
Tüm şu aşırı heyecanlı 3. Dünya Savaşı çıkacak laflarını bir kenara koyunca geriye bir şey kalıyor; o da güç dengesi. Bazen hayretle yahu bu temel kavramı bilmeyip de bu hususlarda konuşan olabilir mi diye izlediğimi de itiraf etmek istiyorum.
Suriye olayı, ardından İsrail’in saldırıları ve İran meselesi birlikte okunduğunda meşhur komplo teoristleri için de mümbit bir arazi oluşmuş durumda. Açıklama basit; birileri düğmeye bastı. Sonuç olarak bu çevre için açıklama oldukça basit; bir yerde silahlar mı patlıyor hemen bahsedin 3. Dünya Savaşı çıkacak. Önermenizi böylece oluşturdunuz. Peki ya izahat? Yahu sorulur mu o daha kolay; birileri düğmeye bastı. Bu minvalde açıklamalar bu alanın bilimsel faaliyetiyle uğraşan her birey için hicap duyulması gereken bir durumu ortaya koyuyor.
Gelin şöyle topluca bir bakalım… Önce Suriye olayı… Suriye’de Esad Rejimi iktidardayken Rusya Federasyonu ve İran İslam Cumhuriyeti’nin çok önemli bir güç kapasitesi vardı bölgede. Bu ifadeyi şöyle netleştireyim; olayların henüz erken bir döneminde 2012’de dönemin ABD Devlet Sekreteri Clinton, Suriye’ye etki edebilecek seviyede bir diplomatik ilişkilerinin olmadığını bu etki girişimlerini bölgesel müttefikleri aracılığıyla gerçekleştirdiklerini ifade etmişti ABC News’a.
Bu ifadeden bir yıl sonra 2013’ün Mayıs ayında Esad’ın devrileceğini ancak bu durumun ABD ve bölgedeki müttefiklerinin desteklediği muhalif grupların organizasyonu ile gerçekleşeceğini belirtmiştim. Muhalifler Esad rejimini yıprattı, Rusya Federasyonu Ukrayna cephesine yoğunlaşmak zorunda kalınca Suriye desteğini eskisi gibi gerçekleştiremedi, İran’ın takati anlatıldığı seviyede olmadığı gibi Rusya Federasyonu ile de ihtilaflar söz konusuydu ve muhalifler Esad’ı devirdi. Bu muhaliflerin içinden ABD ile en uzak olan ise iktidara oturdu. Peki sonra ne oldu? O da ABD ile masaya oturdu… Neden çünkü geniş askeri kapasite ile desteklenen geniş ekonomik kapasite uluslararası politikanın sistemik seviyesinde yönlendiricidir. Yani düğmeler yok, kapasite var.
Suriye’nin dönüşümü ve Battı İttifakına yakınlaşması Rusya Federasyonu ve İran İslam Cumhuriyeti için bir kırılma noktası oldu. Zira Rusya Federasyonu bir yandan Ukrayna işgali ile önemli bir seviyede insan ve ekonomik kaynak kaybıyla uğraşırken öte yandan da Akdeniz’deki stratejik varlığını tehlikeye soktu. Fatura İran İslam Cumhuriyeti için daha yüksekti…
Zira bizim medyamızda sarsılmaz ittifak gibi anlatılan Rusya Federasyonu, İran İslam Cumhuriyeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti ittifakı pamuk ipliğine bağlıydı ve bunu defaatle aktardım. Bu ittifak içinde Rusya Federasyonu ve İran İslam Cumhuriyeti arasında mühim gerginlik noktaları vardı. İşte bu durum yıllarca ambargolarla ekonomisi zayıflamış ve toplumsal zafiyet altında olan İran İslam Cumhuriyeti için güç sanrısının politize edilebilme alanının yani Suriye’nin imkan alanı dışına çıkmasıyla daha belirginleşti.
Bu süreçte zayıflayan İran’a kısıtlı saldırılar düzenlendi. Elbette bu kısıtlı saldırılar kısıtlı saldırı, ABD başkanlarının Kongre onayı olmadan askeri gücü hangi seviyede ne süre ile kullanabileceği gibi temel parametreler dikkate alınmadan değerlendirildiği için 3. Dünya Savaşı çıkacak zannedilen bir halde sunuldu. Elbette 3. Dünya Savaşı değil güç dengesinin ABD ve müttefikleri lehinde konfigürasyonuydu. Bu konfigürasyonun ABD ve müttefiklerinin lehinde oluşabilmesi için de kısıtlı güç kullanımı uluslararası politikada her daim rastlanan bir husustur. Bir başka deyişle çatapat tabancası patlasa 3. Dünya Savaşı çıkacak diyenler analizi doğru yap(a)mamaktadır.
Neticede Suriye’nin ABD liderliğinde devam eden uluslararası ekonomi politik kuralların uygulayıcısı olarak dönüşmesi ABD ve müttefiklerinin çeşitli gerilimler ve tartışmalar gerçekleşse dahi Rusya Federasyonu ve İran İslam Cumhuriyeti’nin kısıtlanması Çin Halk Cumhuriyeti’nin ise ABD ile yarışmacı işbirliği seviyesinin iş birliği kısmının artışı ile devam ettiği açıktır. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…