
Tarımsal alan başta olmak üzere üretim yapmayan toplumlar yok olurlar. Üretimi zayıflatmak hiçbir iktidarın açıkça düşüncesi değildir. Bu niyet iktidara dayatılır. Eğer başa geçenlerin ihanet niyeti yoksa bu dayatmanın elbette bir sebebi vardır. İktidar etkililerinin farklı alanlarda bir yerlere diyet borcu olmalıdır. Ülkemizde tarımsal verimlilik; coğrafi durumu gereği her yönüyle tarımsal üretime uygundur. Tarımımızı geliştirebilsek diğer alanları da geliştirebileceğiz. Tarım demek hayvancılık da demektir. Gıda tüm zamanların vazgeçilemez talebidir. İnsanın yaşam koşuludur.Bu nedenle de planlı ve kamucu olmalıdır.
Ama olmuyor. Geçmişte de tarıma gerekli önem verilmiyordu ama yok olması için de uğraşılmıyordu. Türkiye’de tarımın geriletilmesinin planları1995’lerde Dünya Bankası aracılığı ile imzalatılan uluslararası GASS, MAİ, GAST anlaşmaları ile gündeme geldi.
Bugüne bakalım ve ülkemiz tarımının SOS devrine girdiğini görelim.
Bölgemizin ana üretimi olan ayçiçeğinde ürünü bu yıl iklimsel olumsuzluklar sonucu yarı yarıya düştü. İktidar bugünden yarına gelecek yıllarda benzeri durumda ne yapılacağının planını yapacağına ithalatta teşvik kararları alıyor. Trakya Birlik’in verdiği taban fiyat 28 lira iken tüccar 25 liradan topluyor. Çiftçi-Sen, hesaplarına göre ise maliyeti 22 lira olan ayçiçeği emek, yaşam payı, birikim amacı da eklenince kilogramının 34-35 lira olması gerekir diyor.
Karadeniz bölgesinin temel üretimi olan fındık ve çay da aynı akıbeti yaşamakta.
Ülkemiz fındık ihracatında dünya birinci iken üç milyon dolayında üreticinin her yıl yoksullaşması, üretimden çekilmeye zorlanması çelişki değil mi? Kazanan var ama üretici değil kazanan. O halde kazanan ihracatçı ve genelde de iktidar akınlarında bu işler.
Her an her alanda keyfini sürdüğümüz, bardağı on liradan aşağı olmayan keyif içeceğimiz çayın kilogram maliyetinin en az 20 lira olduğunu söylüyor uzmanlar. Üreticiden alınırken kendisine ödenen bedel ise 19-20 lirana başlayıp en çok 25 liraya çıkabiliyor. Hani gelecek seneye birikim? Nerede ailenin geçimi? Bizler keyifle içerken üretici keyifli değil, bilelim.
Dünyanın buğday ambarı olabilecek kapasiteye sahip ülkemizde buğday ithalatı yapmak ve bunu teşvik etmek akla ziyan bir uygulamadır. Üreticiye daha fazla üretmesi içinde verilecek taban fiyatı ve teşvikler varken ithalatçıya teşvik vermek çiftçiye ve ülkeye ihanettir. 2025 yılı ilk dört ayında ülkemiz 904.318 ton buğday aldı ve dışarıya 227.400.000 dolar ödedik. O dolarları çiftçimize destek verebilseydik, ürettiğinin bedelini daha yüksek ödeseydik seneye ithalata gerek duymayabilirdik.
Dünya tarımsal üretiminin merkezi olmamız gereken yerde söz sahibi bile değil isek ve OECD gıda enflasyonunda %27,79 ile dünya birincisi isek bundan utanmalıyız. Ki bu bir cehalet, iş bilmezlik değildir. Bu durum resmen bilinçli bir tercihtir.İhanettir. Bizlerin oyu ile bizlere ihanet ediliyor ise sorumluluğumuzu da düşünmek gerekli değil mi? İnsanız ve düşünme, tercih etme yeteneğimiz var ise bunu doğru kullanmalıyız.
İlaç, gübre, tohum, işçi, imalat araçları her yıl yüze 50-100 arasında değişirken ürün bedelinde bu artış olmaması yıllarıdır tarımsal üreticiyi zaten dibe getirdi. Bu yıl kuraklığın getirdiği durum, insan kaynaklı sel, yangın gibi durumlar ve iktidarın destek olmaması tarımda sos devrinde olduğumuzun göstergesidir. Bu duruma son vererek yeni ve acil bir döneme başlamak şarttır. Ama bu iktidarın böyle bir amacı yoktur. O nedenle acilen değişim gereklidir.
Yetmez. Değişimin bir kahraman eliyle değil bizzat üreticilerin değişimde görev almaları ile yapılması gerekmektedir. Bu nedenle de çiftçiler olarak; Ziraat Odaları, Trakya Birlik, Çay Kur, Fisko Birlik gibi üretim birlikleri, Çiftçi Koruma Derneği gibi olan ama etkili olmayan kurumları hareketlendirmeliyiz, bu kurumların sahibi üreticidir. En gereklisi ise üreticilerin sendikalaşmasıdır. Bu konuda geçmişte deneyimi olan ve az üyeli de olsa faaliyet gösteren Çiftçi Sen’de örgütlenmelidir. Sendika üreten herkesin evrensel hakkıdır.
Bu örgütlenme sonunda üretim ve tüketim kooperatifleri ağı oluşturulabiliriz. Ki üretici ve tüketiciyi aracı, nakliyeci, toptancı egemenliğinden kurtarılsın. Üretici ürününü değerinden satarken tüketici de daha ucuza sebze, meyve yesin. Bahçede 2-3 lira olan karpuz markette 10-12 lira olmasın. Dalında 35 lira olan armut markette 3-4 katına satılmasın. Beslenme tüm zamanların olmazsa olmazıdır ve bu da tarım ve hayvancılık ile olur. Üretemediğimizde tükeniriz…