Kategori arşivi: Yazarlar

ULUS PAZARI (CUMA)

Geçtiğimiz hafta şehrimizde çok önemli bir olay oldu, o da Belediyenin aldığı kararla her hafta Cuma günü kurulan Ulus Pazarı için kapanma kararı alındı. Buna sebep pazar esnafının belediyenin kurallarına uymaması. Bu kurallar nedir henüz öğrenebilmiş değilim.
Ulus Pazarı nedir? İstanbul’un Ortaköy semtinin üst tararlarında Ulus denilen bölgede Cumartesi günleri kurulan pazar, haftanın başka bir gününde de İzmit’te aynı pazar kuruluyormuş. Cuma günüde Edirne’de kuruluyor. Ulus pazarı giyecek, mutfak gereçleri ağırlıklı. Pazar yerinin girişinde de Edirneli esnafın kurduğu yiyecek pazarı var, o da işlek bir pazar.
Ulus pazarının en iyi müşterisi komşularımız olan Bulgar ve Yunan vatandaşları. Her Cuma günü gelip bu pazardan alışveriş ediyorlar. Bir yabancının Türkiye’de para harcaması demek, Türkiye’ye döviz kazandırması demektir. Bu alışverişten Bulgarlar da memnun, onların parasına göre bizim mallarımız çok ucuz. Bulgar parası 1 Leva 25 Türk Lirası, yani Bulgar parası bizim paramıza göre 25 misli daha güçlü. Yunan parası Euro da öyle. Onların bizden alışveriş etmeleri bize döviz kazandırıyor, onlarda ucuz mal alıyor. Neticede alan memnun, satan memnun, üst tarafı kime ne?
Ulus Pazarının kapanma kararı mahkemenin aldığı karar sonrası durdurulmuş, Cuma günü Pazar tekrar açılmıştır. Pazar yerini gezerken bazı esnafla ayaküstü sohpet ettim, durum nedir diye sorduğumda cevap – Beklemedeyiz, iyiye gidiyor – denildi. İyi olur inşallah.
Ulus Pazarı yirmi yıla yakın Edirne’de faaliyet gösteriyor. Halk tarafından benimsenmiş iyi bir alışveriş ortamı yaratılmış, herkes memnun. Kaliteli ürünler satıldığı gibi onun akside olabiliyor.Ulus Pazarında kazanan kim İstanbul’dan gelen Ulus esnafı. Ama çeşitli ürünler satıyorlar, elbette bu emeğin bir karşılığı olacak, kazanan onlar oluyor. Edirne esnafı bundan memnun değil. Pazar kurulmazdan önçe Kent Konseyine esnaftan kimseler gelip pazar kurulmasın diyenler çok oldu, neticede kuruldu. Alış veriş oluyor pazarçı esnafı kazanıyor. Peki Edirne ne kazanıyor? Alan ihtiyacını karşılıyor, bundan başka Edirne ne kazanıyor; kazansa kazansa Belediye Ulus esnafından kira alır, buda ne kadardır? Kapatılma kararını almanın sebebi açıklanmış değil. Edirne esnafı dükkanlarda satış yapıyor, Pazar günü tatil günü, ayni yerde bir pazar kursalar Ulus pazarına rakip olurlar. Ticaret serbest bir konudur, herkes yapabilir. Bunun için kimlik yeterli, bir süre sonra Vergi Dairesine bildiri yapacaksın, faaliyet tamamen serbest. Ulus pazarından Edirneli esnafta ticaret yapıyor, oda para kazanıyor. Ulus Pazarı kapanırsa ne olur, Pazar Kırklareli’ne, Çorlu’ya, Lüleburgaz’a, Tekirdağa kurulur ve orada faaliyet gösterir. Bulgar ve Yunanlı komşular oralara gider ve alışveriş yaparlar, neticede Edirne kaybeder.
Pazar yerinde satılan mallar dükkandakine göre daha ucuz. Bazıları defolu, pazar malı bu kadarcık olacak. Pazar yerinde aradığını bulamayan Alipaşa çarşısında arıyor, bulursa fiyatı daha pahalı. Edirne’ye gelen kimse pazarı gezdikten sonra yemek yiyor, çay, kahve içiyor, gerekirse otelde kalıyor. Bu masrafların paraları Edirne’ye kalıyor. Ulus Pazarı kapanırsa Edirne bu kazancı kaybeder. Hani mümkün olsa büyük bir alana pazar kurulsa, o pazar yerinde Bulgar, Yunanlı esnafta tezgah açsa, o Pazar yerine Bulgar, Türk, Yunanlı vatandaşlar gelip bir birinden alışveriş yapsalar; kim kazanır acaba? Hemen söyleyeyim Türkiye kazanır. Çünkü, her iki komşumuzda da Türkiye’deki kadar mal çeşitliliği yok, böyle bir kurguyu bekliyoruz.
Acele verilen karardan sonra kısa zamanda yoluna girer ULUS PAZARI . . .

KENT GÜNDEMİ

Öncelikle geçen hafta T.Ü. Balkan Yerleşkesi’nde Hasan Ali Yücel Bulvarı adının kaldırıldığı duyumu üzerine yazdığım yazıdan sonra Sayın Rektör Mustafa Hatipler aradı. Hasan Ali Yücel adının kaldırılmayıp çevresindeki düzenleme sonrasında yerine konacağını söyledi. Ayrıca Eğitim Fakültesi binalarındaki iki yerleşke adının da sadece İsmail Hakkı Tonguç olacağını ekledi. Bu nedenle Sayın Rektöre duyarlılığı için teşekkür ederim.

Kentler her zaman aktiftir. Etkinliklerde sorunlar da olur ve bunlar kentlide değişik reaksiyonlar oluşturur. Kent sorunlarının çözümünde fısıltı bilgilerinin sona ermesi için yetkililerin açıklama yapması önemlidir. Bu nedenle Sayın Rektörün bilgi vermesi ve Belediyenin su ve Cuma Pazarı konusunda bilgilendirmesi önemlidir ve her konuda olmalıdır. Aynı beklentiyi valilik kurumlarından da beklemek kentlinin hakkıdır. Çünkü merkezi iktidarın böyle açıklamaları yok gibi.

Tarihi Kentler Birliği toplantısının kentimizde olması kent için bir önemlidir. Umarız dünyanın örnek eseri UNESCO korumasındaki Selimiye’nin onarımında davalık olan konu da gündeme gelir. Katılan başkanlar ve sunum yapacak uzman yetkililer bilgilendirilir ve doğrunun yapılması konusunda çağrı yapılır.

Selimiye onarımı uzmanların anladığı bir konu ise de hepimizi ilgilendirmektedir. Sorun kamuoyunda duyulunca her görüşten kentlinin doğrunun bulunması çağrısı güzel bir birliktelik olduğunu gösterdi. Bu duyarlılığın ve birlikteliğin oluşması en büyük etki 2012 yılında Edirne Kent Konseyi tarafından ‘Selimiye Camii ve Külliyesine, Mirasımıza, Kentimize, Sahip Çıkıyoruz’ adıyla düzenlenen etkinliktir. Etkinliğin amacı Selimiye ve alanının UNESCO koruması yanında asıl sahip olan kentliler tarafından korunacağına dair farkındalık oluşturmaktı.

Bugün ortak akılda hepimiz bu güzelliği yaşadık ki umarız yanlışlıktan dönülür. Bu süreçlerde emeği geçen, sözü olan, bilgi ve belge paylaşan kentlilere ve duyarlı uzmanlara hepimiz teşekkür etmeliyiz.

Kent sorunlarında gerekli bilgi eksik ise her türlü kirli bilgi bilerek veya bilmeyerek yayılır. Altyapı konusunda olduğu gibi. Altyapı konusunda detaylı bir inceleme yazısı olabilir ama şimdilik kısaca yazayım. 2019 yılı ilkbaharında belediye kendi olanakları ile altyapı çalışmalarına başladığını duyurmuştu. Bu merkezi iktidar ile salvo idi sanırım ve elbette bunun da katkısı ile aralık ayında merkezi ve yerel iktidar anlaşarak kuzey yolu üzerinde (Gazi Osman Paşa Okulu önü) devasa boruların görselliğinde siyasi ve kurumsal yetkililerin güzel vaatleriyle çalışmalar başladı. Üç yıl sözü verildi. Sonrasında merkezi ve yerel siyasiler birbirlerini suçlayıp durdu. Arama motorunda arandığında hepsi çıkıyor. Ancak her iki tarafın birlikte başladıkları bu işin bittiğine dair kim ne dedi sorusuna yanıt bulunamıyor.

Ve bugün altyapıda hiç sorun olmaması gerekirken devam etmesini anlamak zorlaşıyor. 2019-2023 arasında neler oldu, altyapı projesi sona erdi mi, bilen yok. Bu çalışmada olmaması gereken altyapıdan kaynaklı sorunların oluyor olmasının en masumu elbette bugünkü belediye başkanıdır. Başkanlığı demiyorum çünkü kurumsal sorumluluk devam eder. Ama varsa geçmişin hatalarının da kamuoyunca paylaşılması kurumsal ve siyasal anlamda zorunludur.

Geçmiş günlerde Dünya Hareketlilik Günü’nde belediyenin ve birkaç yerel bisiklet grubunun katıldığı etkinlik yapıldı. Elbette önemliydi ama kentimizde örgütlenmiş onlarca bisiklet grubu var. Dışarıdan proje türü etkinliklere gerek var mıydı? Kaldı ki kent içi ulaşım amacı olmayan bisiklet etkinlikleri hobiden uzak olmaz.

Geçmiş günlerde bir de yine proje olduğunu sandığım Dünya Temizlik Günü etkinliği vardı. Bunun da amacı kent kirliliğini birlikte yok etmeye dair farkındalıktı. Çünkü kentte onlarca yıldır yapılan temizlik etkinliklerine rağmen kent kirliliği devam ediyor. Kentli olarak kent ortak alanlarını evimiz gibi kent alanlarını temiz tutamıyor isek bunda sadece belediyenin değil biz kentlilerin de eksiği var. Her kişinin ardından belediye çalışanı mı gezecek? Bu konuda hepimizin sorumluluk duyması gerekir. Belediye de daha detaylı, planlı iş yapabilir. Kent temizliğinde kentlinin atıklarını düzenli toplaması ve kenti temiz tutmasıdır. Evlerde ayrıştırmanın zamanı çoktaaan geldi geçti, unutmayalım.

Üzülerek yazıyorum ki kentliler olarak özellikle de sosyal medyada dedikodumuz bol. Dolaşan söylentilerin doğru olamayabileceğini bilsek de taraf olabiliyoruz. Böylece karanlık odalarda boş tartışmalarla ayrışıp duruyoruz.

PİLAV FESTİVALİ Mİ, TRAP YARIŞMALARI MI TURİST ÇEKER?

Küçük kasaba insanları tuhaftır… Yaşadıkları en ücra, en bakımsız köyleri bile dünyalara değişmezler.. Kasabalarının önemini, gerçek değerini kıymetini bilirler mi? Sanmam; çünkü bu bir kültür meselesidir. Sadece bildikleri ve yaşadıkları ile yetinirler. “Daha fazlası, ya da iyinin daha iyisi var mıdır?” kafa da yormazlar.. “Derya içre olup deryayı bilmeyen balık” misali hangi zenginliklerin sahibi olduklarının farkına da pek varmazlar.

Örneğin bir Enezli için Enez sadece deniz, kum ve günbatımından ibarettir.. Daha fazlası, daha güzeli için kafa yorulmaz… Bu sadece halk için de değil, kenti yöneten Valiler, Belediye Başkanları, bürokratlar ve siyasetçiler için de böyledir..

Onlar için de Enez için fazla kafa yormaya gelmez…

***

Bir süre önce Gala’da sucuk/ekmekli bir etkinlik, bu Pazar günü de Enez Tatlısu Mevkii’nde TRAP Yarışması vardı… Özellikle Trap için Enez’e kendi araçları ile dışarıdan gelen ve bu etkinliğe yarışmacı ve seyirci olarak katılanların sayısı 200 civarındaydı.. Enez’in yerli halkından katılan, izleyen sayısı ise her iki etkinlikte de iki elin parmakları kadardı.

***

Trap Yarışması Enez’e çok yakışan ve yaşatılması gereken bir etkinlik…  Bu etkinlik, Enez Avcılar Derneği Başkanı Sevgili Yalçın BİTİKLİ’nin birkaç yıldır tek başına verdiği mücadelenin bir sonucu olarak Enez’in önemli bir değeri ve etkinliği olarak öne çıkıyor.

Yalçın Bitikli, Derneği ile Belediyenin, Gençlik Spor Müdürlüğü’nün çok kısıtlı katkıları ile harika bir organizasyonu Enez’e taşımış… Bunun ne kadar önemli olduğunu anlamak için Edirne’den Çorlu’dan, Çanakkale’den, Silivri’den, yani özellikle Trakya’nın dört bir yanından kendi imkanları ile gelip bu etkinliğe katılanların yoğunluğundan anlamak mümkün…

İyi de, bu kadar geniş bir katılımın olduğu bu etkinliklerde Enez’in yöneticileri, esnafı, halkı nerede? Yalçın Bitikli neredeyse tek başına bu etkinliği nereye kadar taşıyacak?

***

Edirne’de Pilav festivali yapılmış… Yurt dışından pilav yemek için koşa koşa gelen olmuş mudur? Sanmıyorum.. Hani, yani pirinç de pirinç olsa, pilav da pilav olsa? Populist anlamsız Edirne şenliklerinden biri… Hiçbir getirisi yok.. Ama o Edirne’de mukim yetkili zevat Edirne’den çıkıp bu trap yarışmasına elini uzatıp bunu sahiplense her yıl bu etkinliklere özellikle Yunanistan ve Bulgaristan’dan katılacak olan atıcılar ve izleyicilerle çok önemli bir turizm seçeneği ve fark yaratılmış olmaz mı? Üstelik 6 ton pirinç parasından çok daha ucuza gelir..

***

Gerçi bu işi için Vilayete kadar işi uzatmanın gereği yok.. Bunu istersek Enezliler olarak, Enez Belediyesi olarak, Enez STK’ları ve esnafı olarak daha ileriye, daha güzel yerlere taşıyabiliriz.. Yalçın Bitikli’nin birikimi ile eksikleri giderebilir bunu uluslararası bir boyuta taşıyabiliriz.. Taşıyabiliriz de ne yazık ki bu organizasyonu sahiplenecek bir vizyona sahip Belediye Başkanımız yok.. Öncülük etmesini isteyebileceğimiz bir kaymakamımız bile yok…

***

Olabildiği kadarı ile de gelecek zamanlarda bunu başarmak hepimizin üstüne vazife olmalıdır. Enez’de ilk Trap Atış Etkinliği 1978 ya da 79 da Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve Enez dostu Raif Ertem tarafından Enez’e taşındı. İstanbul avcıları Enez’de yıllarca buluştu.. İlkini onun adına, sonrakini Enez’in en başarılı avcısı Merhum Celal Bitikli ve diğer bu spora gönül verenlerin adına organize edip yaşatmalıyız..

Yalçın Bitikli’yi en içten duygularla kutluyor ve bu yeni hamleleri bekliyoruz.

KUBBE VE ZIMPARA

Efsanedir; Selimiye Camii inşası başlamadan önce gül bahçesinin sahibi olan kadından izin istenir.

Bahçenin sahibi kadın izin verir;

sevgiyle

Koca usta Mimar Sinan Osmanlı’nın bütün olanaklarıyla ustalık eserini yaratmaya soyunur;

sevgiyle

Osmanlı’nın imkanlarıyla başlayan Selimiye inşaatında hazinenin bile zora girdiğinden söz eder tarihi kaynaklar, yine de hazinenin bütün kapıları açılır Selimiye için;

sevgiyle

1752 yılında büyük depremde hasar gören Selimiye Camii’nin restarasyonu 3.Murat zamanında dönemin ustaları eliyle gerçekleştirilir;

sevgiyle

1930 yılında Edirne’de büyük fırtına sonrasında zarar gören kubbe ve minareler Atatürk’ün emriyle restore edildi dönemin ustaları tarafından;

sevgiyle

1980 yılında dönemin olanaklarıyla ahşap iskeleler kurularak yapılan restorasyonda yine dönemin ustaları ve konuya ilgi duyan Edirne’yi seven, Selimiye Camii’ne ilgi duyan eller dokundu o kubbeye ahşap iskelelerin üzerinden;

sevgiyle

Selimiye Camii’nin UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınması için büyük emek verenler uzun dönem yorucu bir çalışma sonunda bunu sağlamışlardır;

sevgiyle

Başta Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’nün uzmanları, Vakıflar Edirne Bölgesi çalışan ve uzmanları 2021 yılında başlayan restorasyon süreci boyunca günü gününe çalışmaları denetleyerek Selimiye Camii’nin son halinin ortaya çıkmasını sağladılar;

sevgiyle

Artık bitiyor diye sevindi Edirne’liler. Restorasyonu yapan firmanın bütün yaptıkları onaylanmış, Selimiye Camii bir inci gibi sevenlerinin karşısına çıkmaya hazırlanıyordu ki; kubbe sever birkaç kişi çıktı ortaya, bütün yapılanları adeta karalarcasına, “biz daha iyisini yaparız” nidalarıyla, güçlerini nereden aldıkları belirsiz, 4 yıldır yapılan restorasyonu beğenmeyerek, verilen emekleri görmeyerek, konunun uzmanlarını yok sayarak zımparaları ortaya çıkararak tırmanmak istediler kubbeye.

Konunun uzmanları, tarihçiler, sanatçılar, Edirne’liler, Koruma Kurulu, Vakıflar Selimiye Camii’nin restorasyonunda emek vermiş bütün çalışanlar karşı zımparaya, zımpara zihniyetine.

Neyse ki mahkeme “dur” dedi zımparacılara şimdilik olsa da.

Umutlu gelişme Selimiye Camii’nin sevenleri, tarihine saygı duyanlar gelişmeleri takip ediyorlar;

sevgiyle…

KIYMETLERİMİZİ HARCAMAK

Kıymetlerimizi harcamak kolaydır!..
Birçoklarının, bakmasını bilmeye emek vermeyi zahmet saydıkları için, göremeyip, kıymetleri “YOK” saymaları, ÜLKECE HARCANMAYA YETERLİDİR!..
İşte en az üç yüzyıldır halimiz!..
Bir türlü beli doğrulmayan, iki yakası bir araya gelmeyen, bütün icatları dış ülkelerden almaya mahkûm, ülkemizin hali!..
ÜNiVERSİTE BÖLÜMÜNÜ, BİRİNCİLİKLE VE ÖN DERECELERLE BİTİRMEK NE DEMEK?..
Bölüm birincisi için ne derler?..
“Derslerine çok çalışmış, birinci olmuş işte!..” derler.
Ya.. ya siz öyle bilin bakalım!..
Bu bakış tanımı son derece sığ, beyin, akıl düşünce SAĞLIĞI OLMAYAN BİR GÖRÜŞTÜR.
Ve de maalesef, böyle diyenden, böyle yazandan da, başkasını duymadım, bu yaşıma kadar!..
“BAKMASINI BİLMEYEN, GÖRMEYİ DE BİLMEZ; YANİ KÖR, SAĞIR VE DE VASATTIR ALGILARI!..
Düşünce gücünü zahmet sayarlar da ondan. *”Üniversitede bölümünü birinci veya ön derecelerle kimler bitirebilir?..” diye bakmasını bilerek, görüp, hissedip, duyup, düşünüp, yazmaya çalışalım bakalım!..
*Dört yıl süren üniversiteyi bölüm birincisi olarak bitirebilen kişi, ÇOK DİSİPLİNLİ BİR YAŞAM YETİSİ VE ÇALIŞMA İRADESİNE SAHİPTİR.

  • İlk okuldan itibaren, üniversite sıralarına yüksek disiplin, coşkulu ve GELİŞMEYE ADANMIŞLIK GAYRETİ İLE gelmiştir!.. Yani, kusursuz dopdolu bir alt yapı ile DONANIMLIDIR!..
    *Çok güçlü bir gelişme, bilgi edinme coşkusuyla atan bir YÜREĞE SAHİPTİR.
    *Diploma sevdasıyla ezberleyip sınıf geçmekle değil, aklına, yüreğine kazıyarak öğrenmek için, YÜKSEK EMEK VERME KAPATİSİNE SAHİPTİR!..
    *SORUMLULUK KARAKTERİ YÜKSEKTİR, hiçbir dersini kaçırmaz ve de SINIFINA, HOCASINA COŞKUYLA, HEYECENLA, SEVİNÇLE KATILIR!..
    *Öğretmenlerine, bilgiye, yüksek SAYGI, SEVGİ, HÜRMET VE MİNNETLE BAĞLIDIR!..
    *Gelişme görevini, derslerini, hocalarını aksatmak onlar için KÂBUS GİBİDİR!..
    *Öğrenmeye, gelişmeye aç bir ZİHNE VE YÜREĞE SAHİPTİR.
    *Amaç ettiğini, başarabilecek, YILMAZ, İSTİKRARLI BİR KARAKTER DEMEKTİR!..
    *KENDİSİNİ SORUMLUKLARINA, GELİŞMESİNE, ÇALIŞMASINA ADAYACAK KADAR YÜREKLİ OLDUĞUNUN İSPATIDIR!..
    *Çıtayı daima en üstte tutmayı başarabilen, KENDİ GÜCÜNE İNANMIŞ, CESUR BİR KARAKTER OLDUĞUNUN KANITIDIR!..
    DAHA NE OLSUN?..
    İşte bölüm birincilerinin bu özeliklerini bakıp görebilenler, DÜNYANIN EN DEĞERLİ MARKA FİRMALARI, BU GÜZELLERİ KENDİ KADROLARINA ALMAK İÇİN YARIŞIRLAR!..
    Bizde mi?..
    BÖYLE DÜŞÜNÜP BÖYLE YAPANI HİÇ GÖRMEDİM!..
    Bu yüzden de bu pırıl pırıl evlatlarımız, yurt dışına İTİLİYORLAR ve başkalarını KALKINDIRIYORLAR, BİZ DE AVCUMUZU YALIYORUZ.
    Bir de “Ne olacak bizim halimiz?..” diye dedi-kodu yapıyoruz, doğrusunu görebilip, yapmak yerine!..
    Şimdi şunu soralım kendimize:
    Bu yüksek karakter özelliklerine sahip olduğunu ispatlamış gençlerimiz, en yüksek sorumluluklarda görev almayı hak etmezler mi?..
    BİLİM, AKIL, MANTIK= ŞUUR bizlere yukarıdaki yazılanları emrediyor!..
  • Bakalım YÜCELER YÜCESİ RABBİMİZ bu konuda bize ne emretmiş?…
Kuran'ı Kerim. Sure 4/Ayet 58:

Allah, size emanetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işiten, görendir.

Daha ne olsun!.. Yazık bu güzel ülkemize!..

SELİMİYE’NİN KUBBESİ

Selimiye Camii’nin restorasyonunda mevcut kubbe tezyinatının silinerek yerine yeni bir tasarım getirilmesine yönelik kamuoyundaki tepkiler çığ gibi büyüyor.

Tam 3 yıl geçmiş…

Hudut’un 15 Ağustos 2022 tarihli nüshasında bu köşede kaleme aldığım “DOKUNMAK!” başlıklı yazımı anımsadım.

Bir bölümü:

**

Dünya mimarlık tarihinin baş yapıtlarından, Mimar Sinan’ın “ustalık eseri” olarak tanımladığı, UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Selimiye Camii’nde tarihinin en büyük restorasyonu gerçekleştiriliyor.

Edirne Valisi H. Kürşat Kırbıyık’ın çalışmaları yerinde görmek için dev bir şantiyeye dönen anıtsal yapıyı fırsat buldukça ziyaret ettiğini görüyoruz.

Vali Kırbıyık, son ziyaretinde çevresi adeta metal zırhla örülmüş minaresinin en uç noktasına kadar çıkarak incelemelerde bulunurken, külahına “dokunmayı” da ihmal etmemiş.

Müthiş bir duygu!

Bir daha nerdeee?

Kırbıyık’ın bu yüzden o anı yaşamı boyunca unutacağını sanmıyorum…

O “dokunuş” unutulur mu?

12 Eylül 1980 darbesi sonrası Kenan Evren Edirne’ye gelince Selimiye Camii’ni ziyaret etmekten geri kalmadı.

Ankara’ya dönüşünden bir süre sonra Selimiye Cami’nin içerisinde çok önemli ve büyük bir restorasyon çalışması başlatıldı.

İç tasarımındaki hat, kalem işleri, motif gibi tüm ayrıntıları tek tek elden geçirildi.

Bugünkü teknoloji elbette yok.

Metal yerine keresteden iskele.

Koca usta öyle bir akustik yaratmış ki, iskeleyi çivileyen işçinin çekiç darbeleri bile kubbede hoş bir seda!

Mimarlık tarihinde en geniş mekâna kurulmuş yapı olarak nitelenen Selimiye Cami’nin içi ağaç malzeme ile tamamen bir ağ gibi örüldü.

Dev iskele Ayasofya’nınkinden de büyük kubbesinin en uç noktasına kadar dayandı.

Bu önemli restorasyonu TRT’ye haberleştirmek üzere iskelelerin üzerinde bir yandan çekim yaparken, bir yandan da yukarıya çıkmaya başladım.

İskelenin en üstünde, kubbenin hemen altındayım.

Tam ortasına dokundum…

Bir daha nerdeee?

O el, o“dokunuşu” unutur mu?

**

Aynı yazıda şu satırlar çok ilginç:

“Selimiye Camii‘ndeki restorasyon çalışmaları devam ederken, Hudut’un geçtiğimiz hafta Pazartesi günkü manşeti büyük yankı uyandırdı: Selimiye restorasyonu mahkemelik!

Selimiye Camii’nin restorasyon, restitüsyon ve rölöve projesini 4,5 yılda 20 kişilik ekiple tamamlayan, restorasyonun duayeni olarak tanınan Yüksek Mimar Acar Avunduk ile telefonla görüştük.

Yaşadıklarını, süreci anlattı, yasa gereği proje denetiminde olması gerekirken, caminin restorasyonu için kurulan şantiyesine bile alınmadığını iddia etti… 

Proje dışında tutulmaları kendilerine o kadar “dokunmuş ki”, ortaya çıkan bu durumu yargıya taşımak durumunda kalmışlar.”

**

Süreç sanki başından sancılı başlamış!

Gelelim günümüze…

Diyarbakır’daki Hevsel Bahçeleri, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde bulunuyor.

Bölgenin önde gelen yayın organlarından Tigris Gazetesi geçen hafta Pazartesi günkü nüshasında, Hevsel Bahçeleri’nin korunması gerekirken, tarlalara dönüştüğünü yazarak Diyarbakır Tanıtma Kültür ve Yardımlaşma Vakfı’nın bu konudaki endişelerine geniş yer verdi.

Ve Tigris, UNESCO’nun şu uyarısını manşetine taşıdı:

“Listeden çıkarabiliriz!”

**

Selimiye Camisi ve Külliyesi’nin UNESCO Dünya Mirası başvuru sürecinde başından sonuna kadar yer alan ve bir dönem alan başkanlığını da yürüten değerli dostum, Şehir Plancısı Namık Kemal Döleneken de geçen ay Selimiye’nin önünde bir açıklama yaparak kubbesinde yeni kalem işi uygulamaları yapılmasının büyük riskler doğuracağını, bu durumun Selimiye’nin UNESCO listesinden çıkarılmasına kadar gidebileceğine dikkat çekti.

Şimdilik uyarı yok…

Ancak, risk var!

Soru net:

Yarın acaba biz de UNESCO’nun aynı uyarısını manşete taşır mıyız?

**

Selimiye’nin kubbesi “tuval” değil…

Dokunmayın!

NOT: Edirne İdare Mahkemesi’nin Selimiye Camisi’nin kubbesinde planlanan restorasyon çalışmaları için yürütmeyi durdurma kararı verdiğini bu yazıyı kaleme aldıktan sonra öğrenmiş bulunuyoruz.

Dileriz uyulur.

Zira, nelerrr gördük!

ÇOK DEĞİL

Öyle binlerce yıl ötesine değil, hemen şimdi, zaman tünelinden geçip, iki- üç asır öncesine gidip, halkın arasına katılsak!..
Ve de oradaki insanlara bu günleri anlatmaya çalışsak…
Onlara, elektrik, ampul, telefon, bilgisayar, sinema, içinde 600 kişiyi, yiye içe taşıyan uçakları anlatsak halimiz nice olurdu?..
“Bu zavallı bir deli, saçmalıyor, işte!..” demekle kalsalar ne âlâ. “İçine şeytan girmiş!” diye ya kelle giyotinde giderdi ya da, bol odunlu bir ateşte yakarlardı, hiç acımadan!..
Günümüzde ki çoğunluk, keşke o eskilerden farklı olsalardı!..
Gelecekten gelip, bu günün insanlarının çoğuna, “Bilin ki yaptığınız her iyilik ve kötülük, görülüp kayda alınıyor. Güya gizli veya açıkça yaptığınız kötülükleriniz, bir bir biliniyor ve de yaptıklarınızın karşılığını alacaksınız; kötülükse, ceza, iyilikse mükâfat! Artık huzura neyle gittiyseniz onu alacaksınız!..” dense, “Hadi oradan, yobaz şaşkın, saçmalama” der çoğunluk!..
Bunları tabi ki ben de Kuran’ı Kerim’ den öğrendiğim için yazabiliyorum, KENDİMDEN YAZAMAM Kİ!..
Kuran’ı Kerim deki bildirilenler, açık olarak gösteriyor ki:
Her devre ait “HAK YOLU HARİTASIDIR!..”

Faydada olmak veya zalimlikte olmak herkesin tercih hakkı, ama…

Kuran’ı Kerim. Sure 11/Ayet 19:
Onlar ki, insanları Allah yolundan alıkoyarlar, o yol hakkında eğrilik araştırırlar. Onlar ahreti tanımayanlardır.

KIŞA GİRERKEN

Her yıl olduğu gibi bu yılda yaz, sonbahar, sonrası kış. Madem kış olacak, kışa göre de hazırlıklar yapmak gerekir.
Kış demek soğuk demektir. Kendimizi soğuktan korumak için yünlü kalın kumaştan yapılmış giysiler giyeriz, ortamı ısıtırız. Eskiden ısıtma soba denilen araçlarla olurdu. Yakacak olarak da odun ve kömür kullanılırdı. Bugün artık köyler hariç şehirler doğalgazla, kalorifer sistemi ile ısıtılıyor. Gaz devrinden önce kış yaklaşırken yakacak hesabı yapılır, odun almak için en uygun zaman kiraz mevsimi olurdu. Bugün evlerde doğal gaz olduğuna göre odun problemide olmuyor.
Kışa hazırlık yalnız yakacaktan ibaret değil, bir de yiyecek bölümü var.
Biz Türklerin kış mevsini için en iyi yiyeceğimiz tarhana çorbası. Bunun da hazırlanması gerekir. Bunun malzemesi içine tarhana biberi, yumurta, baharatlar, yoğurt katılır. Sonra hamur parçalara ayrılarak güneşte kurutulur, övülerek toz haline getirilir, sonrada bez torbalara konularak ambar rafında saklanır. Tabi kışa hazırlık yalnız bunlardan ibaret değil; kuskus yapmak, ev makarnası hazırlamak bunlarda kışa hazırlıktır. Birde ezme — salça — yapmak gelir, oda olgun domateslerden, biberlerden kabukları soyularak ezilerek yapılır, tuzlanır sonrada cam veya çömlek kavunoza konur. Bunlar hep kışa hazırlıktır. Bugünlerde bu söylediklerimin çoğu paketlenmiş hazır olarak satılıyor.
Kışa hazırlık yalnız bunlardan ibaret değildir. Bir hazırlıkta turşu yapmak var. Turşu yapmak hüner isteyen bir iştir. Eylül ayı kışa hazırlık ayıdır. Çünkü sebzenin en bol ve ucuz olduğu aydır. Turşuculuk bazen baba, ata mesleğidir, turşuçuluk ile geçinen, bu konuda ün yapmış kimseler ve firmalar vardır. Örneğin İstanbul’da — Çemberlitaş turşucusu — Bu kimselere turşuculuk hakkında soru sorsanız ‘meslek sırrıdır’ derler, bilgi vermezler. Edirne’de de çok güzel turşu yapan kimseler vardı; örneğin Fan — Fan bakkalı, Tophane bakkalı Edirne’nin ünlü turşucuları idi. Yahudilerde turşuculukta epey hünerli idiler.
Bu konuyu meslek edinmiş, iş edinmiş kimseler var. Bu kimselerin meşe ağacından yapılmış, üstüne merdivenle çıkılan kocaman fıçıları olup, bu fıçılara turşularını kurarlar, kış günüde satarlar. Turşu yaparken kaya tuzu kullanılır, limon veya sirkede az miktar konur. Turşu iki ayda olgunlaşır, yemeye hazırdır. Turşu önemlidir, turşusuz kuru fasülye olmaz. Bu kadar hazırlıktan sonra Kayseriler de pastırma yapar, ılıman sonbahar havasında pastırmayı kuruturlar.
Her mevsimin olduğu gibi kışında kendine has güzellileri vardır, bu konuda böyledir KIŞA GİRERKEN…

Türk-Amerikan İlişkilerinde Yine Yeni Yeniden Dönem mi?

Türkiye F-35 projesinde çıkarılırken bu köşede bir yazı yazmıştım. İlişkiler katman katman diye… İfade aslında bana ait değil F-35 projesinin Amerikan tarafında yürütücülerinin ifade idi. Yani F-35 projesinde “şimdilik” ilişkilerimizi askıya alabiliriz ama bu her alanda ilişkilerimizin kopacağı anlamına gelmiyor demişlerdi. Üzerinden yıllar geçti, gerçekte ilişkilerin her alanda kopmadığı ne tam iyileştiği ne de tam kötüleştiği bir süreç geçti. Aslında bu durumda şu kadim söz geliyor insanın aklına; devletlerin kalıcı dostlukları ve düşmanlıkları olmaz. Uluslararası politika arenası bu acı gerçeği pek çok kez pek çok çeşitlilikte karşımıza çıkardı.

Son temaslarla birlikte Türk-Amerikan ilişkilerinde yeniden bir iyi döneme girileceği sözleri ifade edilecek. Zira yapılan ekonomik anlaşmalar ve Türkiye’nin uyguladığı gümrük vergisi oranlarının kaldırılması bunun en net göstergesi. Yıllar öncesinde bu köşede yazdığım yazıda bize F-35’lerin de mutlaka verileceği hususunu dile getirmiştim. Zaman veremem zira kâhin değilim ama o da gerçekleşecek.

Ancak bu iyileşme meselesi bir tarafın diğer tarafı mutlak kontrolü olarak da ele alınmamalı. Bu şartların ortaya çıkışı da ne bir zafer ne bir hezimet. Bu ilişkilerin gelişen krizler sürecinde ekonomik imkân ve kapasiteler bağlamında yeniden düzenlenmesinden ibaret bir durum.

Kimse kimseyi dize getirmiyor yahut kimse kimseyi fethetmiyor. Bu çerçeveden bakışların uluslararası politikanın dinamiklerinin kavranmadan ortaya konduğunu ve konacağına da dikkat çekmek isterim. Devletler birbirleriyle çıkarları uyuştuğunda yakınlaşır uyuşmadığında uzaklaşır. Bu temel bir kuraldır. Bu durum anlaşıldığında ikili ilişkilerin tanımlanması da daha rasyonel bir zemine oturacaktır. Bu ilişki bağlamında ABD uluslararası politikanın sistemik seviyesinde eyleme kapasitesine sahip bir devlet Türkiye Cumhuriyeti de alt-sistemik seviyenin önemli bir devleti olarak konumlanıyor.

İki devlet arasında özellikle Suriye meselesinde asimetrik bir güç ilişkisi bulunuyor. Ancak Türkiye Cumhuriyeti devletinin ekonomik üretim ve bağımsızlık hususundaki zayıf adımları ABD karşısında asimetrik güç ilişkisinin getirdiği avantajı akamete uğratıyor. Ha bu noktada şunu da dikkaten kaçırmamak gerekir ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yakın müttefik olarak tanımladığı pek çok Körfez Devleti ABD ile de çok yakın hatta sembiyotik bir ilişki içinde… Bir başka deyişle Körfez devletleri ile yakın ilişki kurulması ABD karşısında bir ittifakın oluşum temellerini ortaya koymuyor. Tabii bunu tespit edebilmek için de rasyonel olmak şart.

Bu sıkıcı ve heyecansız yazı burada bitti. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları.

Yalan av

Fazla söze ne hacet, Rabbimiz Kuran’da insanlığı uyarmış ya işte!..
Artık anlayan anlar, anlamayan da, “Avladım” sanır, avlanır!..
Kuran’ı Kerim. Sure 5/ayet 95:
Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin, içinizden kim onu kasten öldürürse öldürdüğü hayvanın dengi ona cezadır.
(Buna) Kâbeye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder. Yahut fakirleri doyurmaktan ibaret bir keffarettir, yahut onun dengi oruç tutmaktır.

Taki işinin cezasını tatmış olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Kim bu suçu tekrar işlerse Allah’ta ondan karşılığını alır. Allah daima galiptir, öç alandır.

Ayet de geçen “İHRAMLI İKEN” kavramının bir yorumu da şöyle olabilir:
“Karnınız tok, sırtınız pek, muhtaç değilken av olmaz”

Yani ancak “ölmemek için avlanabilirsiniz!”

Kuran’ı Kerim. Sure 47/Ayet 8:
İnkâr edenlere gelince, onların hakkı yıkımdır. Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.