Kategori arşivi: Yazarlar

KONUKLARINIZIN SESİ 375

            En çok ilgilendiğimiz, en çok çalıştığımız konu eğitim-öğretimdi. İlkokuldan üniversiteye okullarımızdaki eğitimi en ağır şekilde eleştirmiştik: Kölelik eğitimi, doldur boşalt sistemi. Son yazımızda 2025 LGS sınavını değerlendirdik. YKS sınavı da yayınlandı. TYT, AYT nin 40 ar matematik sorusunu da inceledik: Yine bizim terimlerimizle, aynı vahşet.

           (1) Lisede öğretilenleri eksiksiz öğrenen ama bunun dışında bir çalışma yapmayan öğrencilerimiz soruları anlamaz bile ve çok başarısız olur. Çünkü bu sorular yaşamdan kopuk, hatta bilim için gerekli matematikten bağımsız, çok dar bir kapsamda kendine özgü, anlatımı bile özel sorular, bir tür cambazlık.

            (2) Fen liselerimizde, bazı özel liselerimizde matematik dersleri bu sorulara göre düzenleniyor. Öğrencilere dar bir kapsam içindeki bu soruların özel çözümleri ezberletiliyor. Yani çocuklarımız matematik öğrenmeden TYT-AYT matematiği uzmanı oluyor.

           (3) Ayrıca çok geniş bir ticari sektör oluştu. Kitaplar, dergiler, dershaneler, özel dersler, videolar, … ile bu özel soruların özel çözümleri veriliyor.

            (4) Gelecek soruların önceden çözümleri veya yanıtları veriliyor mu bilmiyoruz. Milli Eğitim Bakanımız 2025 LGS de bir sızıntıdan söz etmişti.

            MEB diyor ki, “Sorular, Fikir ve Sanat Eserleri kanunu kapsamında eser niteliğinde olup telif hakları ÖSYM’ye aittir. ÖSYM’nin yazılı izni olmadan hiçbir şekilde çoğaltılamaz, dağıtılamaz veya yayınlanamaz.” Açık öğretim fakültesi bunu, bir videosunda, “Soru ve cevaplar paylaşılamaz.” diye açıklıyor. Ama youtube’da birçok videoda çözümler anlatılıyor. Üstelik AYT de bir olasılık sorusunun yanıtı yanlış verilmiş; videolarda da bu yanlış yanıt çıkarılıyor.

             Bilmiyoruz ama sanırız ÖSYM’de TSHM (Test Sorusu Hazırlama Merkezi) var. Şirket gibi çalışıyor olmalı.”Şirketin kazancı ne?” ,“Elemanları değişiyor mu?” bilmiyoruz. TYT’deki anlatım farklılaşınca bu şirket el mi değiştirdi dedik ama AYT’de anlatım eskisine döndü.

             Böylece eğitim-öğretimle ilgili son yazımızı da yazmış olduk. Etkili olamadık, vazgeçiyoruz. “Biz ne yapalım?” diye özel sorulara özel yanıt verebiliriz.

                                                                                                                                    Sağlıcakla,        

DÜŞÜNDÜRÜCÜ

O, en öncelikli okunması gereken, biricik kitabımızın nurlu ayetlerini, TÜRKÇE, ANLAMAK VE UYMAK İÇİN OKUYUP, BİRAZ DÜŞÜNÜR MÜYÜZ?..
Çünkü YARATAN’IN ÖĞRETİLERİ, HER ZAMAN DAİR..

AN DA, GEÇMİŞTEN VE DE GELECEKTE Kİ HER DURUM DA BİZİ UYARIR, ve de NE YAPMAMIZ GEREKTİĞİNİ BİLDİRİR!..

Kuran’ı Kerim. Sure 9/ayet 37:
Tehir etmek küfrü arttırmaktan ibarettir. Kâfir olanlar bununla sapık kalıp, onu bir sene helâl, diğer sene haram sayıyorlar. Şunun için ki, Allah’ın haram kıldığı ayların sayısına uygun kılsınlar da, Allah’ın haram kıldığını helâl saysınlar diye…
Onlara kötü işleri, hoş gözükmüştür. Allah kâfirlere hidayet etmez.
9/38: Ey iman edenler! Size ne oldu ki, size:
“Allah yolunda topluca savaşa çıkın, seferber olun!” dendiği zaman, yere ve meskenlerinize meyledip ağırlaştınız? Yoksa ahiretten vazgeçip, dünya hayatına mı razı oldunuz? Fakat ahiretin yanında, dünya hayatının zevk ve faydası pek az bir şeydir.

9/39: eğer gazaya çıkmazsanız, Allah sizi acıklı bir azaba duçar eder. Yerinize başka bir kavim getirir. Siz O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.

Yaratan’ın bu uyarılarını çocuk okusa anlar; anlaşılsın diye açıklamaya bile gerek yok, çok açık!..
İnsanların topluca savaşa çıkmaları gerektiği yerler nelerdir?.. dersek…

Vatanın, milletin, eğitimini, hakkını, hukukunu, kutsallarını, yani dinini, dilini, özgün üretimini, pozitif kültürünü, tarihini, öz kimliğini, köklerini, hayvanlarını, bitkilerini, tohumlarını, ormanlarını, doğa ve tabiat varlıklarını, zulümden, katliamdan, kirlenmekten, bozulmaktan korumak için MİLLETÇE TOPLUCA savaşmazsak, KİM GALİP GELİR?.. KİM KİMİN ESİRİ OLUR?.. Ya hak yolunda bir kere.. ya da korkup her gün bin kere ölmek.. tercih hepimizde!.. Bu dünya böyle işte… İyi ile kötünün ve de nötrlerin ezeli savaşı içindeyiz!..

Kuran’ı Kerim. Sure 4/Ayet 84:
Allah yolunda savaş; sen yalnız kendinden sorumlusun! İnsanları da teşvik et. Umulur ki Allah kâfirlerin gücünü kırar. Allah’ın gücü daha şiddetli ve cezası daha çetindir.
2/168-169: Ey insan! Yerde olan şeylerin bazılarını helal, pak olarak yiyin; şeytanın izlerine uymayın, çünkü o size apaçık düşmandır. O şeytan, sizi ancak kötülüğe, hayasızlığa teşvik ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemeyi telkin eder.

ALT YAPI VE SORUNLARI

Enez Sultaniçe/Gülçavuş sahili su ve kanalizasyon alt yapısı geçtiğimiz yıl sorunlarla boğuşarak faaliyete geçti.

Sorunlarla boğuşarak, çözümler getirilmeye çalışarak.

Geçtiğimiz yıl kanalizasyon aktarım sorunları bazı motorların değiştirilmesiyle bu yıla yansıyan görüntülere bakarsak büyük ölçüde çözülmüş gibi gözüküyor. Dere kenarında yaşayan sitelerden aldığımız duyumlara göre koku sorunu ortadan kalkmış durumda.

Geçen yıl yaşanan büyük yoğunluk bu yıl yok sahillerde. Yoğunluk oranı halen yüzde elliler civarında. Yüzde yüzlere geldiğinde sorunsuz çalışan kanalizasyon sistemini görmeyi istiyor sahil halkı.

Şimdilik. Şimdilik diyoruz hazırlanan imar planları devreye girdiği zaman birkaç yıl içinde sahil nüfusunun birkaç kat katlanması durumunda kanalizasyon sisteminin neler taşıyacağını zaman gösterecek.

Çok odalı işletmeler halen tek bağlantı ile atık sularını ayda sadece 200 lira ödeyerek sisteme boşaltmaya devam ediyorlar. Büyük haksızlık olduğunu düşünüyor sahilde yaşayanlar. Her sitede ortalama 20 ila 50’ye varan hane var ve her hane ayda 200 lira ödüyorken 20/30/40 odası olan bu işten para kazanan işletmelerin ayda sadece 200 liraya atık sularını sisteme boşaltması ne kadar adil, haliyle sahilde yaşanlar buna isyan ediyor.

Sistem faaliyete geçmeden önce sitelerin tamamı kendi kuyularından su alarak su sorununu kendi imkanlarıyla çözüyorlardı.

Bu yıl birçok site ve müstakil evler su bağlantılarını yaparak sisteme geçiş yaptılar. Sorunlarla boğuşarak. Sürekli su patlakları, yetersiz basınç nedeniyle ikinci katlara çıkmayan su ve sürekli tekrarlanan su patlakları ve su kesintileri sahilde yaşayanları adeta canından bezdirdi.

Yazlıkta yaşayanlar için su hayati önemde. Su yoksa veya az geliyorsa, sürekli kesiliyorsa yaşam cehenneme dönüyor buralarda. Dün itibarıyla sisteme iki hidrofor daha eklenmiş durumda, gelişmeleri yakında göreceğiz, umarız su sorunu çözüme kavuşur.

Bu yıl elektrikler de sık sık kesilme yaşanıyor. Günde üç defa elektriklerin kesildiği oluyor. Dönem dönem yaşanan düşük voltaj sorunu da bazı elektrikli aletlerde arızaların yaşanmasına neden olduğu duyumlarını alıyoruz. Ve bu elektrik kesintilerin tamamı plansız görünüyor. Zira planlı kesintilerde önceden haber veriliyordu. Geçtiğimiz yıllarda bu yıl böyle bir şey yok çat gitti, çat geldi elektrik.

Ve satıcılar, hurdacılar hoparlörünü sonuna kadar açarak her gün siteler aralarında geziyorlar. Hurdacısı, balıkçısı, sebze meyvecisi ayrı ayrı geçiyorlar bağırtarak ses aygıtlarını.

Sorunlar var sahilde. Aslında yasalar da uygulamak için… Kamunun yasaları uygulaması gerekiyor. Muhtarların ve bölgede yaşayanların da sorunlarına sahip çıkması, çözüm önerileriyle yetkililerden yasaları uygulamalarını istemeleri, zorlamaları gerekiyor.

KAVRAM ZAAFİYETİ

Bazı kavramları hakkıyla algılayıp uygulamayı, sade insanların çoğu başaramaz ve yanlış anlarlar, yanlış uygularlar!..
Birçok kavramı, bilim sahiplerinin araştırıp, pratik örneklerle, sanatkârca açıklanması (Aile ve yakın çevrede, söz, davranış, okul, tiyatro, film, yazı, çizi) eğitimiyle gelişiyor!..
“ŞÜKÜR:” Asla tembelin, kalpazanın, beyin iptallinin, cahilin, korkağın, kullandığı gibi, ACİZLERİN SIĞINACAĞI bir BAHANE değildir!..
Bir örnek verelim:
ŞÜKÜR:
(Bir yorumla)-Toprağı, bellersin, gübrelersin, gülü ekersin, sular, budarsın!..Sonra, açan gülü seyrederken, koklarken, “YARATAN’DAN ÖTÜRÜ” ŞÜKREDERSİN. Yani, AKIL, EMEK İŞLETMEK BİZDEN, NASİP ALLAH’TAN!..
Bütünsel düşünürsek, o gülü seyretmek, koklamak için, Allah, ne mucizeleri tam zamanında, tam kararında bir araya getirdi de, biz o güzelliği yaşadık, ŞÜKÜR, RABBİMİZE.
Bir başka örnek:
Bazen, düşersin, bir kuru ekmeğe mecbur kalırsın, ama, “Halâ hayat devam ediyor, ölmedim, ŞÜKÜR,” der, mücadeleye devam etmek için “O KURU EKMEĞE DE ŞÜKREDERSİN!..”
ŞÜKÜR, ASLA, ACİZLERİN SIĞINACAKLARI BİR BAHANE DEĞİLDİR!..
“ŞÜKÜR,” ZORLUKLAR KARŞISINDA, PES ETMEMENİN PANZEHİRİ OLDUĞU KADAR, GÜZELİKLERİ VERENİN SAHİBİNİ BİLMENİN VE ÜRETMENİN DE İLAHİ BİLİNCİDİR!..

ŞÜKRÜN ÖZÜNDE, POZİTİF AKIL, İNANÇ, BİLİM VE EMEK VARDIR!.. Ve o pozitif akıl, ASLA YALNIZ OLMADIĞINI HİSSEDER!..

Kuran’ı Kerim. Sure 4/ayet 82:
Halâ Kur’an hakkında gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı, onda bir çok tutarsızlık bulurlardı.

LAVANTA – BAL – PALMİYE

Edirne’de bu yıl Edirne Tanıtım ve Turizm Derneği koordinasyonunda 8’incisi düzenlenen Lavanta Tarla Günleri, Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü, S.S. Lalapaşa Kadın Emeği Girişimciler Üretim ve İşletme Kooperatifi ile Büyükdöllük, Çallıdere, Muratçalı ve Hıdırağa köylerinden üreticilerin iş birliğiyle geçen Haziran ayında gerçekleştirildi.

Merkezdeki etkinlikleri izleme olanağım olmadı.

Lalapaşa Kadın Emeği Girişimciler Üretim ve İşletme Kooperatifi’nin daveti üzerine kırsala uzanan etkinlik için eşim ve kızım ile birlikte 28 Haziran’da Bulgaristan sınırındaki Çallıdere Köyü’nün yolunu tuttuk.

Kooperatif Başkanı Gönül Danışman, eşi Nuri Danışman ile kooperatif üyelerinin ev sahipliğinde Çallıdere’nin en yüksek kesimlerindeki lavanta tarlalarının kıyısında, meşe ağaçlarının gölgesinde unutulmaz bir gün yaşadık…

**

Tabi, bundan öncesi oldukça önemli…

Lalapaşa Kadın Emeği Girişimciler Üretim ve İşletme Kooperatifi tarafından “Lalapaşa’da APİ Turizm’in İlk Adımları Buluşması” Fatih’in Sofrasından Günümüze” üst başlığı ile geçtiğimiz 4-5 günlerinde ilçe tarihinde bir ilk gerçekleştirildi.

Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Başkanı ve Dünya Arıcılar Birliği Sağlık Kurulu Başkanı Prof. Dr. Aslı Özkırım, on kişilik akademisyen heyeti ile Çallıdere’ye geldi…

Özkırım hocanın ağzından Çallıdere için çok tatlı şeyler duyduk..

Kooperatifin, Orman İşletme Müdürlüğü ile iş birliği sonucu meydana getirdikleri Lalaşahinpaşa Bal Ormanları ve Lavanta Sahasındaki etkinlikte başkan Gönül Danışman’ın anlatımlarından daha da tat aldık.

Nasıl mı?

Orman İşletme ile kooperatifin iş birliği sonucu orman vasfını yitirmiş veya daha önce orman yangını geçirmiş bölgede “Bal Ormanı” oluşturulmuş..

Geçen yıl 14 bin adet ada çayı, 2 bin adet ıhlamur, öncesi yine binlerce lavanta, kekik, biberiye ekilmiş.

Bu yıl da 10 bin adet hatmi çiçeği ekmek için 10 dönüm yer hazırlanmış..

Meydana getirilen bal ormanlarından elde ettikleri balları Trakya Üniversitesi laboratuvarlarında tahlil ettiren kooperatifin Türkiye’nin  besin değerleri en yüksek ballarından birini elde ettiği ortaya çıkmış…

2023 yılında Dünya Bal Yarışması’nın ön elemesini kazanmışlar…

Yaptıkları lavanta keseleri İstanbul havalimanında satılıyor.

Ballarını 7 bin iş yerinin olduğu İstanbul Toptancılar Çarşısı’na (İSTOÇ) pazarlıyorlar.

İSTOÇ’a satış yaptıkları firma kendilerinden satın aldıkları balları İtalya Torino’ya en lüks mağazalara yolluyor…

İstanbul Mısır Çarşısı’nda onların etiketli kavanozlarını görmeniz mümkün…

Osmanlı Sarayı Edirne’de iken bal ihtiyaçlarını florası bal üretimine çok uygun olması nedeniyle  Çallıdere’den karşılanıyormuş.

Saray İstanbul’a taşınınca meşe fıçılarla İstanbul Topkapı Sarayı’na da bal buradan gönderilmiş.

Müthiş…

**

Edirne Tanıtım ve Turizm Derneği Başkanı Bülent Bacıoğlu o gün söz konusu etkinliği kırsala daha fazla yaymayı amaçladıklarını anlattı.

Nuri Danışman, yaylayı gezdirdi…

Envai çeşit bitki, çiçek, böcek…

Onlara konan balın tadımında bulunduk…

Aklımız orda, tadı damağımızda kaldı…

**

Merkeze döndüğümüzde meşe, ıhlamur ağaçlarından sonra Atatürk Bulvarı’nda “ne alaka?” dedirten palmiye ağaçları önümüze çıktı.

Edirne Belediyesi, Atatürk Bulvarı üzerindeki refüjlerde bulunan çimleri, “aşırı su tüketimi” gerekçesiyle söküp yerine taş döşedi.

Ancak bu uygulamayla eş zamanlı olarak refüjlere dikkat çekecek şekilde çok sayıda palmiye dikilmesi akıllarda soru işareti bıraktı.

Edirne, Balkanlar’ın hemen eteğinde yer alan, kışları sert geçen bir sınır kenti.

İklim şartları göz önüne alındığında palmiyeler bu bölgenin doğal bitki örtüsüyle pek bağdaşmıyor.

Ayrıca bu tropik ağaçların da düzenli olarak sulanması, hatta soğuk havalarda özel bakım gerektirmesi, tasarruf hedefiyle çelişen bir durum oluşturuyor.

Yerel iklime uygun, daha az su isteyen bitkiler yerine sıcak iklim bitkilerinin tercih edilmesi, estetik anlayışın doğaya ve sürdürülebilirliğe ne kadar uyduğunu sorgulatıyor.

Edirne’nin palmiyeleri görünce, Trakya’nın rüzgârı da neye uğradığını şaşırmış olmalı.

Belki de belediye, “Balkanlardan gelen soğuk hava dalgasına karşı psikolojik savunma hattı” kuruyor; tropik bir illüzyonla vatandaşın içini ısıtmak niyetinde…

**

Çimlerin su tasarrufu amacıyla kaldırılması doğru bir adım olabilir.

Ancak, su tasarrufu derken yerine suyu seven tropik palmiye?

Bölgeye uygun, estetik ve çevreci bir alternatif tercih edilmeli.

Daha yerli, daha çevreci, daha az su isteyen ve estetik anlamda şehre çok daha yakışacak başka seçenekler de var.

Mesela, birkaç saat öncesi Çallıdere’de mis gibi kokusunu aldığımız lavanta!

**

Evet, lavanta kesinlikle uygulanabilir bir alternatif.

Üstelik bu sadece teorik değil, dünyada ve Türkiye’de başarılı örnekleri de var.

Peki, neden iyi bir seçenek?

Sulama ihtiyacı çok az.

Kuraklığa son derece dayanıklı.

Yıl boyunca gri-yeşil tonlarını koruyor; soğuğa da, sıcağa da dayanabiliyor.

Balkanlar ve Trakya coğrafyası ile iklimsel ve görsel açıdan çok daha uyumlu…

Üstelik “balmiye” kadar yabancı durmaz…

**

Pardon, palmiye!

“Ölüm yolu olmasın”

23 yıl önce Edirne Haber Gazetesi’nde yaptığım bir haberin başlığı aynen böyleydi.
Ama ne acıdır ki tam da bu haberin yayımlandığı günün ertesi gününde yaşanan bir trafik kazasında vefat edenler olmuştu.
Bilindiği gibi, geçtiğimiz günlerde de yaşanan trafik kazasında 3 genç insana daha mezar oldu Keşan-Enez karayolu.
Çünkü 30’a yakın kör nokta var ve hatalı sollamalar yüzünden meydana gelen kazalarda acılar yaşanıyor maalesef.
Birkaç ay önce yol genişletme çalışmaları yeniden başladı ama şuan bir çalışma var mı bilmiyorum doğrusu!
Sanırım 4-5 ay kadar önceydi ve yıllar önce bu yolun Keşan’dan Siğilli çıkışına kadar olan kısmını yapan, aynı zaman da eşimin de hemşehrisi olduğu için iyi tanıdığım müteahhitle konuşmuştuk bu yol hakkında.
Gerçekten çok güzel bir yol yapılmıştı o zamanlar.
Çok da bozulmadı.
Hatta hiç!
Bu nedenle tebrik ettim kendisini.
Ve dedim ki; ‘keşke o zamanlar aynı hızla ve aynı güzellikte devam etseydi de başka acılar yaşanmamış olsaydı’
Olmadı nedense.
Sonrasında çalışmalar uzun süre devam etmedi.
Bu süreçte, yolla ilgili yazılarımda çok defa Doğu da, Karadeniz de yapılan o muhteşem yolları, geçitleri örnek vermiş, yapımı çok daha kolay olan bu yolun neden yapılmadığını sorgulamıştım.
Çünkü birkaç yıl kadar önce özel aracımla Kastamonu- Sinop Boyabat üzerinden Samsun’a giderken geçtiğimiz tünelleri, geniş ve mükemmel yolları görmüş, ne yalan söyleyeyim kıskanmıştım da!
Koca koca dağlarda tüneller açılmış, şahane yollar yapılmıştı Karadeniz’de.
Oysa Keşan Enez Karayolunda delinecek, tünel yapılacak dağ falan da yok, malum!
Buna rağmen çalışmaların ağır aksak yürümesini anlamakta zorlanıyorum şahsen.
Dilerim geçtiğimiz günlerde yaşanan acı olay son olur da ve çalışmalar bir an önce tamamlanır artık.
Kendisi de bir Keşanlı olan Edirne Milletvekili Fatma Aksal’ın bu konuda daha fazla mesai harcaması, Ankara’da çalmadık kapı bırakmayarak sürecin daha fazla uzamaması ve başka acıların yaşanmaması en büyük temennimdir.

EVET… ENEZ HAKKINDA HİÇ BİR ŞEY BİLMİYORSUNUZ..

Edirneli bürokratlarımıza, siyasetçilerimize, Milletvekillerimize, İl Genel Meclisimizin Başkan ve Üyelerine, sık sık, hem de yazılı olarak “Enez hakkında pek çok şeyi bilmiyorsunuz. Hatta hiçbir şey bilmiyorsunuz” diye yaptığımız uyarılar hiç beklenen ilgiyi görmüyor.
Örneğin İl Genel Meclisi Başkanlığına bu konudaki yazılı çağrımız yanıt verilmeye bile layık görülmedi.. Sadece Keşan İl Genel Meclisi üyesi Alaattin Öztürk’ün destek ve ilgisine rağmen İl Genel Meclisi Başkanı Sn. Çiğdem Gegeoğlu ve Enez İl Genel Meclis Üyeleri ile buluşmak kısmet olmadı..


Bunların Enez’le ilgili bildikleri tek şey Enez-Keşan Karayolu… Hatta o konuyu da tam olarak bilmediklerini biliyorum..
Enez’e siyasi bir mesaj göndermek ve bir hava atma gerekirse bireysel olarak, ya da takviyeli bir grupla basının karşısına çıkıyorlar. Mv. Fatma Aksal’ı suçlayarak bu konuda üzerlerine düşen her şeyi yaptıklarını sanıyorlar. Ya da Enezlilerin gazını aldıklarını hesap ediyorlar.
İl Genel Meclisimizin Başkan ve Enezli Üyeleri.. Sahil köylerindeki sivrisinek mücadelesi ile, Enez’in eğitim sorunları ile, limanın geleceği ile, sahillerimizin yağmalanması ile, keçi sütünün değerlendirilmesi, Enez kil yataklarının ekonomiye seramik olarak da devreye sokulması ile ilgili ne biliyorsunuz? Enez’de hala askeri yasak bölge kurallarının uygulandığından haberiniz var mı? Enez çöplüğünün yarattığı orman yangını riskleri ile ilgi kendinizi hiç mi sorumlu görmüyorsunuz? Ya da biliyorsunuz da bu konularda valilerin dümen suyunda parmak kaldırmaktan başka ne yapıyorsunuz?
Elbette bilmedikleriniz bu kadar da değil. Say say bitmez..


Bir yerlere seçilmek marifet olsa da seçilinen yerin hakkını verebilmek okumak ister, öğrenmek ister, araştırmak ister, üzerinde düşünmek ister, projeler üretmek ister.. Var mı bu konularda projeleriniz? Yok…
Sizlerin Enez’le ilgili sadece iki projeniz var; Birincisi, gelecek dönem bir kez daha seçilmek, ikincisi de Enez’e bulaşıp Özkan Günenç ile papaz olmamak…


Bütün bu düşüncelerime rağmen iyi niyetimle size tekrar çağrı yapıyorum. Sizleri Enez’i enine boyuna tartışmak için Enez’e, derneklerimizle tartışmaya davet ediyorum. Tarihini, yerini, saatini siz belirleyin.
Enez’e yazık oluyor. Bunun tek nedeni ve suçlusu sadece Fatma Asal ya da Özkan Günenç değil, en az onlar kadar sizler de, ya da “Havaya bakıp ıslık çalarak” Enez’i görmezden gelen CHP’nin il ve genel Merkez yöneticileri de suçludur…
Enezlilerin artık Fatma Aksal’dan bekledikleri hiçbir şey yok. 2 dönemdir Edirne’ye çaktığı tek bir çivi yok ki siz hala ondan medet bekliyorsunuz.
Ya da onun üzerinden topu taca atıyorsunuz.

EDİRNE ve TURİZM

Edirne Türkiye’nin batı ucu. Sultan 1. Murat zamanında alındığından beri çok şaşalı günler yaşamış, 95 yıl Osmanlı’ya başkentlik yapmış, taki Fatih Mehmet İstanbul’u alana, orta çağın kapanıp yeni çağ açılana kadar saltanat Edirne’de olmuş. 1683 Viyana kuşatmasında başarılı olunamayınca Edirne üzerinde de soğuk rüzgarlar esmeye başlamış. Her geçen yıl Osmanlı hep aldığı toprakları kaybetmiş, arkadan Plevne savaşı, himayemizdeki devletler bağımsızlık kazanmış, Balkan Savaşı. Edirne’de iş görecek insanlar Edirne’yi terk etmeye başlamış, Edirne çiftçilerin ve küçük esnafın eline kalmış. Arkadan Yunan işgali. Edirne iyice boşalmış, Edirne’de iş görecek, sermaye yaratacak insan kalmamış.
Daha sonra İkinci Dünya Savaşı. Edirne boşalmış, Edirne’den gitmeyenler fakirler, küçük esnaf ve Roman vatandaşlarla çiftçiler olmuş. O yıllara kaçaklık yılları denir. O günlerde Edirne’nin nüfusu 40 bindi, alışveriş durmuş, tek aktivite tarımdı.
Bugün Edirne öylemi; merkez olarak nüfusumuz 200 bine yaklaşmaktadır, çok güzel alışveriş ortamı yaratılmıştır. O kötü günlerde turizm nedir bilen yok. Bugün kazanç kapısı tarım, sanayi ise de üçüncüsü turizmdir.
Turizm nedir; insanların bulundukları yerden bir müddet ayrılıp başka yerlere, ülkelere gidip o ülkeleri görmek, oranın insanları ile tanışmak, onların geleneklerini, özelliklerini öğrenmek, bir ortam değişimi yapmak, bazı hatıra eşyası almak ve o ülkeye döviz cinsinden bir miktar para harcamak, gezdiğin ülkeye para bırakmak, işte bu turizmdir.
İkinci Dünya Savaşından sonra düzeni bozulan devletler turizm ile kendini toparlamıştır. Bunların başında Fransa, İtalya, daha bir çok ülke gösterilir.
Edirne’ye gelince tam bir turistik şehirdir. Atalarımızdan kalma mimari yapıtlar, şehrimizden üç nehrin geçmesi, tabiat güzelliği, uysal, sakin insanları, kapalı çarşılarımız, Cuma pazarı, bizim paramızın diğer paralara göre değerinin daha düşük olması Edirne’yi cazip hale getiriyor. Tek anti halimiz yeteri kadar temiz değiliz.
Edirne’ye yetmişli yıllara kadar sanayi yatırımı yapılmıyordu. Neymiş o hudut şehriymişiz, top ateşinle yok olurmuş. Bugünkü savaşlarda artık bu geçerli değil. İsrail-İran savaşı bunu göstermiştir. Edirne’ye de yatırım yapılabilir fabrikalar kurulmuştur. Fabrikalardan sonra turizm kampanyası başladı. Bunda AB etkisi oldu, şimdi Edirne tam bir turistik şehir oldu. Nasıl olmasın, ecdat yadigarı mimari eserlerimiz var, üç tane kapalı çarşımız, tabiat güzelliğimiz, restore edilen, güzelleştirilen çarşılarımız. Sy Valimiz sayesinde ahşap evlerimizde onarılıyor. Ona yakın müzemiz var. Eskiden kızak şenlikleri olurdu, bu yıllarda kar yüzü görmüyoruz, Kakava şenlikleri, yüz küsur yıldır yürütülen Kırkpınar festivali.
Türk parasının yabancı paralara göre değerinin düşük olması Türkiye’yi ucuz ülke durumuna sokuyor. Mal ucuz, yemek ucuz, otel ucuz, nasıl yabancı, yerli turist gelmesin! Türkiye’de şehirler arasında turizm sıralamasında İstanbul birinci, Antalya ikinci, Edirne üçüncü oluyor. Yıllık turist sayısı 2,5 milyon.
Edirne artık o eski Edirne değil. Turizm konusunda tek noksanımız sokaklarımız, caddelerimiz yeteri kadar temiz değil, çöplerimiz taşınsa da çöpçüler sokaklarımızı süpürseler de yine de pislik yok olmuyor. Çünkü temizlik alışkanlığı edinememişiz. Bu konuda bir kampanya başlatmalıyız. Edirne televizyonunda günde bir saat belediye saati olmalı, Belediyeden bir görevli halkı temiz olmaya davet etmeli, belki daha temiz oluruz.
Geçmiş yıllarda Kırkpınarlar’da en büyük sorun turizm açısından Edirne’ye gelen kimselerin ikamet sorunuydu, bugün bu sorunumuz hal olmuştur. Beş, dört, üç, iki yıldızlı otellerimiz var, daha fazlası da yapılıyor.
Kırkpınar festivalinde komşumuz Bulgaristan folklor ekiplerini gönderiyor, onlarda hünerlerini gösterip festivale neşe katıyorlar. Daha önceki yıllarda Yunan komşumuzda folklor ve müzik orkestraları gelir, festivale katılırlardı ama artık gelmiyorlar. Onları da festivalde görmek istiyoruz. Bizler için önemli EDİRNE ve TURİZM için . . .

RAHMET VARKEN

Her işimize başlarken,“Besmele” yi söylerken neler düşünüp, hissetmeliyiz dersek!..
*Her an, Yaratan’ımızın huzurunda olduğumuzu,
*Allah’ın her yaptığımızı izleyip, gizli kalmadığını, gönülden geçenleri bile bildiğini,
*Her işimize başlarken, Yaratan’ımızın razı olup, olmayacağını gözetmemizi,
*Her işimizin akıbetini verenin, tek koruyucu yar ve yardımcımızın, Allah olduğunu, *Har işimizde, elimizden gelenin en iyisini yapmak için, akıl, gönül ve fiziki emekle çalışmak biz de, akıbeti verecek olanın Allah olduğunu,
*Daima, sonsuz kudret sahibi, Allah’a layık yaşayıp, sığınıp, güvenip, korumasına, hikmetine nail olarak yaşamanın güzelliğine kavuşmamız için,
*Dünyada, Allah’ın kulu ve vazifelisi olduğumuzu, çıkarsız, cümleye fayda için maddi, manevi çalışmamız gerektiğin,
UNUTMADAN, HATIRLAMAK, ELİMİZDEN GELEN EN İYİ FAYDAYI YAPMANIN İLÂHİ YOLUNU BİZE, BESMELE İLE BAHŞETMİŞTİR!.. RABBİMİZE ŞÜKÜR.
“BESMELE” ŞAŞAR, BEŞER İNSANOĞLUNA BAHŞEDİLMİŞ, İDRAKİNDE OLANI SONSUZ GÜCE BAĞLAYAN, MUHTEŞEM BİR NİMET SIRRIDIR!..
Kendini, işini, Allah’ın sonsuz kudretine bağlamanın sırrıdır!..

Gelen gelir, giden gider, kalan kalır, tercih herkezde!..

Kuran’ı Kerim. Sure 42/ayet 25-26:
*Allah kullarının tövbelerini kabul ve dilediğinin işlediklerini affeder. O, onların bütün işlediklerini bilir.
*İnanan ve iyi işler yapanların duasını kabul eder; lütuf ve kereminden onlara fazlasını verir. Kâfirlere gelince: Onlara da çetin bir azap vardır.
KÂFİR: bir yorumla da, Allah’a, inanmayıp, insanlığa, doğa ve tabiat varlıklarına karşı çıkarı için, kötülük yapan kişi” diyebiliriz.

ABD Suriye İlişkileri Güncellenirken

ABD 30 Haziran 2025 itibarıyla Suriye’ye yönelik yaptırımlarını önemli ölçüde sona erdirdi. Amerikan Devlet Departmanı Sekreterliği tarafından yapılan yazılı açıklamada yaptırımların Esad döneminin unsurlarını, teröristleri ve kitle imha silahlarının ticaretini yahut bir şekilde uygun olmayan ellere geçişini sağlayan kişilere yönelik olduğu belirtilirken artık Suriye’ye bir şans verilmesi gerektiği de eklendi.

Metnin dili her ne kadar Trump’ın günlük konuşmalarına benzese de diplomatik seviyeye erişilmeye çalışılarak anlatılmaya istenen aslında Suriye’nin sistemik uluslararası politikanın bir unsuru olabilmesi için destek olmak. Amerikalıların dillerini elden geçirmeye ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum. Neyse, Suriye’de artık Colani, Cevlani, Golani dönemi değişti Eş Şara dönemi var. Tabii nereye kadar?

Yani Şara hükümetinin ABD yaptırımlarının kaldırılmasından duyduğu memnuniyeti bir kenara bırakacak olursak ABD ile İsrail arasındaki kopmaz ilişkiler karşısında Şara hükümetinin nasıl bir tavır takınması gerektiği sorusu masada halen duruyor.

Öyle ya İsrail güvenlik bahanesi ile Suriye’nin önemli bir kesimde işgalci olarak duruyor. Sanırım İsrail’in işgal ettiği kesimler protesto gösterilerine konu olmaması gereken yerler ki medyada yahut sokaklar da hiç duymuyoruz bu karşı çıkışları.

İsrail ordusu Şam’a halen çok yakınken sessizlik sürüyor. Bakalım bu sessizlik daha nereye kadar sürecek. Ancak bu noktada şunu da düşünmek gerekir hani der ya eskiler sükût ikrardan gelir diye…

ABD’nin yaptırımları kaldırması Şara hükümetinin bölgesel ve küresel kabul edilebilirliğini bir nebze artıracaktır. Yaptırımların kaldırıldığını görünce 2012 yılında dönemin devlet sekreteri ve sonradan başkan adayı olan Hilary Clinton’ın ABC habere yaptığı açıklama geldi. Clinton, Suriye’deki olayları kastederek onlarla diplomatik ilişkilerimizi yönlendirici seviyede olmadığını biliyoruz bu yüzden bölgesel müttefiklerimiz aracılığı ile ilişki kuruyoruz demişti. Sanırım artık yönlendirici seviyeye daha yakınlar. Belki yaptırımların kaldırılmasını bir de bu perspektiften görmek istersiniz, kim bilir? Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları.