Kategori arşivi: Yazarlar

Seks-i siyaset (1)

Dün yine bir şafak operasyonu yaşadık. CHP’li Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, eşi, kızı ve kardeşlerinin de aralarında bulunduğu 55 kişi, rüşvet ve kara para aklama soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Daha başta eş, kız, kardeş mertebesinde bir gözaltı!

Birkaç gün önce de Uşak Belediyesi’ne yönelik tutuklamalar gündem olmuştu.

CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar sonucu ortaya dökülenler, siyasetin finansmanına bir de siyasetçinin finansmanının eklendiğini gösteriyor. Haksız zenginleşmenin boyutu dudak uçuklatacak boyutta…

Kuşkusuz yargı süreci tamamlanana kadar masumiyet karinesi geçerlidir fakat açığa çıkanların bir kısmı “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” deyişini de akla düşürmüyor değil.

Ancak, CHP’li belediyelere yapılan müdahalelerin AKP’nin Mart 2024’de yaşadığı hezimetin, yerel iktidar kaybının sonucu değerlendirmesi de halk arasında yaygın ve silsile operasyonlar nedeniyle de giderek ağır basıyor.

Bunda tutuklamalardan dolayı AKP’ye geçen belediyelerin rolü olduğu gibi, AKP yönetimindeki belediyelerin “sütten çıkmış ak kaşık” izlenimi bırakması yani CHP’li belediyelere yönelik operasyonlardaki gerek usul gerek kapsam açısından mukayese edilemez bir durum da var.

Şüphesiz “senin hırsızın-benim hırsızım”  gibi bir karşılaştırma yersizdir ve sorunun özünden uzaklaşmaya yol açar.

Kök sorun, siyasetin finansmanıdır. Yaşananlar, büyüyen ekonomi ve ekonomik koşullara bağlı kökün nasıl derinleştiğini göstermekte; AKP-CHP arasında sadece bir iktidar yarışı olmadığını, ülke kaynaklarını yönetme mücadelesini de yansıtmaktadır.

Devlet yönetimindeki kaynaklar yerele göre çok daha büyüktür fakat yerel yönetimler de halkla ilişkilerde avantajlıdır.

AKP’yi rahatsız eden de bu gerçektir. Yıllarca süren iktidarının temelinde yerel yönetimlerdeki üstünlük önemli bir etkendi.

Bu üstünlük, önce 2019’da İstanbul’un kaybedilmesi ve 2024’te neredeyse büyükşehirlerin tamamının CHP’ye geçmesi ile kaybedildi.

Uzun yılların ardından Manisa (78), Balıkesir (74), Bursa (20), Afyon (79)  gibi çantada keklik illeri CHP’nin kazanması, AKP’de travma yarattı. 

Operasyonlar sonucu bazı belediyelerin AKP yönetimine geçmesi, bir kısmının “topal ördek” durumuna düşmesi, sebep-sonuç ilişkisini açıkça yansıtmaktadır.

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, AKP’ye katılacağına dair iddiaları yalanlamıştı lakin dünkü operasyon bir davet/baskı hakkında şüphe yaratmadı değil.

Nitekim Mustafa Bozbey tutuklanırsa meclis aritmetiği Bursa Belediyesi’nin AKP’ye geçeceğini gösteriyor.

Son yerel seçimlerde halkın CHP’ye teveccühü aslında devlet/toplum yönetiminde AKP’ye kırmızı kart niteliğindeydi. AKP’nin iktidardan düşürüldüğü şeklinde bir okuma da mümkündür.

AKP’nin CHP’ye stratejik bir savaş açtığı ve genel seçimlere böyle hazırlandığı apaçık. Yöntem de siyasetin finansmanı kaynaklı sorunlar üzerinden, yumuşak karından CHP’yi vurmak. Mutlak Butlan davası da stratejinin bir parçası, Damokles’in kılıcı gibi…

AKP’nin CHP’yi itibarsızlaştırma operasyonlarının ülke yönetiminden gayrimemnun toplum kesitinde bir tereddüde, CHP’ye açtığı krediyi geri alma eğilimine yol açtığını göstermiyor kamuoyu araştırmaları.

Öyle anlaşılıyor ki, AKP’nin 23 yıllık iktidarının sonuçlarından mustarip toplum kesiti, CHP üzerindeki tasallutun asıl amacının farkında. Kuvvetle muhtemeldir ki, siyasetin finansmanından kaynaklı sorunları CHP ile sınırlı tutmuyor, ülkenin içinde bulunduğu çok katmanlı ekonomik darboğazın cüzdana yansımalarını AKP ile ilişkilendirebiliyor.

Şöyle de diyebiliriz: siyasetin finansmanından kaynaklı sorunların çözüm bulmasının kolay olmadığının bilincinde toplum kesiti, AKP’nin ülke yönetiminde kalmamasını öncelikli addediyor;  ekonomik darboğazın, enflasyonun her geçen gün erittiği asgari ücretin, emekli maaşının ‘ ekonomi yönetimindeki tercihlerden’ kaynaklandığının farkında…

Tüm bunlar CHP’li belediyelerdeki yolsuzluk iddialarını temize çıkaracak değil kuşkusuz; ancak CHP’nin siyasi kurum niteliğini de gözden kaçırmamak gerekiyor.

Uşak Belediyesi’ne düzenlenen operasyon ve ortaya dökülenler nedeniyle Fatih Altaylı yayınladığı bir videoda: “Ben bu CHP’den bıktım… CHP’yi Atatürk kurdu, bunlar saatlerini bile kuramazlar…” sözleriyle sapla samanı birbirinden ayırmak gerektiğini güzelce vurguladı.

Önemlidir çünkü Atatürk Cumhuriyeti’nin değerleriyle hesaplaşma içindeki çevrelerin “CHP zihniyeti” gevelemesine aşinayız. Düşünce kırıntısından yoksun, CHP’ye vurmanın adeta bir aracı halindeki bu ezber, şimdi de belediyelere yapılan operasyonlarda sıkça karşımıza çıkıyor sosyal medyada.

Oysa CHP siyasi bir kurumdur, köklü bir tarihi, dünya görüşü, temsil ettiği değerler vardır. CHP’yi yöneten elitlerin siyasi hırslarından, tutum ve davranışlarından kaynaklı marazaları Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliğinden ayrı değerlendirmek gerekir.                       

CHP’yi karalamak amacıyla sosyal medyada dolaşıma sokulan videolar o kadar çoğaldı ki, bunun planlı programlı ve bir merkezden yönetildiği izlenimi edinmek hiç zor değil.

CHP kanadından karşı atak videolar da az değil, belediyelere dönük operasyonları boşa çıkarmak üzere dolaşıma sokulduğunu anlamak için kafa yormak gerekmiyor.

Teknolojik olanaklara dayalı, yapay zekâ ürünü propaganda günümüz halkla ilişkilerin bir parçası artık; etki alanı yarattığı da söylenebilir.

Yanı sıra magazinleştirilmiş siyaset de sıkça karşımıza çıkıyor.

Örneğin, Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın 21 yaşındaki bir kadınla ilişkisi, bir otelde teşhir ve CHP’yi itibarsızlaştırma amaçlı basılması öyle magazinleştirildi ki tutuklama sebebi yolsuzluk iddiaları geri planda kaldı.

Misal: gazeteci İsmail Saymaz konuyu bir “konuşan kafalar” programındaki heyecanlı analizinde tüm sorunu ahlâksız cinsel ilişkiye indirgedi…

Sevgilisinin kendisinden 21 yaş küçük olması, belediye çalışanı sıfatı, nüfuz kullanarak ilişki gibi gerekçeler, magazinleştirilmiş siyaset, Uşak Belediyesi’ne yönelik ‘rüşvet’, ‘irtikap’ ve ‘ihaleye fesat karıştırma’ iddialarıyla başlatılan soruşturmayı gölgede bıraktı.

Yazının başlığını çarpıcı olsun, dikkat çeksin diye koymadım. Klavyenin başında ısınma turları yaparken Bursa Belediyesi’ne yönelik operasyon ekranlara düşünce girizgâh farklılaştı.

Özkan Yalım’ın kendisinden 21 yaş küçük ve üstelik bir belediye çalışanı ile ilişkisinde ahlâk sorunu görenler için internette dolaşarak seks-i siyaset (siyaset ve seks) hakkında bir araştırma yapayım bari dedim. İlginç bir alan girdiğimi hemen fark ettim.

Öncelikle belirtmek gerekirse: evli ve üç çocuk babası, üstelik dört sevgilisinden bahsedilen Özkan Yalım’ın özel hayatındaki hareketlilik ailesinden başka kimseyi ilgilendirmez.

Efendim, sevgilileri belediye çalışanıymış, bu bir nepotizm, koltuk gücünün istismarıymış, falanmış filanmış…

Sanki bu ülkede nepotizm sıradanlaşmamış, siyasilerin gönül/cinsel ilişkileri nadirmiş gibi Yalım’ı günah keçisi yapmak hem abestir hem de asıl mesele akçeli işleri, yolsuzlukları perdelemektir.

Ayrıca, Yalım ile ilişkide dört sevgilinin (daha kaç var, bilmiyoruz) rıza göstermediğini söyleyebilecek bilgi var mı elimizde?

Özkan Yalım’ın yadırganan yaşamına meşruiyet kazandırmanın peşinde değiliz elbet; ama kök sorunları maskeleyen, böylesi magazin vakaların temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp servis edilmesine de itirazımız var.

Ayrıca, TCK’da 1926’dan gelen suç zina, 1996-1999 yılları arasında, Anayasa Mahkemesi’nin eşitlik ilkesine aykırılık gerekçesiyle, suç olmaktan çıkmıştır. Zina, 2004 yılından beri suç değil, sadece Medeni Kanun’da bir boşanma sebebi.

Konuyu başka açılardan da ele almak icap ediyor tabii; gayret edeceğiz.

Bu bölümü, başarılı bir şovmen, üç genel seçim kazanarak İtalya siyasetine damgasını vuran, dokuz yıl başbakanlık yapan Berlusconi’den bahsederek bitirelim.                                                                     

Cinselliğe düşkünlüğü ile maruf Berlusconi, mafya ile ilişkisinden rüşvet alma ve reşit olmayan kişilerle fuhuş yapmaya kadar toplam 36 suçlamadan hâkim karşısına çıkmış, 2013’te vergi kaçakçılığından hüküm giymiş bir başbakandır.

Silvio Berlusconi, 23 yıllık eşi Veronica Lario’dan 2009’da resmen boşandı. Boşanma sürecinde İtalya, Berlusconi’nin küçük yaşta kızlara düşkünlüğü, sadakatsizlik iddialarıyla çalkalandı.

83 yaşında Berlusconi’nin, 34 yaşındaki nişanlısından ayrılıp, partisi Forza İtalya’dan milletvekili olan 29 yaşındaki eski modelle sevgili olduğunu duyurması ise, İtalya’da pek yadırganmadı.

Haziran 2023’te 86 yaşında ölen Berlusconi, 6,8 milyar Amerikan doları net servetiyle İtalya’nın en zengin üçüncü kişisiydi.

Tanınmış İtalyan bir şarkı çalarak bitirelim bu bölümü…                                                                  

Lasciate mi cantare

Bir bölümün tercümesini de tadımlık verelim…

//Çok fazla Amerikanlaşmış sanatçılarınla şarkılar, aşk ve yürekle/Daha çok kadın ve daha az rahibelerle/Günaydın İtalya/Günaydın Maria/Melankoli dolu gözlerinle/Günaydın Tanrım/Biliyorsun bir de ben varım…//

ŞAŞMIŞ DÜNYA

Bakıyorsunuz dünyaya, bir tarafta, “Biz Müslüman’ız, Hıristiyan’ız, Musevi’yiz” diyenler…
Diğer tarafta, “Bunlar Müslüman’dır, Hıristiyan’dır, Musevi’dir” diyeneler.
Kutsal kitabımız, Kuran’ı Kerim de yazıyor, okuyun görün bakalım, “Biz müslümanız” diyenler gerçekten Müslüman’mıymış?..
“Biz Hıristiyan’ız,” diyenler, gerçekten Hıristiyan mıy mış?..
“Biz “Yahudi” yiz diyenler, gerçekten Tevrat’la gelen, Musevi’ miymiş?..
Müslüman’lık da, Hıristiyanlık’da, Musevi’lik de, Tek Allah’ın dini. Hepsi, insanlık geliştikçe, Yüce Allah’tan insanlığa, medeniyet yolu, haritası.
DOĞRU TEKTİR!..
ÇEŞİT ÇEŞİT, MEZHEPLERE BÖLÜNMÜŞ NE MÜSLÜMANLIK, NE HIRİSTİYAN’LIK, NE DE MUSEVİ’LİK OLUR MU?..
“DOĞRU TEK İKEN” DİN MEZHEPLERE BÖLÜNMÜŞ OLURSA, ALLAH’IN DİNİ-YOLU OLMAYACAĞI AÇIK DEĞİL Mİ?
O zaman, Kuran zıttı, Hakiki Tevrat zıttı, hakiki İncil zıttı, çeşit çeşit MEZHEPLERE BÖLÜNMEK, KİMİN YOLU OLUR, çok açık değil mi?..
MEZHEPLERE BÖLÜNMEKLE, İNSANLIK, TEK ALLAHIN DEĞİL DE “KİM” in YOLUNA SAPMIŞTIR, belli değil miİ?..
EY DÜNYA!..
KURAN’I KERİM’DE YAZIYOR, 15 ASIRDIR OKUYUP ÖĞRENMEK ÇOK MU ZORDU?..
BAKIN DÜNYANIN MEZHEPLERE BÖLÜNMÜŞ ÜLKELERİNE!..
ŞEYTAN ONLARI NE DURUMA SOKMUŞ?..
Allah’ın niçin korumadığına bakın, anlarsınız!..
Birbiriyle, YIKIMINA dalaşanları televizyonlarda seyrediyoruz ya!..
15 asırdan beri öğrenseler miş, okuyup, beyinleri neredeymiş?.

AKIBET, YAZIYOR İŞTE… DÜNYADA BU ARALAR NELER OLUYOR, TEMEL GERÇEĞİ:

Kuran’ı Kerim. Sure 11/Ayet 18:
Allah’a ortak koşmak veya çocuk isnat etmek suretiyle, O’na yalan uydurandan daha zalim kimdir? Onlar Rablerine arzedilecekler, şahitler ve organları “İşte bunlar Rablereri hakkında yalan söyleyenlerdir” diyecekler. Bilin ki, Allah’ın lâneti zalimler üzerinedir.
30/ 31: Yalnız O’na yönelin ve O’ndan korkun; Allah’ın rızasına göre davranın, namaz kılın ve Allah hakkında yalan uyduranlardan olmayın!
30/32: Ki onlar, dinlerini darmadağın etmiş, mezheplere ayrılmışlardır. Bunlardan her fırka, saadetinde oldukları batıl dini, hak din zannıyla aldanıp sevinmektedirler.

11/1, 2: Kısa yorumla: Kuran’ı Kerim, tek Allah’tan başkasına ibadet etmeyesiniz diye size gönderilmiş bir kitaptır.

“Allah hakkında yalan uyduranlar ve gerçeği Kuran’dan okumadıkları için, yalancılara uyanlardan daha zalimi yoktur!..” diyor Rabbimiz.
Bakın dünya ülkelerine, bu zalimlere verilen süre bitmiş mi acaba?..
Ayet: 48/7: Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah azizdir, hakimdir.

GEÇMİŞ OLSUN

Edirne spor severleri için 2025/2026 sezonu unutulmaz umutsuz, üzüntülü bir dönem olarak tarihe geçmiş oldu.

Futbol, basketbol, voleybol ve hentbol. Dört spor branşı için de ayrı bir hüzün hikayesi yazıldı bu son sezonda yaşananlar.

Futbolla başlayalım.

2020 yılında BAL’da liderliği sürerken pandemi döneminde verilen ara nedeniyle çıkan bir yasa sonucunda Edirnespor 3. Lige katılım hakkını elde etti.

Bu 6 sezonun birinde finalfour, diğerinde düşme potasının biraz üzerinde bitirirken diğer 3 sezon düştü düşecek derken bu sezon ligin başında yerleştiği dipten kurtulamayarak liglerin bitmesine haftalar profesyonel liglere havlu attı.

Profesyonelce yönetilememenin, valiye, başkana güvenerek çıkılan yolların, alt yapıda yetişen değerlerin kıymetini bilmemenin bedelini Edirnespor en ağır bir şekilde ödeyerek Edirne futbolu tarihinin en büyük darbesini yemiş oldu.

Geçmiş olsun.

Geçen sezon sonunda çıktığı ikinci lig yolculuğu sonunda katıldığı finallerde ikinci olarak 1.Hentbol Kadınlar Ligi’ne katılmayı hak kazanan Edirne Kültür Sanat Doğa Sporları Kulübü Kadın Hentbol Takımı sponsorlarının verdiği sözü yerine getirmediği için ekonomik sıkıntılarına çare bulamayınca yeni sezon sözünü dahi anmadan Kadın Hentbol branşının kapılarını kilit vuru verdi.

Geçmiş olsun.

Geçen sezon Edirnespor formasıyla sahalara çıkan ve salonlarda voleybol severlere keyifli anlar yaşatan Kadın Voleybol takımı finallerde istediği başarıyı yakalayamayarak 1. Lig biletini alamadıysa da doğru yapılanmanın, ekibin başında profesyonelce hareket eden yönetim ve spor adamı sayesinde gelecek dönemler için voleybol severlerin ümitlenmesine neden olmuştu.

Geçtiğimiz sezon biraz daha mütevazi bir bütçeyle çıkılan yolculukta genç bir kadro oluşturulup da antrenmanlara başlanmasına karşın son anda sponsorluk konusunda çıkan sorunlar nedeniyle tüm takım bir anda dağıtılıverdi.

Geçmiş olsun.

Ve basketbol. Geçtiğimiz yıllarda dönemin başkanının verdiği sözleri yerine getirmemesi nedeniyle erkek basketbolu ve kadın voleybolu şubelerinin kapatılmasının en büyük nedeni 3. Lige çıkan Edirnespor’a tüm kaynakların seferber edilmesiydi. Ayrıldı da bütün kaynaklar Edirnespor Futbol Takımına. Ve Edirne’de erkek basketbolu ve kadın voleybolunu şubelerini kapatılmış oldu.

Kadın basketbolunda yıllarca alt yapılarda mücadele ettikten sonra önce iki yıl Bölgesel Lig’de, ardından iki yılda Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi’nde mücadele eden Edirne DSİ Kadın Basketbol Takımı Edirne’li basketbol severlerin salonlarda tek tesellisi oldu.

Bu yıla da büyük maddi sorunlar, lige katılacak, katılmayacak havasıyla başlayan DSİ son anda lige katılım hakkı kazanarak umut veren yerli oyuncular ve soru işareti veren yabancı oyuncularla sezona başladı. Yerlilerin iyi olmasının yanında yabancıların çok vasat çıkması, teknik kadro ile oyuncular arasında yaşananlar, inişli çıkışlı maddi sorunlar derken sezonun son haftalarına kadar gelmeyen galibiyetler takımı gerdi de gerdi, seyirciyi de.

İki takımın çekilmesiyle umutlanan DSİ için umutların tam tükendiği anda geçtiğimiz cumartesi günü Türkiye Basketbol Federasyonu’nun bir takım için daha liglerden ihraç edilme kararı nedeniyle Edirne DSİ Kadın Basketbol Takımının ligde kaldığı kesinleşti. Kırklareli Basket maçından hemen önce geldi bu karar. Maç başladığında sessiz Edirne seyircisine karşın her pozisyonda ayağa kalkan Kırklareli seyircisi vardı. Ve DSİ’nin kadrosunda 11 oyuncu olmasına karşın iki yabancısı dahil 5 oyuncunun süre almaması ve maçı sadece 6 oyuncuyla bitirmesine neden oldu.

Devre arasında görüştüğümüz DSİ Kulüp Başkanı Fırat Tulmaç’ın; “Edirne DSİ Kulübü olarak profesyonel kadın basketbol liglerine katılmayacağız” ifadesi güne damga vurdu.

Geçmiş olsun.

Edirnespor Futbol Takımının Edirne’deki son maçlarından birisinde sadece 32 bilet alarak katılan Edirnespor’un büyük taraftarlarına,

Hentbol 2.Ligi’nde şampiyonluğa giden Kadın Takımını destekleme gelen sadece 30-40 kişi kadar seyirciye,

Voleybol Kadınlar Şubesi’nin kapatıldığı dönemde hiç sesini çıkarmayan voleybol severlere,

Edirne DSİ’nin son maçında bir avuç Kırklareli seyircisi salonu ayağa kaldırırken taraftar gibi değil de seyirci gibi salonda oturarak, alt yapıda gelen kızlarımızın attığı üçlüklerde bile sevinmeyen, takımını son maçta yalnız bırakmasa da küskünleri oynayan Edirneli basketbol severler;

Hepinize geçmiş olsun…

Keşke güzel haberler verebilseydim!

Neredeyse bir ay olmuş bu köşeden ayrı kalalı.

İki haftayı Enez’e, 4 günü de Tekirdağ’da torunlara ayırdığımız için bir şeyler yazamadım bu arada.

Sonu ufak bir rahatsızlıkla bitmiş olsa da, soğuk ve yağışlı bir Mart ayında uzunca bir süre Enez’de kalmak çok güzeldi.

Daha da bozulmuş olan, hatta tarlaya dönmüş bazı yollar nedeniyle evimize en yakın ve sahilde tek olan yerel markete gitmek için araç kullanmak istemediğimiz için çoğu kez ekmeğimizi bile kendimiz yapmak zorunda kaldık maalesef.

Yıllardır görüyoruz ki; Enez Belediye Başkanı ve çalışma arkadaşları sahilde yaşayanları önemsemiyor ne hikmetse!

Bu nedenle de çöp toplama haricinde başka hizmet yok diyebiliriz.

Oysa doğalgazın da gelmesi ile Enez sahilindeki evler yazlık statüsünden çıktı bana göre.

Hemen her biri yaz kış yaşanacak birer mesken oldu artık.

Kendimden bazı örnekler vermem gerekirse; bir kısmı geçen sezon sonundan kalan kullanımlar olmak üzere, Belediye tarafından bu ay tahakkuk ettirilen su parası yaklaşık 1300 lira. Ödenmesi gereken 1000 liraya yakında emlak vergisi 1. taksidi var. (Kaldı ki; sezon başladığında su bedeli ile birlikte alınacak olan ilaçlama, atık su, katı atık bedeli vs. meblağlar adeta dudak uçurtacak cinsten olacak!)

Bu 15 günde kullandığımız doğalgaz için gelen fatura tutarı 1017 lira.

Ekmek vs. yapımında fırın kullandığımız için olsa gerek, gelen elektrik faturası 680 lira.

Ha keza şehir merkezindeki işyerlerinde, zincir marketlerde yaptığımız alışverişlere ödediğimiz binlerce lira…

Özetle demem o ki; sahile azıcık önem verilmiş ve hizmet getirilmiş olsa, biliyorum ki sürekli kalmak için bir engeli olmayan binlerce aile kış aylarında da Enez sahilinde kalacak, Enez’in ekonomisine de çok daha fazla katkı sağlanacaktır.

Bunu idrak eden olursa elbette!

FUTBOL – SALON SPORLARI

Hudut Gazetesi’nin arşivini karıştırıyorum…

Tarih: 6 Mayıs 2025.

Edirne’nin olimpiyatlarda yarışan ilk kadın sporcusu, dünya şampiyonu judocu İlknur Kobaş Tepe, İl Genel Meclisi’nde konuşuyor.

Söyledikleri basit ama sarsıcı: Salon sporlarına destek yok.

Daha da önemlisi…

Başarılı sporcuya bile destek yok.

Uluslararası arenada derece yapan sporcuların dahi federasyonlardan yeterli desteği alamadığını söylüyor.

Ama asıl dikkat çektiği yer başka:

Edirne’de spora ayrılan kaynakların neredeyse tek bir alana yönelmesi…

Futbol.

Ve ardından soruyor:

“Edirne’mizden kaç tane üst düzey sporcu çıktı? Üst liglerde kaç futbolcumuz var?”

Sahi, kaç tane var?

**

Bir tarafta minderin üstünde, tatamide, parkede ter döken çocuklar…

Diğer tarafta milyonların konuşulduğu futbol kulüpleri.

Edirne’de denge çoktan bozulmuş durumda.

Yıllardır aynı refleks:

“Edirnespor’u ayağa kaldıralım.”

Peki sonuç?

18 yıl aradan sonra çıkılan lig…

Ve şimdi, 6 yıl sonra yeniden amatör lige dönüş.

Küme düşmesi haftalar öncesinden kesinleşmiş bir tablo.

Onca para, onca umut, onca zaman uçup gidiyor.

**

İşin daha çarpıcı tarafı şu: Aynı kaynaklarla kaç sporcu yetiştirilebilirdi?

Kaç genç hayatını değiştirebilirdi?

Bir sporcunun uluslararası başarı elde etmesi için gereken destek, çoğu zaman bir futbolcunun yıllık maliyetinin bile altında.

Ama biz ne yapıyoruz?

Bir kişiye değil…

Bir sisteme değil…

Bir alışkanlığa yatırım yapıyoruz.

Adı: Futbol.

**

Oysa mesele sadece Edirne değil.

Türkiye’nin birçok şehrinde aynı hikâye yazılıyor.

Salon sporları; basketbol, voleybol, judo, güreş, masa tenisi…

Hepsi “kendi yağında kavrulmaya” bırakılıyor.

Sonra da çıkıp diyoruz ki: Neden dünya çapında sporcu çıkaramıyoruz?

Çünkü aramıyoruz.

Çünkü desteklemiyoruz.

Çünkü görmek istemiyoruz.

**

İlknur Kobaş Tepe’nin sözleri aslında bir serzeniş değil…

Bir tespit.

Hatta bir uyarı.

Diyor ki: Aynı parayla bir sporcunun hayatı değişir.

Bu cümle basit değil.

Bu cümle, bir şehrin spor politikasını sorgulatır.

**

Şimdi soralım: Edirne bir spor kenti mi?

Yoksa futbol hayaline yatırım yapan bir şehir mi?

Bir gencin kaderi neden sadece topa vurmasına bağlı olsun?

Minderde kazanan, raketiyle yükselen, potaya basan, filesiyle parlayan çocuklar neden görünmez?

**

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:

İnadına futbol mu?

Yoksa gerçekten spor mu?

**

Çözüm mü?

Zor değil aslında…

Yerel yönetimler kaynakları çeşitlendirecek.

Esnaf ve sanayi tek bir kulübe değil, farklı branşlara destek olacak.

Okullar salon sporlarına yönlendirecek.

Ve en önemlisi…

Başaran sporcu yalnız bırakılmayacak.

**

Edirne’nin önünde iki yol var:

Ya bir topun peşinden koşmaya devam edecek…

Ya da bir sporcunun hayatını değiştirmeye karar verecek.

Tercih bizim!

EDİRNE ADAY ADAYLARINA ÇAĞRI

Genel Seçimler için zaman yaklaşıyor. Henüz “Ben adayım” diye resmi bir açıklama yok ama sadece sanal dünyada dolaştığınızda bile bazı ipuçlarını yakalayabiliyorsunuz. Kimlerin bu seçimde yarışabileceğini anlayabiliyorsunuz.
“Erken çıkan yol alır” diye yola revan olanlar özellikle köy köy gezip bolca el sıkışarak, sanal dünyada ve yerel basında demeçler paylaşarak su yüzünde görünmeye başladılar. Onlara büyük saygı ve sevgi duyuyorum.
Seçime beş kala Genel Merkezlerden torpillenerek paraşütle tepeden inme kurnazlığı peşinde olanlara seçmenlerin şimdiden itiraz etmeleri ve genel merkezleri sert bir şekilde ŞİMDİDEN uyarmaları gerektiğini düşünüyorum. Seçmenlerin atamayla gelen aday adayına oy vermeyeceklerine yemin ederek şimdiden Genel merkeze bildirmelerini çok yararı olur.


Bu yarışa şimdiden start verenler kimler? CHP’den Okan Gaytancıoğlu, Mustafa Bezbaş, Şadan Şimşek, Baran Yazgan, Hüseyin Erkin,
İYİ Parti’den Mehmet Akalın gözüme takılanlar..
AKP’den Belgin İBA kesin aday… Fatma Hanım yaş haddinden emekli…
Bu isimlere elbette yeni isimler eklenebilir. Özellikle CHP ön seçim yapacaksa bu güzel bir yarış… Ama artık biraz daha halk kuyrukçuluğundan uzaklaşarak daha demokratik, daha şeffaf yöntemlerle bu kampanyalar yürütülmeli…
Sadece iktidarı kötüleyerek ve nabza göre şerbet vererek bir farklılık yaratamazsınız.


Bu konuda biz Enez’de STK’lar olarak sizlerle bir, hatta birkaç defa dar alanda tanışmak, konuşmak, sormak, sorgulamak ve projelerinizi birinci elden dinlemek istiyoruz. Sizler için daha geniş katılımlı toplantılar düzenlemeyi planlıyoruz. Demagojiye, polemiğe izin vermeden kendinizi ve projelerinizi dinlemek istiyoruz.
Ama önce sizlerden bir ses gelmeli “Ben varım” diyebilmelisiniz.. Önerilerinizi bekliyoruz.

SAVAŞLARI İZLİYORUZ DA

Aklı, mantığı işletip de Kuran’ı Kerim’i okuyunca, tek Allah’ın tek doğru dini olur. İnsanlık gelişe gelişe, ayrı zamanlarda kitaplar verilmişse, hepsinin yolu BİR dir.
Yani Allah’ın din yolu tektir. Bu yol da, yarısı doğru, yarısı tahrif edilmiş Tevrat ve İncil gibi, tahrif edilemeyecek olan, korunan, % 100 dosdoğru Kuran’da AÇIKÇA bellidir.
Ama dünya insanlığına bakıyorsunuz, TEK YARATAN’IMIZIN TEK DİN YOLUNU MEZHEPLERLE BÖLÜK BÖRÇÜK YAPMIŞLAR.
% 100’ü dosdoğru olan Kuran’ı okumamışlar, şeytan uşaklarına itibar edip, Kuran’da AÇIKÇA yazan Tüm kitapların GERÇEK hak din yolunu, tam zıttı yol olan, mezheplere bölmüşler.
Kuran meydanda, okunsa öğrenecekler ama okuyan mı var?..
Benim yorumum değil, Kuran da açıkça bildiriliyor,
Allah yolunda mı, yoksa sapaklara mı dalmış insanlık!.. (Kısaltarak)
58/19: Sakın şeytan sizi hakimiyeti altına almasın!
Sure 30/Ayet 32: Dininizi, mezheplerle, bölük börçük etmeyin!..
7/3: Tek Kuran’ı okuyup, öğrenip uyun. Tek Allah’tan başkalarını yar edinmeyin!..
21/22: Tek Allah’ın, yolu da tektir!.
11/18: Allah ve dini hakkında yalan uyduranlardan daha zalimi yoktur.
11/19: Onlar Allah’ın yolundan alıkoyan ve eğri göstermek isteyenlerdir.
18/59: Zulmedenleri hep helak ettik.

Onlara düzelmeleri için mühlet vermiştik.

Kuran’ı Kerim. Sure 4/Ayet 44: Kendilerine kitaptan nesip verdiklerimize baksana! Sapkınlığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan çıkmanızı istiyorlar.

İRAN SAVAŞI

Savaş başlayalı bir ay oldu. Bu savaş iki cephe üzerinde oluyor; İran-ABD birinci cephe,  İran-İsrail ikinci cephe. Bu savaşın nedeni İran petrolleri üzerine hakimiyet kurmak, İran’ın atom bombası yapmasını engellemek. Bu konuda da taktik Molla rejimini devirmek, Amerikan yanlısı bir hükümet kurmak.

Bu olaylara neden ne? Çünkü ABD de petrol kalmamıştır, ABD petrol sıkıntısı çekiyor, petrolü olan ülkelerle ilgileniyor. Irak, İran, Grönland, Endonezya gibi. İyi ki Türkiye’de petrol yok.

Savaş acımasızca devam ediyor. Her iki tarafta birbirini vuruyor. Savunan İran, saldıran ABD. Bu arada ikinci cephe İsrail de İran’a saldırıyor; niye? İsrail’in petrol sorunu yok ama İran İsrail’i düşman bellemiş, o da İran’a saldırıyor. Bu arada Lübnan da nasibini alıyor, oda bombalar altında. Bu gidişle Ortadoğu hiç rahat yüzü görmeyecek.

İran, ABD ile aşık atabilecek bir devlet değil ama her saldırının da karşılığını veriyor. ABD de İran’a epey zarar verdi, İran’ın nükleer, sanayi, petrol tesislerini bombaladı. İsrail de İran’a elinden geleni yapıyor. Karşılığı olarak da İran füzeleri ile vuruyor. İsrail bu savaşta hiç rahat değil, kafa kurcalayan İran’da İsrail’e ulaşacak füze yokken bunu nasıl yapıyor. Kullanılan füzeler dört bin km menzilli. Demek İran da bir yerlerden yardım görüyor. Çok karışık bir savaş.

ABD Başkanı Trump savaş için 25 milyar dolar bütçe alıyor. Bu bütçe ABD yıllık bütçesinin yüzde 25’i. ABD başkanının dediğine göre İran’ın elektrik üreten santrallarını bombalarız diyor, savaş daha da kızışacak.

Bu savaşta ABD saldıran, İran savunan. ABD İran’a epey zarar verdi. ABD’nin maksadı İran’ın nükleer tesislerini yok etmek, petrolü üzerinde hegemonya kurmak, Molla rejimini devirip ABD yanlısı bir hükümet kurmak. Bir önemli konuda Hürmüz boğazı. İran’ın petrolleri Hürmüz boğazından dünyaya sevk ediliyor, eğer Hürmüz boğazında petrol trafiği durursa dünyada petrol kıtlığı başlar. Bu da petrolün fiyatının artması demektir. Neticede her malın fiyatı artar, sonuç hayat pahalılığı.

Bu kadar mı; bütün çiftçiler suni gübre kullanıyor, bunu kullanmadan tarımsal ürün elde edilemiyor. Gübrelerde Hürmüz boğazından geçiyor, geçiş sağlanmaz ise gübre kıtlığı olur. Sonuç tarımsal ürünün azalması demektir, o da pahalılık. Peki bir aya yakın süredir devam eden savaşta kim galip, kim mağlup belli değil, tek kazanan ülke Rusya oluyor. Hürmüz boğazından geçiş zorlaştığı için petrol fiyatları arttı. Rusya da yüksek fiyattan petrolünü satıyor, hiç yorulmadan kazanıyor. Bu savaşta kazanan Rusya’dır.

Peki bu kargaşanın içinde Türkiye’nin durumu nedir? Türkiye mümkün olduğu kadar bu bataklıktan uzak durmaya çalışıyor. Barış yanlısı bazı ülkelerle birlikte barış için çaba sarf ediyor, konunun diploması yolu ile hallini istiyor. Çünkü Türkiye İran’la dost, Amerika ile müttefiktir. Bu şartlarda taraf tutamaz ama Türkiye’ye de üç İran füzesi düştü, Türkiye olayı protesto etti. İran’da bir yanlışlık oldu deyip özür diledi, konu kapandı. Bizler Türkiye olarak İran’dan petrol ve doğal gaz alıyoruz. Şimdilik bir aksama olmadı. İran’dan kaçıp Türkiyeye sığınanlarda yok, ilerisi için bir şey söylenemez.

Bu savaş ne kadar devam eder, ne zaman biter tahmin zor. Mollalar Amerika’ya saldırılarına devam ediyor, postu kaptırmaya niyetleri yok Mollalar iktidarda oldukları müddetçe, İran’ın füzeleri bitmedikçe, Amerikan Başkanı Trump olduğu müddetçe İRAN SAVAŞI devam eder…

Nasıl da Haklı Çıktık Ama…

Hani şu sosyal medya mecraları arasında yiğidin harman olduğu bir yer var… Kullanıcılarının bazıları “burası tivitır gardaş…” diye başlar söze… Şimdi de satılınca adı x mi oldu y mi oldu hah işte orası.

Bir müddettir oradaki yazışmalar üzerinden ABD ve İsrail’in İran’a hava saldırılarını izliyorum. Sahi savaş diyorlar bu mecrada o kısıtlı operatif faaliyete. Eh trajikomik ifadeler de terminolojik yanlışlarla birlikte havada uçuşuyor. Şu acılı günlerimde ufak da olsa bir tebessüm belirmiyor değil yüzümde, bu yazılanları okudukça… Trajikomik içerikler dedim ya… Bir yandan tebessüm ettirirken bir yandan da dehşete düşürerek düşüncelere gark ediyor beni…

Bir taraf var ABD ve İsrail nasıl haklı, kimlere ve nasıl haddini bildiriyor diye parmakları ve beyni arasındaki kas elektriği iletimini kullanmak suretiyle telefonlarının tuşlarına basarak yazıyor. Diğer taraf durur mu? Aslında İran’ın ne denli haklı olduğunu ve onun savunulmasını gerektiğini adeta bir kutsal görev ifası, insanlık şiarı gibi aktarıyor.

Elbette bu “yorumlar” terminolojik pek çok hata da içeriyor. Kısıtlı operatif faaliyet nedir, neden yapılır sorusu henüz sorulabilmiş durumda bile değil. Buna mukabil geçen hafta bu köşede kaleme aldığım Rusya ve Çin neden ABD’ye saldırmadı sorusu da deve dişi gibi duruyor ortada. Henüz buna da cevap yok.  Üstelik bu durumun gevşek ittifak ilişkileri nasıl ortaya çıkar acaba hegemonya mı denmeli yoksa kapasitenin dağıtımı üzerinden liderlik mi sorgulanmalı kısmına gelemiyoruz bile…

Bunun yerine sen “Amerika’yı savundun…”, sen “İran’ı savundun…” sığlığı içinde analizden ziyade şahısların tutum ve davranışları buna ek olarak geçmişleri üzerinden birbirlerini suçlama manzaraları kaplıyor şu sözde yiğidin harman olduğu sosyal medya mecrasını…

Hani moda bir söz var “artık bilgiye ulaşmak çok kolay” diye… Hah işte tam bu noktada eğer cebinizdeki telefonu açıp oradaki karşılıklı iftira sınırlarına yaklaşan atışmalarda geçen ifadeleri bilgiye ulaşmak zannediyorsanız biliniz ki geçmiş olsun. Hatta çoktan geçmiştir bile…

Bilgiye ulaşmak çalışma ve emek ister. Cepte taşınan bir elektronik aletin mahareti değil; ilginin, çalışkanlığın ve çalışarak geliştirilen analiz yeteneğinin bir metot dairesinde oluşturulmasıdır bilgiye ulaşım. Bunlar yapılmıyorsa ulaşılan şey ciddiyet görünümlü dedikodu ve çamur atmadır.

Son bir söz: Bayanlar, baylar; Vaşington, Moskova, Tahran, Tel Aviv ve Pekin bizlerin tarafı taraftarı olması gereken bir yer değil. Unutmayınız başkentimiz Ankara’dır. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…

SEFERBERLER

Dünyada “Medeni” ülkelerde yaşamak için, kendi ülkelerini terkedenleri görüyoruz.
KENDİ ÜLKELERİNDEN ADETE KAÇIYORLAR AMA…
*Tamam, medeni ülkelere gidiyorlar anladık da, orada da, kırda, bayırda, sokaktaki hayvanlara zulmetseler ya görelim?..
KAÇTIKLARI O MEDENİ ÜLKELERDE,
*Nehir, deniz ve derelerine arıtmadan lâğım boşaltsınlar da, görelim?..
*Tarla ve bahçelere, gereğinden fazla kimyasal atsınlar da görelim?..
*Ekmek ununun içine dokuz çeşit kimyasal katsınlar da görelim?..
*Bir kişi maden, altın çıkarıp zengin olacakmış diye, on köyün haritadan silinmesine izin versinler de de görelim?..
*Şehir şebeke suları, sağlıklı, içilebilir akmasın da görelim?
*Ülkelerinde ki gibi, iki lafın arasına, reklam alır gibi, “KÜFÜR” koysun da görelim?..
*Alsın eline silahı da, kırda masum canları katletsin de görelim?..
*Kendi bahçesinde ki bir ağacı, kessin de görelim!..
*Vs..Vs.. Demek ki, YAPMAMAK YETMEZ, YAPTIRMAYACAKSIN DA!..
*YAPAMAZLAR, çünkü o medeni halkın birçoğu boşuna okumuyor, NEGATİFLERE KARŞI daima seferberlik halinde, UYANIKTIRLAR
*BOZANA, KİRLETENE, KATLEDENE, dünyayı dar ederler!..
*Demek ki, ülkenin kutsallarıa sahip çıkıp korumaz, hatta bozarsan, kendi ülken sana dar gelir; gider, el-alemin vatanında, el-alemin ALT HİZMETİNDE vatansız yaşarsın!..

Hadi git oralarda da kendi ülkende yaptığın gibi, “bana ne, yaparım”desene görelim?

Kuran’ı Kerim. Sure 14/Ayet 51:

Allah, her nefsi kazandığı ile cezalandırmak için böyle… Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.

Yukarda ki nurlu ayetin bir yorumu da: YAPTIKLARININ KARŞILIĞINI VERDİĞİ İÇİN BÖYLEDİR!.. olabilir mi?..