Kategori arşivi: Yazarlar

DEVREYE GİRİNCE

Sanfransisko’da, dünya tarihinde nadir boyutta bir yıkıma, yangına şahit olduk!..
AYNEN GAZZE DE OLDUĞU GİBİ!..
Bizim televizyonlar ve basın yayın haberlerinde yangının ve yıkımın boyutu, gereği gibi verilmedi, neden acaba?..
“Koskoca, süper gücüz biz, var mı bize yan bakan?..” diye dünyanın mazlum ülkelerine her türlü mezalimi yapanların, İLAHİ KUDRET, “BURAYA KADAR” deyip, BİRAZCIK DEVREYE GİRİNCE ne kadarda aciz olduklarını kimsenin görmesini istemedikleri için, olabilir mi acaba?..
Bu, yalan, dolanları, gerçekleri tahrif etmeleri, kimler yapıyor, acaba?..
Bunları anlamak çok kolay, BAKIN TARİHE ÖĞRENİN, ÇOK KOLAY?..
Onlarca, haçlı savaşı, hangi talancı, tecavüzcü, hırsız, köleci, sömürgeci güçlerle yapıldı, acaba?..
Ülkelerde basını, yayını istila edip, milletleri kör, sağır etmeye kalkabilirler, ancak:
“Yangın da, ateşte, rüzgarda, hepsi yüce Allah’ın emrinde!..
Zamanı gelince, verilen mühlet bitince, “OLMASI GEREKEN OLUYOR” diyebilir miyiz?..
DÜNYAYA ATEŞ EKEN, ATEŞ BİÇER!..
Sadece zamanını bekler!..
Eğer, ZALİMLER vazgeçmezlerse, başlarına daha neler neler gelecek acaba?..

Bir de zalimlerle ortak “Bana ne” ciler var, keşke bilselerdi!..

Kuran’ı Kerim. Sure 17/Ayet 16:
Bir ülkeyi helak etmek istediğimizde, o ülkenin zenginlik sebebiyle şımarmış elebaşlarına iyiliği emrederiz. Buna rağmen orada kötülük işlerler. Böylece o ülke, helake müstehak olur; biz de onu darmadağın ederiz.
18/59: İşte şu kentler! Ne zaman zulmettilerse, biz onları helak ettik. Onları helak etmek için de belli bir vakit tayin etmiştik.

SOL ZAMANI

Ülkemizin her yerinde yangınlar canımızı yakmaya devam ediyor.
Cumhurbaşkanının 13 uçağından sadece bir tanesi satılsa 50 tane yangın söndürme uçağı alınabilir. “İtibardan tasarruf edilmez”miş.
Bir zamanlar Cumhurbaşkanı adayı olan Selahattin Demirtaş Edirne’de hapishanede yatmaya devam ediyor. Cumhurbaşkanı adayı olan Ekrem İmamoğlu da cezaevinde. Neden acaba?
Yazlıkta emekliler artık geceleri kafelere bile çıkamıyorlar. Çay 10 lira, o yüzden olduğunu söylüyor işletmeci.
Gülçavuş sahilinde kavun satan İzzet bile şikayetçi:
“Bu yıl işlerin tadı tuzu yok, kavun alırken elleri titriyor emeklilerin” diyor.
Karıştığı bir kavga nedeniyle Edirne cezaevinde kısa bir süre yatan genç bir kardeşimiz ,“Bundan sonra yanımda adam kesseler karışmam. İçerde yerde yatıyoruz, 40 kişilik koğuşlarda 80 kişi üst üste kaldık, orası bir cehennem” diye belirtiyor görüşmemizde.
Yeni yerleşim yerinde arada uğradığım bir kahveci dert yanıyor; “Çay 15 lira oldu sinek avlıyoruz mekanda…”
Pazarda ürettiği patlıcanları biberleri satamayan, bozulması yaklaşan ürünlerin başında pazarda bas bas bağırıyor; “Gel vatandaş gel bedava bunlar, ben üretiyorum, ben yandım siz doyun bari…”
Bir tarafta memlekette yangın, iktidar refah içinde, vatandaş geçim derdinde.
Memleketimizi yöneten iktidar artık yönetemez duruma geldi. Vatandaşın, memleketin sorunlarına çözüm üretemiyor. Kendisine yakın olanlar alan açmaya devam ediyor. Madencilik yasasıyla memleketin her yeri delik deşik olmuş durumda. Daha da kötüye gidiyor her şey.
Bu yangını sadece sol söndürebilir sol. Nasılsa hapishanelerde yatacak yer kalmamış durumda. Bütün memleketin insanlarını da hapishaneye atacak değiller ya.
Arkadaşım kıyma almak için gittiğinde sitem etmiş kasap; “Görüşemiyoruz eskisi kadar”
-Tavukçuyla kanka oldum diye yanıt vermiş arkadaşım.
Mutfakta başlayan yangını bile söndürmekten uzak memleketi yöneten iktidar.
Yeter artık deme zamanı. Her yerde yangın, yoksulluk diz boyu.
Artık bu memlekete Sol gerek Sol.

ENEZ-SULTANİÇE YOLU YARAR DEĞİL ZARAR YARATIR..

İl Genel Meclisi’mizin en kıdemli üyesi Sn. Şenol Kılıç Enez-Sultaniçe-Gülçavuş Sahil Yolu’nun tamamlanmaması konusunda tepki göstermiş…
“Söz konusu yolun 15 bin konutu ve yüz binlerce tatilciyi ilgilendirdiğini” belirten Kılıç “On binlerce hatta yaz döneminde yüz binlerce vatandaşımızın beklediği” bu yolun bir an önce bitirilmesi gerektiğini vurgulamış ve “Bu yolun açılması büyük önem arz ediyor” demiş.
Kılıç ayrıca bu yolun sağlık ve asayiş bakımından da önemli olduğunu iddia etmiş..


Bu tepki Saros açısından, turizm seçenekleri açısından doğru bir tepki mi? Bence hayır..
Her şeyden önce bu yol bölgedeki 15 bin yazlık / 2’nci konut sayısını daha da artıracak bir seçenektir.. 2′ nci konut getirdiği alt yapı külfetleri ile artık turizmde bir seçenek olma vasfını kaybetmiştir. Eğer gerçekten Saros’u tüketmekten vazgeçmek ve Saros’u bir turizm cenneti yapmak istiyorsak ilk işimiz 2’nci konut furyasına artık izin vermemek, teşvik etmemek, hatta bu hevesleri engellemek gerekir.
Bu sahillerin, neredeyse tümüyle yıllar öncesinden bölge insanı olmayan kişiler tarafından yatırım amaçlı olarak kapatılmış olduğunu hepimiz biliyoruz.. Bu yol bu rantiyecilerin bu arsalarına, arazilerine birkaç misli değer katmaktan başka bir işe yaramaz.


Turizm alanları motorlu araçların hareketini, kullanım alanını genişletmekten uzak durmalıdır. Turizm planlanırken sessizlik, sakinlik, doğaya hiç zarar vermeyen, çevreci bir anlayış öne çıkmalıdır. Motorlu araç egzoz gazı demektir.. Toz bulutları demektir.. Gürültü demektir. Yayalar için, çocuklar için risk demektir. Damperli kamyon, beton kamyonu, TIR demektir.
Yani bir tatil yerinde huzuru bozmak için böyle bir yolu önermekten daha etkin başka bir yol bulunamaz. Böyle bir yolun ticari getirisi, yarattığı sevimsizlik ve riskler dolayısı ile götürdüğünün yanında “hiç”tir.. Bu yol yapılırken muhtemelen ormandan ağaçlar da kesilecektir.. Doğaya önemli zararlar da verilecektir. Orman içinden geçen bu yol yangın riskini de yüzde yüz artıracaktır..


Gülçavuş’ta ya da Sultaniçe’deki bir sağlık sorununun bu yol sayesinde daha çabuk çözülebileceğini düşünmek gerçekçi değildir..
Enez Hastanesi’ne bu yoldan daha kısa zamanda gidilemez.. Bunu iddia ediyorum.. Mesafe biraz kısalsa da hele yaz mevsiminde bu yoldaki trafiğin hangi seviyede olduğunu ve yapılması düşünülen bu yolla trafiğin hangi yoğunluklara çıkacağını şimdiden hesap etmek gerekir..


Sonuçta bu yol açılırsa Saros’a bir darbe daha indirilmiş olacaktır. Saros 2’nci konut mezarlığı olmaktan çıkarılmalı en azından Bulgaristan’a, Yunanistan’a hitap edebilecek tesislerle donatılmalıdır.. İkinci konutların yarattığı sorunları görmek için Enez sahillerindeki örnekleri görmek yeterlidir. Arıtma tesislerinin işletmesi zordur ve atıklar kimyasal arıtma yapılmadan Saros’a salınırsa bu da kendimizi aldatmaktan başka bir şey değildir..
Saros’a çakılacak her çivi için, ayaküstü değil bilimsel ve uzun vadeli olarak düşünülmelidir. Bölge halkının beklentileri ile değil kurulacak “Alan Yönetimleri” ile bilimsel kurallarla kararlar verilmelidir.


Turizmde hedef 2 ay gelip giden ve yöresine çok da yarar sağlamayan, 2’nci konutlar olamaz. Hedef; parası olan, harcamayı bilen, her yıl tekraren gelen, kaliteyi de istihdamı da artıran turistler olmalıdır. Köyden şehre göçü önleyen nitelikte olmalıdır.
Bu amaçla ilk yapılacak iş, bu bölgede, içinde çevre üniversitelerimizin de temsilcilerinin, uzmanların olduğu, yerel yönetimleri dışlayan değil, yönlendiren bir “Saros Alan Yönetimi”nin oluşturulmasıdır..

KILAVUZ ŞEYTANSA

Dünyanın, bilimde, sanat da, okumada, yazmada, çalışkanlıkta, organize olmakta en gelişmiş, en medeni ülkeleri iken, diğer yandan da, dünyanın mazlum ülkelerinin tarihini, dinini, dilini, kültürünü, eğitimini tahrif edip, köleleştirip nesiller boyu sömürmeleri ne kötü!.. İşte (kapitalist, emperyalist, materyalist,) denen devletlerin YÖNETENLERİ hakka, hukuka, doğaya, insanlığa bakış açısı ve yaşam tarzı, böyle maalesef!..
Benim bildiğim, Yaratan’ı hesaba katmayıp, haksızlık yapanlar yanar!..
Ne zaman yanar, bilemem, ama kimsenin şüphesi olmasın, “Çok yakında” diyebilirim!..
NE OLUR, DÜNYADA Kİ BU HAYIRSIZ GİDİŞİ HAYRA ÇEVİRSEK,Tüm ülkeler doğaya, tabiat varlıklarına, diğer ülkelere saygı, sevgi duyup, kirletip, bozmadan, dostça yardımlaşıp, bereketlerin bolluğunda, lükse, israfa bulaşmadan yaşasalar!..
İşte o zaman, insanlık, savaşsız, huzur ve bolluk içinde, sade sakin, tertemiz altın çağını yaşamaz mı?..
ÜLKE HALKLARI, DEVLET MEMURLARININ, TEK YANLI ÇIKARCI DEVLET POLİTİKALARINA HER KONUDA KANMALI MI?..
ŞEYTANLA YATIP, ŞEYTANLA KALKMAK NE KÖTÜ!..

Acaba bu konuda Rabbimiz bizi nasıl uyarmış, bakalım!..

Kuran’ı Kerim. Sure 13/Ayet 25:

Allah’a verdikleri sözü pekiştirdikten sonra, bozanlar, Allah’ın riayet edilmesini emrettiği şeyleri terk edenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte lânet onlar içindir. Ve kötü yurt onlar içindir.

Yukarıdaki nurlu ayetin bir yorumu da, şöyle olabilir mi?..
YERYÜZÜNDE FESAT ÇIKARMAK: Başka ülkelerin, EĞİTİMİNİ, dinini, dilini, bilimini, tarihini sanatını, ekonomisini, BOZMAK VE KÖLELEŞTİRİP, NESİLLER BOYU SÖMÜRMEK!..
KÖTÜ YURT: Öyle bir yurt ki, İNANÇ ZAFİYETLİ, BLİMSİZ, SANATSIZ, TABİATA ZULÜM, UYUŞTURUCU, ZARARLI ALIŞKANLIKLAR, LÜKS İSRAF bir tarafta, SEFALET ÇEKENLER BİR TARAFTA!..

İZAHI OLMAYAN ŞEYLER

İzahı olmayan şeyin mizahı olur…
Son yılların en çok kullanılan cümlesi.
Ve bizde örnek çok!
**
TÜİK’in “mutlu” enflasyon verileri…
Sahte e-imzalar, diplomalar, ehliyetler…
Kamu ihalelerinde “sürpriz” kazanan şirketler (!)
Gündelik absürtlükler…
Bir yığın trajikomik olay…
Ver örneği, yetmiyor!
**
Mesela, enflasyon…
TÜİK geçtiğimiz hafta Temmuz rakamlarını açıkladı:
Enflasyon düşüyormuş.
Gıda fiyatlarındaki artış durmuş.
Ya arkadaş, limonun tanesi 25 lira!
**
Mesela, yükseköğretim…
Ülkenin her köşesine üniversite açıldı.
Ama o üniversitelere ders verecek hoca yok!
Profesörü olmayan 1.287 bölüm…
Doçenti olmayan 1.050 bölüm…
Hem profesör hem doçenti olmayan 400 bölüm…
Olsun.
2025 itibarıyla Türkiye’de 70’i vakıf olmak üzere 199 üniversite var.
Peki, dünya sıralamasında önlerde olan bir tanesini gösterebilen var mı?

**
Son bomba: e-imza, sahte diploma skandalı.
Adam dün çırak, bugün profesör!
“Sen kimsin?” diye soruyorsun…
CV’sini çıkarıyor.
O da sahte!
Açıklama?
Yok.
Mizah?
Sınırsız!
Sahte diplomalar pazarda.
Pazarcı ti’ye alıyor…
Sosyal medya geyikle doluyor.
**
Ülke gündemi başlı başına karikatür sayfası.
Köprü açılışında dev kurdele…
Ama köprü bitmemiş.
İnşaatın yüzde 50’si tamam, yüzde 100’ü hizmetinizde!
**
Biz de alıştık.
Açıklama beklemiyoruz artık.
Sadece gülecek yer arıyoruz.
Çünkü burası Türkiye.
Açıklanamayan olayların ülkesi, mizahta dünya lideri!
**
İzahı olmayan şeyin mizahı olur…
Yok, yok…
Var izahı:
Güleriz ağlanacak halimize!

Ağrıyan dizler ve…

Yaz geldi, gelecek derken, geldi de geçiyor bile.
Şaka değil, 2025 Ağustos ayının ortalarına doğru hızla ilerliyoruz.
Giden; zaman da değil aslında, ömrümüz!
O kadar hızla akıp gidiyor ki, anlamak mümkün değil.
Gerçek şu ki:
‘Yaşlanıyoruz…’
Emre Aycan isimli bir kardeşimiz, kısacık şiirinde bakın nasıl anlatmış, yaşamayı ve yaşlanmayı.
“Yaşamak, yaşlanmak ; her sabah kalktığında gençliğinin bir parçasını yatağında unutmak. Yaşamak güzel de, yaşlanmak olmasa. Dizlerim ağrıyor, sanırım yaşlanıyorum”
Bir başka kardeşimiz de Fikret Kemal Aslan.
Yaşlanma korkusu sarmış onu.
O korku ki, sıralatmış bu dizeleri.
Ve, bakın o da ne demiş:
“Hay Allah kahretsin, şu yaşlanma denen illetin. İçim içimi yiyor. Ne zaman palto kasket giyinsem, kocaman adamlar bile bana amca diyor. Önceleri abi idik, amcalığa terfi ettik…..”
Bir yanda; gençliğinin bir parçasını her sabah yatakta bırakanlar…
Diğer yanda da; Amca denilmesine sitem koyanlar…
Artık bana da amca hatta dede dendiğine ve benimde dizlerim ağrıdığına göre…
Yaşlanmışım arkadaş.

Ben de yaşlanmışım artık.

Okuduğunuz bu yazım 2010 yılı Temmuz ayında Uzunköprü Gürses, Edirne Yenigün ve Tekirdağ Trakya Gazetesi’nde yayımlanmıştı aslında.
Bir tarih değişikliğiyle paylaşmak istedim bugün bir kez daha. O günden bugüne epey yaşlandık maalesef. Hem bana sayfalarını açan o gazetelere, hem de yazılarımı dikkatle takip eden okurlarıma saygısızlık yapmak istemem, belirtmiş olayım!

YALANSIZ TARİH

Türkler, Anadolu’ya, Balkanlara ve Orta doğuya gelmeden önce bu coğrafyalarda yaşayan halkların durumları nasıldı?..
Buralarda yaşamaya çalışan halk başta imparator ve ona bağlı, yerel derebeyliklerin hâkimiyetinde idiler. Özellikle, SURLAR ARDINDA Kİ, dere beyler ve sülalesi, askerleri, imtiyazlı sınıftı. Dedikleri dedik, astıkları astık, kestikleri kestikti!..
Kendilerine kutsallık ve dokunulmazlık atfediyorlardı. Canları isterse, BAHANELER UYDURUP, istedikleri KÖYE, HANEYE girerler, tecavüz, zulüm ve katliam yaparlardı!..
“Cadı, içine şeytan girmiş” deyip, kadınları yakarlar, surlardan aşağıya atarlardı!..
Kendileri de saklamazlar, tarihlerinde bellidir, bu kara günler!..
HURAFELİ, SAHTE DİN ve derebeylik adına, daha ne vahşetler var, tarihten öğrenilecek, okuyun öğrenin!..
İşte Türkler Anadolu’da, balkanlar’da, Afrika, Asya ve Avrupa!da bu vahşete, son verip, HAKKIN GERÇEK RAHMETİNİ YERLEŞTİRMEK İÇİN KANLARINI CANLARINI, HİÇ ÇIKARSIZ ASIRLAR BOYUNCA FEDA ETMİŞLERDİR!..
İşte bu yüzden “Ne mutlu Türk’üm diyene” Bu hak edişe, “Irkçı diyenler, tarih bimeyenlerdir!.. KOLAYMIYDI ONCA ASIR, ZALİMLERLE MÜCADELE, ONCA ŞEHİT KANI, KOLAYMIYDI!.. Tabi şimdi, O KAHRAMANLAR SAYESİNDE!..
BU GÜN, KONFORLU KOLTUĞUNDA, kafe, çay elde okurken kolay gelir çoğuna!..
Oysa, BU GÜN, O TARİHİ OKURKEN, o asırlar boyu sürdürülen TÜRK’ÜN ÖZVERİSİNİ ÖĞRENİP, DÜŞÜNÜNCE, nefesler kesilmez mi?!..
Bu durum, Türklerden önce, Anadolu’da, Orta doğu da, Afrika da, Balkanlar da ve Avrupa da, hep böyleydi. Kutsal kitaplar olan Tevrat ve incilin bir kısmını, YALANLAR UYDURARAK TAHRİF ETMİŞLERDİ. ORTALIKTA ÇEŞİT ÇEŞİT İNCİL VE TEVRAT olmaya başlamıştı!..
Tek doğru kitaplarını ve dinlerini parça parça edip, Protestan, Ortodoks, Katolik, gibi dinler icat etmişler, bir birlerine düşman olmuş, birbirlerini yakıp, yıkıyorlardı!..
Yani, anlaşılacağı gibi, HAKİM SINIF, din kitaplarını tahrif ederek, İLLE DE ZULÜMLERİNİ, TECAVÜZLERİNİ, KÖLECİ, SÖMÜRÜLERİNİ MEŞRU GÖSTERMENİN “YALAN DİN” YOLLLARINI DA İCAD ETMİŞLERDİ!..
Çeşit çeşit İncil ve Tevrat’ın tek hale gelmesi için, Kuran’ı Kerim onları doğrulayıcı ve yalanlardan temizleyicidir!..
Bun ben bilemem, ama Kuranda yazanı söylüyorum. Haşa.ç Şüphe etmek ne haddime!..
Hem bakın, kaç çeşit, İncil ve Tevrat var, öğrenin, zor değil ki!.. bilin ki doğru tektir!..
Kuran tek kitap ama, içinde müslümanlık’ta var, hakiki Musevi’likte, hakiki Hristiyanlık’ta!..
Yeter ki okuyup, onun nurlu ışığında çalışsınlar!..
Türk atalar, bu zulüm inancı ve güçleri ile, bin yıldan fazla mücadele etmiş ve sonunda “TÜRKİYE CUMHURRİYETİNİ KURMAYI BAŞARMIŞLARDIR!..
HALKIMIZA KUTLU OLSUN!.

O yüzden de Cumhurriyet değerleri şeytan uşaklarının birincil hedeflerindendir!..

Kuran’ı Kerim. Sure 9/Ayet 31:
Onlar bir tek mabuda tapmaya emir olunmuşlar iken, Allah’ı bırakarak, Yahudiler alimlerini, Hıristiyan rahiplerini, Meryem oğlu Mesih’i Rab edindiler. Tanrıdan başka tapacak yoktur. O, onların şirk koşmalarından tamamı ile münezzehtir.

SICAKLAR

Sıcak deriz, soğuk deriz, yaşadığımız ortamı beğenmeyiz. İnsanoğlu böyledir işte. Peki hayvanlar, bitkiler ne yapsın, onlarda canlıdır. Kaderlerini kabullenip tahammül gösterirler, sıcakların, soğukların onlarla da ilgisi var, kader bu işte.
Bir kaç yıldır kış olmadı, oldu ise de Doğu Anadolu’da oldu. Oranın halkı buna alışık olduğu için kışı kolay atlattı ama Anadolu’nun bazı bölgelerinde don oldu. Böyle bir soğuğa kiraz, üzüm diğer meyveler soğuğa dayanamadı. Don hali onları etkiledi, ürünleri az oldu ve bu yıl bol kiraz yedik diyemeyiz, kıt olduğu gibi fiyatı da pahalıydı.
Şimdilik kavun, karpuz yani bostan güneyden Edirne’ye geldiği için bol oldu ama fiyatı pahalıydı. Yerli bostan, üzüm henüz yetişmedi. Tarla ürünü patlıcan, domates, biber daha başkaları bollaşsa da, fiyatları bazılarının ucuzladı ise de bazılarını fiyatları hala pahalı. Buna sebep aşırı kavurucu sıcaklar ürünü olduğu yerde mahvetti. Yazın ortasına gelmemize rağmen bazı ürünlerin fiyatları çok pahalı, sebep yeteri kadar yetişmedi.
Tarla ürünü sayılan buğday Nisan, Mayıs aylarında yağan yağmurlar ile kendini kurtardı. Mısır, arpa onlarda öyle ama gündöndü hiçte çiftçinin yüzünü güldürecek seviyede değil. %80 kayıp veriyormuş. Çok kötü bu kadar emek, masraf boşa gidiyor.
Narenciye Trakya ile ilgisi olmadığı için haberimiz olmuyor, diğer meyveleri de kavurucu sıcaklar menfi yönden etkiledi. Bunun neticesi ne olur ürün azlığı fiyatların yüksek olması yani hayat pahalılığı, hazırlıklı olalım. Bu olaylara sebep aşırı kavurucu sıcaklar, yağmurun zamanında yağmaması, az yağması, su kıtlığı. Bir kilo buğdayın yetişmesi için 2,5 lt suya ihtiyaç varmış. Su yoksa ürün de az oluyor. Boşuna dememişler çiftçilik dünyanın en büyük kumarı.
Peki diğer ürünler ne durumda? Et, balık onlarda suya bağlı, su varsa gelişmeleri kolay olur. Yağmurlar yağarsa meralar, otlaklar bol olur, besi hayvanları bol bol otlarlar, çabuk gelişirler. Ürün çok olursa fiyatı da düşer, bizde ucuza alırız. bu günlerde tarımcılığa niyet etmek cesaret işi, bu işi yapanlara bravo.
Bu felaketlere sebep ne; su kıtlığı. Suyun aşırı sıcaklar yüzünden buharlaşıp azalması. Bu aşırı sıcaklara neden havanın kirlenmesi olarak gösteriliyor. Tarım suya muhtaç. Ya sanayi, oda öyle, hangi sanayi dalı olursa olsun susuz olmuyor. Bir kot pantolon için iki tona yakın su gerektiği söyleniyor. Ya demir çelik sanayi daha fazla su gerektiriyor. Susuz hiçbir iş olmuyor.
Peki ne yapılabilinir, aşırı sıcaklar bir tabiat olayıdır, fazla bir şey yapılamaz. Aşırı suya karşı baraj, set yapılsa da oralarda biriken sular aşırı sıcaklar yüzünden buhar olup eksiliyor. Dünyanın bir çok ülkesi böyle. Suyu az kullanalım, kıt kullanalım, fazla bir çözüm değil ama dünyanın ¾ suyla kaplı, fakat tuzlu su. Yapılacak olan tuzu rafine etmek, tuzsuz hale getirmek. Bunu yapan ülkeler var örneğin, Suudi Arabistan, İsrail ve başkaları ama pahalı bir metot.
Bir çok güçlü devlet kitle imha silahları yapıyor, bir çok güçsüz devlette bu silahların etkisi ile mahvolup, yok olup gidiyor. Halbuki bu devletler deniz suyunu tuzdan arındıracak çareler aramalılar. Ellerinde bu kadar imkan olanak varken niye bunu yapmazlar? Aşırı sıcaklar yüzünden ülkemizin bir çok göllerinde, nehirlerinde su azalıyor.
Bunun sonu nereye varır? Türkiye çölleşiyor, buna sebep aşırı SICAKLAR…

NOKTA KONMUŞTUR

Sevgili, Mustafa Kemal, ATATÜRK atamız, şimdiki coğrafyada kurduğu ülkemize “TÜRKİYE CUMUHURRİYETİ” adını verdi ve NOKTAYI KOYDU!..
O, şuralı imiş, bu buralı imiş, öteki şuymuş, buymuş!.. diye tartışmalara girilirse, İŞİN İÇİNDEN ÇIKILMAZ!..
Asırlardır, bu coğrafya Türk genleri, kanları, canları ve de ASİL MÜSLÜMAN TÜRK İLKELERİ ile yoğrulmuştur da onun için, yurdumuzun adı “TÜRKİYE” dir!..
Anadolu halkı asırlar boyunca, MÜSLÜMAN TÜRK ilkeleri ve genleri ile et ve kemik gibi birbirine kaynaşmıştır Bu bütünleşmeden, “TÜRKİYE” yurdu doğmuştur!.. Türkiye Cumhurriyeti, bu tarihsel sürecin ÖZÜNÜ VEREN bir İFADE VE DİRİLİŞİN HAKKIDIR, BİLİNE!..
İnsanlar arasında ayrımcılık yapmak, şeytanın en güçlü silahlarından biridir!..
İnsanları, ayrımcılıkla, fitneyle, fesatla, birbirine düşman etmek için ŞEYTAN mutlaka, devreye girecektir, giriyor da zaten!..
Yukarda dedim ya, o şuymuş, bu buymuş, denirse, İŞİN İÇİNDEN ÇIKILMAZ!..
Bu konuda,”Dosdoğru bakış açısı ne?..” dersek, “Yaratan’dan Ötürü” hepimiz, O’nun eseri ve kullarıyız, yardımlaşmada birbirimize muhtacız!..
Rabbimiz, Kuran’da, “Sizi kavimlere ayırdım, iyilikte birbirinizle yarışın!..” diye emrediyor.
Türk ve Müslüman’ lık emirleri de bellidir; o güzelliği şaşmaz olan ilâhi emirler zaten genlerimiz de kazılı, sadece artık, uygulama gayretlerimizi arttırmalıyız!..
Şeytanla yatıp, şeytanla kalkan bazı kesimler, nesillerine, “Türkler düşman!..” diye tanıtsalar da, biz Türkler, kendi ülkemizin refahına olduğu kadar, başka ülkelerin de refahı için çok çalışmış bir millettiz. Bu konuda dünyada tekiz, biline!..
İLKELERİMİZ BELLİDİR!.. YOLUMUZ HAK YOLUDUR!..
Asırlar boyu, zor durumda kaldıklarında Avrupa ülkelerine yaptığımız yardımları bilmez nesillerimiz, NEDENSE?..
İNANÇLI BİLİMLE, ADANMIŞLIKLA ÇOK ÇALIŞIRSAK, AŞAMIYACAĞIMIZ ŞEYTANİ ENGEL, BAŞARAMAYACAĞIMIZ GELİŞME YOKTUR!..
(Bu söz, Kuran ayetlerinden yorumlanmıştır)
TÜRK’ÜN ÜSTÜNDE BİRİKEN KÜLLERDEN SİLKİNİŞİN GÜNLERİ YAKINDIR!..
BU GÜNKÜKİ KÜLLERİN TOZUNA, DUMANINA BAKIPTA, KİMSE ŞÜPHE ETMESİN!..

TARİHTE HEP OLDUĞU GİBİ, KÜLLERİNDEN TEMİZLENİP, KOR GİBİ DİRİLİŞİNE ŞAHİT OLACAK BU DÜNYA!..

Kuran’ı Kerim. Sure 9/Ayet 26:
Sonra Allah, Resulünün ve müminlerin üzerine rahmetini indirdi; görmediğiniz ordular indirdi de, küfredenleri azaplandırdı. İşte bu kâfirlerin cezasıdır.

ÇOK KOLAYKEN…

Elin oğlunun 50, 60 sene önce yaptığını, “Bu gün ben de yapıyorum” diye öğünmeye kalkanlara, şu evrensel gerçeği topluma hatırlatmak boyun borcudur!..
İSPATLI EVRENSEL KANUN: “TAKLİT, İLK YAPANIN KÖLESİ YAPAR!..”
Taklit de, bir başarı gibi gözükse de, ancak bir avuntudan ibarettir. Toplumu başarıya ve özgürlüğe taşımaz!..
Biraz faydası oluyor, gözükse de, daima zayıf kalır.
O zaman, düşmanın aklına hayaline bile gelemeyecek, özgün mal ve silah üretmek gerek ki, bu namert, sömürgeci, şeytanla yatıp, şeytanla kalkan, dünya güçlerine karşı, haklarını ve hürriyetini koruyabilesin!..
ÇOK MU ZOR?.. ÇOK MU PARA LÂZIM?.. ÇOK MU BİLİM İNSANI VE TEKNOLOJİ GEREK? DURUMA BAKINCA “ŞARTLAR ELVERİŞSİZ, BAŞARI İMKÂNSIZ MI GÖZÜKÜYOR?..”
O ZAMAN, UY ALLAH’IN YOLUNA, KORU YARADILANLARI, YARATAN’DAN ÖTÜRÜ, ASLA ALLAH’TAN UMUDUNU KESMEDEN, ADANMIŞLIKLA ÇOK ÇALIŞARAK, DUA İLE İSTE ALLAH’TAN, GÖR BAK, İMKÂNSIZ GÖRDÜĞÜN, NASIL DA OLURMUŞ!..
UYUYOR MUSUN, ALLAH’IN NURLU YOLUNA?..:
“Yaratan’ımızın bize zimmetli emanetleri” diyerek,vatanın ve dahi dünyanın, doğasını, tabiat varlıklarını, koruyor, doyuruyor, sevip, kucaklayıp, bakmıyorsanız?..
Vatanınız da size emanet, ata tohumlarınızın, yerde ve gökte ki hayvanlarınızın, toprağının, suyunun, havasının kirlenmekten, pisletmekten korumuyorsanız?..
Milli eğitiminizi, madenlerinizi, ormanlarınızı, silahlarınızı, üretiminizi, ekonominizi, “Dostumuz “deyip, el-aleme teslim ettiyseniz?..
Hak din tek iken, bir çok, tarikat icat edenlere uyduysanız!..
Rüşvet, torpil, lüks, israf, hurafelere, bulaştıysanız!..
Yetişmiş, bilimci beyinlerinizi, nitelikli iş gücünüzü, yurt dışına KOVUYORSANIZ!..
Kutsal kitabınız Kuran’ı Kerim’i Türkçe anlamak ve uymak için okumuyorsanız!..
O “Sokak hayvanı dediğiniz, rahmet meleklerinin, yurtta ki halleri NİCEDİR?..
Allah’ın “Uyun benim yoluma” dediği, bu sorumluluklara, UYMAMAK, duyarsız kalmak, ALLAH’A HAİNLİK SAYILMAZ MI?.. (Muhatap kitle, toplum çoğunluğudur)
O ZAMAN, KORUYALIM ALLAH’IN EMANETLERİNİ, HAK EDİP, ALALIM MUCİZELERİ!..
AMA ADANMIŞLIKLA ÇOK ÇALIŞARAK, UMUTLA, ŞÜKÜRLE, ÇOK KOLAY!..

VAR MISINIZ?..

Kuran’ı Kerim. Sure 11/Ayet 115: Sabret; çünkü Allah, iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmez.

61/7: İslam davet olunduğu halde, icabet edecek yerde, Allah’a karşı yalan uyduran zalim kimselere, hidayet etmez!

17/59: Evvelkiler mucizeleri yalan saymışlardı. O istedikleri mucizeleri göndermeye bizim için hiçbir mani yoktu. Semud kavmine dişi deveyi görünür bir mucize vermiştik. Onlar deveye zulmedip, katletmekle kendilerine zulmettiler. Biz mucizeleri ancak korkutup inanmaları için göndeririz!

Deve: Doğa ve tabiat varlıklarına karşı sorumluklarımızı temsil ediyor!..