
Hepimizin söylediği gibi Cumhuriyet; egemenliğin millete ait olduğu, yönetenlerin belli süreler için seçimle göreve geldiği, kişilerin “tebaa” yerine eşit haklara sahip “yurttaş” statüsü kazandığı demokratik bir yönetim biçimidir.En önemlisi de “kimsesizlerin kimsesidir”.
Cumhuriyetin kurtuluş ve kuruluş iradesi Mustafa Kemal Atatürk ile özdeşleşmiştir. Kurtuluşta birlikte olan kesimler sonrasında her toplumda olduğu gibi kendi çıkarları veya ideallerine göre ayrışmışlardır.Cumhuriyet sınıflarüstü olmaya özen göstermiş,çok partili parlamenter sistem içinde yurttaş kimliği kazandırmayı hedeflemiş olsa da bunun zaman alacağını herkes bilir.
Ve öyle de olmuş, Cumhuriyet sonrası üç kesim öne çıkmıştır. Birinciler; güçlerini kullanarak zenginleşip hayatlarını devam ettirmek isteyenler. İkinciler; ekonominin kurallarını kullanarak servetlerine servet katmak isteyenler. Üçüncüler ise; içinde hiçbir servet hırsı olmayıp ülkesini ve toplumu çağdaş ülkeler seviyesine çıkartma mücadelesinin yeni başladığını düşünerek aynı irade ve emek ile çalışmak isteyenler.
Bu sıralamada bir ve ikinciler tarihsel duruşa göre burjuva sınıfını oluşturmak amacı ile çıkar ortaklığında uzlaşırken diğer idealist kesimi elbette aydınlar ve yoksullar oluşturuyordu.
Benzeri saflaşmalar her toplumda yaşanmıştır.İmparatorlukların yok olduğu, cumhuriyet ve demokrasi süreçlerinin geliştiği dönemdir. Bugün burjuva demokrasilerinin geliştiği tüm toplumlar bu aşamalardan geçmiştir.
Avrupa’da 1800’li yılları anlatan edebiyatçıların da ortak konusudur bu gelişme. Gogol; ‘Ölü Canlar’da Rusya’yı, Thomas Mann; ‘Buddenbrook’ta Almanya’yı, BolesławPrus; ‘Oyuncak Bebek’te Polonya’daki süreci anlatır.Topraklarımızda da imparatorluktan cumhuriyete geçiş sürecinde bu konuları anlatan birçok yazar vardır. Okuduklarım arasında ilk aklıma gelenler; Halit Ziya Uşaklıgil (Aşk-ı Memnu), Peyamı Safa (Fatih Harbiye), Yusuf Atılgan (Aylak Adam), Erol Toy (İmparator), Oğuz Atay (Tutunamayanlar), Demir Özlü; (Bir Küçük burjuvanın Gençlik Yılları) ve saire.
Cumhuriyet kurulurken tek parti olmasını bugün gözüyle eleştirmek kolaydır. Ancak günün koşullarını, binlerce yılın inanca dayalı anlayışı ve yüzlerce yılın imparatorluk sürecini iyi irdelemek ve sonrasında eleştirmek gerekir.
Cumhuriyet, coğrafyamızda bulunan farklılıkların ortaklığında olmuş ve sorunlar yara olarak ertelenmişti. Çünkü önce ülke ve yurttaş olmalıydı. Toplum, yaparak yaşayarak demokrasiyi geliştirecekti. Çok partili düzen için 1930 yılında Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF) kuruldu. İlkeleri; Cumhuriyet Halk Fırkası ile aynı olsa da eylemleri öyle olmadı.
Cumhuriyet güneşinde yok olacaklarını anlayanlar, çıkarları bozulanlar SCF’na tam destek oldu. Tekerine çomak sokulan para babaları, ağalık sistemini devam ettirenler ve yasak ile yeraltına inmiş tarikat, tekke ve zaviye şeyhleri partiyi doldurdu. Savaştan yeni çıkmış ve 1929 dünya ekonomik krizinin yaşandığı ve bu nedenle de toplumsal kalkınmanın henüz yetersiz kalmasından dolayı yoksulluğu süren insanların da desteğini aldılar. Kısa bir süre sonra kapanan SCF denemesi sonrasında birçok yeni siyasiparti kuruldu ve nihayet 1946 da yanlışlarla dolu da olsa çok partili seçimler yapıldı.
Ancak tarihsel ayrışma doğal olarak hiç bitmedi ve geldik bugüne. Cumhuriyet ne durumda?
Hukuk; inanç ve çıkar kantarıyla tartılıyorsa,
Cumhuriyetin olmazsa olmazı laiklik kabulü ile kaldırılan cemaat, tarikat, tekke ve zaviyeler zamanın ruhuna göre dernek, vakıf adı altında devletten beslenip toplumu örgütlüyorsa,
Kış günlerinde sıcak bir yerde karnını doyursun diye bile-isteye suç işleyen (cumhurbaşkanına hakaret en garantili) yurttaşlarımız varsa,
Üreterek kazanmayı öğrenmesi amaçlanan toplumdan sadece müşteri olup harcamayı öğrenen toplum olduysak,
Seçmenlere; “Bana oy ver, yatırımı al” diyen siyasi yetkililer ülkeyi yönetiyorsa,
Yerel idarecilere; “Ya hapse gir ya iktidar partisine geç” dayatılıyorsa,
Cumhuriyetin yokluk yıllarında kurulan tesislerden elde kalmış bir şey yoksa,
Toplumun üretenleri, emekçileri yoksulluk içindeyken ve devletin gelirleri yağmadaysa,
Üreten kazanamıyorken yöneten ve yandaşları devlet kasasına üşüşmüşse,
Diplomalılar işsiz ve gençlerin büyük çoğunluğu yurtdışından medet umuyorsa,
Emekçiler yeterli ücreti alamıyor, emekliler sefalet içindeyse ve örgütlenme engelleniyorsa,
Her alanda geleceğe dair planlama yerine günlük yandaş çıkarlarının planları geçerliyse,
Kadınlar öldürülüyor, işkenceye maruz kalıyor, çocuk ve kadın tacizleri artıyorsa,
Daha yüzlerce olumsuzluk yazılabiliyorsa…
Cumhuriyet amacına ulaşamamış, yetersiz kalmıştır veya ülke yanlış yönetilmiştir diyebiliriz. Bu tespitten sonra eksiklerimizi görerek “yeniden Cumhuriyet” diyerek yolumuzu çizmeliyiz. Bazılarının ‘Türkiye Yüzyılı’, ‘Yeni Cumhuriyet’ olarak tanımladığı gelecek sürecinin doğru rotaya geçmesi için 103 yıl öncesi ilkelerini iyi anlamak ve örgütlü yurttaş olmak zorundayız.
Bugün Cumhuriyeti savunacak ve çağdaş amacına ulaştıracak olanlar kulluktan yurttaşlığa geçenler olacaktır. O nedenle de haybeye konuşup heybesini dolduranları iyi tanıyarak Cumhuriyet Bayramımızı kutlamalıyız.