Kategori arşivi: Yazarlar

MİNNETLE TEŞEKKÜRLER

Uzunca bir zamandır, ağaçların kıymetinin unutulduğu ülkemizde…
Hatta günümüzde, durum, AĞAÇ DÜŞMANLIĞI boyutuna gelmişken…
Edirne belediye yetkililerinin, şehri ağaçlarla, parklarla donatma çabalarını minnet ve teşekkürlerimizle izliyoruz.
Bakmasını bilene, her ağaç başlı başına bir manzaradır!..
Bakmasını bilenin gözünden, gönlüne ferahlıkla işler!.. Her ağaç bakmasını bilene, “Ben senin bereketin için yaratıldım!..
Senin ruh ve beden sağlığın için varım!..
Kışın sana kuytuluk, yazın gölgemle serinlik olurum!.. Yeşilim, yaprağım, dalım, konan kuşlarımla sana, cennet bir dünya olurum!..
Bakmasını bilene, imkânsızın, Yaratan’ın imkansızı imkanlı kılmış rahmetiyim!..
Soluğun olur, içine ferahlıkla dolarım!..
Gözüne, gönlüne, güzellik olur, gönlüne, ruhuna işlerim!..” der de, Yaratan’dan Ötürü” şükürle BAKMASINI BİLENE!..
Edirne’nin kaldırım ve yol kenarlarına, yaz kış yaprakları yeşil kalabilen, dallarının trafiğe zaralı olmayacağı bir ağaç türünün dikilmesi, en mükemmel bir seçim olmuş. Bunun için, başta Edirne belediye başkanımız Filiz Gencan’ı, Park ve Bahçeler Müdürü, Pınar Kırımlı Tabak’ı Kutluyoruz.
Edirne Belediye Başkanımız Filiz Gencan ve çalışma ekibinin, Edirne’yi ağaçlandırma, park ve bahçelerle donatma, hayvan mezarlığı tahsis etme, köpek bakımını üstlenip, sahiplendirmeyi özendirme çalışmalarını minnet ve teşekkürle izliyoruz!..
“Ne olacak mış canım, alt tarafı ağaç, köpek işte” diyen negatifler çıkacaktır!..
Sakın bu yapılan işleri hafife almayalım; özlenen insan medeniyetini oluşturmak için ÖNCELİKLİ atılan EN BÜYÜK ADIMLAR BUNLARDIR!..
Dünyada insanca yaşayacaksak, en medeni işlerin başında bu yaptıklarınız gelmektedir!..
Ne mutlu dünyaya gelipte, böyle güzel hayırlı işler yapanlara!..
Edirne Belediye Başkanımız Filiz Gencan, başkan yardımcıları ve diğer çalışma ekibinin insani ve en medeni çalışmalarını minnet ve teşekkürlerimizle izliyoruz.
Allah sizden razı olsun, yardımcınız Allah, yolunuz açık olsun, inşallah.
ASLAN EVLATLAR!..

Acele yok, sabırla, eserleri kura, seyreyleye devam, inşallah!..

Kuran’ı Kerim. Sure 55/Ayet 60:
İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?
42/23: İşte Allah’ın, iman eden ve iyi işler yapan kullarına müjdelediği nimet budur.
De ki: “Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir çıkar istemiyorum.”
Kim bir iyilik işlerse, onun sevabını fazlasıyla veririz. Şüphesiz Allah bağışlayan, şükrün karşılığını verendir.

“DOĞAL FELAKET” DERLER DE

İnsanlar, Kurandan habersiz “Doğal Felaket” deyip, çıkarlar işin içinden!..
Tamam da, “DOĞA KİMİN EMRİNDE?..” “YAĞMUR, DEPREM, VİRÜS, RÜZGAR, TOHUM VB.. ALLAH’IN EMRİNDE” demeyi akıl edip, Ya Kuran’dan öğrenmezler, ya şüphe ederler, veya inkâr eder çoğunluk!..
Tüm rahmetleri ve de felaketleri tesadüflere bağlarlar!..
Bu da, insanlığın büyük çoğunluğunun inanç zafiyetinde olduğunu gösteriyor. Yazık, sonsuz sevgi, sonsuz güç, sonsuz rahmet sahibini hesaba katmadan yaşamaya çalışmak ne büyük kayıp.
Bu yıl, yurt çapında izledik:
Sokak köpek ve kedilerine ölüm fermanı biçildi, hatta, sokakta aç hayvanı beslemek bile yasaklandı, belediyelerin çoğu, canları toplayıp, bir çoğunu katlettiklerini açıkladılar!..
Masum canların zulmüne katline, ülke de bir avuç azınlıktan başka karşı çıkan olmadı, maalesef!..
Yani, çoğunluk, katliamı onaylamış oldu!..
Bu durumun milletçe hak edişini “Kuran uyarıları ile ispatlı” olarak açıklayıp, çok yazdık. “Yurt çapında olacak cezaları bekleyin ve ibretle izleyip, ders çıkarın, nerde hata yaptığınızı hatırlayın!..” dediydik.
Ekim, 14—15—2026:
Yurt çapında şiddetle yağan yağmurlar, yurdun büyük bölümünde seller oluşturdu.
YURT ÇAPINDA, sel suları sayısız aracı sürükleyip çöp etti, YURT ÇAPINDA evleri çökertti, canlar aldı!..
İnsanların bu felaketi “Doğa yaptı” diye ALLAH’A ORTAK KOŞMAYA DEVAM ETTİKLERİNE ŞAHİT OLUYORUZ!..
“NELERE, ZULMETTİK, KATLETTİK DE, ALLAH BİZE BU CEZAYI VERDİ?..” diyeni kimseden duymadık!..
Okumazlarsa Kuran’ı, olanın gidenin, İNSANLARIN HAK EDİŞİNE GÖRE, İYİLİKSE MÜKAFAT, KÖTÜLÜKSE FELAKET OLARAK VERİLDİĞİNİ ÖĞRENİRLERDİ!..
KURAN’I 14 asırdır ANLAMAMIŞLAR, inatla, halâ da 1400 yıldır ANLAMIYORLAR YA!..
Ya Arapça anlamadan okunmuş, ya şüpheyle okunmuş, ya da şeytanla beraber okunmuş. Allah ile birlikte samimi olarak okuyan tek tük, maalesef!..
Yurt çapında ki deprem, sel, kuraklık, hastalıklar vb.. masum canlara yapılan zulme, katle müsade ettiğiniz için, başınıza geliyor olmasın, sakın?..
Eğer tövbe edip, “Bana ne” demekten vaz geçilmez ve ya zulmedip, katledenlerle savaşılmazsa, SEYREYLEYİN YURT ÇAPINDA CEZALARI!.. İZLEYİN GÖRÜN, nedenleri besbelli!..

Korumayan, korunmaz, zuledene zulmedilir, katleden, katle uğrar!.. (Kuran’dan)

Kuran’ı Kerim. Sure 89/Ayet 6,7,8,9,10,11,12,13,14:
Görmedin mi Rabbin ne yaptı Âd kavmine:
Direkleri olan, Ülkelerde benzeri olmayan İrem şehrine, yüksek nimetler verdiğimiz Firvun’a! Ki onların hepsi ülkelerinde azgınlık ettiler. Oralarda kötülüğü çoğalttılar. Bu yüzden, Rabbin onların üstüne azap kamçısı yağdırdı. Çünkü Rabbin gözetlemededir.

9/126: Onları her yıl birkaç kez, imtahan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra da, ne tövbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar.

9/126: Nurlu ayetin bir yorumu da:
“ Yurtlarında yaptıkları kötülükler sebebiyle, onları her yıl, çeşitli belalar, felaketlerle uyarırız, ama yine de ders alıp, hatalarından vazgeçip, düzelmiyorlar.”
(Allah’ın masumlarına yapılan zulmü, engellemiyorlar)

HAYAL VE KATIK

“Ruhum, ölümsüz yaşamın ardından koşma, olanaklar alanını tüketmeye bak.”

Pindares’in şiirinin bu dizesiyle başlıyor Camus’un 1942 yılında yayınlanan ünlü Sisifos kitabı.

Yaşamı güdüleyen, mücadele azmini arttıran insanoğlunun gelecekle ve hırslarıyla ilgili kurduğu hayaller.

Gerçeklerse çok zaman hayallerle pek uyuşmuyor nedense. Yeni kuşakların güzel bir sözü var bu konuda; “Hayaller Paris, yaşantım Somali”. Yeni kuşağın bu sözüne bayılıyorum, hayal kırıklığını, haddini bilmemeyi, hesapsız kitapsız yaşamayı, kredilerle batmayı en güzel anlatan sözlerden birisi bu bence.

Çocukluğumuzun kalabalık ailelerinde, çoğunlukla üç kuşağın bir arada olduğu yer sofralarında sık sık söylenen bir sözdür; “katık et”.

Yer sofralarında yazın gümbürtü gider, kim ne yerse. Harman zamanıdır, iş beklemez, zaman kısıtlı, dedem söylenir yemek esnasında; “iş yapacak adam yemek yemesinden bellidir” Sallarız kaşıkları siniye, iş yapacak olanlar gençlerdir, sofrada çok yemelerine göz yumulur, kaşıkların siniye çarpma sesinden başka ses duyulmaz sofrada iş zamanlarında.

Kışın şartlar değişir, gençler ve ergenler yine hızlı yer yemeklerini, yaşlılar ve küçüklerse yavaş. İşte burada dede veya nine el koyar sofraya; “katık edin” diye. Katık edilmezse aç kalacaktır çocuklar ve yaşlılar, iş zamanları geçmiştir artık, gençler ancak sofrada hakkını yemelidir kış aylarında.

“Katık edin” dönemlerinden hayallere yetişememe dönemlerine geldik yıllar içinde. Köyümde kimsenin bankaya borcu olmazdı, ihtiyaçlar eldeki ürünlerin değişimi veya satışı ile giderilirdi. İmece usulü yardımlaşma da vardı, komşular arasında. Kimi öküzleriyle, kimisi beygirleriyle yapardı çiftçiliğini, aile içi işletmeler kendi kendine yeter durumdaydı.

İlerleyen yıllarda bankalar girdi köylere. Krediler çekildi, traktörler alındı, gücü olan, çalışan, hesabını iyi yapanlar ödediler, diğerlerine sırayla haciz gelmeye başladı. Batan batana, satılan tarlalar, köyden şehre göçler hızlandı.

Ailem bu durumlara düşmeden Edirne’ye göç edenlerdeniz. “Katık edin”le büyümenin etkisi olsa gerek, mecbur kalmayınca kredi kartımı bile kullanmıyorum. “Yorgan/ayak” ayarıyla borçlanmadan yaşamımızı sürdürmeye çalışıyoruz, “Armut ağacın altına düşer” misali çocuklarımız da borçlanmadan sürdürüyorlar yaşamlarını.

“Ayak/yorgan” ayarıyla gezmeye de çalışıyoruz kendimizce. Aracımızın arka koltuğunu çıkararak yaydığımız küçük yatak ve mini mutfak dolabıyla Türkiye kazan biz kepçe gezmelere de çıktığımız oluyor bütçemiz yettiği oranda. Ülkemiz yedi bölgesinde dört mevsimi yaşatan harika bir coğrafya üzerinde, yıllardır geziyoruz bitiremedik, her yıl ayrı bir keyif veriyor, farklı coğrafyalar.

Kurduğumuz hayaller gerçeklere yakın olunca gerçekleşmesi de mümkün oluyor. Katık etmeye gerek kalmadan yaşlılığa giden yolun başındayız artık, sağlık yerinde olduğu sürece gezmelere devam.

KÖPEK = SIRF SEVGİ, SAHİPLENME

Köpekler ve kedilerin insanlara muhtaç yaratıldıkları besbellidir.
İnsanların faydasına zimmetlendikleri de besbellidir!..
Yaratan’ın en sevdği, değer verip, halifem olarak üstün beyin ve yeteneklerle yarattım” dediği insana kedi ve Köpekleri, evlerine nimet olarak lütfetmiştir.
Ev halkına, özellikle çocuklara ruhsal güzellikler, gerçek ve çıkarsız sevgi, sadakat, merhamet, vicdan, kişilik, karakter kazanmaları için, yaratıldıkları besbellidir!..
Evde, kedi, köpekle büyüyen çocuklardan, İNSAN OLUR BİLİNE!..
Yaratan’ın nimet olarak verdiklerini Kovanların nesilleri de HÖDÜK OLUR, bu da biline!..
Belediye Barınaklarımız da o, birbirinden güzel masum canlar, kendilerine kucak açıp, ölmekten kurtaracak, İNSAN EVLATLARINI özlemle bekliyorlar!..
Kimse sanmasın ki, o masumlara harcanan para ceplerinden azalır, bilinki, hayra bir harcarsın da, bin bereket gelir de anlamazsın!..
Kimse o masumlara veridği emeğin zahmetinden yüksünmesin, Yaratan emeğinizin kat be katını size rahmet olarak verir, biline!.. (Kuran dan öğrenebilirsin)
Masum köpekleri barınaklarda ki yalnızlıklarından kurtarıp, sahiplenip, sevginizle, ilginizle, onlarla hayatın güzelliğini yaşamaya var mısınız?..
KÖPEK = SIRF SEVGİ, denklemini yaşamak isteyenlere duyurulur!..
Barınakta BEDAVA!..

“Hayvan işte” deyip geçmeyin, bakın onlar için Rabbimiz bize ne bildirmiş?..

Kuran’ı Kerim. Sure 6/Ayet 38:
Yeryüzünde yürüyen hayvanlar, iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa, ancak sizin gibi Allah’ın kullardır. Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet toplanıp Rabbinin huzuruna getirilecekler.

HELLİM’DEN HERMELÍN’E

Edirne Barosu’nda 11 Ekim Pazar günü gerçekleştirilen 51’inci Olağan Genel Kurul’da Avukat Özgür Yıldırım, dördüncü dönemi için başkanlık görevine seçildi…

Yıldırım ve yönetim kurulu üyeleri, geçen hafta mazbatalarını aldı.

Kendilerini kutluyor, başarı dileklerimi sunuyorum…

**

Av. Yıldırım’ın yeniden Baro Başkanlığı görevine seçilmesi beni yıllar öncesine götürdü.

Arşivi karıştırdım.

Bugün olduğu gibi yine Ekim ayı…

Karşıma, 10 Ekim 2022 tarihinde bu köşede kaleme aldığım “Beyaz Peynir’den Hellim’e” başlıklı yazım çıktı.

Üstelik bu yazı, beni beş yıl daha geriye götüren bir anıyı da içeriyordu…

Neler, neler yazmışım!

**

“16 Nisan 2017’deki Başkanlık Sistemi’nin oylanacağı referandum için geri sayım sürüyor.

Anayasa değişikliğine karşı ‘hayır’lı bir iş için Türkiye’yi karış karış gezen Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Şubat 2017 ortalarında Trakya’yı da arşınladı.

Bir konuşmasında referandumda ‘Hayır’ oyu için ‘beyaz peynir’ örneği verdi.

Anayasa değişikliği paketini satışa sunulan bir ürün gibi düşündüğümüzde, bu ürünün satılabilirliğinin olmadığını, çünkü ürünün bozuk olduğunu anlattı.

Peynirci esnafının bile malına güvendiği için ürününü müşteriye bıçağının ucuyla tattırdığını söyledi.

**

Metin Feyzioğlu’nun Trakya turunda gözler, işte o ‘beyaz peynir’in anavatanı Edirne’nin Baro Başkanı Av. Özgür Yıldırım’ı aradı.

Ama Yıldırım ortalıkta yoktu.

Marmara ve Ege Bölgesi Genişletilmiş Baro Başkanları Toplantısı, Feyzioğlu’nun bu turundan yaklaşık bir ay önce İstanbul Barosu’nun ev sahipliğinde yapıldı.

İstanbul’daki buluşmada TBB Başkanı Feyzioğlu da yer aldı.

Ne var ki Yıldırım orada da görülmedi.

Toplantı sonunda Anayasa değişikliği paketine ‘Hayır’ deme gerekçelerinin kamuoyuyla paylaşıldığı ortak açıklamanın altında, Edirne Barosu adına bu yüzden Başkan Vekili Av. Kaan Polat’ın imzası bulunuyordu.

**

TBB Başkanı ve bütün baro başkanları ‘Hayır’ derken, Edirne Baro Başkanı Av. Yıldırım’ın bu konuda kişisel olarak herhangi bir açıklamasını gören ya da duyan olmadı.

Mesela, sosyal medya hesabında da buna ilişkin ‘tık’ yoktu.

Bu yüzden bayağı merak uyandırmıştı.

**

O günlerde telefonum çaldı…

Arayan, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’ydu.

‘Hoppala!’ dedim içimden.

Kısa bir ‘Merhaba… Nasılsın?’ muhabbeti…

Ardından İzmir taraflarında olduğunu anlattı…

Hemen sadede geldi!

Konu, Edirne Baro Başkanı Av. Özgür Yıldırım’dı…

Herkes gibi o da merak içerisindeydi.

Yıldırım bilmecesini çözmeye çalışıyordu…

**

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, o dönem Anayasa değişikliğine karşı ‘Hayır’ kampanyasının en önde gelen isimleri arasında yer aldı…

Yaptığı çıkışlarla gün geldi, öyle dikkat çekti ki Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendisini Erdoğan’a rakip olarak görenler bile oldu…

‘Hayır’cı Metin Feyzioğlu, aradan beş yıl geçtikten sonra bu kez Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi olarak atandı.

Herkes şaşırdı…

Yani artık ‘rakip’ değil, Erdoğan’ın büyükelçisiydi!

**

Referandumda ‘Hayır’ oyu için ‘beyaz peynir’den örnekler verirken şimdi istikamet ‘Hellim’ peynirinin anavatanıydı…

‘Hayır’lı olsun!

Nereden nereye?

**

O gün bunları yazmışım…

Bugün de içimden şunlar geldi:

**

Yine Ekim ayı…

Özgür Yıldırım yine Edirne Barosu Başkanı.

Geçmişte Özgür Yıldırım’ı bir türlü bulamayan Feyzioğlu, Lefkoşa’dan sonra 2024 Ekim ayında bu kez Çekya’nın başkenti Prag’a büyükelçi olarak atandı.

Ve şimdi, Hellim’den sonra, bu Ekim ayıyla birlikte yaklaşık iki yıldır Hermelín*’in anavatanında…

Nereden nereye!

—

*Çekya’nın ünlü peyniri!

EMANETLERİ SAHİPLENME

Dünya genelinde, KÖPEK NİMETLERİNİN, ülkelere göre sahiplenme oranlarına bir bakalım!..
Amerika ‘da köpek sahiplenme oranı: % 50. Ancak, bir kişinin çok sayıda köpek sahiplenmesiyle, dünyada evde en çok sayıda köpek bakılan ülkedir.—-Meksika: % 80— Arjantin: % 80— Brezilya: % 70—Filipinler: % 67— ingiltere: % 30, ancak bir evde çok köpek sahiplenmekle sayı yüksektir.—-Romanya: % 46—Çekya, Romanya: % 43— Rusya, % 26. Ancak, Rusya % 59 kedi sahiplenmede dünyada liderdir.
TÜRKİYE: % 5.——
TÜRKİYE’DE KÖPEK MASUMUNU SAHİPLENME % 5, maalesef!..
Yani “Bu canı da Allah yarattı, bana nimetini lütfetti, severim, bakarım, tedavi ettiririm, soklara terk etmem” diyenlerin sayısı, SADECE % 5 MAALESEF.
Allah’ın verdiği nimeti kovanlar, açlığa, susuzluğa kovanlar, pis, hoşt” diyenler, ztaşlayıp zulmedenler, katledenler ise, TÜRKİYE’ DE % 95, maalesef!.. (Diğer tüm kutsalların durumu da aynı!..”
Maalesef, koca ülke % 5 ile ayakta duruyor, şimdilik!..
Kendilerine “Biz müslümanız!..” diyen ülkelerde, ALLAH’IN İNSANLARA NİMET OLARAK YARATIP VERDİĞİ KÖPEKLER, TAŞANIP, “PİS” DENİP, KATLEDİLİP, AÇLIĞA, SUSUZLUĞA KOVULACAK, sonra da “Müslümanlıktan” bahsedilecek HA…
Hiç olur mu?..
Kuran’da açıklanmış Allah yerine, Tarikatçıların uydurduğu ŞEYTANA, haşaa, ALLAH DİYE TAPINCA İŞTE BÖYLE OLMAZ MI?..
“Bunu da Allah yarattı, bana nimet lütfetti” demeyi Kuran’da okuyup öğrenmeyen NESİLLERİNİZ HÖDÜK OLMAZ MI?..
NE EKONOMİNİZDEN, NE BİLİMİNİZDEN, NE DE İNSANLIĞINIZDAN BİR HAYIR ÇIKAR MI?..

Buralarda, İKİ YAKANIN ASIRLARDIR BİR ARAYA GELMEMESİ BUNDAN OLMASIN SAKIN?…

Kısa ve sadeleşmiş özet yorumla:
Kuran’ı Kerim:
Sure 47/Ayet 9: Allah’ın verdiğini beğenmediler.
61/ 7: Allah zalimleri doğru yola iletmez, murdar eder!..
63/ 7: Onlar, “Vermeyin ki buradan gitsinler” diyen zalimlerdir.
11/19: Onlar Allah yolunu eğri göstermek isteyenlerdir.
30/32: Dininiz Kuran’da açıklanmış ve tektir, bölük börçük mezhep dinlerine uymayın!
7/3: Tek Kuran’a uyun!
21/22: Kuran’da ki tek Tanrı yolu tektir. Başka yollar sapaktır.

HIZLI TREN

Hızlı trene nihayet kavuştuk. Beş yıla yakın bir alt yapı faaliyetinin ardından nihayet 9 Ekim günü Sayın Cumhurbaşkanımızın Babaeski’ye tefrişleri ve açılış seromonisi ile Halkalı-Kapıkule Hızlı tren hattı açıldı. Hayırlı olsun.

Hızlı tren konusu epey zamandan beri tartışılır. Acaba Karabayırın öte istasyon yapılsaydı, Abalar köyü tarafından batı yönüne Sarayiçi’nin arka tarafından Kapıkule’ye bağlantı kurulsaydı, tren şehir içinden geçmeseydi daha iyi olmaz mıydı?

Ne söylesek boş iş olup bitmiş hayırlı olsun.

Peki hızlı trene kavuşmakla Trakyalı olarak ne kazandık? Bir kere Tekirdağ, Kırklareli, Babaeski yerleşimleri trene kavuştu. Bugüne kadar hiç tren yüzü görmemiş yerleşimler. Eskiden Edirne’den İstanbul’a 12 saatte, gidilirken sonra motorlu tren çalışmaya başladı süre 6 saat oldu. Şimdi hızlı tren çalışacak, Kapıkule-Halkalı yolculuk süresi 1 saat 30 dakika. Bu zaman kısalığı insan ömründe yabana atılmayacak bir konu. Evet bir çağ yaşıyoruz; oda teknoloji çağı. Bu çağda zaman en değerli varlık.

Henüz hızlı tren hakkında fazla bir bilgimiz yok. Tek bildiğimiz saatte 180 km hız yapması, elektrik enerjisi ile çalışması. Şimdi asıl merak edilen konu Edirne-İstanbul arasındaki yolculuk fiyatı kaç PARA OLACAK?

Mustafa, yani ben sen hiç hızlı tren ile yolculuk yaptım mı; evet yaptım. Moskavadan — Petersburg’a gittim, 700 km yolu dört saatte aldık. Rahat bir yolculuktu, trenin koridorunda iki delikanlı her türlü içkinin olduğu bir el arabasını iterek satış yapıyorlardı, güzel bir yolculuk olmuştu.

Hızlı tren Trakyalı’ya ne kazandırır,  her şeyden önce zaman kazandırır, gidiş geliş kolaylığı sağlar, turizmi artı yönde etkiler, daha çok turist çeker. Bilhassa Kırkpınar zamanı, hızlı tren Kars’a kadar uzanırsa tahmini 12 saatte Kars’tan Edirne’ye gelinir. Dönüşü de aynı şekilde.

Hızlı tren geldiğine göre beraberinde bir çok soru da getirdi. Trenin yolcu kapasitesi ne kadar, kaç vagonlu, tren günde kaç sefer yapacak, en önemlisi de Edirne-İstanbul yolcu fiyatı kaç para?

Şimdi karşımıza bir sorun çıkıyor, tren Halkalı’ya kadar gelecek. Halkalı şehir merkezi değildir, İstanbul’un banliyösüdür. Şehir merkezine gitmek için ya taksi tutacaksın yada halk otobüsleri ile gideceksin, o da en azından bir saati bulur. Şehir merkezi Sirkeci, biz zaman kazandık derken hızlı trenle yolculuk 1,5 saat, Halkalı’dan şehir merkezine 1 saat, ikisinin toplamı 1,5 artı 1 saat = 2,5 saat. Edirne’den İstanbul’a işleyen otobüsler 2 saat 45 dakikada seferini tamamlıyor. Hızlı tren gelmesine geldi de hesaba göre zaman bakımından bugünkü şartlara göre aman aman pek fayda sağlayamıyor. Eğer hızlı tren Sirkeci’den, Haydarpaşa’dan kalkarsa işte fayda o zaman olur.

Tabi hızlı tren konusunda söyleyecek çok şeyler de var. DDY Adapazarı’nın fabrikasında yerli yapım hızlı tren tasarımları yapılmakta imiş, eğer böyle bir konu olursa, yerli hızlı çalışırsa bizler için övünç nedeni olur.

Bir duyum daha aldık; Ankara-İstanbul arasında yolculuk süresini 1,5 saate indirecek süper hızlı trenler tasarlanıyor. Hızımı ne kadar saatte 350 Km.

Ne dersiniz, kara tren Şimendiferden, HIZLI TREN . . .

KÖPEK SAHİPLENME

Edirne Belediyesinin, köpek sahiplendirme konusunda ki, ciddi ve samimi çabalarını sevinçle izliyoruz.
Edirne Belediyemiz, geçen hafta Geçkinler köyü yakınlarında, bir köpek bakım ve sahiplendirme barınağı kurdu.
Aynı zaman da, orada YURDUMUZDA Kİ İLK köpek-hayvan mezarlığının da açılışı yapıldı!..
“Köpek Bakımı, sahiplendirme ve hayvan mezarlığı ne olacakmış” denmesin sakın!..
EDİRNE BELEDİYEMİZİN, ÜLKEMİZDE İLK OLAN, DÜNYANIN EN MEDENİ GÜZELLİĞİNİ GERÇEKLEŞTİRDİĞİNE ŞAHİT OLUYORUZ!..
Kolay değil bu çabalar, emek ister, para ister, yer ister, çalışan görevliler ister, sürekliliği yönetmek ister!..
En başta da, YÜREK İSTER YÜREK!..
ŞİMDİ SIRA SAHİPLENMEYE KOŞAN HALKIMIZA KALMIŞ!..
HAYDİ YARATANIN EMANETLERİNİ SEVMEYE, KUCAKLAMAYA, BAKMAYA, SAHİPLENMEYE…
Sahiplenmenin zahmeti yok mu?..
Var tabii..ama ZAHMETSİZ SEVGİ OLUR MU?..
Köpekler hiç büyümeyen o saf, tertemiz çocuklarımız gibidir. Çocuklarımızın zahmetini hiçe sayar, sevgimizle onlara özveriyle bakarız ya, AYNEN ONUN GİBİ İŞTE!..
Sevgili belediye başkanımızın, sokak köpeklerin barınma, bakım, mezarlık hakları ve sahiplendirilmesi konusında SAMİMİ ÇABALARINI TAKDİRLE İZLİYORUZ.
Edirne Belediye Başkanımız Filiz Gencan, başta olmak üzere, tüm emeği geçen evlatlarımızdan Allah razı olsun!..
Dünyaya neden mi İNSAN geldik?.. işte örneği, BÖYLE İNSANİ GÜZEL İŞLER YAPMAK İÇİN GELDİK, kardeşler!..

Bu konuda Rabbimiz bakalım ne buyurmuş?..

Kuran’ı Kerim. Sure 11/115:
Sabırlı ol!
Çünkü Allah güzel iş yapanların mükâfatını zayi etmez.
15/85: Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri hak için yarattık.
15/ 81: Onlara mucizelerimizi verdik, ama yüz çevirdiler!
61/7: Allah zalimler topluluğunu, rahmetiyle doğru yola iletmez.

Babülmendep’ten Vaşington’a

Küresel seyrüsefer güvenliği küresel ticaret için çok büyük öneme sahip. Bu güvenliğin en çok ihtiyaç duyulduğu bölgelerden biri de Babülmendep boğazı. Bu boğazdan ortalama günlük olarak 60 gemi geçiyor. Ayrıca küresel deniz ticaretinin %10’undan fazlası bu boğaz vasıtasıyla gerçekleştiriliyor. Bu boğazın girişinde bulunan Yemen’de boğaza etki edebilecek bölgeler ise son dönemde yine adını duymaya başladığımız Husi gruplarının elinde.

Babülmendep boğazının ticaret hacminin bazı değerlendirmelere göre yıllık 1,8 trilyon dolara yaklaştığı belirtiliyor. Yine günlük petrol geçişi 350 milyon dolar değerinde. Bu rotadan çıkarak Ümit Burnu’ndan seyretmenin maliyeti ise yaklaşık bir milyon dolar. Bu maliyete ek olarak yolun uzaması dolayısıyla ticaret gemisinin büyüklüğü ile orantılı olarak 10-14 milyon dolarlık bir sefer maliyeti artışı anlamına geliyor. Bu kalemleri artırmak mümkün.

Yani mantıklı bir bakış açısı ile sadece dünya ticareti için bu boğazın ne denli önemli olduğu anlaşılıyor. Şimdi bu önemli bölgede İran destekli Husi gruplar seyrüsefer güvenliğini yeniden tehdit eder hale geldiler. Bazı görüşlere göre İran ile ABD çatışmalarının ortaya çıkardığı durum da İran’ın Husiler üzerindeki etkisini azalttığı için artık Husi grupların kontrolünün zorlaştığı ifade ediliyor.

Daha önceki haftalarda belirttiğim Suudi Arabistan’ın Kararlı Fırtına operasyonunun bir çözüm oluşturmadığı ortada. Ancak Suudi Arabistan’ın yüksek seviyeli bir askeri kapasitesi olmadığı dikkate alınacak olursa elbette harici desteklere ihtiyacı da açık bir şekilde ortaya çıkacaktır. Bu desteğin 2025 yılında imzalanan Suudi Arabistan-Pakistan iş birliği anlaşması ile nispeten sağlanmaya çalışıldığı görülüyor. Ancak bu destek Pakistan’da da bir huzursuzluğu beraberinde getirdi. Bir başka deyişle bu destek ne kadar sürer muvazaalı bir husus bu…

Son dönemde Türkiye de Suudi Arabistan’a desteğini açık bir şekilde dile getiriyor. Kararlı Fırtına Operasyonu döneminde de benzer açıklamalar yapılmıştı. Ancak asker gönderilmesi başka bir husus. Bunun gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceğini yahut hangi şartlar altında gerçekleştirileceğini göreceğiz. Ancak burada Türkiye Cumhuriyeti’nin milli çıkarlarının çok dikkatli bir şekilde ele alınarak korunması zorunluğu aşikâr.

Gelelim meselenin küresel boyutuna; elbette ABD küresel ekonominin bu denli zorlanması hususunda bir karşı duruş sergiliyor. Bu zorlanma sadece ABD için değil ABD müttefiki devletler için de olumsuz bir sonuç doğurma eğrisini hızlandırdı. Yani ABD ve müttefikleri Husi meselesini çözmekte istekli görünüyorlar. Peki istek tek başına yeterli şart mı?

ABD’nin bu hususu çözme isteğine sahip müttefikleri Suudi Arabistan ve Pakistan askeri kapasite açısından oldukça sınırlılar. Üstelik etütü tamamlanmamış bir coğrafyada operasyon planlamak ve birlikleri az bilinir ve zorlu coğrafi koşullarda lojistik destek hattını uzatarak sevk ve idare etmeye çalışmanın sonuçları çok da olumlu olmaz. Bu yüzden hayli ihtimamlı atılması gereken adımlar var. Buna ek olarak ABD çıkarı ile müttefiklerinin çıkarlarının uyumlu bir halde olması motivasyonu artırmakla birlikte operasyonun askeri başarısı ciddi soru işaretleri taşıyor.

Husi meselesi bir müddet daha baş ağrıtacağa benziyor. Ancak Yemen’de yaşanan sorunların temelde bir devlet kapasitesi eksikliği sorunu olduğu dikkate alınacak olursa Yemen için bir destekleme programının oluşturulması sorunu kısa vadede çözmese bile uzun vadede sonuç verici bir noktaya getirebilir. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…

EDİRNE ÇELTİK PATRONLARINA ESİR OLMUŞ…


Medya Keşan Gazetesi’nde manşet; KEŞAN YANIYOR, HALK ZEHİR SOLUYOR!…
Keşan’da da Enez’in her yıl yaşadığı bu rezilliğin nihayet farkına varılmış… Ya da bu rezillik artık her yerde tahammül edilebilecek boyutları aşmış… Yıllardır Enez’den yükselttiğimiz feryatlar nihayet Keşan’a ulaşmış.
Bu manşetin ardından değişen bir şey olur mu? Hayır… Bu utanmazlık birkaç gün manşetlere, haberlere konu olur, sonra gelecek yıla kadar bir daha konuşulmaz, çare aranmaz. Bırakın çare aramayı, bu suskunlar; yani siyasetçisi, kamu yöneticileri, bürokratı, gazetecisi, yıl boyunca çeltik ve çeltikçiler için methiyeler düzmek konusunda yarışırlar. Özellikle de milletvekilleri ya da her partiden milletvekili adayları “anız yangını” dendiğinde havaya bakıp ıslak çalma konusunda çok hünerlidirler.


Medya Keşan Gazetesi çalışanlarını, habercilerini kutluyorum… En zor anlayanların anlayabileceği bir yorum / haber olmuş… Umarım ses getirir.
Çeltik alanları günden güne genişliyor. En dehşet verici olanı da artık yeraltı suları kullanılarak çeltik üretiliyor. O nedenle Yenice ve Çavuşköy de Keşan’a kadar her yer artık duman altında…
İlgililer kırmız biber, ciğer, bando, peynir festivalleri yaparak sayın halkımızı eğlendirmeye devam ederken siyasilerimiz bizim yaşadıklarımızı bize anlatarak siyaset yapmanın dayanılmaz hafifliğini sürdürürken, bürokrasi iktidarın ileri karakolları gibi köy köy dolaşıp el öpüp hatır sorarak oy devşirme konusunda üzerine düşeni yaparken Edirne Edirne olmaktan çıkıyor…
Siyasetçi sessiz, gazeteler, gazeteciler sessiz, bürokrasi sessiz… Keşan kent Konseyi Keşan sınırlarını aşmış ama konu çeltik olunca o da sessiz..
Medya Keşan Gazetesi’ni tekrar kutluyorum. Umarım bu rezilliğin arkasını bırakmazlar.