Kategori arşivi: Yazarlar

KONUKLARINIZIN SESİ 379

            Son yazımızda bilgiyi, “Ne? , Nasıl? , Neden?” sorularının yanıtı diye basitçe tanımlamıştık. Bu tanım basit ama “efradını cami, ağyarına mani” yani basit veya karmaşık her bilgi bu tanımın içinde ve bilgi diyemeyeceğimiz her şey bu tanımın dışında. Olumsuz en önemli örnek, inanç. İnançta bu üç sorunun hiçbirini soramayız. Şüpheyle karşıladığımız her söylemde de üç sorumuzun yanıtını bulamayız…

            Son yazımızda bazı basit ve bağımsızlık dönemimizden bazı politik örnekler de vermiş, günümüzde çok etkin ‘bilgi kirliliğin’den söz etmişiz. Ama kanımızca, bilgi kirliliğinin de bu denli etkin olduğu dönemimizde, bilgi ile ilgili irdelemelerimizi çok daha geliştirmeliyiz. Örneğin, “bilgi türlerini, bilgi kaynaklarını, bilgiye ulaşımı, …” tek tek ele almalıyız. Somutluktan ayrılmamak için şöyle bir yöntem izleyeceğiz: Bilgiyi konulara ayıracak, bilgi tür ve kaynaklarını, bilgiye ulaşımı konular içinde ele alacağız. Çıkarımlarımızın kesin olduğunu söylemiyoruz. Biz bilgimizi sunalım, siz aklınıza uyanları benimseyin.

                                   TIPLA İLGİLİ BAZI GENEL BİLGİLER

            Tıpla ilgili yazacaklarımızın kaynakları: Deneyimimiz, uzmanlardan ve yazılı kaynaklardan öğrendiklerimiz, özellikle de (en ünlü tıp kitabı) Harrison’un İç Hastalıkları’nın İlkeleri (Principles of Internal Medicine-T. R. Harrison. 2022. 21st ed. First edition 1950)

            1) Güveneceğiniz bir Aile Hekimi arayın. Onun önereceği aralıklarla ona gidin ve yine onun önereceği tahlilleri yaptırın. Öğütlerine uyun. Rahatsızlandığınızda önce aile hekiminize gidin. Sizi uzman hekime o yönlendirsin.

             (Aile hekiminin işlevini romanlaştırmış A. J. Cronin’in yazdıklarını okumanızı öneririz.)

             2) Tıbbın iki temel prensibi: a) Tıbbın asıl amacı hastalığı önlemek ve hastalık olunca da onu kısa zamanda teşhis etmek ve etkin bir tedaviyi sağlamak. b) Hasta bakımında sağlıkçı ve hasta arasındaki güvenli bir ilişki merkez oluşturur. (Harrison) Bu ilkeleri biz de benimsemeliyiz.

            3) Harrison’un ilk basımlarında, “Pozitif teşhis olmaz”. Yani hekim hastanın rahatsızlığını öğrendikten sonra her olasılığı düşünüp, eleye eleye doğru teşhise ulaşmalı diyordu. Bugün tıp teknolojisindeki gelişmeler hastalığı tanıma, teşhis, tedavi ve önlemeyi değiştirdi. Yine de bizi yarım dinleyip hemen ilaç yazan hekime güvenemeyiz. Unutmayalım ki tıp, tüm çalışmalara, gelişmelere karşın, belirsizlikler içeren bir bilgi alanı. Bu nedenle tabiplerin hata yapma olasılıkları söz konusu. Üstelik ameliyatlar bilgi yanında beceri de gerektiriyor. Bu nedenle hekim seçiminde titiz davranmalı. Sonuç alamadığımızda hekim değiştirmeliyiz.

            4) Sağlığımızla ilgili danışmanlarımız öncelikle aile hekimimiz ve onun yönlendirdiği uzmanlar olmalı. İnternetten yararlanarak teşhislerde bulunmaktan kaçınmalıyız. Analiz yeteneğimize güveniyorsak hekim teşhislerini denetlemede internetten yararlanabiliriz ama bu tür bulgularımızı yine de aile hekimimizle tartışmalıyız.

             Tıbbi bitkilerle ilgili çok sayıda kitap var. Ama ıhlamur, adaçayı, nane, maydanoz gibi zararsızlığı denenmişler dışındaki tıbbi bitkileri aile hekimimize danışmadan kullanmamalıyız. Bir hekimle uyuşmazlık durumunda tek yolumuz hekim değiştirmek olmalı.

            5) Harrison, “Klinik farmakolojinin (yani tedavide ilaç kullanımının) ilkelerini, iki önemli amaç: a) İnsana verildiğinde ilaç etkisinin nasıl bir değişiklik sağlandığının betimlenmesi. b) Eldeki ilaçlarla tedaviyi daha başarılı kılmak amacıyla bu değişikliğe neden olan mekanizmanın belirlenmesi diye açıklıyor. Harrison hekimler için yazmış. Bizim buradan çıkarımımız, ilaç kullanımında çok titiz davranmamız gerektiği, bize bir hekimce ilaç yazıldığında aile hekimimize ve varsa güvendiğimiz başka hekimlere de danışmamız gerektiği.

               Ülkemizde ilaç kullanımında daha önemli bir sorun söz konusu. Eczanelerde bile satılabilen sahte ilaçlar. Bu, ilaç kullanımında titizlik gereksinimini bir kat daha arttırıyor.

              6) Sağlığa aykırı birçok madde içeren bir ortamda, ayrıca beslenme yoluyla birçok zararlı madde alıyorsak sağlığımızı nasıl koruruz? Öncelikle vücudumuzu saran derimiz ve organlarımızı saran tabaklar bizi koruyor. Ayrıca olumsuz dış etkenlerle savaşan bir direnç sistemimiz (immune system) var. Bunu denetleyen salgılar (hormonal system). Onu denetleyen de merkezi beyin olan sinir sistemimiz (nervous system). Hücrelerimizin üreme ve yönetim merkezi DNA nın yapısını belirleyerek Nobel ödülü alanlardan biri olan Crick çok daha ileri şeyler söylüyor: “Siz; neşeleriniz, üzüntüleriniz, anılarınız ihtiraslarınız, benlik ve özgür irade duygularınız ile aslında çok sayıda sinir hücresinden (nörondan) ve bunlarla ilişkili moleküllerin bir arada davranışından ibaretsiniz.

            Tüm bu yarı bilimsel anlatımın özeti ise, “Sinirliyseniz, mutsuzsanız sağlıklı kalamazsınız.”

          (DNA’nın bulunuşunu anlatan J. Watson’un ‘İkili Sarmalı’nı ve F. Crick’in ‘Şaşırtan Varsayımı’nı okumanızı öneririz.)

                                                                                                                                     Sağlıcakla,       

ATEŞE POSTALAMA

Akıl, mantık işletmeyi zahmet sayanları; yani beyin kalpazanlarını, ŞEYTAN, ATEŞE POSTALAMAYI ÇOK SEVER!..
Hani, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!..” diyenleri siz de çok duymuşsunuzdur. Bu söz, MAZLUMU EZEN ZALİME KARŞI, ZALİMİN YANINDA OLMAYI İFADE EDER!..
Net ve apaçık, anlamı budur!..
Ama bilmezler, bu söz ve tavrın hak edişi, eninde sonunda o zalimin, zalimliğini seyredeni de mahvedeceğini!..
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!..” sözünde, yılan, şeytani bir amaçla kullanılmıştır!..
Aslında bu sözün gerçeği, “BANA DOKUNMAYAN KAHPE BİN YIL YAŞASIN!..” demektir.
Şeytani amelinize yılanı karıştırmayın. Yılan sessiz, masum, canla başla yapar doğada ki kutsal vazifesini, “Yaratan’dan Ötürü” bilesiniz!.. Onu ezip, öldürebilirsiniz, ama asıl kendinizi ezip, öldürdünüz, bilin. O masumun sadece fiziğini ezdiniz, ama ruhunu ezemezsiniz, işte asıl can o ruh, giriş kapısında sizi hakkını almak için bekliyor olacak!..
Şimdi bu söze gülebilirsiniz, o zaman anlayacaksınız, mazluma, yılana değil de, kendinize ettiğinizi!..

Yılan masumunu, “Canavar” diye karıştırmayın işin içine, öyle hainlerle bir benzerliği asla olmaz o masumların!..

Kuran’ı Kerim. Sure 8/Ayet 22, 23:
Zira Allah katında yeryüzünde yürüyen canlıların en şerlisi, sağır ve dilsizlerdir ki, hakkı akıl etmezler. Allah onlarda bir iyilik olduğunu bilseydi, elbette onlara işittirirdi. Onlar işittirseydi de yine yüz çevirip dönerlerdi.

SALONDAN YEŞİL SAHALARA

3. Lig’de mücadele eden Edirnespor’un bilinmeyen bir geleceğe doğru yolculuğu sürerken, kendisine gönül verenleri üzmeye devam ediyor.

3 milyonluk borç nedeniyle açılamayan transfer tahtası, imza atmayı bekleyen bir düzine profesyonel futbolcunun beklemesine neden oluyor. Sorun çözülmezse geçen sezon gibi çekip gidecekler. Ufukta umutlar azalıyor Edirnespor için daha sezon başında.

Geçtiğimiz sezon değeri bilinmeyen U 19 Futbol Takımı ile yola devam edilebilseydi şu anda Edirnespor kadrosunun bel kemiğini oluşturan Edirne’nin gençleri ile yola devam ediliyor olacaktı.

**

Basketbolda Edirne DSİ elindeki kıt imkanları kullanarak yine harika bir kadro oluşturmayı başarmış durumda. Yerli oyuncular umut veren gençler. Bu yıl iki yabancı oyuncu ile mücadele edecek DSİ. Eğer yabancı oyuncular da beklentileri karşılarsa Edirne DSİ bu yılda basketbola doyuracak Mimar Sinan’da izlemeye gelen basketbol severleri. DSİ aynı yönetim, aynı teknik kadro ile devam ediyor. Mütevazi bütçeyle harikalar yaratarak yollarına devam ediyorlar. İstikrarlı gidiş, akıllı yönetim ve basketbolu bilen, seven teknik yönetim. Edirneli basketbol severler gidişattan memnun ve sezonun ilk maçı için gün sayıyorlar.

**

Edirnespor Kadın Voleybol Takımı da aldığımız duyumlara göre sessiz sedasız mütevazi bir bütçe ile yine harika bir takım olma yolunda.

Nedim Mercan yönetiminde yine aynı teknik kadro ile devam ediyor voleybol takımımız yola. Onlar da gayet makul transferler ve voleybolu bilen seven ama değişmeyen teknik kadrolarıyla yollarına devam edecekler gibi gözüküyor. Yolları açık olsun, Edirneli voleybol severler basketbollu günlerin yanında voleybola da doyacak gibi bu sezon da.

**

Hentbolda ne yazık ki bu yıl kocaman Yeni Salon boş kalıyor. Geçen sezon başarılı bir şekilde Bölgesel Hentbol Ligi’nden 2. Lig’e yükselen Edirne Kültür Sanat ve Doğa Spor Kulübü sezon sonunda gittiği final gruplarında 2. olarak Kadınlar Hentbol 1. Ligi’ne çıkmayı başarmasına karşın ekonomik nedenler yüzünden liglere devam etmeme kararı aldı.

Başkan yardımcısı Özkan Karsu geçtiğimiz günlerde liglere katılamama gerekçesini açıklarken bir türlü destek bulamadıklarını, verilen sözlerin yerine gelmemesi nedeniyle ekonomik olarak büyük sıkıntılar yaşadıklarını ve bu yüzden de liglere katılmama kararı aldıklarını belirtmişti.

**

Mimar Sinan’da bu yıl basketbol ve voleybolda şenlik yaşayacak Edirneli salon sporlarına gönül verenler.

Kıyık’ta yeni statta Edirnespor’u bu pazar izlemeye gelecek olan taraftarları ise belirsizlik.

TEMİZLEYİP GÖRÜN

En önemli kitap okunmuyor, okunsa bile Türkçesi değil de, Arapçası anlamadan okunuyor veya duvara asılıp, evi koruduğuna inanılıyor, ASIRLAR BOYU BUNU FARK EDEN DE ÇIKAMAMIŞ ORTAYA, ATAMIZDAN BAŞKA!..
Oysa, bilmediğin yabancı dilden anlamadan okumak, akıl yoksunluğu, hatta haram, hele hele duvara asıp, koruyacağına inanmak ise, ŞİRKTİR!..
Kitap korumaz, tek koruyan Allah’tır çünkü!.. O biricik kitap Türkçe okunursa, bunları öğreniyoruz, işte!..
Diğer taraftan, HÖT-HÖT kültürü ile, saldırma, aşağılama, tartaklama, küfür azarlama, dövme ve tehditlerle, GÜYA ÇOCUK TERBİYE ETMEK, NE DEMEK?..
Koskoca bir milletin halkı, böylesine apaçık şeytanın gazına karşı kolayca, hem de asırlar boyu UYMASI, ne korkunç bir HARAM değil mi?!..
Bu asla Türk kültünün huyu değil, Bizans’ın huylarındandır!..
Bulaştı çoğaldı mı yoksa?..
Bunları FARK EDİP çözersek, DÜNYANIN, ÖZLENEN EN MEDENİ ÜLKESİNİ inşa etmek, BİZ TÜRKLERE NASİP OLMASI MÜMKÜN GÖRÜNÜYOR!..

Deneyin, görün!..

Kuran’ı Kerim. Sure 9/Ayet 23:
Ey iman edenler! Babalarınızı ve biraderlerinizi, küfrü imandan üstün tutarlarsa yar edinmeyin. İçinizden her kim onları yâr edinirse dostlukları yanlışta olmakla, kendilerine zulmetmiş olurlar.

SOSYAL BELEDİYECİLİK

Edirne Belediyesi, geçtiğimiz hafta toplanan Belediye Meclisi’nde alınan karar doğrultusunda sosyal belediyecilik anlayışını güçlendirecek önemli bir adımı hayata geçiriyor.

Evde Bakım Hizmeti…

**

Yaşlı bir insanın evini düşünün…

Perdeler kapalı, duvar saati tıkır tıkır işliyor ama günler birbirine benziyor.

Çocuklar şehir dışında…

Komşular da artık eskisi kadar uğrayamıyor.

**

Bir gün kapı çalıyor.

Gelenler alıştığı postacı ya da faturacı değil; belediyeden bir ekip.

Ellerinde temizlik malzemeleri, yanında bir berber, güler yüzleriyle içeri giriyorlar.

Bir şehrin uygarlık seviyesi, en kırılgan insanına nasıl davrandığıyla ölçülür.

Yaşlısına, engellisine, kronik hastasına el uzatabilen bir belediye, yalnızca yol ve kaldırım yapmaz; aynı zamanda insana dokunur, hayatı kolaylaştırır.

İşte “Evde Bakım Hizmeti”nin anlamı tam da bu:

Bir kapı ziline dokunan umut.

**

Artık Edirne’de, evden çıkamayan yaşlılar için kapıyı çalan yalnızca sessizlik olmayacak.

Belediye’nin oluşturduğu ekipler, ihtiyaç sahiplerinin evine gidip hem temizlik hem de kişisel bakım hizmeti verecek.

Kuaför ve berberler, insanı hayata bağlayan o küçük ama çok değerli dokunuşları sağlayacak.

Üstelik yalnızca hijyen ve bakım değil, hastaneye ulaşmakta güçlük çekenler için hasta nakil desteği de sunulacak.

Belediye Başkanı Filiz Gencan’ın ifadesiyle:

“Kapınızı çalan destek, yüreğinize dokunan hizmet”.

**

Bu adımın önemi büyük.

Çünkü toplum giderek yaşlanıyor…

Aile yapısı değişiyor…

Yalnız yaşayan yaşlıların sayısı artıyor.

Bu nedenle, sosyal belediyecilik yalnızca bir tercih değil, neredeyse bir zorunluluk.

**

Dünyada ve Türkiye’de bunun başarılı örnekleri var.

İzmir’de “Süt Kuzusu” projesi, çocukların sağlığına dokunuyor.

Eskişehir’de yaşlılar için kurulan dinlenme ve hobi evleri, sosyal hayatı canlı tutuyor.

Almanya’da belediyeler, evden çıkamayan yaşlılara mobil bakım ekipleri gönderiyor.

Hollanda’da “komşuluk gönüllüleri” sayesinde yalnızlar, kapısını çalan bir tebessümle hayata bağlanıyor.

**

Edirne’nin bu adımı çok kıymetli.

Ama burada bitmesin…

Belki yarın gönüllü gençler kitap okumak için yaşlıların evine uğrar.

Belki bir müzik öğrencisi kemanıyla kısa bir konser verir.

Belki yalnızlık, yerini dostluğa bırakır.

Yalnızlık duygusunu azaltacak küçük temaslar, bazen ilaçtan daha etkilidir.

**

Çünkü şehirler sadece yollarıyla değil; en unutulmuş insanını hatırlayışıyla da büyür.

Edirne Belediyesi’nin kapıları çalacak bu projesi, kalpleri de çalacak gibi…

BATAĞA RAĞBET

Haklarını yemeyelim, bu gün, “Medeni” dediğimiz ülkelerde, kendi halkı için olduğu kadar, cümlenin hakları ve adaleti için çalışanlar da çok!..
Dünyanın doğasını ve hayvanlarını korumak için, birçokları örgütlenip, maddi manevi fedakârlıklarla çalışıyorlar.
Allah onlardan razı olsun. Ama yine de, negatiflerin peşinden gidenler çok olunca, iktidarlar, yine köleci, kirletici, sömürgecilik yolundan vazgeçmiyorlar!..
Halâ o orta çağ HAÇLI ZİHNİYETİ devam ediyor maalesef!..
Politik amaçları:
“Bilimde, ekonomide, silah gücünde çok güçlü olup, dünyanın diğer ülkelerinin özgürlüğünü gasp edelim, kutsallarını tahrif edelim, köleleştirip, sömürelim!..” üzerine kuruludur.
Dünyada hep birlikte, farklı, ama pozitif kültürel renk çeşitliğini ürete ürete, paylaşa, paylaşa, yardımlaşa, yardımlaşa, saygıyla, sevgiyle HUZUR BÜTÜNLÜĞÜ İÇİNDE YAŞAMAK VARKEN, KAN GÖZYAŞI, SAVAŞLARA SEBEP OLMAK NEDEN?..
İnsanlığı mahvetmek için uğraşan, şeytanın uşağı olmak NEDEN?..
İnsan evlâdı olmak varken, ŞEYTAN OLMAYI TERCİH ETMEK NEDEN?..
“Geri kalmış” denilen ülkelerde ise, kölecilere kananların çokluğunda, bataklığı kurutmak yerine, batağın üstündeki saadet de olma arzularında, cümlenin hak ve adaletine saygı, sevgi ve koruma konusunda, pek yazan, çizen, okuyan, çalışan, ÇOK AZ, maalesef!..

Varsa yoksa, “Bana ne” cilik, particilik, dert edebiyatı, bir de araba keyfi sevdası!..

Kuran’ı Kerim. Sure 7/ayet 165:
Artık o avcılar, edilen nasihatleri unutunca, biz de kötülükten alıkoyanları kurtardık. Zulmedenleri ise, çıkardıkları fesatlar yüzünden şiddetli bir azaba yakaladık.

KUYUSUNU KAZIYOR

Bir başladı durmak nedir bilmiyor. Nedir o, İsrail’in Gazze katliamı iki yıla yaklaştı 60 bin insan öldü, açlıktan ölenlerin sayısı 500’ü bulur. Buna savaş denemez. Silahsız insanları öldürmek savaş değildir. Savaş her iki tarafın çatışması ile olur. Bu hal, silahsız insanları öldürmek katliamdır. Bunu yapan kim İsrail’dir. İsrail, bu katliamı yapmakla ne yapıyor, kendi kuyusunu kendi kazıyor . . .
Bu hal daha ne kadar devam eder? Amerika silah gönderdiği, iki bin kusur yıldan beri devlet olamamış Yahudiler’de devlet olma hırsı devam ettikçe katliamlar devam edecektir. Binyamin Netanyahu’nun Büyük İsrail hayali devam ettikçe bu katliamlar devam edecek. Netanyahu’nun hayali Ortadoğu bölgesini ele geçirmek, dünyanın güçlü Yahudi Devletini kurmak. Hatta dünyaya hükmetmek. Olur mu böyle şey? Adolf Hitler bu kafada değilmiydi; ama sonu ne oldu?
Bir türkü vardır, ‘bu güzellik sanada kalmaz, bak anana gör halini’
Netanyahu biraz tarih bilse bu yanlışları yapmaz. Daha önceki diktatörler Hitler, Mussolini, Stalin, Saddam nasıl tarih sahnesinden ayrılıp gitmişlerse, sıra Netanyahu’ya da gelecek. Lanetlenerek kaybolup gidecek, arkasından küfürler yiyerek. Bu tutumları ile kendi kuyusunu kendi kazıyor budala.
Tarih bir derstir anlayana , öğrenene, bilene, eğer ders alamamışsan bu dünyada boşuna oyalanmışsın demektir. Netanyahu’nun niyeti Gazze’yi kendi topraklarına katmaktır. Bu bombalamalar, bu katliamlar onun için yapılıyor. Çünkü İsrail’in nüfusu giderek artıyor, bugünkü toprak sahası ona dar geliyor, genişlemesi lazım. Sonra İsrail’in su sorunu var, bu katliamlar onun için yapılıyor.
Asırlar önce Yahudiler devletsiz kalınca Firavunlar zamanında Mısır onlara kucak açıp, onları korumuş, barındırmış. Fakat nüfusları arttıkça güçlenmeye başlamışlar, güçlendikçede şımarıyorlar, zararlı oluyorlardı. Hal çaresi olarak Firavunlar Yahudileri Mısır’dan orduyu kullanarak kovdu. Önde Yahudi toplumu, onların arkalarında Firavunun ordusu onları sürerken gele gele Kızıldenize geldiler, karşı tarafa geçemiyorlardı. Kenan bölgesine, bugünkü Filistin topraklarına, çünkü önlerınde Kızıldeniz vardı. Bir mucize oldu, deniz ikiye ayrıldı, toprak oluştu, sürülen toplum karşı tarafa geçti ve kurtuldular. Ve deniz tekrar birleşti. O denizin içinde Firavunun askerleri boğulup gitti. Bu karşı taraf bugünkü FİLİSTİN topraklarıdır. O günden sonra Yahudiler dünyanın her tarafına dağılıp gittiler. Devlet olamadan 1948’e kadar millet olarak yaşadılar.
İsrail bu katliamlarla yıkıp öldürmekle dünyanın nefretini üzerinde topluyor. Bir gün bu devletler bir araya gelip İsrail’e savaş açıp, yüklenirlerse kendini kurtarmak için Filistin topraklarına kaçarlarsa acaba Kızıldeniz tekrar açılıp Yahudiler’e yol verecek mi — Med çezir — olayı? Tekrar deniz açılacak mı? Hitler de büyük hayellerin peşinde idi, sonu ne oldu. Bugün Ortadoğu’da, dünyada bu kadar huzursuzluklara sebep olan ne, hep Ortadoğu’daki petrol varlığı. Amaç petrolün kontrolünü ele geçirmek, petrolu ele geçiren dünyayı ele geçirir.
Amerika’da artık petrol kalmamıştır, petrol tükenmiştir. İsrail savaşının arkasında petrol politikası yatar. Bugünün dünyasında her araç petrolle çalışır, her şey petrole bağlıdır. Netanyahu barbarca, açımasızca tutumları ile dünyanın nefretini üzerine çekmektedir. Bu tutumu ile KUYUSUNU KAZIYOR…

GELDİ DE GEÇMİYOR MU?..

Vatanın, milletin, eğitimini bozulmaktan koruyup, geliştirmek;
Hakkını, hukukunu, kutsallarını, hayvanlarını, bitkilerini, tohumlarını, ormanlarını, doğa ve tabiat varlıklarını, zulümden, katliamdan, kirlenmekten, bozulmaktan korumak;
Saygı ve sevginin, cümle hayata hakim olmasını sağlamak; bilimde ilerlerken, kâr için doğa ve tabiata zara vermekten vazgeçip, cümleye fayda için vicdan ve bilim de ilerlemek;
Dünyada ki düşmanlıkları, SÖMÜRÜLERİ kardeşliğe, dayanışmaya çevirmek için, OTURUP DURACAĞIMIZ YERDE, DÜNYACA, DOĞAYLA UYUMLU BİR YAŞAM TARZIYLA GELİŞMEK İÇİN, TOPLUCA, ÖNCE İNANÇLA, YARATAN’IN DESTEĞİNİ DİLEYEREK, EĞİTİMLE, BİLİMLE, SANATLA, SİYASETLE MEDENİYETİ ÜRETMEK VE YAYMAK GERKEMEZ Mİ?..
BAŞTACI KUTSAL KİTABIMIZI OKUYARAK, YARATANI’IMIZIN NURLU ÖĞRETİLERİNİ DÜŞÜNÜP, YORUMLAYARAK, DOĞAYA UYUMLU, SADAKATLE, DOSTÇA, ADALETLE, SEVGİYLE, BİLİM VE SANATLA ŞÜKÜR DE MÜTEVAZİ YAŞAMAK İÇİN, YERYÜZÜNÜN ŞEYTAN UŞAKLARININ HİPNOZLARINA KARŞI, HALKLARI UYARMAK, GELDİ DE GEÇMİYOR MU?..

Bu konularda, gerilikten kurtulup, gelişmek için, kendini adayarak çok çalışmak, toplum çoğunluğunun sorumluluğunda değil mi?..

Kuran’ı Kerim. Sure 9/Ayet 85:
Onları malları, çocukları hoşuna gitmesin. Allah ancak dünyada onlara bununla azap etmeyi, kâfir oldukları halde canlarının çıkmasını istiyor.
9/76: Ne zaman ki Allah kereminden istediklerini verdi, cimrilik edip yüz çevirdiler. Zaten yan çizip duruyorlardı.

UNUTMAK MI?…

En korkunç hatalardan birisi de, “UNUTMAK.”
Neden “Korkunç” dedim?..
Korkunç hataların, korkunç cezaları, AKILLANMAYINCA, TEKRAR TEKRAR olur!..
Örnek:
Eğitim, köleci, sömürgecilerin köstebeklerine BOZDURULURSA, zaman o ülkenin her alanda gerilemelerin korkunç akıbetine doğru işlemeye başlar!..
Milyonlarca genç neslin heba olmasından başka, soyları da, mahvolur!..
DÜNYADA BİRÇOK ÜLKE NESİLLERİ, ASIRLAR BOYUNCA BU ŞEYTANİ TUZAĞIN BATAĞINDA GÖZ ÖNÜNDEDİR, MAALESEF!..
“HATA NEDENLERİ ve de çekilen CEZA UNUTULURSA, AYNI KORKUNÇ HATALAR YAPILIR, YİNE KORKUNÇ CEZA HAK EDİLİR!..”
Başka bir örnek: Minicik, gözle bile görülemeyen bir canlı, tüm dünya insanlığını pençesi içine alıp, ezdikçe ezdi, tam iki buçuk sene, dünya insanlığını evlerine kilitledi, herkes maskelerle soludu, ne eğitim kaldı, ne de görüşüp, tokalaşmak!..
Aynı evin içinde, anneler çocuklarına yaklaşamadılar!..
Yaklaşanlar da, birbirlerinin ya hastalanmasına ya da ölmesine sebep oldu!..
Şimdiler de o kibirli, “Dünyanın sahibi benim, istediğimi yaparım, kırarım, dökerim, yerim, içerim, patlatırım, sömürürüm, var mı bana yan bakan!..” diye kibirlenip, gerdan kıranları, “ZAVALLI BİR HİÇ EDEN” o minicik canlının elinden, AZAT OLMUŞ gibiyiz!..
O GÜNLERİ NE DE ÇABUK UNUTUYOR İNSANOĞLU!..
Her bir dünya ülkesinde, 2-2,5 yıl boyunca, her gün her gün, istisnasız her ülkede, binlerce insanın hastalanıp, ölmesinden bahsediyorum!..
HİÇ UNUTULUR MU?.. SEBEPLERİ SÖYLENİP, YAZILMAZ MI? YANLIŞLAR BULUNUP, VAZ GEÇİLMEZ Mİ?
Hatalardan dönme denilen çabalar yok, ama unutmayı marifet sayıyorlar!..
UNUTUP DA, doğa ve tabiat varlıklarına zalimliği devam ettirirseniz, siz bilirsiniz!..
Sonra bir başka ceza gününde, salya sümük ağlamak neye yarar!..

SİZ BİLİRSİNİZ!..

Kuran’ı Kerim. Sure 29/Ayet 34:
“Biz bu kasaba ahalisine, bile bile günah işlemelerinden dolayı gökten azap indireceğiz.”

EĞİTİM; YENİDEN UMUT

Bugünkü eğitim idarecilerinden bir olumlu durum beklemiyorum ama yine de eğitim öğretim yılının başladığı bugünlerde yeniden umutlanıyorum. Geçen hafta eğitimin amacının önemine vurgu yapmaya çalıştım. ‘Eğitim özgürleştirmiyor ise aptallaştırır’ diyerek bitirdim. Bu günkü iktidarın eğitime bakış açısı özgürleştirici değil aptallaştırıcı. İktidarın bakış açısını değiştirecek olan da eğitimciler, öğrenciler ve özellikle velilerdir.

Belki de en büyük yanılgımız;geçmişten gelen ve olması gereken eğitimi kamu hizmeti olarak görmemizdir. Yüzyılların verdiği alışkanlık ile ‘devlet doğru yapar’ şeklindeki düşüncemiz bizi pasif yurttaş yapıyor.Bunu aşmamız gerekiyor. Bu halimizle kişisel çözümler arayarak devlet okullarındaki yanlışları düzeltme mücadelesi yerine özel okulları tercih ederek geçici ve kişisel olarak çözüm buluyoruz. Yasalara göre eğitimin kamusal bir hizmet olduğu gerçeğini unutan bizler böylece iktidarın eğitimi ticari hale getirmesine yardım ediyoruz.

Ayrıca iktidar tarafından yoksullaştırılan bizler çocuğumuza diploma almak ve tez zamanda bir işe yerleştirmek derdindeyiz. Canhıraş yaşam zorluğu çektiğimizden dolayı da onları evde besleyemiyoruz. Oysa her çocuğun et, süt, yumurta, meyve gibi önemli gıdaları alması gelecekte sağlıklı bireyler olmasını sağlar. Bunu merkezi iktidar ‘bilerek ve isteyerek sağlamıyor’ ise yerel yönetimler sağlamalıdır.

Bir şeyi daha bilelim ki; şeriat iltisaklı ve siyasi iktidardan nemalanan sözde sivil kurumlar birçok yoksul aile çocuğuna bunu sağlıyor. Ama karşılığında da kendisine bağlayabiliyor ki fetö örgütlenmesi bunun kanıtıdır.

Okulların sorunlarının çözülmemesi bir tercihtir. Düşünsenize kentimizde en fazla nüfusa sahip mahallelerde yeterli okul sağlanamadı.Bugün bile kentimizde dahi ikili öğretim yapan okullarımız var. Öte yanda okullarımızda fen dolabı, harita, laboratuvar gibi görseller her yıl azalıyor veya kullanılması teşvik edilmiyor.Ama teknolojik araçlar her zaman yenilenerek okulların teknoloji mezarlığı olması sağlanıyor. Ki eğitime harcanan bütçede bunlar yatırım adı altında ihalelerle hep aynı kaynaklara para aktarma aracı ve amacı olabiliyor.

Neoliberal ekonomik düzende eğitime de sağlık gibi ticari işletme mantığı ile bakılır. Okulun temizliği, güvenliği, bazen ısınma ve elektriği, suyu bile kamu tarafından sağlanmadığından bunların okul idaresi tarafından yapılması zorunlu hale gelir. Okul idaresi de bir şekilde; bazen kayıt (bağış) parası, bazen ayni yarım, bazen de okul kantin işletmesi yoluyla bunu sağlamak zorundadır. Ki bugünkü hiçbir okul idarecisi de ‘bu benim görevim değildir, beni okuldaki eğitim ilgilendirir’ diyecek yetkinlikte olmaz. Çünkü o makama liyakat ile değil siyasi tercih ile gelmiştir. Bu nedenle bugün okul idareleri okulun -pardon işletmenin- ceo’su olarak görür kendini!

Farkında mıyız? Her yıl zenginleşiyoruz. Ama bu zenginlik bize yansımıyor, nüfusun %10’unda toplanıyor.Okulların açıldığı bu günlerde kaç milyon çocuğumuzun hevesi kırılacak? Ekranlardan sunulan markalara ulaşma hayali olan çocuklara aileler haklı olarak ucuz ve nitelikli araç gereç arayacak. Doğru olan; markalara esir olmamak. Ama ekran dedik ya, esir ediyor küçük yürekleri. Bu arada okul araç gereçlerinin niteliği ve sağlıklı olması önemlidir. Ama biz doğal olarak fiyatına ve öğrencimizin isteğine bakıyoruz. Bu kez de araç gerecin sağlıklı olup olmadığını denetlemek devlet kurumlarının görevidir; sağlıksız olanın piyasaya sürülmemesi gerekir. Ama…

Son söz; eğitim uluslararası ve ulusal hukuk mevzuatlarında parasız ve kamusal hizmettir. Ana hedefimiz;eğitimin devlet tarafından ücretsiz, kamusal hizmet olarak ve çağdaş normlarda verilmesidir. Bunu siyasi iktidar yapmıyor ise biz yurttaşlar örgütlü olarak talep etmeliyiz.Yarınlar bugünkü çocukların olacaktır. Onlar eğitim ile özgürleşmiyor ise geleceğimiz de köleliğe boyun eğmek olacaktır. Ben yine de her yıl özgürleşme umudumu yineliyorum.