Avrupa'da ve Anadolu'da bu şeytani güçlere karşı, halklarını kandırılmaktan, sömürülmekten kurtarmak, aydınlatmak için mücadele eden birçok kahraman da çıkmıştır. Avrupa ve Anadolu, kahraman yazarlar, çizerler, bilim, inanç, sanat evlatlarının şehitlikleri ile doludur!..
Şeytanın uşakları, o kahramanları “Öldürdük, yok ettik, kurtulduk.” derler de, Kuranda Allah, Hak yolunda ölenler, öldürülenlere “Ölüler” demeyiniz, ONLAR DİRİDİR” diye bildirir bizlere!.. Yani, sadece fiziklerini öldürmüşlerdir, zaten ölümlüdür fizik. Ama ruhlarını öldüremezler ve de gerçek can ruhtur. O ruhlar, haklarını almak için, izinle, her şeye kadir olarak, O ŞEYTAN UŞAKLARININ ENSELERİNDE, EMİR BEKLERLER!.. BU GÜN ORTAM FARKLI MI SANILIR?.. SADECE GİYOTİNİN, YAKMANIN, YIKMANIN, ZULMÜN, KATLİAMLARIN, ENTRİKALARIN ŞEKLİ DEĞİŞTİ!.. Kitabına uyduruluyor artık… İnsanoğlu, kendi aklına ve de tahrif edilemeyen Kuran’ın öğretilerine sahip çıkıp öğrenip, birleşip, örgütlenip, plan yapıp, mücadele edip, uygulamadıkça, YANDI DA YANDI!.. On dört asırdır, ister Müslüman olsun, ister Hıristiyan, ister Musevi…
Kuran’ı anlamak, yorumlamak ve uygulamak için okuyup öğrenmediklerinden, kandırılıp sömürülmekten kurtulamıyorlar, maalesef!..
Kuran’ı Kerim. Sure 9/Ayet 31: Onlar bir tek mabuda tapmaya emir olunmuşlar iken, Allah’ı bırakarak Yahud alimlerini, Hıristiyan rahiplerini, Meryem oğlu Mesihi Rab edindiler. Tanrıdan başka tapacak yoktur. O, onların şirk koşmalarından tamamıyla münezzehtir.
Rusya Federasyonu Ukrayna’yı işgale başladığında bazı görüşlere göre Rusya Federasyonu Ukrayna’nın bir ucundan girip öbür ucundan çıkacaktı. Çıktı mı? Çıkamadı!
Rusya Federasyonu Ukrayna’yı işgale başladığında bazı görüşlere göre ABD, Rusya Savaşı çıkacaktı. Çıktı mı? Çıkmadı!
Rusya Federasyonu Ukrayna’yı işgale başladığında bazı görüşlere göre Rusya Federasyonu Ukrayna’yı işgal ettikten sonra Avrupa’ya yönelecek bu da 3. Dünya Savaşını çıkaracaktı. Çıktı mı? Çıkmadı!
Rusya Federasyonu Ukrayna’yı işgale başladığında bazı görüşlere göre Putin nükleer silah kullanma emri verecekti. Verdi mi? Vermedi!
Bu saydıklarım popülizm rahatsızlığının analiz diye sunulması sonrası ortaya çıkan ve uluslararası politika analizini ciddiyet zemininden uzaklaştıran, alana ihanetin önemli bir merhalesini oluşturan görüşler. Bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Bu görüşleri serdedenlerin önemli bir kısmı da aslında alanla ilintili faaliyetlerde bulunmayıp televizyon kanallarına çıkabilmeyi uluslararası politikanın güncel sorunlarını yorumlamak olarak görenlerden oluşuyor.
Bu noktada tabipleri her daim gıpta ile izlemişimdir. Bırakınız kendi alanlarından olmayan birinin alanları hakkında konuşturulmasını alanlarından olan birinin doğruluğu şüpheli bir açıklaması bile bir daha alanda bulunması hususunda önemli zorluklar getiriyor. Oysa ki uluslararası politika alanı maalesef bu şekilde değil. Neyse bu serzenişten sonra dönelim konuya.
Ukrayna işgal girişiminin artık sonuna gelindi. Uzun zamandır ABD’nin zorlaması ile bir ortak noktada buluşulması için adımlar atılıyor. Ne 3. Dünya Savaşı çıkacak ne de Putin düğmelere basacak.
Bunun yerine olacak olan ise tarafların ABD talepleri ile bir masa etrafında oturması. Şimdi bu noktada Rusya Federasyonu yetkilileri ile ABD yetkililerinin barış için masaya oturdukları Trump tarafından açık bir şekilde belirtildi. Yani güç dengesi yeniden oluşuyor. Ortaya çıkan her krizin mutlaka düğmelere basarak biteceği konusunda sansasyonel tutum peşindekilere kötü bir haber daha…
Bu aşamada Türkiye’nin arabulucu olma ihtimali de gündemde. Buna istinaden de bir cümle ile KIRIM UNUTULAMAZ! Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…
Tarih sadece rakamlar ve sığ olaylar vakıası olmamalıdır. İnsanlığa, haklı, haksız; iyi, kötü; gelişme, gerileme; özgürlük, sömürü gibi NİYET, SEBEP VE EYLEMLER açısından da insanlığa dersler de verici olması gerekmez mi?.. O zaman insanlar Tarihi güzelliklerden de, hatalardan da dersler çıkarıp ibretler alırlar ve de gelecekte, AYNI HATALARI YAPARAK, TARİHİ AYNI ACILARLA TEKERRÜR ETTİRMEZ, DEĞİL Mİ?.. Bu tür soruların yaşanmışlığını da araştırarak, bin yıldan beri, Anadolu halkının MÜSLÜMAN TÜRK İLKELERİ ile yaptığı, DUR DURAK BİLMEYEN müthiş mücadelesinin nedenlerini açıklayalım!.. Önce şunu biliyoruz ki, Sevgili peygamberimiz döneminde, KRALLAR VE DİN SİMSARLARININ SAPKIN ÇIKARLARI İÇİN HALKLARI KANDIRILMIŞ, ACIMASIZCA SÖMÜRÜLEN KAVİMLERİ KURTARMAK VE ONLARI HAK YOLUNDA ÖZGÜRLEŞTİRMEK İÇİN, HALKLARIN TALANINA DEĞİL, NEGATİFLERİN ORDULARINA KARŞI CİHAT VE FETİH SAVAŞLARINI BAŞLATMIŞTI!.. Daha sonra, bu negatif güçlerin köleleri olan halkları özgürleştirmek için, Hz. Muhammet’in CİHAT VE FETİH BAYRAĞINI TÜRKLER DEVRALMIŞLARDIR!.. Kısaca:
Türklerin savaşları köleleştirilmiş hakları özgürleştirmek içinidir. Bu yüzen, savaşlarının gayesi, FETİH olarak adlandırılmıştır.
Kuran’ı Kerim. Sure 9/Ayet 20: İman edenler, hicret yapanlar, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanlar, Allah katında daha büyük dereceye sahiptirler. İşte bunlar, dünya ve ahret saadetine kavuşanlardır. 47/31: Andolsun, sizi imtihana sokacağız; ta ki içinizden savaşçıları ve sabır gösterenleri meydana çıkaralım ve haberlerimizi imtihan meydanlarına örnek yapalım. 9/14: Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları öldürsün ve böylece azap etsin; onları perişan etsin; onlara karşı, size zafer versin ve müminler topluluğunun kalplerini ferahlatsın.
En basit tekrardan başlayalım; herkes evinin önünü temizlerse her yer temiz olur. Geçmişte tek katlı evlerde bu söz doğru idi ama kentleşme gerçeğinde bu olmuyor. Temizlemek yerine kirletmemeyi başarmalıyız. Kentlerin kirlilik sorunları toplumun tehlikeleri görüp farkında olarak örgütlenmesi ve müdahalesi ile çözülecek. Oysa bu evreleri yaşayan ülkelerden ders alabilmeliyiz. Maalesef her toplum yaparak, yaşayarak, batarak, çıkarak öğreniyor.
Kirlenmenin tarihi insanlığın tarihidir aslında. Kayıtlardaki ilk kirlenme gürültüde görülmüş. Julius Sezar’ın MÖ. 44’te Sezar Belediyeler Yasası ile gürültülü vagonların geceleri başkentin sokaklarında dolaşmasını yasakladığı antik Roma dönemine kadar uzanır. Ayrıca İsa’nın doğumundan 600 yıl öncesinde İtalya’da bakır dövenlerdeki gürültünün işitme yitiğine yol açtığı ve gürültüye karşı önlemler alınarak da yasalar çıkarıldığı bilinmektedir.
Bu günkü anlamda kirlenme ise sanayileşme sürecinde yaşamımıza girmiştir. Her türlü kirlenmenin ana kaynağı daha çok tüketim için doğa ve insanın sömürülmesi ve ekolojik durumun bozulmasıdır. Kentimizde de bugün gürültü kirliliği vardır.
Bu çerçevede kentimizdeki kirlilikleri sayabiliriz.
Hava kirliliği; aşırı araç kullanımı ve bunun temel sebebi de toplu ulaşımın plansız ve yetersiz olması. Ayrıca kirlilik üretmeyen ulaşım modelinin de yok sayılması.
Su kirliliği; geçmişte yapılan altyapının plansızlığı, yenilemenin henüz tamamlanmaması ve kente gelen su kaynaklarının sağlıksız olması ilgili toplantılardan çıkardığım sonuçlar. Uzmanların bir talebi de binaların kendi su depolarının bakımsızlığıdır. Ayrıca kent akarsularının kirliliği de önemli bir konu. Bu ise ilgili kurumun (DSİ) denetimi, ekolojik düzenleme yapmaması ve bizlerin de nehir kenarında oturup, bir şeyler yemesi ve dinlenip kalkarken de atıklarımızı olduğu gibi bırakmamızdan kaynaklanıyor.
Atık kirliliği; yerel idarenin plansızlığı ve henüz evsel ayrıştırmaya geçememesi temel neden. Ayrıca atık toplama konteynırlarının bakımsızlığı da çirkin ve sağlıksız sonuçları getiriyor. Burada biz kentlilerin de hatası çoktur. Konteynırın açık bırakılması, evimizden çıkan her tür atığın buraya yığılması, konteynıra asla bırakılmaması gereken moloz, hurda, ağaç dalları gibi atıkların maalesef bizler tarafından buralara bırakılması kirli kent algısını büyütüyor.
Kente dair başka kirlenmeleri de kısaca sayarsak; yazları sineklerin baskını. Plansız ve yerinde olmayan çeltik tarlaları üreme alanı ve merkezi idare yetkisinde. Ancak zamanında ilaçlama yapılmaması da bir sebeptir.
Kentte gezen kedi köpeklerin dışkıları da bir kirlenmedir. Ayrıca evinde hayvan besleyenlerin hayvanlarını gezdirirken dışkılarını toplamaması da kirlenmedir. Sokak hayvanlarının beslenmesine katkı yapalım derken her yere yem veya yemek atıkları bırakmak da plansızlık örneği ve sokak kirlenmesine neden oluyor.
Kent içi hafriyatların çevreye kötü görüntü ve koku saldığı görülmektedir. Bu atıkların konteynır yanında veya kamusal alanlara bırakılması yanlıştır. Bu tür atıklar için Belediye aranabiliyor ama bunun farkında değiliz sanırım. Daha ulaşılabilir bir tanıtım olabilir.
Öncelikle kentlerin sağlıklı olması ve doğanın ekolojik dengelerinin bozulmaması konusunda uzun soluklu bir mücadele gerekmektedir. İdarelerin kararlı ve kamusal çıkar doğrultusunda tarafsız, bilimsel hizmeti ile hızlanabilir.
Sanırım Belediyemiz farklı deneyimleri görmek için ‘Çevreci Belediyeler Birliği’ne üye oldu. Bu tür örgütlenmeler amacına uygun çalışırsa her yerele artı puan getirir. Etkili olması ise taleplerimizdir.
Edirne kent içi ve çevre sorunları maalesef çoktur ve her gün artmaktadır. Kent içi sorunların bir sebebi de Trakya sorunlarıdır. Bunların çözümünde etkin olabilecek Trakya Belediyeler Birliği oluşturulmalıdır. Trakya yaşam savunucuları bölgenin ekolojik yapısını korumak adına onlarca yıldır bir arada. Bu birliktelik bugün hukuk ve bilim kurullarının, kent konseylerinin, oda ve derneklerin de içinde olduğu Trakya Platformu olarak Trakya’yı savunurken Trakyalı yerel idareler bir araya gelip ortak çareler bulmuyorlar. Acilen kurulması gereken Trakya Belediyeler Birliği sivil demokratik örgütler ile birlikte ortak ve kalıcı tavır alınmalıdır. Daha sonrasında da bugüne kadar bölge sorunlarına dair hiçbir şey yapmayan Marmara Belediyeler Birliği, Ege ve Marmara Çevre Belediyeler Birliği ve Türkiye Belediyeler Birliği olarak büyütülebilir. Bu örgütlenmeler aynı zamanda demokratik ilişkilerin gelişmesini de geliştirir.
Türkiye’de, ARABA VE EV, HESAPSIZ, KİTAPSIZ ALGILARIN İSRAFINDA ALINIYOR!.. “Büyük ev, büyük araba ferahtır, rahattır, huzurludur!..” diye bir algı yaygın. Ama bakımına, temizliğine, harcanan, MASRAF VE EMEĞİ, KİMSE HESAP ETMİYOR?!.. Bir de evin, arabanın MANTIKLI ARAÇSAL KULLANIŞLILIĞI VAR!.. Araba da, ev de bizim ulaşım ve barınma ihtiyacımızı gören, geçici, bitici, ARAÇLARDIR, BE KARDEŞİM!.. BUNLARI, PUTLAŞTIRIP, GEREKSİZ, KOCAMAN, LÜKS VE İSRAFA GİRMENİN NE ALEMİ VAR?.. Bakıyoruz; “KOCAMAN” denen arabalar da 4-5 kişilik, küçük dediğimiz arabalar da 4-5 kişi taşıyor!.. O “KÜÇÜK” denilen arabaların, “Küçük” denilen lastikleri de gerektiğinde, 4-5 kişi taşıyabiliyor, istenen yerlere hiç sorunsuz götürüyor!.. Kocaman arabanın, kamyon lastikleri gibi kocaman tekerlekleri de, aynı yerlere getirip götürüyor!.. ARACIN KOCAMANI DA, KÜÇÜĞÜ DE aynı işi yapıyorlar!.. “KÜÇÜĞÜ DE, GETİRİP GÖTÜRÜYOR, KOCAMANI DA!..” Ama nasıl taşıyorlar!.. KOCAMANI KOCAMAN MASRAFLARLA, KÜÇÜĞÜ İSE KÜÇÜK MASRAFLARLA!.. Çamurun, yağmurun, güneşin altında, bizim ihtiyacımızı gören, GEÇİCİ, BİTİCİ ARAÇLAR İÇİN, GÖSTERİŞE, LÜKSE, İSARAFA, ÇOK BÜYÜK MASRAFLAR YAPMAYA DEĞER Mİ?.. TÜRKİYE’DE, milyonlarca araç, MİLYONLARCA, gereksiz israf, ne uğruna?.. Yazık değil mi?.. TÜRKİYEMİZİN ekonomisine, gelecek nesillerin hakkını yemeye, yurdumuzun ve doğanın daha çok kirlenmesine.. Yani geleceğimize YAZIK ETMİYOR MUYUZ?.. İhtiyacımızı gören, yaşamsal araçlarımızı putlaştırıyor muyuz yoksa?.. BU KOCAMANLIK, GÖSTERİŞ, İSRAF TUTKUSU NEYİN GÖSTERGESİ SİZCE?..
Bu konu da Rabbimiz bizleri nasıl uyarmış, bakalım?..
Kuran’ı Kerim. Sure 23/Ayet 55—56: Onlara dünyada verdiğimiz malla, evlatla, kendilerinin hayrına mı müsaade ediyoruz sanıyorlar. Hayır, o nimet değildir; belki derece derece onları azaba yaklaştırıyoruz.
Diğer kaynaklarda bu sınıflandırma yapılmadığı için AYT matematiğine hazırlanmayı hem kolaylaştıracak, hem anlamlı kılacak bu sınıflandırmayı özetle ve genelde açıklayalım.
(1) Aritmetik-Cebir-Analiz birlikte bir matematik dalı, Sayı Bilgisi. Aritmetikte doğal sayılarla, bunlara eksi sayıları ekleyerek tamsayılarla, kesirleri ekleyerek rasyonel sayılarla, bunlarla farklı belirlenen ve sonlu kesirlerle ancak yaklaşık gösterilebilen irrasyonel sayıları ekleyerek gerçel sayılarla 9 işlem (toplama, çarpma, üs alma, bunların karşıtları; çıkarma, bölme, kök alma, logaritma ve iki özel işlem çarpınım (faktöriyel), toplanım (binom katsayısı) yapıyoruz ve aralarında iki bağıntı (eşitlik ve eşitsizlik) kuruyoruz.
Cebirde, harf kullanarak genelleme yapıyor ve böylece özdeşliklerde tüm genel bağıntıları belirliyoruz. Fonksiyonlarda, sayılar arasında genel bağıntılar kuruyor ve böylece bilimlerdeki tüm doğal bağıntıları simgeleştirebiliyoruz. Denklemlerde, fonksiyonlara ek bilgi ekleyerek diğer değişkenleri bilinmeyen kılıyor ve değerlerini buluyoruz.
Analizde, gerçel sayılarımıza iki özel sayı; çok çok küçük ama yok da değil karşılığı limit sıfırını (cebirde dx…) ve çok çok büyük sonsuzu (simgesi ¥, cebirde 1/dx) ekliyor ve bunlarla işlemler yapıp, bağıntılar kurarak limit bilgisini oluşturuyoruz. Türev, (fonksiyonda çok küçük değişimlerin fonksiyonu ve bilimin gelişmesini sağlayan) özel bir limit; integral türevin karşıtı.
(2) Geometri, faklı bir matematik dalı; Konum Bilgisi. Geometriyle düzlemde veya uzayda konum belirliyoruz. Geometrik şekiller (nokta, doğru, açı, üçgen, çember…) birbirleriyle konumsal bağıntılı nokta kümeleri.
(3) Analitik geometri, fonksiyon grafiği, trigonometri, ölçüm bilgisi, ACA (Aritmetik-Cebir-Analiz) ve geometri arasında aktarmalar. Analitik geometride geometriyi ACA’ya; fonksiyon grafiğinde de ACA’nın fonksiyonunu geometriye; trigonometride geometrinin açısını ACA’ya; ölçüm bilgisinde geometrinin uzunluk, alan, hacim kavramlarını sayısallaştırarak ACA’ya aktarıyor ve böylece çözümlerimizi kolaylaştırıyoruz.
(4) Olasılık, ACA’yı kullanan yeni bir matematik dalı; Beklenti Bilgisi. Düzenlemeler ve İstatistik olasılık uygulamaları.
(5) Küme bilgisi, tüm diğer matematik dallarının genellemesiyle oluşturulmuş ve hiçbir özelliği olmayan ögeler matematiği.
(6) Mantık, iletişimden soyutlanmış (dilleri çok kısıtlı kapsayan) bir matematik dalı: Bildiri Bilgisi.
(7) Vektörel hesap, konum belirlemeyi geliştirip kolaylaştıran bir analitik geometri.
(8) Karmaşık sayılar, ACA’ya
sanal ve tek özelliği karesinin -1 olduğu bilinen bir sayının eklenmesiyle oluşturulmuş bir özel ACA’nın ögeleri.
(9) Özel simgeleme, adı üzerinde.
Şimdi (TYT matematik sorularına nasıl hazırlanalım? da anlattığımız gibi) AYT matematiğe hazırlanırken,
a) Dershaneye giderek, özel ders alarak, soru bankası… kullanarak ÇÖZÜM EZBERLEME’yi seçersek başarılı olmamız çok zor. Ne öğrendiğimizi bilmeden birçok matematik dalının uygulaması olan problemlerin çözümünü ezberlememiz gerekli. Üstelik bazı AYT soruları ya soyutlaştırılarak, ya karmaşıklaştırılarak özellikle zorlaştırılmış. Buna ek, bizim ezberlediğimiz çok sayıda benzer soruyla sınavda çözmemiz gereken sorular arasında bağ kurarak doğru şıkkı işaretleyebilmemiz gerekli. Son söylediklerimizi 2025 AYT matematik sorularını irdeleyerek somutlaştıralım.
2025 AYT sorularında, yukarıda bizim verdiğimiz sınıflandırmadaki matematik dallarında sorulan AYT sorularının bir bakıma daha özel bilgilerinden oluşturduğumuz 65 soru tipinden 31 i kullanılmış. Ama bazı sorularda birden fazla tip bilgisi kullanılarak. (Bu 65 soru tipini matematik ezberini azaltmak için oluşturduk. 2018~2025 deki 8 AYT sınavını irdeleyerek oluşturduğumuz bu soru tiplerini isteyene elmekle göndeririz.) 2025 AYT matematik sorularından,
(1) 13 soru TYT bilgisiyle bile çözülebilir. Düzlemde ölçüm bilgisi sorularını buraya kattık. Bu tür çok çözüm ezberlediysek bu tür her soruyu kolayca çözebiliriz.
(2) 16 soruda (logaritma, trigonometri, analiz genel bilgileri gibi) ek bilgiler gerekli. Çözüm ezberleyerek bu tür soruları nasıl çözebileceğimizi biz bilemiyoruz. Logaritma özdeşliklerinde çok sayıda çözüm ezberlersek sınavda bize sorulan doğru şıkkı işaretlememiz belki olanaklı. Çünkü bunların genel bilgisi kısa. Bazı limit sorularında da hep aynı çözüm uygulandığından benzetme kolay. Genel bilgisi öğrenirsek her türevi kolayca alabiliriz. Bu nedenle çok sayıda çözüm ezberleyerek de başarıya ulaşılabiliriz. Ayrıca ‘konu anlatımı’ adıyla, düzensiz de olsa genel bilgi veriliyor. İntegral sorularını çözebilmemizse sorulan soruların basitliğine bağlı.
(3) 10 soruyu zor bulduk, neden? Bu soruların bazılarında işlem çok, hem hızlı yapmak, hem de arada hata yapmamak gerekli. Bazıları özel değer matematiği, yani genelde ya çözümsüz, ya da genel çözümü uzun zaman gerektiriyor. Bu tür sorulara alışkın olmak, özel değerlerle çözümü hemen algılayıp çözmek gerekli. Ancak bu sorulara çok benzer soru çözümü ezberlemişler bu soruları pek de düşünmeden çözebilirler.
(4) Bir olasılık sorusunun verilen çözümü yanlış. Ama ilginç, internette soruları çözenler de bu yanlış çözümü yineliyor.
Sonuç: Çözüm ezberleyerek 2025 AYT sorularının tümünü veya tümüne yakınını çözen çocuklarımızın bunu nasıl başardığını bilemiyoruz.
b) Yukarıdaki sınıflandırmaya göre MATEMATİK ÖĞRENEREK AYT matematiğine hazırlanmamız başlangıçta bize daha zor gelecek. Ama çok daha az çalışarak ve çok daha az ezberle başarılı olabiliriz. Üstelik başarımız kesin. Ama verilen sürede soruların tümünü çözmeyi de hedeflemeyebilir ve özellikle özel değer matematiği sorularıyla veya çok karmaşık olanlarla uğraşmayabiliriz.
AYT matematiğinde hedefi daha alçak gönüllü (15~25 çözüm) olanlar için (belki biraz daha sınırlama yaparak) matematik öğrenmek çok akıllıca.
Türk yönetimleri, İLK ASIRLARDA Kuran’ın emrettiklerini uygulayınca, imparatorluk gücü nasip edildi!.. Asırlarca, bazı gaflet içine düşen Türk kavimleri ile kardeş savaşlarına düşülmüş olsa bile, hak’kı büyük bir coğrafyaya götürmeyi başardılar. Türkler, Üç kıtaya yayılmış, coğrafyada ki, mazlum halkları; din simsarları ve derebeyleri tarafından algıları, inançları bozulup, kandırılıp, köleleştirilmiş, halkları korumak kurtarmak için, tarih boyunca, ZALİM ORDULARI İLE SAVAŞTI!.. En azıyla, altı asırlık refah ve koruma süreci, Türklerin kurtardığı kavimleri için, verilmiş büyük bir fırsattı!.. Tahrif edilemeyen Kuran’ı okuyup, “Gerçek Müslümanlığı, gerçek Hıristiyan’lığı, gerçek Musevi’liği” öğrenmeleri için, bin yıl, ne de altı asır, YETERLİ bir süre değil midir?.. Ama olmadı işte, ve ya çok az oldu!.. Ne Müslüman’ım, ne Hıristiyan’ım, ne Musevi’yim diyenler, Kuran’ı okuyup, gerçek dinlerini öğrenmediler, maalesef. Hepsinin yazarının Tek Allah olduğunu da öğrenmediler. O zaman da, bu ihmalin boşluğunu şeytanın yeryüzü temsilcileri dolduruverdi!.. Allah’ın nurlu, surlu yolunu eğip, büken şeytan uşaklarına kaldı meydan. Ve onlar da, Aslında, tüm hak dinlerin tahrif edilmemiş şekilleriyle tek doğru din olarak Kuran’ da asılları yazılıyken, hepsi birden, “Müslüman’ım, Hıristiyan’ım, Yahudi’yim” diyenler dinlerini, tarikatlara, mezheplere bölüp, Allah’ın TEK nurlu yoluna sırt çevirdi çoğunluk!.. Zahmet edip KURAN’I okumadılar, aklı iptal ettiler; bilimi, sanatı ve tüm gelişme yollarını sırt çevirdi çoğunluk!.. Ve ya, bilimi, kötülüklerde kullanıyorlar, çoğunlukla!.. Ah bir okusaydılar da, çıkarcı, ihtiras negatifleri tarafından nasıl kandırıldıklarını öğrenseydiler!..
Birbirlerine düşmanlık GÜDÜP, SİLAHLANIP, HARCANIP DURACAKLARI YERDE, kardeşçe, bolluk içinde dostça yaşamanın ÇAĞINI KURSAYDILAR!..
Kuran’ı Kerim. Sure 100/ayet 1,2,3,4,5,6: Bismillahirrahmanirahhim. *Cenk meydanlarında soluk soluğa koşan atlar hakkı için, *Ateş çıkaranlara, *Sabah vakti akın edenlere, *Toz koparanlara, *Böylece, o dem düşman topluluğu ortasına girenlere ki, *İnsan Rabbine karşı çok nankördür.
Pazar günü Ticaret Lisesi Mezunları 1984/85 Mezunlarına mezuniyetlerinin 40.Yılı Plaketini verdi. Buluştuk, özlem giderdik, pilava kaşık salladık. Okulumuzdaydık yüzlerce mezun. Gençlerden çok yaşlılar vardı bizler gibi. Hepsinde ayrı bir heyecan. Hele dönem arkadaşlarıyla buluşanların değmeyin keyfine. Ya o koridorlarda 40 küsur yıl önce kaçamak bakışlarla birbirlerine süzen dönemin aşıklarının yine uzaktan bakışmaları. Yıllar acımasız yapmış yapacağını. Ama ha o heyecanlı buluşmalar yine eksik değildi pazar günü mezunlar gününde.
“Ticaretten Yankılar” okulumuzun gazetesi. Benimle yaşıt. 1964 yılından beri ara vermeden yayınına devam ediyor. Son sayılarında okul anılarımı kapsayan yazılar göndererek katkı vermeye çalışıyorum bende. Aşağıdaki yazı yayınlanmayan, sansüre takılan okul anıları. Oysa ne kadar da masumca. Not; Yazımın sansüre takılmasının nedeni gençleri sigaraya teşvik etmesiymiş. O dönemde sigara içen arkadaşlarım ben de dahil olmak üzere sigara içen yok şu anda aramızda.
İşte o sansüre takılan yazı; ARKADAŞ ISLIKLARI Yazılı var bugün onuştan okuldayız bu güzel havada hemde. Devamsızlığımız tavan yapmış uyarı üstüne uyarı mektupları gidiyor evlerimize. Kim der bunlar lise son sınıf öğrencileri. Nasıl alacağız bu diplomaları da geçtim üniversiteyi, hayata atılacağız, ekmeğimizi kazanacağız, tek derdimiz bu şimdilik. Fevzi, Ahmet ve ben sınıfta en çok devamsızlığı olanlarız. Bütün suç bende aslında. Gördüm mü güzel havayı, hiç canım istemiyor okulu da dersleri de. Kendim gitmediğim gibi arkadaşlarımı da gazlıyorum gitmeyelim okula diye. Kıyık’ta evlerimiz yakın sabahları Ahmet Yılmaz’la birlikte gidiyoruz okula. Okula gidene kadar işliyorum ona; “Amedim havaya baksana” He Ahmet’in de pek gidesi yok ya, üstelik te cebinde 5 lirası, bi paket birinci cigaramız garanti. Ahmet’i kafaladım mı sıra Fevzi Genç’te. Gene geç kalacak, bekliyoruz okulumuzun karşısındaki caminin köşesinde. Nasıl da hızlı hızlı koşturuyor, geç kaldım havasında. Uzaktan basıyoruz ıslığı, anlıyor, sevinçle ıslıkla yanıtlıyor bizi. “Bu güzel havada okula mı gidilir beyaa” dememizi gülerek karşılıyor Fevzi, katılıyor oda bize istikamet çarşı, adres; “Düşeş attım yek geldi, istemeden çay geldi; Sarı Kahve” Çaylar da Fevzi’den. Yine hava güzel bugün ama okuldayız işte; Ticaret Aritmetiği’nden yazılı var, ilk dönem ortalama gelmiş 3, sıkı çalıştım ilk yazılıda 5 almıştım, buradan 6 veya 7 almalıyım ki Yunus İzer hocamız da biraz itelerse anca geçeriz sınıfı. Daha ikinci teneffüs, yeni yeni alıştığımız cigarayı okulun tuvaletinde tüttürme zamanı. İtinayla çıkartıyorum iç cebimden birinciyi, cos diye bir ses geliyor kibritten, gözümüz tuvaletin üst kapıya bakan penceresinde, sırayla gözcülük yapıyoruz. Tek cıgaranın etrafına diziliyoruz Ahmet ve Fevzi’ye Hüseyin Solmaz’da eşlik ediyor. Tek başına olsa 216 içer Hüseyin ama kalabalıkta asla çıkarmaz. Bi fırt çeken yanındakine uzatıyor cıgarayı. Birinci cıgarası sürekli içilmekten ucunda uzun kıpkırmızı bir kor oluşuyor, şekilden şekile giriyor dal cıgaramız. O da ne İsmet hocam fırtına gibi giriyor tuvaletin içine. En köşeye başlıyor işemeye bizim telaşla attığımız cıgaranın üzerine. “coosss” diye bir ses geliyor, duymamış gibi yapıyor İsmet Özipek hocamız; “Çocuklar sigara içmiyorsunuz değil mi” diye sorarken gülümsüyor; “İçmiyoruz hocam içmiyoruz” diye hep bir ağızdan yanıtlayarak hızlıcı alt kattakı 3 KOOPERATİF sınıfımıza doğru gidiyoruz gülüşerek, Hüseyin atıyor kahkaayı; “Ulan gene yakalandık İsmet hocaya beyaaa”
Çocukluğunda onlarla beraber yatıp, kucaklaşıp, dolaşıp, yaşamışlar için, öyle bir güzelliktir ki, KÖPEK!.. Kelimelere sığmaz ki anlatılsın o canların muhteşem güzellikleri!.. Evlerinde onlarla beraber kucak kucağa yaşayanlar bilirler Köpeklerin eşsiz kıymetini. Birçok insanın, onları tanımaya emek vermedikleri için, yanılgılarının kurbanları olup, neler neler kaybettiklerini bir bilseler, keşke!.. Köpeklerin bu dünyada ki görevleri ne?.. Sadece evcil bir süs veya malını korumak için mi, SANILIR?.. Köpeklerle yaşayanlar, bir birleriyle buluştukça hep bunları söylerler: *KÖPEKLER, sessizliğin içinde bir nefes, yalnızlığın ortasında çarpan bir kalp gibidir. *Seni herkes terk ettiğinde, sessizce yere uzanır, konuşmadan, “Ben buradayım” diyerek teselli eder!.. *Sana, “BİRİNCİ OLAMADIN” diye kimse sarılmasa da, usulca kafasını dizine koyar, “Seni, sen olduğun için seviyorum!..” der. *Sen yokken, evde kapının ardında özlemle senin dönmeni bekler. Kapıyı açtığında coşkuyla, sevinçle, hasretle kucağına atılır!.. *Onlar bize KOŞULSUZ, ÇIKARSIZ, SAF SEVGİYİ, SADAKATİ AŞILAYAN FİZİKİ MELEKLERİMİZDİR!.. *Sen bir kez sev, onlar sonsuza kadar unutmaz ve sever!.. *Görevleri çok basit olarak görülür, “SADECE YANINDA OLMAK.” Ama aslında en zorunu yaparlar, ÇIKARSIZ SEVERLER.” Bu görevlerini her duruşta, her bakışta, her nefeste yarine getirirler!..
“Yaratan’dan Ötürü” KÖPEK’İN değerinin farkına varanlar için, MÜTHİŞ NESİLLER YETİŞTİRMENİN ASİL ÖĞRETMENLERİDİR O MASUM YAVRULAR!.. ANLAYANA… *Sevginin zahmeti de vardır. Çocuğun, zahmeti yok mu?..
Sevgili okurlar; bundan önceki yazımda paranın değerinden bahsetmiştim. Bu yazımda insanın değerini konu alıyorum. Önemli olan paradan önce insan. Para insanlar için vardır, insan olmadıktan sonra para ne işe yarar. Para denilen varlığı insanoğlu yaratmıştır. Paranın değeri de insan için bir anlam ifade eder, insan için vardır. Para hayvanlar ve bitkiler için hiç bir şey ifade etmez. Madem birçok varlık insan için var peki insanın DEĞERİ NEDİR, NE İLE ÖLÇÜLÜR? Bu dünyada insan mı çok hayvan mı çok sorusuna cevap vermek zor. İnsanın özelliği yaratıcı, hakkını arar olmasıdır. Bunun neticesinde insan için — ego — denilen benlik duygusu ortaya çıkar. Belki bu hayvanlarda da vardır bilemeyiz. İşte bu ego insanlar arasındaki alışverişi yaratmıştır. Ama insanın değeri nedir, nasıl ölçülür, bu ölçü birim nedir? Aslında takdir duygusu varsa da asıl ölçü, yarar baz olarak alınır. İnsanın değeri yarar — fayda — bazı ile ölçülür. Fayda yerine, konusuna göre değişir, fayda bazen para, bazen mal mülk, bazen de romantizm olabilir. Bazen de hüner, cesaret baz olarak alınır yani konuma bağlıdır. Düşünün bir savaş zamanı ateş hattında çavuş George fedakarlık yapıp, cesaret gösterip yoğun ateş altında ileri atılıp birliğini kurtarmıştır. Burada alınacak done George’un cesaretidir. İşte bu George için alınacak done cesarettir, cesaret yarardır. Bu done George için bir değerdir. İş hayatında bir insanın değeri maddi varlıkları ile ölçülür. Bunlar menkul, gayrimenkul, para, kıymetli madenler olabilir. Bunlar o kimsede ne kadar çoksa o kimse o kadar değerli kabul edilir. Zengin olmak akıllı olma işidir. Bir patronum bana — İş hayatında bir insanın akıllı olup olmadığını serveti ile ölçerler— derdi. Bu oldukça doğru bir söz. İnsanlar iş hayatında niye uğraşır, çaba sarf eder zengin olmak için. Yani zenginlik değerdir. Bir futbolcunun değeri attığı gol sayısı ile ölçülür, ne kadar çok gol atmışsa o kadar çok değerlidir. Aranan futbolcu olur, çok para alır, iyi transfer ücreti alır, başka takımlardan iyi teklifler alır. İnsanın değerinde alınacak done fayda bazdır. Düşünün bir bölgede deprem olmuş insanlar ölmüş, yaralanmış, binalar yıkılmış, oradaki insanlar şaşkınlık içinde, bu arada bir opera sanatçısı soprano orada arya yapıp opera şarkıları söylüyor. Bu dramatik ortamda ne ifade eder, hiç bir değer ifade etmez. O ortam o şartlarda o icratın yeri değildir, şarkıları söyleyen sanatçının orada hiç bir değeri olmaz. Soprano orada opera şarkıları söyleyeceğine bir opera salonunda söylese büyük takdir ve alkış alır. Öyleyse bir icraatın değerlendirilmesi yerinde olmalıdır, bunun aksi bir değer ifade etmez — TAŞ YERİNDE AĞIRDIR — . Bu örneklerden bir neticeye varmalıyız. İnsanın değeri yaptığı icraata o icraatın ortamına bağlıdır ve o icraatın konularını bilen insanlara bağlıdır ama o konulardan anlayan insanlara. Değer yük değil ki kantara koyup tartasın. İnsanın değerini etkileyen en büyük faktör değerlendirilecek kimsenin aranan kimse olmasıdır. Öyle insan değerleri vardır ki yıllar geçse de unutulmaz. örneğin Mimar Sinan. Mimaride kimse eline su dökememiştir, asırlar geçse bu değer unutulmaz. Fatih Sultan Mehmet hem İstanbul’u fethetmiştir hemde orta çağın silinip, yeni çağın başlamasına neden olmuştur, kolay unutulamaz bir değerdir. Atatürk savaş sahasında hiç yenilmemiş Osmanlı subayıdır. Bir çok emperyal devlete meydan okuyup, onları ülkemizden kovup yeni bir cumhuriyet devleti kurmuştur. İcraatı büyük bir değerdir, unutulması mümkün değildir, büyük bir değerdir. Atatürk’e niçin Nobel armağanı verilmemiştir? İnsanın değeri fayda bazı ile ölçülür ve İNSANIN DEĞERİ . . .