Kategori arşivi: Yazarlar

TRENİN HIZLISI

Tren yolculuklarını hep sevmişimdir. İlk tren yolculuğum 1987 yılı kışında askerlik dönüşümde Kurtalan’dan İstanbul Haydarpaşa limanına kadar 45 saat 20 dakika sürmüş, yolda yanımdaki tandır ekmeği ve haşlanmış yumurtayı bitirmiştim.

Emekliliğimin sonrasında İstanbul’a yolculuklarımda zamanım uygunsa hep treni tercih ettim. Sirkeci’de biten yolculuklarımda İstanbul’u gezerek, işlerimi hallederek keyfini çıkardım her defasında balık ekmeğin tadına bakıp, dönüşünde de varsa yanımda bir şişe şarapla yol boyunca finali tamamlamıştım.

Bisiklet yolculuklarımda da riski göze alarak gittiğim Edirne Garı’nda şansım yaver giderse anlayışlı kondöktöre denk geldiğimde Trakya ortalarına kadar giderek dönüşlerimde bisikletimle yolculuklarımın keyfini sürdüm. Bazen de Edirne garında bindirilmediğim trenin arkasından ters ters bakarak gidonumu Edirne köylerine çevirmek zorunda kaldığım da oldu.

Sonraki yıllarda kurallar iyice sertleşti ve asla bisiklet almaz oldular trene. Ne saçma bir uygulama. Yıllar önce bir müsteşarın imzasıyla “trenlere sadece katlanır bisikletle binilebilir” maddesi yüzünden Türkiye Cumhuriyeti’nde halen trenlere bisiklete binilemez durumda.

Oysa Bulgaristan ve Sırbistan’da her vagonda bisiklet asma aparatları var. Bisikletle mi bindiniz, asıyorsunuz aparatına bisikletinizi, istediğiniz durakta inerek devam ediyorsunuz yolculuklarınıza. Medeniyet farkı işte, bisiklet bizde halen tatil hediyesi olarak kabul ediliyor, trafikte durumumuz ortada.

Edirne Tren Garı ne güzel bir gardı oysa. Nedendir bilinmez yıkıldı, yerine yıkılanın benzeri yapıldı. Aradaki farkı bitince gözlerimizle göreceğiz artık.

Hızlı Tren macerasının önümüzdeki yıl başlayacağı açıklandı. Şu anda deneme sürüşleri yapılıyormuş.. Çok mu zor bu seferleri Sirkeci’ye, oradan denizin altından Anadolu içlerine, Doğu’ya doğru, belki de Gürcistan içlerinden Asya steplerinden Çin denizine kadar uzatmak?

Çatalca’dan başlayıp Çayırova’ya kadar Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden geçecek olan yeni bir hattın ihalesi için hazırlıklar yapılmış, ne zaman ihaleye çıkar, ne zaman biter, ömrümüz yeter mi zaman gösterecek. Edirne’den bin, Anadolu’yu baştan başa geç, hayali bile güzel. Yaşarsak göreceğiz artık.

Saatte 200 km hıza çıkabilen hızlı trenlerle 1.5 saatte gidilebilecekmiş Edirne’den Halkalı’ya. Oradan aktarmalarla istenilen yerlere. İyi bir süre bu, hızlı gerçekten de. İşi, gücü olanlar için zaman önemli ilgi görecektir düzenli olursa bu seferler.

Bisikletten yine söz eden yok. Vagonlarda her türlü yolcuya verilen önem ne yazık ki bisiklet yolcusu yok sayılarak uygulanacak gibi gözüküyor daha şimdiden. Oysa Türkiye’de bütün hatlarda vagonlarda bisikletliler için yer ayırtılsa bisiklet turizmi Türkiye’de ayağa kalkar, ekonomiye de faydalı olur.

Şu anda Edirne İstanbul arası otobüs fiyatları Türkiye’nin km bazında en pahalı hattı olarak biliniyor. Hızlı tren başladığında otobüs fiyatları tren fiyatlarına göre bakalım rekabet edebilecek mi? Hızlı tren bilet fiyatları ne olacak? Halkın durumu düşünülerek mi fiyat uygulanacak, yoksa sadece ekonomik durumu iyi olanların kullanabileceği bir ulaşım aracı mı olacak Hızlı Tren?

Yaşayıp göreceğiz.

Ülkemle gurur duydum!!!

Gündeme dair başka konular olduğu ve haftada sadece 1 gün yazdığım için köşeme taşıyamadım bugüne kadar.

Son yıllarda çoğunlukla Pazarkule ve Kapıkule’den giriş çıkış yaptığım için İpsala sınır kapısının modernizasyonundan sonra ilk defa ve gece yarısında geçtim 15 gün kadar önce.

Henüz modernizasyonu tamamlanmamış olan Kipi sınır kapısından İpsala Gümrüğüne girince, Türk gümrüğüne ait alanın büyüklüğünden ve yapılan ışıklandırmalardan etkilenmemek mümkün değil.

İnanın ülkemle gurur duydum.

Doğrusu, mükemmeldi gördüklerim.

170 dönümü geçen bir alanda; çay, kahve, lokanta ve dinlenme alanları, gümrüksüz devasa satış mağazası ile 18 peronlu harika bir gümrük olmuş İpsala Sınıra Kapısı!

Sahanın acemisi bile olsanız zeminde yapılan işaret ve ışıklandırmalarla gideceğiniz perona yönlendiriliyorsunuz.

Eminim gidip gelenlerin çoğu da, bugün için iki gümrük arasındaki farkı benim gibi net olarak görmüş ve gururlanmışlardır.

Hükûmetimiz başta olmak üzere; projesinden uygulamaya kadar emek veren, mesai harcayan bütün görevlilere teşekkür ediyorum şahsen.

Bu arada önemli bir başka gözlemimde şu ki; bilhassa yaz aylarında ve hafta sonlarında açık peron sayılarının arttırılması doğru ve yerinde bir uygulama olacaktır.

İnşallah en kısa zamanda Kipi sınır kapısında da aynı şekilde modernizasyon tamamlanır ve daha akıcı trafik sağlanmış olur.

TERCİHE BAĞLI

Kuran’ı Kerim. Sure 16/Ayet 98, 99,100:

Kuran’ı okumak istediğin zaman, kovulmuş şeytanın vesvesesinden Allah’a sığın. Çünkü inananlara ve Rab’lerine dayananlara onun bir gücü yoktur. Şeytanın gücü, sadece kendisini dost tutanlara ve Allah’a ortak koşanlaradır.

Kuran’ı Allah ile beaber değil de, şeytanla beraber okuyanların anlamadıklarına şahit oluyoruz!..
Yalnızca Allah’ın razı geleceği doğrulukta muhtaçların hizmetinde harcayıp, Allah’a sığınacağız, ya da şeytenın cebine girip… gudubet olacağız, başka yol yok.
YA, ALLAH İLE BERABER,
FAYDAYA HİZMETTE OLMAK,
YA DA, ŞEYTAN İLE
TALAN ÇIKARLARINDA..
Tercih bizde. Nasıl mı, emanetleri koruyarak, bakarak, severek tabi ki!..
Emenetler:
Ansiklopedik kavram, Yaratan’ın yarattığı tüm kutsallar!..
Yılanı, çıyanı, kediyi, köpeği, fareyi vs… dışlamadan, ama…
Onların da yaşam haklarına saygı, sevgi duyarak!..

Dünyada yapacaklarımız tercihe bağlı, ama bilelim ki, zalim, zulüm kazanır. Biline!..

Kuran’ı Kerim. Surte 24/Aye
Ey müminler! Şeytanın adımlarına uymayın! Kim şeytanın izince giderse, o çirkin ve şer’in inkâr ettiği şeyleri emreder. Şayet allah’ın fazlı ve rahmeti olmasaydı, içinizden hiç kimse ebediyyen kirlilikten temizlenemezdi. Allah ancak dilediğini temiz kılar. Allah işitir ve bilir.

GURBETÇİLER (2)

Yaklaşık bir ay önce, 22 Haziran’da bu köşede “Gurbetçiler” başlığıyla önemli bir konuya dikkat çekmeye çalışmıştık.

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte Avrupa’nın dört bir yanından yola çıkan yüz binlerce gurbetçi, Kapıkule başta olmak üzere sınır kapılarımızdan ülkeye giriş yapıyor.

Ancak bu büyük insan hareketliliğinin Edirne ekonomisine beklenen katkıyı sağlayamadığını, Kapıkule’den giren araçların çevre yoluna yönelip kent merkezine uğramadan yollarına devam ettiğini yazmıştık.

Aradan sadece bir ay geçti.

Bu kez aynı tespiti, sektörün tam içindeki isimler de dile getirdi

Türkiye Otelciler Birliği Edirne Temsilcisi Gökhan Balta’nın açıklamalarını okuyunca, “Demek ki yalnız biz böyle düşünmüyormuşuz” dedim.

Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sezai Irmak’ın da aynı konuda topa girdiğini gördük.

**

Balta’nın söylediği aslında çok net…

Kent merkezinde son yılların en durgun gurbetçi sezonunun yaşandığını ifade ediyor.

Bunun en önemli nedenlerinden biri olarak da Kapıkule’den çıkan gurbetçilerin Edirne’ye yönlendirilmesindeki eksiklikleri gösteriyor.

Daha doğrusu, yıllardır çözülemeyen bir yönlendirme sorununa dikkat çekiyor.

Aslında mesele yalnızca bir tabela meselesi değil.

Mesele, Edirne’nin kendisini anlatamaması.

Kapıkule’den çıkan bir aile, şehir merkezine uğraması halinde tarihi çarşıyı görebilecek, Selimiye’nin gölgesinde soluklanacak, Ali Paşa Çarşısı’nda alışveriş yapacak, tava ciğer yiyecek, badem ezmesi alacak, belki de bir gece konaklayacak..

Bunların her biri şehir ekonomisine katkı.

Ama biz daha o aileyi şehir merkezine davet etmeyi bile başaramıyoruz.

Elbette bütün sorumluluğu yönlendirme tabelalarına yüklemek doğru olmaz.

Gurbetçiler de haklı…

Saatlerce direksiyon başında yol geliyorlar.

Sınır kapılarında bekliyorlar.

Bir an önce memleketlerine ulaşmak istiyorlar.

Üstelik Türkiye’deki akaryakıt, otoyol ve tatil maliyetlerinin arttığını kendileri de dile getiriyor.

Ancak bütün bunlar, Edirne’nin hiçbir şey yapmadan beklemesini de haklı çıkarmaz.

Tam tersine…

İnsanların yolculuk alışkanlıklarını biliyorsak, buna göre yeni yöntemler geliştirmek zorundayız.

Kapıkule’de dijital karşılama ekranları…

Sınır kapısından itibaren dikkat çeken dijital yönlendirmeler…

Avrupa plakalı araçlara özel otopark uygulamaları…

“Gurbetçiye Hoş Geldin” kampanyaları…

Kısa şehir turları…

Alışveriş ve konaklamayı teşvik edecek ortak organizasyonlar…

Bunların hiçbiri hayal değildir.

Yeter ki bu konuya sadece turizmcilerin sorunu olarak bakılmasın.

Bu mesele, otelcinin de meselesidir…

Esnafın da…

Lokantacının da…

Ticaret Odası’nın da…

Belediyenin de…

Valiliğin de…

Çünkü kazanan yalnız oteller olmayacaktır.

Kazanan Edirne olacaktır.

**

Edirne, Türkiye’nin Avrupa’ya açılan kapısı olmakla övünüyor.

Haklı da…

Ama artık yalnızca “kapı” olmak yetmiyor.

Kapıdan geçen insanı şehirle buluşturabilmek gerekiyor.

Her yaz yüz binlerce gurbetçi sınırlarımızdan geçiyor.

Bu insanların ne kadarını Edirne’de bir saat, bir akşam ya da bir gece misafir edebiliyoruz?

İşte asıl başarı, bu soruya verilecek cevapta gizli…

NEGATİF GAZ

“BİR ÜLKE HALKI, KENDİ GELECEKLERİNİ ANCAK KENDİLERİ TAYİN EDER; DIŞARDAN MÜDAHALE EDİLEMEZ!..”
Bu günlerde çok itibar edilen bir deyiş, ama Allah’ın kitabındaki emirlerine baktığımızda, ŞEYTANIN İŞKEMBESİNİN PİS GAZI olduğu açıkça öğrenilir!..
Kuran’ın temel ilkelerine ve de onlarca ayet de emredilenlere bakarsak, “Eğer bir insan, hayvan, bitki veya başka bir ülke halkı muhtaç durumdaysa, onun muhtaçlığını gidermek için, her türlü savaş verilmiyorsa bu, “ALLAH’IN EMİRLERİNE İHANET” anlamına geliyor. Allah’a ihanet, ŞEYTAN YOLUNA HİZMETTİR!..
Eğer bir ülkenin halkı, iç ve dış düşmanların işbirliğinde, eğitimi, dini, kültürü bozulup, MEZHEPLERE BÖLÜNMÜŞ, BİRİLERİ KENDİLERİNE DİNDARLIK ATFEDEREK, ALLAH İLE KUL ARASINA GİRİLMİŞ, ŞİRKE DÜŞÜRÜLMÜŞSE O ÜLKE HALKI MUHTAÇTIR. HEM DE YARDIMA EN FAZLA MUHTAÇTIR!..
Ama bu durum da, “Şeytanın Pis Gazı” insanlığa neyi emrediyor?..
“Karışma o ülkenin NEGATİFLERCE KANDIRILMALARINA DA, MAHVOLUP GİTSİNLER!..” diyor.
YANLIŞLARLA SAPTIRLILMIŞ, ACILARLA CEBELLEŞEN BİR ÜLKEYİ, EĞİTİM SAVAŞIYLA UYARMAKTAN BAHSEDİYORUM!..
İNANÇLI BİLİM EĞİTİMİYLE SAVAŞ, EN KUTSAL SAVAŞ!..
Allah Kuran’ı Kerim’in birçok ayetindede açıkça emrediyor:
4/70: Bu nimet, Allah’tandır. Bilen olarak Allah yeter.
4/71: Ey iman edenler! Silahlarınızı alın, harbe hazır olun. Düşmanla savaşa bölük bölük veya toptan çıkın.
4/74: Dünya hayatını ahiret hayatı için satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.
8/39: Fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! Eğer vaz geçerlerse, muhakkak ki Allah, ne yaptıklarını görmektedir.

8/40: Şayet islamdan yüz çevirir de, vazgeçmezlerse, bilin ki Allah mevalânızdır. O, ne güzel Mevlâ, ne güzel yardımcıdır.

*İşte tarih boyunca, YÜKSELİŞ DÖNEMLERİNDE Türkler, Allah’ın bu nurlu emirlerinin, “MAZLUMUN YANINDA, ZALİME KARŞI, ALLAH YOLUNUN SAVAŞÇILARI” olmaya kendilerini adamışlardır. O yüzden, “NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE” DENMEZ Mİ ŞİMİDİ?..

BAZI ÖNERİLER

Ne yaparsak yapalım Edirne’den başka Edirne yok. Edirne için ne yapsak azdır. Bir kere tarihi koruma bakımından İstanbul birinci ise Edirne’de ikinci veya üçüncüdür. Turizm açısından belki üçüncü veya dördüncüdür. Sosyal yönden diğer vilayetlerden geri değildir. Antik yapıların çokluğu bakımından diğer vilayetlerden geri değiliz, tek kusurumuz bunlara sahip çıkmamak.

Son zamanlarda Edirne’ye ilgi artmıştır. Su boruları değişiyor, eski ahşap yapılar aslına sadık kalınarak restore ediliyor, köprüler, camiler, taş yapılar onarılıp sağlamlaştırılıyor. Elbette bunlar yeterli değil esas olan daha önce var olupta yok edilen yapılarda örneğin Kaleiçi’ndeki su terazisi gibi buna benzer yapılarda onarılıp meydana çıkartılmalı. Sabuni mahallesindeki bir virane ahşap yapı bir Edirneli zengin tarafından satın alınıp sıfırdan onarılıp butik otel haline getiriliyor. Bu olay diğer zenginlere de örnek olsun. Yine ayni mahallede Selamsız sokakta bugün otopark yeri olarak kullanılan yere bir kaç Edirneli zengin bir araya gelip orasını bir katı yer altında üç katı yer üstünde olmak üzere çok güzel dört katlı otopark yapabilir. Zenginlerimizden bu konuda ilgi bekliyoruz.

Yine Sabuni mahallesinde ismi — Terziler, Dikiciler — sokağı olarak anılan sokak onarıldı, boyandı, yol kaldırımları yeniden yapıldı. Yol genişliği 2 metreyi bulmaz. Yağmurlu, karlı havalarda su birikir, bazı dükkanların içine de girer bu hali önlemek için çarşı boyunca dükkanların damına ÇAM ÖRTÜLÜ DAM yapılsa çarşı yağmurdan ve kardan korunmuş olur böyle bir uygulamayı bekliyoruz. Eski Cami ile Belediye arasındaki kavşakta orta yerdeki göbekte hiç bir anlamı ve manası olmayan sonradan yapılma küpler durur, su fışkırtırlar, yıllardır oradadırlar. O küpleri başka yere konmak üzere kırıp dökmeden kaldırılmalı ve o göbeğe Fatih Sultan Mehmet’in at üstündeki heykelini, şahi topları ile birlikte güzel bir mermer kaide yapılarak koymalı. O göbeğe çok yakışır, çünkü Fatih Sultan Mehmet yalnız İstanbul’u fethetmekle kalmamış, bu fetihle Orta Çağ kapanmış, Yeni Çağ başlamıştır. Böyle bir anıt heykel orasını hak eder, bu uygulamayı bekliyoruz.

Çocuk oyun alanları; bizim çocukluğumuzda bu kadar çok bina yoktu, boş arsalar çoktu, oraları bizim oyun sahalarımızdı. Şimdi oralarda beton yığınları var, çocuklara oynayacak yer yok. Her mahallede çocuklar için oyun parkları, o parklarda oturulacak banklar, orta yerde fıskiyeli havuz, ağaçlar ve çiçekler olacak park yerleri olmalı. Bu öneri lüks değil ihtiyaçtır, ilgi bekliyoruz.

Yıllarca ha oldu, ha olacak derken nihayet hızlı trene ulaşıyoruz. Son haberlere göre Uzunköprü’ye gelmesi için gün sayılıyormuş, ondan sonrası Edirne bu müjdeyi bekliyoruz. Eğer hızlı tren Edirne’den başlarsa Kars’a kadar uzanırsa, bin Edirne’den hızlı trene 14 saatte Kars’ta ol, ne güzel bir gezi olur, bekliyoruz. Selimiye önündeki yeşil alana muhteşem bir fiskiyeli havuz gerektirir, o boşluk doldurulmalıdır.

Edirne’ye Kırkpınar zamanı oluşacak bir fuar lazım. Kapıkule-Otogar arasında şehir içi yolcusunu ulaştıracak raylı sistem yapımını bekliyoruz ve BAZI ÖNERİLER . . .

İZLİYORUZ YA

“Ben insanım” diyenlerin çoğuna bir gün gelecek, bu soru sorulmayacak mı sanılır?..
“Bizi en üstün bir beyin ile yaratan, güneşi, gezegenleri, hayvanları, bitkileri, havayı, suyu, vs.. bizim bereketimize vermiş Rabbimiz.
Açık açık belli, lütfedip vermiş işte!..
O zaman, neden insan gibi Rabbine şükrederek, emanet nimetlerini bakıp, doyurup, korumuyorsunuz?..
Kirletiyor, bozuyor veya talancılara müsaade ediyorsunuz?.. denmez mi sanıyor bazılarımız!..
“Bir de halâ daha fazla bereket, su, sağlık, huzur istiyorsunuz. Havayı, suları, toprağı, tohumu, ekmeği, tuzu, şekeri, peçeteyi zehirlere bulayıp; hayvanlarınızı açlığa, susuzluğa kovup, zevk için nişan tahtası yapıp; yalanı, dolanı, lüksü, israfı, torpili, rüşveti çoğaltanlara, bunlar günah ve haram değil miydi?” denmeyecek mi sanır, bazıları?..
Nimetlerini bozanların kendilerinin de bozulacağı, İLÂHİ KANUNLA ve de BİLİMLE besbelli değil mi?.. Allah’ı unutanları, Allah’ında unutacağını Kuran’dan öğrenmediniz mi?..
Bunca olumsuzluk bağıra bağıra, hastaneleri doldura doldura, ülkeleri yıka yıka, yaşanırken, yazıp, çizip, söyleyip, insanları uyarmak için mücadele eden de çıkmıyor deyiver…
Yüz milyonda bir, iki!..

“Yaratan’ın verdiği nimetlerine karşı, NANKÖRLÜK, NEYİ HAK EDER?..” diye bir gün sorulmaz mı sanılır?..

Kuran’ı Kerim. Sure 11/Ayet 116:
Sizden önceki devirlerde, yeryüzünde insanları bozgunculuktan alıkoyacak faziletli kimseler bulunsaydı ya! Onlardan kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır. Zulmedenler ise kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Zaten günahkârdılar.
4/74: Dünya hayatını ahret hayatı karşılığı satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona yakında büyük mükâfet vereceğiz.

KAHRAMAN SENSİN

Dini önderlerden mucize bekler gibi siyasi liderlerden de kahramanlıklar bekleriz. Demokratik toplumlarda kahramanlar sanat sunusu olarak geçmişten geleceğe uzanır. Her toplumun geçmişten gelen kahramanları vardır. Bugünden yarına olacaktır da. Ama onlardan umut bekleme devri kapanmıştır.

Farklı inançların ve etnik yapıların kesiştiği ve bu kültürlerden oluşan toplumların yaşaması sebebiyle coğrafyamız kahramanlar diyarıdır. Bu nedenle de toplum olarak inanmasak da mucize bekler bir halimiz olduğunu itiraf edelim.

Bugün toplumun büyük bir kesimi hangi siyasi partiye oy vermiş olursa olsun zorluklar içindedir. AKP’yi iktidar yapan 3Y (Yoksulluk, Yoksunluk ve Yasaklar) durumuna geri döndük. Toplum; yoksul.Toplum; sosyal devlete ulaşamıyor. Toplum; her kesime uzanan yasaklarla kuşatılmış durumda. İktidar, iktidar kalma uğraşısı içinde kendince haklılık payı bularak tüm kozlarını kullanıyor. Bunalan toplum muhalefete yönelme çaresini bulmuş iken zorlanan hukuk ile muhalefet de karmaşaya sürüklenmiş durumda. Bu durum içinde kaos türü bir belirsizlik egemen.

Açlık sınırının 35 bin, yoksulluk sınırının yüz bini aştığı günümüzde sofrasında çeyrek but görmeyi unutan bizlere ne idüğü belirsiz ‘mutlak butlan’ ile butlanma umudu şırınga ediliyor. Mutlak butlan mıyız geçici butlan mıyız bilmiyoruz ama butları Kemal Sunal gibi camekandan izliyoruz.

İktidar, yurttaşın yaşamını iyileştirme özlemlerini karşılayamıyor. Gençlerin gelecek umutlarını taze tutamıyor.Muhalefeti kapanmaya, kendi içinde ayrışmaya zorluyor. Egemenlik milletindir diye diye halkın seçtiği yerel yönetimlere el koyarak suçlulukları kanıtlanmadan tutuklu kalmalarını sağlıyor. Emrindeki basın-yayın ile de itibarsızlaştırıp sosyal linç ortamı sağlıyor. Bu ve benzeri olumsuzluklara rağmen muhalefetin yapacağı ekonomik ve demokratik taleplerde ortaklaşmaktır. Bölünen ana muhalefeti ve diğer siyasi yapıları bir araya getirmek ve yurttaşlık sorumluluğunda yanyana örgütlemek önemlidir. O nedenle CHP tartışma ve ayrışmasına; kalan da giden de değerlidir gözüyle bakmakta yarar vardır. Toplumun umudunu pekiştirmek, mücadeleye vites yükseltmek acil görevdir.

Muhalefet olarak kahraman beklememeliyiz. Yan yana durarak hepimiz kahraman olmalıyız. Toplum olarak yalnız bırakılan kişiden kahraman çıkmaz. Özgür Özel genel başkan seçildiğinde yazmıştım; “Özgür, özgürleşirse CHP özgürleşecek, CHP özgürleşirse ülke özgürleşecek. Özgür Özel özgürleşti bence ve bugüne kadar iyi bir sınav verdi. Parti özgürleşecek iken Kara Koyun itelendi araya.

Bugün CHP ayrışıyor ve Özgür Özel dedikçe ayrılanlar gömlek çıkarmak yerine toplum için ateşten gömlek giyiyor. Önemli olan zor zamanda kararlı olmaktır. Şu an yaşanan ayrışmada da taraflar yan yana olabilecek şekilde ipleri germemeli, telleri kesmemelidir.

Kullanım süresi geçen ürünleri marketlerden toplayarak kendi marketinde satar haline getirilen uyanık pazarlamacıları üreten ortam; bize orta çağ pazarlarında olan sistemi dayatıyor. Ortadoğu ve dolayısıyla ülkemizde tarihin yeniden kurgulandığı bir dönemdeyiz. İktidara göre; muhalefet dediğin iktidarı sürekli iktidarda tutma görevini yapmalıdır! Kalan CHP bunu yapacak, ayrılan CHP eksiklerini gidererek iktidarı hedefleyen mücadelesini ülke insanlarıyla yapacak. İlhan Cihaner demişti sanırım; “İçine devlet kaçmış muhalefet olmaz.”

Yerel sorunları ve ülke sorunlarını konuşmaya zaman ayırmamak iktidarın amacı idi ve onu da başardı. Bakın ülke gündemini yazıyor, toplum olarak bunu konuşuyoruz. Oysa her gün elektrikten köprülere, doğalgazdan iletişime, pazardan markete fiyatlar artıyor ve hepsi tekel durumunda devlet kontrollü. Bunlara gelen “mutlak zam” her şeyi olumsuz etkiliyor.

Bu karmaşa içinde muhalefet belediye başkanları da zor durumda, biliniyor. Ama tek çare kentlilerle birlikte olabilmektedir. Bakın CHP’li Fındıklı Belediye başkanı ne yaptı? Sokakların kilit taşlarını belediye çalışanlarının önderliğinde şirkete vermeden imece usulü ile döşedi. Halkçılığı öne çıkaran çıkarması gereken muhalefet için bir örnek. Her belediyede olabilir, neden olmasın. Kahraman sensin…

GALA GÖLÜ’NÜ KURUTSAK MI, KURTARSAK MI?

Çeltik tarımı; Enez’in, GALA Gölü Milli Parkı’nın pirinçten daha önemli bir değer olduğunu bilerek çevreyi koruyarak, kurallara uyularak, anız yakmadan, Gala Gölü’ne musallat olmadan, yapılamaz mı?

El cevap: Yapılamaz..

***

Yapılamaz, çünkü geçen yazımda da belirttiğim gibi bu tarımı planlaması, düzenlemesi, denetlemesi gereken siyaset ve bürokrasi çevresi çeltikçiyi gördü mü havaya bakıp ıslık çalıyor, görmezden geliyor. Hatta onları yasalara karşı korumayı bir TRAKYALI olmanın gereği sayıyor. “İPSALA PİRİNCİ, BİRİNCİ” diyerek övünüp mutlu oluyor. Sanki çeltikten pay alıyormuş gibi çeltikçilere özel dokunulmazlık sağlıyor.

***

500 bin dönüm arazi hasat sonrası cayır cayır yakılıyor ama bu doğa katliamı görevlilerin sembolik bile sayılamayacak ölçülerde para cezaları ile geçiştiriliyor. Gerçek ölçülerde sulak alana bitişik arazilerde anız yakılmasının dönüm başına para cezası 3.493,10 TL’dir. Lütfen 300 bin dönüm için alınması gereken para cezasının miktarını hesap edebilir misiniz? Ettiniz mi? Peki… 2025 sonuna göre bu amaçla tahakkuk ettirilen ve tahsil edilen gerçek miktarı, tahsil etmekten sorumlu vatansever, dürüst, namuslu bürokratlarımızdan öğrenebilir miyiz? Ben öğrenmek için elimden geleni yapacağım da benim Edirne Milletvekillerim, Milletvekili adaylarım bu yürekliliği gösterebilecekler mi? Öğrenip bize duyuracaklar mı?

Bir süre bekleyip göreceğiz..

***

Sorunu çözmek için sadece üreticiyi hizaya getirmek yetmiyor. Öyle bir çark işliyor ki bu düzenin bozulması tarım dışı kişi ve kuruluşların da işine gelmiyor.. Örneğin 1930’lu yıllarda yasalaşan Çeltik Komisyonları bu sistemin merkezinde bulunuyor.. Şimdilerde DSİ, İl, İlçe Tarım Müdürlükleri ve bu konuda hizmet veren pek çok özel kuruluş varken ÇELTİK KOMİSYONLARI’nın ne işe yaradığını, bu hantal ve hiçbir işe yaramaz komisyonların kendi bütçelerinin gerekliliğini ve tahsil edilen paraların kullanım alanlarının çeltikle ilintilerini birileri bize anlatmalıdır. Kısacası Çeltik Komisyonları’nın işlevi yeniden belirlenmeli, ama bana sorarsanız tez elden kaldırılmalıdır. İşlevleri kalmamıştır. Bu komisyonlar bu savruk tarım düzeninin kılıfı olmaktan çıkarılmalıdır.

***

Vakıf arazilerinin çeltik tarlası olarak kiralandırılması ve kullandırılması kısıtlanmalıdır. Bu arazilerde daha çok emek yoğun aile işletmeciliği, kooperatif işletmeciliği teşvik edilerek, işsizliğe çare olabilecek alternatif tarım yöntemleri düşünülmelidir. Gala gölü ve Gala Gölü Milli Parkı sulak alanları içerisinde kalan özellikle hazine ve vakıf arazileri tarıma kapatılmalıdır. Enez’in Kale restorasyonunu bile kendine vazife edinmeyen, Enez Camii onarımını yıllarca savsaklayan Vakıflar Bölge Müdürlüğü bu kazandıkları paraları nerelerde, nerelere harcar?

Ben bunu hep merak ederim..

**

Devlet tüccar gibi düşünmemelidir. Kendine emanet edilen mülkleri kolaycı usullerle değil en verimli, en toplumcu bir anlayışla, alternatif çözümlerle korumanın ve kullanmanın zor yollarını aşabilmelidir. Devlet arazileri Vakıflar eliyle Gala’yı tükettirmeye, peşkeş çekmeye, aracı olmamalıdır. Vakıflar da, Belediyeler de bu arazileri kiralarken doğaya olan korumacı anlayışlarını öne çıkarmalı, anız yakanlara sonraki yıllarda kiralama yapmamalıdır. Bu arazileri kendileri nadasa sokarak her yıl üst üste kiralama yönteminden vaz geçmelidirler. Belediyeler, halkının bir bölümü yokluk ve yoksulluk içerisindeyken İpsala’daki gibi kiralama gelirlerini bol bulup DSİ’ye rakip olup, ne olacağı, ne idüğü belirsiz “zihni sinir” kanal projeleri ile uğraşmamalıdır.. Kiraya verilen bu arazilerde yapacağı alternatif tarım ve üretim modelleri ile İpsala halkının, gençlerin işsizlik sorununu çözen projeler üretilmelidir.

***

Evet.. Biliyorum… Ne söylesem boş… Onlara göre it ürüyecek, kervan yürüyecek… Çünkü bu konuda siyasi parti gözetmeksizin tüm siyasiler suskundur.. Susmak zorundadır.. Çünkü bu konuda eleştiri yapmak, alternatif çözümler üretmek arı kovanına çomak sokmaktır. O nedenle Trakya yıllardır “BUTLANCI” Faik Öztrak’tan başka dişli, adı sanı bilinir bir siyasetçi çıkartmakta başarısız olmaktadır… Siyasi arenada yeni bir şey söylemeyen, düzene kafa tutamayan, alternatif üretmekten aciz (özellikle solcu) siyasetçiler ancak “Trakya gündöndüsü” gibi Öztrak’a bakarak yol bulmaya çalışırlar.

***

Yazıyı şimdilik bitirmeliyim. Birileri beni ciddiye alsa da yanıt verse diye beklemenin de anlamı yok. Belki bir başka yazıda çeltik taban fiyatının niçin yüksek olduğunu merak eder sorarım. İpsala Pirinci birinci mi ya da hangi özellikleriyle birinci bunu tartışmak isterim.

DENE DE GÖR!

Dene de gör!..
Şükür içinde boğulursun, gönülden, ruhtan yaparsan eğer. Açlıktan, açıkta kalmaktan ölen var mı?
Hepimiz ne sıkıntılar çektik, siz de düşünsenize?
Tok olana imrenip isyan etmediysen, yine “Şükür” deyip faydada olmaya çalıştıysan, sınav dünyasında olduğunun inancıyla, beklentisiz yaşadınsa, yaşamaya devam ediyorsan, “GÖRÜNMEZ Mİ” sanırsın?
Görmen gerekeni sen de görürsün, inan!

Yeterki, ruhun fiziğine hükmetsin; fiziğin ruhunun emrinde olsun. İnan şükür içinde, göz yaşlarında boğulursun.

Kuran’ı Kerim. Sure 11/Ayet 7:
Hanginizin ameli daha güzel olacak diye, sizi imtahan etmek için, Arş’ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur.
Yemin ederim ki:
“Ölümden sonra muhakkak dirileceksiniz” desen, kâfir olanlar derhal, “Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir” derler.
11/8: Andolsun biz onlardan azabı sayılı bir güne kadar ertelesek, mutlaka “Onun gelmesini erteleyen nedir?” derler.
Bilesiniz ki kendilerine azap günü geldiği gün, onlardan uzaklaşacak değildir.

Ve alay etmekte oldukları şey, onları çepe çevre kuşatacaktır.

Yukarda ki nurlu ayetin bir yorumu da şöyle olabilir mi?..
Allah herşeyi, insanlar iyilik mi, yoksa kötülük mü yapacaklar diye imtahan etmek için yaratmıştır.
Neye iyilik, kötülük yapacaklar?..
Kendilerine, insanlara, hayvanlara, ağaçlara, doğa ve tabiat varlıklarının tümüne!..
Ölümden sonra dirilmeye inanmamak:
İnanmayanların ispatları var mı?..
Yoksa, nasıl bu hükme varıyorlar?..
İspat yoksa, o zaman inkâr olmuyor mu?..