Kategori arşivi: Yazarlar

TEDBİR

İstatistikler incelenirse, Türkiye de, kansere, şekere, kalp, damar hastalıklarına yakalanmış kaç kişi var, acaba?..
Son on yıldır azalıyor mu, çoğalıyor mu?..
Son on yılda bunlardan kaç kişi öldü veya hasta, ilaca bağımlı, sakat yaşıyor, sebepleri neler ve önlemek için neler yapılmış acaba?..
Aslında, bu hastalık ve ölümlerin sebebi belli ama gündemde değil nedense?..
Çoğalması ise gösteriyor ki İLÂHİ İKÂZLAR VE HELÂK çoktan beri başladı ve “VAZ GEÇİN, BU GİDİŞTEN!..” diye, akıbet GÖSTERİLE GÖSTERİLE, artarak devam ediyor!..
Şimdilik anlamak yine de işlerine gelmiyor, CORONA REZİİLLİĞİNE rağmen hem de!..
KOMŞU BAZI ÜLKELERİN DARMA DAĞINIK HELÂKİNİ GÖRMEZ MİSİNİZ?..
Tabiatı mahveden, zehir zemberek “VAHŞİ KÂR TARZLARINI” düzeltmeye yanaşmayan dünya ülkeleri için, GİDEREK SULARININ DAHA DA ISINMAYA BAŞLADIĞI AÇIKÇA GÖRÜLMÜYOR MU, SİZCE?..
“HAK” YOLUNA MI KOYULURSUN, YOKSA TABİAT EMANETLERİNİ KATLETMEYE DEVAM MI?..
Bu sorunun muhatabı biz insanlarız!..
Bir gün gelir de her birimize sorarlarsa, “Kâr ediyoruz” diye ortalıkta kan gövdeyi götürürken,Sen armut mu topluyordun?…” diye!..

NE CEVAP VERECEĞİZ?..

Kuran’ı Kerim. Sure 5/Ayet 79:
Onlar işledikleri kötülüklerden birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Andolsun yaptıkları ne kötüdür.
46/27-28: Andolsun biz çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. Belki yeniden yola dönerler diye ayetleri tekrar tekrar açıkladık.
Allah’tan başka kendilerine yakınlık sağlamak için tanrı edindikleri şeyler kendilerine yardım etselerdi ya! Hayır onlar bırakıp gittiler. Bu onların yalanı ve uydurup durdukları şeydir.

NEDİR BU VAHŞET

Gün geçmiyor medyadan öğrenmenmeyelim öldüren öldürene. Bu konuda kullanılan araç ise ekseri ateşli silahlar oluyor. Boşanma davası açan karısını öldüren adam, alacak verecek yüzünden anlaşamayan kimse arkadaşını öldürüyor, 16 yaşındaki saldırgan çocuk iki polisi öldürüyor. Beş yaşındaki çocuk anlatıyor; annesini babam tuttu dedem kesti, Faslı bir yabancı sevgilisinin dairesinde ölü bulundu, arazi anlaşmazlığı yüzünden bir birine silahla ateş ediyor, biri yaralanıyor diğeri ölüyor. Yalnız Türkiye’de değil diğer ülkelerde de buna benzer olaylar oluyor. Ondört yaşında bir çocuk silahla bir okulda dehşet saçıp arkadaşlarına ateş edip öldürüyor. Suikast amacı ile bir bir gurup insan metroda bomba patlatıp bir çok ölümlere neden oluyor. Bu vahşet olaylarına sebep ne?
Bu dehşet olaylarının bir kısmı şuursuzluk isede çoğu bilerek kasıtlı olarak yapılıyor. Bunun en büyük nedeni de benlik duygusunun bazı kimselerde çok yüksek olması, kendini çok üstün görmesi, haksızlığa tahammül edememesi, her olayı silahla kendi çözeceğini sanması, çevresinde nam salma düşüncesi, yasal yolların uzun sürdüğü formalitelerin ağır bastığı bilinci ile adaleti kendi yaratma hevesi.
Silaha bu kadar düşkünük birazda televizyonda gösterilen vurdulu, kırdılı diziler ve filmler oluyor. Filmde en ufak anlaşmada silahlar çekiliyor, ölen ölüyor, kalan kalıyor, yani bir yerde silah her şeyi halleder havası yaratılıyor. Birazda ebeveyinlerin çocuklarınla ilgilenmemeleri, onlardan uzak durmaları, çocuklarını yalnızlığa itmeleri, bunun neticesinde çocuklar terör, anarşi örgütlerinin eline geçiyor. Onlarda çocukları böylece kullanıyorlar. Rakip ailelelerin rekabet sürtüşmeleri bunlara sebep oluyor.
Peki bu silahlar nereden bulunuyor? Bu silahların bazıları ruhsatlı, bazıları ruhsatsız. Ruhsatsız olanlar 25 milyon adet olarak belirleniyor. Medyadan öğrendiğimize göre silah almanın çok kolay bir iş olduğu belirleniyor. İnternet aracılığı ile bile silah alınabilirmiş. Bu kadar kolay silah temin eden kişi hak aramanın namlunun ucunda olduğunu niye düşünmesin.
Peki bu duruma ne yapılabilinir? Konunun hukuki yönü var, hukukçular çocuklar için ceza sürelerinin arttırılması taraftarı. faydalı olurmu göreceğiz. Sadece çocuğa ceza vermek meseleyi halledermi, suçu işleyen çocuğun ailesi onunla ilgilenmemişse çocuğun ana, babasına da ceza vermek etkili olmaz mı acaba?
Silah edinmeyi zorlaştırmak, silah sahiplerinden can acıtaçak okkalı vergi almak, neden silah edindiğini sorgulamak, evlerde, işyerlerinde silah arama uygulamaları yapmak, mümkün olduğu kadar vurdulu, kırdılı dizilerden vazgeçmek.
Aileler zenginim diye çocuklarına bol para vermemeli. Çocuklar o paraları biriktirip ateşli silah alabiliyor. Ortaokulda, lisede hak arama konusunda dersler verilmeli, yollar gösterilmeli, silahın insanın başını derde sokacağı anlatılmalı, en iyi hak arama yönteminin adli merciler olduğu anlatılmalı, Liselerde hukuk dersi okutulmalı.
Her şeyi devlettten beklememeliyiz, bizlerde bu gibi konularda devlete yardımcı olmalıyız. Konu komşu, hısım akraba ölümlü olaylarda olay olmazdan önce hasımları kontrol altında tutmalı. Köy düğünlerinde havaya ateş edeceğim derken başka birini yaralamak, hatta öldürmek ufak bir olay değildir. Ne yapılabilir; Jandarma düğüne gelenlere üst baş silah araması yapmalı.
Bu olaylar başka ülkelerde de oluyor diyerek Türkiye’de olanlara pas geçemeyiz. Bu olayların üzerine hukuki, polisiye tedbirler almalıyız, çocuk suçlarında mesele yalnız çocuğa yüklemekle hallolmaz. Rüştünü almamış çocuklarda ailenin, babasının, anasının da payı var, onlarda sorguya alınmalı. Olaylar gittikçe artıyor. NEDİR BU VAHŞET . . .

HAYVANLARA AYIP

Meselâ, “Hayvan herif!..” Derler ya!..
Eğer insansa, adı “Doğan” eğer hayvansa, adı yine “Doğan,” Kimse alınmasın, kişisel değil, sadece bir örnek. İnsansa “Aslan” değilse, “Aslan” bir hayvan cinsi. Ne güzel!..
Arkadaşım anlattı, dedi ki:
“Ben, hainse, ona adıyla seslenirim de, biraz ağdalı seslenirim. Aradaki farkı anlamaz, gülerek bakıp, “Efendim” der.“Anlasa zaten hain olmaz, muhtaçlara kötülük yapmaz!.. Böylece onunla yaşar giderim” dedi.
Ona, arkadaşıma dedim ki:
“Senin yaptığın çok ayıp!..
“Neden?..” dedi.
Yine dedim ki:
“Ayılara, yılanlara, öküzlere ayıp, onların suçu ne?.. “
Aklını pozitiflik yerine negatifte kullanan insanları, hayvanlarla mukayese etmek büyük hatadır!..

BEREKET MELEKLERİMİZ ile, hain şeytan uşağını bir tutmak olur mu hiç?..

Kuran’ı Kerim. Sure 13/ayet 34:
Dünya hayatında onlara sadece bir azap vardır. Ahret azabı ise daha şiddetlidir. Onları Allah’tan koruyacak kimse de yoktur.

Akran zorbalığı üzerine…

En az 2-3 defa yazmışımdır bu önemli konuyu.

Okulların açılması ile birlikte görüyoruz ki artarak devam ediyor.

İşte bu nedenle bir defa daha yazayım istedim bugün.

Ebeveynler çok dikkat etmeli!

Varsa, onların büyükleri de…

Çünkü hemen her yerde, sonucu çok üzücü olan olaylar artmaya başladı son günlerde!

TV haberlerine, sosyal medya paylaşımlarına bakıyoruz; okul bahçelerinde, sokaklarda hep aynı manzaralar.

10-15 yaş arası çocuklar güç gösterisindeler adeta!

Görüntülere bakılırsa, aralarında çeteleşenler bile var maalesef.

Hiç kuşkusuz, bu gibi olayların yaşanmaması için ailelere önemli görevler düşüyor.

Gözümüz; her zaman çocuklarımızın, torunlarımızın üzerinde olmalı.

Bırakın 16-17 yaşındakileri, 5-6 yaşında çocukların bile gece yarılarına kadar sokaklarda dolaşmasına göz yuman aileler var maalesef!

Allah muhafaza, başlarına bir şey gelecekmiş, birçok ailenin umurunda değil.

Üzülmek ve sonradan canımızın yanmasını istemiyorsak; çok ama çok dikkat edelim lütfen.

Unutmayalım ki; eğitim okuldan önce ailede başlıyor.

Bu eğitimi vermek birinci önceliğimiz ve görevimiz olmalı.

MAHRUM MU OLALIM?

Aman, inancımızı ve bilimi öğrenmekte daima gelişelim ve şeytanların kandırmalarına kanmayalım ne olur!..
Müslüman mı görmek istiyorsunuz,
Beş farzın faydalarını zahmet görmeyen,
İNANÇLI BİLİMDE en ileri olmak için kendini feda edenler;
köleci, sömürgecilerin oyunlarına gelmeyen,
en kaliteli olanı üreten,
Yaradan’ın eseri can, yürek, sahibi sokak kedi ve köpeklerine bir kap mama, su veren, evin de evlat gibi bakanlar;
Muhtaçların maddi, manevi yardımına hazır; işlerinde, ışıltılı gözlerinde, sözlerinde, pozitiflikler var ya..
Şeytanın daima devrede olduğunu hiç unutmadan, daima kuşkulu, yalan uydurmalara karşı çok dikkatli olmamız lâzım.
İşte tam burada, inançta, bilimde, sanatta EĞİTİM, EĞİTİM, EĞİTİM ile donanımlı, akıl ve uyanıklık devrede olanlar!..
Besmele ile, pozitifi, nasip eden, tek koruyucu Allah’a sığınıp, şeytanlardan korunma dileyenler, işte onlar değil midir, gerçek Müslüman?..
Yaratan’a besmele ve dua ile sığınıp, çok çalışmak, hakkı bize bahşedilmiş sonsuz bir güçtür. Biz insanlara verildiği bildirilmiş, İlâhi metafizik nimettir. Sonsuz gücün koruma ve gözetiminden kim yüz çevirir?..
Anlayalım artık, insanlığın çoğunun, kendi uydurdukları ispatsız, kitapsız bir yalanla, kendilerini nelerden mahrum ettiklerini; dünyada yalnızlığı seçip, verilecek ne muhteşem nimetlerden, kendilerini mahrum bıraktıklarını!..
Yaratan’ımızın sonsuz sevgi ve rahmetinden mahrum kalmak, AKIL İŞİ Mİ?..

Yaratan’ımızı yok sayıp, BEYNİMİZİ ŞEYTANA KAPTIRMAK, AKIL İŞİ Mİ?..

Kuran’ı Kerim. Sure: 13/ayet 21:
Onlar ki, Allah’ın gözetilmesini emrettiği hakları gözetirler, Rablerine saygı beslerler ve kötü hesaptan korkarlar.

YAŞLI ŞEHİR EDİRNE

Bülent Ayan ağabeyimiz geçtiğimiz haftalarda Edirne’de yaşlıların durumunu ve Edirne Belediyesi’nin yaşlılar için evde bakım hizmeti verdiğini yazdı.

Olumlu gelişme ama yeterli mi?

65 yaş üzeri insanlar yaşlı olarak kabul ediliyor. Bu oran ülkemizde yüzde 10.6, Edirne’de bu oran yüzde 17’nin üzerinde. Yani Edirne’de yaşayan her 5 kişiden birisi yaşlı.

Edirne Huzur Evi’nde 200 civarı yaşlı insan bakım hizmeti alıyor. Yeni huzur evi inşaatı Eski Toki’de devam ediyor, orası da olsa olsa 300/500 kişiye hizmet verecek, ya geriye kalan 30 binin üzerindeki yaşlıyı nasıl bir gelecek bekliyor?

Burada devreye özel huzur evleri ve yaşlı bakım evleri giriyor. Onların da ekonomik maliyetleri dudak uçurtan cinsinden. Yani emekli maaşçığıyla özelde barınmasının mümkünü yok. Kaldı mı yaşlılar kızanların ellerine. Kızanların da işleri güçleri başlarından aşkın. Kendi kızanlarınla mı ilgilensinler, yoksa yaşlı ana babalarıyla mı?

İşte burada gelişmiş ülkelerde devlet devreye giriyor. Ülkenin her yerinde yaşlı bakım evleriyle donatarak, evde bakım hizmeti vererek milyonlarca yaşlısının yanında olmaya devam ediyor.

Ülkemizde durum vahim yaşlılar için. Sadece 65 yaş üzerine ulaşımı ücretsiz yaparak işini yaptığını düşünüyor devletimiz, o da gariban toplu taşıma hizmeti veren esnaflara oluyor olan. Edirne’de eski adı, Etus şimdiki Serhat Birlik isyanlarda bu ücretsiz taşıma düzeni yüzünden.

Yaşlılığın en zor yönlerinden birisi de evlerinde tek başına yaşamak. Ömürlerinin son dönemlerinde eşleri yalnız kaldığı için tek başına kalan insanların ortak düşüncesi; “duvarlar üstümüze geliyor”

Ya hastalıklar başladığında. Apartmanlarda yüz küsur metrekare dairelerinde yalnız başına yaşayan insanlar bir de hasta olduklarında onları bekleyen en büyük sıkıntı bazılarında asansör olmamaları, olanlarınsa merdivenleri.

Asansörlü evde yaşıyorsunuz ama asansöre ulaşmak için (benim evimde olduğu gibi) 20 merdiveni aşmak zorundasınız.

Yaşlanmak doğanın bir gerçeği. Tüm yaşayanlar bir gün yaşlanacak ve yaşlılığın sıkıntılarını yaşayacaklar.

Edirne için düşünecek olursak o yüz küsur metrekare kaloriferli dairelerimizde esir olacağız. Kapılarımızın önündeki o merdivenler bizim prangamız olacak.

MEDENİYET SEFERBERLİĞİ

İnsanoğlunun topluca seferberliğe çıkmaları gerektiği yerler nelerdir?.. dersek…

  • Eğitimi bozulmaktan kurtarmak ve de en öncelikle, İNANÇLI BİLİMLE, en yüksek destek ve akılla, nesillerin eğitim gereklerini yerine getirme seferberliği!..
    *Montajcılık taklitçiliğinden kurtulmak, özgün, faydalı icatlar üretme seferberliği!..
    *Vatan toprağının, sularının, havasının, arıtılmayan kimyasal zehirlerle kirletilmesini önleme seferberliği!..
    *Ormanların kesilmesini önlemek, çok, daha çok ağaç ekimi seferberliği!..
    *Ata tohumların korunması ve gıdaların fazla kimyasallarla zehirlenip kanserin, hastalıkların artmasını önleme seferberliği!..
    *Dünyanın şeytanla yatıp, şeytanla kalkan, bozguncu, aşağılayıcı, fitneci, fesatçı, maddiyatçı, inkârcı, SÖMÜRGECİ güçlerinin köleleri olmama SEFERBERLİĞİ!…
    *”İnançlı Bilimle,” sanatla, cümle aleme faydaları üretme seferberliği!..
  • Vatanını, milletini, pozitif kültürünü, kahramanlarını, komşu ülkelerin de vatan millet kutsallarını, tarihini, coğrafyanı, dilini, hurafesiz hak dinini, tüm hak ve hürrüyetini koruma seferberliği!.. Vs…. Vs…
  • *Bunlara siz de ilaveler yapabilirsiniz!..

Kuran’ı Kerim. Sure 10/ayet 6:
Gece ve gündüzün birbiri ardınca değişmesinde ve Allah’ın göklerde ve yerde halk ettiği kâinatta, sakınanlar için ayetler vardır.

BEN BİR CEVİZ AĞAC(I)Y(D)IM EDİRNE’DE!

Edirneliler geçen Perşembe sabahı işlerine giderken fark etti…

Rüstempaşa Kervansarayı’nın yanında, her gün gözlerinin önündeki ceviz ağacının yerinde artık yeller esiyordu.

Kervansaray taş sessizliğiyle hâlâ orada duruyor ama onun gölgesinde yıllardır yaşayan ceviz, tarihe karışmıştı.

**

Belediyenin açıklaması net:

Kökler zayıflamış…

Gövde çürümüş…

Devrilme riski varmış.

Resmî izinler alınmış…

Hher şey mevzuata uygun yapılmış.

Yani artık içiniz rahat olsun:

Edirne’nin en büyük güvenlik sorunu böylelikle ortadan kalkmış bulunuyor.

Meğer koca şehrin başına yıkılabilecek tek şey, o zavallı ceviz ağacıymış.

**

Ama mesele sadece teknik rapor değil.

Bir ağacın kesilmesi, sadece bir “işlem” değildir.

O ağaç, gövdesinde onlarca yılın izini, dallarında kuşların yuvasını, gölgesinde insanların soluklanmasını taşır.

Onu kesmek, aynı zamanda bir hafızayı kesmektir.

**

Evet, kökleri zayıflamış olabilir.

Devrilme ihtimali vardı belki.

Ama hiç mi başka bir yol yoktu?

Geçmişte Atatürk Anıtı yanındaki asırlık ıhlamur ağacının hala ayakta kalmasını sağlayan benzer bir operasyon ona da yapılamaz mıydı?

Çelik desteklerle ayakta tutulamaz mıydı?

Hatta belki taşınarak başka bir alanda yaşamına devam ettirilemez miydi?

Kolay olan seçildi:

Testere!

**

Ve insanlar sabah işe giderken bir baktı, yoktu.

Yerinde soğuk bir refüj.

Şehrin hafızasından bir yeşil daha sessizce kaybolmuştu.

Şimdi sormak gerekiyor:

Edirne’de gerçekten en büyük tehlike o ceviz ağacı mıydı?

Yoksa hafızamızı hızla kaybediyor oluşumuz mu?

**

“Ben bir ceviz ağacıy(d)ım Edirne’de.”

Hudut Gazetesi olarak bu başlıkla paylaştık yaşananları…

**

Nazım Hikmet tanık olsaydı, sanırım bu kez de şöyle derdi:

“Herkes farkında!”

**

İşte herkes farkında olduğu için Başkan Filiz Gencan Akın, tepkiler üzerine hemen harekete geçerek yerine çınar dikilirken şunları paylaştı:

“Edirne’de her ağacın bir hikâyesi var.”

**

Doğru…

Bu da o cevizin hikâyesi!

AYIP YA!..

Bir yorumla da, “Müslüman, Hıristiyan, musevi” demek, “Yaratanın emirlerini rehber edinip, medeniyet yolunda canla, malla mücadele eden, tek Allah’ı, Tek yar ve yardımcıları gören inançlı insan demek” HAKİKİ MÜSLÜMANIN, HAKİKİ HIRİSTİYANIN, HAKİKİ MUSEVİNİN YAŞAM YOLU Kuran da yazıyor, bilmeyen öğrenebilir, kim engel olabilir ki?!..
“Ağzlarıyla “Biz Müslümanız, Biz hıristiyanız, biz Yahudiyiz” deyip, şeytanın yolunu tutanlara bakıp” “Bu dinler ne kötü” diyenlere…
ÇOK MU ZOR, TAHRİF EDİLEMEYEN Kuran’ı okuyup, gerçek Müslümanlığı, gerçek Hıristiyanlığı, gerçek Museviliği öğrenmek!…
Hepsi açık açık yazıyor, çocuk okusa anlar..

DİNLER İLE, “İYİLİK YAPIN, KÖTÜLÜK YAPMAYIN, GÖRÜLÜYORSUNUZ, YAPTIĞINIZIN HESABINI VERECEKSİNİZ!..” DENİRKEN.. SİZ İSE, ASLINI OKUMADAN, İYİLİĞİN, MERHAMETİN, SEVGİNİN, SAYGININ EMREDİLDİĞİNİ, KÖTÜLÜKLERİN CEZASININ ÇETİN OLDUĞUNU ÖĞRENMEDEN, CAHİL, SAHTE DİNCİLERE BAKIP DA, “BU DİNLER OLMAMALI” DERKEN, O GÜZELİM BEYNİNİZE AYIP OLMUYOR MU BE KARDEŞLER?..

Kuran’ı Kerim. Sure 10/ayet 36, 37,38:
Onların çoğu zandan baka bir şeye uymuyorlar. Zan ise gerçekten hiçbir şey kazandırmaz. Muhakkak ki Allah, onların ne yaptıklarını bilir.
Bu Kuran, Allah’tan başkasına izâfe ve nispet edilemez. O kendisinden önceki kitapları tasdik, akaald ve şerayiden hak ve sabit olanı tafsil eder. Ondan, şüphe edilecek şey yoktur. O, Rabbil Âlemin tarafından inzal edilmiştir. Yoksa “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru iseniz, haydi onun benzeri bir sure getirin ve allah’tan başka çağırabildiklerinizi de çağırın!”

OKULLAR AÇILIRKEN

Eylül ayı geldi. Bu ayın bir özelliği de okulların öğretime başlamasıdır. İlk, orta,lise, hatta üniversite bu ay içinde öğretime başlar. Elbette en çok heyecanlananlar ilk defa okul çağına başlayan minik öğrenciler oldu. Onlar için hayatlarında ilk devre başlıyor. Ortaokula, liseye, hatta üniversiteye gidenler içinde aynı şey söylenir.
Bazı ilkokullarda fedakar öğretmenler okulun içini temizliyor, boyasını yapıyorlar, iyi, heyecanlı faaliyet, hazırlık var. Okullarımız artık bizim zamanımızdaki gibi kış günü soba ile ısınmıyor, şimdi hepsi kaloriferli. Dinlenme yerleri rahat ve aydınlık. Bizim zamanımızda ilkokulda öğrencilere Kızılay tarafından bir tabak öğle yemeği verilirdi; oda kuru fasülye, nohut, mercimek. O günler fukaralık günleri idi. Ayakkabısız nalınla okula gelen öğrenciler vardı. Bu hal bugün yok artık. Bizim zamanımızda ilkokulda bir öğretmen öğrencileri birinci sınıfta alır, onlara okuma yazmayı, resim, elişi yapmayı, müzik, daha bir çok konu öğretir, beşinci sınıfa kadar getirir, oradan mezun ederdi. Beş yıl hep aynı öğretmenle öğrenciler olurdu. İlkokul çağından sonra ortaokulda, lisede her dersin hocası ayrı oldu, her hoca kendi konusunu öğretir. Bugün 4 yıl ilkokul, 4 yıl ortaokul, 4 yıl lise olmak üzere bir sistem uygulanıyor. Bu sistemden memun olanda var olmayanda.
Okulları öğretim bilgisi bakımından ele alacak olursak; maalesef yetiştirme, hayata dönük değil öğrencilerin beyinlerine lüzumlu, lüzumsuz bir sürü bilgi yüklüyoruz. Ama uygulama az. Sonuçta sınav yapılıyor. Bizim öğretim sistemimiz sınav odaklı. Öğretmenlerimiz öğretmekten çok sınav yapmıya meraklı. Öğretilenlerin çoğuda yaşama dönük değil. Lise son sınıfa gelmiş bir öğrenci bir dilekçe yazmasını beceremiyor.
Elbette okullarımızda temel bilimler ile olan konular öğretilecek ama hayata dönük konuları pas geçemeyiz. Bilhassa beslenme, temizlik, aile. Bu konuda aile düzenleri, kuralları, eski sistem, ailede kadının, erkeğin görevleri, evlilik yasası, kız öğrenciler için doğum kontrolu, makyaj yapma, giyim kuşam yaşamla ilgili konularda öğretilmeli. Bunlar o kimsenin hayatı boyunça uygulanacak konular.
Şimdi konuyu öğretmenler açısından ele alalım. Öğretmenlerin en büyük derdi ‘geçinemiyoruz, aldığımız maaşlar yetmiyor, geçim sıkıntısı çekiyoruz’. Kalabalık ailesi olan öğretmenler var ama öğretmenlik yapan bir kişi yani birey devlet onun hizmetine karşılık maaşı veriyor, o maaş bir kişiye yeterde artar bile. Hele eşi de öğretmense, geliri varsa o gelir yeterde artar bile. Hala maaş yetmiyorsa hesap bilmiyorsun demektir.
Başka bir konu öğretmenlerimizin yeterliliği. Öğretmenler acaba ilk öğretmenliğe başladıkları günkü gibi mi bilgi bakımından. Bugün yeni bilgilere mi sahip? Bir Almanın bana söylediği – Almanya’da evinde okunmuş bin adet kitabı olmayan kimse, Almanyada öğretmenlik yapamaz — yani bin adetlik kitap, kültüre sahip olmak gerekiyor. Kaç öğretmenimiz lisan bilir, öğretmenlerimizin kaç tanesi yarın dersin var diyerek ders hazırlıyor. Yıllar önce bayatlamış bilgilerle ders veriyorlar. Onun için her öğretmen branşında beş yılda bir teste tabi tutulmalı, gereken bilgisi zayıf olanlar üniversitelerin o branştaki fakültelerinde kurs görmeli. Bugün Türkiye’mizde her vilayette üniversite var. Okullarda öğretmenler için lisan kursları açılmalı. Öğretmenlik mesleği yalnız ders vermek değildir, öğretmek ve o konuda insan yetiştirmektir.
Bunu başarabilmek içinde öğreten, öğrenci ile diyalog kurabilmeyi becermelidir, bunu beceremeyen bir şey öğretemez.
Her zorluğa ve eksikliğe rağmen öğretmenlerimiz alınları açık, başları dik durmalıdırlar. Çünkü hilesiz bir meslekleri var. Öğretmen vergi kaçıramaz, fatura kesemez, öğretmenlik zengin olma, köşe dönme mesleği değildir, hizmet mesleğidir. Her yıl olduğu gibi bu yılda hayırlı olsun öğretim yılı OKULLAR AÇILIRKEN…