Aman, inancımızı ve bilimi öğrenmekte daima gelişelim ve şeytanların kandırmalarına kanmayalım ne olur!.. Müslüman mı görmek istiyorsunuz, Beş farzın faydalarını zahmet görmeyen, İNANÇLI BİLİMDE en ileri olmak için kendini feda edenler; köleci, sömürgecilerin oyunlarına gelmeyen, en kaliteli olanı üreten, Yaradan’ın eseri can, yürek, sahibi sokak kedi ve köpeklerine bir kap mama, su veren, evin de evlat gibi bakanlar; Muhtaçların maddi, manevi yardımına hazır; işlerinde, ışıltılı gözlerinde, sözlerinde, pozitiflikler var ya.. Şeytanın daima devrede olduğunu hiç unutmadan, daima kuşkulu, yalan uydurmalara karşı çok dikkatli olmamız lâzım. İşte tam burada, inançta, bilimde, sanatta EĞİTİM, EĞİTİM, EĞİTİM ile donanımlı, akıl ve uyanıklık devrede olanlar!.. Besmele ile, pozitifi, nasip eden, tek koruyucu Allah’a sığınıp, şeytanlardan korunma dileyenler, işte onlar değil midir, gerçek Müslüman?.. Yaratan’a besmele ve dua ile sığınıp, çok çalışmak, hakkı bize bahşedilmiş sonsuz bir güçtür. Biz insanlara verildiği bildirilmiş, İlâhi metafizik nimettir. Sonsuz gücün koruma ve gözetiminden kim yüz çevirir?.. Anlayalım artık, insanlığın çoğunun, kendi uydurdukları ispatsız, kitapsız bir yalanla, kendilerini nelerden mahrum ettiklerini; dünyada yalnızlığı seçip, verilecek ne muhteşem nimetlerden, kendilerini mahrum bıraktıklarını!.. Yaratan’ımızın sonsuz sevgi ve rahmetinden mahrum kalmak, AKIL İŞİ Mİ?..
Yaratan’ımızı yok sayıp, BEYNİMİZİ ŞEYTANA KAPTIRMAK, AKIL İŞİ Mİ?..
Kuran’ı Kerim. Sure: 13/ayet 21: Onlar ki, Allah’ın gözetilmesini emrettiği hakları gözetirler, Rablerine saygı beslerler ve kötü hesaptan korkarlar.
Bülent Ayan ağabeyimiz geçtiğimiz haftalarda Edirne’de yaşlıların durumunu ve Edirne Belediyesi’nin yaşlılar için evde bakım hizmeti verdiğini yazdı.
Olumlu gelişme ama yeterli mi?
65 yaş üzeri insanlar yaşlı olarak kabul ediliyor. Bu oran ülkemizde yüzde 10.6, Edirne’de bu oran yüzde 17’nin üzerinde. Yani Edirne’de yaşayan her 5 kişiden birisi yaşlı.
Edirne Huzur Evi’nde 200 civarı yaşlı insan bakım hizmeti alıyor. Yeni huzur evi inşaatı Eski Toki’de devam ediyor, orası da olsa olsa 300/500 kişiye hizmet verecek, ya geriye kalan 30 binin üzerindeki yaşlıyı nasıl bir gelecek bekliyor?
Burada devreye özel huzur evleri ve yaşlı bakım evleri giriyor. Onların da ekonomik maliyetleri dudak uçurtan cinsinden. Yani emekli maaşçığıyla özelde barınmasının mümkünü yok. Kaldı mı yaşlılar kızanların ellerine. Kızanların da işleri güçleri başlarından aşkın. Kendi kızanlarınla mı ilgilensinler, yoksa yaşlı ana babalarıyla mı?
İşte burada gelişmiş ülkelerde devlet devreye giriyor. Ülkenin her yerinde yaşlı bakım evleriyle donatarak, evde bakım hizmeti vererek milyonlarca yaşlısının yanında olmaya devam ediyor.
Ülkemizde durum vahim yaşlılar için. Sadece 65 yaş üzerine ulaşımı ücretsiz yaparak işini yaptığını düşünüyor devletimiz, o da gariban toplu taşıma hizmeti veren esnaflara oluyor olan. Edirne’de eski adı, Etus şimdiki Serhat Birlik isyanlarda bu ücretsiz taşıma düzeni yüzünden.
Yaşlılığın en zor yönlerinden birisi de evlerinde tek başına yaşamak. Ömürlerinin son dönemlerinde eşleri yalnız kaldığı için tek başına kalan insanların ortak düşüncesi; “duvarlar üstümüze geliyor”
Ya hastalıklar başladığında. Apartmanlarda yüz küsur metrekare dairelerinde yalnız başına yaşayan insanlar bir de hasta olduklarında onları bekleyen en büyük sıkıntı bazılarında asansör olmamaları, olanlarınsa merdivenleri.
Asansörlü evde yaşıyorsunuz ama asansöre ulaşmak için (benim evimde olduğu gibi) 20 merdiveni aşmak zorundasınız.
Yaşlanmak doğanın bir gerçeği. Tüm yaşayanlar bir gün yaşlanacak ve yaşlılığın sıkıntılarını yaşayacaklar.
Edirne için düşünecek olursak o yüz küsur metrekare kaloriferli dairelerimizde esir olacağız. Kapılarımızın önündeki o merdivenler bizim prangamız olacak.
İnsanoğlunun topluca seferberliğe çıkmaları gerektiği yerler nelerdir?.. dersek…
Eğitimi bozulmaktan kurtarmak ve de en öncelikle, İNANÇLI BİLİMLE, en yüksek destek ve akılla, nesillerin eğitim gereklerini yerine getirme seferberliği!.. *Montajcılık taklitçiliğinden kurtulmak, özgün, faydalı icatlar üretme seferberliği!.. *Vatan toprağının, sularının, havasının, arıtılmayan kimyasal zehirlerle kirletilmesini önleme seferberliği!.. *Ormanların kesilmesini önlemek, çok, daha çok ağaç ekimi seferberliği!.. *Ata tohumların korunması ve gıdaların fazla kimyasallarla zehirlenip kanserin, hastalıkların artmasını önleme seferberliği!.. *Dünyanın şeytanla yatıp, şeytanla kalkan, bozguncu, aşağılayıcı, fitneci, fesatçı, maddiyatçı, inkârcı, SÖMÜRGECİ güçlerinin köleleri olmama SEFERBERLİĞİ!… *”İnançlı Bilimle,” sanatla, cümle aleme faydaları üretme seferberliği!..
Vatanını, milletini, pozitif kültürünü, kahramanlarını, komşu ülkelerin de vatan millet kutsallarını, tarihini, coğrafyanı, dilini, hurafesiz hak dinini, tüm hak ve hürrüyetini koruma seferberliği!.. Vs…. Vs…
*Bunlara siz de ilaveler yapabilirsiniz!..
Kuran’ı Kerim. Sure 10/ayet 6: Gece ve gündüzün birbiri ardınca değişmesinde ve Allah’ın göklerde ve yerde halk ettiği kâinatta, sakınanlar için ayetler vardır.
Bir yorumla da, “Müslüman, Hıristiyan, musevi” demek, “Yaratanın emirlerini rehber edinip, medeniyet yolunda canla, malla mücadele eden, tek Allah’ı, Tek yar ve yardımcıları gören inançlı insan demek” HAKİKİ MÜSLÜMANIN, HAKİKİ HIRİSTİYANIN, HAKİKİ MUSEVİNİN YAŞAM YOLU Kuran da yazıyor, bilmeyen öğrenebilir, kim engel olabilir ki?!.. “Ağzlarıyla “Biz Müslümanız, Biz hıristiyanız, biz Yahudiyiz” deyip, şeytanın yolunu tutanlara bakıp” “Bu dinler ne kötü” diyenlere… ÇOK MU ZOR, TAHRİF EDİLEMEYEN Kuran’ı okuyup, gerçek Müslümanlığı, gerçek Hıristiyanlığı, gerçek Museviliği öğrenmek!… Hepsi açık açık yazıyor, çocuk okusa anlar..
DİNLER İLE, “İYİLİK YAPIN, KÖTÜLÜK YAPMAYIN, GÖRÜLÜYORSUNUZ, YAPTIĞINIZIN HESABINI VERECEKSİNİZ!..” DENİRKEN.. SİZ İSE, ASLINI OKUMADAN, İYİLİĞİN, MERHAMETİN, SEVGİNİN, SAYGININ EMREDİLDİĞİNİ, KÖTÜLÜKLERİN CEZASININ ÇETİN OLDUĞUNU ÖĞRENMEDEN, CAHİL, SAHTE DİNCİLERE BAKIP DA, “BU DİNLER OLMAMALI” DERKEN, O GÜZELİM BEYNİNİZE AYIP OLMUYOR MU BE KARDEŞLER?..
Kuran’ı Kerim. Sure 10/ayet 36, 37,38: Onların çoğu zandan baka bir şeye uymuyorlar. Zan ise gerçekten hiçbir şey kazandırmaz. Muhakkak ki Allah, onların ne yaptıklarını bilir. Bu Kuran, Allah’tan başkasına izâfe ve nispet edilemez. O kendisinden önceki kitapları tasdik, akaald ve şerayiden hak ve sabit olanı tafsil eder. Ondan, şüphe edilecek şey yoktur. O, Rabbil Âlemin tarafından inzal edilmiştir. Yoksa “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru iseniz, haydi onun benzeri bir sure getirin ve allah’tan başka çağırabildiklerinizi de çağırın!”
Eylül ayı geldi. Bu ayın bir özelliği de okulların öğretime başlamasıdır. İlk, orta,lise, hatta üniversite bu ay içinde öğretime başlar. Elbette en çok heyecanlananlar ilk defa okul çağına başlayan minik öğrenciler oldu. Onlar için hayatlarında ilk devre başlıyor. Ortaokula, liseye, hatta üniversiteye gidenler içinde aynı şey söylenir. Bazı ilkokullarda fedakar öğretmenler okulun içini temizliyor, boyasını yapıyorlar, iyi, heyecanlı faaliyet, hazırlık var. Okullarımız artık bizim zamanımızdaki gibi kış günü soba ile ısınmıyor, şimdi hepsi kaloriferli. Dinlenme yerleri rahat ve aydınlık. Bizim zamanımızda ilkokulda öğrencilere Kızılay tarafından bir tabak öğle yemeği verilirdi; oda kuru fasülye, nohut, mercimek. O günler fukaralık günleri idi. Ayakkabısız nalınla okula gelen öğrenciler vardı. Bu hal bugün yok artık. Bizim zamanımızda ilkokulda bir öğretmen öğrencileri birinci sınıfta alır, onlara okuma yazmayı, resim, elişi yapmayı, müzik, daha bir çok konu öğretir, beşinci sınıfa kadar getirir, oradan mezun ederdi. Beş yıl hep aynı öğretmenle öğrenciler olurdu. İlkokul çağından sonra ortaokulda, lisede her dersin hocası ayrı oldu, her hoca kendi konusunu öğretir. Bugün 4 yıl ilkokul, 4 yıl ortaokul, 4 yıl lise olmak üzere bir sistem uygulanıyor. Bu sistemden memun olanda var olmayanda. Okulları öğretim bilgisi bakımından ele alacak olursak; maalesef yetiştirme, hayata dönük değil öğrencilerin beyinlerine lüzumlu, lüzumsuz bir sürü bilgi yüklüyoruz. Ama uygulama az. Sonuçta sınav yapılıyor. Bizim öğretim sistemimiz sınav odaklı. Öğretmenlerimiz öğretmekten çok sınav yapmıya meraklı. Öğretilenlerin çoğuda yaşama dönük değil. Lise son sınıfa gelmiş bir öğrenci bir dilekçe yazmasını beceremiyor. Elbette okullarımızda temel bilimler ile olan konular öğretilecek ama hayata dönük konuları pas geçemeyiz. Bilhassa beslenme, temizlik, aile. Bu konuda aile düzenleri, kuralları, eski sistem, ailede kadının, erkeğin görevleri, evlilik yasası, kız öğrenciler için doğum kontrolu, makyaj yapma, giyim kuşam yaşamla ilgili konularda öğretilmeli. Bunlar o kimsenin hayatı boyunça uygulanacak konular. Şimdi konuyu öğretmenler açısından ele alalım. Öğretmenlerin en büyük derdi ‘geçinemiyoruz, aldığımız maaşlar yetmiyor, geçim sıkıntısı çekiyoruz’. Kalabalık ailesi olan öğretmenler var ama öğretmenlik yapan bir kişi yani birey devlet onun hizmetine karşılık maaşı veriyor, o maaş bir kişiye yeterde artar bile. Hele eşi de öğretmense, geliri varsa o gelir yeterde artar bile. Hala maaş yetmiyorsa hesap bilmiyorsun demektir. Başka bir konu öğretmenlerimizin yeterliliği. Öğretmenler acaba ilk öğretmenliğe başladıkları günkü gibi mi bilgi bakımından. Bugün yeni bilgilere mi sahip? Bir Almanın bana söylediği – Almanya’da evinde okunmuş bin adet kitabı olmayan kimse, Almanyada öğretmenlik yapamaz — yani bin adetlik kitap, kültüre sahip olmak gerekiyor. Kaç öğretmenimiz lisan bilir, öğretmenlerimizin kaç tanesi yarın dersin var diyerek ders hazırlıyor. Yıllar önce bayatlamış bilgilerle ders veriyorlar. Onun için her öğretmen branşında beş yılda bir teste tabi tutulmalı, gereken bilgisi zayıf olanlar üniversitelerin o branştaki fakültelerinde kurs görmeli. Bugün Türkiye’mizde her vilayette üniversite var. Okullarda öğretmenler için lisan kursları açılmalı. Öğretmenlik mesleği yalnız ders vermek değildir, öğretmek ve o konuda insan yetiştirmektir. Bunu başarabilmek içinde öğreten, öğrenci ile diyalog kurabilmeyi becermelidir, bunu beceremeyen bir şey öğretemez. Her zorluğa ve eksikliğe rağmen öğretmenlerimiz alınları açık, başları dik durmalıdırlar. Çünkü hilesiz bir meslekleri var. Öğretmen vergi kaçıramaz, fatura kesemez, öğretmenlik zengin olma, köşe dönme mesleği değildir, hizmet mesleğidir. Her yıl olduğu gibi bu yılda hayırlı olsun öğretim yılı OKULLAR AÇILIRKEN…
Binlerce yıl öncesinden günümüze ulaşabilen insan eserleri, insanlığın ATA ESERLERİDİR!.. Binlerce yıl öncesinde bu dünyamızdan geldiler, geçtiler, ama eserleriyle, duygularını, düşüncelerini, inançlarını, bilimlerini, hatta hayallerini bile bize ESRLERİYLE BIRAKTILAR. Yani, onlar , eskiden gelip, geçmiş de olsalar, ESRLERİYLE, DUYGU VE DÜŞÜNCELERİYLE ARAMIZDALAR,, KONUŞUYORLAR BİZİMLE!.. “Tabi onları taştır, eskidir, ne işe yararlar?..” deyip, kıymetlerini bilmez, korumazsak, bu müthiş, ruhsal muhabbetten yoksun kalırız. Unutulmasın, geçmiş köklerinin kıymetine sahip çıkmayanların geleceği kuruyup, çürümek olur!.. Ülkemizde utanılacak durumdur!.. Ataların tarihi eserleri, bir bir tahrip edilmekte veya kıymetlerine kayıtsız kalınmaktadır!.. Yabancı bilim evlatları da olmasa, onlar gelip sahip çıkmasa, nerdeyse bütün tarihi eserler, bulunsa bile çöpe atılacak durumda!.. Bu yazıya ispat istenirse, söyleyeyim: Bir çağı, kapatıp, yeni bir çağı getiren, şanlı atamız, Fatih Sultan Mehmet’in icat ettirdiği, ve İstanbul’un, kölecilerden fethedilmesinde, EN BÜYÜK ROLÜ OYNAYAN, ŞAHİN TOPU, ŞİMDİ HANGİ MÜZEDE SERGİLENİYOR, ACABA?.. İnternetten girip öğrenebilirsiniz!..
DUYARSIZLIK, BEYİNSİZLİK, İNANÇSIZLIK VE BİLİMSİZLİK, KÖLECİLERE DAVETİYE DEMEK DEĞİLMİDİR?..
Kuran’ ı Kerim. Sure 10/100: Hiç kimsenin Allah’ın izni ve teşviki olmaksızın, iman etmesine imkân yoktur. Allah akıllarını iyi kullanmayanlara da azâp eder.
Efendim yeni bir dünya düzeni kuruluyor… Bu düzen kurulurken de eskiden önemi olmayan devletler, uluslararası kuruluşlar çok daha önemli bir hale geliyor…
Yukarıdaki önermeyi özellikle son iki üç sene içinde kaç kez duydum bilmiyorum.
Önemli hale gelen uluslararası kuruluşlardan biri de Körfez İş Birliği Konseyi, en azından bu önermeyi ortaya koyan yaklaşım bu şekilde görüyor. Askeri kanadı falan da var bu konseyin. Öyle böyle değil. Yeri geliyor, Suudi Arabistan önderliğinde bir koalisyon kuruluyor, teröre falan karşı geliniyor. Yani o derecede önemli…
Bundan yaklaşık on yıl önce, Katar ile iş birliği anlaşması yapıldığında Katar bize ne katar diye bir yazı yazmıştım bu köşede…
Yani bir baktım da aslında bu iş birliği söylemi acaba sadece söylem bağlamında mı yaşıyor. KİK üyelerinden kınamalar, yok hükmünde kabul etmeler falan. Bu şiddetli ifadeler havalarda uçuşurken acı gerçek şu ki; yaklaşık iki bin kilometre uzaklıkta konuşlu İsrail Hava Kuvvetlerinin F-35 tayyareleri Doha’da nokta atışı bir operasyon düzenliyor, bir tarafta havada uçuşan kınamalar öbür tarafta havada uçuşan F-35’ler.
Şimdi burada sorulması gereken sorular var… O operasyonun düzenlenmesi kadar o toplantının orada olacağının bildirilmesi de önemli. Bunu nasıl tespit etti İsrail yetkili kurumları? Bunu bir düşünmek lazım. Bu arada şunu da düşünmek lazım Katar, İngiliz ligine çok para veriyor bakın görüyor musunuz ekonominin gücünü derken acaba hangisi üzerinde daha etkin bir yönlendirme gücüne sahiptir? İngiltere mi Katar’ın yoksa Katar mı İngiltere’nin? Katar’da Katar ordusundan kalabalık Amerikan askerini ve ABD’nin Orta Doğu denen o uydurma bölgede operasyonlarını yürüttüğü Udeyd üssünü de unutmayalım.
Şu iş birliği meselesine de iki çift lafım var. Dile kolay, iki bin kilometre yolcu uçağıyla giderken bile zor, bir operasyon için daha da zor. İkmali var, seyrüsefer tespiti var, acil alan planlaması var… Bunların hepsi de coğrafi olarak Suudi Arabistan’ı dikkate almadan gerçekleştirilemeyecek şeyler. İbrahim anlaşmalarını da unutmayalım.
Neyse adına iş birliği deyince yeni dünya düzeni kuruluyor. Yeni dünya dedim de aklıma geldi, mevsimi yaklaşıyor yeni dünyanın yiyebilene afiyet olsun, yerseniz tabii… Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…
DAHA, ZARARLI ALIŞKANLIKLARA HARCANAN PARALARI SAYMADIM!.. İnsanların çoğunun, SAĞLIĞA ZARARLARI BİLİNE BİLİNE, zararlı içecek ve yiyeceklere harcadıkları paraların bir hesabı çıkarılsa, ŞAŞARSINIZ!.. İSTATİSTİK VERİLER ORTADA YA!.. Zararlı yiyecek ve içeceklere, SİLAH VE BOMBALARA, lüks ve israfa harcanan EMEK VE PARALARLA, ne muhteşem bir DÜNYA YAŞAM KARDEŞLİĞİ kurulur, oysa!.. AMA ŞEYTANLA YATIP ŞEYTANLA KALKANLARIN GAZINA GELENLER, BUNU BİR TÜRLÜ ANLAMIYOR!.. Siz hiç, İnsanlığın zararına olan, ZARARLI ALIŞKANLIKLARIN, SİLAH VE BOMBALARA, LÜKS VE İSRAFA HARCANAN PARALARIN VE EMEKLERİN HESABINI ÇIKARAN, DERSİNİ VEREN BİR İKTİSAT AKADEMİSİ- AKADEMİSYENİ DUYDUMUZ MU?.. Ben duymadım!.. “ÜLKEMİZDE VE DÜNYA İNSANLIĞINDAKİ BU GİDİŞ, KENDİNE ZARAR VERE VERE, DOĞAYI TALAN ETMEK DEMEKTİR!..” Bu gerçekliğin ABESLİĞİNE BAKAR MIYIZ?.. İfade de yanlış yok; sürüp giden, göz göre göre gerçeklik de abeslik!.. Ama nereye kadar?.. Asıl sahibinin, “Artık, bu kadar yeter!..” demesine kadar, tabi ki!.. Bu kadarla kalınsa neyse, bir de lüks, israf ve Zaralı yiyecek, içecek ve alışkanlıklarını ARTTIRMAK İSTERLER!.. “Varlık içinde kendilerini yokluğa düşüren insanlık kendilerine yazık ediyor!..”
ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA, BU TALANCI-SAĞLIKSIZ GİDİŞİN ZARARLARININ NE KORKUNÇ OLDUĞUNU, İSRAFSIZ YAŞAMANIN NE KADAR SAĞLIKLI OLDUĞUNU, BİR “KÜLTÜR DERSİ “ İLE EĞİTİME DAHİL EDİLMEZSE, İNSANLIK, BATAĞIN İÇİNDE, ÇİLE BÜLBÜLÜM ÇİLE!..
Kuran’ı Kerim. Sure 5/Ayet 87: Ey iman edenler! Allah’ın sizlere helal kıldığı pak şeyleri haram kılmayın, hadden aşmayın; .allah hadden aşanları sevmez.
1992’de yeniden kurulan CHP’de parti içi muhalefet hiç olmamıştır, mugalatadır; genel merkezi ele geçirmek/elde tutmak için hiziplerin birbirleriyle mücadelesi vardır.
Parti içi muhalefetten anlaşılması gereken ise: olumlu yönde alternatif teşkil etmektir. Öncelikle parti programı, tüzük üzerinden yürüyen öneriler ortaya koymak, parti politikalarına yönelik fikir üretmek ve bunları örgütte tartışmaya açmaktır.
Sanki bu yapılıyormuş gibi davranan hizip başları için genel merkez yönetimini ele geçirmek, aslında esas hedeftir. Bunun için de örgüt içinde yandaş devşirmek, hizip başlarının parti içi çalışmalarında önemli bir yer tutar.
Haliyle parti içi bu çekişme CHP’nin iktidar yolunda en büyük engeldir. Genel merkezde konuşlanmak, muktedir olmak, parti içinde kendine yandaş oluşturarak koltuk kapmak/korumak, partinin etinden, sütünden, tırnağından faydalanmak, işte bu konforlu, bireysel çıkarları önceleyen siyaset biçimi, CHP’yi muhalefet partisi konumuna mahkûm etmiştir.
Baykal’ın, “kavgalı eve kız verilmez” diyerek mutlak iktidarını ilan ettiği 2000’li yılların başında Murat Karayalçın, Fikri Sağlar, Ertuğrul Günay, Ercan Karakaş gibi hizip başlarını nasıl etkisizleştirdiğini hatırlayacak halen çok CHP’li vardır.
Baykal parti içi mutlak iktidarda başarılıydı fakat CHP’yi iktidar alternatifi bir parti yapamadı,
10 yıl boyunca belagata dayalı CHP’yi yönetti; AKP’nin değirmenine su taşımış oldu.
AKP karşısında imtiyaz kaybına uğrayan güç odaklarının CHP’yi iktidar alternatifi bir parti yapmak üzere kolları sıvadığı, bu köşenin iddiaları arasındadır.
Önce bir kaset operasyonuyla Deniz Baykal tasfiye edildi, yerine kafasına Ecevit şapkası geçirilen ‘Proje Kemal’ yeni genel başkan yapıldı. Aydın Doğan medya grubu, CHP’deki bu hareketliliği iktidar değişikliğinin ayak sesleri olarak pompaladı, yer gök inledi.
Sonra mı ne oldu?
Çok iyi hatırlayacağınız gibi, ‘Proje Kemal’, muhabbetli 6’lı masa ile girilen seçimi kaybetti.
O da 13 yıl boyunca AKP’nin önünü kesemedi.
Doğrudur, güç odaklarının projesi sonuç vermedi,‘Proje Kemal’in son kullanma tarihi de doldu, önceden hazırlanan B planı devreye sokuldu.
2024 yerel seçimlerine hüsrana uğramış, karamsarlığa sürüklenmiş bir CHP seçmeni ile girilemezdi, umut yaratmak şarttı.
“Değişim” sloganı altında Kemal Bey’in başarısız genel başkanlığında önemli görevler üstlenmiş Özgür Özel genel başkan yapıldı. Elbette ‘esas oğlan’, çekim merkezi: Ekrem İmamoğlu idi.
Özgür Özel önce biraz bocaladı, yumuşama/normalleşme laflarıyla iktidara çiçek uzattı.
Kısa sürdü çünkü iktidarın ülke yönetim anlayışının temelinde toplumu kutuplaştırmak/germek yattığını, 2002’de dünyaya gelmiş çocuklar bile fark edebiliyordu.
Özgür Özel de şekilsel davrandığını tabii ki biliyordu lâkin proje gereği CHP’nin oy havuzunu genişletmek, AKP seçmeninden de oy devşirmek lazımdı, tutarsızlığın lafı mı olurdu.
Özgür Özel’in cevval genel başkanlığı -köşeye sıkışan kedi misali- CHP belediyelerine yönelik operasyonlar sonucudur. İmamoğlu’nun görevden uzaklaştırılması, 19 Mart vakası, bardağı taşıran son damla olmuş; eşyanın tabiatına aykırı yumuşama/ normalleşme edebiyatından keskin bir muhalefet diline geçilmiştir. Bu kez ise köşeye AKP sıkışmıştır; şimdi o tırmalamaktadır.
CHP’deki yapısal sorunların doğurduğu sonuçlar maharetle kullanılmaktadır ve yaşananların açıkça gösterdiği gibi CHP’nin aktif/etkin siyaseti, toplumsal muhalefeti genişletmesi, diri tutması iktidarı sarsmaktadır. CHP’nin etkisizleştirilmesine dönük adımların sertleştiğini görüyoruz.
Bu köşede demokratik siyasetin ülke için önemini vurgulayan sayısız yazıya tanıksınız. Demokratik siyasetin ülkede –sandık demokrasisinden söz etmiyoruz- zemin bulmasında CHP’nin önder niteliğini hep hatırlattık. Ve fakat: CHP’nin demokratik/saydam(dürüst yönetilmediğini, demokratik siyasetin önce CHP’de tesis edilmesi gerektiğini anlatmak için de çok mürekkep sarf ettik.
Gürsel Tekin CHP’deki yapısal sorunların bariz bir sonucudur
Kayyım Gürsel, Kılıçdaroğlu oligarşisinin has elemanlarındandı. Gerçi bir ara ‘Proje Kemal’in kendisine düşkünlüğünde azalma olunca genel sekreterlik görevini bırakmıştı biraz da artizlik (artistlik değil) yaparak. Bu kifayetsiz muhterislerin en büyük korkusu muktedir konumlarının aşınmasıdır. Hep muktedir kalmak, CHP’nin etinden/sütünden/tırnağından yararlanmak adeta bir yaşam biçimidir onlar için. Siyaset, bir koltuk, ayrıcalık, zenginleşme kapısıdır.
Atatürk’ü, Cumhuriyetin değerlerini kendilerine siper yaparlar türlü madrabazlıklarını örtmek için. CHP onlar, onlar CHP demektir.
Kahir ekseriyetteki Cumhuriyet Halk partililer ise yapısal sorunların aşılması için çabalamak yerine bir muktedir partilinin koltuk altına girerek boyunu büyütmenin, güdük çıkarların peşindedir. Partilerindeki bozuk düzenin sakil sonuçları karşısında ise deve kuşu gibi kafalarını kuma gömerler. ‘Hain’ ilan etmede çok beceriklidirler ancak CHP’den neden bu kadar ‘hain’ çıktığına kafa yormakta tembel davrandıkları da ortadadır.
Daha dün Özlem Çerçioğlu’na ateş püskürenler, bugün Gürsel Tekin’e aynısını yapıyorlar. Oysa ikisi de el üstünde tutulan kıymeti kendinden menkul möhim (mühim değil) şahsiyetler değil miydi?
Say say bitmez: Baykal koltuğu bıraktığı için gözyaşlarına boğulan Savcı Sayan şimdi nerede? Atatürkçü, Cumhuriyetin yılmaz savunucusu, haykırırken boyun damarları şişen Teğmen Çelebi, CHP genel başkanlığına layık görülen Metin Feyzioğlu nerede, neler anlatıyorlar?
Sorunu bu arızalarda değil, bu arızaları doğuran yapıda aramak gerektiğini önce anlamak zahmetine katlanacak Cumhuriyet Halk Partililer eğer hep dile getirdikleri gibi bu ülkenin aydınlık geleceğini temsil ediyorlarsa…
Evet, öğrenilmiş/öğretilmiş çaresizlik içindeki CHP üyesinin önce kafasını kumdan çıkarıp kök sorunları kavramak ve çözüm için kolları sıvaması icap etmektedir. Hamaset/gösteri/ajitasyon siyasetine kendini kaptırmamalı, oyalandığının farkına varmalıdır.
CHP’deki oligarşik yönetim tarzının son bulması, demokratik/saydam/dürüst bir parti yönetimi için irade ortaya koyması gerekmektedir.
Son günlerde yaşananların tasfiye edilen Kılıçdaroğlu oligarşisi ile parti yönetimini ele geçiren İmamoğlu oligarşisi arasındaki parti içi iktidar kavgasından kaynaklandığını, iktidarın da bunu kendi lehine kullandığını artık kavramalıdır.
Mahalle delege seçimlerinde neden çarşaf liste üzerinden nispi temsil yöntemi uygulanmadığını, anahtar liste utanmazlığına yol verildiğini de sorgulamayı ihmal etmemelidir.
Örneğin, örgütsel bütünlüğü, örgüt dinamiğini, kolektif parti pratiklerini umursamayan, CHP üyesini yük taşıyıcı varlık yerine koyan, genel merkez oligarklarından neden hiç hesap sorulmaz da onlara yanaşmak için can atar çokça partili?
Hadi gelin sorunun sebep kısmını biraz derinleştirelim, meseleye sermaye sistemi zeminde yaklaşalım…
Devleti yöneten siyasi partilerin kontrol altında tutulmasında parti içi işleyişin antidemokratik yürümesi, lider oligarşisi, istenen parti yönetim tarzıdır.
Nasıl ki kapitalizm insanlarda işsizlik ya da statü kaybı endişesiyle oluşan rekabete dayalı bir sosyal-psikolojik alan üzerinden toplumu manipüle ediyor, yönlendiriyorsa; siyasi partilerin merkezi bir yapıda olması da kapitalist düzenin bir çıktısıdır.
Bu öyle bir hal almıştır ki, demokratik, saydam, liyakata dayalı parti işleyişinin hiçbir önemi kalmamıştır. Belirleyici ölçüt: güçlü birine yanaşmak, himayesine girmek ve tiyatroda biçilen rolü güzelce oynamaktır.
Biraz ün/unvan, oturacak bir parti yönetim koltuğu, hiç olmazsa koltuğun kolçaklarına tutunacak bir pozisyonu, milletvekili/belediye başkanı/meclis üyesi gibi temsil görevlerini yaşamın yegâne anlamı gören o kadar çok siyasi aktör var ki, tiyatroya oyuncu bulmayı da ziyadesiyle kolaylaştırmaktadır.
Bu tiyatroda yer almak için sırada bekleyen, “gönüllü kulluk” yapmak için yanıp tutuşan figüran da çok tabii. Yandaşlık, goygoyculuk gibi ‘meziyetleri’ utanmadan siyasi parti kimliği ile örtüştürürler, siyasi partileri kontrol altında tutan çarkları yağlama görevini zevkle üstlenirler.
Bu tıynetteki partililerin diğer bir muhterem özelliği ise, siyasal yoldan bir imtiyaza sahip olmalarıdır. Şahsen kendisi veya bir akrabası devlet kurumlarından birine yamanmıştır. İmtiyazlı bir iş için belediyelerin biçilmiş kaftan olduğunu bilmeyen yoktur.
Parti merkezine yerleşmiş, bir kısmı da yerleştirilmiş oligarkların işlerini kolaylaştıran, himayeci/kayırmacı/yanaşmacı, siyasi etik değerlerle bağdaşmayan yönetim tarzına meşruiyet sağlayan bu elverişli partililer sayesinde parti işleyişindeki sorunlar kanıksanır, normal karşılanır.
Tartışan/sorgulayan örgüt, oligarşik yapının işleyişinde ayak bağıdır. Örgütsel bütünlük çok tehlikelidir, hiç istenmez. Bizden olanlar-olmayanlar ayrımının, örgüt içi kutuplaştırmanın/ötekileştirmenin bilinçli şekilde devrede tutulması, “böl ve yönet” kadim kuralının bir icabıdır ve zevkle uygulanır.
PM/MYK üyesi, milletvekili, belediye başkanı, meclis üyesi konumundaki bazı parti muktedirleri de bu planlı programlı parti işleyişini merkezden yerele taşımakla mükelleftirler.
Parti içi iktidarı elden kaçırmamakla görevli oligarklar adına ‘aşağıdaki figüranları’ formatlama, kullanma ve kontrol altında tutma sorumluluğunu üstlenirler.
Güç odaklarının parti üzerinde vesayetinin söz konusu olamayacağı; gücünü halkla iç içe örgüt iradesinden alan bir yönetim anlayışı/tarzı, CHP için kaçınılmazlaşmıştır.
Bunun için de partililerin böylesi bir hedefi önlerine koyup kararlılıkla yönetsel ve örgütsel sorunların üzerine gitmesi gerekmektedir. Yani, CHP’de demokratik/saydam/dürüst yönetim anlayışı ve biçimi için partililerin değişim iradesi ortaya koyması, partilerini vesayet altından kurtarmaları şarttır.
Evet, gerçek DEĞİŞİM ve YENİLENME yeni yüzlerin yönetime gelmesiyle değil; yapısal sorunların çözülmesi, siyasi etik değerlerin kurumsallaşması yönünde irade/kararlılık/icraat ortaya koyan bir parti yönetim anlayışının kendini göstermesiyle mümkündür.
Hiç kuşku yok ki CHP’nin konjonktür kaynaklı önceliği, safları sıklaştırarak iktidar yolunda yürümektir.