bir yerel gazetede otuz yıldır amatörce köşe yazarlığı yapmak, hala devam ediyorum. Hiç evlenmedim, çok isterdim geriye kalan bir fidanım olsun. İşte DOKSAN YIL BÖYLE GEÇTİ.
Altmış yaşımdan sonrada yurtiçi, yurt dışı geziler yaptım. Bu gezileri yazı yazdığım gazetede yayınladım. 50 ülke gördüm, hiçte fena bir yaşam değil.
Gençlere söyleyecek bir önerim yok mu var tabi;
‘Sen sen ol başkasına özenme, mümkün olduğu kadar hayatını dolu yaşa, geçmişini ve soyunu her zaman hatırla, Vatanını ve milletini sev.Yeme içme konusunda sabah kahvaltısını ihmal etme, asla sigaraya alışma, zor günler yaşarken mümkün olduğu kadar gamdan uzak dur, çünkü duvarı nem yıkar, insanı da gam yıkar. Yarın bugünkünden daha iyi olacak diye düşün. Otuzlu yaşlarda evlen, eline para geçtiği zaman muhakkak bir miktar bir kenara koy. Kitapları ve çiçekleri sev. Gıdana verdiğin paraya acıma, iyi yaşa insan ol. Yaşça kendinden büyük insanlarla arkadaşlık et, onlardan bir şeyler öğrenmeye çalış. Kararlarında fazla aceleci olma, çabuk öfkelenme.
Bir ömür bir rüya gibi gelip geçti. Önemli olan bu rüyayı dolu, dolu yaşamak, elinizden geldiği kadar buna gayret edin. Muhitimde akranım arkadaş olacak kimse kalmadı. Evimde de yalnız yaşıyorum yani bir yalnız adam ve 90 YAŞINDA. Belli olmaz, daha ilerlere de giderim, hayat bu ilerisini görmek çok zor.
Allahtan bir tek isteğim var; sağlık ve geçim sıkıntısı çekmemek.
Ne yaparsam yapayım geçmişi geri döndüremem; YAŞ OLDU DOKSAN…

NELER YIKTI?.

Bu günler, güneydoğuda, 11 ilimizin, yüzlerce ilçe ve köylerimizin, büyük bir yıkıma uğramasının üçüncü yılı!..
Medyadan yıkımı anmaya dair haberleri izliyoruz. Hepsi ya dert edebiyatı ya da, iyi temennilerle geçiştiriyor. Boş akıl işletmeler, boş laflar, boş emekler ve konuyu aslından saptırmalar, maalesef.
Ama İŞİN ASLI HEP ÖRTÜLÜ KALIYOR NEDENSE!..
HALÂ ANLAMIYORLAR YA!..
*Ne deprem öldürür, ne de bina öldürür, ahlaksızlık öldürür!..
*Çoğunluğun, torpili, rüşveti, liyakatsızlığı çok sevmesi öldürür!..
*Sokak masumlarını, sokaklarda, açlığa, susuzluğa terk etmek öldürür!..
*Kırlarda ki masumlarını, silahla zevk için, kalleşçe kurşunlamak, öldürür!..
*Ormanlarını, ata tohumlarını, havayı, suyu, toprağı, hayvanları, korumamak, öldürür.
*”Yaratan’dan Ötürü,” Razı geleceğini hesaba katmamak öldürür!..
*”Nasıl olsa, ne gören var ne bilen” demek, öldürür.

*Yurdunda, dünyada bunca zulüm varken, “Bana ne” demek öldürür!..DEPREM DE, DİĞER BELÂLAR DA BAHANE, Razı olunacağı gözetmemek, öldürür!..

Kuran’ı Kerim. Sure 33/Ayet 54:
Bir şeyi açığa vursanız da, gizleseniz de, şüphe yok ki Allah, her şeyi gayet iyi bilmektedir.
14/11: Allah, her fiziğin hak ettiğini vermek için… Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
14/52: İşte bu, kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın bir tek Tanrı olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.

1001 GECE MASALLARI

Çocukluğumuzda bizlere anlatılan ve okullarımıza önerilen seri masallar vardır. 1001 Gece, Dede Korkut ve Andersen Masalları gibi. 1001 Gece Masalları Arap ve Ortadoğu kültürünü, Dede Korkut Masalları Orta Asya’dan gelen Türk kültürünü ve yazanı Andersen olsa da Nasrettin Hoca’mız gibi anonimleşmiş olan Andersen Masalları ise batı kültürünü öne çıkarırdı. Bu masalların yazarı ve yazılma zamanı tam olarak bilinmez. Masallar;bir ana hikâye içinde iç içe örülmüş ve birbiri ile bağlantısı olan masallardan oluşan bir külliyattır.

Masal, çocukların hem zihinsel büyümelerini destekler hem de toplum kurallarını ve etik davranışları kazandırmada önemli görev almaktadır. Tümünden yararlanmak evrensel insan olmaya basamaktır. Ancak sadece özellikle bir kültüre ait masala bağlanmak körlük yapar.

4 Haziran 2023 tarihinde Millî Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturan Yusuf Tekin’in görevdeki 1001’inci günü bugün doldu.  Bu 1001 gün, 1001 Gece Masalları gibiydi. Tek kültür etkisiyle uyutma, uyuşturma dönemi oldu. Bunun için de eğitim tarihimize yıkım dönemi olarak geçecektir. Bu döneme ait 1001 tane gece masalı yazılabilir.

Tarikat ve cemaatlerle bağlantılı dernek ve vakıflarla yapılan protokolleri savundu ve bu yapıları “Sivil Toplum Kuruluşu” olarak tanımlayarak laik eğitim açıkça meydan okudu.

ÇEDES ve benzeri projelerle okullar Diyanet başta olmak üzere, çeşitli tarikat ve cemaat bağlantılı yapıların temel faaliyet alanları haline getirildi. Manevi danışman sıfatıyla pedagojik formasyona sahip olmayan, çocuk psikolojisi ve gelişimi konusunda herhangi bir uzmanlığı bulunmayan Diyanet personeli görevlendirildi ve laik-bilimsel eğitim ilkelerine yönelik en ağır saldırıların önü açıldı.

MESEM (Mesleki Eğitim Merkezleri) projeleriyle çocukların eğitim hakkının gasp edildiği ve çocukların üzerinden devlet eliyle ucuz iş gücü haline getirildiği bir süreç açıldı. Böylece sermaye odaklı politikalarla çocuk işçiliği yasal hale getirildi.

Tamamen inanç merkezli olarak hayata geçirilen Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile evrensel eğitim kazanımlarına, nitelikli eğitim hakkına darbe vuruldu ve kazanılmış evrensel haklar yok sayıldı.

Farklı kimlikleri, inançları ve tercihleri ötekileştiren anlayışlar öne çıkarıldı ve bazen nefret söylemine varan dil ve içeriklerle kamusal, bilimsel, laik, cinsiyetçi ve anadil eğitimi gibi ilkeler yok sayıldı.

Kız çocuklarını okula göndermeyen ailelerin gerekçelerini ortadan kaldırmak için kız okulları açılabilir diyerek tek cinsiyetli okul açıldı ve karma eğitim ilkesi yok sayıldı.

Mülakata karşı olanlara güvence olarak ‘mülakat gibi mülakat’ vaat edildi. Mülakat sistemi daha da tarafgir oldu ve liyakat sistemi tamamen çökertildi.

Öğretmenlik Mesleği Kanunu (ÖMK) ile öğretmenler hiyerarşik basamaklara ayrılarak çalışma barışı bozuldu. Eşit işe eşit ücret ilkesi yok sayıldı ve öğretmenlik mesleği daha önce hiç olmadığı kadar ciddi oranda itibarsızlaştırıldı.

Milli Eğitim Akademisi ile öğretmen yetiştirme süreci tamamen siyasi denetime hapsedildi ve öğretmenlerin hükümet memuru olarak yetiştirilmesi hedeflendi. 

Eğitim emekçileri yoksullaştı, angarya çalıştırma ve fiili sürgün politikaları hayata geçirildi.

Okullar hijyen sorunlarıyla ve personel yetersizliği ile boğuşturuldu. Bu sorunun çözümü de Okul Aile Birliklerine devredildi. Okul idareleri de bu sorunu velilerden yardım toplayarak çözmeye zorlandı.

TÜİK 2024 verilerine göre 21.817.000 çocuk var iken bu çocukların iki milyonunun en temel ihtiyaçları karşılanamaz duruma geldi ve 950.000 çocuk ise çalışmak zorunda bırakıldı.

Okulda olması gereken ancak yoksulluk, açlık, ulaşım, dil, kimlik, uyuşturucu ve benzeri sebeplerle her yıl katlanarak artan devamsızlık sonucu 630.000 çocuğun bugün nerede olduğu bilinmez duruma geldi.

Yetersiz ve dengeli beslenemeyen her 6 çocuktan biri bodurluk, her 9 çocuktan biri obez oldu ve bugün üç çocuktan biri yoksulluk ve dışlanma riski altındadır. Bu yoksulluğa rağmen dünyada 108 ülkede çocuklara bir öğün yemek verilirken bizde dört çocuktan biri tüm gün okulda gününü aç geçirir duruma getirildi.

Eğitimi ticari işletme, öğrenciyi müşteri gören zihniyet sonucu özel okullar arttı, buralarda çalışan öğretmenlerin (taban maaşın kalkmasıyla) kölelik ücretiyle çalıştırıldı.

Okullarda eğitim çalışanlarına şiddet ve akran zorbalığı sürekli arttı ve önlemler yetersiz kaldı. Ve bunlar 1001’e kadar olumsuz anlamda arttırılabilir.

Bu tablo olumsuzluğa gidiyor. Eğitim ciddi iştir ve sadece iktidara veya devlete bırakılamaz. Bırakılırsa bilge Sakallı Celal’in dediği gibi; ‘bu kadar cehalet ancak eğitim ile olur’.

Sorunu üretenler sorunu çözemezler aksine sorunu bilerek yaratırlar. Bu sorunu sadece eğitim sendikaları, eğitimle ilgili demokratik kurumlar ve uzmanlar da çözemez. Çözümün anahtarı hep birlikte susmadan; okulda, iş yerinde, sokakta, evde ve her alanda birleşerek; bilgi ve akıl ile haykırmak ve direnmektir.Bunu başaramazsak AKP’nin Yusufçuk Masalları tek kapılı kültür ile faşizmi egemen kılacak nefes almamıza izin vermeyecektir.

SEVGİYLE YOĞRULMUŞKEN

İçimiz, dışımız;
Her yanımız, sevgi ile yoğrulmuş!..
Birazcık emekle,
Taşa taşa verilmiş, nimetler…
Ey İNSANOĞLU!..
İKİ KURUŞLUK ALTIN İÇİN,
DOĞANA, TABİATINA, İNSANLIĞINA,
Ne bu, DÜŞMANLIK?..
Ne bu, NANKÖRLÜK?..

Ne bu HAİNLİK?..

Kuran’ı Kerim. Sure 16/Ayet 48:
Allah’ın yarattığı herhangi bir şeyi görmediler mi? Onların gölgeleri, küçülerek ve Allah’a secde ederek sağa sola dönerler.
16/49: Göklerde bulunanlar, yerdeki canlılar ve bütün melekler, büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler.