DOLAR 32,5038 0.08%
EURO 34,7826 -0.12%
ALTIN 2.496,260,50
BIST 9.693,461,77%
BITCOIN 2081212-1,76%
Edirne

ORTA ŞİDDETLİ YAĞMUR

13:08

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

275 okunma

Belgin İba bağımsız aday mı?

ABONE OL
5 Mart 2024 14:38
4

BEĞENDİM

ABONE OL

Yerel seçime az kaldı. Adı yerel ama genel seçim havasında bir süreç içindeyiz.

Sebebi malum; 21 yıllık AKP iktidarının gerek toplumu kamplaştıran/kutuplaştıran siyaset tarzı, gerekse ülkeyi sürüklediği ekonomik kriz.

Her ne kadar yerel seçim kapsamında proje ve vaatler dillerde name olsa da, aslında merkezi yönetime endeksli bir yarış gözden kaçmıyor.

Erdoğan’ın o infial yaratan 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin birinci yıldönümünde Hataylılara verdiği gözdağı, “Merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse, dayanışma halinde olmazsa o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi?

Şu anda Hatay garip kaldı” sözleri siyasi tarihimize düşen iyi bir not değildir kuşkusuz.

Gerçi alışığız böylesi sözlere çünkü biliyoruz ki Erdoğan’ın bu taktiksel nokta atışları gerilim üzerinden yürüyen, toplumu ayrıştırıp kendi oy havuzunu konsolide/tahkim eden siyaset tarzının tezahürüdür. Kazandığı seçimlerin tecrübesine dayanarak aynı minvalde konuşmalar yapmasına şaşırmamak lazım.

Siyasal İslamcı bir partinin genel başkanı Erdoğan’ın, Mısır’daki Müslüman Kardeşler’in

(İhvan el Müslimin) eğitimsiz/yoksul kalabalıklar üzerinden oy devşirme stratejisinden esinlendiği de söyleniyor.

Hatay’daki açıklama da bunu gösteriyor olmalı. Yani muhtaç halk kitlelerine umut pompalarken bile kendi otoriter yönetim tarzını, iktidarını dayatabilmektedir Erdoğan.

Hiç kuşku yok ki, AKP’nin dört elle sarıldığı neoliberal/kapitalist devlet yönetiminin sonucudur ülkenin içinde bulunduğu siyasal/ekonomik/sosyal kriz.

AKP, Batı’nın sunduğu neoliberal ekonomi politikalara öyle iştahla sarıldı ki, şimdi yaşadığı patinajın, içinden çıkamadığı ekonomik krizin kökünü iktidarının ilk yıllarında güç odaklarına verdiği tavizlerde aramalıdır.

Başka deyişle; AKP’nin fırsatçı/faydacı bir yaklaşım içinde, iktidarının kök salmasında elzem görüp Batı’nın sunduğu ekonomik reçeteleri fütursuzca/hoyratça uygulamasının sonucudur ülkenin kötü ekonomik durumu.

KİT’leri yok pahasına ‘babalar gibi’ satan anlayış yani ideolojik özelleştirmeler, sermayenin çıkarlarını önceleyen ekonomi politikalar bizi bugünlere getiren yol haritasıdır.

Misal: şehir hastaneleri, köprü/ otoyol yatırımları, yap-işlet-devret modeline dayalı kalkınma modelinin yarattığı kara deliklerin ekonomiye getirdiği yük. 

Başka bir misal: tarım ve hayvancılığın çöküşünde Batı’nın dayattığı ekonomi politikaların yol açacağının farkına geç varılması, bugün dışarıdan saman ve yem ithalatı ile ancak sürdürülebilen hayvancılık sonucu vatandaşın et alamaması.

Suçu tamamen Batı’da aramak yanlış açıdır. Emperyalist ülkelerin Türkiye’yi kontrol altında tutmak, bağımlı kılmak için elinden geleni ardına koymadığı bilinmiyor değil.

Mesele, dış dünyaya bağımlılığı artırmak yerine bağımlılığı azaltacak, hatta karşılıklı bağımlılık seviyesine getirecek ekonomi politikaları uygulayacak mahareti devlet yönetiminde göstermektir.

Artık cari açığın iç/dış borç ile finansmanının ötesine geçilmiştir; bütçe açığı da iç/dış borç ile kapanabilmektedir ancak.

Örneğin, Ocak 2024 bütçe açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 367,5 büyüyerek 150,7 milyar lira seviyesine gelmiştir. Borçla kapanacak bu açığın faizi, yine vatandaşa yüktür.

AKP iktidarında vergi adaletsizliği de artmıştır. Dolaylı vergileri yani vatandaşın her harcamasında devlete ödenen KDV, ÖTV, toplanan vergilerin ağırlıklı kısmıdır.

Ocak 2024’teki oranlar: Dahili KDV 108,4 milyar, ÖTV 97,7 milyar,

İthalattan alınan KDV 91,2 milyar, Gelir vergisi 102,8 milyar, Kurumlar vergisi 10,1 milyar lira.

Ne görüyoruz? Kurum kazançları (şirketler) üzerinden alınan dolaysız vergi Ocak 2024’te 10,1 milyar lira iken, vatandaşın ödediği dolaylı vergi, sadece KDV ve ÖTV toplamında

 297,3 milyar liradır. Kurumlar vergisinin 30 katı.

Haliyle vatandaşın vergilerin nereye harcandığını, yani ne ölçüde yatırıma/hizmete dönüştüğünü bilmesi kadar doğal ne olabilir?

Çağdaş devlet yönetiminde hesap verebilirlik önemlidir.

Maliye binalarında karşımıza çıkan “Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır” sözü madalyonun bir yüzü ise, diğer yüzü de vergilerin doğru/verimli harcanıp harcanmadığının devleti yönetenler tarafından önemsenmesidir. Çağdaş hukuk devleti gereğidir.

AKP ülke kaynaklarını rasyonel kullanmadığı gibi iktidarını sürekli kılacak, oy havuzunu kaynak aktarımı ile diri tutacak bir modeli yeğlemektedir.  

Misal: AKP’nin ilk iktidar yılı 2003’te toplam kamu personeli sayısı 2 milyon 187 bin, 2023’te olmuş 5,1 milyon.

Ülkede sosyal yardım alan hane sayısı 2002’de 1 milyon, 2023’te 4,4 milyon.

2002’de 1,3 milyar olan sosyal yardım harcamaları, Aile ve sosyal Bakanlığı’nın 2024’teki 205,8 milyar liralık bütçesine baktığımızda nereye gelindiği kolayca görülüyor.

Diğer kamu kuruluşları ve belediyelerin sosyal yardımları ile bu rakamın çok daha yukarılarda olduğu malum. Hülasa, AKP iktidarında ‘yoksullar ülkesi’ne döndük.

Vatandaşı yoksullaştırıp yardımlarına bağımlı kılan bir devlet yönetimi, sosyal devletçilik oynamaktan öte bir anlam ifade etmez. 

Bu durumda, ülkede istihdam yaratamayıp, toplanan vergilerle AKP’nin kendine yoksulluk üzerinden sadık seçmen yarattığı iddiası da üzerinde düşünmeyi gerektiriyor.

Eski Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın “Eğitim seviyesi artıkça AKP’nin hitap ettiği alanın daraldığını görüyoruz” saptaması da unutulacak gibi değildir.

Politikyol’un 2021 yılı araştırması sonuçları da Taner Yıldız’ı teyit ediyor:

//İlkokul ve altı eğitime sahip seçmenlerin yüzde 38.4’ü AK Parti’ye oy vereceklerini belirtirken bu oran ortaöğretim düzeyinde eğitimi olan seçmende 32.9 ve üniversite ve üzeri eğitim düzeyinde sahip seçmende 20.5 …//

SODEV’in (Sosyal Demokrasi Vakfı) Mayıs 2023’teki bir araştırması ise başka bir gerçeği ortaya koyuyor. AKP’ye oy veren üniversite ve üzeri seçmenin yüzde 44’ü imkân bulsa yurtdışında yaşamak istediğini belirtmiş. Geriye iyi derece eğitimli yüzde 10 AKP seçmeni kalıyor ki ülkenin içinde bulunduğu kötü durumu, ayrıca yansıtmaktadır.

Araştırmada ülkenin sıkıntılı durumunu yansıtan, ilginizi çekecek başka bulgular da var.

SODEV’in Türkiye’de beyin göçü ve tersine beyin göçü araştırması raporu için aşağıdaki linkten yararlanabilirsiniz:

https://www.indyturk.com/node/629421/haber/e%C4%9Fitimli-ak-parti-se%C3%A7meninin-y%C3%BCzde-44%C3%BC-mhp-se%C3%A7meninin-ise-y%C3%BCzde-52si-imkan-olsa

Eğitimsiz ve yoksul halk kitlesini algı yaratarak, hikâyeciklere dayalı yönlendirmek ne kadar sürdürülebilir zaman gösterecek; fakat önümüzdeki yerel seçimler yeni bir sınama imkânıdır.

Yerel seçim rekabetini proje ve hizmet yarışına indirgeyip popülizm/halk dalkavukluğu yapmak, partiler arasındaki dünya görüşü farklılığını, siyaset anlayışını, temsil ettikleri değerleri umursamamak, siyaseti sahneden çekip anlamsızlaştırmaktır.

(TDK: Devletin idari kademelerinde yer alan politikacıların ülkenin yönetimi, ekonomisi ve güvenliği kapsamında sürdürdüğü çalışmalara siyaset adı verilir.)

Diğer bir ifadeyle: sıkılmadık el, sıvazlanmadık sırt, öpülmedik yanak bırakmamaya odaklı; sevgi pıtırcığı, garip gurebaya şefkatli saha çalışmaları, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği meçhul patates baskı projeler ile farkındalık yaratma çabalarının dayanılmaz hafifliğini kavramak gerekiyor.

Popülist siyasetin günümüzde kapsadığı alanı yok sayacak değiliz; fakat belediye başkanlığına talip adayların partileri ile birlikte sahada olduklarını da akılda tutmaları lazım.

Aylardır süren saha çalışmalarıyla ilgi toplayan Belgin İba’nın sanki bağımsız bir aday izlenimi verdiği, ismiyle müsemma bir başarı öyküsü yazma peşinde koştuğu dikkat çekiyor.

Hatta AKP adayı olmaktan ötürü bir mahcubiyet içinde sanki…

https://www.instagram.com/reel/C1zguGnqAes/?igsh=MWY3M21lbW5pNmh6bA==

Belgin İba’nın kendini anlattığı videodaki alışılagelmiş ‘çiçek böcek’, ‘sevgi pıtırcığı’ sözlerinden de AKP adayı değilmiş gibi davrandığını görüyoruz.

Haksız da sayılmaz, yukarıda yazılanlar İba’nın taşıdığı bagajda küçük bir yer tutar.

Videonun sonunda “Kutlu yolculuk” bahsi ve dua talebinde, tanıtım afişlerindeki

‘minnak ampul’ gibi silik bir AKP vurgusu var tabii…

Kutlu yolculuk: ‘kutsal topraklara’, Hacca yolculuk diye bilinir.

Edirne, akıl, bilim, ahlâk çerçevesinde, katılımcı/yerinden, çağdaş bir yönetim anlayışına prim veren yurttaşların ağırlıkta olduğu bir kenttir. 

Edirne’nin tarihten gelen kent kültürü/kimliği, çağdaş yaşam tarzı ile AKP’nin dini siyasete alet eden, siyasal İslamcı politikalarının örtüşmediği sır değil.

Çok açıktır ki; demokratik/laik/hukuk devleti temelinde, Aydınlanma değerlerini temsil eden Atatürk Cumhuriyeti ile de AKP’nin doku uyuşmazlığı, hesabı var.

AKP’nin bu hasleti/zihin dünyası, Edirneli Belgin İba’yı rahatsız ediyor mu mesela?

Çağdaş kadın profili çizen Belgin İba;

“Kadınlara yönelik her tür şiddete karşı hukuki çerçevede detaylı bir koruma sağlayan; kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınları güçlendirmek de dâhil olmak üzere, kadınlarla erkekler arasında önemli ölçüde eşitliği yaygınlaştırmak” temelindeki, 2011’de imzalanan ama 2021’de feshedilen uluslararası belge İstanbul Sözleşmesi’nin ülkemiz kadınları için önemi hakkında ne düşünmektedir?

‘Hizmet karşılığı oy’ anlayışının demokrasi ile bağdaşmadığı görüşüne katılır mı İba?

Örneğin, Edirnespor’un mali sıkıntısına devlet ödemesiyle merhem olmaktan mahcubiyet duyar mı?  Neticede, milletin parası ile siyasi propaganda yapıldığı aşikâr.

Üstelik seçim döneminde!

Söğütlük kent ormanı 2 yıldır halka kapalı. Merkezi yönetimin zorlama bu tasarrufu,

sivil toplumu/yerel dinamikleri yok sayması, Belgin İba için sorun teşkil ediyor mu?

Soruları çoğaltmaya gerek yok, kâfidir zira.

Evet, her yerel seçim aynı zamanda merkezi yönetimin sınandığı bir seçimdir.

Sadece gösteri ve şov siyasetine yaslanan, ülkenin yakıcı sorunlarından, siyasi atmosferden arındırılmış bir yerel seçim propaganda anlayışı, steril bir alanda dans etmektir, sığdır.

Bu nedenle Edirnelilerin kapsamı geniş bir değerlendirme yaparak sandığa gideceklerini düşünüyorum.

Elbette, demokrasi icabı, sonucu sandıktan çıkacak toplam oyların dağılımı belirleyecektir. 

    En az 10 karakter gerekli


    HIZLI YORUM YAP

    SON DAKİKA HABERLERİ