DOLAR 48,62920,04%
EURO 56,1236-0,08%
ALTIN 6.729,060,13
BIST %
BITCOIN 37730390,02%
Edirne
19°

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

69 okunma

DÖNGÜ 1

ABONE OL
14 Eylül 2026 18:13
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni-1.jpg

Geç de olsa anne olduğunda ilk evladı kadar hiçbir şeyi daha fazla sevemeyeceğini düşünmüştü.

Ard arda ikisi kız, biri erkek olmak üzere dört evladının da sevgisinin aynı olduğunu duyumsadı yıllar içinde.

İlk torunu olduğunu dün gibi anımsıyordu bu hastane yatağında. Evlatlarından çok da ilk torununu sevdiğini unutmamıştı, sonraki torunlarını da ayni oranda sevmişti. Oysa şimdi torunun da baba olduğunu görmüş en tatlısı da torunumun evladı diye düşünüyordu bu hastane yatağında.

“Zor kalkarım artık ben buradan” diye hayıflandı etrafına yorgun gözlerle bakarak. Bütün gece dinmeyen, her gün biraz daha artan ağrıları yüzünden uyuyamadığı gibi başından bir an bile ayrılmayan büyük kızını da uyutmamıştı sabaha kadar.

Sabahın erken saatlerinde en küçükleri Recep yetişti hızır gibi. Yorgunluktan çökmüş  ablasını dinlenmek için evine gönderdikten sonra gülümseyen gözleriyle baktı anasına:

“Nasılsın anam, bugün daha iyi gördüm seni.”

“Ne iyiliği be kızanım, zor kalkarım ben artık ayağa, ölüm çıkar bu hastaneden, nerde küçük ablan bana çorba getirecekti” diye fısıltıyla çıktı sesi. Gıcırtıyla açılan hastane odasında çorba getiren kızını görür gibi olduğunda tekrar uykuya dalıverdi.

İflas etmişti böbrekleri. Bir yıl önce bütün tedavi önerilerine karşı çıkmış, büyük kızının evinde altı aylık sıkı bir ilaç ve yiyecek programı sonunda ayağa kalkmayı başarmış, yaz başında komşularıyla sokağın önünde sohbetlere bile başlamıştı. “İyileştim artık, ilaç milaç vermeyin bana” diyerek devam etmesi gereken tedaviye bile son vermişti kendince.

Sonunda zorlanan böbrekleri onu tekrar yatağa bağladığında artık geri dönüşün zor olacağını o da anlamış ama iş işten geçtiğini de hissetmişti. “Kader neyse onu yaşarım” diye düşünürken artan ağrıları yüzünden yine hastane odalarına sığınmıştı.

Geceler boyunca süren ağrıları izin verdiğinde kuş uykusuna yatar gibi uyuyabildiği anlarda çocukluğunu, gençliğini, yaşam mücadelesini rüyalarında görüp sayıklayarak uyanıyordu artık. Gözlerini açtığı gibi yanında olan evladından çok orada olmayanların isimlerini sayıklıyor, hepsini yanında görmek istiyordu.

“Daha dün gibiydi” diye kendi kendine sayıkladı gecenin bir yarısı. Çocukluğu, gençliği, ilk annelik yıllarını geçirdiği Balkan köyünün zorluklarını anımsayarak ufladı yatağında. Neydi o sabahtan akşama kadar ölesiye çalıştığı yıllar. Bir taraftan tarla günleri, bir ahır hayvanla uğraşları, sütü, yoğurdu, yayığı bitmeden günde üç defa köyün dışından bakır ağacı ile su taşımaları. Koca dersen işten başka bir şey düşünmez, bütün yükü karısının üzerine bırakırdı.

Yıllar sonra Edirne’yi göç etmeleri. Kira evlerinde geçen uzun yıllardan sonra ağırdan bozma bir evde bir daha annelik mutluluğunu tatmıştı.

Gözlerini açtığında o son doğurduğu evladını karşısında görünce gülümsemekten kendini alamadı.

“Anam benim” diyerek yanağına öpücük konduran *sonka’sına bir daha mutluluk gözleriyle baktı.

Doğan güneş hastane camlarını aydınlatmaya başlamıştı. Yeni bir gün başlıyordu hastane odasında, “sırayla gelir kızanlarım ziyarete beni bugün de” diyerek gözlerini doğan güneşe çevirdi.

*sonka; Doğan son evlat için Trakya’da söylenen bir söz.

    En az 10 karakter gerekli
    Özhanlar Mobilya