DOLAR 47,92160,05%
EURO 55,53500,11%
ALTIN 6.715,050,57
BIST %
BITCOIN 30808400,30%
Edirne
24°

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

41 okunma

Musibet ve nasihat… (5)

ABONE OL
18 Ağustos 2026 18:15
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: nurhan-isikseren-2.jpg

Geçen haftaki yazının ağırlık noktası Çerçeve Yasa hakkında Özgür Özel’in oy tercihi Yeni Partililerde kafaları karıştırdı; Özgür Özel’e umut bağlayan seçmende de hayal kırıklığı yarattı.  

Haklılık payı var tabii…

İktidarın süresini uzatmak ve bunun için de seçim sisteminde oynamaya kadar varabilecek anayasa değişikliği için 400 milletvekili üzerinde oy toplama projesine Özel’in teşne olması, iktidarın dümen suyuna girmesi tepki çekti.    

 Özel’in pragmatist bir yaklaşımla top yuvarladığı apaçık…

Basına yansıyan sözlerinden bir demet sunalım…

“Ben ‘adam yine kazandı’ diye bakmıyorum. Bir kazanan varsa ülke kazanıyordur…”                        

“Barışın önünde durmayacağız…”

“Milletvekillerinin tamamının evet oyu vermesinin, süreç konusunda ‘endişesi, hassasiyeti olan kişileri üzmek’ anlamına gelecekti… “                                                                                                                                                                

“Partili tüm milletvekillerinin hayır oyu vermesi halinde de, başka bir yere savrulacaktık…”

“Faydacı bir yerden bakmadık ama terörün bittiği bir noktada da buna karşı çıkmakla suçlanacaktık…”

“Yani sokaktaki tepkiyi ve endişeyi de dile getirdik. Ama diğer yandan Kürt meselesinin çözümü konusunda irademiz var. Sonuçta PKK silah bırakıyor. Silah bırakana mı karşı çıkacağız? O konudaki irademizi de net olarak ortaya koyduk…”

“Yeni Parti olarak yeni nesil bir iş yaptık…”

“Barış” meselesinden başlayalım: PKK ile Türkiye Cumhuriyeti arasında bir barıştan söz edilebilir mi, bunun ciddi bir çelişki yarattığını kavrayamayacak kadar DEM’in takiye siyasetine, propagandasına kendini kaptırmış olabilir mi Özel?

Elbette, hayır; Özel, özensiz bir yaklaşım sergiliyor, propagandanın aracı haline geldiğini, kullanıldığını umursamıyor çünkü siyasi hesap ağır basıyor.

“Terörün bitmesine karşı çıkmakla suçlanacaktık;  PKK silah bırakıyor, silah bırakana karşı mı çıkacağız; Kürt meselesinin çözümünde irademiz var “  ifadeleri de muğlak, ‘çevir kazı yanmasın’ türündendir.

Nedeni ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’ne artık silah doğrultmayacağım diyen bir terör örgütüne, “yok karşı çıkıyorum terör eylemlerine devam et” demek akla sığar mı?   

Hakeza, 1984’te Eruh baskını ile terör eylemlerini başlatan PKK’nın silah bırakması yine tek taraflı bir irade değil midir; “aman sakın silah bırakma, karşı çıkıyorum” diyen biri izan sahibi olabilir mi?  

Hele şu ‘çaya çorbaya limon’, Kürt Siyasal Hareketi’nin yıllardır asıl amaç ve hedeflerini perdelemekte kullandığı Kürt meselesi kavramındaki istismarın farkında değil midir Özel?

SHP ve CHP’nin geçmiş yıllarda hazırladığı raporlardan bugüne çok şeyin değiştiği, travma anlatıları üzerinden meselenin çözüme kavuşamayacağı gözünden kaçmış olabilir mi?

Meselenin özünde Atatürk Cumhuriyeti’nin niteliklerini değiştirmek, Türk ve Kürt iki kurucu unsurlu, iki resmi dilli yeni bir ülke dizaynı, olmadı önce federasyon sonra bölünme hedefi ile hareket eden ayrılıkçı terör örgütü ve onun siyasi uzantısının hesaplarının yattığını çözümleyemeyecek kadar siyasi mülahazadan yoksun mudur Özgür Özel?  

Çevre Yasa oylamasında Yeni Parti’de 35 kabule karşı, 54 ret oyu da gösteriyor ki Özel’in çelişkili, idare-i maslahatçı açıklamalarına yol arkadaşlarının çoğu katılmamaktadır. 

Özel’e destek vererek imdadına yetişen İmamoğlu’nun Yeni Parti’deki belirleyici gücünde bir sarsılmadan bahsetmek ise acelesi bir çıkarım olur.

İmamoğlu’nun misyonu ve 2024 yerel seçim ittifakı gereği DEM’in siyasi hesaplarına,  ‘oy anam oy’   muhabbetine dayalı bir taviz ve hatta diyet bağımlılığından ise söz edilebilir.

Evet, özellikle iktidarın süresini uzatma projesinin ilk ayağında Özgür Özel sendelemiştir.  

Yeni Parti’nin “yeni nesil işi”, siyaseti, hayır oylarının çokluğu nedeniyle de laf-ü güzaf kalmıştır.

Özel’deki yalpalamaların içyüzüne Yeni Parti’yi etraflı ele alacağımız son bölümde gireceğiz.

Gelelim yazı dizisinin ana konusu CHP’deki yapısal sorunların doğurduğu marazaların siyasetin finansmanı kanavasından gösterdiklerine…

Siyasi partilerde ve genel olarak siyasette en çok sorgulanması gereken alan finans kaynaklarının oluşumu ve kullanımı olmalıdır. Çünkü siyasetin açık ve saydam bir yapıda olmaması toplumu haklı olarak güvensizliğe iter. Bu nedenle parti gelirlerinin önemli bir kısmını teşkil eden Hazine yardımlarının ve özel bağışların harcama dökümlerinin kamuoyuna açık hale getirilmesi, atılacak ilk adımdır.

Bilindiği gibi, siyasi partiler toplumun çeşitli katmanlarının ekonomik ve sosyal alanda taleplerini karşılayacak politikaları belirlemek ve hayata geçirmekle sorumludur. Bu genel tespit, onların ortaya çıkış nedenidir aynı zamanda.

Ancak, toplumun güçlü kesimlerinin her zaman önde olduğu, karar alma süreçlerini etkileyerek kendi çıkarlarının peşinde koştukları da yadsınamaz bir gerçektir.

Çıkar veya baskı grupları olarak da tanımlanan bu kesimin hedefinde parti kurmak ve bu yolla iktidarı ele geçirmek yoktur. Hangi parti iktidarda olursa olsun fark etmez; amaç, kendi lehlerine program yapılması ve uygulanmasıdır. Dolayısıyla, siyasi partilere bu kanaldan gelen yardımlar daha baştan bağımlı bir ilişki yolu açmaktadır. Üstelik, ülkemizde gelir dağılımı adaletsizliği dikkate alındığında, güçlülerin siyaset kurumu üzerindeki etkisinin içinden çıkılması zor bir döngü yarattığı kolayca görülür.

Batı ülkelerinde siyasi partilerin gelirlerinde üye aidatı önemli bir paya sahiptir. Ancak üye aidatlarına sadece gelir kapısı olarak bakılmaz. Parti içi demokrasi, parti işleyişinin tabana yayılması, üyenin söz sahibi olması ve aidiyet duygusu içinde görev anlayışının gelişmesi bakımından önemsenir. Örnek mi? İleri bir uygulama olarak Alman Sosyal Demokrat Partisi verilebilir. Bu partide üye aidatları üyenin kazancına göre saptanıyor. Makul seviyede olan üye aidatları için bile gelir farklılıklarını dikkate alan bir sistem kurmuş Alman sosyal demokratları.

Peki, siyasetin finanse ettiği kişi ve kuruluşları, çıkar odaklarını ne yapacağız? Ülkemizin en başlı sorunlarından biri bu değil midir? Siyaseti haksız zenginleşme aracı olarak gören zihniyetin önüne nasıl geçeceğiz?

İlk akla gelen,  yasalara uyulması ve siyasette etik kurallara işlerlik kazandırılması. 

Özellikle kamu ihalelerinde saydam ve hesap verebilirlik uygulamalarda kendini göstermelidir.

Çünkü devletin ülke ekonomisindeki gücü, belirleyiciliği ortadadır. İşte tam da bu noktada siyaset kurumunun ana işlevi, yani toplumsal kaynakların doğru ve dürüst kullanımı devreye girer.

Siyaset kurumunun sorumlu olduğu bu önemli alanda ülkemizde daha alınacak çok yol olduğunu biliyoruz. Her şeyden önce ciddi bir zihniyet dönüşümü gerekiyor. Mesela, sadece ihalelerdeki yolsuzlukların önüne geçmek yeterli değil. Onun ötesini de görmek lazım; plan ve projelerin, yatırımların, ihale edilen hizmetlerin de verimli olması şart.

Siyaseti kendisi için finans kaynağı olarak gören siyasiler bu ülkede cirit attığı sürece bu mümkün müdür?

Yerel yönetimlerde ortaya çıkan yolsuzluklar ise genelde imar rantları ve alınan hizmetlerde çeşitli usulsüzlükler olarak karşımıza çıkar. Evrakta sahtecilik, ihaleye fesat karıştırmak, irtikap, görevi kötüye kullanmak gibi suçları sıkça duyarız.

Yerel yönetimlerin saydam ve hesap verebilir bir şekilde yönetilmesi çok önemli.

Çünkü yerel yönetimlerdeki yolsuzluk, toplumun kılcal damarlarında yoz, kirli, karanlık ilişkilerin kanıksanmasına yol açar. Vurdumduymaz yurttaş davranışları sıkça karşımıza çıkar. Bu noktada, siyaset-mafya ilişkilerinin, çetelerin boy göstereceği zemin oluşmaya ve güçlenmeye başlıyor demektir. Dahası şudur: artık olağan karşılanan bir kent rantı söz konusudur ve giderek vazgeçilmez boyutlara ulaşmaktadır. Yasadışı bir varoluş ve her türden karanlık ilişki günlük yaşamın bir parçasıdır.  

Evet, kötü bir yerel yönetim sadece toplumsal dinamikleri köreltmekle, yozlaştırmakla kalmaz. Sonuçta, feodal ilişkilerin belirleyici olduğu bir yaşam kültürü kara bir bulut gibi kentin üzerine çöker, yaşam güvencesi sorgulanır hale gelir. 

Özgür Özel’in, İstanbul’u, Ankara’yı bile yönetecek kapasitede gördüğü, hatta İçişleri Bakanlığı’nı bile teslim edecek derecede güven duyduğu  lakin yolsuzluk soruşturması nedeniyle tutuklanan ve görevden uzaklaştırılan CHP’li Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek’in kariyer hikayesi, siyasetin rant kapısı işlevine ibretlik bir örnektir.

Yılmaz Özdil’den dinleyelim…

Ülkede siyasetin yaygın şekilde kariyer, çıkar, haksız zenginleşme, köşeyi dönme amaçlı yapıldığını fark etmeyenlerin bile gözlerini fal taşı gibi açacak mahiyettedir yaşananlar…  

Evet, İzmir-Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek’in görevden uzaklaştırılmasının ardından yapılan başkanvekili seçimini AKP adayının kazanması: hem Yeni Parti adayına oy vermeyen CHP meclis üyelerinden ötürü KK’nın görevini yerine getirdiğini hem de çıkan arbedenin ülke siyasetinde yozluğu, çıkar ve rant ilişkisini yeterince göze sokmuyor mu?

İşte pespayeliğin videosu…

Siyaset kurumunun vesayet altından kurtarılması, asli işlevinin geri kazandırılması, ülkenin bugünü ve geleceği açısından önemi, hatta bir beka sorunu teşkil ettiği yadsınabilir mi, değerli okur?

Önümüzdeki hafta bitiriyoruz.

    En az 10 karakter gerekli
    Özhanlar Mobilya