Kategori arşivi: Yazarlar

BU SEBEPLE

Sevgili Peygambarimiz, Hz. Muhammedt’de bir sözünde, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” diye bildirmiştir.
Bu sadece karın açlığına değil, maddi ve manevi her türlü muhtaçlığa işaret eder.
Her hengi bir ülke de DÜNYA KOMŞUMUZDUR!..
Dünyanın her hangi bir ülkesinde, halk, din ve politik simsarların elinde, kandırılarak sömürülüyorsa, O HALKI KÖLELİKTEN, ŞEYTANİ ESARETTEN KURTARMAK, ALLAH YOLUDUR, İNSANLIK FARZIDIR!..
Önce inançlı bilim eğitimi ile, yazıyla, çizgiyle, canla malla, sanatla, gerekirse her türlü savaşla yardım etmek, insanlık farzımız!..
Ey yazarlar, ey ressamlar, ey heykeltraşlar, ey şairler, ey gazeteciler, ey akademisyenler, ey film, dizi yapımcıları, ey tarih, dil, din blimcileri, NERDESİNİZ, YARATAN SİZDEN, DOSTLUĞA, ADALETE HİZMET ETMENİZİ BEKLİYOR!..
İNSANLIĞI ŞEYTANİ SARMALDAN UYARMANIZ BEKLENİYOR, NERDESİNİZ BE KARDEŞLER?..
“Başka ülke zulme uğruyor muş, BANA NE” demek, TÜRK’ün ASİL KANINA yakışmaz!..
İşte tarih boyunca Türkler, Allah’ın bu emirlerinin “HAK ERİ” olmuşlardır.

O yüzden, “NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!..”

Kuran’ı Kerim. Sure 5/Ayet 79:
Onlar, işledikleri kötülüklerden birbirlerini vaz geçirmeye çalışmazlardı. Andolsun yaptıkları ne kötüdür.

ÜÇ KIZ KARDEŞ

Gurbetçilik zor demedi, uzun yıllar Almanya’da çalıştı babaları. Anneleri sabırla bekledi yılda bir defa gelecek, birkaç hafta yanlarında kalacak üç kızının babalarının yolunu. Kızları büyürken yalnız geçen gecelerin, adamsız, kocasız geçen yıllara meydan okudu evin hanımı, kızların anaları.

Fırsatını bulup ilk önce karısını yanına aldı Almanya’ya baba. Sonraki yıllarda kızlarını da. Kızları büyürken anneleri de çalışmaya başladı Almanya’nın gurbet ellerinde. Artık bir araya gelmişlerdi ya, her şeye katlanacaklardı.

Kızlar hem büyüdüler, hem de eğitimlerini sürdürürken yıllar yılları kovaladı. Kızların hepsi ayrı huylarda bazen sevindirdiler, çokça da üzdüler ana babalarını.

İlki kaçtı kocaya 18’ine girmeden bir kızan yaptı, boşandı, olmadı ikinciye evlendi, bir kızan daha haydi o kocayı da bıraktı, kızanlar ninede hepsi bir evde. Yıllarca torunları büyütmeye çalıştılar.

İkincisi okudu, hiç evlenmedi, en akıllıları çıktı, yazdı çizdi Dünya’nın her yerini gezdi. Kardeşleriyle tartıştı, olmadı araya mesafesini koydu, eleştirdi, yerden yere vurdu onları ama ana babasının her zaman yanında oldu, destek verdi onlara.

Sonuncusu bir tarikatçının kölesi oldu. Kapandı, peçelere büründü, arka arkaya 5 kızan yaptı ailesiyle bütün bağları kopardı. Neymiş anası, ablaları başını örtmezmiş, babaları rakı içermiş diye.

Arttırdıkları üç beş bin Alman markıyla miras kalan eski evi yıkarak Edirne’nin en eski semtlerinden birinde inşaat başladı baba.

Önce temeli, sonra betonları, duvarları derken yıllar içinde bitirdi dört katlı binasını. Üç evladı vardı sonunda, hepsine bir daire, kendilerine de en alt katı. He yaşlılığı var bu ömrün, evlerine girip çıkmak zor olmasın diye.

Kızlarının hallarinden iyice yılan ana ve baba vurdular kıspete, aynı yıl işten ayrılarak döndüler Edirne’ye yeni biten evlerine yerleşmek için. Nasılsa kızanları büyümüş, yollarını çizmişlerdi artık yaşları da kemala ermişti artık, haklarıydı emekli yıllarını memleketleri Edirne’de geçirmeye.

İlk yılları Edirne’ye, çevreye, komşularının yeni hallerine alışmakla geçti. Onlar artık komşularının, eski arkadaşlarının gözünde Almancıydılar. Tuzları kuruydu çevredekilerinin gözünde. Oysa ikisi de emekli bütçeleriyle gelmişlerdi memleketlerine, akrabalarına, arkadaşlarına. Bulamadılar aradıklarını, artık ne onlar eski onlar, ne Edirne eski Edirne’ydi.

Evlerinde kendileri, üst katlarında Almanya’da yaşayan kızlarının yollarını bekleyen üç boş daire. Gelmediler bir türlü. Ziyaretlerine bile. Arada telefonla aradılar, hallerini hatırlarını sordular. Yıllar yılları kovaladı yine, önce baba hastalandı, ardından anneleri. Bir süre sonra bakıma muhtaç duruma geldiler. Şanslıydılar, uzak akrabalarından birisi asgari ücret karşılığında bakımlarını üstlendi. Yanlarında kalmayı da kabul etmişti.

İki yıl sürdü hastalıkları, bakımları. Hastaneler, aciller, yoğun bakımlar derken ard arda 6 ay içinde önce baba sonra anne huzura kavuştular. Babalarının cenazelerinde bile bir araya gelemeyen üç kız kardeş annelerinin ölümü sonrasında iş bilir genç bir avukatın yazıhanesinde bir araya geldiler.

Ortada bir miras vardı sonuçta ve halledilmeliydi. Acelece avukatın önerilerini dinledikten sonra bastılar imzaları evraklara ve yollarına gittiler.

……….

Geçen ay satıldı o ev. Alt katta bütün eşyalar apar topar ikinci elciler tarafından sokağa çıkarılarak kamyonetlere yüklendi götürüldü. Götürülmeyerek yolun karşısına atılanın ne olduğunu kimse bilemedi.

Onlar kızların çeyizleri için alınan hiç kullanılmayan üç sandık ve rahmetlilerin evlendiklerinde kullandıkları iki yastık ile bir yorgandı.

Enez Sempozyumu ne kazandırdı?

Sempozyum, 07-09 Eylül 2023 tarihlerinde yapılmıştı hatırlarsanız.

69 gün kadar sonra 3 yıl bitmiş olacak.

Zaman ne de çabuk geçmiş.

Hatırlamak ve hatırlatmak gerekirse; Enez’e dair 3 özel, 12 akademik oturum gerçekleştirilmiş, toplam 64 bildiri sunulmuştu.

Hatta bu 64 bildiri içinde benimde hazırlayıp sunduğum bir bildiri vardı.

Özetle; Avrupa’dan girişte İpsala sınır kapısına bu kadar yakın olmasına rağmen yeterli hazırlık ve tanıtım yapılmaması nedeniyle bu fırsatın değerlendirilmediğine, ayrıca çok yararlı havası nedeniyle de Enez sahilinde bir rehabilitasyon merkezi kurulması gerektiğine dikkat çekmiştim.

Birbirinden değerli bilim insanları da Antik Kent Enez’i ve tarihini masaya yatırmışlardı.

Trakya Üniversitesi’nin öncülüğünde, Enez Kaymakamlığı ve Enez Belediye Başkanlığı’nın destekleri ile düzenlenen bu sempozyumun ne kadar önemli ve değerli olduğu tartışılmaz bir gerçek.

Peki ya sonuç ne oldu?

Daha doğrusu; Enez turizmine katkısı oldu mu?

Örneğin; geçen süreçte ziyaretçi sayısında bir artış var mı?

Buna dair herhangi bir çalışma yapılıp yapılmadığı konusunda bilgim olmadığı için soruyorum.

Sorgulamak, varsa Enez’e katkılarını açıklamak, yapılan sempozyumdaki önerilerin takipçisi olmak ve bu gibi sempozyumların devamını da getirmek lazım bence!

KEŞANLI MEHMET

Siyasette fikir değiştirmek ayıp değildir.

İnsan değişebilir…

Şartlar değişebilir…

Düşünceler değişebilir…

Ama değişmeyen bir şey vardır.

Sandık.

Çünkü sandık, siyasetçinin değil, milletindir.

**

Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan, tam dört dönem Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayı olarak seçildi.

Son olarak 31 Mart 2024 seçimlerinde yine CHP’nin adayı olarak Keşan halkının karşısına çıktı.

Vatandaş da ona değil sadece…

Cumhuriyet Halk Partisi’nin programına, söylemine ve vaatlerine oy verdi.

Bugün ise aynı Mehmet Özcan, AK Parti rozeti takıyor.

İşte tartışmanın başladığı yer tam da burası.

**

Herkesin siyasi tercih değiştirme hakkı vardır.

Kimse buna itiraz edemez.

Ama seçmenin verdiği yetkiyle oturulan makam, kişisel tercihlerin üzerinde bir emanettir.

O emanet sadece belediye başkanına değil…

Ona oy veren binlerce insana aittir.

**

İşin daha dikkat çekici tarafı ise hafızalarda hâlâ canlı.

Özcan tarafından Nisan 2024’te Belediye binasına asılan dev afiş…

Yaklaşık 483 milyon liralık borç tablosu…

Elektrik borçları…

Vergi borçları…

Krediler…

Özel kalem harcamaları…

O afiş günlerce Keşan’ın gündeminden düşmemişti.

Mesaj açıktı:

“Bu tablo AK Parti döneminin eseridir.”

**

Bugün aynı belediye başkanı, eleştirdiği siyasi kadronun saflarında.

Vatandaşın kafasını karıştıran da tam olarak bu.

Dün yanlış olan bugün nasıl doğru oldu?

Eğer o afiş doğruysa…

Bugünkü tercih nasıl açıklanacak?

Eğer bugünkü tercih doğruysa…

O afiş neden asılmıştı?

**

Mehmet Özcan’ın AK Parti’den devraldığı borçlara ilişkin belediye binasına astığı dev afişten yaklaşık 2 yıl sonra geçen Mayıs ayı başlarında bu kez AK Parti Keşan İlçe Teşkilatı, Keşan Belediyesi’nin mevcut mali durumunu ve harcamalarını içeren dev bir afişi parti binasına astı.

Afişte, belediyenin toplam borcu ve özellikle Özel Kalem Müdürlüğü harcamaları kalem kalem halka ilan edildi.

31 Aralık 2025 Borç Dökümü:

Toplam Borçlar: 361.544.964, 25 TL.

2025 Tarihi İtibariyle Özel Kalem Giderleri:

Toplam Borçlar: 39.000.000, 00 TL.

Belediyece Satılan Taşınmazlar 29 adet: 430.000.000,00 TL

“Son sözümüz: 2024 yılı hizmetsizlik yılı. 2025 yılı belediye taşınmaz satış yılı olarak belediye tarihine geçmiştir.”

**

İki afiş…

İki farklı siyasi parti…

İki farklı dönem…

Ama aynı şehir.

Ve belki de en ilginç olanı…

O ilk afişi belediye binasına astıran belediye başkanının bugün ikinci afişin asıldığı partinin saflarında yer alması…

**

Bugün CHP örgütlerinin yaptığı sert açıklamalara tanık oluyoruz.

Siyasette öfke, bazen sözün dozunu artırabilir.

Ancak bütün o sert cümlelerin altında ortak bir duygu var.

Hayal kırıklığı…

Çünkü insanlar yalnızca bir belediye başkanının parti değiştirdiğini düşünmüyor.

Verdikleri oyun yön değiştirdiğini düşünüyor.

Sandığa giderken verilen sözler unutuluyor sanılıyor.

Oysa seçmen unutmuyor.

Belki de artık üzerinde düşünülmesi gereken konu budur.

Bir belediye başkanı, milletvekili ya da başka bir seçilmiş, seçildiği partiden ayrıldığında görevine devam etmeli mi?

Yoksa yeniden milletin karşısına çıkıp, “Ben artık başka bir siyasi anlayışı temsil ediyorum.  Bu yetkiyi bana yeniden verir misiniz?” diye sormalı mı?

Demokrasinin ruhuna daha uygun olan hangisidir?

Çünkü rozet bir dakikada değişebilir.

Ama sandığa atılan oyun anlamı, değişmemelidir.

Ve unutulmamalıdır ki…

Siyasette en ağır borç; belediyenin kasasındaki borç değil; seçmenin güvenine yazılan borçtur.

**

Keşanlı Ali, efsanevi bir kahraman.

Adamın adına destan yazılmış.

Keşanlı Mehmet ise istifa metni yazdı…

Bakalım tarih ne yazacak?

ÇOK TUHAF

Çok tuhaf, diye başlık atıp, yazıma çok tuhaf, diye başladım ama, aslında aşağıda ki konuların nedeni, Kuran’da çok açık bildirilmiştir.
Çok tuhaf!..
İnsanlara ne kadar hizmet ederseniz, ne kadar insanların işine yararsanız, ne kadar insanlara faydalı olursanız o kadar değeriniz düşüyor!..
İnsanlara, ne kadar, kibirli, gösterişçi, mağrur, tepeden bakan, mesafeli, umursamaz olursanız, o kadar çok değer veriyorlar.
Oysa hayvanlara bakıyorsunuz, onları ne kadar çok sever, fayda eder, sahip çıkarsak bize o denli bağlanıp, seviyorlar!..
Bir tarafta hayvanların gerçeği, bir tarafta, “Biz insanız” diyenlerin gerçeği, çok tuhaf!
Örnek, EŞEK: İnsanların binlerce yıldan beri yükünü taşıyan, hanenin bütün yükünü çeken, yük taşıdığı için dayak yiyen hayvan, EŞEK!.. in suçu ne de, insanlar birbirlerine kızdıkları zaman, hakaret olarak, “Eşek” derler.
“EŞEK” lafının insanlara iltifat olarak söylenmesi gerkemez mi?..
İltifatı hak eden bir insana, neden “EŞEK” denmez çok tuhaf!..
Mesela, o sadık, sebatlı, kar, kış, sıcak soğuk, sırtında insan yükleri, zorluklarda gık bile demeyen o GÜZEL GÖZLÜM eşeğe atfen, sevgiliye, neden “EŞEK GÖZLÜM” denmez de “Ceylan gözlüm” denir?..
Bu Nankörlüğün daniskası değil mi?..
Çok tuhaf!..
Neden tuhaf?..

Maalasef, şeytan çoğunlukla tatilde de ondan mı acaba?..

Kuran’ı Kerim. Sure 58/Ayet 19:
Şeytan onları etkisi altına aldı da, kendilerine Allah’ı anmayı unutturdu. İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki şeytanın yandaşları hep kayıptadırlar.

NİHAYET BARIŞ, AMA!

Nihayet ABD-İran savaşı İsviçre’nin Cenevre kentinde Donald Trump  ve İran’ın temsilcisi tarafından atılan imzalarla barış yapıldı. Ama, bu barış Ortadoğu’da savaş bitti anlamına gelmiyor. Dünyanın petrol rezervinin % 25’i Ortadoğu da anlayacağınız bu konjonktür daha başka savaşlara da neden olabilir, çünkü çözülmesi gereken çok sorun var. Bundan sonrası altmış günlük sürede ABD ve İran delegeleri bir araya gelip çözülmesi gereken sorunların çözümü için uğraşacaklar. Hadi bakalım kolay gelsin. En büyük sorun Hürmüz Boğazı, sonra zenginleştirilmiş uranyum konusu, savaş tazminatı, daha başka konular çözüm bekliyor.

Bu savaş her iki taraf içinde iyi olmadı. İran bir çok mali yönden zarara uğradı. Bu zarar 300 milyar dolar. Savaş Amerika’ya da yük getirdi; 100 milyar dolar. İran’ın insan kaybı 600 bin, yıkılan binalar, yok olan varlıklar, Hürmüz Boğazından elde edilen gelir, petrol satışları durdu. İran’ın maddi kaybı çok daha fazla. Asıl sorun zenginleştirilmiş uranyum, bir yerde emanet olarak saklama meselesi, bir yerde saklanıp kullanılmayacak. Bunu hangi devlet yapar. Sorunlar gittikçe büyüyor, konu çok bilinmeyenli denklem oluşturuyor. Anlayacağınız bundan sonraki görüşmeler ne olacak…

Bu savaşta kazanan kim, bence İran saldırıya uğrayan İran’dır. Sebep İran petrolleri. Amerika’nın amacı İran petrolleri üzerinde hegemonya kurmak. Çünkü bugünün dünyası petrol üzerine dönüyor, petrole hakim olan dünyaya hakim olur. Amerika’da petrol kalmamıştır, Amerika petrol sıkıntısı çekiyor. Amerika bu savaşı kaybetmiştir. Buna da sebep Çin’den, İran’daki Kürt toplumundan gereken desteği görememiştir. Zaten dünya kamuoyu böyle bir savaşa karşıdır. Bu savaş petrol fiyatlarını zirveye çıkarmıştır, piyasalar alt üst olup bir çok zararlar oluşmuştur. En önemlisi de Amerika itibar kaybetmiştir. Donald Trump sevilmeyen kimsedir. Bundan sonra ne olur bakalım göreceğiz. Trump anlaşmayı beğenmesem tekrar bombalarım diyor, el insaf.

Barış yapıldı iyimi oldu, hem de çok iyi, petrol fiyatları epey geriledi. Hürmüz Boğazı açıldı, gemi trafiği işliyor, en önemli sorun zenginleştirilmiş uranyum meselesi. Hangi devlet bunu korumayı ister? Bu savaşta Amerika’nın burnu epey sürttü, tabi Trump’ında. Türkiye açısından savaş ne getirdi, ne götürdü. İran’ın komşusu her ülke gibi savaş yüzünden huzursuz oldu. Hiç yoktan iki füze atıldı, havada imha edildi, petrol fiyatlarının yükselmesi Türkiye’yi de etkiledi. Ulaşım dahil bir çok ürünün fiyatı arttı, dar gelirliler için hayat pahalılandı. Bakalım göreceğiz bundan sonra neler olacak? Barış anlaşmasında önemli bir konuda savaş sırasında Trump, İran’ın Amerika’daki banka varlıklarına el koydu, bu konu nasıl çözülecek, İran bunları geri alabilecek mi, buda bir sorun.

Bu savaşta bir kaybeden daha var o da İsrail Başbakanı Netanyahu. Savaş başladığından beri hep Amerikan taraftarlısı olmuş, hep Trump’ın yanında yer almıştır. Trump kaybedince o da kaybetmiştir. Eh politika bu, insana bazen kavun yedirir, bazen de kelek. Kim dedi Netanyahu’ya Amerikan yanlısı ol. Ama İsral’in varlığı Amerikan desteği ile oluyor. Bugün Amerika’da genel seçim yapılsa Trump’ın partisi kaybeder. Ekim ayında İsrail’de genel seçim varmış, şimdiden Netanyahu’ya gidici gözü ile bakılıyor.

Yapılan barış pek sağlam değil, bir yerde pamuk ipliğine bağlı. Anlaşma olmaz ise her an kopabilir. Ortadoğu daha başka savaşlar da görür, çünkü orada petrol var. Daha ilerki yıllarda belki su içinde savaş olur. Barış istiyorsak savaşa hazır olalım, sonu NİHAYET BARIŞ AMA…

UYANIŞ

İnsanlar, insan formunda kendini deneyimleyen, ilahi bir haikaktin bir parçası olduklarını gerçekten bilselerdi…
Hayatlarını sıradan bir TESADÜFLER ZİNCİRİ gibi görmekten vaz geçerlerdi.
Sabah uyandıklarında yeni bir günün YÜKÜNÜ değil, İLÂHİ BİR DENEYİMİN devamını karşıladıklarını HİSSEDERLERDİ!..
Yaşadıkları her olayın, her karşılaşmanın, her zorluğun ve her sevincin ruhlarının gelişmesi için tasarlanmış birer ilâhi mesaj olduğunu FARK EDERLERDİ.
O zaman başarısızlık bir son değil, bilincin gelişmesine açılan bir kapı olurdu. Kızgınlıklar bir caza değil, kalbi arındıran bir öğretmen olurdu. Kaybettiklerini sandıkları anlarda bile, aslında özlerine biraz daha yaklaştıklarını görürlerdi.
Çünkü bilirlerdi ki, deneyimleyen yalnız beden değil, BEDEN ARACILIĞIYLA KENDİNİ TANIYAN SONSUZ BİR RUHSAL HAKİKATTİR.
Bu idrak geldiğinde, kıyas biterdi; yıkıcı rekabet yerini, daha da gelişmek için iş birliğine bırakırdı. Sade, sakin, mütevazi, en az şeye ihtiyaç duyarak, en sağlıklı ve huzurlu yaşam tarzından ödün verilmezdi. Aşırı hevesler değil, denge ve tam kararında yaşamak seçilirdi. İnsan başkasına, (İnsan, hayvan, bitki, ağaç) baktığında, ayrı bir varlık değil, aynı özün farklı bir yansımasını görürdü.

“SEVGİ,” ARTIK ÇARPITILMIŞ EGO HEVESLERİYLE İLGİLİ DEĞİL, VARLIĞIN BİR OLUŞUNUN, DOĞAL BİR HALİ OLURDU.

Kuran’ı Kerim. Sure 7/Ayet 85:
Medyen kavmine de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik.
Onlar şöyle dedi:

“Allah’a ibadet ve itaat edin. O’ndan başka hiçbir ilahınız yoktur. İşte size Rabbiniz tarafından bir mucize geldi. Artık ölçüyü ve teraziyi tam tutun; insanların eşyasına haksızlık etmeyin; yeryüzünü ıslahından sonra bozmayın. Eğer bana inanırsanız, şu söylediklerim sizin için hayırlıdır.

Bir yorumla:
Allah’a ibadet etmek: POZİTİF BÜTÜN DAVRANIŞLAR.
CÜMLE ALEME FAYDA ETMEK.

Zirve’deki NATO?

Uluslararası politikanın popülist yorumlarına bakılınca NATO bazen bir ordu yahut bir devlet gibi görülüyor memleketimde. Mesela NATO’cu diye bir eleştiri var. Bağırıyor şahıs; NATO’cular uzak dursun. Eh ne yapalım, kalkın ülkecek taşınıyoruz, zira böyle buyurdu hazret.

Şunu gözden kaçırıyor bu ve benzeri söyleme sahip olanlar; bu bir güvenlik ittifakı ve buna devletler üye, üye olmak için de oldukça çaba harcıyor. Kim bilir belki de gözden kaçırmıyorlar da çeşitli sebeplerle bu şekilde ifade etmek vazifelerinin bir sonucu oluyordur.

Ancak şu anda başka alternatifleri olduğu iddia edilse de NATO faal halde olan tek güvenlik yapısı. Hatta şunu da eklemek gerekir ki; eski Varşova Paktı üyesi devletler bile teker teker NATO üyesi oldular. Bir başka deyişle sistemik yapıdaki güç mücadelesinde Rusya Federasyonu hayli kısıtlanmış bir halde. Eğer Kennedy, Carter hatta Reagan görse bayılırlardı bu duruma. Düşünsenize uluslararası alanda faaliyet yürüten istihbarat teşkilatınızın Sovyetlerle ilgili bürosu kapanmış…

Neyse artık bu türlü tartışmalar daha az olacaktır en azından ABD ile yaşayacağımız ilk krize kadar daha az NATO’cu ifadesini duyacağız. Zira yine Reagan döneminden beri ittifakın üyelerinin askeri harcamaları ile ABD’nin yükünü azaltması politikası açısından Türkiye Cumhuriyeti Devleti önemli bir askeri harcama ile önde gelen devletler arasında. Yani tek başına zirvenin Türkiye’de yapılması bile bir gösterge iken; bu meselenin yerine getirilmesi çok daha önemli bir husus.

Buna ek olarak Türk Silahlı Kuvvetleri yarım asra yakın bir süredir NATO içindeki en büyük ikinci askeri güç olarak yerini koruyor. Elbette savaşın değişen doğası ve bunun bir sonucu olarak küçük birlik harekatlarının, örtülü operasyon faaliyetlerinin giderek önem kazanması yine popülist uluslararası politika tartışmalarında oldukça yönlendirici ve yanlış ele alınsa da değişmeyen gerçek; NATO üyesi devletler yarım asırdan beri Türkiye olmadan oldukça sorunlu bir güvenlik mimarisinin içinde bulunacaklarıdır.

Ancak hangi ittifak içinde bulunulurlarsa bulunulsun uluslararası politikanın temel ilkelerinden biri devletlerin kendine yardımıdır. Bir başka deyişle devletler her şeyden önce çıkarları için hareket ederler. İşte uluslararası politikanın bu doğal durumu da sürekli olarak krizin olmasını sağlar. Yani Türkiye ile ABD çıkarları uyuştuğunda birlikte hareket ederken çıkarların çatışması durumunda krizler ortaya çıkacaktır.

Ancak tıpkı diğer devletlerin birbiri ile olan ilişkisinde olduğu gibi Türkiye ile ABD ilişkisinde de çıkan her kriz “uluslararası sistemin yön arayışı”, “Birleşmiş Milletlerin savaşları sona erdirme görevinin yerine getirilemeyişi” gibi aslında ilk etapta çok önemli gibi görünen ancak uluslararası politika incelemesinde bas bas anarşik yapı anlaşılmadı, sistemik baskı ve kısıtlayıcı etki nedir bilinmiyor diye gösteren bir sonucu doğurmaktadır.

Her kriz uluslararası politikanın sistemik yapısı bu şekilde devam ettikçe ki; şu andaki tüm göstergeler bu şartlar devam ettikçe bu yapının herhangi bir değişikliğe uğramayacağı göstermektedir, bir denge noktasına ulaşacaktır.

Yani ABD, İran’a füze attı diye 3. Dünya Savaşı çıkmayacak, Türk yetkililer Rus yetkililerle görüştü diye NATO dağılmayacak yahut Türkiye NATO üyesi diye Rusya Federasyonu Türkiye ile tüm maddi, manevi, diplomatik, iktisadi ilişkilerini kesmeyecektir. Zira uluslararası politikanın sistemik yapısında çıkarlar katmanlar halindedir ve birbirinden ayrı hususlar olarak ele alınır. Bu durum da krizlerin genelleşmesini değil o konu özelinde kalıp diğer hususlarla karıştırılmamasını sağlar. F-35 meselesi de böyledir.

Ama tabii heyecan güzel şey, teleskobik çubukların ucuyla dokunulan haritalarda bir el cebe sokulunca da çok havalı duruyor. Yani buradan devam. Netice itibarıyla maazallah halkı düzgün ve heyecansız aydınlatırsak reytingler ne olur? Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…

YENİ BİR PARTİ İLE SEÇİME GİRMEYE HAZIR MIYIZ?

Yine de şaşırıyoruz… Eski parti başkanlıkları sırasında Recep Tayyip Erdoğan’a hakarete varan eleştirilerde bulunan Süleyman Soylu ve Numan Kurtulmuş gibi, neredeyse akışlarla CHP genel Başkanlığı’na getirmeyi hayal ettiğimiz Metin Feyzioğlu gibi, DSP genel Başkanı Önder Aksakal gibi, Kahraman Atatürkçü teğmen diye yere göğe sığdıramadığımız Mehmet Ali Çelebi gibi daha evveli gün CHP karşıtı bir parti kurarak zımnen de olsa Tayyip Bey’in ekmeğine yağ süren CB seçimini 1-2 puanla kaybetmemize neden olan Muharrem gibi (say say bitmez) nicelerini görmüş, yaşamışken Kılıçdaroğlu’nun ihanetine şaşırmak yanlış.. Artık fazlaca hoşgörülü, uzlaşmacı olmaya çalışmadan, şaşırmaya devam etmeden ihaneti ve ihanet edenleri görmek zamanıdır. Onlar medya maymunuydular.. Bizi de maymun ettiler..


Kılıçdaroğlu saf değil; kullanıldığının farkında… Kendi çiftliği sandığı CHP’nin zirvesine oturmak için her şeyi mübah gören ve bu konuda kesinlikle RTE’nin kanatları altında ve güdümünde olmayı siyasetin gereği(imiş) gibi içine sindiren KK’nın islah-ı nefs edip bu yanlıştan döneceğine inananlar hala var. Bunlar bulanık suda balık avlamak peşinde değillerse ne yazık ki artık saflığın ötesinde bir aymazlık sorunu yaşamaktadırlar.
Kılıçdaraoğlu tarihsel yeni görevini biliyor ve o konuda kesinlikle AKP kumpasında baş rolde oynuyor. Onun önümüzdeki seçimlerden CHP adına hiçbir beklentisi yok. Orta ve uzun vadeli bir strateji ile CHP tabelası altında solculuk yapmaya alışmış kitleleri, zaman içinde kerhen de olsa bu tabela altında toplamaya çalışıyor. Seçime iki yıl varken alacağı trilyonlarca hazine yardımı ile ülkenin en büyük holdinginin başında oturmak ölünceye kadar bu keyfi sürdürmek varken RTE’nin kanatları altına girmenin kıymet-i harbiyesi nedir ki?
Varsın butlanı CHP seçimlerde %1 oy alsın. Kılıçdaroğlu’nun umurunda mı sanıyorsunuz?


Butlancı eşkıyayı artık kendi hallerine bırakılmalı ki kendi aralarında birbirlerinin kuyusunu kazma işlemine başlasınlar. Bundan sonra Özgür Bey ve kurmaylarının artık yapması gereken seçime hangi şekilde girileceğinin 5-6 çeşit planlamasıdır. Artık bu pespaye insanları muhatap kabul etmeyerek onların AKP’nin kucağına biraz daha rahat oturmalarına yardımcı olmak gerekir. Onlara sonlarının ve oylarının Ecevit’in partisi DSP gibi yüzde 1 lerde olacağını nasıl olsa anlatamazsınız…


Eyyy hala uyanamamış sosyal demokrat kardeşlerim! Bu koşularda artık yeni bir çatı altında seçimlere girmek için hazırlanmalısınız. Yeter ki sandık öyle ya da böyle halkın önüne konsun.. İsterse İmamoğlu aday olamasın; Mansur Yavaş var. Onu içeri tıkarlarsa Özgür Özel var… Onu da içeri tıkarlarsa daha niceleri var. Hatta Sera Kadıgil var (İzliyor musunuz?)… Yeter ki Özgür Özel birini işaret etsin… Yeter ki artık kendi toplumsal gücümüzün farkına varalım. Zamanla kimin kimden arındığı nasıl olsa anlaşılacaktır.
Tabelalar değişir, inanç ve adalete, demokrasiye ve çağdaşlığa giden yol değişmez..

UYUŞTURUCU SENARYOLAR

Bu yazdıklarımı ben söylemiyorum, Yaratan’ın kutsal kitaplarının hepsinin aslını kapsayan biricik Kuran’dan ve de tarihi gerçeklikten okuyorum da öyle yazıyorum.
erkesin bilmesi gerekir ki, kim neyi niçin yapıyorsa, gizlese de, yanıltsa da, niyeti görünüyor, biliniyor!..
Allah’ı ve de şeytanı hesaba katmayanların HÜSRANLARI YAKINDIR.
Dünyanın süper bir gücü, yakın tarihte bir seneryo izletti dünyaya!..
Bir ülkenin başkanını paketleyip, elini, ayağını kelepçeleyip, baş çuvalda, gözlerini bağlayıp, kendi ülke hapishanesine tıktılar, güya!..
Senaryo, çok önceden planlanmış olamaz mı?..
O, MADURO başkan kimlerin sayesinde iktidara geldi, acaba?..
İktidara gelen MADURODAN halk memnun muydu?..
Hayır. Süper güce karşı, ekranlarda, meydan okuyup, alay edip, o kıvırtma tuvistleri kendindenmi yaptı sanılır?..
Haftalarca, aylarca DÜNYANIN YAZILI VE GÖRSEL MEDYASINDA GÖSTERİLDİ…
MADENLERİNİN, KUTSALLARININ SÖMÜRÜLMESİNE BAŞKALDIRMAK İSTEYEN küçük ülkelere, süper gücü ile neler yapabileceğini göstermek…
Tehdit ve aşağılama ile korku yaratmak için di bu senaryo… olamaz mı?..
Böyle senaryoları gerçekleştirmek için, şeytani bilim ordusu besliyor, sömürgeciler!..
İşleri güçleri, fitne, fesat, korku, şantaj, tehdit, suikast. Ama bu yalan dünya çabuk bitici; sonra onların halini hesapta göreceğiz!..
Dünyanın diğer süper güçlerine gelince, eğer KORKU, AŞAĞILAMA ve KATLİAMLARI seyrediyorlarsa, HEPSİ, YAPANLA ORTAKTIR, BİLİNE!..
Devlet güçleri şeytanla yatıp şeytanla kalkanlar tarafından ele geçirilen ülkelerin halkları ya KANMAKATAN AYILACAKSINIZ, devletinizi temizleyip kurtaracaksınız, ya da, ALLAH’I VE ŞEYTANI HESABA KATMAMANIN BEDELİNİ YAŞAYACAKSINIZ, TERCİH SİZİN!..
Sayılı zaman çok yakın!..

ENİNDE SONUNDA TEK GALİP ALLAH’TIR!..

Kuran’ı Kerim. Sure 16/Ayet 99, 100:
Çünkü inananlara ve Rablerine dayananlara onun bir gücü yoktur.

Onun gücü sadece kendisini dost tutanlara ve Allah’a ortak koşanlaradır.

Yukarda ki, nurlu ayetin kısa bir yorumu:
Samimi olarak Allah’a inanıp, emirlerine uyanları şeytan ayartamaz. O şeytan, sapkınlık isteyen, inkârcıların isteklerini yerine getirir.