Kategori arşivi: Yazarlar

 YAPI — YAPI . . . hep yapı!

İnsanların günlük yaşamında barındıkları yerler elbette yapılardır. Çeşitlilik bakımından, malzeme bakımından, amaç bakımından çeşitli isim alırlar. Örneğin, ahşap, taş, ibadethane, yollar, köprüler, barajlar daha bir çokları. Ama insanlar için en önemlisi barınma amaçlı evler, çok katlı apartmanlar onların çoğunlukta olduğu siteler, daha ötesi mahalleler ve şehirler.

Yapı denilen konu taş devrinden beri devam etmektedir. Gittikçe gelişmiştir, bir katlıdan başlayarak çok katlılara kadar uzanmıştır. Bugün Türkiye olarak iyi bir inşaat sektörümüz var. Bina olarak her türlü yapıyı yapabiliyoruz, diğer yapılarda da geri değiliz. Ülkemizi apartmanlarla donattık, her önüne gelen inşaatçı oldu. Bu hesapsız gidişat güzelim ahşap konakları, yeşil bahçeleri yok etti. Bunda bir zorunlulukta var; nüfus sayımız gittikçe artıyor, o insanlara barınak lazım. Eskiden bir, iki katlı evler yeterli oluyorsa da artık olmuyor. Konu çok katlıya dönüştü, doğa yok edildi.

İnşaat sektörünün bir iyi yanı da fazla istihdam sağlıyor yani çalışma olanağı yaratıyor. Ondan önemlisi de başka sektörleri de besliyor. Bir hesap yapılıyor; bir inşaat sektörü 255 sektörü besliyor, küçümsenecek bir konu değil. Bir inşaata kalkıştığın zaman Belediye harcını alıyor, mimar, mühendis kazanıyor, kumcu çimontocu, demirci kazanıyor, taşeronlar, onlara bağlı işçiler kazanıyor, malzeme satanlar kazanıyor, inşaatı yapan yapıcı kazanıyor. Bazen de işi zararla kapatıyor. Kim böyle sektöre heves edip balıklama dalmaz?

Acaba her şey göründüğü gibi mi. Bina dediğimiz yapı havada durmayacak, arsada duracak. Arsa dediğimiz yerleri yaratmak için güzelim tarım arazileri parsellenip inşaat alanına dönüştürülüyor. Bu nedenle inşaatlar yüzünden ekilebilir tarım arazisinin Türkiye %,15’ini KAYBETTİ. Küçümsenecek bir olay değildir. Kimin umurunda; yapıcı, tüccar kazanıyor, cüzdanlar para doluyor.

Peki inşaat yapmayacak mıyız; elbette yapacağız. Yol, köprü, baraj, tünel, okul, hastane, deprem evleri bunlar zorunluluktan, ihtiyaçtan doğan yapılar. Bir de keyfi sırf para kazanayım diye yörede ihtiyaç olmasa da yapılan yapılar var. Bugün Edirne’de böyle yapılar oldukça, fazla buna bir çare bulunmalı. Yoksa yurt içinde yapılan yapı alışverişi benim param senin cebine, senin paran benim cebime. Bu kazanç değildir, asıl kazanç yurt dışında işler alıp, bina yapıp, o parayı yurda getirmektir. İşte kazanç budur.

Ukrayna, Gazze, başka Arap ülkeleri yerle bir oldu, artık bu ülkelerde savaş bitmelidir, barış olmalıdır. Ondan sonrası imar faaliyeti. Oralardan iş alıp, inşaat yapabilirsek o yapının kazancı Türkiye için kazanç olur.

Birde inşaat sektörü dururken devletin kiralar çok yüksek bahanesi ile yapılar yapıp halka ucuz fiyatlarla satması. Anladık ama devletin işi devletlik yapmak, inşaat yapmak mı! Bırakın yapıları inşaat sektörü yapsın.

Konu ihtiyacın üstünde yapı yapıp olayı karmaşa haline getirmek. Bugün Edirne’de ihtiyacın üstünde yapı var. Acaba diğer şehirler nasıl, onlarında bizden farklı olduğunu sanmıyorum. Her işte olduğu gibi yapıda bir hesap kitap işi. Bu konunun muhatabı da Belediyeler oluyor.

YAPI — YAPI –…. hep hep yapı…

GENLER         

Bir köyün yakınlarında, bahçelik bir barakada kalıyordum. Bir gün bir baktım, bahçeme bir köpek gelmiş. Ona ekmek, kuru mama su verince benimle kaldı.
Tam 12 yıldır benimle, ancak bir türlü ona dokunamadım, başını okşayıp, sevemedim. Onca yıldan beri, halâ benden uzak kalmaya dikkat ediyor; ona yaklaşınca ürküp kaçıyor, ben uzaklaşınca yine yarine gelip yatıyordu.
Neden?.. diye merak ettim.
Dikkatli bakınca, BİR KULAĞININ KESİLMİŞ olduğunu gördüm.
Demek ki, cahilin biri bir kulağını kesip canını yaktığında, can havliyle kaçıp kurtulmuş, benim bahçeme sığınmış…(Köpeklerin kulaklarını ve kuyruğunu kesmek, şeytana hizmetir biline!… Allah kusurlu mu yaratmış ki…)
Bu tek kulaklı köpeğim, bir başka köpekle çiftleşmiş, bahçemde dört yavrusu doğmuştu!..
Çok ilginçtir ki, bu dört yavru da, babaları gibi ANADAN ÜRKEKTİLER.
Ben onları beslemek için mama koyarken, bile uzak duruyorlar, ancak ben uzaklaştıktan sonra gelip mamalarını öyle yiyorlardı.
Halbuki ben elimle baslediğim başka köpeklerin yavrularını bilirim!..
Bunlar beni görünce, sanki onlara daha önce zarar vermişim gibi, uzağa kaçıyorlardı.
Hem de yıllarca onlara en sevdikleri yiyecekleri önlerine koymama rağmen!…
Neden böyle?.. diye düşündüm.
Aklıma babalarının ürkekliği geldi.
Ve de demek ki, babalarının kulağının kesilmesiyle ilgili CAN YANMASI, KORKU VE İNSANLARA GÜVENMEMEK genlerine işlemişti.
Yani, ve o babanın genlerine sahip, yavrularına da, İNSANDAN KORKMA, GÜVENSİZLİK, aynen geçmişti!..
Demek ki, başa gelen, negatiflikler de, pozitiflikler de, insan algılarımızı derinden etkiliyor ve bu etkiler ebeveynlerden çocuklarına geçiyor!..
Pozitif etkilerle gelişen nesiller ürerken, negatif etkilerin çoğunluğunda yozlaşan nesiller türüyor.

Demek ki, bir toplum, negatifliklerini çoğalttıkça, yozlaşan nesiller de artıyor, sonuç, bir şekilde Hak’ın helaki kaçınılmaz oluyor.

Kuran’ı Kerim. Sure 19/59:
Sonra, bu peygamberlerle Salih kimselerin arkasından bir nesil geldi ki, namazı terk ettiler, şehvetlerine uydular; bunlar da, Cehennemdeki “Gayya” vadisini boylayacaklardır.

11/116: Şimdi, sizden önce ki devirlerde, yeryüzünde fesat çıkartmaktan alıkoyacak, faziletli akıl sahiplerini içinizden çıkartsaydınız ya! Fakat onlardan kuruluşa erdirdiğimiz kimseler pek azdır. Zulüm yapanlar ise, kendilerine verilen refahın ardına düştüler ve suç işleyen günahkar oldular.

Namazı terk etmek: Namaz: Huzurda kılınan namaz. Savaşta bir veya iki rekat. Genellikle iki rekat. Rahat ortamda fazlaca olabilir ama “AŞIRILARI ALLAH SEVMEZ” ayetini hatırla.
Namaz: Namazın bir tanımı da, Allah’ın her an kendisini izlediğini bilerek, O’na layık olarak davranmaktır. Namazın bir tanımına da, (Her an HUZURDA olduğunun bilinciyle olan DAVRANIŞLAR) da diyebiliriz.

Enez’de geçen bir yazın ardından…

Yaz ayları bitti de sonbahara girdik bile.

Elbette sağ olanlar için nice yazlar gelip geçecek.

Allah herkese tekrarlarını nasip etsin inşallah.

Yaz nasıl geçti derseniz, bilhassa Temmuz ayından bugüne kadar benim için  stresli geçti diyebilirim.

Pek çok insan gibi ben de bazı konularda rahatsız olduğumu söylesem yalan olmaz.

Malum, bütün  tatil yörelerine olduğu gibi Enez’e de yoğun bir tatilci akını vardı bu yıl.

Bunların birçoğu kendi konutlarında, bir kısmı da oteller, pansiyonlar, kiralık konutlarda ve kamp alanlarında tatil yaptılar.

Astronomik fiyatlar istenince de bir konutun 3-4 aile tarafından kiralandığına tanıklık ettik bu arada.

Bu kadar kalabalık aileler küçücük evlerde konaklarken, konaklayanlardan  bazıları da ‘ben buraya para veriyorum, yerim içerim sabaha kadar da kafama göre eğlenirim’ düşüncesiyle hareket edince; bazı gün ve gecelerde pek çok insanın rahatsız olması da kaçınılmaz oldu doğal olarak.

Kiralık konutlar turizm belgeliymiş, belgesizmiş, sitelerde bütün kat maliklerinin oy birliği ile aldıkları kararlar varmış, yokmuş, denetimler yapılıyormuş, yapılmıyormuş, konaklayanların kimlik bildirimleri kolluk kuvvetlerinin bildirim sistemine aktarılıyormuş, aktarılmıyormuş bunları elbette bilemem.

Sorgulamak üstüme vazife de değil.

Ancak, benim gibi belli bir yaşa gelmiş, sessizliğe ve istirahate daha fazla ihtiyacı olan insanlara, daha da önemlisi uykuda olmaları gereken saatlerde ufacık bebeklere, çocuklara verilen rahatsızlıkları dile getirmezsem, sessizlerin sesi de olmamış sayılırım.

Maalesef ki; bazı günübirlik kiracılar çoğu kez deyim yerindeyse işin suyunu çıkardılar bu yaz!

Dilerim; 2027 yazı insanların birbirine daha anlayışlı ve saygılı olduğu, hiç kimsenin rahatsızlık duymadığı güzel bir yaz olur.

YORUMA BAKAR MIYIZ

Yine memleket meselelerinin görüşüldüğü toplantıların birinde, din hocaları da bulunuyordu.
O toplantıda, ATAMIZ, hocalarımıza sordu:
“Hz. Muhammet Allah’ın nasıl bir kuludur?..” diye sordu.
“Allah’ın en sevgili kuludur, Habibidir” gibi cevaplar aldıktan sonra, Atamız Hz Muhammet’i şöyle tanımlamıştır.
“Bizim sevgili Peygamberimiz, Allah’ın emirlerini insanlığa, üstün devrimci davranışları ile bildirmiştir.
*AKILCI, İLİMCİ; ADALET VE HOŞGÖRÜLÜ;
*İLERİ GÖRÜŞLÜ, DEMOKRATİK, KÖLELİĞE, SÖMÜRÜYE, ZULME KARŞI, ÖZGÜRLÜKÇÜ;
*CÜMLE ALEME, İNSAN, DOĞA, HAYVAN, AĞAÇ, BİTKİLERE HÜRMETLİ;
*Cümle aleme, HALKÇI, TOPLUMSAL GELİŞİM İÇİN MÜCADELECİ;
*HAKSIZLIKLARA KARŞI BOYUN EĞMEYEN, CESUR SAVAŞÇI;
*SAVAŞ PLANLARIYLA, DEHA KOMUTAN; *İŞTİARECİ, ÇOK FİKİRLİ MECLİSİ SAVUNAN, CUMHURRİYETÇİ;
*İNANÇTA ZORBALIĞA KARŞI, LÂİK, ŞEVKATLİ BİR ÖĞRETMEN;
*POZİTİFTE AKIL İŞLETMEYİ İNSANLIĞA İBRETLERİYLE ÖĞRETEN, ALLAH YOLUNDA, CÜMLE ALEMİN FAYDASINA ÇALIŞAN, İNANÇ AHLAKLI, SOSYAL BİR DEVRİMCİDİR!..” diye, sevgili Peygamberimizi tanımlamıştır.
Peygamberimizin ibretlik hayatından alacağımız ders işte böyle olmalı!..
AKLI KULLANARAK İŞTE BÖYLE YORUM YAPILIR.
AKLI KULANABİLMEK MESELE!..
EZBERE, DİN TELLALLIĞI YAYGIN MAALESEF!..
AKILLAR KOLAYDA…

Peygamberimiz, gerçek müslümanlık yolunu bizzat yaşamı ile örneklemiştir.

Kuran’ı Kerim. Sure 8/Ayet 22:
Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.

ÖZGÜR ÖZEL’E MEKTUP

Duydum ki kentimize geliyormuşsun. Ben burada olmayacağım için bu mektubu iletmeyi yurttaşlık görevi bildim. Öncelikle hojgeldiniz der gözlerinizden öperim.
Sayın Başkan; partiniz üyesi olmasam da aydınlanma, doğa, demokrasi ve barış mücadelecisi bir seçmen olarak kurmak zorunda olduğunuz Yeni Parti’de olması gereken yenilikleri kendimce haddim olmayarak önermek gereği gördüm.
Öncelikle sizi izliyor, beğeniyorum ve 22.07.2026 günlü tüzüğünüzü inceledim. Ancak mevzuata yazmaktan öte uygulamanın önemli olduğunu vurgulayayım. Bizdeki yanlışlar; gündelik ilişki ve uygulamalardaki yanlışlardır.
Adında adalet olan partilerin adaleti yok ettiklerini çok kez gördük o nedenle adı Yeni olan partinizin de gerçekten yeni ilişikliler ve anlayışlar ile oluşması gerekmektedir. Özellikle kentimizde onlarca yıl yerel yönetimde olan eski partiniz başarılı yerel idareden değil de ülkedeki ikilikten yararlanarak yönetimde kalmıştır. Öncelikle yerelde bunu bilmenizi ve bu anlayışın aşılmasını hedefe yerleştirmenizi öneririm.
Güçlü il ve ilçe yönetimi ile kendinden de olsa yerel yönetimi denetleme, önerme, eleştirme yapabilen ve kent örgütlerinin katkısını alan makamlar olmalıdır.
Seçimle gelen ve toparlayıcı olan il ve ilçe başkanları her ne olursa olsun tüm üyelerin demokratik katılımı ile belirlenmelidir. Ki üyeler de bu demokratik seçeneği talep etmeli, katılmalı ve örgütüne, kentine ve seçtiklerine sahip çıkıp saygılı olmalıdır.
Üyelerinden aidiyet için mutlaka alt sınırı belirlenmiş ve isteyenin fazla da ödeyebileceği bir sistem olmalıdır.
Üyelerinin sivil toplum örgütlerinde olmasını teşvik için görev ve sorumluluk vermelidir. Parti öncüleri kendine özel, partiye itaat eden sivil örgütler kurmak yerine kentteki bu tür sivil örgütlere katılımı desteklemelidir. Olmayan alanlarda da örgütlenmelere öncülük etmelidir.
Seçilmiş parti öncüleri, kent önde gelenleri ile kent sorularına dair toplantılar yaparak kent sorunlarının çözümünü parti siyasetini aşan ilişkilerle gündemde tutmalıdır.
Onlarca yıldır yerelde yönetimde olan ayrıldığınız eski partililer gibi seçmeni çantada keklik gören anlayışı eskide bırakmalıdır. Gerçekten Yeni bir anlayış ile hizmet programları sunmalı ve yerelde gerçekleşmesi gerekli önerileri uzman ve yetkililerle gündemde tutmalıdır.
Yönetimde olduğunuz yerellerde sözde değil özde tarafsız olunmalıdır. Yerel idareler kentte tarafsız olmalıdır. Yerel idare olanaklarını her kuruma eşit sunmalıdır. Yerel yönetimin hesap vereceği yerler atanmış idareciler değil oy aldığınız kentli olmalıdır. Ancak kararlar da kentlinin hakkını korumak üzerine olmalıdır. Hatıra binaen aydınlanma karşıtlarına yer tahsisleri yapan yerel idareciler olmamalıdır.
Topluma dönük konuşmalarda dil sade ve anlaşılır olmalı,vaatlerini nasıl, ne zaman, hangi kaynakla yapılacağını anlatmalıdır.
Toplumu kutuplaştıran söylemlerden kaçınmalı hele de etnik ve inanç kaynaklı toplumsal değerleri zedeleyecek cümleler ve anlayışlar olmamalıdır. Parti kişilerin bu özgür alanlarının güvencesi olmalıdır. Ve bugünkü siyasi geleneklerin yüz sene öncesi kuruluş ve kurtuluş sürecinde dengeler gereği birlikte olduğu unutulmamalıdır. Bugün bu ilkeleri kimlerin sahiplendiği öne çıkarılmalıdır.
Seçilecek kadrolar aday adaylığı sürecinde iyi incelenmeli ve geçmişteki hataların bugüne yansımaları iyi tahlil edilmelidir. Sahada güven veren kadrolara sahada yer vermelidir.
Partililer sadece seçim zamanı değil, sürekli sahada olmalı ve örnek yaşam sergilemelidir.
Partililer eleştiren değil, yöneten gibi kendine güvenen biri olarak konuşmalı ve genel vaat değil, takvimli çözüm sunmalıdır.
Ve belki de en önemlisi, seçmenin oy potansiyelini arttıracak bir önerim de seçmen ile seçilenin ilişkilerini engelleyerek seçilenleri seçmeninden ayıran vekil ve başkan maaşları ve vekillerin emeklilik konusudur. Yeni Parti yeni bir anlayış ile bu ikilemi çözmelidir. Milletvekilliği bir meslek değildir; emekli maaşı almaları kabul edilemez. Yeni Parti Milletvekili ve yerel yönetim başkanlarının maaşları asgari ücret ile orantılı olmalıdır.
Kısacası Sayın Başkan kurtuluş ve kuruluş örgütlenmesi günün koşulları gereği yukarıdan önerilmişti. Güzel olan; bugün o ilkeler tabandan size dayatılmaktadır. Geçmişte umutların tüketildiği bir siyasi yapı olan eski partinizin kurucu felsefesinden kopmadan ancak yeni zamana uygun ilkeleri de kapsayan yenilemelerle iktidar olmasını sağlamak önce sizin sonra tüm Yeni Parti ve dostlarının sorumluluğundadır.
Kolay gelsin der selamlarımı iletirim…

İYİLİĞİN GÜCÜ

İYİLİĞİN GÜCÜ öylesine büyüktür ki, pek umursanmaz, yorumlanmaz nedense!..
İYİLİĞİ, KARŞILIKSIZ, “BUNU DA ALLAH YARATTI, BANA EMANET ETTİ” diye yapan bir kul, ALLAH İLE BERABERDİR. “ALLAH İLE BERABER OLMAK” tan daha büyük ve müthiş, güzellik, ne olabilir?..
“BEN SONSUZ KUDRET, RAHMET, HİKMET, SONSUZ SEVGİNİN TA KENDİSİYİM!..”
“Sizi ben yarattım, yine bana döneceksiniz” diye bildirmiş ya bize.
Bu müthiş güzelliğin zıttı olan, muhtacı umursamayan, iyiliğe emeği zahmet sayan, “Çıkarım olsa ne âlâ, çıkar yok ki, neden harcayacakmışım, bana ne” deyip, muhtacı, aç, susuz, sevgisiz, ilgisiz bırakmak, görmemezlikten gelmek, hele hele zulmetmek, katletmek, kovmak, öyle kötüdür ki, çünkü,”ŞEYTANLA BERABER OLMAKTIR”
İyiliklerin müthiş güzelliğinde, HAK’KIN SAHİBİ ile beraber olanların çoğalmasını dilerim!..
Örnek: Bir köyde, vicdanlı bir kişi yıllardır, sahipsiz sokak canlarına yiyecek, su verdiğini görüyorum.
Bir baktım, o kişi yavaş yavaş evini, avlusunu, bahçesini gönlüne göre ağaçlandırıp düzenledi. Köy yolu, yıpranık, tozlu topraklıydı, SADECE O KÖYÜN YOLU, GENİŞ BİR ASFALT OLDU!..
İşte bir kişinin iyiliği, böylesine tesirlidir.
O hayvansever, vicdanlı arkadaşa dedim ki:
“Bu köyde senin gibi biri daha olsa, bu köye nur yağar”
O da bana “Nerdee!..” diye cevap verdi.
Birde köy çoğunluğu, o vicdanlı arkadaş gibi olsalar, düşünün artık, Rabbin nimetlerini…
Yaratan’ı hesaba katmayanlar, ne oluyorsa, kendiliğinden oluyor sanırlar!..
NE YAPTIĞIN GÖRÜLÜR,
NE YAPARSAN ONU HAK EDERSİN…
İYİLİK BEREKETİ,

KÖTÜLÜK SEFALETİ KAZANIR!..

Kuran’ı Kerim. Sure 2/Ayet 195:
Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Yaptığınızı güzel yapın; Allah güzel yapanları sever.
3/92: Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça asla iyiliğe eremezsiniz. Ne harcarsanız, mutlaka Allah onu bilir.

VERİLEN ALINIR

“Eğer verilen bir nimetin, kıymeti bilinmez, hıyanet edilirse, o nimet, HAK ETMEYENLERDEN GERİ ALINIR!..”
İlâhi kanundur bu. Kitabını ve hayatı okuyan öğrenir!..
Sevgili önderimiz, Mustafa Kemal Paşa’mız Yüz yıl önce bizleri uyarmış!..
Yorumla: Cumhurriyet idaresi HALK’IN İNANÇLI BİLİMLE, YARDIMLAŞMA İLKELERİYLE, ÇIKAR BEKLEMEDEN, KENDİ MİLLETİ İÇİN OLDUĞU KADAR, BAŞKA MİLLETLERİN DE, HAYVANLARIN DA AĞAÇLARIN DA, DOĞANIN DA GELİŞMESİ, HUZUR VE REFAHI İÇİN ÇOK ÇALIŞMASI, demektir. İNSAN, HAYVAN, AĞAÇ, BİTKİ, DAĞ, TAŞ, TOPRAK, DÜNYADA YARATANI’IN TÜM HALK EDİLENLERİN muhtaçlıklarına çareler üretme yoludur, cumhurriyet…
Bir başka cümleyle, Cumhurriyet bir ulus millet olarak, TÜRK HALKI olarak, ALLAH’IN YARATTIĞI VE BİZLERE EMANET ETTİĞİ “TÜM DÜNYA HALKLARININ (insan, hayvan, bitki, doğa) HUZUR VE REFAHI İÇİN, “YARATAN’DAN ÖTÜRÜ” HİÇ KARŞILIK BEKLEMEDEN HİZMET ETMEK iradesi ve İDARESİ” demektir.
Pekiyi de yüz yıl sonra bugün, Yurdumuzun HALKI.. HALK EDİLMİŞLERİ olan, hayvanları, ormanları, suları, tahumları, atmosferi, ne alemde acaba?..
YURT VARLIKLARININ HAKLARI NE DURUMDAYSA, CUMHURRİYETİNİZİN DURUMU DA ÖYLE OLMAZ MI?..

Allah, hak etmeyenden VERDİĞİ BEREKETİNİ almasını da bilir.

Kuran’ı Kerim. Sure 8/Ayet 27:
Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamberine hainlik etmeyin! Bile bile kendi emanetlerinize ihanet etmiş olursunuz.

NOHUDUN YEŞİLİ

Saros’un bu ücra köyünde en büyük kızıyla birlikte yaşıyorlardı yıllardır.

Her gün olduğu gibi kahvaltı sonrasında kahvenin en serin, rüzgar alan yerine oturdu, sohbet edecek birilerini arıyor gibiydi gözleri. Yıllar yaşıtlarını bir bir elinden almış götürmüştü onu da bekleyen geleceğe doğru. Hissediyordu bunu.

Masasına oturan yeni emekliyi görünce yüzü aydınlandı, uzaklaşmakta olan kahveci Kel İsmail’e neşeyle sesleniverdi; “Çaylar iki olsun!”

Selamlaştılar genç emekliyle. “Kimsin, necisin/” diye sorular sorarak tanımaya çalıştı, sohbeti başlatmak istercesine.

“84 yaşımdayım. Baksana buraya, yaşıtlarımdan kimse kalmadı sohbet edecek. Çok yaşamak da bela be kardeşim. Kızımın yanında kalıyorum, dört taneler, bana o bakıyor. Diğer kızlarım da düzenli ararlar her gün. Hepsi bir tarafta işte, bayramlarda buluşabiliyoruz ancak.

Hayrabolu tarafındanım, köy kökenli. Yıllarca bir çift beygirle çiftçilik yaptım okuma yazma bilmeyen anama babama baktım. Kendim evlendim daha 17’sinde. Anam, babam, 5 kardeşiz 16 yaşında karımın üstüne kaldı bütün ev işleri. Ne çekti rahmetli karım bu dünyada, hakkını ödeyemem ben onun. Sekiz sene önce bıraktı gitti beni, bizleri, dayanamadı dünyanın yorgunluğuna.

Köyde bütün iş benim ve karımın üzerine kalmıştı. İyi havalarda tarladan eve gelemiyordum. Ekimi, tohumu, biçimi, harmanı, sapı sapanı. Bitmiyordu ki iş, kötü havalara bile sevinemiyordum evde kaldığıma, bir ahır büyük baş hayvan, mandası, ineği, ağılda koyunlar, keçiler. Hepsi bize bakıyordu, anam, babam, kardeşlerim de bizlere yardımcı.

Dört dönüm bahçe ekiyorduk. Kavunu, karpuzu, domatesinden tut da fasulyesine, mercimeği, nohuduna kadar.

Sen bilir misin nohudun yeşilini? Yeşil nohudun o ‘kekremsi’ tadını. Halen kokusu burnumda, geçen gün yeni mahsul nohut getirmiş satıcı, aldım avucuma kokladım, kokladım ama kokusu bile değişmiş sanki.

Evlendikten on sene sonra İstanbul’a gittim dört kızımı da alarak. Bir de kardeşim geldi yanımıza okumaya. Çamaşır, bulaşık makinesi nerdeee? Suyu mahalle çeşmesinden taşıyarak dört sene de kira evlerinde gezindik. Tüm yük gene rahmetlinin üstünde. Sonra yaptığımız gecekonduya su bağlatırken sevincinden ağlamıştı rahmetli karım.

Aynı fabrikada çalıştım emekli olana kadar, serde solculuk var hep mücadele içinde geçti ömrüm. 69’da 6.Filo’nun protesto gösterilerine katıldım. 12 Eylül öncesinde kelle koltukta sendikal faaliyetlerim yıllarca faşistlerin ölüm tehditleriyle geçti.

Kanlı 1 Mayıs’ı yaşadık, olaylarda birlikte çalıştığım bir arkadaşım öldü kurşunlarla. 12 Eylül oldu bir günde ne çatışma kaldı, ne terör. Koskoca devlet yıllardır neden engellemedi de darbe yaptılar her şey bitti. Yazık ettiler bu ülkenin on binlerce gencine. Memleketin hayırlı evlatlarını tırpanla biçer gibi biçtiler de bak bu günlere gelmemize neden oldular.

Emekli oldum çalışmaya gene devam ettim. Biraz benim, biraz da kızlarımın desteğiyle bu yazlığı kooperatif olarak ödeyerek hak kazandık. İstanbul’da da kızımın yanında kalıyorum, yazı da burada geçiriyoruz. Burası daha iyi, baksana üstümüz orman, ilerisi deniz, hava mis gibi. Benzer mi İstanbul’un rezilliğine.

Şimdi köyümde ne büyük, ne de küçük baş hayvan kaldı. Orda da sadece benim gibi ihtiyarlar. Gençler hep şehirlerde ekmek peşinde. Bahçeler boş, evler virane, ölenin yerini kimse doldurmuyor köylerde. Nohut mu? Ne yeşili var artık ne kurusu köyümde, marketten alıyorlar nohudu marketten.”

GİDİŞAT

İnsaoğlunun gidişatına bakarsak, artık “İnsan oğlu” olmaktan çıkıp, AYIRIMSIZ, “İnsan evladı” olma zamanı geldi de geçiyor.
Dünyada düşmanlık, kan, gözyaşı, yıkım yerine saygının, sevginin hakim olması gerek miyor mu?..
Bilinsin ki, dünya sahipsiz değil, insan ırkı galaksinin sevgi boyutuna bekleniyor!..
Bu nasıl olacak?..
Bu düşmanlık, sömürü yıkımları nasıl bitecek?..
Dostluk ve yardımlaşma nasıl başlayacak?.. dersek…
Çok kolay, Yaratan’ımız, tahrif edilemeyecek olan Kuran’ı Kerim ile bize kurtuluş yolunu açılıyor.
Allah’ın uyarısıdır:
“Anlamak için herkes kendisi okusun!..”
Bu kadar kolay işte!…
DİKKAT!..
Şeytan uşakları çelme takmaya hazır, sürüyle, her köşebaşını tutmuşlar!..
Negatifler de devrede, kandırıp yakmaya, ona göre!..
Hem biz, hem komşularımız, hem de bütün dünya insanları, Kuran’ı okusun, İncil ve Tevrat gibi kutsal kitaplarımızı da, Kuran’da açıklanmış olan, hurafelerden, (Yalan uydurmalardan) temizlayelim…
Sonra O Kuran, Tevrat, incil, zebur gibi dört kutsal kitabın medeniyet yolunda TOPLAŞALIM!.. Ve de Allah’ın güzel kulları olarak, iyliklerde yarışalım, birbirimize karşı, saygıyı, sevgiyi, yardımlaşmayı kuşanalım. Kötülüklerle, şeytanın adi tuzakları ve yalanlarına karşı, ÖNCE, İNANÇLI BİLİM eğitimi ile, birlikte savaşalım!..
Bilinsin ki, “Yaratan Allah” ve “Allah’a kulluk” bilinci gelişmezse, insanı şeytan kapacaktır. Başka üçüncü yol yok!..
Namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmekle, şehadet getirmekle dindarlığı sınırlamak, şeytana hizmet eder. Bunlar Allah yolunun giriş kapısında lazım, çıkış kapısına kadar yapacaklarımız var!
Beş farzla yetinmek yetmez ki!..
Ve de cümlenin faydasına, canınla malınla emek varmek, harcanmak, asıl inançtır. Sonu da yoktur.
İnançlı bilimle inşallah!..

Ne mutlu galaksinin sevgi boyutuna layık olanlara!..

Kuran’ı Kerim. Sure 1/ayet 1,2,3,4,5,6,7:
Şeytanın şerrinden sana sığınırım. Senin adınla okumaya başlarım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlarım her işime. Hamd Allah’a dır o verirse olur. O rahman ve rahimdir. Ceza gününün sahibidir. Ancak Allah’a kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız. Bizi doğru yola ilet. Kendilerine lutuf ve ikramda bulunduğn kimselerin yolunu, gazaba uğramışların sapmışların yolunu değil! Amin.

ÇELTİKTE İNCE HESAPLAR

Türkiye’de çeltik üretiminin yaklaşık yüzde 40’ının karşılandığı Edirne’de ürünün hasadına başlandı.

Ve bununla birlikte, henüz ne zaman açıklanacağı bilinmeyen çeltik fiyatı da daha bugünden üreticilerin rüyalarındaki yerini aldı.

**

Sezonla birlikte Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider, geçen hafta Çarşamba günü İpsala’da çeltik hasadına katıldı.

İsmail Boz adlı üreticiye ait çeltik tarlasında düzenlenen programın ardından biçerdövere binen Gizligider, ilk hasadı gerçekleştirdi.

Görüntüler güzel de, fiyat?

**

Gizligider’in İpsala’ya gittiği günden bir gün önce aynı ilçeye bağlı Paşakövde’ki bir çeltik tarlasında açıklama yapan YENİ Partili, CHP Edirne eski Milletvekili ve Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu, artan üretim maliyetlerine dikkat çekerek çeltikte kilogram fiyatının 55 TL olması çağrısında bulundu.

Gaytancıoğlu’nun beraberindeki YENİ Parti İpsala İlçe Başkanı, çeltik üreticisi İsmail Göksu da 37 bin 815 TL harcama yapılan 1 dekar alanda ortalama 800 kilogram verim alınması halinde kilogram başına maliyetin yaklaşık 47 TL olduğuna dikkat çekerek, üretimin devamlılığı için fiyatın en az 55 lira olmasını talep ettiklerini söyledi.

15 gün önce ziraat odasında, ticaret borsaları, ziraat odası başkanları, çeltikçiler birliği yönetim kurulu üyeleri ve çiftçilerin katılımıyla yaptıkları toplantıda bir maliyet hesabı çıkardıklarını anlatan Göksü, bir türlü bu hesabından içinden çıkamadıklarını aktardı.

Sanki labirent!

**

Hudut Gazetesi olarak bir gün sonra bu konuyu “Çeltikte 55 lira çağrısı!” başlığıyla okurlarımızla paylaşırken, İsmail Göksu’yu arayarak çeltikteki o işinden çıkamadıkları 47 liralık maliyet hesabını öğrenmek istedim.

İşte o rapordaki rakamlar:

Çeltik ruhsatiye bedeli: 65 TL

Kira bedeli: 13 TL

Mazot bedeli: 1.900 TL

Gübre bedeli: 2.500 TL

Tohum bedeli: 2.000 TL

Zirai mücadele ilaçları ve işçilik: 4.500 TL

Su bedeli: 2.500 TL

İşçilik ve iaşe bedeli: 2.500 TL

TARSİM sigorta bedeli: 400 TL

Finansman giderleri: 1.600 TL

Amortisman, bakım ve onarım gideri: 2.500 TL

Hasat: 3.000 TL

Depolama: 1.350 TL

1 dekar çeltik maliyeti toplam: 37.815 TL.

Ortalama 1 dekar verim: 800 kilogram.

1 kilogram çeltik maliyeti: 47,268 TL.

**

Çeltikte maliyet ortada…

Gözler Toprak Mahsulleri Ofisi’nde…

Hem Gaytancıoğlu hem de Göksu aynı paylaşımda bir başka önemli konuya daha dikkat çekiyor.

Edirne’deki çeltik tarlalarının yüzde 70’inde “Provisia” denilen uzun ve ince taneli bir çeltik çeşidi ekiliyor.

Hastalıklara dayanıklı olması, kırmızı tane yapmaması ve yüksek verimli olması gibi nedenlerle üreticiler bu çeşidi tercih ediyor.

Ama nedense TMO bu çeşidi yok sayıyor ve satın almıyor.

Halbuki TÜİK verilerine göre 2025 yılının tamamında 146,7 milyon dolarlık pirinç ithalatı yapılıyor.

Rakamları incelediğimizde Hindistan, Çin, Kamboçya gibi ülkelerden bu çeşide benzer uzun taneli çeşitler ithal ediliyor.

O zaman soru şu:

İthal ederken bu tip çeşitler yurtiçinde satılabiliyor, peki çiftçi ürettiğinde neden TMO bu çeşitlerin yüzüne bakmıyor?

**

Bir başka kritik soru da şu:

Çeltik fiyatı ne zaman açıklanacak?

2025 yılı ürünü için alım fiyatını hasattan yaklaşık 4 ay sonra, 23 Ocak 2026’da açıklayan TMO, büyük tepki görmüştü.

Aynı filmi bu yıl da aynı şekilde vizyona sokması halinde perdeye 2027 yılı Ocak ayı yansıyacak…

Hadi derler ya:

“Ölme eşeğim ölme!”

Dileriz bu yıl böylesine sarkmaz…

**

Sonuçta maliyetler de, uygulamalar da ortada…

Kafalar karışık.

Çeltikçi içinden çıkılmaz hesabın ufkunda!

Yani…

Bakalım nasıl ayıklayacaklar pirincin taşını?