Kategori arşivi: Yazarlar

GAFLET VE DELALET

Ne zaman olur, bilmem ama, bir gün, bu millet tarihi gerçekleri anlatacak bilim evlâtlarımız çıkacak inşallah!..
Asırlar boyu süren gaflet ve delaletlerden, ULU ATAMIZ TARAFINDAN UYANDIRILDIK!..
Kutsal kitabımızın uyarıları ve de ulu önderimiz Mustafa Kemal atamızın yolunu tahrif edenler yine çıkacak!..
Yani, Dünyanın şeytanla yatıp şeytanla kalkan İÇ VE DIŞ ÇIKARCI DÜŞMANLAR, nesilleri gaflet ve delalete düşürmekten asla vazgeçmeyecekler!..
Ee, Şeytanı tanımak için, şeytana karşı nasıl korunacağını öğrenmek için, TÜRKÇE, ANLAMAK İÇİN okusaydın kutsal kitabını!..
Atayı, sevmek demenin, “İşte anıtkabirdesin” demekten, bayrak sallamaktan öte, ilkelerini korumak, yoluna kendini adamak, demek olduğunu anlasaydık!..
*KOLAYINA KAÇMASAYDIK!..
Montajcılığa razı olmasaydık!..
ÇIKARCILARIN, AÇIK PAZARI OLMASAYDIK!..
Kendimiz, CÜMLENİN FAYDALARINA, özgün icatlar üretseydik YA!..

  • Tohumlarımızı, toprak, su, hava, ormanlarımızı bozdurmasaydık!..
    *Eğitimli istihdam gücü, gençlerimizin en başarılı olanlarını, torpile, ihmale, kayırmaya kurban edip, yurt dışına kaptırmasaydık!..
    *Kuran’ın açık ayetlerini Türkçe okuyup, asırlık hurafelerden korunsaydık!..
    *Eğitimi, içerden ve dışarıdan bozmalara, müsaade etmeseydik!..
    *Ülkece, maddi gücümüzü,, İthalata dayalı, lükse israfa harcayacağımıza, eğitim kalitesine, bilimsel buluşlarla üretime yönlendirseydik!.. vs..vs..
    ŞİMDİ, ÖNÜMÜZDE YENİ BİR YÜZYIL VAR!..
    Asırlar önceden içine düşülen “Gaflet ve delaletleri” ve de son yüzyılın, “Gaflet ve delaletlerini,” (EĞİTİM DE)= Dinde, dilde, tarihte, bilim de, sanat da, üretimde, beslenmede, giyim de, barınmada, sağlıkta) AÇIKLAYACAK BİLİM EVLATLARIMIZ ÇIKACAK İNŞALLAH!..
  • UNUTULMASIN, BİR ÜLKEYİ HER ALANDA MAHVETMEK İÇİN, “EĞİTİMİ BOZDURUN” YETER!..

Kuran’ı Kerim. Sure 36/Ayet 54:
O gün hiç kimse en ufak bir haksızlığa uğramaz. Siz orada ancak yaptıklarınızın karşılığını alırsınız.

ÖNCÜ EĞİTİM

Daha küçük yaşlarda çocuklarımıza, doğayı, bitkileri, hayvanları sevip korumayı öğretirsek; ama, “Yaratıp bize bahşedenden ötürü” diyerek!..
Böylece onlar büyüdükçe her şeyi nimet olarak veren yüce KAYNAĞI hissedip, sevip, saygı duyabilirler.
Doğa ve tabiat varlıklarını küçük yaşta sevmekle, korumak, bakmakla başlar inanç; sonra büyüdükçe, Kuran ayetlerini kendi dilinden okuyup, yorumuyla gelişir.
Neden hep inancı öne koyduğumun sebebi, RUHSAL yapımız güçlü ise, fiziğimizi yanlışlardan sakındırıp, iyiliklere yönlendireceği içindir. O zamanda Rabbimiz, bizi koruyup, faydalı hedefllere varmamızı nasip etmez mi sanılır?..
Unutmayalım, akılda ve gönülde Allah yoksa, o aklı da gönlü de şetan kapar ve mahveder!..
Başka bir üçüncü yol ve bahane yoktur!..

Kastettiğim, inançlı, bilimli, mütevazi, sağlıklı, huzurlu doğanın içinde ki tertemiz şükürlü servetlerle, mütevazi mantıkla yaşamaktır; fiziki servetlerin, şehvetlerin tatminsizliği ve de içi boş, gösterişli tuzaklarında değil! Yaratan’a ve yarattıklarına saygı, sevgi, RUHU HİSSEDEN bakışta doğar!..

Kuran’ı Kerim. Sure 34/Ayet 4:
*Allah, inanıp iyi işler yapanları mükâfatlandırmak için her şeyi bir kitapta tesbit etmiştir. Onlar için büyük bir bağışlanma ve güzel bir rızk vardır.

UMUT HEP VARDIR

Geçtiğimiz günlerde Büyükevren ve Gülçavuş köyündeki yangın bölgede yaşayanları tam anlamıyla yasa boğdu. On yıllardır bu ormanların gölgesinde, kenarında yaşam sürdüren yazlıkçıların yaşadıkları anlar için “asla eskisi gibi olmayacak” dedirten türdendi.

Orman bölgesine yürümek için gidenler yok artık. Oraya giderek o felaketi tekrardan yaşar gibi olmaktan çekiniyor yazlıkçı sakinleri. Denize gidenler bile sol tarafa denizin yanına kadar sokulmuş yangın felaketini görmek istememek için o yöne bakmaktan çekinir haldeler.

Yangından bir hafta sonra gidebildim bende yanan yerleri gözlemlemek için. Halen için için duman tutan yerleri görmek şaşırttı beni. Toprakla kaplanan yanmış yerlerde kalan kütükler halen için için yanmaya devam ediyordu. Böyle yerlere acil müdahale edilerek olası tehlikelere izin verilmiyor yetkililer tarafından.

Yangın bölgesinde halen ayakta kalmış genç meşe ve çam ağaçlarını gözlemlemek mutlu etti beni. Yangının silip süpürürken kenar köşede kalmış tek tük ağaçlar olduğu gibi yine bazı yerleri teğet geçen yangın sonunda bölgesel olarak mini de olsa ormancıklar mevcut bölgede.

Umut hep vardır. Sevindiren gelişmeler bunlar.

Aynı zamanda Orman Genel Müdürlüğü’nün bundan sonraki süreçte nasıl bir karar vereceğini bilmiyor sahil bölgesinin sakinleri. Heyecan ve endişeyle bekliyorlar. Tekrar orman olarak kalması ve ağaçlandırılması veya mera olarak bırakılarak doğanın kendini onarmasına izin verilmesi en büyük temennileri.

En büyük korkusu sahilde yaşayanların yanan bölgelerin orman vasfından çıkarılarak RES’çilere veya RANT’çılara peşkeş çekilebilecek ihtimalinin ortaya çıkması.

Olur mu olur, burası Türkiye. İktidar bir gecede çıkan bir imzayla “yaptım, oldum” mantığıyla birilerine yürü ya kulum diyebilir de. Yaşayacağız, göreceğiz gerekirse olumsuzluklara karşı çıkarak mücadele edeceğiz.

En son pazar günü gezdim ormanın derinliklerinde. Hep yaşam izlerindeydi gözlerim. Yanmış dallarda gezinen saka umutlandırdı beni. Ve sakince aradaki yola doğru ilerleyen kaplumbağa yavrusu da.

Umut hep vardır. Her zaman, her yerde.

“Bundan sonrasını gelen yapsın”

Hep aynı manzaralar!

Ne kadar doğrudur bilemem ama; ‘Ben bu kadar yapabildim. Bundan sonrasını gelen yapsın” diyormuş Enez Belediye Başkanı.

Neresinin ne kadar yapıldığını biliyoruz, görüyoruz elbette.

Doğalgaz çalışmaları sonrası bazı yollarda hiçbir çalışma yapılmadı meselâ. Her geçen gün daha da kötü oldu doğal olarak. Allah’tan sezon bitiyor da azalan araç trafiği ile birlikte bir nebze olsun toz azaldı, yollardaki çukurlar da nefes aldı son günlerde!

Oysa ki tam 2 yıl önce Belediye Başkanını telefonla arayıp sorduğumda; doğalgaz çalışmaları tamamlandıktan sonra Eylül ayında yolların eski haline getirileceğini müjdelemişti.

Hangi Eylül ayında orası muammaymış meğerse!

Eylüller bitmiyor ya…

İşte dün yeni bir Eylül daha girdik, iki günü de geçti bile.

Şöyle bir bakıyorum da; bazı sokaklar gerçekten per perişan Enez sahilinde!

1.5- 2 ay kadar önce aradığımda da Belediyenin maddi sıkıntılarından bahsetmişti Başka

Fakat ne hikmetse sahilde bazı hatırlı diyebileceğim kişilere ait binaların bulunduğu pek çok noktada çalışmalar tamamlanıverdi bu arada.

Hatta yapılan yerlerin müjdesi de Enez Belediyesi’nin sosyal medya hesaplarından duyuruldu!

Bir yerlere mesaj mı verildi acaba?

Tamam mı devam mı olduğunu ve sonucunu göreceğiz bakalım!

SEÇİMLE (!) GELEN DELEGELER…

CHP’de Kurultay’ın ilk kademesi olan delege seçimleri çoğu ilçede tamamlandı.. Parti büyükleri ve seçimleri kazananlar “Nasıl geçirdik?” diye içlerinde gerçek duygularını yaşarken “Kaybeden yoktur, kazanan partimizdir, demokrasidir” anlamında sözlerle mütevazi, olgun (!) yorumlar ürettiler. Kaybedenlerse itilmişliğin, dışlanmışlığın psikolojisi ile kenara çekilip sessiz kalmayı yeğlediler ya da ağızlarına geleni dışa vurmaktan geri kalmadılar..

***

Benim kanaatim farklı.. Bu saçma sapan sistemle CHP kazanmamış, yine kaybetmiştir.. Bu sistemin, parti içinde kavga üretmek, partilileri ayrıştırmak, liyakatli pek çok kişiyi dışlamaktan başka hiçbir yararı, hiçbir fazileti yoktur. İnsanların yarışırken kullandıkları sloganlar ve sergiledikleri tavırlara bakılırsa bu açıkça görülebilir.. Bu sistem sanki parti içi bir görev alma süreci değil de iktidar partisine karşı açılmış bir cihad gerginliği ile yaşanan traji/komik ucube bir sistemdir.

***

Partiler içerisinde elbette sınırlı da olsa ideolojik farklılıklar olur.. Örneğin SHP döneminde Baykalcılar denilen sağ kanat ve bizim de birlikte hareket ettiğimiz sol kanat arasında bu yarışma yapılırdı.. Ancak delege seçiminden başlayarak ÇARŞAF LİSTENİN geçerli olması kavgayı değil, birlikte çalışmayı, birbirine katlanmayı, birlikte başarmayı zorunlu kılardı. Dağ gibi birikimli, liyakatli adamların harcanması mümkün olmazdı.. Üyenin gerçek iradesi o listelere yansırdı.

***

Artık böyle ideolojik farklılıklar yerine Belediye Başkanlarının etrafında kümelenmiş üyeler arasından büyük ölçüde Belediye Başkanlarının belirlediği kişiler usulen seçime giriyor ve hangileri müsadeye mazhar olmuşsa onlar seçiliyor.. Seçilenler yine Belediye Başkanlarının tensip edip uygun gördükleri İlçe Başkanı ve Yönetimini SEÇİMLE (!) iş başına getiriyorlar ki buna ne yazık ki Parti içi demokrasi deniyor.. Zaten seçim de 60-70 delege ile yapıldığından ve alım/satım işleri daha kolay olduğundan ömür boyu saltanat sürmek Belediye Başkanları için zor olmuyor..

***

Bu yazdıklarım elbette sadece Enez örgütü için değil.. Hatta Enez’de her ne kadar mahcup bir görüntü ile de olsa ortaya çıkan ve kazanamayan grup Enez belediye yönetiminden mutlu olmayan, süreç sonunda değişmesini hedefleyen bir özellikteydi.. Gerçek CHP çizgisini sürdüren, hiç kimseye eğilip bükülmesi söz konusu olmayan kişilerden oluşuyordu.. Elbette takdir görmediler ve seçilemediler. Seçilenlerse şimdilerde İlçe Başkanlığı için kimlerin işaret edileceğini ve adına seçim denilen atamalarla kimlerin CHP İlçe Başkan ve yöneticisi olacağını merak ediyorlar..

Kendi hür iradesiyle ilçe başkanlığına aday olan Çeribaşı Muhtarı Tezcan Meriç’in bu onurlu çıkışını takdirle karşılamama rağmen acaba yönetim kuracak kadar, kazanacak kadar şansı var mı?

Diliyorum ama sanmıyorum..

***

Sonuç… Enez’de ve her yerde İlçe Başkanlığı ve Yönetim seçimleri tüm üyelerin katılımı ile yapılmalıdır. Yetmez.. Üyeler de nitelikli üye olarak eğitilmeli ve sonrasında oy kullanma hakkı kazanmalıdır..

Soruyorum Osman Gülcan’a ve tüm İlçe Başkanlarına… Kaç üyeniz kendi iradesi ile düzenli olarak ödentisini ödüyor ve bugün delege seçimleri çarşaf liste ile olsa bu seçilen arkadaşların kaç tanesi listeye girebilirdi?

Sosyal demokrasiyi savunan hiç kimse bu çarpıklığı, CHP’ye kurulmuş bu demokratik tuzağı “Demokrasidir” diye savunmasın.. Kendini aldatmasın…

CÜMLEYE HUZUR

Bize muhteşem nimetlerin verileceği yol Kuran’ı Kerim ayetleri ile ile verilmişken, neden, “Tek tapılacak yüce Yaratan, öldüren, tekrar dirilten, yaptıklarımızı gören, her şeyin tek sahibi, hak edişe göre tek vericisi, anı kuran, eğiten ve sınayan, yaptıklarının karşılığını dünyada ve ahret de mutlaka veren, tek dost, koruyucu, yardımcı olan, vesile eden, “İyilik yap kötülüklerden sakın, mucizelerimi sana vereyim!..” diye bildiren yüce Rabbimizin Kuran ayetlerini niçin “YORUM BİLİMİ” ile daha iyi öğrenip uygulamayalım?..
“SIRF BİLİM” ile bu kadar oluyor işte, halimiz belli, savaşlar ve gözyaşları, değil mi?..
Eğer “İNANÇLI BİLİM!..” OLURSA O ZAMAN TAM OLUR!..
ÇIKARSIZ CÜMLEYE FAYDALI OLACAKSA, “İNANÇLI BİLİM” OLUR. O ZAMAN BİZE NE MUCİZELER, “BULUŞ” OLARAK VERİLİR KİMBİLİR!.
Hayali bile güzel.
LÜKS VE İSRAF EGOLARI İÇİN YAĞMACI YAŞAMAK NİYE?..
Sonunda bir avuç toprak için, bunca düşmanlık, bozgunculuk, savaş NEDEN?..

DOSTÇA, KARDEŞÇE, ŞÜKÜRLÜ, BİLİMLİ, SANATLI, SAYGILI, SEVGİLİ, SAĞLIKLI, SADE, SAKİN, TEMİZ, MÜTEVAZİ, DOĞAL YAŞAMANIN HUZURU için, “Yaratan’dan ötürüyü” gözetip yaşamamak NİYE?..

Kuran’ı Kerim. Sure 96/Ayet 6,7,8:
Gerçek şu ki, insan kendini kendine yeterli görerek azar. Kuşkusuz dönüş Rabbinedir!
96/13,14: Ne dersin? O yalanlıyor ve doğru yoldan yüz çeviriyorsa! Allah’ın gördüğünü bilmez mi?..

EDİRNESPOR – SONBAHAR

Edirne’nin gözbebeği Edirnespor, tam 59 yıllık bir çınar.

2. Lig’den 3. Lig’e, oradan da amatör kümelere savrulan, yıllarca Bölgesel Amatör Lig’in tozunu yutan bu kulüp, nihayet 2020’de tekrar profesyonel lige döndü.

Ancak ne yazık ki bu dönüş, 5 yıl sonra bir gerçeği de yüzümüze çarptı.

**

Lig 7 Eylül Pazar günü başlıyor, kura çekildi, rakipler belli…

Öncesi de var…

3 Eylül Çarşamba günü Ziraat Türkiye Kupası 1. eleme turunda 2. Lig takımlarından Somaspor ile Edirne’de karşılaşacak.

Ama kulüp yönetimimin bir süre önceki açıklamasına göre, Edirnespor sahaya çıkamayacak tek takım konumunda.

Yönetim “yönetici de yok, para da yok” diyor.

İşte asıl mesele tam da burada.

**

Peki çözüm ne olabilir?

Kentle kulüp arasında köprü kurulmalı.

Edirnespor sadece 11 futbolcudan ibaret değil.

Bu takım Edirne’nin vitrinidir.

Üniversiteyle, esnafla, sivil toplumla, yerel basınla bağ kurulmadan ayakta kalması imkânsız.

Yönetim bunu örgütleyecek bir “kent konseyi – spor meclisi” tarzı oluşuma öncülük etmeli.

**

Yerel yönetimler taşın altına elini koymalı.

Belediye, kulübe doğrudan para aktaramaz ama dolaylı desteklerin yolu çok.

Tesislerin iyileştirilmesi, sponsorluk için iş dünyasıyla aracılık, altyapı projelerine katkı…

Bunlar yapılabilir.

**

Kurumsal sponsorlar kazanılmalı.

Edirne’nin sanayisi pek çok şehir kadar gelişmiş değil evet, ama hiç mi marka yok?

Gıda, turizm, tarım sektöründe öne çıkan şirketler var.

Onlara cazip sponsorluk paketleri hazırlanmalı.

Formalara, reklam panolarına, sosyal medya kampanyalarına yansıyacak bir model oluşturulmalı.

**

Taraftar ve halk desteği yeniden kazanılmalı.

180 bin nüfuslu şehirde belli bir sayı düzenli bilet alsa, kulübün kasası canlanır.

Kombine kampanyaları, aidat sistemi, “Edirnespor kart” gibi projelerle kulüp halkın cebine değil, gönlüne girmeli.

**

Altyapıya yatırım, geleceğe umut.

Yama transferlerle günü kurtarmak yerine Edirne’nin kendi gençlerine yatırım yapılmalı.

Altyapıdan çıkan her futbolcu, hem sahada hem kulübün ekonomisinde nefes demektir.

**

Bugün sahaya çıkamayacak durumda olmak Edirnespor için büyük utanç.

Ama asıl utanç, bu kentin ileri gelenlerinin “bizim yapacağımız bir şey yok” diyerek köşesine çekilmesi olur.

Çünkü Edirnespor sadece bir futbol kulübü değil; bu kentin tarihine, kültürüne, onuruna yazılmış bir isimdir.

Kayyuma devredilmek kader değil, ihmaldir.

Eğer bu şehir Edirnespor’a sahip çıkmazsa, yarın çocuklarımıza anlatacak bir “takım hikâyesi” bile kalmayacak.

**

Evet, iki gün sonra bu takımın Somaspor ile burada kupa maçı var…

Bıkan, usanan, tükenen yönetiminden günlerdir tek bir kelime yok.

Şu bir iki gün içerisinde bir şeyler yapılacaksa, yapılacak…

**

Yoksa;

Rakip takım 460 kilometre yol kat edip sahaya çıkacak…

Bakacaklar ev sahibi takım ortalıkta yok?

Ne mi yapacaklar?

Gol yerine tava ciğerle yetinecekler.

Yani, 460 kilometre uzaklıktan buraya ciğer yemeye gelecekler…

**

Bugün 1 Eylül…

Mevsim Sonbahar…

Düşen bir yaprak görürsek Edirnespor’u hatırlamak istemiyoruz!

BOZDURMA

Yüce Yaratan’ımız, onlarca ayet de bize bildirmiş ya!..
“ŞEYTANA UYUP BOZANLAR ÇIKACAKTIR, SİZ ONLAR UYMAYIN VE DE EMANETLERİ BOZDURMAYIN!..
BENİM, CÜMLEYE İYİLİK YOLUMA UYUN, ÇIKARSIZ, CÜMLENİN FAYDASINA OLSUN DİYE, BİLİM DE ÇOK ÇALIŞIP, BANA DUA EDİP İSTEYİN, İSTEYİN, İSTEYİN, SİZE MUCİZELER VEREYİM!..”diye bildirmiş ya!..
Tekrar, tekrar yazıyorum:
Ancak, “Doğa ve tabiat kutsallarınızı, “Yaratan’dan Ötürü” Koruyun, kirlettirmeyin; bozmayın, bozdurmayın, maddi çıkar ihtirasları için değil, tevazu içinde yaşayarak, zararlı, israflı, lüks alışkanlıklara dadanmadan; sadece kendi milletiniz için değil, tüm insanlığın, tüm doğa ve tabiat varlıklarının muhtaçlıklarını GİDERMEK OLSUN NİYETİNİZ VE YOLUNUZ!..
BU NE GÜZEL BİR YOL, DENEYİN VE ALIN MUCİZELERİ!..
OLUN DÜNYANIN EN BİRİNCİ MEDENİ ÜLKESİ!..
YAŞAMIN İLÂHİ VE METAFİZİK SIRRININ AÇIKLANMASIDIR, BUNLAR!..
Yolunuz açık olsun, inşallah!..

1500. YILDIR, AYETLERİ HAKKIYLA, BÖYLE ANLAŞILMAMASI NE KÖTÜ, NE KAYIP!..

Kuran’ı Kerim. Sure 10/Ayet 31: De ki:
“Size gökten ve yerden kim rızk veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim malik bulunuyor? Ölüden diriyi kim çıkarıyor? Her türlü işi kim idare ediyor?” “Allah” diyecekler. Öyleyse sakınmıyor musunuz?
*İşte, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah’tır. Artık haktan sonra sapıklıktan başka ne kalır? O halde nasıl döndürülüyorsunuz?
2/186: Kullarım sana benden sordularsa, muhakkak ki, ben çok yakınımdır; bana dua edince, dua edenin duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime koşsunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki, doğru yola ulaşmış olsunlar.

ZAVALLI ÇOCUKLAR!

Gazze savaşı başlayalı yirmi ay oldu ve devam ediyor. Ne zaman duracağı bilinmiyor. Ukrayna savaşı da öyle. Olay yıkılan binalar değil, bu dünyaya yaşamak için gelen, hiç silahla askerlikle ilgisi olmayan insanları yaşam dan koparıp öldürülmektir. Bilhassa çocukları, onların günahı ne?
Gazze savaşında denenmedik silah kalmadı. Şimdide hiç bir savaşta denenmeyen silah kullanılıyor. O da Gazzeli çocukları yiyeceksiz, susuz, gıdasız aç bırakarak onları öldürmek. Bu nedir, tam bir vahşet. Her gün gazetelerde boy boy kefene sarılmış çocuk cenazeleri görüyoruz, insanın içi ürperiyor. Nedir bu vahşet, daha ne kadar devam edecek?
Nedir bu İsrai’lin istediği, Gazze’yi yerle bir ettin, taş üstüne taş bırakmadın, ibadethaneleri, okulları, hastaneleri bombaladın, oralardaki masum insanları öldürdün. Nedir bu kana doymamak. O da yetmedi bu seferde aç bırakarak açlıktan öldürmek. Bunu yapan Ortadoğuda teknolojide, medeniyette en ileri ülkesi İsrail’dir. Bu da yetmedi İsrail, şimdi de Gazze’nin bir kısmını işgale kalkışıyor, yine ölümler, yine yıkımlar, yine vahşet.
Medeniyet dediğin M. A. Ersoy’un ifadesine göre,– medeniyet dediğin — Tek dişi kalmış canavar. – O da olsa olsa İsrail olur.
İsrail Ortadoğu için bir bir dert olduğu kadar dünya içinde bir derttir. İsrail’in bu vahşetine karşılık dünya pasif kalıyor. Nerede Birleşmiş Milletler, nerede insan hakları, nerede Amerika, İngiltere, Almanya, nerede japonya ve Çin. Bunlar hep medeni devletler olarak geçinir. Niye bu devletler böyle bir vahşetin karşısında başlarını kuma gömüyorlar? İran bir kaç füze atarak bir cesaret örneği gösterdi, tabi İsrail de İran’a füze attı. Hiç birinin askeri hiç birini görmedi. Atatürk boşuna dememiş — İstikbal göklerdedir. — Bu ileri görüşlülüktür.
Bugünün savaşları teknolji üstünlüğü ile kazanılacak ve havada olacak, süngü devri geçmiştir artık. İsrail’i mat etmenin yoluda bir cepheden saldırmak değil aynı anda birkaç cepheden birden saldırmaktır. Peki bunu kim yapacak, İsrail’in etrafındaki Arap ülkeleri. Nasıl yapacaklar, çoğu İsrail ile dost.
İsrail’in bu vahşetine karşı en etkili silah kamuoyudur. O devletlerin halkının sokaklara dökülüp İsrail’in yaptığı vahşeti bağırıp, çağırıp pretosto etmesi, gerekirse bir kaç Yahudi firmasının camını çerçevesini kırması, belki o zaman İsrai’lin kafasına dank eder.
Arap Birliği, Müslüman kardeşler, bunların hepsi fasarya. olan ZAVALLI ÇOCUKLARA…

BİLE BİLE!..

Bu yazıma, “BÜYÜK YANILGI” diye başlık atacaktım, ama asıl doğrusunun, birçoklarının, işlerine gelen, tercihe göre, “Bile bile” olduğu geldi aklıma, ben de hemen en doğru başlığı tercih ettim.
Yaşanmış tarih ve kendi tecrübelerime, araştırıp öğrendiğim kayıtlı bilgilere göre, “İnsanlık, çoğunlukla, dünya yaşamında, neye inanıp, neleri tercih etti?..”
Bence, bu cevabın en uygun başlığı:
“İNANÇSIZ YAŞAM!..” dır.
İNANÇSIZ YAŞAM:
Maddiyatçı, çıkarcı: İnsanlığı, doğa ve tabiat varlıklarını mahveden yaşam tarzı!..
Fiziki ego heveslerinin kölesi yaşam tarzı tercihi!..
*Altına, servet biriktirme putuna tapınma tercih!..
*Bana ne” ci, duyarsız, algısız, sorumsuz yaşam tarzı tercihi!..
*Doğruya göre değil de, amacını aşan, değişken modaya uyma, tercihi!..
*Bahçesiz, ağaçsız, komşusuz, mahallesiz, kedi, köpeksiz, yaşam tarzı, tercihi!..
*Çocuklarını, mahalle arkadaşsız, oyunsuz, uçurtmasız vs.. bırakma tercihi!..
*Yüksek yüksek binaların, lüksü içine hapsolma tercihi!..
*Doğaya sırt çevirip, şehirlerin betonunda kaybolma tercihi!..

*Sizde daha neler neler yazabilirsiniz, bir düşünün!..

Kuran’ı Kerim. Sure 47/Ayet 9:
Bunun sebebi, Allah’ın indirdiğini beğenmemeleridir. Allah’ da onların amellerini boşa çıkartmıştır.
15/81: Biz onlara mucizelerimizi vermiştik; fakat onlardan yüz çevirmişlerdi.