Kategori arşivi: Yazarlar

Seks-i siyaset (2)

Önceki bölümün hülasası: siyasetin finansmanı ve buna koşut siyasetçinin finansmanı (siyasilerin yolsuzluk kaynaklı para, mal mülk edinimi) meselesini kök sorun görmemiz ve bundan kaynaklı sosyal hadiseleri dikkate alırken kök sorunun gölgelenmemesine vurgudur.

Güncel bir örnek olarak da, Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın 21 yaşında bir kadınla ilişkisini, bir otelde teşhir ve CHP’yi itibarsızlaştırma amaçlı ortaya dökülmesini, magazinleştirilmesini, tutuklama sebebi yolsuzluk iddialarını geri plana ittiğini göstermiştik.      

Oysa sorunun özü: Yalım’ın sevgilisinin kendisinden 21 yaş küçük olması, belediye çalışanı sıfatı, nüfuz kullanarak ilişki gibi gerekçeler, magazinleştirilmiş siyaset değil, Uşak Belediyesi’ne yönelik ‘rüşvet’, ‘irtikap’ ve ‘ihaleye fesat karıştırma’ iddialarıyla başlatılan soruşturmanın varlığıdır.

Yanı sıra, nepotizmin ne denli sıradanlaştığına da dikkat çektik ki bu konuyu sermaye sistemi kanavasında etraflı ele almak gerekiyor. Başka bir yazının başlığı olsun.

Siyasette cinsellik çerçevesinde İtalya siyasetinin başarılı şovmenlerinden, dokuz yıl başbakanlık yapmış Berlusconi’nin gönül maceralarını konu ettik.

Meselenin yaygınlığına Fransa hikâyeleriyle devam edelim…

İtalya gibi Fransız siyasetinde de seksin sıradanlaştığını, kamuoyunda kanıksandığını söylemek mümkün.

Siyasetiyle Fransa’da iz bırakmış François Mitterand’ın aynı anda iki ayrı ailesi vardı.  

Jacques Chirac “ Mösyö 30 saniye” olarak tanınır; hızlı seksle anılan Speedy Gonzales ile özdeşleştirilirdi. 

Nicolas Sarkozy’nin ikinci karısı Cecilia ile evliyken şarkıcı ve manken Carla Bruni ile ilişkisi vardı.  Fakat yaşadığı adli süreç bununla ilgili değildi.

2007-2012 yıllarında Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin, 2007’deki seçim kampanyasında kullanmak üzere Muammer Kaddafi’den yasa dışı maddi destek aldığı iddiasına dayalı kamuoyunda “Libya davası” diye bilinen yargı süreci 2013’te başladı.

Paris Ceza Mahkemesi “kamu fonlarının zimmete geçirilmesini gizleme, pasif yolsuzluk, yasa dışı kampanya finansmanı ve suç işlemek amacıyla suç örgütü kurma” suçlarından Sarkozy hakkında 5 yıl hapis kararı verdi. Onur nişanı da geri alındı.

Sarkozy hakkındaki hapis cezasında “yargıyı itibarsızlaştırdığı” yönündeki şikâyetlerin etkisi ne kadardır bilemeyiz fakat yargı bağımsızlığı açısından sorun olmadığını anlıyoruz.

Sarkozy avukatları karara itiraz etti, 5 yıl hapis cezası alan Sarkozy üç hafta tecrit hücresinde kaldıktan sonra temyiz mahkemesine kadar sıkı bir denetime bağlı serbest bırakıldı. Ülkesini terk edemeyecek.

François Hollande, kendinden bir önceki sosyalist parti cumhurbaşkanı adayı Ségolène Royal’in 4 çocuğunun babasıydı ancak hiç evlenmemişlerdi. Hollande cumhurbaşkanlığı kampanyası sırasında sevgilisi gazeteci Valérie Trierweiler’i hiç saklamadı.

Gazeteci Valerie’nin, Hollande ile ilişkisi sonlandıktan sonra yazdığı bir kitapta Elysée sarayından akşamları motosikletiyle kaçıp yeni sevgili Julie Gayet’ye gitmesi Fransız basınında manşetten verildi. 

Macron’un henüz bir seks skandalı açığa çıkmadı, Karısı Brigitte’in kendisinden 24 yaş büyük ve eski ortaokul öğretmeni olması, Fransız kamuoyunu eğlendirdi sadece.

Siyasette cinsellik açısından Fransa dikkate çeken bir ülke hakikaten…

Engellileri temsil eden Macron hükümeti bakanlarından Damian Abad’ın hikâyesi de ilginç.

Artrogripozis isimli az görünen bir hastalık yüzünden engelli Abad’ın, bakanlığının açıklanmasından bir gün sonra 2010 ve 2011’de iki kadın tarafından tecavüzle suçlandığı basına yansıdı. İki şikâyet de mahkeme tarafından takipsizlik kararı ile sonuçlanmasına rağmen Abad etraflı bir açıklamayla, hayatında hiçbir kadına tecavüz etmediğini söyledi, engelli yaşamının ayrıntılarını verdi. Cinsel ilişkiye girebilmek için seviştiği kadınların “yardımına ve sabrına” ihtiyacı olduğunu, dolayısıyla tecavüzün “fiziksel açıdan imkânsız” yanına dikkat çekti. Abad hâlâ bakan.

Görüldüğü gibi Fransız siyasetinde aşk/cinsel ilişkiler pek sorun yaratmıyor. Kaset skandalı,  cinsel desenli şantaj pek tutmuyor. Fakat akçeli işlerdeki sorunlar, yolsuzluklar siyasetçilerin peşini bırakmıyor. Görev süresi dolduktan sonra bile yolsuzluk davaları gündeme gelebiliyor. Misal: Sarkozy.

ABD’den örneklerde üçüncü başkan Thomas Jefferson’ın hizmetçi kölesinden altı çocuğu, ilk sırayı hak ediyor. 

Bill Clinton’ın Oval Ofis’te Monica Lewinsky ile yaşadığı aşk hem mekân hem de tarz-ı ilişki açısından çok konuşuldu.

Ülkemize odaklandığımızda da çeşit oldukça fazla…

Deniz Baykal’ın partisinden milletvekili yaptığı bir hanımefendi ile gizli kamera görüntüleri, 10 Mayıs 2010’da genel başkanlıktan istifa ile sonuçlandı.  

Bir hiciv ustası Kamer Genç, oğlunun Ankara Oran Sitesi’ndeki evinden bir dansöz ile çıkarken paparazzilere yakalanmıştı. Genç’in, “Çocuğumun evinde çiçekleri sulamaya geldim” açıklaması, siyasi mizah tarihinde özgün yerini almıştır.   

Başbakan Menderes’in (50) Ayhan Aydan (25) ile yaşadığı aşk, Yassıada’da ifşa edildi.

Ünlü ilahiyatçı, Halkın Yükselişi Partisi (HYP) Genel Başkanı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün danışmanı Şahane Sultan Müftüoğlu ile yaşadığı aşk, karısı Canan Öztürk’ün onları bastığı açıklamasıyla doğrulandı. HYP Genel Başkan vekili Yaşar Okuyan, Yaşar Nuri Öztürk’ün aşk dedikoduları nedeniyle partisinden istifa etti.

1990’lı yılların başlarında İSKİ’nin Genel Müdürü Ergun Göknel’in, kurumun ihalelerini paravan şirketlere verdiğini,  yolsuzluk yaptığını, karısı Nurdan Erbuğ ortaya çıkardı. Göknel’in sekreteri Feray Işık ile aşk ilişkisi, dolaylı yoldan hapisle sonuçlandı.

Hasan Fehmi Güneş, 1979 yılında şarkıcı Aynur Aydan’ın Beşiktaş’taki evine girerken görüntülendi. Evli olan Hasan Fehmi Güneş, ilişkinin ortaya çıkmasıyla bakanlık görevinden istifa etti.

Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Şükrü Sina Gürel, adının bir aşk ilişkisine karıştığı söylentilerini dik durarak cevapladı. Şöyle dedi: “Adı bir aşk ilişkisine karışan bakan benim. Evliliğim uzun süredir bitme aşamasında ve aylardan beri ayrı yaşıyorum. Bu benim özel hayatımdır. Kimseyi ilgilendirmez.” Daha sonra karısından boşandı ve kendisinden 20 yaş küçük, Fransız Büyükelçiliği’nde görevli Zeliha Sapmaz ile evlendi.

Açık kaynaklardan derlediklerimizin çapını genişletmek gereksiz zira maksadı veriyor.

Konuya değerler temelinde yaklaşmak, ahlaki boyutunu öne çıkarmak mümkün kuşkusuz.

Siyasiler de bu toplumdan çıkıyor, toplumun aynasıdır da diyebiliriz.

Toplumsal ahlak -ki zamana dayalı değişkenlik gösterdiği bilinen bir kavramdır- zeminindeki irdelemelerin izafi bir alana yol verdiğini de gözden kaçırmamak gerekir.  

Örneğin Türkiye’deki ensest sorunu…

Çok sayıda çarpıcı araştırma var bu konuda lakin magazinleştirmiş haliyle Müge Anlı                           ve Esra Erol programları ağır basıyor.

Toplumun bir kesitinin ilgiyle izlediği bu programlarda ensest ilişkiler adeta normal karşılanarak izlenmiyor mu, bir kanıksama hali yok mu?

Programa katılanlar ve izleyiciler -farklı nedenler de vardır tabii-   boy aynasında kendilerini görerek ahlaki açıdan sorguladıkları ilişkileri normalleştirme/olağanlaştırma yoluna gidiyor olabilirler mi?

Basına yansıyan araştırmalar kadınların yüze 25’ini ensest mağduru gösteriyor.

KAMER Başkanı Akkoç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da dört evden birinde kızların cinsel istismara maruz kaldığını iddia ediyor.

Örgün bir sorundur ensest ve kabaca belirtirsek çözümü: insani ilerleme, toplumsal dinamikler kapsamındadır, zaman gerektirir. 

Siyasette gönül ilişkileri, cinsellik ensest ile aynı potada değerlendirilemez elbet; yadırganması da doğaldır fakat farklı yaşam anlayışları da madalyonun öbür yüzüdür.

Ancak…

Siyasetin demokratikleşme meselesi, saydam ve hesap verebilir bir siyaset kurumunun varlığı hepimizi ilgilendirir. Seçimden seçime sandığa giderek oy vermenin ötesinde bir hassasiyet; günümüz sorunlarının çözümünde, geleceğimizin şekillenmesine giden yolda inisiyatif sahibi, sorumlu ve etkin yurttaşlık gerektirir.

Özkan Yalım hadisesinde odak nokta da işte bu alandır. Yalım ve onun gibilerin ülkeye/topluma ve dolayısıyla hepimizin yaşam kalitesine yansımalarını ve bu suretleri yaratan yapının doğru anlaşılması için emek vermek icap etmektedir.

Emek olmadan yemek olmaz!

KONUKLARINIZIN SESİ 391

            Ekonomiyle ilgili bazı genel bilgiler de gezmek istiyoruz. Ama nasıl?

            Önce (İngilizce) ‘Ekonomi Sözlüğü’ne baktık. Binden fazla (doğru saydıysak 1037) kavram verilmiş; her birini tıkladığınızda zor anlaşılır uzun açıklamalar. 8 okul, 63 sistem-yasa-teorem-kural-problem-çelişki-bilmece… Acaba kapitalistler, yaptıkları anlaşılmasın diye mi ekonomiyi bu denli karmaşıklaştırmışlar? ‘Ana hatlarıyla ekonomi’ diye bir yazı bulduk. Oradaki ön açıklama,

           “Ekonomi, mal ve hizmetlerin üretimi, dağıtımı ve tüketimini inceleyen bir bilim dalı. Bu bilim dalı, ekonomilerin nasıl çalıştığını, etkilenenlerin (insanların) etkilere (bir malın alınması için yapılan her şeye) nasıl tepki gösterdiğini açıklamayı amaçlar. (Son cümle, bizim anladığımız şekliyle) ekonominin amacı kapitalistlere daha hızlı zenginleşme sağlamakmış.

           “Ekonomi bir davranış bilimi (insan davranışına odaklanan bilimsel disiplin), aynı zamanda bir sosyal bilim (insan topluluklarının özelliklerini ortaya çıkaran bir bilimsel disiplin.)

           Sonra ekonominin dalları (elli alt dal), ekonomide metodlar ve yaklaşımlar (8 adet), ekonomiyle ilişkili disiplinler arası alanlar (8), ekonomi tipleri (11), ekonomik elementler (ekonomik etkinlikler (17 ve bazılarında alt dallar) ekonomik güçler, ekonomik problemler” (bunları yazalım): “bunalımlar, finansal krizler, hiper enflasyon, durgunluk, stagflasyon, işsizlik, yönelimler ve etkileri, ekonomik ölçüler, ekonominin paydaşları, ekonomik politikalar, alt yapı, pazarlar, ekonomik ideolojiler (konsumarizm, monetarizm, produktivizm, ütilarizm) ekonomi tarihi (ekonomik düşünce tarihi) genel ekonomik kavramlar, ekonomik örgütler, ekonomik yayınlar, ekonomi alanında etkili kişiler.   

            İnsanların derdi bu denli karmaşık mı? Hayır. Her insan önce, “Nasıl daha iyi yaşarım?” diye düşünmüyor mu? Eğer iyi bir yaşamı başaramazsa veya yalnız başına mutlu olamayacağını görebiliyorsa derdini, “Hep birlikte nasıl iyi yaşarız?” a yüceltmiyor mu? Ekonomi aslında bu denli basit değil mi? Bu karmaşıklık neden? Yanıtı, ekonomiyi çözümlemek için en çok çaba harcamış Marks’tan isteyelim dedik.

            Marks, Kapital’de Kapitalist Ekonomi’yi analiz ediyor. Bu analizi şöyle bir zincir üzerinden yapıyor.

             “Meta-(metanın) kullanım ve değişim değeri-iş ve emek-göreli ve eş değer-değerin para biçimi-kapital ve artı değer-iş gücü-iş süreci-artı değer üretimi-sermaye-artı değer oranı-iş günü ve gerekli, artı emek süresi-artı değer kitlesi-mutlak ve bağıl artı değer-iş ayrımı- iş ayrımı ve toplu üretim (manüfaktür)-makine-fabrika-ücret-sermayenin birikim süreci-basit yeniden üretim-kapitalist birikimin temel yasası-sermayenin bileşimi (üretim araçlarına ayrılan sabit ve işgücü alımına ayrılan değişen sermaye)-ilk birikim (kendisinden başka satacak bir şeyi olmayan özgür işçiyle onu ve üretim araçlarını satın alabilen kapitalistin ortaya çıkması ve kapitalist pazarda buluşmasıyla) feodal sömürüden kapitalist sömürüye geçiş-çağdaş sömürü (emperyalizme geçiş)-sermayenin başkalaşımı ve dolanımı.

             Marks çok matematik çalışmış. (Bak ‘Marx-Matematiksel El Yazmaları’-S. A. Yanovskaya) Böylece ‘politik ekonomi’ çözümlemelerini, bağıntılarını, çıkarımlarını zevkle okuyabiliyoruz. Ama tanımlama ve çıkarımlarında akademik bir dil kullanıyor. Aralarına serpiştirdiği toplumsal anlatımlarıysa halk dilinde. Bizse bundan sonraki yazılarımızda her şeyi halk dilinde anlatmaya çalışacağız.

                                                                                                                                Sağlıcakla,   

MODERN GİDİŞ

Doğanın kucağında, doğa ile uyumlu, doğal, sade, sakin, temiz, mütevazi yaşam süren insanoğlu, modern yaşam konforuna kapıldı, suni yaşamla kendini kapadı!..
Modern insanın konforunu sağlamak için, DÜNYADA HER GÜN, “114 MiLYON VARİL” PETROLÜN MUTLAKA İNSANLARA ULAŞMASI LÂZIM. Algılamak zor. HER GÜN, HER GÜN, HER GÜN…
HİÇ AKSAMADAN, 114 MİLYON.. MİLYON.. MİLYON…
VARİL PETROLDEN bahsediyoruz!..
Her geçen gün de artmakta bu miktar!.. 2024, de, dünyada günlük petrol tüketimi, GÜNLÜK, 100 MİLYON VARİLDİ. 2025 de, bir yılda, GÜNLÜK TÜKETİM, 14 MİLYON VARİL ARTTI.
Bu gidişin, on yılları var ve dünya nüfusu artmakta!..
Bu sürdürülebilir mi, sonu ne?..
Bu tüketimin bir anlamı da, her gün 114 MİLYON VARİL petrol dumanı ile atmosferi bozmaktayız demektir. Akıbet kendini gösteriyor; iklim dengeleri bozuldu, barajlar yağmursuzluktan kurudu kuruyacaktı ki, son dakikada, Rabbimiz yine bize bir fırsat daha verdi ve yağmur yağdırdı, şükürler olsun. Bu yaz da kurak gitseydi, şehirler de, köyler de susuz, ekinsiz, hayvansız, yiyeceksiz, elektriksiz, parasız, benzinsiz, kala kalıverecektik!..
Rabbimiz çok büyük!..Bize yine fırsat verdi, doğal yaşama dönelim diye. Modern yaşamın lüks ve israfından, doğayı, atmosferi kirletmekten vaz geçelim diye!..
ÖNLEMLER ALINMAZ, DÜNYAYA ZARAR VERMEYE DEVAM EDİLİRSE…
YA ALLAH SUYUMUZU KESİVERİRSE, NE YAPARIZ?..

MÜSADE NEREYE KADAR, BİLEMEM?..

Kuran’ı Kerim. Sure 43/Ayet 11:
O Allah’ki gökten bir ölçü ile yağmur indirmektedir. İşte biz onunla ölü bir beldeye hayat vermekteyiz. Siz de böyle çıkarılacaksınız.

Tekirdağ aşkı!

Evlatlarımız ve torunlarımız orada olunca çok sık Tekirdağ’a gidiyoruz son yıllarda.

Aslında Tekirdağ’da yaşamak 90’lı yılların başında en büyük hayalimizdi.

Fakat bu arzumuzu hayata geçirmek için ihmal ettik diyebiliriz.

Ta ki canımız, evladımız burada okuduktan sonra, yuvasını da kurup bizlere torun sevgisini de yaşatana kadar…

İçimizdeki Tekirdağ aşkı yeniden yeşerdi anlayacağınız!

Hayırlısıysa bizlere de bu mavi gözlü şehirde yaşamak nasip kısmet olur inşallah.

Allah’tan ayda birkaç günde olsa torun nöbetine gidiyoruz da hem evlatlarımız ve torunlarımızla hasret gideriyoruz, hem de Tekirdağ özlemimizi gideriyoruz az da olsa.

Gelgelelim yolun birçok yerinde sürekli bakım ve onarım çalışmaları olması illallah dedirtiyor çok zaman.

Karıştıran-Tekirdağ arasında birçok bölgede neredeyse her zaman yol yapım çalışması var.

Beni rahatsız eden bu yolda yapılan çalışmalar değil de onarılan yerlerin tekrar bozulması!

Üstelik bazı bölgelerde olağanüstü düzeyde tıraşlamalar ve dolgular yapılmasına rağmen yine de bozulmasına aklım ermiyor şahsen.

Dilerim yapılan onarımlar daha sağlam ve son olur artık!

TENCERE

Seçim lafı bir düştü mü memleketin ortasına…

Bilin ki mutfakta bir şeyler ters gidiyordur.

Baskın, ara, erken, zamanında…

Adı ne olursa olsun, seçim tartışması yeniden ülkenin gündeminde.

Bu kez fitili ateşleyen CHP lideri Özgür Özel oldu.

Ara seçim çağrısı…

Kimi “siyasi hamle” dedi, kimi “nabız yoklama”…

**

Adalet Partisi’nden İlhami Ertem 4 Nisan 1978’de vefat edince Edirne’nin vekil sayısı 3’e düştü.

Bundan tam 47 yıl önceydi…

Edirne dahil Konya, Manisa, Muğla ve Aydın olmak üzere 5 ilde, 14 Ekim 1979’da ara seçim kararı alındı.

İki yıl önce, yani 1977 seçimlerinde oy patlaması yapan Ecevit iktidarda…

Ülke 70 cente muhtaçken başa geçmişti.

Sandığa gidilen o günlerin manzarası neydi?

Mazot yokluğundan otobüsler kalkmıyor…

Yağ yok…

Tüp yok…

Kuyruk var…

Karaborsa var…

Ve en önemlisi:

Geçim derdi var!

Aradan geçen bunca yılın ardından gerçekten değişen ne?

**

Bugün?

Etiketler değişti, sıkıntı aynı kaldı.

Raflar dolu ama cepler boş…

Kuyruk yok belki…

Ama herkes görünmez bir kuyruğun içinde: Geçim kuyruğu.

O gün “yağ kuyruğu” vardı, bugün “fiyat kuyruğu”…

Değişen sadece şekil.

**

1979’da sandık kuruldu.

Seçim öncesi…

O yıllarda partiler mitinglerini Selimiye Meydanı’nda gerçekleştiriyordu.

Edirne’ye ilk gelen ana muhalefet partisi Adalet Partisi’nin Genel Başkanı Süleyman Demirel oldu.

Tarih, 17 Eylül 1979.

Meydan hıncahınç dolu.

Demirel’e büyük moral…

Demirel’den 6 gün sonra, 23 Eylül 1979’da bu kez Selimiye Meydanı’nı CHP Genel Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit doldurdu.

Onda da meydan hıncahınç dolu.

Ecevit’e de büyük moral.

Peki sonuç?

**

Ve seçim günü geldi çattı:

Sandıklar açılınca Adalet Partisi’nde oy patlaması, CHP’de ise şok yaşandı…

Kırat 5’te 5 yaptı.

Seçim sonuçları iktidarı öyle bir sarstı ki, hemen ardından 42. Hükümet düştü, Bülent Ecevit başbakanlıktan oldu.

Süleyman Demirel’in o meşhur sözü bir kez daha doğrulandı:

“Tencere her hükümeti sallar!”

Ve o tencere, sadece mutfakta değil, sandıkta da kaynadı.

**

Bugün Özgür Özel’in çıkışıyla yeniden bir ara seçim ihtimali konuşuluyor.

Gerçekleşir mi?

Ama tartışma sürüyor.

Ve daha önemlisi:

Ekonomi yine başrolde.

**

Şimdi soru şu:

1979’da olduğu gibi…

Tencere yine sandığı etkiler mi?

Yoksa bu kez tencere kaynar… ama sandık susar mı?

SAMSUN’A ÇIKIŞ

Sevgili Mustafa Kemal Atamız, 1919, gününü bize şöyle anlatıyor.
“Ben, 1919 yılı mayısında, Samsuna çıktığım gün, elimde MADDİ HİÇ BİR GÜÇ YOKTU!..
Yalnız İÇİMDE, büyük Türk milletinin soyluluğundan doğan ve BENİM VİCDANIMI dolduran, yüksek ve manevi bir kuvvet vardı.
İşte ben bu MİLLİ KUVVETE, BU TÜRK MİLLETİNE güvenerek işe başladım.
Sonuç:
Organize olup, kadın, erkek cephelerde can feda savaşıp, yedi, sömürgeci düvelin mağlup edilip, yurdumuzdan kovulması!..
Allah, o gazi ve şehitlerimizden razı olsun.
“Şimdilerde, “Araba benim olsun, vatan kimin olursa olsun,bana ne” ci nesile duyurulur!..”
Atamız diyor ki:
“Elimde hiçbir kuvvet yoktu, ama “MANEVİ VİCDANIM vardı,” diyor.
Yani Atamız, vatanını, milletini, hakkı, adaleti, özgürlüğü, canından önce tutan, bu değerler için savaşmaktan, ölmekten korkmayan, “VİCDAN” sahibiydi!..
Vicdan sahibi olmak ne demek?..
VİCDANLI OLMAK demek, ALLAH İLE BİRLİKTE OLMAK demek!..
Nereden mi biliyorum, Kuran’dan okudum.
Allah Kuran’da kullarına emrediyor:
Sizi dininzden yurdunuzdan çıkarmak isteyenlerle savaşın!” diyor. Geri bırakılmış halkını eğit, uyar; hak devrimlerle yolunu aç; hak ve adalet uğruna, masum insanların yardımcısı ol; mücadele de, sabırlı, akıllı, planlı ol; ölmekten korkma, “Bana ne” demekten kork. Benim yolumda savaşırsanız, düşmanlarınız ne kadar çok olursa olsun, BEN SİZİNLE BERABERİM, YAR VE YARDIMCIN BENİM, SİZE MAĞLUBİYET YOKTUR, ZAFER VARDIR!..” diye bildirmiştir.
İşte o yüzden, MUSTAFA KEMAL ATAMIZ, BÜTÜN O VİCDANLI ÇALIŞMALARINDA ALLAH İLE BERABERDİR!
Kuran’dan!.

Sevgili Yaratan’ımızın yoluna hayatını vakfetmiş, sevgili Mustafa Kemal atamızdan Allah razı olsun. Nesillerimiz, onun yolunu, Kuran ışığında, iyi öğrensinler, inşallah.

Kuran’ı Kerim. Sure 4/ayet 75:
Size ne oluyor ki, allah yolunda ve zayıf, aciz erkeklerle, kadınlar ve çocuklar uğruna düşmanla savaş mıyorsunuz?
Onlar ki,
“Ya Rab! Bizi bu ahalisi zalim olan beldeden çıkar, indinden bize bir veli ve yardımcı gönder” diye dua ediyorlar.
48/24: Allah sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, Mekke’nin içinde, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekendir. Allah yaptıklarınızı görendir.
8/16: Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutma durumu dışında, kim öyle bir günde onlara arka çevirirse muhakkak ki o, Allah’ın azabını hak etmiş olarak döner. Onun yeri cehennemdir. Orası varılacak ne kötü yerdir.

ZENGİNLİK

Zenginlik herkesin özleminde olan konudur. Tabi bu zenginlik ekonomik parasal değeri olan zenginliktir. Yoksa bu kadar gazoz kapağı, kibrit kutusu biriktirmişim bunların hiç bir değeri yoktur. Nakit para olduğu gibi gayrimenkulde olabilir. Kıymetli madenler, sanat değeri yüksek yapıtlar, bunlar hep zenginlik alametidir.
Niye herkes zengin olmak ister? Çünkü zenginlik bir güçtür, her kapıyı açmasa da birçok kapıyı açar. Gücün yanında itibar sağlar, birçok kimsenin ulaşamadığı yerlere ulaşmak için kolaylık sağlar, en önemlisi geçim sıkıntısı çekilmez.
Peki nasıl zengin olunur? Zengin olmak için her şeyden önce içimizde de zengin olma hırsı olmalı, para nedir bilmeliyiz, aklını kullanmasını becereceksin. Zengin olmanın yolları şansla, piyango, kumar, gömü, kayıp bulmak, buna benzer konular, zengin bir kapı bulup o kapıdan zengin bir kadınla veya erkekle evlilik yapmak, fırsatları değerlendirip bir mal ucuzken alıp pahalıyken satmak, elinde para varken ilerde değerlenecek yerlerden arazi kapatmak, yirmi otuz yıl sonra değerlenir. Teknolojik, bilimsel buluşlar yapıp bunların patentini alıp pahalıya satmak, şehrin işlek yerinde dükkan, market açıp ticaret yapmak, aranan bir sanatçı, bilim adamı olup hünerini marifetini satmak, para ticareti yapmak — Tefecilik –, daha başka zengin olmanın yollarıdır. Ticarette zengin olmanın prensibi ucuza alıp pahalıya satmaktır.
Peki zengin oldun ne oldu, bir kere geçim sıkıntın olmaz, en iyi doktorlara tedavi olur, sağlık sorununu da halledersin. İtibarın olur ama bütün mesele zenginliğini koruyabilmek Bunun içinde bir mali danışmanın olmalı. Ülkemizde birçok türedi zenginler zenginliklerini koruyamıyorlar, toz olup kayboluyorlar. Buna sebep kendi akılları ile hareket etmeleri, olmayacak konulara yatırımlar yapmaları, beceremeyecekleri işlere kalkışmaları.
Zenginlerin içinde en tehlikeli olanı da yeni zengin olmuş türedi zenginlerdir. Bu tip zenginler, zengin olunca kendilerini çok akıllı sanırlar, ona buna akıl verirler. Sahibi tarafından manevi değeri olan malları satın almaya kalkarlar, satın alamadıklarında da — parasıyla değil mi — diyerek magandalık yaparlar, yeni türedi zenginler.
Zenginlik konusunda Türkiye’nin bu günkü durumu iyidir. Bir çok zengin türemiştir, bir çok yatırımlar yapılmaktadır. İşsize istihdam yaratıp, iş sahaları, ekmek kapıları açılmaktadır. Rahmetli Adnan Menderes seçim propagandası konuşmaları yaparken şu sloganı söylerdi — Her mahallede bir milyoner yaratacağım — Ömrü bugüne gelseydi çok mutlu olurdu ama bu gün milyonun da değeri kalmadı, çok milyonerler var.
Zengin olmak için yaptığın işte beceri gerektirir. Peki sen zenginliğini hayır işlerinde de böyle kullanmalısın. Öyle zenginler var ki kendini devlet içinde devlet sanır, bir çok yasa dışı işlere kalkarlar. Başı belaya girince de ne olduğunu anlarlar. Bunlar türedi, maganda zenginlerdir, kendilerini çok güçlü sanırlar, her zaman potansiyel suçludurlar, bunlardan uzak durulmalı. Eskiden zenginler beyler, ağalar hanelerinde gariban kimsesiz çocuk beslermiş bunlara da — Besleme – derlermiş. Evlerinde bir çok işi yaptırırlarmış, bunların içinde okuyup adam olanlarda var. Acaba Edirne’mizde üniversitede, lisede başka okullarda zengin desteği gören kaç öğrenci var? Halkın zenginliği devletin zenginliğidir ve ZENGİNLİK…

TARİH BOYU

Kutsal kitapları, şeytanın yeryüzü uşakları tarafından, yarısı yalan yazılmıştı, Onlarca, çeşidi ortalıktaydı. Oysa doğru tekti!..
Din simsarları ve derebeylerin sapkın çıkarları için, kandırılıp sömürülen mazlum halkları kurtarıp, özgürleştürmek ve korumak için, ASIRLARCA, SAVAŞIP, CANLARINI HAK UĞRUNA FEDA ETMİŞ, TÜRK ATALARDAN ALLAH RAZI OLSUN!..
Sorsan dünyaya, “Savaşlar hep GANİMET için yapılırdı!..” derler!..
“Ganimet için, savaşanlar, sömürgecilerdi, Türkler onların sömürülerini engellemek için savaştı” diyemezler.
Neden mi?
Çünkü sömürgeciler zengin ve güçlüler, onların yazdığı tarihi ezberlersen böyle kandırılırsın işte!.. Türkler asla sömürmezler, kendileriyle eşitlerler.
Tarih boyunca, HAK ERİ olarak canlarını şehitliğe feda eden ATALARDAN ALLAH RAZI OLSUN. Kuran’ı anlamak için okursan bunları öğrenirsin:
BU GÜNLERDE, YERDE PEK AZ KADİM TÜRK KALSA DA, ÇOĞUNLUK, GAFLETE DALMIŞ OLSA DA “GÖK, TÜRK DOLU!……..
”HAK YOLUNDA, BİRER FİZİKİ MELEK OLARAK ŞEHİT OLDULAR. ŞİMDİ, ONLAR RUHSAL MELEKLER. Zamandan, mekandan muaf, Allah’ın yenilmez elçileri, savaşçıları, melekleri..
YERYÜZÜNÜN ADALETİ, HAİNLERİN CEZASI İÇİN, ALLAH’IN EMRİNİ BEKLERLER. HAİNLER, ÇOK GÜÇLÜ OLSA DA, YERDE BİRKAÇ TÜRK İLKELİ, KİŞİ KALSA DA,
GÖK, HAK ERİ TÜRK, MELEK DOLU!..
Yeryüzünde vazife emri beklerler.

(BU YAZDIKLARIM, Kuran’da yazıyor, ben de oradan öğrendim.)

İŞTE İSPAT…
Kuran’ı Kerim. Sure16/ayet 33:
İllâ kendilerine meleklerin gelmesini, yahut, Rabbinin emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de öyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi; fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
16/34: Sonunda yaptıklarını cazası onlara ulaştı ve alay etmekte oldukları şey onları çepeçevre kuşattı. 48/ 4: İmanlarını bir kat daha arttırsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O’dur. GÖKLERİN ve YERİN orduları Allah’ındır. Allah bilendir, her şeyi hakkıyla yapandır.
9/26: Sonra Allah, Resulünün ve müminlerin üzerine rahmetini indirdi, göremediğiniz meleklerden ordular indirdi de, küfredenleri azaplandırdı. İşte bu kâfirlerin cazasıdır.
15/58: Onlar şöyle dediler, “Biz günahkâr bir topluluğa gönderildik. Yanlızca Lut ailesi hariçtir. Onların topunu kurtaracağız.

DEF EDİLMEK

DÜNYANIN BİLİMDE ARAŞTIRMADA ÖNDE OLAN ÜLKELERİ. BİR DE, ÇOĞUNLUKLA, KURAN DAKİ DOSDOĞRU İMANDAN HABERLERİ OLSAYDI KEŞKE!..
Şeytanla yatıp, şeytanla kalkanlar, TARİHİ yazarlerken, hep Türkleri barbar olarak gösterirler, NEDENSE?..
Demezler ki:
“ALİM DİYE UYDUK ŞEYTANLARA DA, Kutsal kitaplarımızı korumadık, yarısını yalan yazdık; bakın kaç çeşit, tevrat ve incil var ortalıkta?” demezler…
“KORUNAN Kuran’ı okumayı reddettik, şirke düşürüldük, zararlı adetlerimizi çoğalttık, hakkı adaleti hiçe saydık, fitne, fesadı, rüşvet, torpili çoğalttık, yani, “ALLAH YOLUNDAN ÇIKTIK, ŞEYTAN YOLUNA SAPTIK” da Allah, Türkleri bize hak edişimize gönderdi, halkımızı sömürmemizi önlemek, korumak için geldiler!..” demeyi öğrenmezler. Çünkü Kuran’ı okumazlar ve ya inkâr edip, bu gerçekliği öğrenmezler
Tarih yazarları, hep Türkler barbarca, çinlilere saldırdı…
“Çin ülkesi, Türkler saldırmasa savaş nedir bilmezler” denir nerdeyse!.. Çin seddini bile barbar Türk lere karşı savunmak için yapıldığı yazılır. Allah kuran’da öyle demiyor, ama!..
Tarihçiler bir araştırsın bakalım, Çinli kardeşler, Türklerle kaç savaş yapmışlar?..
Kaç kez Türkler, Çin’e saldırmış, kaç kez Çin’liler, Türk’lere saldırmış?..
Bir de yine hesaplasınlar, KENDİ ARALARINDA ÇİNLİ, ÇİNLİ İLE KAÇ KEZ SAVAŞMIŞ?..
Şu anda Türk beldelerinde, Türk halkına neler yapıyorlar?..
Tabi şeytan hep devrede, kanmalar da oluyor!..
Türklerin de kendi kendileriyle çok savaşları oldu!..
Her milletin, yükselişleri de, düşüşleri de oluyor!..
Hep Türkler, hep Türkler, saldırgan savaşçı öyle mi, onlarsa masum muş?..
Ancak, ALDATILMAYA MÜSAİT, ZAVALLI SIĞ BEYİNLER KANAR, ALGI TAHRİFATLI YAZILMIŞ, TARİHİ SIĞLIKLARA!..
Aklımızı koruyalım, hassas, kuşkucu olalım, yoksa her konuda şeytan devrede, Yaratan’a sığınıp, O’nun emanetlerine ihanet etmeyelim, koruyalım, bakalım, yeterki!..
Yoksa, birileri gelir, DEF EDER!..
Doğu roma iktidarı, tahrif edilmiş kutsal kitapları ile ülkelerinde zalimliği arttırınca, TÜRKLERLE DEF EDİLDİLER!..
Sonra, koruma sürecinde, düzelme gösterdiler mi, ona bakılır!

Kuran’dan, böyle yazıyorum, kendimden değil!..

Kuran’ı Kerim. Sure 2/Ayet 251:
Sonunda Allah’ın izniyle onları yendiler. Davut’da Calûd’u öldürdü. Allah ona hükümdarlık ve hikmet verdi; dilediği ilimlerden ona öğretti. Eğer Allahın insanları birbiriyle def etmesi olmasaydı yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Lâkin Allah, âlemlere lütuf ve kerem sahbidir.

SICAK GÜNDEM

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki temel ilkelerin yoksa büyük çoğunluk olarak gündemin rüzgârı ile kavrulmuş yapraklar gibi uçuşup gidiyoruz. Denir ya kuzey Avrupa ülkelerinin bir yılda yaşadığı vakıaları biz her gün yaşıyormuşuz.Doğru değil mi?

İBB-İmamoğlu ve CHP davaları, gazetecilerin tutuklanması gibi evrensel yasalara aykırı ve dünyanın en absürd olaylarıbizde gündem olabiliyor. Toplum olarak bu gibi gündemleri yaşadık ama bu kez hepsini aşan bir durumdayız.

Ama ülkemiz geçmişinde buna benzer onlarca davalar yaşadığımızı da unutmamalıyız. En son Ergenekon gibi benzeri davaların sorumlusu FETÖ idi. İktidar o ekibin içinden geldiği için daha da tecrübe kazanarak akla hayale gelmeyecek kurgular üretip bunları belgelemeye çalışıyor.

Dünya hukukunda temel kural olan ‘suçluluğu kanıtlanmayan herkes masumdur’ ilkesi yerin bin kat altında. O kadar kirlenmişlik durumundayız ki ne ekersen pislik, kirlilik, mikropluk çıkıyor.Bu hengamede insanların özel hayatları, duyguları, aile ilişkileri de kamu yetkilileri eliyle piyasa gördükleri siyaset alanına taraftarlarca salınıyor.

Davalarla yatar kalkar olduğumuz günlerde kirlenmişliğin sorumlusunun yüz yıl önce kurulan cumhuriyeti ve kadrosunu görenlere ne demeli? Gündeme yoğunluğundan olsa gerek belirli birkaç kesim dışında sesi bile duyulmayan bir açıklama oldu. Memur-Sen konfederasyonu başkanı Ali Yalçın’ın 9. Türkiye Buluşması’nda söylediği söz; “Yiğit düştüğü yerden kalkar, derler. Anadolu, 100 yıllık narkozdan çıkıyor. Yeni bir diriliş, yeni bir uyanış hamlesi yaşıyoruz. İradesi örselenmiş, tarihiyle bağı kesilen eski Türkiye yok artık. Yüklerinden kurtulan bir Türkiye var.” Toplumsal birliğin gerektiği iktidar tarafından sürekli belirtilirken iktidarın da her gün “milli birlik”, “iç barış” dediği günlerde bu gibi cümle bazı kişiler tarafında söylenmesi planlı bir çalışmadır.

Memur Sen gibi 500.000 dolayında öğretmen dahil 1.100.000 dolayında memurun üyesi olduğu bir örgütten gelmesi acı veriyor azıcık vicdanı olanlara. Resmi dairede hepimize kamu hizmeti sunan emekçi çalışanlarımız elbette genel başkanları gibi düşünmüyor. Cumhuriyet dönemini narkozlu dönem olarak tanımlayan genel başkanlarının kim bilir nerede hangi ortamda aldığı narkozdan çıkamadığını biliyor olmalılar. Çünkü özellikle kamuda çalışanların bu fırsatı Cumhuriyet ile elde ettiklerini hepimiz biliyoruz. İşyerinde sendika takvimi ile Atatürk fotoğrafı bulunan kamu çalışanı arkadaşların bu cümleleri söyleyen bir başkanı sorgulamamaları, peşinden gitmeleri kendileri için tehlike arz etmektedir. Ki bu kişi 1.100.000 kişiden her ay gelen ortalama 250 liranın yani toplamda 275 milyon liranın kasasına girdiği bir emekçi(!) sendikası.

Bugünkü yoksullaşmaya yıllardır zemin hazırlayan ve yoksullaşmanın altında iktidar ile birlikte imzaladıkları sözleşmeler olan bu zatın kişisel aylık gelirin 300-500 bin lira olduğu, harcamalarının da kurumundan yapıldığı iddiasının doğruluğuna inanıyorum. Üyeleri talep etsin ve açıklasın.

Bu kadar gündem arasında her gündemi etkileyen savaş da çabası.Dünya silah üreticilerinin ve inşaat sektörünün can simidi olan savaşlarda yoksullaşan, ölen hep halklardır. O nedenle halkların savaşlara son vermek de ancak halkların elindedir. Halklar dünyanın her yerinde sokakları doldurarak savaşa hayır dediğimizde kazanacağız.

Gündemler ülkenin makus talihini olumsuz etkilerken kentimiz yaşamında da bunu görüyor ve her yurttaş gibi yaşıyoruz. Bu süreçte yerel gündemler güme gidiyor ve kent sorunlarında birleşmek yerine ülkedeki saflaşma taraflılığı ile değerlendirme yapıyoruz.

Örneğin altyapının henüz bitmemiş olması. 2019 yılı Aralık ayıydı sanırım. 2014 yılında belediye başkanı olan Recep Gürkan altyapı sözü verdiği halde başaramamıştı. 2019 seçimlerinde ikinci kez başkan seçilmişti. Nihayet merkezi iktidar ile yerel iktidar uzlaşmış ve birlikte tören yaparak üç yıl içinde bitecek sözü vermişlerdi. Üç yıl yani 2022 geldi her iki yetkiliden de ses çıkmadı. 2023 geldi ses yok. 2024 seçim sürecinde siyaseten altyapı konusunu sorgulayarak birbirlerini suçlarlar dedim ama yine kulakla duyulan, gözle okunan bir güçlü duyum olmadı.  2024 parti değil ama başkan değişti. Bugün bile bu ve benzeri bir detaylı hesap verme-hesap sorma yok. Oysa kentliler olarak ülke ayrışmasını aşan bir kent siyaseti olarak yerel veya genel iktidardan bu sorgulanmalıdır. Altyapı bugün sorun ise bunun sorumlusu sorgulanmalı ki benzeri hatalar gelecekte yapılmasın.

Dedik ya gündem çok çabuk değişiyor. Birçok gündem dışında iktidarı da aşan bir gücün uzun erimli bir gündemine hizmet ediliyor gibi hislerimiz oluyor çoğumuzda. Cumhuriyet ile bu kadar çatışan, kurucularını değersizleştiren ve bugünden yarına büyüyen bir ana gündem olamaz mı birilerinde? Seçenekleri de olan bu ana amaç ne olabilir diye sormayacağım. Ama 1920’li yıllarla ilgili olduğu gerçeği öne çıkıyor.

Emperyalizmin ana gündemini anlayabildiğimizde ülke gündeminde bölgesel ve ulusal çıkarlarımızda ve kent çıkarlarımızda birleşeceğiz. Onun için her davranışımızda ve sözümüzde arka planlara irdelemek gerekiyor.