
Bir, aralık ayı, 2015 yılında… Bölgeyle yakinen ilgilendiğim için gözümü açar açmaz ilgili haberleri tarıyorum… Bir baktım ki; Orta Doğu’yu hatta bırakın Orta Doğu’yu Dünya’yı yeniden güç açısından kurgulayacak bir olay gerçekleşmiş…
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Salman sahnede, ardında pek çok devletin bayrakları… Açıklamayı yapıyor; “Kurduğumuz koalisyon teröre karşı faaliyetler gerçekleştirecektir.”
Veliaht Prensin bu açıklamasının üzerinden seneler geçti hatta tam olarak söyleyeyim 11 yıl geçti. Bu işlere meraklı olanlar küçük bir araştırma ile Prensin o an sahnede dururken arkasında hangi devletlerin bayrakları olduğunu kolaylıkla görebilirler.
Peki ne oldu bu koalisyon? Hatırlatayım… O dönem güzide basınımız da bir hayli tantana koparmıştı… Hiçbir sonuç elde edilemedi. Hatta, sahnede bayrağı bulunan bazı devletler koalisyona üye olmadıklarına dair açıklamalar yaptılar. Şimdi bütün bu durum dikkate alındığında aslında bir koalisyondan ziyade bir niyet ve istek beyanının açıklanması olarak görmeliydik 2015’teki terör karşıtı koalisyonu. Üstelik niyetin temelde Riyad kaynaklı olduğu ve isteklerin de yerine getirilemediği bir koalisyon.
Bu koalisyonun ilanından aylar önce de Suudi Arabistan, Yemen’deki Husi gruplara yönelik olarak “Kararlı Fırtına Operasyonu” adıyla saldırılar başlatmıştı. Bu da destek açıklamalarıyla birlikte geldi gündeme. Bir müddet sonra insani krizi ortaya çıkaran bir durum hasıl olduğu için ABD bile Suudilere durmaları yönünde telkinlerde bulundu. Netice operasyon sona erdirildi, Husilerin varlığı devam etti.
İkisi arasında aylar olan, Suudi Arabistan liderliğinde ortaya çıkan ve saman alevi gibi sönen iki girişim…
Sene oldu 2025, İsrail’in insanlık dışı saldırıları karşısında varlık gösterme çabası sergileyen Husiler yeniden sahne aldı ve Dünya’nın önemli su yollarından biri olan Babülmendep’te gemileri tehdit etmeye başladı. Bu da aslında kadim bir Husi geleneği olarak tanımlanmalı. Zira Husiler’in de yaptıkları kabul edilebilir düzeyde eylemler değil. Tabii adına savaş denmeye çalışılan ABD-İran çatışmasının ve bölgenin “şımarık çocuğu İsrail”in attığı adımlar da bu faaliyetleri tetikliyor.
Bu şartlar altında Suudi Arabistan ve Pakistan, bir karşılıklı savunma ve iş birliği anlaşması imzaladı. Bu ikili anlaşmanın nasıl sonuçlar doğurduğu tartışmalı. Zira Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. Maddesi’ne istinaden yapılacak bir operasyon için meşru zeminin oluşması gerekiyor. Bu iki devletin hangi devletin karasularından nasıl bir müdahale gerçekleştireceği ise tam bir muamma olarak yaklaşık bir yıldır duruyor. Bu noktada Suudi Arabistan ve Pakistan ile ABD’nin moda tabirle yüksek seviyeli ilişkileri olduğunu da unutmayalım lütfen.
Müdahale edilir, edilmez, edilirse etkisi ne olur tartışmasının üzerinden bir yıl geçti geçmedi bizim basın şenlendi. Zira anlaşmaya biz de taraf olduk. Anlaşma Pakistan’ın isteği seviyesinde olmasa da “biraz” genişledi. Bu genişlikte bile anlaşmanın taraflarının kimseye hasım olmadığı, her devletin bu anlaşmaya katılabileceği konusunda ifadeler kesin bir kararlılıkla dile getirildi.
Siz yazının yukarıdaki satırlarına doğru gidin ben de on bir yıl öncesine gideyim; sonucu olmayan heyecanla ortaya konmuş bir koalisyon girişimi göreceksiniz. İşte tam olarak bu noktada anlaşmanın imzalanmasından üç dört gün sonra Suudi Arabistan’ın Cezan bölgesinde Aramco (Suudi Arabistan’ın ABD ortaklığına uzun dönem sahne olmuş petrol şirketi) tesislerine Husi saldırısı düzenlendiği haberleri düştü medyaya… Dün de Pakistanlıların bir gemi saldırısında öldükleri haberleri…
Peki soralım şimdi soruyu; hani NATO’nun 5. Maddesi gibi bir anlayışa sahipti ya 2025’te ikili güvenlik iş birliği anlaşması olarak ortaya çıkan ve yakın zamanda ülkemizin de katıldığı koalisyon. Bu şartlar altında ne türlü bir karşılık verildi? Henüz karşılık yok. Bir başka bakış açısıyla Allah korusun bizim uğrayacağımız bir saldırı durumunda da bu mutlak sessizliğin süreceğini öngörmek için dahi olmaya gerek yok. Zira Suudi Arabistan’ın askeri operasyon kapasitesi hayli düşük seviyede. Pakistan da ABD ile İran arasında arabuluculukla meşgul. Hayli hatırı sayılır askeri kapasiteye sahip Mısır ise sayın Cumhurbaşkanı’nın davetine rağmen koalisyona katılım hususunda bir tepki göstermedi. Kulisler Suudi Arabistan’ın Mısır’ı istemediği görüşleri ile sallanıyor.
Suudi Arabistan koalisyon ve operasyon girişimlerinin önceki örneklerine de bakılacak olursa bu girişim için olağanüstü seviyede yorumlar yapmakla sıkı tutunun 3. Dünya Savaşı çıkacak şeklinde uluslararası politikanın temel argümanlarını görmezden gelen yorumlar yapmak arasında pek bir fark varmış gibi görünmüyor. Dolayısıyla Ziya Paşa’yı hatırlayalım; ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…