
Toplumun en küçük sosyal örgütlenmesidir aile. Aile bireyleri genellikle biyolojik yakınlık ve menfaatler bütününü de sağlar. Aynı düşünce veya ilkeler etrafında bulunduğumuzu ifade etmek için de “biz bir aileyiz” diyen siyaset veya kurum temsilcileri olmaktadır.
Ailede veya ülkede nüfusun fazlalığını bir güç olarak gören anlayışlar, inanan olmasa da maalesef vardır. Bunun için de bazı yetkililer konuşmuş olmak adına bu cehaletlerini yayarlar. Toplum olmak ile kalabalık olmanın farkını bilmeyen bu zatlar aileyi yıkılmaz kale, kutsal alan olarak görürler. Oysa biz sevgiyi, şiddeti, açlığı veya tokluğu, paylaşımı, özgürlüğü, demokratik ilişkileri ve her şeyi ailede öğreniriz.
Okullar bilinmeyeni öğreterek günlük yaşamımızda uygulamamızı sağlar. Geçmişte aile bireylerinin birbirine bağlılığı veya ailenin önemi doğal bir bilgi idi. Bizim veya önceki kuşağın okul anılarında “aile” konusu birkaç cümlede anımsatılır kalırdı.
Özellikle 1980 sonrası başlayan süreçte coğrafyamızda kalıcı değişiklikler oldu. Daha öncesinden gelen uygulamaların devamında baskı ve korku ile nitelikli ve doğal olan her şey yozlaştırıldı. Değerler yok edildi ve 2000 yılı sonrasında da Ortadoğu için yazılan AKP’li toplum projesiyle bu günlere geldik.
Bu süreçte tüm değerlerimiz yozlaştı. Hepimiz iyi insan olmayı sözde amaçlar iken makbul tüketici durumuna geldik. Değerlerin olumsuz anlamda değişmesinden aile de üzerine düşeni aldı. Ki doğal ve insani değerleri yok eden iktidar sonra bu değerleri, kendi inanmış tüketici idealini de içine katarak; “bilimsel olanı inkâr ve diğerlerine de kâr” gözüyle bakmamızı sağlayan bir değerler eğitimini öğretmeye başladı.
Bu yeni düzen elbette her şey gibi aileyi de olumsuz etkiledi. Bu olumsuzluğu görmememizi sağlamak için de başarısız iktidarlar her yıla bir ad vererek önemsediklerine vurgu yaptılar. Örneğin en son 2024 emekli yılıydı ve sonucu gördük. Yıllarca çalışanlar emekli olunca ev, araç veya gezmek gibi zenginlikleri yaşamayı hayal ederken bugün onuru için kendini vurmayı çare gören aile bireylerine, bunalmış insana dönüştük.
2025 yılı da Aile Yılıydı, bilen var mı?İktidara yıl yetmemiş olmalı ki; 2026-2035 dönemi “Aile ve Nüfus 10 Yılı” olarak ilan edildi. İyi de; ailenin kutsalı, ayakları altında cenneti bulunduran ana ne durumda? 2022’de 334, 2023’te 315, 2024’te 394 ve Aile Yılı olan 2025’te 391 ve 2026 yılının ilk altı ayında 262 ana; ailenin kutsalı öldürüldü.
Evladını okula gönderirken bir dilim ekmek ve beş zeytin koymakta zorlanan aile şimdi de her okul çıkış saatinde güvensiz okullardan evladının sağ salim dönmesini bekler oldu.
Aile ve Nüfus On Yılı; anneyi ve çocuğu koruyamayan, aileyi yoksullaştıran bir ortamda olmaz. Aile; komşusu ve sokağı ile mahallesi ile ailedir. Aile; sokağındaki parkı, can dostları kedi ve köpekler ile ailedir. Kırsalda ahırındaki büyükbaş, ağılındaki küçük baş ve kümesi ile ailedir. Gitmesek de gelmesek de yediklerimizin içtiklerimizin buralarda üretildiğini bilmek ile aile olunur. Kırsal ile ilişkisi ol(a)mayan, sokağındaki kedi ve köpekleri toplanıp tellerle çevrili “doğal yaşam alanı!” na yığılan canları sokağında göremedikçe aile eksik kalır. Çünkü aile evin dört duvarı değildir.
Ailenin güçlü olması amaçlanmış ve önemli. Ama önce ailenin neden zayıfladığını tespitte ortaklaşmamız gerekmez mi? Ailenin güçlü olması; aileden sorumlu iktidar yakınlarının kamu parasına, halkın alın terine veya doğal varlıklarımıza el koyması, fonlanması ve hesap vermemesi midir? Kredi kartında para kalmadığı için üç beş sebzeyi maalesef gizlice alırken yakalanan babayı kelepçeleyip emniyete sürüklemek midir aileye destek olmak?
Haneye, aileye yapılan şafak baskını(!) anında ailenin özeline ait görüntüleri kamuoyu ile paylaşmak mıdır aileyi korumak? Kreş, okul öncesi kurum veya yoksullaştırılan ailenin okula giden evladına veremediği harçlığı veya gıdayı sağlamaya çalışan yerel yönetimleri baskı altına almak mı aileyi korumak? Yoksa muhalif yerel yönetime verilmeyen bu yetkiyi yandaş, tarikatlar ile iltisaklı kurumlar üzerinden sağlamak, yurttaşı kendine biat eder duruma getirmek midir? Burada korunan yandaş mıdır aile midir, sorgulamak gerekir.
Oysa her şey var yasalarda. Anayasamızın 41. Maddesi ve 6284 sayılı ‘Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da da kamunun yapacağı önleyici ve koruyucu tedbirler ve yapılacaklar yazılmıştır.
Yasalarda yazılanlar yapılmadığından dolayı bu iktidar döneminde; aileyi de bireylerini de mafeden; fuhuş %800, cinsel taciz %450, çocuk cinsel istismarı %400, uyuşturucu %700, adam öldürme %260 arttı.
Bu olumsuz durumu yaratanların 2025 Aile Yılı’nda ne yaptığını irdelemek gerekir. Ama 2026-2035 arasındaki on yılda daha neler yapılacağını ise ilk seçimler belirleyecek.