İnsanoğlunun en yaygın zafiyetlerinden biri de, “KOŞULLU SEVGİ,” Yarışmada, en hızlı sen mi koştun?.. Sen mi yüzdün?.. Sen mi dövdün?.. Sen mi gol attın?.. Sen mi, film de, dizi de oynadın?.. Sen mi, gösterişli meslek sahibisin?.. Sen mi, yakışıklısın?.. Sen mi para, servet, cip, mal mülk sahibisin?. SEVENİNDEN GEÇİLMEZ ORTALIK!. HESAPÇI, ÇIKARCI, KOŞULCU, İLKEL SEVGİLERDEN YIKILIYOR ORTALIK!.. Sade, sakin, mütevazi, kendi halinde, kel oğlan keleş oğlan isen kimsenin gözüne bile ilişmez, görülmez olur, “YOK” sayılır, ne saygı ne sevgi duyanın olur, ezici çoğunlukla!.. Bu satırları niye yazdım?.. Sanat sergimde, üç genç yanıma gelip, benimle tanışıp, sohbet etmek istemişlerdi!.. Tanışırken, “Ben bu eserleri, kendim için değil, sizin için yapanım” diye tanıttım kendimi. Onlar da, “Üçünün de kardeş çocukları olduklarını ve de, falanca dizide oynayan sanatçının adını söyleyerek, onunla da kardeş çocukları oldukları,” şeklinde tanıttılar, kendilerini!.. “Of!..” dedim içimden, “Koşullu sevgi kültürü içinde, SEVGİSİZ büyümek ne kötü!.. Oysa her insan BİRİCİK, başka bir EŞİ BENZERİ YOK!.. SIRF KENDİLERİ OLDUĞU İÇİN, OLDUKLARI GİBİ SEVİLMELERİ İÇİN O KADAR ÇOK SEBEP VARKİ!.. İşte bu KOŞULSUZ SEVGİYİ, KÖPEKLERDEN, KEDİLERDEN, DİĞER HAYVANLARDAN DA ÖĞRENEMEDİ GİTTİ, ŞU İNSAN-OĞLU, be kardeşim!.. O gençlere söylediğim: “Gençler, kendiniz olmanın kıymetini bilin, çok değerlisiniz hepiniz!.. Değerli olmak için, HİÇBİR KUPAYA İHTİYACINIZ YOK, İNANIN!..” “Bakın bu sergidekiler, size verilen değerin eserleri!.. Bu yaptığım resim ifadeleri, ne köşeyi dönmek için, ne de kendimi yüceltmek için değil, insanların algılarını, bakış açılarını, farkında oluşlarını yükseltmek içindir.” Diye anlatmaya çalışmıştım.
Umarım anlamışlardır!..
Kuran’ı Kerim. Sure 40/Ayet 58: Körle gören bir olmaz. İnanan ve iyi işler yapanlarla, kötülük yapan bir olmaz. Ne kadar az düşünüyorsunuz!
Avusturya’da, 14 yaşından küçük kız çocuklarının okullarda başörtüsü takmasını yasaklayan düzenleme parlamentoda büyük çoğunlukla onaylandı.
Bazı sivil toplum örgütlerinin, başörtüsü yasa tasarısına ‘ayrımcılık’ nitelemesiyle karşı çıkmaları, yasanın toplumsal ayrışmayı derinleştirebileceği uyarısı, fayda etmedi.
Başörtüsü yasağına ilişkin hükümlerin Eylül 2026’da yürürlüğe girmesi planlanıyor.
ÖVP (Avusturya Halk Partisi), SPÖ (Sosyal Demokrat Parti Avusturya), NEOS (Yeni Avusturya Partisi) tarafından Mart 2025’te kurulan koalisyon hükümetinin çoğunluk oylarıyla geçen yasaya, 2025 genel seçimlerini birinci sırada tamamlayan ancak hükümet kurması önlenen aşırı sağcı Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) de destek verdi.
Ancak FPÖ, yasağı yeterli görmeyip, tüm öğrenci, öğretmen ve okul personeline uygulanmasını talep ediyor.
Sadece Avusturya Yeşiller Partisi’nin yasağa itirazı var. Fakat çocuklara başörtüsünün yasaklanmasına değil itiraz, anayasaya aykırı bir yasanın yürürlüğe konulmasına ilişkin.
Sigrid Maurer’e (Yeşiller) göre, çocuklara başörtüsünü yasaklama fikri “kesinlikle doğru”, ancak önerilen yasa tasarısı anayasayı ihlal ediyor. Maurer, anayasaya aykırı bir yasayı “kasıtlı olarak” yürürlüğe koymanın kesinlikle kabul edilemez olduğunu belirterek, acil eylem ihtiyacını vurguladı.
Koalisyon hükümeti ise, yasanın kız çocuklarını “baskıdan korumayı” amaçladığını; Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği 2019’da ilkokullarda başörtüsünü yasaklayan yasa tasarısının yerini alan yeni kanunun bu kez anayasaya uygun olduğunu savunuyor.
Kabul edilen yasa, 14 yaşından küçük tüm kız öğrencilerin İslami geleneklere uygun olarak başı kapatan örtüler kullanmasını yasaklıyor.
Eğitim Bakanı Christoph Wiederkehr, 14 yaşına kadar kız çocuklarına başörtüsü yasağının temel haklar arasında bir denge kurmak, genç kızların kendi kaderlerini belirleyebilecekleri bir yaşam sürmelerinin sağlanması için gerektiğini söylüyor.
Entegrasyon Bakanı Claudia Plakolm’un başörtüsü yasağına bakışı ise şöyle: “Bir kıza, erkeklerin bakışından korunmak için bedenini gizlemesi gerektiği söyleniyorsa bu bir dini ritüel değil, baskıdır.”
Okullardaki başörtüsü yasağını “kız çocuklarını koruma konusunda tarihi bir adım” olarak nitelendiren Plakolm, genç kızların, dayatılan cinsiyet rollerinden uzak bir şekilde büyüyebilmeleri ve bedenlerinin örtülmesi gereken kötü bir şey olduğu öğretilmemesi gerektiğini belirterek, kız çocuklarının gelişimini engellemek isteyen herkese “sıfır tolerans” gösterileceğini açıkladı.
Hükümet ortağı ÖVP’den Nico Marchetti de, temel değerlerin dengelenmesinin hukuken hassas bir konu olduğunu; çocukların başörtüsüne getirilen yasağa yönelik, dini özgürlük ile çocuk haklarının korunması arasındaki dengenin çocuk hakları lehine ağır basması gerektiğini savundu.
Yine ÖVP’den Gödl ise, başörtüsü yasağının bir kumaş parçasıyla ilgili olmadığını, çocukların, kadınların aşağılanmasının bir sembolünü takmasının kabul edilip edilmeyeceği sorusuyla ilgili olduğunu söyledi.
SPÖ’den Oxonitsch, “Çocuk odak noktası olmalı ve zorlamaya maruz kalmamaları için her şey yapılmalıdır” dedi.
NEOS’tan Yannick Shetty, başörtüsü yasağını özgürlüğü kısıtlamakla ilgili değil, onu korumakla ilgili görüyor. Sözde ahlak polislerinin kızlara nasıl davranmaları gerektiğini dikte etmeye çalıştığını düşünenShetty, “Avusturya’da kızların bedenleri hakkında siz karar veremezsiniz; kızların kendileri karar verir” dedi.
Başörtüsü, türban ve burka dahil “tüm İslami örtünme biçimlerini” kapsayan yasa, yeni eğitim yılında yürürlüğe girecek. Yasa ihlal edildiğinde velilere 150 ile 800 euro arasında para cezası verilebilecek.
Hükümete göre, yaklaşık 12 bin kız çocuğunu etkileyecek yasa, tüm devlet okulları ve özel okulları kapsıyor, okul binası dışındaki okul etkinliklerini kapsamıyor.
Ulusal ve uluslararası hak örgütlerinden tepkiler…
Amnesty International Avusturya, “Müslüman kızlara yönelik açık bir ayrımcılık” gördüğü yasayı “Müslüman karşıtı ırkçılığın bir yansıması” şeklinde değerlendirdi, Örgüt, bu tür uygulamaların Müslümanlara yönelik önyargıları körükleyebileceğini belirtti.
Avusturya’daki Müslüman toplulukların resmi temsilcisi Avusturya İslam Cemaati (IGGÖ) yaptığı açıklamada, yasanın “toplumsal uyumu tehlikeye attığını”, “çocukları güçlendirmek yerine onları damgalıyor ve dışlıyor” ifadesine yer verdi. IGGÖ, hiçbir kız çocuğunun başörtüsü takmaya zorlanamayacağını, kendi isteğiyle başörtüsü takan kızların haklarını da savunacaklarını belirtti; Anayasa Mahkemesine başvuracaklarını duyurdu.
Kadın hakları örgütü Amazone’nun yöneticisi Angelika Atzinger, başörtüsü yasağını, “kızlara kendi bedenleri ve görünümleri ile ilgili kararların başkaları tarafından alınmasının meşru olduğu” mesajını vereceği için sakıncalı görüyor. Atzinger, başörtüsüne zorlanan bir çocuğun yasaktan değil destekten fayda göreceğini, aksi halde öğrencilerin daha da izole olacağını savunuyor.
Atzinger’in bir diğer eleştirisi, yalnızca başörtüsünün yasaklanması, diğer dini sembollerin serbest bırakılmasının yarattığı çelişkiye dair.
Bu da, Avrupa’da yükselen İslamofobiye, göçmen/yabancı karşıtlığına bir gönderme.
Dayanak noktası da, laiklik yasaları çerçevesinde 2004’te okullarda başörtüsü, sarık ve kipa gibi dini sembolleri yasaklayan Fransa’nın yanında Avusturya’nın doğrudan tek bir dini hedef alması.
Fransa, 2004’te devlet okullarında öğrencilerin herhangi bir dinsel sembol taşımalarını, kamusal alanda burka yasaklayan ilk ülkedir. Fransa’daki kamu çalışanları laiklik ilkesi sebebiyle başörtüsü takamıyor.
Dönemin Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, örtünen kişilere “Fransa’ya hoş gelmediler” diyerek tartışma yaratmıştı.
Fransa’nın ardından Belçika da, 2011’de, kamusal alanlarda yüzün tamamen örtülmesini yasakladı. Belçika Anayasa Mahkemesi, bu yasağın insan hakları ihlali olduğunu belirten temyiz davasını reddederek burka ve nikab (peçe) yasağının herhangi bir hakkı ihlal etmediğini savundu. Daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Belçika Anayasa Mahkemesinin aldığı kararı onaylayarak burka yasağının bir insan hakkı ihlali olmadığına karar verdi.
Almanya parlamentosu Nisan 2017’de, kamu çalışanlarının burka giymesini yasaklayan kanun tasarısını onayladı. Almanya’nın 16 eyaletinde öğretmenlerin başörtüsü takması, Bavyera bölgesinde, 2017’den beri tüm kamu binalarında, okullarda ve üniversitelerde burka gibi kıyafetlerle yüzün tamamen kapatılması yasak.
Avrupa’da birçok ülkede “örtünme yasağı” var, yüzü kapatan burka/peçe gibi kıyafetlerin yanı sıra maske ve motosiklet kaskının da kamusal alanda taşınmasına izin yok.
Fransa’da 2004’te her türden dini kıyafetin okullarda giyilmesi yasağına, 14 yaş altı kız çocuklarına okullarda başörtüsü/türban yasağı koyarak eşlik eden ülke Avusturya oldu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefini yeniden dillendirmesi, “AB üyeliği stratejik önceliğimizdir” beyanı, Avrupa ülkelerinde yaygınlaşan “örtünme yasağı” çerçevesinde ne ifade ediyor?
Yıllardır AB’nin bekleme odasına hapsedilmiş bir ülke için etkili ifadeler, retorik çare midir?
Her şeyden önce, sosyokültürel açıdan farklılıklar/zorluklar nelerdir?
Saraçlar Caddesi büyük bir restorasyonla değişim yaşıyor ve turizm anlamında geleceğe umutla yürüyor.
Aşağıda anlatılan tümüyle gerçeklere dayanan Saraçlar Caddesi’nde tescilli bir yapıda yaşananlara aittir:
“Tarihi yapılara karşı büyük ilgim vardır. Elimdeki bütün imkanları zorlayarak 2003 yılında bu binayı aldığımda binanın sadece duvarları ve kolonları sağlamdı.
Elimde tapu ve binanın fotolarıyla birlikte Anıtlar Kurulu’nun Kaleiçi’ndeki binasına gittim. Çalışanlar önce binanın tescilli yapı olmadığını söylediler. Israrlarım üzerine alt kattan depodan bina ile ilgili dosyayı çıkardıklarında binanın tescillenmesi çalışmalarına başlandığını, binanın tescilli sayılması gerektiğini belirttiler bana. Benim de amacım bu tarihi binanın tescillenmesini sağlamaktı zaten. Yıkılmakta olan tarihi binasının tescillenmesini isteyen bu ülkede ilk kişi sanırım ben olmuşumdur ki bununla da gurur duyarım.
5 yıl kira almamak şartıyla kiracım binayı Anıtlar Kurulu’ndan gerekli izinleri alarak projesini çıkartarak kurulun denetimlerinde restorasyonu tamamladı.
18 yıl boyunca kirada kalan bu yapının her birkaç yılda bir Edirne Belediyesi’nden “Basit onarım” belgesi alarak dökülen dış sıvalar ve boyaları kapatmak için izin alarak binamızın dışının bakımını ve boyasını yaptırdım.
2023 yılında kiracımızın karşılıklı anlaşarak ayrılması ve binayı boşaltması üzerine ne yapabilirimi düşünmeye başladım. Kapsamlı bir restorasyonu göze alamazdım, buna ne bütçem yeterdi, ne de zamanım vardı. Yine Edirne Belediyesi’ne baş vurarak basit onarımda neler yapabileceğimizi görüştük. İç dış sıva ve tamiri boya, ahşapların tamiri ve boyası, çatının tamirini yapabileceğimizi öğrenince kolları sıvadık ve kendi imkanlarımla ve bütçemle bu onarımı bitirdim. Orijinal sarı rengiyle binamızın tamiri bitmiş oldu ve çok da güzel oldu.
Binamız bitip de çalışmaya başladığımızın üzerinden birkaç ay geçmişti ki Edirne Valiliği’nden bir çağrı geldi. Bütün Saraçlar Caddesi’nde mülk sahiplerine gelmiş olan çağrıydı bu, gittik görüştük.
Saraçlar Caddesi’nin boydan boya aynı renk ile boyanacağı belirtildi. Ben zaten yeni bitirmiştim bu işleri, tamirlerini de yapmıştım.
İmzalamadan önce ofiste Röleve ve Anıtlar Kurulu ile ayrıntılı olarak neler yapılacağı üzerine konuştuk. Görevliler ekranda görsel olarak ve basılı evraktaki görseller üzerinden binalarda yeni renkleri ön cephelerinde yapacakları uygulamaları, değişiklikleri, ahşap kapı ve pencerelerin, tentelerin değişeceğini ayrıntılı olarak açıkladılar. Ve amaçlarını şöyle açıkladılar;
‘Proje kapsamında, yapıların cephelerine sonradan eklenen kaplamalar kaldırılacak, pencere doğramaları yenilenecek ve eski dükkan doğramaları ahşapla değiştirilecek. Tabelalar belli bir düzende açılacak. Sokakta görsel kirlilik oluşturan klima, anten ve elektrik kabloları gibi unsurlar, çatıya veya arka cepheye taşınacak.’
Benim üzerinde durduğum en önemli konu binamın 22 yıllık ahşap malzemeleriydi. Kapılar ve pencereler yani. Anıtlar Kurulu’ndan izin almadığım, basit onarıma da girmediği için ahşap kapı ve pencerelerimi değiştirememiştim.
Röleve ve Anıtlar Kurulu görevlisi bütün Saraçlar Caddesi’nde olduğu gibi benim binamın da kapı ve pencerelerinin değişeceğini özellikle vurguladı. Öneriye olumlu yanıt verdim. Madem ki Saraçlar Caddesi değer kazanacak, Edirne turizmine katkı yapılacak; burada benim de olumlu bir katkı vermem gerekiyordu, imzaladım belgeyi.
Ve Saraçlar Caddesi’nde bildiğimiz restorasyon başladı. Caddenin en üstünden aşağı doğru inerek, aylarca süren güzel bir çalışma bütün hızıyla ve donanımlı teknik ekibiyle Saraçlar Caddesi tarihinin en büyük restorasyonunu geçirmeye başladı.
Binamızın dış girişinde iki yanında kolonlar ortaya çıkarıldı tırtıklama çalışması yapılarak. Harika bir görünüm aldı tarihi binamız bu kolonların ortaya çıkışıyla.
Üst katta duvarları incelerken bir farklılık bulmuş restorasyon uzmanları:
‘Burada bir farklılık var, sonradan yapılmış bu duvar, buranın eski fotolarını bulmalıyız, görüp orijinal haline getirmek istiyoruz’ denince Edirne’nin Yerel Tarih’e gönül vermiş dostlarımdan yardım istedim. Aynı içerikte iki ayrı ileti aldım. Yunanistan’da 2 Eylül 2018 yılında yayınlanan bir makaledeki fotoğrafta binamızın 103 yıl önceki hali net bir şekilde görünüyordu.
Bu fotoyu ilettik ve bunun üzerine yan cephemize iskele kurularak çalışma başladı. Orada sonraki yıllarda yapılan duvar kaldırıldı ve ahşap bir çerçeve oraya konuldu.
Yan tarafın üst katının ahşap pencerelerini yenileriyle değiştirdiler alt katta tek çerçeve kaldı orasını değiştirmediler. Geldik ön tarafa, geçtiğimiz günlerde alt katın komple ön tarafındaki kapı ve pencereleri bir günde yenileriyle değiştirdiler. Sıra geldi üst kata, sorduk teknik ekibe; ‘Bizim orada bir çalışmamız yok’ yanıtını alınca doğru muhatabımız Röleve ve Anıtlar Kurulu’na giderek durumu anlattım ve aldığım yanıt şu oldu;
‘Bütçemiz el vermiyor.’
Bu ne şimdi; ‘Türk işi’ mi?
Ve buradan Edirne Valisi Sayın Yunus Sezer’e bunu açık bir mektup olarak gönderiyorum ve soruyorum:
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına verdiği sözün arkasında duracak mı?”
Geçen hafta sonu Yunanistan Kavala’da gördüğüm İstanbul, Tekirdağ, Çanakkale, Çorlu, Lüleburgaz, Edirne vs. kalkışlı tur otobüsü sayısını anlatmaya çalıştım yazı başlığında.
İnanın fazlası vardır eksiği yoktur!
Daha önce de gidip gördüğümüz Kavala ve Drama’ya ilk defa bir tur otobüsü ile de gitmek kısmet oldu Cumartesi günü.
Böyle gezilerin kalabalık olması nedeniyle grip, covid vs.salgın hastalık bulaşı korkusundan cesaret edememiştik bugüne kadar.
Yanılmışız!
Günübirlik gidip döndük ve şuana kadar da korktuğumuz başımıza gelmedi şükürler olsun.
29 kişilik bir midibüsün otobüse oranla koltuk aralarının daha dar olmasının verdiği sıkıntı dışında çok da memnun kaldık diyebilirim.
Bu nedenle Lüleburgaz Beyaz Travel’e (FFT Tur), kaptanımız Hikmet Güngör kardeşime, gezi sorumlusu Hülya hanıma ve daha önce hiç tanışmadığımız gezi arkadaşlarımıza teşekkürlerimizi iletmek ve bazı izlenimlerimi de paylaşmak istedim bugün.
Otobüs mola yerlerinde ve yollarda bir kez daha gördüm ki; bilhassa hafta sonları binlerce vatandaşımız komşu ülkelere günübirlik seyahatler yapıyor.
Ve bu seyahatler için alınan yurt dışı çıkış harcı ile devletimizin kasasına da para akıyor bir bakıma.
Dolayısıyla; zaman zaman gündeme getirilen, bu bedelin kaldırılması yönündeki taleplerin karşılık bulacağını zannetmiyorum.
Çünkü, hafta sonları ve diğer tatil günlerinde sadece Kapıkule, Pazarkule, Hamzabeyli ve İpsala sınır kapılarından yurt dışına çıkanların sayısının en iyimser rakamla 8-10 binden az olduğunu düşünmüyorum şahsen.
Bu nedenledir ki; bu harcın kaldırılacağı yönündeki beklentiler bir hayal bana göre.
Bilakis,1 Ocak itibariyle yürürlüğe girecek olan yeniden değerleme oranları çerçevesinde 1250 lira civarında bir rakama ulaşacağı da ayrı bir gerçek.
Buna rağmen, daha şimdiden 1-2 ay sonrasına 3-4 seyahat birden planlamış, hatta yer ayırtmış olan ailelerle tanışmış olduk seyahat vesilesiyle.
İsteyen herkese de gidip gezmek, en azından komşu ülkeleri görmek kısmet olur inşallah.
Negatif huylar, beynin şeytanın emrinde olduğunun göstergesi!.. Pozitif huylar ise, beynin ve ruhun “Yaratan’dan ötürü” Rabbin emrinde olduğunun göstergesi. İnancın AÇIK YEŞİLİDE olur, KOYU YEŞİLİDE!.. Açık yeşillerin koyu yeşil e gelişmesi beklenir!.. İnancın yargılanması bizde değil, Allah’a aittir. Kim birinin inancını yargılarsa, “Allah’a şirk..yani ortak koşmuş olur” ki affedilmez bir suç olduğu bildirilmiştir. Hep, Kuran’dan öğrenip yazdığım gibi, insan için iki seçim hakkı var, ya Allah’a, emirlerine iman, veya şeytanın cebine gidiş!.. “Ben, (Haşa) ne Yaratan’a ne de şeytana inanmıyorum, beynim var, namusumla yaşarım” diyenler… Zaten şeytanın cebindedirler de farkında değillerdir!.. Çünkü şeytandan tek koruyucu Allah’tır. Gönlünde Allah ve yol vazifesi yoksa ve “Yalnızım” diyorsan, şeytana karşı hiç şansın yok!.. Pozitif huylar: Cümle âleme faydalı olan, beyinsel ve ruhsal işleyiş. Negatif huylar: Cümle âleme zararlı olan, beyinsel ve ruhsal işleyiş. Bu gerçeklik tanımlarına göre, insanlığın çoğunluğu ne alemde acaba, sizce?..
Ve bu insan çoğunluğu, bu gidişle neyi hak eder, acaba, sizce?..
Kuran’ı Kerim. Sure 16/Ayet 97: Erkek ve kadından her kim, inanmış olarak iyi bir iş yaparsa, onu hoş bir hayatla yaşatırız. Onların ücretlerini yaptıklarının en güzeliyle veririz.
İki arada bir derede, insanlıktan düşürülmüş bir bekleyiş…
**
Bükreş Tren Garı…
Hâlâ dün gibi aklımda.
Bir Türk vatandaşı ankesörlü telefonda memleketini arıyor…
“Almanya’dayım” diyor.
Yalan söylüyor.
Çünkü kandırıldığını, dolandırıldığını anlatmaya gururu elvermiyor.
Enayi yerine konulduğunu bilsinler istemiyor…
**
Ve yıllar sonra…
Umut yolcularının Macaristan’a geçmeye çalıştığı o ülkenin Başbakanı Viktor Orban, geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetiyle Türkiye’ye geldi.
Dolmabahçe’deki ortak basın toplantısında, Türkiye’nin göç politikası için teşekkür etti.
Yetmedi, sığınmacılar üzerinden Türkiye’yi öve öve bitiremedi.
Ve, aynen şöyle dedi:
“Türkiye Avrupa’yı güneyden korumasa, Macaristan’da ve tüm Avrupa’da hayat yaşanamaz hale gelirdi. Kaçak göç içinde boğuluyor olurduk. Bunu Türkiye sayesinde engelleyebildik.”
**
Avrupa boğulmasın diye,
Bu ülkede insanlar çocuklarına harçlık veremez hale gelsin…
Köpek gördüler, hoşt’ladılar, taşladılar, kedi gördüler, “Pistt” lediler, tepiklediler!.. Kuş gördüler “kışıt’ladılar!.. “Yıllarca eşeğe hanenin yükünü taşıttılar; yaşlanınca, “Artık bu iş yapmaz!..” dediler, nankörce, kalpsizce sucukçuya sattılar, SATIYORLAR DA.!.. Gül gibi itibar edip, hanenin bir ferdi gibi, minnet duyup, eceline kadar hoş bakacakları yerde…. Yıllarca, gece gündüz KÖPEK’E evlerini, mallarını korutturdular; geceleri, hanece çoluk çocuk, güvenlik içinde uyudular!.. O MASUM KÖPEK, gece, gündüz, hep tetikte, yıllarca haneyi canı pahasına korudu!.. Masum yavru, yaşlanınca, “Artık bu iş yapmaz!..” diye evden, bahçeden, yemekten, içmekten KOVDULAR, AÇ, SUSUZ BIRAKTILAR ki bir daha eve gelmesin diye!.. Nereye gitsin KÖPEK?.. Evi bildiği yerden, sevdiklerinden, koruduklarından ayrılmak onun için, ölüm demekti!… Kovsalar da, bir lokma vermeseler de, yine evi bildiği kapıya yanaşmaya çalıştı. Her seferinde, evin babası, anası, çocukları evin yakınlarında onu gördükçe, taşla, sopayla kovaladılar, ölüme terk ettiler, EDİYORLAR DA!… “Hoşt” der, “Pist” der, Allah’ın bereketlerini kovarsanız, çocuklarınıza da bu zalimliği öğretirseniz, ALLAH’IN EN KAHRAMAN, EN ASİL NİMETLERİNİ KOVMUŞ OLURSUNUZ!.. Nesilleriniz, CESARETİN, SABRIN, ASALETİN, ÇIKARSIZ SEVGİNİN, nasıl olduğunu ÖĞRENEMEZLER!. VE DE, nimetlerini kova kova, nesilleriniz HÖDÜK olur!.. Çünkü, “Allah nimetlerine nankörlük edenlere hidayet etmez!..” (Kuran) Nesillerine hep, nimetlerini, taşlayıp, kovmayı öğretenlerin dünya da ki “HÖDÜK” nesillerin halleri ortadadır!.. Çünkü Allah “Akıllarını zulümde kullananlara, MURDARLIK verir” der Kuran. Geri kalmış nesillerin en büyük sorunudur, “Nimetlerine nankörlük etmek” Masumlarına zulmedenler, bir de Allah’tan gelişme beklerler. Çok beklersiniz!..
ALLAH BEYİN VERMİŞ, YÜREK VERMİŞ, YERLERDE SÜRÜNSÜN DİYEMİ?..
Kuran’ı Kerim. Sure 15/Ayet 81: Biz onlara mucizeler verdik. Onlar ise o mucizelerden yüz çevirmişlerdir. 61/7: İslâma çağrıldığı halde, Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?
Allah zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.
Yorum: Yukarda ki nurlu ayeti bir de böyle yorumlayabilir miyiz?..
“İslâma çağrılmak:” Allah’ın yarattığı tüm canlı, cansız nimetleri, ŞÜKÜRLE korumak, bakmak, doyurmak, sahiplenmek!..” *Allah’a karşı yalan uydurmak:” Allah’ın yarattığı nimetlere, “pis, hoşt, kıştt, iş yapmaz” diyerek, kovup zulmetmek!.. *”Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez:” Allah, bereket için lütfettiği masumlara zulmeden nesillere gelişme vermez ve de, HÖDÜK olurlar!..
Bugünkü gazetelerde enteresan bir konu yayınlanıyor. Türkiye’de doğum oranı 1,51’den, 1,48’e inmiş, yani doğum azalıyormuş. Bu ne demek; ileriki yıllarda ülkemizin nüfusu azalacakmış. Çaresi, aileler bilhassa yeni evliler üç çocuk yapmalıymış. Ne güzel çare, oda yetmezmiş beş olmalı imiş, otur kaba koltuklara akıl ver. Çocuk dediğin canlı bir mahluk, madde değil ki hak aramasın. Bilmese de istemesi hiç bitmez, insan denilen varlık boyuna problem yaratır. En çok sorunu olan varlıktır. Çocuk madde değil ki durduğu yerde dursun. Dünyaya geldiği günden beri hep sorundur. Her sorunda masraftır. Çocuğun kendi masrafını kendinin karşılaması yani para kazanması için en azından 18 yaşında olmalıdır. Ondan önceki masrafları ailesine aittir. Üç çocuk, beş çocuk demesi kolay. Türkiye’de pahalılığın kol gezdiği bu günlerde dünyaya gelen bu masum bebeklerin onsekiz yaşına kadar olan masrafını kim karşılayacak? Elbette ailesi. Elde, avuçta bir maddi varlık, doğru dürüst bir gelir yoksa çocuğun masrafı nasıl karşılanacak? Madem üç çocuk olsun diyorsunuz, iki çocuğa kadarki masrafı ailesi karşılasın, bundan sonrası da devlete ait olsun. Ne dersiniz acaba, ikiden sonraki çocuklar için devlet anasına katkı sağlasın. Çocuk onsekiz yaşına gelene kadar her türlü masrafı ailesine ait olmalı. Onsekiz yaşından sonra o çocuk iş bulup çalışmalı, kendi masrafını kendisi çıkarmalı, yani — Alman sistemi — O çocuk evindeki ev masrafına katılmalı, bizde olmayacak uygulama. Biz Türklerde adet anca beraber, kanca beraber, bizde sistem ailede tencere kaynar, herkes ona kaşık sallar. Onsekiz yaştan sonrası, ailesi zengin ise aile çocuğuna iş yeri açar. Yahutta o genç yüksek tahsil yapar. Yüksek tahsil konusuna göre az masraflı olabileceği gibi çok masraflı da olabilir. Bu masrafların hepsi ailesine aittir. Bu hayat pahalılığında çık bu masrafların altından üç çocuk olunca ne olacak, zengin aileler için mesele yok ya fakir aileler ne yapsın? Çocuk yetiştirmede amaç bilinçli insanlar yetiştirmek olmalı, onun aksi insan yığınları olur. Çocuk ailesi ile beraberse yük fazla olmaz. Tahsil için başka şehre giderse masraf fazladır, hele yurt dışında tahsil yapıyorsa masrafı daha da fazla olur. Bu masraflar ailesine aittir. Zengin aileler için mesele yok, fakir aileler ne yapsın bu hayat pahallılığında. Eğer ailelerde birden fazla çocuk varsa, elbette sıra onlara da gelecek. Ana, babaya Allah yardımcı olsun. Elbette bu konuya çözüm şekli var. Üniversitelerde akşam bölümleri açmak. Bunu uygulayan üniversiteler ,var örneğin Yıldız Üniversitesi 1960’tan beri öğrenim yapıyor, ben oradan mezunum. Gündüzleri çalışıyordum, ailem beni okutamayaçak kadar fakirdi, yıl kaybı ile birlikte mezun oldum. Çocuk sahibi oldun mu ana babanın hep aklı, fikri çocuklarındadır. Çocuklar üzüldü mü ana babada üzülür, onların başarısı ana babayı da sevindirir. Peki tahsilden, askerlik bitiminden sonra o genç için iş arama sorunu oluyor. Bugün bir çok genç yaptığı tahsilin branşına göre iş bulamıyor. Orda burda, babasının yanında, kahvehane köşelerinde, iş bulduysa beğenmiyor bunalıma giriyor, bunlara sebep ne hep plansız uygulamalar. Üniversitelerimiz seri imalat yapar gibi ha bire mezun veriyor, devlet bir istihdam planlaması yapmıyor. Netice huzursuzluk, bunalım, kaos. Çocukları gören ana babada üzülüyor. Çare bilinçli insanlar yetiştirmek olmalı. İstihdama göre. Elde avuçta bir maddi varlık yok, doğru dürüst gelir yok, hayat pahalılığı tavan yapmış. Nasıl olur ÇOK ÇOCUK . . .
Eskiden, kırk elli yıl öncesine kadar, “KANSER” hastalığı diye bir kavramı ne duyardık ne de bilirdik!.. Son yıllarda, bu kahrolası süründüren ve ölümcül, kanser belâsı da nereden çıktı?.. Kanser, yapan sebepler açıkça ortada iken ve de kanseri önlemek için bu sebepleri ortadan kaldırmak, BELLİYKEN, insanlık nerede?.. Nerde olduğu da ortada, “KANSERE ÇARE BULMAK İÇİN, İLAÇ İCAT ETME PEŞİNDE!.. Ancak, “Kanser hastalığına yakalanma sebepleri ortada ya!.. O yanlışları yapmaktan vazgeçin, kanserden ölmekten kurtulun” deseniz, ne fayda!.. “Zehirli atıklarınızı arıtın, doğaya boşaltmayın, boşalttırmayın; tabiatı, besinleri, tohumları zehirleyip bozmayın, bozdurmayın; hayvanların kılına zarar vermeyin, hepsi sizin için faydada vazifede,” Ormanlarınızı kesmeyin, suyunuz kalmaz!..” desen de ne çare!.. Milyonlar kanserden bile bile ölmekte veya ölümle cebelleşme sırasının kendisine gelmesini beklemede, ne yazık ki!.. Aman, ne yediğinize, ne içtiğinize, ne soluduğunuza dikkat!..
Kuran’ı Kerim. Sure 13/ayet 20: Onlar Allah’ın ahdini yerine getirenler ve verdikleri sözü bozmayanlardır. 13/21: Onlar, Allah’ın gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten, Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.
Suriye’de Esad’ın devrilmesinin ardından bir yıl geçti.
Tarih 12 Eylül 2025… ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) Ora. Brad Cooper ile Suriye Devlet Başkanı Eş Şara arasında yapılan görüşmeye ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Thomas Barrack da eşlik etti. Toplantı da iki devlet arasındaki stratejik ortaklığın gücü ele alındı.
Peki ne diyordu dönemin Devlet Sekreteri Hillary Clinton, Suriye’de olaylar daha yeni başladığında?
“Suriye’yi yönlendirecek seviyede ilişkimiz olmadığını biliyoruz ve bu durumu bölgesel müttefiklerimiz eliyle gerçekleştirmeye çalışıyoruz.”
Bir başka deyişle; bir CENTCOM komutanının bırakınız Suriye ile yönlendirici bir görüşme gerçekleştirmesini sınırlarından içeri girmesi dahi düşünülemezdi. Şimdi tam bu noktada Esad döneminde bağımsız bir devlet olduğu düşüncesi de akıllara gelmesin. Zira o dönem ABD subayları değil Rus subayları yönlendirici kapasiteye sahipti.
Peki bir yıl geçti aradan ne oldu?
Artık ABD subayları yönlendirici. Suriye devlet başkanı Moskova’ya değil Vaşington’a gidiyor. ABD müttefikleri ile yakın görüşmeleri çok yüksek seviyede yürütüyor.
Suriye’de olaylar devam ettiği müddetçe ABD’nin Suriye’ye Irak’ta olduğu gibi bir askeri müdahalede bulunmayacağını, bölgesel müttefiklerine ve içeride tespit ettiği unsurlara verdiği destek ile Esad’ı yıpratarak iktidardan göndereceğini defaatle belirtmiştim.
Şimdi ise yeni iktidarın iktidarda kalma süresinin ABD ve uluslararası ekonomi politik kurallarına uygun hareket etmesi ile doğru orantılı olacağını söylüyorum. Neyse zaten bu hususta ciltlerle eser verdim. Bu da burada duruversin.
Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…