Kategori arşivi: Yazarlar

 KONUKLARINIZIN SESİ 394

             TV haberlerinin, internetteki videoların ana konusu ne? Mutlak butlan. Bu, bir bölge idare mahkemesi kararı. Nedeni hukuki desek bile sonucu siyasi: Ana muhalefet partisi ikiye bölündü. ‘CHP genel müdürü’, ‘CHP’nin seçilmiş başkanı’ deneyimlerini benimsemesek bile ortaya çıkan durum şu: Örgütü yok sayılan ve örgütlenmeye çalışan iki ana muhalefet partisi var. Bu önemli bir siyasi olay. Parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçişimiz gibi.

            Genel akıma kapılmadan, mevcut sloganlara yenilerini eklemeye, bu siyasi olayların içinde olanlara akıl vermeye çalışmadan genel bir bakış sunmak istiyoruz.

             Siyasette temel ilke, siyaset, ekonomik yapının uygulama örgütlenmesi. Ülkemizde bugün ekonomik yapı ne? Uluslar arası emperyalist ekonomik yapıya bağımlı ikinci sınıf bir kapitalizm. Bu ilkeyi, bugünkü siyasi yapımızı irdeleyerek somutlaştıralım.

            Bugün yönetim sistemimiz ne? Başkanlık sistemi. Siyaset, ‘kanun hükmünde kararname’lerle yönetiliyor. (Siz isterseniz bunu ‘tek adam rejimi’ diye adlandırın). Hukuksal yapıyı bile oluşturma gücü bile başkanda. Pekiyi Cumhurbaşkanımız her kararı alabilir mi? Örneğin, “NATO’dan çıkıyoruz.” veya Sosyalizme geçiyoruz.” … diyebilir mi? Amerikalı rahibi bile tutabildi mi? Parlamenter sistemde, “Tüm partilerin oluşturduğu meclis ‘kanun’ çıkararak siyaseti belirliyor.” Meclis veya partiler bağımsız mı? Örneğin söz konusu kararları meclis alabilir mi? Pekiyi neden mutlak butlan? İkinci sınıf kapitalizmde genel üretimin değeri düşük olduğundan, tutulduğundan paylaşım halkı, gerçek üreticiyi, Atatürk’ün terimiyle ‘unsuru asli’ yi çok zorluyor; halkın tepkisi yükseliyor, bu tepki öncüler üretiyor… Bunun önlenmesi gerekli. Mutlak butlan böyle bir çaba…

           Ekonomik yapımızı, dışa bağımlı ikinci sınıf kapitalizmi değiştirmeyi bugün hedef alamayız. Çünkü halkımız henüz bu ekonomik sistem içinde de kendini kurtarma savaşını sürdürebiliyor. Bu dönem ‘devrimci coşku, devrimci atılım’ değil, ‘devrimci sabır’ dönemi. Gerçek üretici halkımız, acı çeke çeke ‘sistem değişimi ideali’ne ulaşmadıkça muhalefet partilerinin, başkanlık sistemi gibi, mutlak butlan gibi sürprizlerle karşılaşması, yani yönetimin veya bu yönetimi destekleyen güçlerin yeni savunma çareleri bulması doğal. ‘Tek çözüm sosyalizm’ diyen ama bunu tembelce, aydınlar çemberinin içinde yapan partilerimizin de cılız kalması bunun kanıtı.

                                                                                                                                      Sağlıcakla,   

ENEZ’DE KANALİZASYON SORUNU NASIL ÇÖZÜLÜR?

Şu anda Enez lağım atıklarının bir bölümü sahildeki arıtma tesislerinden bir yandan denize bir yandan da ormana akıtılıyor…

Geçen yıllarda eski belediye personeli olan Osman Gülcan’dan edindiğim bilgiye göre şehir merkezinin lağım atıklarının bir bölümü de lagün göllerine salıverilmiş… Geri kalanının ise Meriç Nehri’ne arıtılmadan boşaltıldığını zaten herkes biliyor ve biz buralarda tutulan balıkları da afiyetle yiyoruz.

***

Bu sorunlu kanalizasyon sisteminin inşa edildiği dönemlerde Enez’den uzaklardaydım. Sonrasında bu süreçle ilgili bazı hikayeler dinledim.. Rezaletin en büyük ve baş sorumlusu elbette İller Bankası müteahitleri, denetçileri. Her şeyden önce öngörülen arıtma tesisi 20 bin kişilik ve çok yetersiz…

Halbuki o yıllarda zaten yazlık nüfus 20 bin kişiyi çoktan aşmış olmalıdır. Yanı bugünkü arıtma 40 yıl sonrası bir öngörü ile olması gereken kapasitenin çok altında bir tesis… Derin deşarj kanalının olmayışı ile de yaz boyunca denizin kirliliği ve sahilin kokusu insanları Enez’den kaçırmak için çok önemli bir neden…

***

Ayrıca şehir içinde çok düşük olan kod farkı nedeniyle artık sadece benim evimin önünde değil başka yerlerde de lağım taşkınları koku ve çevre sağlığı sorunları üretiyor. Aslında projesinde olduğu gibi tüm kanalizasyon atıklarının derlenip, toparlanıp sahildeki arıtma tesisine ulaştırılması da bu kod farkı nedeniyle mümkün olmuyor. Bu akıntıyı sağlaması gereken terfi istasyonları ya kifayetsiz ya bakımsız…

Kurnaz müteahitler, zamanın yetkili ve görevlileri o nedenle, çözümü kanalizasyon atıklarını lagün göllerine ve Meriç Nehri’ne salıvermekte bulup utanmadan çekip gitmişler..

***

Bu bir skandaldır.. Bu sorunu çözmek Enez Belediyesi’ni çok aşar…

Vakit geçmemişse derhal hukuk yollarına başvurulmalı ve İller Bankası ve sorumlularla mahkemelerde hesaplaşılmalıdır.

İller Bankası uzmanları Enez’e çağırılmalı, sistem tümüyle yeniden değerlendirilerek çözüm yolları aranmalıdır.

Derin deşarj mutlaka en kısa zamanda oluşturulmalıdır. Bu durum kesin çözüm değilse de bilinen sorunların önemli ölçüde giderilmesini sağlar..

Enez merkez için ayrı bir arıtma projesi yapılmalı, terfi istasyonları güçlendirilmeli sık sık yaşanan arızalara son verilmelidir.

Bacalar yükseltilmelidir

Lagün göllerine olan pis su akıntısı acele sonlandırılmalıdır.

***

Sorun her ne kadar Enez Belediyesi’nin sorunu gibi görünse de Enez Kaymakamlığı ve Edirne Valiliği’nin halk sağlığı ve sürdürülebilir bir turizm açısından konuya ilgi göstermeleri, İler Bankası yetkililerine çevre üniversitelere konuyu iletip takip etmeleri gerekmektedir.

Nitekim geçmiş yıllarda bu sorunlardan kaynaklandığı düşünülen salgın bazı hastalıklar olmuştur. Hastane kayıtlarından ve yetkililerinden öğrenilebilir.

“SIĞINMA” AYETLERİ 

Sure 11/ayet 47:
Nuh dedi ki: Ey Rabbim, bilmediğim bir şeyi senden istemekten sana sığınırım.
Eğer beni bağışlamaz ve merhamet etmezsen, hüsrana düşenlerden olurum.
11/36: Bilmediğin şeyin arkasına düşme!

Çünkü, kulak, göz, gönül, hepsinden sahibi sorulacaktır.

Yukarda ki iki nurlu ayetin bir yorum da böyle olabilir mi?..

Heveslenip istediğimizin bazılarının hayır mı, şer mi olduğunu biz bilemeyiz, Allah bilir. O zaman, ille de “İstediğim olsun” demek yerine, Allah’tan hayırlı olanı istemek ve gelene şükürle razı olmak bizde!..

18/23: Hiç bir şey için: “Ben, bunu yarın mutlaka yapacağım.” Deme!

Ancak,” Allah dilerse yapacağım” de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve “Umarım Rabbim beni, doğruya, bundan daha yakın bir bilgiye ulaştırır” de!

18/ 23 ayetinde, hayati uyarının bir yorumu da böyle olabilir mi?..

“Yarın, şunu mutlaka yapacağım” demek, Allah’a ortak koşmak olur. Geleceği Allah bilir, biz bilemeyiz. Gelecekte olmasını istediğimiz bir şey hakkında, şirke düşmemek için, “Hayırlıysa, emeklerimin sonucunun, Allah’ın izni ile, gerçekeleştirebilmeyi dilerim.” Demek olan “İNŞALLAH” demek gerekir.

5/16: Allah, razı geleceğini isteyip, uyanları o nurla selâmet yollarına iletir ve onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp doğru yola götürür.

5/16, ayetini bir de böyle yorumlayabilir miyiz?..

Allah’ın emirleri olan, doğruluk da çalışma ve iyilik yolunu seçeip emek verirseniz, Allah sizi her türlü beladan korur ve çalışmanıza gelişme; düşmanlarınıza karşı zafer verir.

21/27,28: Melekler, Allah’ın sözünün önüne geçmezler, hep O’nun emriyle hareket ederler. Allah onların yaptıklarını yapacaklarını bilir, onlar yalnız Allah’ın hoşnut olacağı kimselere şefaat edebilirler. O’nun azametinden korku içinde bulunurlar.

21/27, 28: Ayetlerinin bir yorumu da böyle olabilir mi?.. “Melekler, tamamen Allah’ın amrine bağlı kullardır. İnsana özgür tercih hakkı verilmiştir. Hayvanları, bitkileri, doğayı insanların emrine, istifadesine bağlamıştır. O zaman, “Hayvanlar, bitkiler HEPSİ FİZİKİ MELEKLERDİR.” Demek olmuyor mu?..
(İnsanların,“Yılan, çıyan, fare, böcek” dedikleri de dahil!.)..

KURYENİN TERCİHİ

Edirne’de halen çayın 10 liraya satıldığı bir kahvenin önünde oturuyorum. Kahvede müşterilerin çoğunluğunu motorlu kuryeler oluşturuyor. Benim gibi emekliler de tek tük masalara dağılmış durumda.

Hava güzel, kuryelerin biri geliyor ikisi gidiyor misali, eksilmiyorlar, gittikçe kalabalık bir grup kahkahalarla sohbet ediyorlar.

Kulak veriyorum genç kuryelere; “Belki bana bir yazı konusu çıkar” diyerek.

Çok gecikmeyecek gibi benim konu, gençlerin içinde geçkince biri sohbetiyle arkadaşlarını gülmekten kırıp geçiriyor. Meraklanarak daha dikkatli kulak kabartıyorum yanımdaki masaya.

“Liseden beri çıkıyorum manitamla. Askerden geldim başladım yedi yıldır kelle koltukta bütün gün motor üstündeyim. Senede en azından birkaç defa kavga edip ayrılıp tekrar barışırız. Seviyoruz birbirimizi ama bir türlü evlenecek duruma gelemiyoruz. Arada buluşuyoruz atıyorum onu emektar motoruma, biraz geziyoruz işte, çay kahve içiyoruz, döner yiyoruz.

Allahtan anam anlayışlı. Babam sabahtan akşama kadar kahvede. Anam anlıyor sıkıntımızı, ‘Hadi anacığım sen teyzeme, veya halama gidiver bugün’ dedim mi çakıyor anam durumu, eve manitayla geleceğimi anlıyor boşaltıyor evi de durumu idare ediyoruz.

Durumumuz ortada arkadaşlar. Biz bu işte ne uzar, ne kısalarız. Her gün ortalama 12 saat çalışıyoruz ay sonu masraflar çıkınca elde kalan asgari ücrete eş değer ancak.

Manitacığımı da fabrikadan çıkardılar geçen ay şimdi onu bir dönerciye soktum sekizyüz lira yövmiye ile çalışıyor, hiç olmazsa kendi harçlığını çıkartıyor evine muhtaç olmuyor. En çok da komşularına gıcık oluyor. Lisede berabermişler kız arkadaşıyla. Üniversitede normal bölüm bile kazanamamış, açık öğretimden zorla mezun olmuş, takmış başına türbanı, ellem etmişler kullem etmişler sokmuşlar kızlarını devlet dairesine. Sözde mülakatta çok yüksek puan almışmış. Benimkini 77 puan yazılı da almasına karşın mülakatta çakmışlar. Adalet mi bu?

Bir düğün kaça çıkar aga? Nerde bizde düğün parası? Hadi evlendik ya sonra? Kiralar 25 bin liradan başlıyor. Birimizin kazandığı kiraya gitti, nasıl geçineceğiz kalanıyla? Motor üstünde kelle koltukta çalışıyoruz, bir kaza yapsak ne olacak halimiz?

Biz ikimiz de evin tek çocuklarıyız. İkimizin de babaları emekli, analarımız ev kadını. Yani birer maaşla ancak kendilerini geçindiriyorlar.”

Söze kuryenin arkadaşlarından birisi giriyor; “Benim bir çözüm önerim var ama” diyor kıkırdayarak. “Bakın şimdi, siz ikiniz de ana babalarınızın yanında kalıyorsunuz ya. Anaları, babaları bir eve toplayın, sen de bas nikahı öbür boşalan evde evlenin işte.”

Kahkahalar ortalığı inletiyor. “Bak bunu hiç düşünmedim, bir teklif edeyim bakalım benimkisine ne der, ama bunu ben motorun üstündeyken söyleyeyim de kask kafamda olunca yediğim yumrukların etkisi az olur” diye yanıtlıyor arkadaşını. Gülüşmelerin kesilmesinden sonra söze yeniden başlıyor bizim kurye.

“Aga bizden evlenmemizi ve en azından üç kızan yapmamızı istiyorlar. Ulan biz kim evlenmek kim be? Bir de üç kızanmış. Kolay mı büyür o kızanlar? Biz önce karıyı alsak kendimize öpüp başımıza koyacağız.

Ama seçimler varmış bu yılın sonlarına doğru. Çevremde konuştuğum bütün arkadaşlarım, akrabalarım, anam babam da dahil bunu konuşuyoruz. Biz zaten vermedik oy, ama anam itiraf etti daha önce oy vermişler belki beni işe sokarlar diye ama şimdi çok pişmanmışlar. Hepimiz aynısını düşünüyoruz. Bundan sonra bunlara artık oy moy yok aga.”

Masadaki bütün kuryeler de başlarını sallayarak onaylıyorlar dertli meslektaşını.

Enez’den Avrupa’ya…

Enez Gümrük Limanı ile birlikte geçici gümrükleme kurularak komşu ülke adalarına giriş-çıkış için çalışmalarda sona yaklaşılıyormuş.

Elbette niyet hayır da akıbet hayır mı şer mi bunu zaman gösterecek.

Daha doğru bir ifade ile sonuç ne olacak?

Hiç kuşkusuz, Edirne Valisi Sayın Yunus Sezer’in konuya dair gayreti takdire şayandır.

Geçmiş yıllarda, bilhassa da Edirne Valisi Sayın Ekrem Canalp döneminde yakılan, fakat deyim yerindeyse küllenen ateşin, yeniden harlanmasını sağlayan hatta daha da büyüten sayın Sezer’i takdir etmemek mümkün değil!

Ancak, tek taraflı istemekle bir şey olmayacağı da aşikâr.

Dolayısıyla bizim istediğimiz kadar, karşı tarafın istemesi de önemli.

Malûm, Yunanistan bir AB ülkesi ve bütün üye ülkeler gibi bazı ortak kurallara tabiler.

İşte bu nedenle yakın zamanda gerçekleşeceği konusunda çok da umutlu değilim şahsen.

Gümrük limanı açılır vizeli seyahatler gerçekleşirse de, bilhassa yaz aylarında yoğun bir talep olacaktır.

Bugünkü öngörüm; bu talebin daha çok tek taraflı olacağı yönündedir!

Yani Enez’e gelişlerden ziyade Yunanistan ve Adalarına gidişler daha çok fazla talep görecektir.

Çünkü kabul etmek gerekir ki; Enez’de turizm adına eksikler çok fazla.

İvedilikle bu eksikliklerin giderilerek büyük bir tanıtım da gereklidir.

ENEZ LİMANI İÇİN TEŞEKKÜRÜ HAK EDEN KİM?

Enez Belediye Başkanı Özkan Günenç Enez Limanı’nın “Avrupa’ya açılması” haberleri nedeniyle “Başta” Edirne Valisi Sn. Yunus Sezer’e ve emeği geçenlere teşekkür etmiş. Teşekkür edilmesi elbette çok doğru da bu konuda “Başta” teşekkür edilmesi gereken eski Valimiz Ekrem CANALP’tır.

***

Sayın Canalp’ın bu konudaki kararlılığını ve gayretlerini kimileri görmezden gelse de, kimileri unutsa da Günenç’in hatırlaması ve herkese hatırlatması vicdani bir görev olmalıdır. Örneğin Sn. CANALP’ın verdiği talimatla Sn. Günenç ve zamanın Kaymakamı Sn. Elif Canan Hanımefendi bütün Ege limanlarını dolaşıp edindikleri izlenimleri Valimize aktararak bu proje içinde fiilen görev almışlardır. Sn. Vali o süreçte 11 bakanlığı da ikna ederek limanda bir MOBİL GÜMRÜK uygulamasını resmileştirmiştir. Limanda yapılması gereken fiziki düzenlemeleri de başlatmış ve önemli ölçüde tamamlamıştır. Ne yazık ki Edirne’deki görev süresi daha fazlasını yapabilmesine imkan vermemiştir.

***

Hatta 2021 yılının Şubat sonunda bu gümrüğün açılışı için mütevazi bir tören düzenlenmiştir. Bu törene Enez’le ilgili hiç bir çabası, merakı olmayan, bu proje ile ilgili hiçbir bilgisi, emeği bulunmayan Milletvekili Fatma AKSAL herkesten önce tören yerine koşmuş hatta Başkan Özkan GÜNENÇ’in bu törende görünmemesi için de çok önemli gayret sarf etmiştir.

AKSAL törende yaptığı konuşmada da Vali Canalp’a teşekkür etmeyi ya atlamış, ya unutmuş ama bu projenin Sn. Cumhurbaşkanı’nın talimatı olduğunu özellikle vurgulanmıştır. Bu durumda AKSAL ya doğru söylememiş ya da Sn Cumhurbaşkanı’nın bu talimatı, sonradan savsaklandığı hatta bir ara gündemden çıkarıldığı halde bunun hesabını ilgililerden sormamıştır. Bu talimatın takipçisi olmamıştır.

***

Bütün bu olan biteni Başkan GÜNENÇ unutmuş ya da sineye çekmiş olabilir mi? Hayır.. Öyleyse hem devlet hafızasının bir gereği olarak hem de bir vefa duygusunun tezahürü olarak “EN BAŞTA” teşekkür edilmesi gereken Valinin CANALP olduğunu vurgulaması gerekirdi.

Kaldı ki daha ortada renkli gazete haberlerinden başka hala henüz elle tutulur hiç bir şey yok. O nedenle ben ilk feribotun yolcularıyla Semadirek Adası’na hareketini görmeden şimdilik hiç kimsenin teşekkürü hak ettiğini düşünmüyorum..

FARKINDA MIYIZ

Yürümenin güzelliğini, sağlığını yaşamak varken, çarşıya, pazara giden bazılarını görüyoruz ki, imkân bulsalar, içeri de arabayla girecekler!..
Elli, yüz metre öteye park etseler, biraz yürüseler, olmaz!..
Konfor çağı ama, bedeli de çok ağır oluyor. Hastaneler, çarşıdan kalabalık!..
Çağımızın icatları şahane, ama doğru kullanılırsa… Ne yazık ki çoğunlukla, yanlış kullanıldığını herkes gözleri ile görüyor!..
*Sokaklarımızı arabalara istilâ ettirdik, farkında mıyız?..
Toplu taşımayı çözemedik.
*Arabaların işgalinde ki sokaklarımıza çocuklarımız, arakadşlarıyla oynamaya çıkamıyor. Çoğunlukla, evde dört duvar arasında, yalnız ve arakadaşsız, oyunsuz!..
*Mahalle arakadaşlarıyla çeşitli oyunlar oynayarak sosyalleşen o nesiller yok artık!..
*Demir robatlara ne gerek var, çoğunlukla, etten kemikten robotlar üretiyoruz ya!..
*Sohbetlerimizi, oyunlarımızı, hayal gücümüzü, çoğunlukla cep telefonları işgal etti, farkında mıyız!..
*İnsanlığımızı, insanlar arasında ki muhabbetimizi, para ve faturalar işgal etti, farkında mıyız?..
*HEPSİ ARAÇ!..
Çoğunlukla, araçların esiri oldu insanlığımız, farkında mıyız?..
*Araçlar insanın hizmetinde olacağına, çoğunlukla, insan ARAÇLARIN HİZMETİNDE!.. FARKINDA MIYIZ?..
Daha neler neler var bozulduğu için, bizi bozan!..

*FARKINDA MIYIZ, BİR DE KENDİMİZİ ÖZGÜR SANIYORUZ?..

Kuran’ı Kerim. Sure 4/ayet 120:
Şeytan onlara ömür uzunluğu ve özenilecek şeyler vadeder. Olmayacak emellere, ümitlere düşürür. Fakat şeytanın bütün vadetikleri aldatmacadan, kibirden başka bir şey değildir.

AYNI DAĞ, İKİ FARKLI HİKÂYE

5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla geçen Cuma pek çok etkinlik ve günün önemine ilişkin açıklamalar yapıldı.

Hudut Gazetesi olarak bunlara geniş biçimde yer vermeye çalıştık.

Bu açıklamalardan biri de Doğa ve Kültür Derneği (DOKU) Yönetim Kurulu Başkanı Göksal Çidem’e ait.

Çidem’in söz konusu açıklamasını “Istrancalar için ortak çağrı” başlığı ile paylaştık. 

**

Istıranca Dağları’nın üçte ikisi Türkiye’de, üçte biri Bulgaristan’da.

Aynı yağmur yağıyor.

Aynı rüzgâr esiyor.

Aynı kuşlar göç ediyor.

Aynı orman sınır tanımadan devam ediyor.

Ama uygulamalar aynı değil.

İşte Çidem, aslında yıllardır gözümüzün önünde duran bir gerçeği yeniden hatırlatıyor.

**

Bulgaristan tarafında doğal alanların korunmasına yönelik daha sıkı bir yaklaşım sergilenirken, bizim tarafta neredeyse her yıl yeni bir maden, taş ocağı ya da enerji projesi gündeme geliyor.

İşin daha ilginç tarafı ise Avrupa Birliği tarafından yasa dışı göçü önlemek amacıyla iki ülke sınırına çekilen jiletli teller.

İnsanları durdurmak için yapılan bu bariyerler yalnızca insanları durdurmuyor.

Yaban hayvanlarını da durduruyor.

Asırlardır aynı ormanda dolaşan kurtlar, çakallar, geyikler, karacalar ve diğer canlılar artık karşı tarafa geçemiyor.

Sonra da biyolojik çeşitliliğin neden azaldığını konuşuyoruz.

**

Bir başka çelişki de kültürel yaşamda karşımıza çıkıyor.

Bulgaristan tarafındaki Istıranca köylerinde yüzlerce yıllık gelenekler yaşatılıyor.

Gayda sesleri yankılanıyor, UNESCO tarafından da tanınan ateş üzerinde yürüme ritüelleri düzenleniyor.

Bizim tarafta ise birçok noktada iş makinelerinin sesi duyuluyor.

Dinamit patlamaları, taş ocakları, maden faaliyetleri ve enerji projeleri…

**

Elbette kalkınma önemlidir.

Elbette enerjiye de ihtiyaç vardır.

Ancak insan ister istemez soruyor:

Aynı ormanın öteki tarafında sakıncalı bulunan projeler, bu tarafta neden makul görülüyor?

Aynı dağın Bulgaristan tarafındaki ağacın değeri ile Türkiye tarafındaki ağacın değeri farklı mı?

Aynı derenin öteki yakadaki suyu daha mı kıymetli?

Aynı kuş Bulgaristan semalarında uçunca korunması gereken canlı, Türkiye semalarında uçunca yatırımın önündeki engel mi oluyor?

Sorular çoğaltılabilir.

Aslında sorun da burada.

Biz çevreyi hâlâ gelecek kuşaklara bırakılacak bir emanet olarak değil, tüketildikçe yenisi bulunacak bir kaynak olarak görüyoruz.

Kaynak bitince yenisini bulabileceğimizi sanıyoruz.

**

Oysa ormanların, sulak alanların, yaban hayatının ve biyolojik çeşitliliğin yedeği yok.

Bir maden sahası kapanır.

Bir taş ocağı terk edilir.

Bir şirket gider.

Ama yok edilen ekosistem çoğu zaman geri gelmez.

Çünkü doğanın bilançosunda zarar hanesinin telafisi çoğu zaman yoktur.

**

İşin en acı tarafı ise aynı coğrafyanın iki farklı hikâye anlatması.

Bir tarafta gayda sesleri.

Diğer tarafta dinamit sesleri.

Bir tarafta doğayı gelecek kuşaklara bırakma çabası.

Diğer tarafta “şimdilik idare eder” anlayışı.

Belki de Dünya Çevre Günü’nün ardından kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Sınırdaki teller gerçekten iki ülkeyi mi ayırıyor?

Yoksa doğaya bakışımızdaki fark mı çok daha büyük bir duvar örüyor?

“HAYAT BOYU ÖĞRENME” KONUSU CİDDİYE ALINMALIDIR..

Enez Halk Eğitim Müdürlüğü’nün “Hayat Boyu Öğrenme” konulu sergi ve etkinlik kutlamaları son yılarda olduğu gibi yine bir “Yasak savma” niteliğindeydi… Eski Milli Eğitim Müdürü döneminde başlatılan halktan uzak, içine kapanık, kifayetsiz sistem ne yazık ki hala sürdürülüyor.. Koca bir yıl verilen emeklerin sergileneceği etkinlik saat 11.00 de başlıyor ve saat 13.30 da sona eriyor. Böylece köylerden gelerek özel bir gün yaşayacağını düşünen kursiyerler, satış yaparak emeğinin karşılığını göreceğini düşünen KADEM’ciler sadece hayal kırıklığı yaşıyorlar..

***

Bu sergi Enez’de Halk Eğitim çalışmalarının ne kadar yetersiz ve başarısız olduğunun bariz göstergesidir. Örneğin sergiye katılan, görmeye gelen izleyicilerin sayısı 40-50 civarında kalmıştır… İçlerinde kendiliğinden koşarak gelen ve bu etkinliği izlemek isteyen halktan tek bir Enezli de yoktur. Çünkü her yıl olduğu gibi özellikle bu etkinlik de halka duyurulmamış, bu konuda bir gayret sarf edilmemiştir. Sadece öğrencilerle velilere ulaşılmaya çalışılsa, hiç yoksa bir hafta önceden afişlerle, sanal dünyada duyurular yapılsa kendiliğinden o sergiye gelen sayısı 10 misli artar.

Bu etkinliği düzenleyenler bunu bilmiyorlar mı? Biliyorlar.. Ama yaptıklarının değil yapamadıklarının, beceremediklerinin görülmesinden korkuyorlar. Sonuçta birkaç resim çekip amirlerine göndererek “ Dostlar alış/verişte görsün” tiyatrosunu oynamaya devam ediyorlar. Sonuçta kısacası Halk Eğitim Müdürlüğü halkı dışlamıştır.

***

Geçmiş yıllarda neler yapıldığını gören, bilen insanlarız. Şimdilerde istihdama dönük bir anlayış yerine biçki, dikiş, nakış gibi kadınların evden çıkmamalarını hedefleyen kurslar tercih ediliyor.. Bunun yerine kadınları sosyal hayata ve ekonomiye kazandıracak etkinliklerin, kursların örneği çok az. Çocuklara dönük hiçbir çalışma yok. Örneğin önceki yıllarda Enez Spor Kulübü, belediye ve Halk Eğitim Müdürlüğü’nün ortak çalışması ile yaz kamplarında pek çok çocuk yüzme öğrenirdi. Bu yaz kamplarının/ okullarının daha da detaylandırılması, çeşitlendirilmesi gerekirken Başkan Bostancı döneminde kapatılmasına sessiz kalınması ve sonrasında da hiç gündeme getirilmemesi görmezden gelinecek bir durum mu? Soruyorum; Halk Eğitim Müdürlüğü bu son sergiden sonra 3 ay YAZ TATİLİ’ ne mi girecek? Hayat boyu öğrenme için önümüzdeki 3 ayda neler yapılacak? Örneğin lise seviyesine gelmiş ama okuma/ yazması yetersiz öğrencilere, yetişkin kadınlara, erkeklere bir kurs açılması düşünülüyor mu?

Güzel ve tatmin edici bir yanıt bekliyorum..

***

53 yıl önce geldiğim Enez’de Halk Eğitim Müdürlüğü yoktu ama marangoz kursu vardı.. Sanıyorum rahmetli Osman Güve de bu kursta yetişmişti. Hep “Marangoz Osman” diye bilinmişti. Bugün Halk Eğitim programlarında erkekler için istihdama dönük bir niyet, bir çalışma, bir heves, bir iddia görüyor musunuz? Kimse parasızlıktan, imkansızlıktan söz etmesin. Çünkü yaratılanlar, Devletin Enez’e kazandırdıklarının bir bölümü depolarda çürüyor. Geçen dönemlerde bu depolardaki 40 kadar bisikletin varlığını günün Kaymakamına biz haber vermiştik.. Şimdilerde de eski kaymakamımız Elif Canan Hanımefendi’nin Enez’e kazandırdığı seramik fırınının depoya kaldırılmasını elbette içimize sindiremiyoruz. Bu fırın sayesinde Enez’de en az 10-15 kişiye istihdam sağlanabilir. Depoda çürümeye terk edilen kanolarla gençler deniz sporları ile buluşturulabilir.

***

SONUÇ: Halk Eğitim ve Hayat Boyu Öğrenme konuları istihdama, gelişmeye, çağdaşlaşmaya dönük olarak Kaymakamlığımızca öncelikle ele alınmalıdır. Bu konuda Enez’de deneyimli bir halk ve deneyimli ve göreve hazır sivil toplum kuruluşları ve hiçbir şeye HAYIR demeyen bir belediye vardır.

DENMİŞ AMA

Sevgili Mustafa Kemal atamız YÜZ YIL önce uyarmış,“Cumhurriyet AKLI, VİCDANI, KAREKTERİ HÜR NESİLLER İSTER!..” DEMİŞ YA!..

Nereden demiş?..
1500 YÜZ YIL ÖNCE Rabbimizin kitabından öğrenip, demiş!..
“Okumayın!.. anlamazsınız.” deyip, Rabbin ilk emrine hain olanlar öğretmemiş de bu mazeret değil.
Okusaydın, kanmasaydın, beynin, kitabın yok muydu?..
Aklını, vicdanın, Karekterinin özgürlüğü için savaş vermezsen, o değerler kazanılamaz ki!..
Şeytan devrede, habire kandırmada, uyanık olmak yetmez savaşmak gerek!
“Cumhurriyet” demek, “HALK” ın muhtaçlıklarına çareler üretmek için çıkarsız, karşılık beklemeden, can feda çalışmak demektir. (Kuran ayetleri özetinden bir tanım)
O HALK, sadece kendi milleti değildir, tüm dünya ülkeleridir de aynı zamanda!..
Daha sı da var,
“Yurdunun, tüm dünyanın, doğa ve Tabiat varlıklarının yaşam haklarını da koruyup gözetmek, faydalarına, (Beyin, emek, zaman, para, mal) harcamak, demek!..
“Cumhurriyet” demek, Tüm dünya halkları olan, insan, hayvan, bitki, ağaç ve de doğayı, “Yaratan’dan Ötürü” sevmek, korumak, doyurmak, temiz tutmak muhtaçlıklarına çareler üretmek” demektir.
Bunu da ancak, AKLI HÜR, VİCDANI HÜR, KAREKTERİ HÜR NESİLLER BAŞARABİLİRLER!.. Diye Rabbimiz Kuran’da, atamız da, nutkunda, asırlar önce bildirmiştir, biline!..
Adına, “Cumhurriyet” de, Yurdunun doğasını, hava, su, toprağını zehirlere, lağımlara bulaştır; hayvanları zevk için öldür; ormanları çoğaltama, kes, yak; tohumu, ekini, ununu, şekerini, tuzunu, yağını, meyvelerini, sebzelerini boz,!… ve ya bozanları seyret!..
Olur mu?,
Elden geldiğince zalimlerle savaşmamakla, onlardan olunmaz mı?!..
“CUMHURRİYET BÖYLE NESLE YAKIŞMAZ,” denip, ELLERİNDEN CUMHURİYET ALINMAZ MI?..
Yurdumuzda ve dünyada, zalimlikler göz önünde sürüp giderken, “AKLI HÜR, VİCDANI HÜR, KARAKTERİ HÜR” nesil kavramına uyuyor mu?..
Sonra da adına “Cumhurriyet” de, Rabbinin LÜTFUNDAN HALK ETTİKLERİNE zulmet, boz veya bozdur!..

Hiç olur mu?..

Kuran’ı Kerim. Sure 34/Ayet 20:
Andolsun iblis onlar hakında ki tahminini doğru çıkardı. İnanan bir zümrenin dışında hepsi ona uydular.
34/21: Halbuki şeytanın onlar üzerinde hiçbir zorlaması yoktu. Ancak ahrete inananı, şüphe içnde kalandan ayırd edip, bilelim diye…
Rabbin gerçekten har şeyi koruyandır.