Kategori arşivi: Yazarlar

SON MODEL JİP

Elinde hortumu veriyordu suyu bahçenin her yerine. Yetmedi yola, bahçenin duvarlarına. Hayattaki nefretini hortumdan akan sudan çıkarırcasına, sıkarak, tazyik vererek, her yeri, her yeri ıslayarak rahatladığını hissediyordu. Arka kapıdan siteye girmek isteyen sakinlerin önlerine de inadına sıkıyordu suyu, yolu tıkamak istercesine. Nasılsa bedavaydı su sitede, umurunda mıydı boşa akan su?

Önünden geçen son model jipi görmedi hortumcu.

Son model jip aşağıya doğru inerken köşeden döndüğünde Kafe’de oturmuş taş oynayan “oyun bende kalmasın da kimde kalırsa kalsın” diyen emekliler de, site de canı sıkıldığı için masalara yancı gelmiş bir çayın hesabını yapan var yemez toprak ağası da görmedi son model jipi.

Aşağılara sahile doğru indi son model jip. Karanlık camları kapalıydı, içinde kimler var görünmüyordu. Küçük Kafe’nin önünden geçerken müşterileriyle karavancıların, alt yapının kavgasını yapan hep muhalif mekancı da görmedi o son model jipi.

Sahilde bir tur atıp aşağıya köprünün hemen ilerisine park etti son model jip. İçinden önce şoför, yanında iri yarı bir koruma, arka kapıyı özenle açtılar. Göbekli kel kafalı, pahalı gözlükleri, boynunda kolyesi, kolunda altın künyesi, parmaklarında yüzükleri koca suratlı birisiyle birlikte elinde çantasıyla Karadenizli bir müteahhit hemen yanında yerini aldı kel kafalı göbeklinin.

Ağır adımlarla sahil yolundan izleyerek, tarayarak gözlemlediler çevreyi. Sahil yolundan orman içlerine kadar yukarılara doğru yürüdüler önce. Sonra sahile biraz daha yakın köprüye kadar tekrar. Bakınarak kendi aralarında konuştular, koruma ve şoförün duyamayacağı uzaklıklarda. Tekrarladılar aynı turu.

Yakınlarda olanların duyabildikleri sadece; “Orman mı yukarısı?” “Evet, geçen yıl yandı, imkanlar bizden yana.” “Sahilde çok güzelmiş” “Evet efendim, Saros’un en bakir yerleri” “İmar durumundan ne haber” “Yakında çıkacak efendim” “Kat veriyorlar mı” “Orası kolay efendim” “Alt yapı durumu” “Çözüldü efendim.”

Ormandan sesler geldi aniden tüm sahilin duyduğu. Çakallar ulumaya, tavşanlar kaçışmaya, kaplumbağalar ve kirpiler yavaş yavaş yer değiştirmeye, kuşlar havalanıp çığlık çığlığa ötmeye başladılar. Ormanda son kalan ağaçlar ani bir rüzgar çıkmış gibi yalpalamaya başladılar. Deniz bile daha dalgalı esmeye başladı ormandan gelen sesleri duyunca.

Sonrası duyulmadı, neler konuşuldu. Ayakta içilen sigaralar, müteahhitle göbekli kel kafalının heyecanlı sohbetleri, baş sallamaları bitince son model jipe binerek geldikleri yoldan geri döndüler.

Önlerinden geçtikleri sitelerin sakinleri de balkonlarına çıkmışlar kayıtsızca şöyle bir baktılar son model jipe görmek istemez gibisinden.

Kafede taş oynayanlar biraz daha artmış, hortumcu elinde hortumla kurumaya başlayan yerleri yeniden sulamaya başlamıştı.

Görmediler yanlarından geçen son model jipi.

Koltuk sarhoşluğu!

Sarhoşluk derken, alkolden bahsetmiyorum elbette.

Hiç kuşkusuz sigara ve alkol sağlığa zararlıdır.

Hiç kimseye de tavsiye etmem.

Başlıkta anlatmak istediğim koltuk sarhoşluğu; bir kişinin elde ettiği mevki ile birlikte; gücün, unvanın ve aldığı yetkinin rüzgarına kapılarak kendini kaybetmesi,çevresine karşı kibirli ve adaletsiz davranmasıdır.

Hatta bütün bunlarla birlikte sorumluluğunu da unutması durumudur.

Maalesef ki bu sarhoşlukla birlikte bazı insanlarda nemalanma dürtüleri de baş gösterebiliyor.

Birazcık, ucundan ucundan derken bir pisliğin içine bulaşıveriyorlar.

Günümüzde dürüst insanların yanı sıra bunlar da var maalesef.

Az da değiller hani!

Neler neler okuyor, duyuyoruz.

Rabbim hiç kimseyi şaşırtmasın!

SAROS’DA, ENEZ SAHİLİNDE YAŞAMANIN BEDELİ OLMALI…

Karavanlar ve çadırlı kamplar sahil sakinlerini rahatsız ediyor. Enez sahilinde de bu şikayetler var. Karavanların, çadırların gelişi güzel hem de kumsala konuşlanması elbette çevre kirliliği açısından bazı sorunlar yaratıyor. İyi ama bunun çaresi karavan ve çadırları kaldırmak mı?

***

Sultaniçe – Gülçavuş Sahil Sakinleri, “Karavanları kaldırdı” diye Vali Bey’e tam sayfa bir teşekkür mesajı yayınlamış… Vali Bey belki ilk önlem olarak bunu düşünmüş olabilir ama bunun çözümü asla bu değil… Vali Bey’in bu kararına karavancıların ve ancak bu ekonomik çöküş döneminde çadırla en ucuz tatili yapma imkanını bulanların isyan etmesi gerekir… Valilik karavanları çadırları kaldırmak yerine, onlar için en uygun, en cazip yerlerde, en uygun koşullarda kamp yerleri hazırlamanın turizme olan, yöreye olan katkılarını ve gerekliliğini önceliğine almalıdır.

Bu fırsattan istifade bir hatırlatma yapayım. Enez Belediyesi’nin birkaç yıl önce önerdiği çadır ve karavan kamp yeri tahsis talebine bugüne kadar Edirne Valiliği’nce bir yanıt verilmemiştir.

***

Sultaniçe – Gülçavuş Sakinlerinin ve tüm Saros kıyı sakinlerinin ve özellikle yazlıkçıların sorunları elbette bu kadar da değil. Sevgili Bülent Ayan bunları tek tek sıralamış. Ama ne var ki bu yazdıklarının pek çoğu hatta hemen hemen hepsi çözümsüz kalmaya mahkumdur. Sorunlar artık kronikleşmiştir. İçinden çıkılamaz hale gelmiştir. Nedeni de, ne yazık ki Saros sahillerinde, zamanında ucuz yazlık kapmak hevesi ile yapılan talandır. İmarsız ya da rezil imar planları ile gelinen noktada her gün tam sayfa ilan verseniz de artık çözüm yoktur.

***

Örneğin Enez Sahilleri’ndeki 1984 sonrası yapılan imar planı ve 1989 sonrası yapılan 18’inci madde uygulamaları öylesine bilimsellikten uzaktır ki bu imar alanlarında yeşil alan, hastane, günübirlik tesis, otel alanları, karavan ve çadır kamp yerleri için ayrılmış 1 m2 yer bile yoktur. Sahillerimiz tamamen ikinci / yazlık konutlar için planlanmıştır. Böylece bu güzelim sahiller, yol, su, elektik, kanalizasyon vs. gibi hiçbir yeterli alt yapı olmadan satılmış, kapanın elinde kalmıştır. Hatta kooperatif zenginleri yaratılmıştır. O nedenle bugün şikayet etmenin artık çok da yararlı olduğu söylenemez.

***

Ülkenin pek çok yerinde olduğu gibi yazlık konutlar kıyıların, Saros cennetinin katilidir. Turizme de yöreye de önemli hiçbir katkısı yoktur. Aslında bu körfez; oteller, karavan ve çadır yerleri, günübirlik tesisler, alt yapısı yapılmış tek katlı bahçeli villalarla donatılabilirdi. Alt yapısı olmadan alınan, oturulan konut sakinlerinin zaten kendisine yetmeyen, personelinin maaşını ödemekte zorlanan Belediyelerden himmet, hizmet ve görev beklemeleri gerçekçi değildir.

***

Aslında 2’nci konut sahibi ve deniz kenarında villa sahibi olanlardan çeşitli yollarla alınan harçların, vergilerin çokluğundan söz etmek de tartışılması gereken bir konudur. Sevgili emeklilerimiz villa sahibi olmuşlarsa burada yaşamanın bir bedeli olduğunu da düşünmelidirler. Kendi sitesi için bile ayda sadece 1000 TL ödemekten şikayetçi olup hizmet isteyen ya da her şeyi devletten, belediyeden bekleyen anlayış sizlerde sadece stres yaratır.

***

ÇÖZÜM: Yazlık site ve köyleri belediye statüsüne kavuşturulmalıdır. Bunun için sahil sakinleri ikametgahlarını kaldıkları sahil Belediyesi bölgesine aldırmalıdırlar. Ya da güçlü kooperatifler, şirketler oluşturmalılardır. Kendi ödedikleri yerel vergileri kendileri harcamalıdır. Kendi imar planlarını kendileri revize etmelidir. Kendi hazırlayacakları alt yapı projeleri ile sorunlarını çözmenin yollarını kendi platformlarında, derneklerinde, kuracakları şirketlerde aramalıdırlar. Sahilde ev/ villa sahibi olmanın bedelini, yaşamında hiç Saros’u görmemiş kişilere ödetmek doğru olmaz.

***

Yazın Enez Sahilinde 7500 konutta oturan yaklaşık 40 bin kişiden Enez’de oy kullanan sayısı, 700…

Sahilin sorunlarını daha yüksek sesle dile getirmek için kurduğumuz Derneğin üye sayısı 110…

O zaman böyle başa böyle tıraş..

ÇOCUK İKEN

Ne zaman bir bebek veya üç, beş yaşlarında bir çocuk görsem, gözüm gönlüm açılır. Mubareklerin gözleri ışıl ışıl, bir damla su gibi saf ve temizler. Ama sonra bir kahır kaplar içimi.
“O su gibi güzellik nasıl bir ana, baba ve çevre içinde büyüyecek acaba?” derim.
Sonra, saf tertemiz çocukken, nelere nelere dönüşmüş büyüklerin halleri gelir aklıma, hüzünle dolar içim…
Çocuğun İçinde doğduğu aileden, yakın çevreden neler neler sinmişse üzerine, çoğunda o saflık ve temizlikten eser kalmıyor maalesef!..
ÇOĞUNLUKLA, O su gibi tertemiz yüzlü, ışıl ışıl gözlü çocuklara ailalerinden ve yakın çevreden bulaşan negatiflikler neler?.. dersek:
Lüks ve israf tutkuları,
Ego, hırs, ihtiras duyguları,
Yalan, dolanlar,
Şımarıklıklar,
Tembellik, umursamazlık,
Vicdan yoksunluğu,
Beslenme bozuklukları,
Barınma, giyinme bozuklukları,
İki yüzlülükler,
Çıkarcı ilişkiler, sevgiler saygılar,
Sevgisizlik, saygısızlık,
Umursamazlık, “Bana ne” cilik,
“Hep bana, hep bana!..” demek,
İnkârlar, yobazlıklar, zalimlikler,
Höt höt aşağılanmaları ile kompleksler,
Düşünmekten, sorgulamaktan korkmak,
Çeşit çeşit omurgasızlıklar,
Cesurluk yerine korkaklığı tercih etmek,
Bencillik, cimrilik, aç gözlülük, talancılık,küfürbazlık, yüzsüzlük, hainlik, kalleşlik,,,,
Siz de ilave edebilirsiniz…

ÇOĞUNLUKLA, Bu negatifliklerin o su gibi tertemiz çocuğun üzerine sine sine büyüyeceğini düşününce, gözyaşlarım sel olup, içime akıyor!..

Kuran’ı Kerim. Sure 28/Ayet 87, 88:
Allah’ın ayetleri sana indirildikten sonra, artık sakın onlar seni bu ayetlerden alıkoymasınlar. Rabbine davet et; asla müşriklerden olma! Tek Allah’tan başka bir Allah’a tapıp yalvarma! O’ndan başka Tanrı yoktur. O’ nun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm O’nundur ve siz O’na döndürüleceksiniz.

BİR TEŞEKKÜR İLANI

Bir teşekkür ilanı bazen yalnızca teşekkürden ibaret değildir.

Hele ki tam sayfa yayımlanıyorsa…

Hele ki altında Sultaniçe-Gülçavuş Sahili Çevre ve Dayanışma Yurttaş Platformu’nun imzası bulunuyorsa…

Ve hele ki teşekkür edilen kişi Edirne Valisi Yunus Sezer ise…

Bu ilanı biraz daha dikkatli okumak gerekiyor.

Çünkü Sultaniçe-Gülçavuş sahilinde yıllardır yaşanan sorunlardan biri, platformun başvurusu üzerine Valilik müdahalesiyle çözüme kavuşmuş.

Söz konusu sahillerde çevre kirliliğine ve halk sağlığına tehdit oluşturduğu belirtilen, yasa dışı konuşlandığı ifade edilen karavan ve çadırlar Vali Yunus Sezer’in talimatıyla kaldırılmış.

Platform da bunun üzerine Vali Sezer’e teşekkür etmiş.

Bence çok yerinde…

Çünkü kamu otoritesinin, vatandaşın yıllardır dile getirdiği bir soruna hızlı biçimde müdahale etmesi, olması gerekenin ta kendisi.

İşte o teşekkür ilanı geçtiğimiz hafta bugün Hudut’ta yayınlandı…

Ama…

**

Teşekkür ilanının devamını okuyunca görüyoruz ki Sultaniçe-Gülçavuş’ta mesele karavanlardan ibaret değil.

Platform, 17 Temmuz 2026 tarihli ve 1828 kayıt numaralı dilekçede yer alan diğer sorunların da bir an önce çözülmesini istiyor.

Ve ortaya konulan talepler, üzerinde ciddi biçimde durulmayı hak ediyor.

Çünkü burada yaklaşık 2 bin 400 meskenin bulunduğu bir sahil bölgesinden söz ediliyor.

Bu insanların önemli bölümünün emekli ve dar gelirli olduğu ifade ediliyor.

Ve platformun en dikkat çekici itirazlarından biri şu:

Zira, buradaki vatandaşlar Enez Belediyesi’nden yıllardır hiçbir hizmet almamalarına rağmen emlak vergisi ödüyor

Üstelik platform, bu yıl emlak vergisinin bir önceki yıla göre üç kat arttığını belirtiyor.

Şimdi insan ister istemez soruyor:

Vergi ödeyen vatandaşın karşılığında hizmet beklemesi çok mu?

Elbette değil.

Vatandaşın talebi de zaten ayrıcalık değil.

Yol istiyor.

Su istiyor.

Kanalizasyon istiyor.

Temizlik istiyor.

Çevre düzenlemesi istiyor.

Yani yaşamın en temel ihtiyaçlarını karşılayacak kamu hizmetlerini istiyor.

**

Platformun teşekkür metninde çok önemli bir başka ayrıntı daha var.

Sahildeki altyapı yatırımlarının da sorunlu olduğu ileri sürülüyor.

Atık su terfi istasyonlarının sürekli müdahale gerektirdiği, arıtma tesisinin verimli çalışmadığı, bunun da kötü koku ve çevre kirliliğine yol açtığı belirtiliyor.

Temiz su isale hattında ise basınç sorunları ve sık sık patlaklar yaşandığı ifade ediliyor.

Bunlar küçük meseleler değil.

Hele konu yaz aylarında binlerce kişinin yaşadığı bir sahil bölgesiyse…

Daha da önemli.

**

Bir de ücretler konusu var.

Platform, bu yıl çöp toplama hizmet bedelinin yüzde 80, atık su bedelinin ise yüzde 50 artırıldığını belirterek, bu artışların 2025 yılı TÜİK enflasyon oranı olan yüzde 30,89’un üzerinde olmasını sorguluyor.

Atık su bedelinin 12 ay boyunca tahsil edilmesine de ciddi itiraz olduğunu söylüyor.

Yani ortada yalnızca “hizmet alamıyoruz” şikâyeti yok.

“Ödediğimiz vergiler ve bedeller karşılığında aldığımız hizmetin niteliği nedir?” sorusu var.

İşte bence meselenin düğümlendiği yer burası.

Vatandaş kamu hizmetinin müşterisi değildir.

Vergisini ödeyen yurttaştır.

Dolayısıyla ödediği verginin karşılığında temel kamu hizmetlerinin sunulmasını istemesi de son derece doğal bir beklentidir.

**

Sultaniçe-Gülçavuş’ta karavan ve çadır meselesinin çözülmüş olması önemli.

Vali Yunus Sezer’e bu nedenle teşekkür edilmesi de anlaşılır.

Ama teşekkür ilanının bize söylediği başka bir şey daha var:

Bir sorun çözüldü diye dosya kapanmış değil.

Tam tersine…

Şimdi sırada diğer sorunlar var.

Ve bunların çözümü için vatandaşın gözü yine kamu yönetiminde.

Aslında dosya şimdi açılıyor!

GELECEK İÇİN

Bazen Ata Türklerle üğünmeye çalıştığımı sanmayın. Benim maksadım, Atalarımızın hiç değinilmeyen, ASİL gayretlerini açıklayıp, gelecek nesillere, “KÖKLERİNİN MUHTEŞEM OLDUĞUNU, İSPATLI İSPATLI açıklamaktır.
Neden hiç araştıran pek olmuyor?
Neden Türkler hakkında ki güzellikler karartılıyor?.. Neden, sinmiş, silik, kendimizi küçük gösterenlerin hedefinde, karalanıp duralım ki?..
Neden iyi idik, neden duraklayıp, geriledik?..
Bunların gerçeklği neden hiç düşünülüp, yazılmaz, çizilmez?..
Ne oldu, içimizde, gerçeği arayıp, açıklayacak adam mı kalmadı yoksa?..
Biraz da mazur görün, ata geçmişin güzellikleriyle övünmek, hakkı da olmasın mı?
Tabi hataları ile de yüzleşmek şart. Ata geçmişimizin güzelliklerini açıklayıp, az da öğünürken, bu GÜNÜN ADALETİNE DE BAKIYORUM?..
Bakıyorum ama, GÖREMİYORUM Kİ, SİZ DEN GÖREN VAR MI?..
Bizim bu günümüze gelince, ÇOĞUNLUKLA kara batak içinde debelenen, özünü yitirmişlik gözükmüyor mu?..
Günü gelir, adama, “Rabbin kitabı sendeydi, sen KİMLERİN peşindeydin?.. denmez mi sanılır?..
Geçer, geçer, bunlarda geçer, NELER NELER GEÇMEDİ Kİ!..

YETER Kİ, SEN HAK’ DA KAL!..

Kuran’ı Kerim. Sure 26/213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 2222, 223, 224:
O halde sakın Allah ile beraber başka bir Allah’a kulluk edip yalvarma, sonra azap edilenlerden olursun. En yakın akrabanı uyar; sana uyan müminlere kanadını indir; Şayet sana karşı gelirlerse de ki: “Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak ki uzağım.”
Sen o mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan; O ki gece kalktığın zaman seni görüyor; secde edenler arasında dolaşmanı da…
Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O’dur. Şeytanın ise kime ineceğini size haber vereyim mi? Onlar günahe iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler.

KIZIP SALDIRIRLAR

Desen ki, Kuran okumalar, edilen dualar, kılınan namazlar, dinlenen ezan, Biz Türklere anlayacağımız dilden Türkçe olsa daha faydalı olmaz mı?.. desen, hemen kızarlar, saldırırlar.
“Olmaz öyle şey” derler.
Kimsenin bu konularla ilgili fikrini dinlemek istemezler; hiçbir fayda mantığı olmadığı halde, aksini söyleyene, egolu kalpleri ve de kemiği olmayan dilleri ile saldırırlar.
Sanki dünyada, tek beyin onlardaymış gibi!..
“KİM” Benim fikrimi kayıtsız şartsız kabul edeceksin, seni hiç dinlemem” DER BİR DÜŞÜNÜR MÜYÜZ?..
“KİM,”
Allah’ın insanlar akıllarını kullanarak, anlayarak okusunlar, söylesinler de DOSDOĞRU İNANÇLA ŞUURLANSINLAR İSTEMEZ, DÜŞÜNÜR MÜYÜZ?..
“KİM,”
Toplumun, Allah ile insanın BEYİN VE GÖNÜL iletişimini kesmek ister, DÜŞÜNÜR MÜYÜZ?..
“KİM”
Bu konuda fikir istemem, ben ne dersem o olacak, o kadar!..” der
DÜŞÜNÜR MÜYÜZ?..
“KİM” Allah’ın dini benden sorulur, Anlayarak okumayı, dua, ezan söylemeyi istemeyin, yoksa…” der,
DÜŞÜNÜR MÜYÜZ!..
“KİM” Allah’ın öğrettikleriyle, çocukluktan itibaren ŞUURLANMASINI engelleyip insanlara yasaklayıp, anlaşılmaz, ŞUURSUZ olanı savunur?..
DÜŞÜNÜR MÜYÜZ?..
ASIRLAR BOYU DÜŞÜNÜLMEDİĞİ İÇİN, NE HALLERE DÜŞTÜK!..
DÜŞÜNÜR MÜYÜZ?..
“KİM” mi?..

Kuran’ı Kerim’de yazıyor işte…

Kuran’ı Kerim. Sure 58/Ayet 19:
Şeytan onları etkisi altına aldı da kendilerine Allah’ı anmayı unutturdu. İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki şeytanın yandaşları hep kayıptadır.

Büyük Resmi Görebilir miyiz?

Meşhur laf var ya hani; “Büyük resmi gör, yeğen…” Pek çok dayım özellikle televizyon programı yaptığım yıllarda bu nasihati bol bol verirdi. Eh insan binlerce dayısından bu kadar çok nasihat alınca tutmamazlık edemez elbette…

Ben de başladım sistemik seviyede eyleme kapasitesine sahip birimleri incelemeye. Yani büyük resmi görme çabalarına…

ABD Başkanı Trump Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasında imzalanan savunma iş birliği anlaşması hususunda memnuniyetlerini belirtti.

Bu memnuniyet ifadesini takiben ABD Başkanı Trump’ın özel temsilcisi ve aynı zamanda damadı Jared Kushner Mısır’da Türk yetkililerin de hazır bulunduğu iddia edilen bir toplantıda Hamas lideri ile görüştüğü, ardından da İsrail Başbakanı ile toplandığı belirtildi.

ABD’nin Mısır Büyükelçiliği resmi internet sitesinden yapılan açıklamada görüşmede Mısır ve Katar’dan da yetkililerin bulunduğu, ABD’nin barış planına anılan devletlerin destek verdiklerini tekrarladıkları belirtildi.

Bu süre zarfında Yemen’de uluslararası alanda tanınan hükümet Husilere karşı yoğun bir saldırı dalgası başlattı. Bu saldırılar 7 Ağustos 2026’da imzalanan Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye güvenlik iş birliği anlaşmasını takiben başladı.

El Cezire (Al Jazeera) 18 Ağustos tarihli haberinde, 17 Ağustos 2026 itibarıyla Yemen güçlerinin Husi hedeflerine 100’den fazla saldırı gerçekleştirdiğini belirtti. Anadolu Ajansı’ndan Şahin Demir de 20 Ağustos 2026 tarihli haberinde, 19 Ağustos 2026 itibarıyla Yemen güçlerinin Husi hedeflerine 81 saldırı gerçekleştirdiğini belirtti.

Geçen hafta da belirttim Husi meselesi Suudi Arabistan’ın başını bir hayli ağrıtıyor. Ancak aynı Husiler İsrail için de bir baş ağrısı. Zihinler zorlanırsa hatırlanacaktır İsrail’in Filistin’e yönelik insanlık dışı saldırılarına karşın Husi’ler de hem Babül Mendep civarından hem de doğrudan İsrail’e yönelik (bu kısım oldukça cılız olsa da…) saldırılar sürdürüyor.

Şimdi eğer meşhur ABD’yi İsrail yönetiyor efsanesi bir yana bırakılırsa ABD bölge güvenliği için bir mentorluk rolü üstleniyor. Bir yandan Hamas ile İsrail arasındaki dengeyi korumaya çalışırken öbür taraftan da yine bölgedeki müttefikleri ile Husi meselesi üzerinde bir baskı oluşturma çabasında.

Bahsi geçen anlaşmaya yönelik olarak geçen hafta da belirttiğim gibi bir “NATO” güzellemesi yapmak neredeyse imkânsız ancak Suudi Arabistan’ın liderliğinde Husi karşıtlığı konusunda bir meşruiyet zemini sağlama girişimi olduğu aşikâr.

Hazır İran, Suriye’deki alanını kaybetmişken üstelik de ABD ve İsrail saldırıları ile kendi iç politik zemininde de sıkıntılı bir dönem yaşıyorken uzantıları hususunda adımlar atabilmek için iyi bir fırsat da ortaya çıkıyor.

Tam bu noktada destekten uzak kalan İran uzantıları için belli seviye ve zeminlerde girişimlerde bulunulduğu ortada. İran ile Hamas arasındaki İsrail’e karşı mücadele konusunda stratejik temelli bir çıkar ilişkisini Jared Kushner ne kadar ortadan kaldırabilecek bunu zaman gösterecek.

Husi karşıtlığı hususunda Suudi Arabistan ve Batı Yarıküre devletlerinin desteklediği Yemen Hükümeti’nin başarısı da tartışmalı bir durumda ancak sonuçta ABD bölgedeki müttefiklerini yönlendirmek suretiyle ilişkileri kendi çıkarları doğrultusunda bir dengede tutma çabasını sergiliyor.

İşte buna zaten büyük resmi görmek değil de uluslararası politikanın sistemik seviyesinde bir güç analizi deniyor. Yani büyük resmi göremeyiz ama uluslararası politikanın sistemik seviyesinde güç kapasitesi ve yeteneklerin dağılımı bağlamında analizler yapabilir. Tabii yeterince bu hususlarda kapasiteye sahipsek. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları.

ÇEYREK DEMOKRASİ

25 yıl önce kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 24 yıldır ülkemizi yöneterek tarihe geçmiştir. Olumlu ve olumsuz yönlerini, yaptıklarını ve ülkemizin geleceğine etkisini tarihçiler yazacaktır. Ben çeyrek asır süresince yaşadıklarımı paylaşmak isterim.

3Y’yi (Yoksulluk, Yolsuzluk, Yasaklar) yok etmek amacıyla çeyrek asır önce iktidar olan AKP devri sonrasında bugün, o günlerin 3Y durumunu arar durumdayız. Bir bakalım:

Biz yaştakiler emekli olduğunda ev, araba alabiliyorduk. Emekli olarak daha rahat yaşayabiliyorduk. Bugün emekli olmak hayal ve emekliler de sürünür duruma geldik.

Çalışanların maaşları alım gücü olarak geriledi. Ölümleri arttı. Çalışma koşulları ve sendikal örgütlenmeleri geriledi.

Çalışan ölümleri gibi kadın ölümleri ve okullu olarak sanayide çalışan çocuk ölümleri de arttı.

AKP iktidara geldiğinde bir milyondan az kişiye yoksulluk yardımı yapılıyor iken bugün yirmi milyonu aştı. Acı olan yoksulluğu yok etmekle yükümlü iktidarın bundan övünç duymasıdır.

Dünyada enflasyonu en yüksek olduğu beş ülkeden biriydik bugün de aynı.

İşçi sayısı nüfus gibi elbette arttı ama bu artış nüfusa oranla düştü. İşsizlik olağanlaştı.

Basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke arasında son yirmideydik. Yine aynı.

Sağlıkta hastane sıraları olmayacak diyerek devrim denen uygulamalar yapıldı. İnternetten randevu alamamak, doktor muayene süresinin yetersizliği gibi onlarca yeni sorunlar oluştu ve hastane koridorlarında sıralar da bitmedi, arttı. Öte yandan sağlık hızla ticarete dönüştü. İlaç katılım payı her gün artıyor. Sermayenin yaptığı şehir hastanelerine müşteri (hasta) garantisi veriliyor. Sağlıkta şiddet her gün artıyor.

Sağlık gibi eğitimde de özel eğitim teşvik ediliyor. 24 yıl önce %5’lerde olan özel eğitim bugün %20’leri aşmış durumda. Tercih edilmese de imam hatip okulları artıyor ve dahası fen, ticaret, endüstri meslek gibi alan okullarını önüne ‘imam hatip’ adı eklenerek din eğitiminin ağırlıklı olduğu bir sitem hayata geçiriliyor.

Doğamız ticari işletmelere açılıyor. Bu alanda tarım, hayvancılık ve ormancılık ile kendine yeten aileler yaşam sürüyordu. Bugün buralara yerel halk giremez iken kepçeler, kamyonlar fink atıyor.

Toplumun ezici çoğunluğu yoksulluk değil açlık sınırı altında gelirle yaşıyor.

Bir yerlere seçilenler kendisini seçenlere hesap vererek istifa etmesi gerekirken geçmişte Fırıldak Kubilay örneğini de aşan parti değişimleri utanç verir hale geldi. Dönenler ve ahlaksızlar AKP’nin koşarak gittiği barınak oldu. Siyasette seviye dipte.

İlerleme sağlanan durumlar da var.

Örneğin en büyük büyük adliye sarayları, hapishaneler, cezaevleri nüfus artışına göre kat be kat fazla arttı. Ve yargı bağımsızlığında 143 ülke arasında 118’inci sıradayız.

AKP’nin başarılı olduğu bir alanda kamuya ait gelir getiren tüm tesis ve alanları özel sektöre aktarmasıdır. Ayrıca “bedava” diyerek törenlerle açılan yol, tünel, köprü, okul, hastane gibi yapıları özel sektöre yaptırarak 30-40 yıl müşteri garantili ödeme sözü verilmesidir.

Son 24 yıl sonunda geldiğimiz noktada güvensiz geleceği gören yeni kuşaklar basın yayın organlarının dizileri, filmleri yayınlarının da etkilemesiyle küçük yaşlarda mafyacılık oyununa özenmekte. Bu özenme sonunda suça yönelen çocuklar, akran zorbalığı toplumu sarmaktadır.

Ülkemizin bu duruma düşmesi yerel yönetimleri de gelecek kuşakları da olumsuz etkilemektedir. Bu kaos ve korku sonucunda güvensiz toplum, yetersiz direniş olmakta ve şikâyet ettiğimiz tekil olaylar genelleşmektedir.

Bir asrı aşan cumhuriyetimiz, eksikleri adım adım tamamlayan bir toplum dinamizmi ile ilerler iken; AKP’nin çeyrek asırlık yönetimi sonrasında çeyrek demokrasiye düştü. Toplum olarak dikenlerini yok etmek isterken AKP zamanında coğrafyamıza rüzgâr ekildi.

25 yıl önce 3Y yok olacak diye iktidar olup bugün durum eksilme değil arttı ise hikayede olduğu gibi “biz bu b..u niye yedik?

Umarız bu rüzgârı gelecekte fırtına olarak görmeyiz. Bunun için de umudu olanların bir arada geleceği kurtarma mücadelesi vermesidir.

MUCİZELER YOLU

Fiziki sınırlarımızın olduğunu biliyoruz, ama ruhsal gücümüzün sınırları yok gibi geliyor bana!..
Ruhsal yanımız olan hayal gücünün, nelere kadir olduğunu herkes yaşar. Kendini denizde yüzer hayal et, yüz, çölde hayal et, çölde yürü, nerde istersen orada ol…
Engel var mı hayal gücüne?
Kendini kandırmak gibi gelir ama, hayal gücün ile hissedebildiğin kadar, imkânsız görüleni gerçeğe yakın yaşarsın!..
Ruhsal gücümüz, İNANÇ İLE TAÇLANIP FAYDAYA EMEK VERİRSE, insan ne müthiş, bereketlere lâyık olur, hayal bile edemeyiz. DENEYİN GÖRÜN, ÇOK KOLAY, İNSAN, HAYVAN, BİTKİLERE FAYDAYA EMEK VERİN YETER!..
Sonra yine, fayda için, dileyin, imkânsızı Allah’tan…
Ama cümlenin hayrına olmayı dilemekten bahsediyorum.
Dünya çıkarınından değil!..

Hani o kat kat otoyollar, yüksek yüksek dikine binalar, bankada biriktirilen paralar, mallar, mülklerden, betonlanmış şehirlerin bereket sanılmasından bahsetmiyorum.

Kuran’ı Kerim. Sure 17/Ayet 59:

Evvelkiler verdiğimiz mucizeleri yalan saydılar. Onlar, mucizeler vermemizi hak etmediler. Semud kavmine görünür bir mucize olarak dişi deveyi vermiştik. Onlar dişi deveyi katletmekle kendilerine zulmettiler. Biz mucizeleri, korkutup, inanmaları için göndeririz.

Yukardaki nurlu ayet de, “DİŞİ DEVE” örneğini, kedi, köpek ve de Tüm yaradılanların, “Yaratan’dan Ötürü” birer MUCİZE OLDUĞUNU, ve de mucize varlık hakkını korumayı vazifemiz olarak düşünür müyüz?!..