Kasiyun dağı hikayesini hatırlarsınız. Acı kahveler, karamel makiyattolar falan… Elbette uluslararası politika analizi böyle boş içerikli bir süreç değil. Olayların gelişimi, olaylarda aktör olarak yer alanların birbirleri ile ilişkileri oldukça önemlidir. En az bunlar kadar önemli olan ise olaylarda yer alan aktörlerin söylemlerinden ziyade eyleme kapasitelerinin ne olduğudur. Bu sorunun cevabını ise sistemik yapının başat birimleri ve alt-sistemik yapının başat birimlerine bakarak cevaplayabilirsiniz.
Girişten de anlaşılacağı üzere adı değişmiş tivitır denen yerde yazılan senaryolar ile bir uluslararası politika analizi yapmak oldukça güçtür. Hatta imkansızdır. Bu aralar karmaşık yazıyorum gibi gelebilir. Aslında hiç karmaşık değil. Özellikle bir acı kahve ile bile uluslararası politikanın dinamiklerini tıkır tıkır tahlil edenler için hiç karmaşık değil.
Suriye Devlet Başkanı Şara, İsrail ile ilişkilerin daha düzenli bir şekle bürüneceğini ve Golan Bölgesinin 1974 Paylaşım anlaşmasına göre tasarlanacağını açıkladı. Evet bu açıklamayı Eş Şara yaptı. Size daha ilginç bir durum anlatayım. Daha doğrusu bu köşeyi okuyanlar için hatırlatayım. Haziran 2019’da İsrail’in başkenti Telaviv’de ABD, Rusya ve İsrail güvenlik bürokrasisinin ileri gelenleri Netanyahu başkanlığında bir toplantıya katıldılar. Bu toplantının konusu Golan Bölgesinin ve dolayısıyla İsrail’in güvenliydi.
Şimdi bu noktada Esad rejimini deviren Eş Şara’nın açıklaması ile Esad döneminde gerçekleşen bu toplantıyı dikkate aldığınızda ortaya bir sabit gerçek çıkıyor. Bu gerçek de İsrail’in Golan Bölgelerinden kaynaklı güvenliğinin bir şekilde garanti edilmesi. Suriye’de değişen iktidara rağmen bu davranış biçiminin daha doğrusu politik karar sabitliğinin sebebi ne olabilir? İşte buna sistemik yapıda eyleyen başat güçlerin yönlendirici etkisi deniyor. O güçler hangileri mi? ABD ve Rusya Federasyonu.
Türkiye’deki güzide basının çeşitli organlarında her daim bir tarafta Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti ve İran İslam Cumhuriyeti sarsılmaz bir ittifak olarak ve karşısında da “Amerikalı Emperyalist güçler” gibi içi oldukça geniş bir torba tanımlanırken aslında durumun böyle olmadığı bundan altı yıl önce belli oldu. Hem de göze girecek şekilde belli oldu. Elbette görmek isteyen gözler için.
Suriye’de rejim değişti, sosyal ve konvansiyonel medyada herkes lafazanlık gösterisini yaptı ve gerçekler kapıya geldi çattı. Ne kahveler kaldı ne karamel makiyattolar… Eş Şara da İsrail ile anlaşmadan söz etmeye başladı. Bir şekilde analaşacaklar da… Üstelik Golan Bölgesinin güvenliği hususu üzerinde gerçekleşecek bu anlaşma.
Zira önceki rejimin aksine şu anda İsrail kuvvetleri Şam’a oldukça yakın bir alanda konuşlanmış durumda. Ve Eş Şara rejiminin sürekliliğini sağlamak için uluslararas ekonomi politiğin kurallarına uyarak ekonomik gelişim adımları atmak, alt yapıyı oluşturmak sorumluluğu var. Eş Şara iktidarının sürekliliği buna bağlı… Hiç de öye kahveli bir analiz olmadı. Neyse kusura bakmayın, gerçekler acıdır. Gerçeğin acısı kahvenin acısına da benzemez. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…
30 Ağustos Zafer Bayramı kapsamında Edirne’de düzenlenen U11, U12, U14 ve U16 yaş grubu takımların mücadele ettiği Balkan Basketbol Turnuvası’nda heyecan giderek artıyor. Mimar Sinan Spor Salonu ve Edirne Spor Salonu’nda gerçekleştirilen Zafer Bayramı Balkan Basketbol Turnuvası’nın ikinci gününde şu sonuçlar alındı:
MİMAR SİNAN SPOR SALONU U-11 Edirne DSİ-B 42 – 8 Edirne AKA U-12 Bulgaristan Nessebar 33 – 16 Çerkezköy Dinamik U-14 İstanbul Bahçeşehir 30 – 46 Bulgaristan Yambol Kırklareli ALSK 47 – 19 Çerkezköy Cedi Osman Edirne DSİ 32 – 37 Çerkezköy Dinamik Bulgaristan Yambol 59 – 55 Edirne AKA U-16 İstanbul Bahçeşehir 68 – 37 Bulgaristan Yambol Çerkezköy Dinamik 26 – 48 Bulgaristan Yambol Bulgaristan Yambol 59 – 55 Edirne AKA
EDİRNE SPOR SALONU U-11 Edirne DSİ-A 30 – 22 Kırklareli ALSK-B Tekirdağ Enerji 30 – 14 Kırklareli ALSK-A Çorlu Gücü 55 – 13 Kırklareli Basketbol U-12 Kırklareli ALSK 43 – 24 Edirne FSM U-14 İstanbul Bahçeşehir 51 – 53 Çorlu Gücü U-16 Çorlu Gücü 55 – 20 Edirne DSİ Edirne FSM 41 – 49 Kırklareli Basketbol İstanbul Bahçeşehir 51 – 36 Çorlu Gücü
Yeni eğitim dönemine yaklaştığımız bu günlerde eğitime ulaşmanın zorluğunu, çalışanların emeğini,okulların güvenliğini, okul alışverişlerini,okul araç servislerini, yoksullaştırılan aile çocuklarının sorunlarını, eğitimin maddi koşullarını konuşmak varken eğitimin amacı maalesef daha önemli konuma geldi.
Eğitim insan içindir. İnsanın birbiriyle ve doğa ile ilişkisinin kurallarını kuşaktan kuşağa aktarmak ve yeni doğrulara kapılar açmaktır. Eğitim bu önemli amacından çıkarılarak insanların, egemen olana biat etme amacına yöneldiğini görüyoruz. Haklarını bilip de koruyan değil bilmeyip kul olan insan istenmektedir. Oysa eğitim; görmeyene göstermek, duymayana duyurmak, tatmayana tattırmak, değmeyene değdirmek, konuşmayanı konuşturmaktır. İnsanı, ‘insan’ etmek ve eylemektir.
Özellikle aydınlanmayı yaşamamış, her inancın garantörü olan laiklik ilkesi kavranmamış ve hilafetten gelen kurallardan sıyrılamamış ülkemizde eğitim amacı önemlidir.
Bugünün toplumun temelleri dün atılmıştı ve yarınınkiler de bugünlerden atılıyor. Uğur Mumcu gibi aydınlar 1990’lı yıllarda bugünleri anlatmıştı ve her makamın imam kökenliler tarafından doldurulacağını, yasa ile olmasa da fiilen hilafetin uygulanacağını söylüyordu. İnanmadık, gülüp geçtik, o kadar da olmaz dedik.
Eğitim Bakanlığı programlarında olmaması gereken din eğitimi tüm inançları kapsayacak şekilde okullarda verilebilir. Laik eğitimde sadece egemen anlayışın inancı öğretilemez. İnançlar özel alandır, kişiye has özel çıkar beklentilerini karşılar. Devlet; bu inanç sahiplerinin gönüllü, örgütlü ve fedakâr bir şekilde inanç ortaklarına verebilmesinin garantisini sağlamalıdır. Yani Müslüman camide, Hristiyan kilisede, Musevi Sinagogda ve diğer inançlarda kendi merkezlerinde inancını kendi önderleri ile öğrenmelidir.
Ülkemiz laik bir hukuk devletidir. Ancak eğitim kurumlarında pozitif bilimlerden çok dini eğitim verilmeye başlanmıştır. Yine eğitim kurumları kamunun hamiliğinde çalıştığı aşikâr olan inanç amaçlı özel kurumlara açılmaktadır. Bu durum geleceğin toplumunu yaratma amaçlıdır. Bunu bugünden görmek ve art niyetli çalışmalara yurttaşlar olarak karşı olunmalıdır. Aksi halde toplumda rıza hali oluşmaktadır ki yarın önümüze tercih geldiğinde büyük çoğunluk oluşturulan düzene razı olacaktır.
Bu durum sadece iktidarın uğraşmasını da aşan bir durumdur. Dünya sistemini kurgulayanlar bölgenin yeniden düzenlenmesinde ülkemiz yönetimlerini zorlamaktadır ki iktidarlar da kendi kişisel çıkarları için bu duruma uyum sağlamaktadırlar.
Okul servis araçlarında, okullarda kız erkek öğrencileri ayırma girişimleri, bazı okullarda okul forması denilerek başörtüsünün zorunlu hale getirilmesi, ödev gruplarından kızlı erkekli gruplara çekince konması, kız öğrencilerin kot-tayt-kısa etek gibi giyecekleri giymelerine kısıtlamalar getirilerek sözde yönlendirme ve baskılar ile engellenme çalışmaları rıza toplumuna yönelimin göstergeleridir.
Yazılı ve görsel basın, sosyal medya ile de bu gidiş yönlendirilmekte ve dünyada özgürlüklerin dini öğelerle yasaklandığı ülkeler yönetenlerin ağzından çıkan beyanlarla övülebilmekte ve örnek gösterilmektedir. Taliban yönetimine teslim edilen Afganistan’da kadının günlük yaşamdan koparılıp eve hapsedildiğini hepimiz en basit bir arama motorundan görebiliriz. Ama lobi çalışması yapan bir grubun öncülüğünde bu ülkeye geziye götürülen Yeni Şafak Gazetesi’nde Yasin Aktay (6-7 Ağustos), Akşam Gazetesi’nde Murat Özer (15-17 Ağustos) gezi anılarını yayınladı. Tamamen Afganistan yönetenlerinin düşüncelerinden oluşan görüşlerde halktan kimsenin görüşü olmadığı gibi bütün dünyanın gördüğü yoksulluk ve baskılardan da bir cümle olmamasının amacı; ülkemizde de dini yönetimlerin altyapısına kolon yapmaktır. Kabil’in son derece modern bir şehre dönüştüğünü, yıkımın etkisini de neredeyse hiç görülmediğini ve kentte sükûnet ve huzur olduğunu yazmışlardır. Taliban’ın toplumsal barışı sağladığını ve bir başarı öyküsü yazdığını söylemektedirler. Kadınların durumunda ise “kadınların eğitimine engel olmayız” diyen sadece idarelerin görüşleri var.Bu tür yazıları, notları, öğütleri belirli gruplardan yıllardır dinliyoruz ve daha da çok dinleyeceğiz
Kentimizin, bölgemizin cumhuriyet kenti, özgürlükler diyarı olmasıyla övünürüz. “Giyimimize, yemeğimize, yaşayışımıza karışmasınlar yeter” demek yetmez. “Bu teknoloji, iletişim ve bilgi çağında hiç kimse şeriatı, din kurallarını topluma dayatamaz” diyerek pasif kalmak geleceği görememektir. Şeriat veya faşizm toplumsal uzlaşı ile gelmez, rıza ile veya zorla gelir, egemenlerin yazdığı ve ‘yasal’ dediği sözde hukuk yaptırımları ile gelir.
Ne zamanki bizler eğitimin ne için olduğunu anlayıp yönümüzü çizdiğimizde bu tür hukuk dışı ve anti laik uygulamalar talep görmeyeceği gibi toplumun da yönü netleşecektir. Bilmeliyiz ki; özgürleştirmeyen eğitim aptallaştırır.
Tam 14 asır geçmiş, sanki çok zormuş gibi halâ çoğunluk anlamamış!.. Kutsal kitabını anlamak ve yaşam da uymak için okunmazsa olacağı bu!.. Çok kolayken, 1500 yıldır, bir türlü Yaratan’ın bildirdiği, kutsal yaşam tarzından, çoğunun haberi olmaz mı?!.. “KURAN’IN ŞERİAT HÜKÜMLERİ İLE İDARE EDİLMELİ ve YAŞANMALI!..” denir de… Sakın unutulmasın, şeytanın da şeriatı vardır. Kuran’ın bir özetinden, hemen çıkarabiliriz, Allah yolunu, Kuran’da ve hadislerle bize emrettiği yolu, Müslüman olarak yaşama yolunu!.. Yani, “ALLAH’IN ŞERİAT YOLUNU!..” ŞERİAT: Allah’ın Kuran ve hadislerle bildirdiği, emirlerini POZİTİF AKILLA yorumlayıp, yaşamın içinde uygulama yolu. Kuran’ın bir özet yorumu ile ŞERİAT EMİRLERİ NEDİR? “YARATAN’DAN ÖTÜRÜ” temelini gözeterek, “AKLINI POZİTİFTE KULLANIP, İLİMDE GELİŞMEK VEDE YARATILANLARI, SEVMEK, SAYMAK, KORUMAK, BAKMAK, DOYURMAK!..” ŞEYTANIN ŞERİATI DA yukarda ki yorumun TAM ZITTIDIR: “Sevme, sayma, koruma, doyurma, bakma, aklını, bilimini negatifte, KÖTÜLÜKTE, ZULÜMDE, İSRAFTA kullan!..” Bir takım sefiller, Allah ile kul arasına girip, kendilerini saygın yapıp, ortalığın maddiyatını, namusunu, inancını, duygularını sömürmek için, YALAN VE HURAFELERLE DOLU OLAN, KENDİ ŞEYTANİ ŞERİATLARINI GETİRMEK İSTERLER!.. Bunlar Allah ile kul arasına girip, halkı ateşe atıp, onların yanması ile nemalanan, şeytanın uşakları olmazlar mı?.. RABBİN ŞERİATINI ANLAMAK VE UYGULAMAK ÇOK KOLAY VE GÜZELKEN, NEDEN ÇOĞUNLUK İÇİN ZOR OLMUŞ?.. Dünyada çoğunlukla, maalesef, kulların şeriatı hakim, yazık!.. Tecavüzcülerin peşine takılıp, onlardan olmak bazılarının hoşuna gidiyor, ama unutmasınlar, BURASI AYRIM YERİ!.. Artık iki yerden birini, nereyi tercih edersen!…
GELEN GELİR, GİDEN GİDER, KALAN KALIR!..
Kuran’ı Kerim. Sure 4/Ayet 82: Kuran’ı gereği gibi düşünmüyorlar mı? Eğer Allah’tan başkası tarafından olsaydı, onda birbirini tutmaz çok şey bulurlardı. 17/41: Biz bu Kuran’da ibret misalleri verdik; Cennetle müjdeledik, Cehennemle korkuttuk ki, düşünüp akıllarını başlarına alsınlar. Halbuki bu, ancak onların haktan nefretini arttırıyor.
Edirne’nin tüm ilçelerinde kadın kooperatiflerine sağlanan desteklerle kadınların kendi işini kurma, ekonomik hayata katılma olanağı bulması…
Bazı ilçelerde yerli tohum kavun karpuz ekiminde teşvik, hayvancılıkta desteklerin verimli kılınması…
Mahalle futbol ve voleybol takımlarının kurulması, sporculara yemek ve giyim yardımı yapılması…
“Okula gitmeyen çocuk kalmasın sloganıyla” eğitime erişimde teşvik ve olanakların genişletilmesi…
Köy yollarını iyileştirilme faaliyetlerine hız verilerek geçen yıl tamamlanan 100 kilometrelik yol onarımının bu yıl 200 kilometreye çıkarılması…
Yangınlara tedbir kapsamında geçen yıl başlatılan “Her köye bir su tankeri” kampanyasında yılsonuna kadar 90 köye, 2026’da ise 253 köyün tamamına tanker ulaştırılması…
Evet, Vali Yunus Sezer yönetiminde son iki yılda hayata geçen 134 projeden küçük bir kesit sunduk.
Bir projeye ise ayrıntılı yer vermek lazım çünkü yönetim kalitesinin önemine vurgudur…
Meriç nehri üzerindeki elektrik santralinin suyunun salınarak kuraklık tehdidi altındaki çeltik tarlalarının su ihtiyacının karşılanmasından söz ediyoruz.
Bu müdahale sayesinde Edirne’den Enez’e kadar yaklaşık 300-350 bin dekarlık alanda ciddi bir verim kaybı riskinin ortadan kalktığını belirtiyor uzmanlar.
Buraya kadarki saptamalara ilişkin bazı değerlendirmelere yer açalım…
Kuşku yok ki iklim değişikliğine bağlı kuraklık artacak. Günü kurtaran müdahalelerin yetersiz kalacağı gün gibi aşikâr… Kapsamı geniş, uzun vadeli su yönetim politikalarına yönelik Yunus Sezer’in başlatacağı çalışmalar, iz bırakacak mahiyette olacaktır.
Ülkede artan orman yangınlarına müdahalede yetersiz kalındığını bu yaz neredeyse yangın çıkmayan bölge kalmaması açıkça göstermiyor mu? Ekipman yetersizliğinden, koordinasyon eksikliğinden söz ediliyor. Sorun çok boyutlu olabilir fakat ortada yönetimsel eksikliğin varlığına dair çok emare var. Orman yangınlarıyla mücadelede yeni bir paradigmaya ihtiyaç duyulduğu apaçık.
Köylerin su tankeri ile donatılması, ülke genelindeki orman yangınlarında ilk müdahalenin hızla yapılabilmesi için önemli adım görülebilir. Ancak yetersiz kaldığı tecrübeyle sabit…
Örneğin, Büyükevren -Gülçavuş ormanına ilk müdahalenin gecikmesinden kaynaklı büyük tahribat…
Çanakkale yangınından dolayı Keşan Belediyesi itfaiye araçlarının bölgeye dönmesinin zaman alması sebep gösterilse de hem yönetimsel hataların varlığından, hem de ilk müdahale için köylülerin yetersiz kaldığından bahsedilebilir. Diğer bir ifadeyle, yangına ilk müdahale için donat ama aynı zamanda eğit/tatbik et anlayışına ağırlık vermek gerektiği artık yadsınamaz bir gerçek.
Aşağıdaki fotoğraf, Büyükevren-Gülçavuş orman yangının ilk anını ve yaklaşık 2 saat boyunca çok sınırlı bir genişlemeyle söndürülmeyi beklediğini göstermektedir.
AFAD başkanlığı görevinde bulunmuş Yunus Sezer, bilgi ve deneyimini orman yangınlarıyla mücadelede artık şart yeni bir paradigma için Edirne’yi laboratuvar yapabilir, mesela…
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Edirne Valiliğince yürütülen ‘sokak güzelleştirme’ çalışmaları kapsamında Saraçlar Caddesi ve Yediyol Ağzı ticarethanelerinde klima, anten, tente gibi görüntü kirliliği yaratan eklentilerin sökülmesi, pencere ve kapı doğramaları yenilenip cephe bütünlüğünün sağlanması, Yunus Sezer’in Edirne’ye değer katan çalışmalarından sayılmalıdır.
Şüphesiz Vali Bey’in Edirne’deki kapsamlı ve özgün çalışmalarını toplumsal ihtiyaçların karşılanmasında, mal ve hizmet üretiminde olağan kamu hizmeti addedenler çıkacaktır.
Ancak, iki yıl gibi bir zaman zarfında çok sayıda projenin hayata geçtiğini ve bunun da ancak iyi bir masa çalışmasıyla yani önce fikriyat sonra icraat anlayışıyla, iyi bir planlamayla mümkün olabileceği gözden kaçırılmamalıdır.
Hiç kuşku yok ki Sezer’in, halkın ödediği vergilerin etkin/verimli kullanılması, devlet görevlilerinin hesap verebilir, şeffaf bir yönetim sergilemesi noktasında göstereceği titizlik, kendisini farklı kılacak önemli alanlardandır.
Edirne İl Özel İdaresi’nin 2025 yılı bütçesi 1 milyar 355 milyon liranın kullanımında stratejik planlamanın, performans esaslı bütçelemenin yani kamu kaynaklarının tahsisinin, yönetiminin, hesap verebilirliğinin içselleştirildiği bir kamu yönetimi başarılı hizmetlerde de mihenk taşı niteliğindedir.
Evet, önemlidir çünkü tüketimden alınan dolaylı vergilerin toplam vergi gelirlerinin içindeki payı yüzde 70’dir. AB’de bu oran yüzde 35. Devlet gelirlerindeki bu yüksek oran da halkın tüketimden kaynaklı ödediği dolaylı vergilerin etkin, verimli, hesap verilebilir kullanılması: kamu görevlilerin adalet/liyakat/ahlak terazisidir.
Yunus Sezer’in Saros turizm vizyonu
Sezer’in, Saros Körfezi’nin Türkiye’nin en çok tercih edilen turizm destinasyonlarından, rağbet gören ve beğenilen turizm akslarından biri haline geleceği öngörüsü, aslında malumun ilanıdır fakat ciddi boyutta bir sorumluluğu da beraberinde getirmektedir.
Malumun ilanıdır çünkü iklim değişikliği nedeniyle Ege’nin kuzey kıyılarına ilgi artmıştır.
Karadeniz kıyılarında da 10-15 sene sonrasına dair yatırımcıların şimdiden hareketlendiği biliniyor.
Çanakkale’den itibaren Ege kıyılarındaki yapı yoğunlaşması ve beraberinde getirdiği sorunların da rolü var kuşkusuz. Sezonun kısa olması nedeniyle turizm yatırımcılarının üzerinde durmadığı Saros, yeni çekim merkezlerindendir.
Saros’da kapsamlı düzenlemeler yapılacağını, karavan parkı, çadır alanı ve altyapı çalışmalarının başlatıldığını, sahil bölgesinde düzenin sağlanması için iki yıldır yoğun bir mücadele yürütüldüğünü, şehirlerdeki gecekondulaşma hatasının tarım arazilerinde tekrarlanmaması için kaçak yapılaşmayla, ‘tiny house’larla mücadele edildiğini, sahil bandında ışıklandırmalı yürüyüş yolları yapılacağını, Sezer’in basın açıklamalarından biliyoruz.
Doğrudur, Sezer’in bölgeye gösterdiği hassasiyet dikkat çekiyor, planlı çalışmaların zaman içinde sonuca ulaşacağı yönünde bölge halkının umutlu bir bekleyiş içinde olduğunu görüyoruz.
Ancak, sahil bandında ışıklandırmalı yürüyüş yolları sözünün, Sultaniçe- Gülçavuş sahilinde yerleşik yurttaşların Enez Kaymakamlığı nezdindeki sebatlı girişimlerine rağmen iki yıldır karşılık bulmadığını not edelim.
Yanı sıra, Gülçavuş-Sultaniçe sahilinde karavan/çadır konaklamasının halk sağlığını tehdit eder boyuta ulaştığını da belirtmiş olalım.
2000’li yılların başında ‘Küba Mahallesi’ adıyla bilinen Sultaniçe sahilindeki teneke evler, Vali Fahri Yücel’in girişimiyle kaldırılmıştı. Bugün aynı yerde ‘modern teneke evler’, karavanlar konuşlanmış durumda. Fotoğraflar, denizin ucundaki gayrisıhhi karavan/çadır kampındaki tuvalet/duş imkânını, atık suyun denizle buluşmasını gözler önüne seriyor.
Hiç olmazsa önümüzdeki sezon karavan ve çadır konaklamasına uygun, altyapısı mevcut düzenli bir park alanı kıyı şeridi gözetilerek hizmete sunulursa Sezer’in Saros’a gösterdiği hassasiyet, daha iyi anlaşılacaktır.
Diğer taraftan, nitelikli tesislerin bölgeye kazandırılabilmesi için imar düzenlemelerinin gerekliliğini, bu kapsamda Kültür ve Turizm Bakanlığı ve İl Özel İdaresi işbirliğinde çalışmaların varlığını yaz başı basın yoluyla kamuoyuna duyurmuştu Yunus Sezer.
İmarsız hiçbir yapıya göz yumulmayacağını ve kimseye istisna tanınmayacağını, aksi takdirde birkaç yıl içinde ‘Saros’ diye bir yer kalmayacağını, bölgenin değerini bilip inci gibi süsleyerek evlatlarımıza güzel bir miras bırakmak için çabaladığını da ifade etmişti.
Bu bakış açısı kuşkusuz bölgenin geleceğine dair umut vericidir. Yatırımcılara, turizm şirketlerine bölgenin kendine özgü koylarının, saklı güzelliklerinin sunulmayacağı, doğanın tahrip edilmeyeceği bir planlama için Vali Sezer’in yaklaşımı turnusol kâğıdı niteliğindedir.
Hudut’ta yayınlanan bölgenin bugünü ve geleceğine ilişkin örnek teşkil eden sorgulayıcı iki haberin içeriğinin ise -15 Mayıs-15 Ekim arası Sultaniçe sahilinde inşaat yasağına uyulmaması, bölge halkının rahatsızlığının İl Özel İdaresi yetkililerince dikkate alınmaması, inşaatın durdurulmaması- Vali Sezer’in bölgeye dair hassasiyetlerini ve başarılı icraatlarını zedeleme potansiyeli taşıdığının altını çizelim.
Fahri Yücel ve Enver Hızlan, kendi dönemlerinin koşullarında Edirne’de iz bırakan iki validir.
Yunus Sezer, birçok açıdan farklı bir dönemde Edirne’de görev yapmaktadır. Köşemizin sınırlı çerçevesinde öne çıkardıklarımız, üzerinde değerlendirmede bulunduğumuz hususlar, Sezer’in iki yıllık görev süresi içinde küçük bir kesittir fakat örneklem teşkil ettiği kanaatindeyiz.
Yunus Sezer’in Edirne’de iz bırakan valiler arasında yer alıp alamayacağı, elbette Edirnelilerin takdirindedir.
Artık yaşımıza uygun, ülke yönetimimizin kovuşturmaya gerek bulmayacağı yazılar yazmayı karalaştırmıştık. Bu yazımızın konusu bilgi olsun.
“Kim bilgiyi nasıl tanımlamış?” ı önce Türkçe araştırdık. “Bilgi, somut verilere dayalı enformasyon.” gibi tanımlamalarla karşılaşınca İngilizce devam ettik. Bu defa “Doğrulanmış doğru inanç (JTB: Justified true blief)” gibi çok yerde yinelenen bir tanımla karşılaştık. Bir yerde soyut mantığa uyarlanmış bir bildiri de bulduk: Eğer ve yalnız eğer (1) p doğru, (2) s buna inanıyor, (3) bu inanç doğrulanmışsa s p yi biliyor. Biz soyut mantığa çok çalıştık, bunun JTB nin farklı bir anlatımı olduğunu görüyoruz. Bu soyut anlatıma alışmamış okurlarımız için açıklayalım. Bu anlatımda s kişiyi, p bildiriyi simgeliyor ve şart iki yönlü yani kişi biliyorsa üç koşul var ve üç koşul varsa kişi biliyor.
Tabii bu tür tanımları veya anlatımları benimsemiyoruz. “Sevimli Felsefe 1. Felsefe ne?” kitabımızda bilgiyi basitçe tanımlamış ve buna basit açıklamalar eklemişiz.
“Bilgi, Ne, nasıl, neden sorularının yanıtı.” Bu yanıtlar bize yaşamımızı sürdürmede yardımcı. Örneğin biri, “Mango aldım ama tadını pek beğenmedim.” dediğinde mangonun ne olduğunu bilmiyorsak hemen sorarız, “Mango da ne?” Eğer bir yemeğin tadını çok beğendiysek sorumuz “Bu yemeği nasıl yaparız?” Test sınavları aracılığıyla çocuklarımıza bu soru unutturulduysa da matematikte öğrendiğimiz en önemli soru “Neden?”. Örneğin Bir üçgenin kenar ortayları da, yükseklikleri de, açıortayları da neden birer noktada kesişiyor?” Bu sorunun genel yanıtı Seva teoremi. Seva teoreminin nedeni Menelaus teoremi. Menelaus teoreminin nedeni üçgen benzerliği. Biz daha çok küçük yaşta “Ne?” ve “Neden?” diye sormaya başlıyoruz.
(5N1K yı hatırlayanlar olursa buradaki Kim? , Ne? nin Nerede? Ve Ne zaman? , Nasıl? ın içinde.
Bugün emperyalizm etkisiyle neyin bilgi, neyin değil olduğu belirsizleştirildi. Buna adlar bile kondu. “Toplum mühendisliği, algı yönetimi, beyin yıkama, …” Hep bir bilgi kirliliğinden söz ediliyor ama bunun ne olduğu pek açıklanmıyor. Bilgi kirliliği Türkçeye özgü bir terim değil. İngilizcesi Information pollution. Bilgi kirliliğinin “İlgisiz, gereksiz, düşük değerli tanımlamaları da bilgi kirliliği.” Özellikle emperyalistler ve onların politikacıları sömürdükleri emekçileri cahilleştirmek, çıkarını düşünemez kılmak zorunda. Eğitimin yozlaşması, umutların bilinmeyen öbür dünyaya bağlanması hep bu nedenle. Bunun dışındaki bilgi kirliliği bu iki ana nedenin genele yayılması.
Anadolu halkı Kurtuluş savaşını kazanınca uluslar arası yapının da uygunluğu nedeniyle bağımsızlık kazanmış. Hem kurtuluşun ve bunun sonucu bağımsızlığın önderi Atatürk hem eğitimi düzeltmeye, hem cahilliği ortadan kaldırmaya, hem de umudu gerçek yaşama bağlamaya çalışmış. Devrimleri hep bu amaçla. Atatürk’ün özlemi Halk cumhuriyeti olmuş. Ama çevresinden destek görmemiş. Halk desteğini örgütlenerek yapamamış. (Atatürk’ün özlemini kısım kısım Söylev ve Demeçlerde ve özellikle Hakimeyt-i Milliye yazılarında buluyoruz.)
Sonra ne olmuş? Hepimiz izliyoruz. Atatürk’ün izindeyiz ama bu izi bilmiyoruz.
Derdimizi unutalım ve yine bilgiye dönelim. Bilgiyi, doğru-yanlış, gerekli-gereksiz, somut-soyut, özel-genel diye sınıflandırabilir miyiz? Bu sınıflandırmalar birbirinden bağımsız mı?
(1) Bilgiyi öncelikle yaparak, yaşayarak, gözleyerek ediniyoruz. Böylece edindiğimiz bilgiler özelse yanlış olma olasılığı çok düşük, genelse bir şekilde kanıtlamamız gerekli. Belirli bir kaynaktan edinilen bilgiler ise öncelikle kaynağa bağlı. Doğruluğunu karşı kaynaklarla denetlemeliyiz. Yalan, yanlışın vurgulanarak söylenişi.
(2) Özel bilgi somut. Soyut özel bilgi yalan. Genel bilgi soyut ama uygulaması somut. Bilimlerde bu böyle. Matematikte bazı bilgiler somut uygulamalı, bazıları baştan sona soyut.
(3) Bilginin gereklilik testi üretime katkısı. Parçacık fiziği çok genel ve soyut bilim dalı hatta belli bir belirsizlik de içeriyor ama atom santralleri bu bilgiye dayanıyor.
(4) Bazı genel ve soyut bilgilerin somut dolaylı yararları söz konusu. Örneğin geometri, karmaşık yapısıyla sorgulama, irdeleme, çözümleme ve çıkarım alışkanlığı veriyor.
Sadece iyi yazmak için sıradan yazıyla, iyi çizmek için sadece şekilci çizmekle, iyi meslek sahibi olmak için sadece mesleki bilgileri ezberlemekle yetinmek yeter mi?… Kişisel çıkara dayalı zihniyetle yetinip, yola çıkınca, GELECEĞİ DAHA MEDENİ YAPACAK, ÖZGÜN BİLGİLERİ üretmek nasip olmaz ki!.. CÜMLE CANLILARIN YAŞAMA HAKKINA, katkı sunmak için, ne kadar dolaylı bilgi edinir, bu bilgiler üzerinde ne kadar çok düşünce, bilim ve duygu emeği verilirse, o kadar çok başarılı olunmaz mı?.. Bu süreç aynı zamanda, “Kör, sağır, dilsiz, tatsız, tuzsuz” olmaktan kurtulmak ve “GÖZÜ DE, GÖNLÜ DE AÇIK” gerçek yaşama adım atışın “SIRRI” olamaz mı?..
Daha özgün “SIR” ları keşfetmenin başlangıç noktası, “ÇIKARIM NEREDE?..” diye değil, cümle aleme KARŞILIK BEKLEMEDEN, “YARATAN’DAN ÖTÜRÜ!” FAYDA İÇİN YOLA ÇIKMAKTIR!.. diye düşünüyorum.
Kuran’ı Kerim. Sure 2/ayet 202: İşte onların kazandıkları işten nasipleri vardır. Allah çabuk hesap görür.
“Deh” demesiyle birlikte yanında yürümeye başlayan beygirine ayak uydurmak için hızlanmak zorunda kaldı. Ağzına kadar dolu çöp konteynirinin yanında durduğunda beygiri de yerde kabaran otların arasına sokuverdi başını.
Hakemler Derneği’nde bilgisayarımın karşısına oturmuş elim çenemde düşünür haldeyim. “Ne yazayım?” Salı yazısı için şimdiden bir şeyler yazmam gerek, hafta sonu belki Saros’a uzarım diye düşünür haldeyim.
Bakımlı beyaz beygirinin yanında onu yürür görünce “işte dedim, yazı ayağıma geldi!”
Hızlanarak yanına vardığımda yeni atılmış koltuk takımının metal yaylarını çıkarmaya başlamıştı bile. “Kolay gelsin”ledikten sonra yanımda getirdiğim çayı ikram ettim.
Beygirini göz ucuyla süzüyorum. Bakımlı beyaz semiz bir atı var Ferhat’ın. O anlatıyor, ben dinliyorum:
“12 yaşında beygirim. Tay olarak doğduktan sonra kardeşimden aldım. İki yıl anasını emdikten sonra yavaş yavaş alıştırdım koşmaya. Bugüne kadar hiç kamçı kullanmadım. Daha bir fiske vurmadım beygirime. Evimde en çok ona önem veririz. Arpası, yemi, samanı eksik olmaz. Suyunu yemini zamanında veririm beygirimin.
O benim ekmek teknem. Bütün yaz boyunca bu işi yapıyorum. Hurdacılık deyip geçme. Karımın ve tek oğlumun nafakasını bu işten çıkarıyorum.
Yazın sadece bu işi yapıyorum. Her gün çıkmam. Önce keyfim yerinde olacak, dinlenik olacağım ondan sonra çıkarım işe. Bazen sabah 10, 11; bazen öğleden sonra çıkarım. He işte 300/500 geçiyi elimize bereket versin, geçinip gidiyiz bizde.
Kışın zor bu işler. Pek çıkmam soğuklarda. Genelde fırınlarda çalışırım kış zamanları. Ekmeğimi her zaman çıkarırım, severim çalışmayı.
Neden mi tek kızan? Çok olsa ne olacak sanki. Yeter bi tane. Allah ona ömür versin. Ciğercide çalışıyor oğlum. Seneye askere gidecek. Mesleği kaptı, severek gidiyor işine.
Eskiden her şey çıkardı çöpten, her şey. Şimdi iyice azaldı para yapacak şeyler. Fakirleşiyiz aga, şakası yok bunun. Her yerde fakirlik diz boyu artık. En değerli şey olarak bakır bulmuştum bi keresinde, bayağı para yapmıştı, şanslı günümdü o gün.
İçkiyle aram yok, ağzıma sürmem. Cıgara arada bulursam içerim, onu da ille de aramam yani.
Hurdalar konusunda genelde yardımcı oluyor bizimin insanlarımız. Apartmanların yanından geçerken sesleniyorlar, ‘Bak bakalım, işine yarar bi şeyler varsı alıver’. Seviniyoruz böyle yardımlar olunca. Ama bazıları var ki çöpe atsan değeri yok, bide para istiyorlar benden. (gülüyor)
Beygirim daha genç. Ben de sağlıklıyım şükür, daha uzun yıllar yaparım bu işi. Ama kendimi ve beygirimi fazla zorlamadan. Önce beygirimin sağlığı, üzmem onu da kendimi de. Ölümlü dünya beyaaa, bugün varız yarın yokuz. Bi boğazımızamı bakamaycaz.
Tamam agam, sen de sağlıcakla kal. Küçükpazar’a gelirsen çaylar benden.”
Anlayacağımız, biz Türkler şu Avrupa’ya MEDENİYETE DAİR HER ŞEYİ ÖĞRETTİK, ama bir türlü, MAZLUM, MUHTAÇ ÜLKELERİ KÖLELEŞTİRMEK, KUTSALLARINI TALAN EDİP SÖMÜRMEK YERİNE, TAM TERSİ, ONLARA, GELİŞME YOLLARINI ÖĞRETMEK İÇİN, MADDİ VE MANEVİ YARDIM ETMEYİ ÖĞRETEMEDİK GİTTİ, BE KARDEŞİM!.. TÜRKLERİN ŞANLI TARİHİNDE Kİ, HALKLARINI SÖMÜREN SİMSARLARLA SAVAŞIP, YENİP, MAZLUM HALKLARIN GÖNÜL FETİHLERİNDEN DERS DE ALMIYORLAR!.. TÜRKLER, ÜLKE İSTİLA ETMEZ!.. SÖMÜRÜCÜLERİN İSTİLASINDA Kİ GÖNÜLLERİ, ÖZGÜRLEŞTİRİP, FETHETMEK İÇİN, HİÇ ÇIKAR GÖZETMEDEN, KANINI, CANINI FEDA EDER!.. Tarihte ispatlıdır!.. BAŞKA MİLLETLERİN KÖTÜLÜĞÜNÜ İSTEYEN TEK BİR TÜRK BULAMAZSINIZ!.. BU DÜNYADA, SADECE TÜRKLERE MAHSUS, BİNLERCE YILLIK TARİHTE İSPATLI GENETİK ÖZELLİKTİR, BİLİNE!.. Türkler, sınır ötesi milletleri, can kardeşi bilir, komşusu bilir!.. Binlerce yıllık tarihte ispatlıdır ki, komşusu muhtaçken, tok yatamaz!.. Komşusu dardaysa, maddi, manevi yardımına koşar!.. Bir de, BAZI ÜLKE HALKLARI, ŞEYTANLARININ GAZINA GELİRLER, “Türkler bizi sömürdü!..” diye yalan söylerler!.. “EY TÜRK, HAK ERİ!..” İLKELERİNLE, ATALARINLA VE KENDİNLE NE KADAR GURUR DUYSAN AZDIR!.. Kusurlarımız da oldu, ama kendi kendimize yaptık, başkalarına değil!.. Bu gün nerelere mi geldik?.. Tarihi kıymetini, unutmuş bir nesil geldi çattı ülkede, Maalesef!.. ASIRLAR BOYU YARDIM ETTİKLERİ ÜLKELERE MUHTAÇ, KENDİ ÖZÜNÜN KIYMETİNDEN HABERLERİ OLMAYAN, DIŞA ÖZENEN, KENDİLERİNİ ACİZ GÖREN BİR NESİL, MAALESEF….
Bunlar da geçer, neler neler geçmedi ki!.. Allah, hayırlı, yeni nesiller, yepyeni bir sayfa daha vermeye kâdirdir!.. İNŞALLAH.
Kuran’ı Kerim. Sure 3/Ayet 105: Ey müminler! Kendilerine açık deliller ve ayetler geldikten sonra dinlerini parçalayıp ayrılığa düşen Hıristiyan ve Yahudi’ler gibi olmayın. İşte onlar için çok büyük azap vardır. 3/114: Allah’a ve ahret gününe inanırlar, İyiliği emrederler ve kötülükten vaz geçirirler, hayır işlerinde yarışırlar. İşte bu özellikleri taşıyanlar, Allah katında Salih’lerdendir.