DOLAR 47,7245 0.01%
EURO 55,1828 -0.07%
ALTIN 6.638,07-0,34
BIST 13.779,39-0,14%
BITCOIN 31012500,20%
Edirne
26°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

39 okunma

ORMAN, KEÇİ VE İNAT

ABONE OL
9 Ağustos 2026 14:54
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-1.jpg

Yine aynı acıyı yaşıyoruz…

Takvimler yazı gösteriyor, televizyon ekranları ise alevleri…

Bir tarafta gökyüzünü kaplayan duman, diğer tarafta yüreğimizi kavuran görüntüler.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da “çok üzgünüz” diyoruz.

**

Sonra?

Sonra bir sonraki yazı bekliyoruz.

Oysa artık kabul etmemiz gereken acı bir gerçek var.

Orman yangınları sadece doğal afet değildir.

Önemli bir bölümü insan ihmaliyle başlıyor.

Bir sigara izmariti, söndürülmeyen mangal ateşi, anız yangını, yol kenarına atılan cam şişe, tarım makinesinden sıçrayan kıvılcım…

Dakikalar içinde binlerce dönümlük ormanlık alan, içinde yaşayan canlılarla birlikte yok olup gidiyor.

**

İşin daha da düşündürücü tarafı ise iklim krizi.

Uzmanlar yıllardır aynı uyarıyı yapıyor.

Kuraklık uzuyor.

Sıcaklık artıyor.

Toprak nemini kaybediyor.

En küçük kıvılcım devasa yangınlara dönüşüyor.

Yani artık sadece yangın söndürmeyi değil, yangını doğuran şartları da konuşmak zorundayız.

**

Bir başka öneri ise ilk bakışta şaşırtıcı geliyor.

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ormanlarda keçi ve koyun yetiştiriciliğinin yeniden teşvik edilmesini öneriyor.

Neden?

Çünkü keçiler dip örtüsünü temizliyor.

Yangının ilerlemesini kolaylaştıran kuru otları tüketiyor.

Avrupa’nın bazı ülkelerinde bu yöntem yeniden tartışılıyor.

Belki de yıllarca “ormanlara zarar veriyor” diye inadına uzaklaştırdığımız keçiler, bugün ormanların doğal koruyucusu olabilir.

Bu öneri tartışılabilir.

Katılan olur, karşı çıkan olur.

Ama en azından çözüm arayışıdır.

**

Asıl sorun ise bizim hâlâ aynı soruları soruyor olmamız.

Neden yangın mevsimi başlamadan gerekli hazırlıklar tamamlanmıyor?

Neden riskli bölgelerde daha sıkı denetim yapılmıyor?

Neden her felaketin ardından birkaç gün konuşup unutuyoruz?

Bu sorularla adeta inatlaşıp duruyoruz…

**

Yangın çıktığında kahramanlarımız var.

Alevlerin içine giren orman işçileri…

İtfaiyeciler…

Gönüllüler…

Pilotlar…

Onlara minnet borçluyuz.

Ama gerçek başarı, yangını söndürmek değil, hiç çıkmamasını sağlamaktır.

Çünkü yanan yalnızca ağaç değildir.

Topraktır.

Sudur.

Kuşların yuvasıdır.

Geleceğimizdir.

Ve belki de en önemlisi…

Her yangında biraz da vicdanımız kül oluyor.

**

Peki bütün bunlar bizi neden ilgilendiriyor?

Çünkü yangın sadece Ege’nin, Akdeniz’in ya da Güneydoğu’nun sorunu değil.

Trakya da artık eski Trakya değil.

Son yıllarda kuraklık giderek derinleşiyor.

Meriç ve Tunca’nın debileri zaman zaman tarihi seviyelere geriliyor.

Barajlarımız alarm veriyor.

Toprak susuz kalıyor.

Meteoroloji raporları, sıcak hava dalgalarının daha sık ve daha uzun sürdüğünü gösteriyor.

Yani iklim değişikliği kapımızı çoktan çaldı.

Bugün Edirne’nin ormanları, Lalapaşa’nın meşelikleri, Süloğlu çevresindeki yeşil alanlar, Keşan ve Enez hattındaki ormanlık bölgeler büyük bir felaket yaşamıyor olabilir.

Ama bu, hiçbir zaman yaşamayacağı anlamına da gelmiyor.

Bazen bir sigara izmariti…

Bazen yol kenarına atılmış cam şişe…

Bazen de birkaç dakikalık ihmal…

Yılların emeğini, yüzlerce canlının yaşam alanını ve geleceğimizi küle çevirmeye yetiyor.

Onun için mesele sadece yangın söndürme uçaklarının sayısı değildir.

Mesele, ormanı yanmadan koruyabilmektir.

Ağacı kesmeden yaşatabilmek…

Toprağı kurutmadan koruyabilmek…

İnsanı doğayla yeniden barıştırabilmektir.

Çünkü orman yandığında sadece ağaçlar yanmıyor.

Nefesimiz eksiliyor.

Suyumuz azalıyor.

Toprağımız fakirleşiyor.

Mesele doğayla inatlaşmamak!

    En az 10 karakter gerekli
    Özhanlar Mobilya