Kategori arşivi: Yazarlar

EĞİTİM VE HASAN ALİ YÜCEL

Kentte gündem olan su, altyapı, dünya hareketlilik gününde bisikletlilerle buluşma, dünya temizlik günü etkinliği gibi konularda yazmak ve fısıltılarla büyütülen sorunları konuşmak gerekiyor ama acil bir konu hepsini ilgilendiriyor. İlgilendiriyor çünkü her işimizde başarı veya başarısızlık aldığımız eğitim ile bağlantılı. ‘Her şeyin başı eğitim’ diyoruz ya eğitimde amaç doğru olmalı. Doğru ne? Eğitimi dinselleştirip özelleştirerek kul yurttaşlar yetişmesine ön açmak mı; yoksa düşünen, üreten ve özgür yurttaşlar yetişmesine olanak sağlamak mı?

Hasan Ali Yücel’i tanır mısınız? Tanımadı iseniz tanımalı, bilmelisiniz. Çünkü Hasan Ali Yücel Cumhuriyetimizin temel taşı olan eğitimin ana yapısını oluşturan kişidir. Dünya eğitim tarihi incelendiğinde 1938-1946 yılları arasında olan T.C. Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç ön sıralardadır. Bize unutturulmak istenen bu kişileri insanlık unutmaz. Kurdukları eğitim sistemi dünya ülkeleri tarafından örnek alınmıştır, alınmaktadır.

Hasan Ali Yücel Türkiye Cumhuriyeti Devletinin en etkili Milli Eğitim Bakanıdır. Yoksul ve cahil bırakılmış coğrafyamız insanını çağdaş ülkelerle yarışır hale getirmek için sistem kuran, mücadele eden kişidir. Okuma yazmayı bilmeyen topluma önce eğitmenler sonra köy enstitüleri ile ulaşan bakandır. Devamında dünya klasiklerini dilimize çevirtmiş ve coğrafyamızın önemli kişilerini tanıtan eserleri çoğaltmıştır. Sözde değil özde bir ‘Yerli ve Milli’ eğitim politikası oluşturmuş dev bir insandır. Birçok iktidar gibi ülkemizin iktidarı da üreten, düşünen, özgür yurttaşlar yerine inançlı müşteri yurttaşı amaç edindiği için bu kişilerin dev atılımların karşı ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında atılan bu sağlam temellerin devamını getirmemek için her türlü karşı hareketi yapıyorlar. (Buna devrim diyorlar ki şahsen utanıyorum.)

Laik, çağdaş, cumhuriyetçi kentimiz aydınlanmayı sağlayan eğitim amacına ters çalışmaları yapmaya çalışıyorlar. Merkezi iktidardan cesaret bulanlar yerelden gelen cılız karşı duruşları görmezden gelebiliyor. Kentlilik bilincimiz gereği bu olumsuz çalışmalara karşı sesimizi duyurmalıyız.

Balkanlar’ın üniversitesi diyerek övündüğümüz Trakya Üniversitesi Rektörlüğü her nedense isim değiştirmeler ile uğraşıyor. Bu değişikliklere bugünlerde bir yenisi eklendiğine dair duyumlar kentte tartışma yarattı.Umarız bu duyumlar yanlıştır. Doğru ise de geçmişte Senato kararıyla yerleşkelerdeki cadde, bulvar, bina ve sokak adları verilmişti. Bugün değiştirilmesinin gerekçesi senatoda, akademide ve kentte tartışılmalıdır.

Daha önceki rektörler zamanında da bazı değişiklikler olmuştu. Özellikle Eğitim Fakültesi’nin bulunduğu alana yakışan İsmail Hakkı Tonguç adı değiştirilmek istenmişti. Kentin duyarlı kişi ve kurumları müdahale ettiler ve rektörlük kurnazca bir çözüm ile yanyana olan iki kapıdan biri İsmail Hakkı Tonguç kalmıştı. Yanındaki kapıya da ‘ısrar’ ile istenen yeni ad; Kosova adı verilmişti.

Gündemde olan Balkan Yerleşkesi’ndeki Hasan Ali Yücel Bulvarı’nın adının değişimi umarız sadece bir duyumdur. Sanırım bulvar görseli kalktı ama yenisi de konmadı. Bu değişikliği yapanlar kentteki tepkiyi ölçüp sonrasında icraat eyleyecekler! Umarız böyle bir niyet yoktur. Varsa da ilgili makamdan döner. Ayrıca kentin eğitim örgütleri, siyasi yapılar ve demokratik kurumları da bu değişikliğe karşı seslerini duyurmalıdır. Yazılı ve sözlü olarak gerekli girişimlerde bulunmalarıdır. Bu demokrasiye inanmışlar için olması gerekendir. Görev olduğu kadar bizim bu günlere gelmemizi sağlayan kurucu kadroya vefa borcumuzdur.

Rektörlüğe atandığında ‘Edirneli olması’ nedeniyle sevindiğimiz Sayın Rektör, umarız bu duyumun doğru olmadığını belirten bir açıklama yapar ve Hasan Ali Yücel’e olan saygınlığı vurgular. Dünya toplumları tarafından örnek alınan, evrensel ve doğal ilkelere dayalı yerli ve milli bir eğitim sistemi kuran Hasan Ali Yücel unutulmaz, unutturulamaz.

TEK ÖZGÜRLÜK

Neden Yaratan’ımın, sonsuz sevgisine, korumasına, nimetlerine şükretmeye, O’nun Kuran ve hadislerde ki emirlerine uyup, yolunda en az hatayla yaşamayı seçmeyeyim ki?..
”Ben yaptığını görmekteyim, iyilik yap, yapılmasını yay, benden iyilik bul; kötülükten sakın, kötülere müsade etme, benden güç, korunma, bereket al, seni de onları da görürüm, cümle alemin hayrına çalışırken benden güç korunma, zafer iste vereyim.!..” diyen Yaratan’ımın niçin, “KULU OLMAYAYIM!..
Bu bağlılık, sonsuz iyilik ve özgürlüğün yegane yolu olmuyor mu?..
YORUMLAYINCA:
“Oku!..”
Bilgiyi üretmek, inancı, bilimi, sanatı daima geliştirmek için çalış, verecek benim. Cümle yarattıklarıma fayda et!..
Karınca, küçük, yılan korkunç deme ümmetlerimin, emanetlerimin hasta olanlarını tedavi etmeye yola çık, bu yolda size sonsuz ilmimden vereyim!..” diye rahmet yolunu kuşanmayı bildirmiş olan, yüce Rabb’e sırt çevirmek hangi akla uyar?..
İNKÂRLA, ŞEYTANIN UŞAĞI OLMAYI SEÇİP, Şükürsüz, sadakatsiz, boş işler, boş birikimlerin hevesleri ile, Lüks, öğünme, yalan, dolan, kese, katlede, zehir zemberek (ZARARLI EGO YÜKLÜ,(FİZİKİ, MADDİ, DÜNYEVİ) ESARETİ NİÇİN SEÇEYİM Kİ?..

FİZİKİLER GEÇTİ GİTTİ, NE KALDI RUHTA? DEĞİL Mİ EN SONUNDA?..

Kuran’ı Kerim. Sure 44/Ayet 7-9:
Göklerin, yerin ve arasındakilerin Rab’bidir. Eğer gerçekten bilenler iseniz. Fakat onlar şüphe içinde eğlenirler.

KONUKLARINIZIN SESİ 380

            EĞİTİM VE ÖĞRETİMLE İLGİLİ BAZI GENEL BİLGİLER

             Çok az bildiğimiz Tıpla ilgili Genel bilgileri bile çok zorlanmadan yazabildik. Eğitim-öğretime gelince, ilk derslerimi 74 yıl önce geometriden bütünlemeye kalan sınıf arkadaşlarıma yardım için ve okul müdürünün sınıf verme koşulu istediği, bir albayın kızıyla İngilizce çalışmada verdim. Sonra da ilkokuldan üniversiteye çok değişik alanlarda öğretmenlik yaptım. Bugün doktora tezlerine yardımcı olduğum üç profesör var. Eğitim ve öğretimle ilgili bulduğum her kaynakla ilgilendim. Buna karşın şimdi “Ne yazalım? , Nasıl yazalım?” konusunda karar vermede sıkıntı çekiyoruz. Neden? Çünkü eğitim ve öğretimi o duruma getirdiler ki ücretsiz yardımcı olacak öğrenci bulamıyoruz. İlköğretim düzeyindeki çocuklarımız için yazdığımız kitaplar da, üniversite öğrencileri ve öğretim üyeleri için yazdığımız Bilgisayar Matematiği de, Hudut Gazetesi’ndeki eğitimle ilgili birçok yazımız da geniş bir ilgi uyandırmadı. Bu savaşımızı bu genel bilgilerle bir özetleme yaparak durduralım…

            1) Milli Eğitim Bakanlığı öğretim programlarını, diğer adıyla (Türkiye yüzyılı Maarif modelini) inceledik: Genel bakış, temel yaklaşım, öğretim programlarının genel amaçları ve öğretim videoları… İki video seçtik: Okul öncesi eğitim programı-Prof. Dr. Esra Ömeroğlu; ortaokul matematik öğretim programı-Prof. Dr. Dilek Tanışlı. Bir şey anlamadık. Nasıl yararlanacağımızı bilemedik. Anlatım dili bile bize yabancı. Birkaç örnek de verelim: “Bütün ideolojilerin üstünde milli bir şahsiyetin oluşumuna katkı”, “ontolojik bütünlük, ruh ve beden bütünlüğü, epistemolojik bütünlük; bilgi ve bilgelik, zamansal bütünlük”; “geçmişten geleceğe eğitim, aksiyolojik olgunluk; ahlaki bilinç ve estetik bakış açısı”, “bilgiyi davranış örüntülerinin içerisine dâhil etmek; kavramsal, sosyal-bilgisel öğrenme becerileri”, “(matematik) programda eleştirel düşünme, problem çözme, karar verebilme üst düzey becerilerini destekleyecek bütüncül bir içerik yapısına geçilmiş”…

            Biz anlamadık, vazgeçtik. Çocuklarımıza yalnızca yararsız, düzensiz, gereksiz bilgiler sunarak onları huzursuz, mutsuz kılan doldur-boşalt sisteminin, kölelik eğitiminin akademik anlatımı demek böyle oluyor.

            2) Eğitim fakültelerimizde öğretmenlik formasyonu adıyla eğitim felsefesi, eğitim sosyolojisi, eğitim psikolojisi, genel ve özel eğitim teknikleri, …verilen dersleri de yararlı bulamıyoruz. Nasıl kullanılacağını bilemiyoruz. Bu nedenle bu eğitim ve öğretimle ilgili bazı genel bilgilerde önce (youtube’da da yayınlayacağımız) iki yazımızı vereceğiz. Sonra da ilkesel önemli bulduğumuz bazı alıntılar yapacağız.

            3) LGS de MATEMATİK SORULARINA NASIL HAZIRLANIRIZ?

            a) ÇÖZÜM EZBERLERİZ!

            Bunun için kaynağımız çok. Dershaneye gideriz, özel ders alırız, soru bankaları kullanırız veya hepsini yaparız. İşimiz kolay, en basitten LGS de sorulanlara kadar sorular bize anlatılır, anlamazsak sorarız, bir daha anlatılır, başka örnekler çözülür, soru bankalarında da konu anlatımı var, bol örnek çözümü var. Zaten okulda da buna alışıyoruz. Çözümlü birçok örnek ve bunlara benzer alıştırmalar yapıyoruz.

            Bizim yapacağımız tüm çözümleri ezberleyip unutmamak. Bunun için de çok tekrar yapmalıyız. Yani çözümlere bir tür alışrmalıyız. Pekiyi, bu yöntemle başarılı olur muyuz?

            Çok çalıştıysak evet, zaten LGS de sorulan sorular sınırlı. (Biz 48 soru tipi belirledik.) Eğer bize LGS de sorulanlara benzer soruların çözümü ezberletildiyse, LGS sınavında benzetmeyi becerebilirsek pek düşünmeden hızla LGS sorularında da doğru şıkları işaretleriz. Sonra, lisede de çözüm ezberlemeye devam.

            b) MATEMATİĞİ ÖĞRENİRİZ!

             “Bu da ne? Biz matematik öğrenmiyor muyuz?” demeyin. Matematik dalları (Ortaokulla sınırlı kalırsak) Aritmetik-Cebir, Geometri (sayı doğrusu, doğru fonksiyonu, grafik, uzunluk-alan-hacim ölçüleri gibi) bu ikisi arasında eşlemeler, (yaş, alış-veriş, üretim-tüketim, orantı, yüzde, faiz problemleri gibi) aritmetik-cebir uygulamaları ve bazı özel problemler. Hepsi bağıntılı bilgiler. Siz örnekleri değil, yalnız genel bilgiyi ezberlemelisiniz. Örnekleri kendiniz çözebilmeli hatta kendiniz örnek oluşturabilmelisiniz.

            Kolay mı? Hayır, başlangıçta oldukça zor, üstelik okullarımızda tam karşıtı yapılıyor. Okullarımızda (üstelik tüm derslerde) irdeleme, sorgulama, çıkarım, ispat kalktı. Öğretmenlerinize örneğin “Cebir ne? , Özdeşlik ne? , Fonksiyon ne? , Denklem ne?” diye sorabilir misiniz? Kitaplarınızda bu soruların yanıtları var mı? Kitaplarınızda bir düzen, süslemeler dışında bir özen var mı? Daha basit soru, kitaplarınızı anlıyor musunuz? Bağıntılı anlatıma bir örnek verelim.

            Ortaokulda düzlem geometri öğreniyoruz. Yani her şey kâğıt üstünde, önce nokta ve doğru ile başlıyoruz. “Nokta ne? Doğru ne?” diye sormayız. Her cümle sonuna nokta koyuyoruz. Kâğıdımızın kenarları doğru… Sonra her şeyi bunlardan türetiyoruz.

            İki nokta bir doğru belirliyor. (Bu iki noktadan geçen doğru). İki doğru ise bir nokta, (kesim noktası). Nokta doğru üzerinde de olabiliyor. Bu durumda (bir ucu belli) iki yarı doğru (kitaplarda fizikten alıntı ışın deniyor) elde ediyoruz. Doğru üzerinde iki nokta alırsak aradaki doğru parçası, iki ucu da belli, bu kadarla bile bazı bağıntılar buluyoruz ama atlayalım.

             Uçları aynı iki doğru yeni bir şekil, açı, açının farklı türleri var: Dik açı, dar açı, geniş açı… İki açı (uçları ve bir kenarları ortaksa komşu açı…)

             Aynı doğru üzerinde olmayan üç nokta ve bu noktaları birleştiren üç doğru parçası yine yeni bir şekil: Üçgen, üçgenin iç açısı, dış açısı var. Genel özellikleri var. Türleri var. Kenarları dışında özel ögeler bulabiliriz… Yalnız bu kadarla bile kitap yazabiliriz.

            Eksik kalmasın bir de çemberimiz var. Ne olduğundan başlayarak bir kitap daha.

            Başta kolay mı diye sorduk, hayır dedik. Şimdi bir daha soralım. “Böyle anlatılırsa zor mu? Üstelik zevkli değil mi?” LGS sorularına gelince, gerekli matematiği öğrenmiş ve LGS sorularından çok daha zor sorular çözdüyseniz LGS soruları size çok kolay gelecek. Bazı cambazlıkla da şaşırmamak için geçmiş birkaç yılın sorularını önceden çözmüş olmanız yeterli. 48 soru tipini bizden alabilirsiniz.

            c) İlk iki şık, ben LGS matematiğinin 20 sorusunu da yanıtlamak, örneğin fen lisesine girmek istiyorum diyenler içindi. Böyle bir niyeti olmayanlar için, okulda hiçbir şeyi dert etmeyin. Anlatılanları sıkıcı bir film gibi izleyin. Öğretmenlerinizi kızdırmayın. (Kolay kızıyorlar değil mi?) “Kafam almıyor” diye özür dileyin. Ama daha ilkokulda seveceğiniz bir iş, bir meslek arayın. Seçtiğiniz mesleğe uygun bir liseye gidebilirsiniz. Ama mesleğinize sarılın, mesleğinizde en iyi olmaya çalışın. Masterchef’teki çocuklarımızı örnek alın. (Ama burunlarındaki halkalarını, dövmelerini hatta türbanlarını değil.)

                                                                                                                           Sağlıcakla,             

SÜÜTLEE GİDİYİZ SÜÜTLEEE

Hava da inadına sıcak. Ama yapacak bi şey yok söz vermiş Hüseyin bi kere; “Gütürcem sizi bu pazar Süütlee” deye.

Söğütlüğün önü ana baba günü park etmeye çalışan arabaların yoğunluğundan. İçerde araç park yerleri dolmuş, sağlı sollu Meriç köprüsünden Karaağaç köprüsüne dayanmış çift sıralı park eden arabalar.

Hüseyin taksitle bir sene önce işe gidip gelmek için aldığı küçük motoruna dört kişiyi sığdırmayı başarmış, sallanarak dura kalka yol almaya çalışıyor çarşıya doğru. Mahalleden çıkarken 4 yaşındaki oğlunu önünde ayakta tutuyor, direksiyona tutunmuşlar baba oğul. Arkasında 5 yaşındaki kızı, en arkada karısı düşmemek için motordan hem önündeki kızına hem kocasına tutunmaya çalışıyor bu sallantıda.

Hüseyin söz vermiş aylar önce bi kere kafası kıyakken kızanlarına ve karısına “Süütlük açılmış sizi pikniğe götürcem” deye. Hüseyin bu haftanın altı günü 600 kaat yövmiye ile çalışıyor, bi pazarı var o da Sara içi’nde arkadaşlarıyla şarap içmeye gitmesin mi? Onuştan her pazar geldiğinde bi dahaki pazara deye deye aylar geçiyor bir türlü kızanlarını karısını Süütlee götüremiyor.

Geçen hafta kızanları karısı hep bir ağızdan kafasını ütülediler akşamları işten geldiğinde. Karısı da her akşam sokuldu da sokuldu Hüseyin’e yeminli söz almak için. O da yemin billah etti ki bu pazar götürecek onları Süütlee.

Sıcak olacağını sülemişti televizyon ama yapçak bişey yok artık, yoldalar Hüseyin ve ailesi. Kızanları sevinçle tırmandılar motora, “Süütlee gidiyiz Süütlee” deye. Mahalleden çıktılar en fazla iki dakika sonra kesiliverdi sesi motorun. Hüseyin basar marşa; gıy gıy da gıy gıy ama nafile çalışmaz bi türlü motor. Aklına gelir Hüseyin’in açar depo kapağını sallar motoru şüle bi ama en ufak benzin şıkırtısı gelmez depodan. Benzini bitmiştir motorun, cepte vardır iki yüz lirası Hüseyin’in benzin alsa şaraba para kalmayacak. Yoktur yapacak bişey; “geri dönelim” der.

Küçük olan ağlamaya başlar, babasından şamarı yiyince daha da artar ağlaması. Büyük olan “yürüyerek gidelim ana, süle bubama” deyince o da anasından yer şamarı.

Önde Hüseyin küfürlerle iteleyerek götürdüğü motoru, arkasında iki kızanının birer elinden tutarak sürükleyerek ağlayan kızanlarını götüren ağzında kocasına beddualar yağdıran karısı.

Söğütlüğün önü ana baba günüdür arabalardan. Her arabadan bir veya iki mutlu çocuk inmektedir Söğütlüğe doğru ellerinden tutularak.

Ve, Meriç nehrinin kenarında 4 kayık bağlı durmaktadır; Ki bi tanesiyle on tane motor alır Hüseyin. Depoları benzinle doludur ama sahiplerinin işlerinin ve siyasetlerinin çokluğundan binmeye yoktur zamanları…

SİNTİNE

Güzelim dünyamızın yeşilini, mavisini karartırken, dünyalıların hiç umurunda değil, maalesef!..
Milyarlarca insanın yaşadığı dünyamızda eskiden atıklar bu kadar zehirli ve yoğun değildi. Şimdi, artan sanayi kuruluşları ve köyler bile yoğunlaşan kimyasal atıklarını derelere, nehirlerle, göllere denizlere boşaltıyorlar.
Ayrıca, denizlerde seyreden, on binlerce gemilerin, sintineleri, yani kimyasal zehirli atıkları da denizlere dökülüyor. Zehirleri arıtmadıkları için, nereye gidecek başka, havada, sularda, toprakta biriktikçe birikiyor ve insanların kendileri dahil nice masum canlıyı katledip soylarını kurutuyor!..
Bunları yapanlar ve yapılmasına seyirci kalanların kendi soylarını kuruttuklarının farkında bile değiller!..
Bu zehirli birikime nereye kadar müsade edilir, bilemem!..
Neymiş?..
“Atık arıtma istasyonları kurulursa paraları harcanırmış!..”
O üç kuruş kâr sapkınları,“Nasıl olsa ölünce yok olacağız, biz o günleri görmeyiz” inancına hiç aldanmasınlar!..
Allah’ın yaşasın diye yarattığı masum canlılara yaptıkları zulmün cezasını dünyada da, ahrette da mutlaka görecekler!..
Gelecek nesillere bıraktıkları zehir zemberek dünyada, onların çektikleri çileyi de görecekler!..
KİRLETİP, KATLEDENLER VE DÜNYAYA SAHİP ÇIKMAYAN “BANA NE” CİLER!..

O KİRLİ KÂRLAR SİZİ KURTARMAZ Kİ?..

Kuran’ı Kerim. Sure 42/Ayet 47:
Allah’tan geri çevrilmesi imkânsız bir gün gelmezden önce Rabbinize uyun! Çünkü o gün, hiç biriniz sığınacak bir yer bulamazsınız, itiraz da edemezsiniz.

FUTBOLDAN BİR ANI

Göztepe, geçtiğimiz Cuma akşamı İzmir’de Beşiktaş’ı 3-0 gibi net bir skorla geçti.

Kara Kartallar’ın bu mağlubiyeti, yeni sezondaki ilk 4 maçta ikinci yenilgisi oldu.

Lig maratonu uzun…

O konu ayrı…

**

Göztepe Teknik Direktörü Stanimir Stoilov, Beşiktaş karşılaşmasının ardından değerlendirmelerde bulundu:

“Bizim adımıza çok değerli bir galibiyet oldu. Tüm Göztepe ailesini bu başarıdan ötürü tebrik ediyorum. Bugün sahaya baktığınızda çok akıllıca oynadığımızı düşünüyorum…”

**

Konumuz işte Göztepe’nin hocası Stoilov…

**

1992 yılının Aralık ayı başı…

Şansal Büyüka, Milliyet Gazetesi Spor Servisi Müdürü…

Büronun telefonu çaldı, karşımda Büyüka…

– Bülent, Fenerbahçeli Stoilov ameliyat için Bulgaristan’a gitti. Hemen gidiyorsun…

**

Stoilov sakatlığı sonrası Bulgaristan’dan doktor istiyor.

Ardından da artroskopi için apar topar ülkesine gidiyor ve Kulüp Doktoru Asım Baykan’ı beklemeden Sofya’da bıçak altına yatıyor.

Fenerbahçe’nin 600 bin dolara transfer ettiği oyuncunun bu davranışı sarı-lacivertli camiada şaşkınlık yaratıyor.

**

Stoilov’u Sofya’da buldum.

Dianabat Sporcu Hastanesi’nde yatan Stoilov’un sağ diz yan çapraz bağlarındaki yırtık nedeniyle ameliyat edildiği, ancak ligin ikinci yarısında takıma dönebileceği açıklandı.

Prof. Dr. Sholev tarafından ameliyat edilen Stoilov’un 20 gün daha hastanede kalacağı bildirildi.

Durumu kendisiyle görüştüm.

Bulgar oyuncu, transfer edilmeden önce sakat olduğu yolundaki iddiaları reddetti.

Ligin ikinci yarısı başında tekrar sahalara döneceğini söyledi.

**

Stoilov ile röportajım Milliyet’in 8 Aralık 1992 tarihli nüshasında yayınlandı.

Başlık: Fenerbahçe’ye Bulgar oyunu!

Çünkü, Bulgar futbolcunun İstanbul’da tedavi olmak istememesi, sakat olduğu halde transfer edildiği  konusunda bazı şüpheleri beraberinde getiriyor.

**

Komşu ülkede yıllar öncesi “Sporcu Hastanesi” olması dikkatimi çekti.

“Şaşırdım da” diyebilirim..

Ünlü atlet Stefka Kostadinova, cep herkülü Naim Süleymanoğlu, Real Madrid formasını giyen Stoichkov, Olimpiyat şampiyonu atlet Yordanka Donkova… Sadece birkaç isim.

Demek ki bu başarılar kolay gelmiyor…

**

Bizde var mı?

Bazı hastanelerin bünyesinde “Sporcu Sağlık Merkezleri” olduğunu biliyoruz.

Peki, kapısında “Sporcu Hastanesi” tabelası olan bir kurum?

Duymadım, varsa buna da şaşırırım.

**

Göztepe – Beşiktaş arasında geçen sezon İzmir’de oynanan maç 1-1 sona ermişti.

Göztepe’nin hocası yine aynı isimdi; Sergen Yalçın ise spor yorumcusu…

Katıldığı programda anlatıyor:

“Birisi mesela Göztepe’nin teknik direktörüne şunu anlatsın. Çok gözümden düştü bugünkü maçı izlerken. Üç stoperli bir oyun nasıl oynanır? Nasıl oynanmalı?”

Tesadüf işte; üç stoper derken, bu kez kalesinde aynı takımdan üç gol…

**

Neyse…

Ne dedik?

Lig uzun…

TEDBİR

İstatistikler incelenirse, Türkiye de, kansere, şekere, kalp, damar hastalıklarına yakalanmış kaç kişi var, acaba?..
Son on yıldır azalıyor mu, çoğalıyor mu?..
Son on yılda bunlardan kaç kişi öldü veya hasta, ilaca bağımlı, sakat yaşıyor, sebepleri neler ve önlemek için neler yapılmış acaba?..
Aslında, bu hastalık ve ölümlerin sebebi belli ama gündemde değil nedense?..
Çoğalması ise gösteriyor ki İLÂHİ İKÂZLAR VE HELÂK çoktan beri başladı ve “VAZ GEÇİN, BU GİDİŞTEN!..” diye, akıbet GÖSTERİLE GÖSTERİLE, artarak devam ediyor!..
Şimdilik anlamak yine de işlerine gelmiyor, CORONA REZİİLLİĞİNE rağmen hem de!..
KOMŞU BAZI ÜLKELERİN DARMA DAĞINIK HELÂKİNİ GÖRMEZ MİSİNİZ?..
Tabiatı mahveden, zehir zemberek “VAHŞİ KÂR TARZLARINI” düzeltmeye yanaşmayan dünya ülkeleri için, GİDEREK SULARININ DAHA DA ISINMAYA BAŞLADIĞI AÇIKÇA GÖRÜLMÜYOR MU, SİZCE?..
“HAK” YOLUNA MI KOYULURSUN, YOKSA TABİAT EMANETLERİNİ KATLETMEYE DEVAM MI?..
Bu sorunun muhatabı biz insanlarız!..
Bir gün gelir de her birimize sorarlarsa, “Kâr ediyoruz” diye ortalıkta kan gövdeyi götürürken,Sen armut mu topluyordun?…” diye!..

NE CEVAP VERECEĞİZ?..

Kuran’ı Kerim. Sure 5/Ayet 79:
Onlar işledikleri kötülüklerden birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Andolsun yaptıkları ne kötüdür.
46/27-28: Andolsun biz çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. Belki yeniden yola dönerler diye ayetleri tekrar tekrar açıkladık.
Allah’tan başka kendilerine yakınlık sağlamak için tanrı edindikleri şeyler kendilerine yardım etselerdi ya! Hayır onlar bırakıp gittiler. Bu onların yalanı ve uydurup durdukları şeydir.

NEDİR BU VAHŞET

Gün geçmiyor medyadan öğrenmenmeyelim öldüren öldürene. Bu konuda kullanılan araç ise ekseri ateşli silahlar oluyor. Boşanma davası açan karısını öldüren adam, alacak verecek yüzünden anlaşamayan kimse arkadaşını öldürüyor, 16 yaşındaki saldırgan çocuk iki polisi öldürüyor. Beş yaşındaki çocuk anlatıyor; annesini babam tuttu dedem kesti, Faslı bir yabancı sevgilisinin dairesinde ölü bulundu, arazi anlaşmazlığı yüzünden bir birine silahla ateş ediyor, biri yaralanıyor diğeri ölüyor. Yalnız Türkiye’de değil diğer ülkelerde de buna benzer olaylar oluyor. Ondört yaşında bir çocuk silahla bir okulda dehşet saçıp arkadaşlarına ateş edip öldürüyor. Suikast amacı ile bir bir gurup insan metroda bomba patlatıp bir çok ölümlere neden oluyor. Bu vahşet olaylarına sebep ne?
Bu dehşet olaylarının bir kısmı şuursuzluk isede çoğu bilerek kasıtlı olarak yapılıyor. Bunun en büyük nedeni de benlik duygusunun bazı kimselerde çok yüksek olması, kendini çok üstün görmesi, haksızlığa tahammül edememesi, her olayı silahla kendi çözeceğini sanması, çevresinde nam salma düşüncesi, yasal yolların uzun sürdüğü formalitelerin ağır bastığı bilinci ile adaleti kendi yaratma hevesi.
Silaha bu kadar düşkünük birazda televizyonda gösterilen vurdulu, kırdılı diziler ve filmler oluyor. Filmde en ufak anlaşmada silahlar çekiliyor, ölen ölüyor, kalan kalıyor, yani bir yerde silah her şeyi halleder havası yaratılıyor. Birazda ebeveyinlerin çocuklarınla ilgilenmemeleri, onlardan uzak durmaları, çocuklarını yalnızlığa itmeleri, bunun neticesinde çocuklar terör, anarşi örgütlerinin eline geçiyor. Onlarda çocukları böylece kullanıyorlar. Rakip ailelelerin rekabet sürtüşmeleri bunlara sebep oluyor.
Peki bu silahlar nereden bulunuyor? Bu silahların bazıları ruhsatlı, bazıları ruhsatsız. Ruhsatsız olanlar 25 milyon adet olarak belirleniyor. Medyadan öğrendiğimize göre silah almanın çok kolay bir iş olduğu belirleniyor. İnternet aracılığı ile bile silah alınabilirmiş. Bu kadar kolay silah temin eden kişi hak aramanın namlunun ucunda olduğunu niye düşünmesin.
Peki bu duruma ne yapılabilinir? Konunun hukuki yönü var, hukukçular çocuklar için ceza sürelerinin arttırılması taraftarı. faydalı olurmu göreceğiz. Sadece çocuğa ceza vermek meseleyi halledermi, suçu işleyen çocuğun ailesi onunla ilgilenmemişse çocuğun ana, babasına da ceza vermek etkili olmaz mı acaba?
Silah edinmeyi zorlaştırmak, silah sahiplerinden can acıtaçak okkalı vergi almak, neden silah edindiğini sorgulamak, evlerde, işyerlerinde silah arama uygulamaları yapmak, mümkün olduğu kadar vurdulu, kırdılı dizilerden vazgeçmek.
Aileler zenginim diye çocuklarına bol para vermemeli. Çocuklar o paraları biriktirip ateşli silah alabiliyor. Ortaokulda, lisede hak arama konusunda dersler verilmeli, yollar gösterilmeli, silahın insanın başını derde sokacağı anlatılmalı, en iyi hak arama yönteminin adli merciler olduğu anlatılmalı, Liselerde hukuk dersi okutulmalı.
Her şeyi devlettten beklememeliyiz, bizlerde bu gibi konularda devlete yardımcı olmalıyız. Konu komşu, hısım akraba ölümlü olaylarda olay olmazdan önce hasımları kontrol altında tutmalı. Köy düğünlerinde havaya ateş edeceğim derken başka birini yaralamak, hatta öldürmek ufak bir olay değildir. Ne yapılabilir; Jandarma düğüne gelenlere üst baş silah araması yapmalı.
Bu olaylar başka ülkelerde de oluyor diyerek Türkiye’de olanlara pas geçemeyiz. Bu olayların üzerine hukuki, polisiye tedbirler almalıyız, çocuk suçlarında mesele yalnız çocuğa yüklemekle hallolmaz. Rüştünü almamış çocuklarda ailenin, babasının, anasının da payı var, onlarda sorguya alınmalı. Olaylar gittikçe artıyor. NEDİR BU VAHŞET . . .

HAYVANLARA AYIP

Meselâ, “Hayvan herif!..” Derler ya!..
Eğer insansa, adı “Doğan” eğer hayvansa, adı yine “Doğan,” Kimse alınmasın, kişisel değil, sadece bir örnek. İnsansa “Aslan” değilse, “Aslan” bir hayvan cinsi. Ne güzel!..
Arkadaşım anlattı, dedi ki:
“Ben, hainse, ona adıyla seslenirim de, biraz ağdalı seslenirim. Aradaki farkı anlamaz, gülerek bakıp, “Efendim” der.“Anlasa zaten hain olmaz, muhtaçlara kötülük yapmaz!.. Böylece onunla yaşar giderim” dedi.
Ona, arkadaşıma dedim ki:
“Senin yaptığın çok ayıp!..
“Neden?..” dedi.
Yine dedim ki:
“Ayılara, yılanlara, öküzlere ayıp, onların suçu ne?.. “
Aklını pozitiflik yerine negatifte kullanan insanları, hayvanlarla mukayese etmek büyük hatadır!..

BEREKET MELEKLERİMİZ ile, hain şeytan uşağını bir tutmak olur mu hiç?..

Kuran’ı Kerim. Sure 13/ayet 34:
Dünya hayatında onlara sadece bir azap vardır. Ahret azabı ise daha şiddetlidir. Onları Allah’tan koruyacak kimse de yoktur.

Akran zorbalığı üzerine…

En az 2-3 defa yazmışımdır bu önemli konuyu.

Okulların açılması ile birlikte görüyoruz ki artarak devam ediyor.

İşte bu nedenle bir defa daha yazayım istedim bugün.

Ebeveynler çok dikkat etmeli!

Varsa, onların büyükleri de…

Çünkü hemen her yerde, sonucu çok üzücü olan olaylar artmaya başladı son günlerde!

TV haberlerine, sosyal medya paylaşımlarına bakıyoruz; okul bahçelerinde, sokaklarda hep aynı manzaralar.

10-15 yaş arası çocuklar güç gösterisindeler adeta!

Görüntülere bakılırsa, aralarında çeteleşenler bile var maalesef.

Hiç kuşkusuz, bu gibi olayların yaşanmaması için ailelere önemli görevler düşüyor.

Gözümüz; her zaman çocuklarımızın, torunlarımızın üzerinde olmalı.

Bırakın 16-17 yaşındakileri, 5-6 yaşında çocukların bile gece yarılarına kadar sokaklarda dolaşmasına göz yuman aileler var maalesef!

Allah muhafaza, başlarına bir şey gelecekmiş, birçok ailenin umurunda değil.

Üzülmek ve sonradan canımızın yanmasını istemiyorsak; çok ama çok dikkat edelim lütfen.

Unutmayalım ki; eğitim okuldan önce ailede başlıyor.

Bu eğitimi vermek birinci önceliğimiz ve görevimiz olmalı.