Kategori arşivi: Yazarlar

KÖKÜNE İHANET

OSMANLI, Türk bilge önderleri, Türk Alpleri ve de Türk akıncılarının “Müslüman Türk” ilkeleri ile kurduğu bir imparatorluktur..
Osmanlı devletinin yıkılışı ile son padişah Vahdettin’in kaçıp sığındığı Mısır da, gazetelere verdiği TARİHİ BİR BEYANAT VARDIR. İnternetten bulup okuyabilirsiniz!..
O beyan da, Vahdettin Osmanlı’da Türkleri, “Neye inandıkları belirsiz, sayıları 5 milyonu geçmeyen cahil bir azınlık” olarak ifade etmiştir!..
Bu beyanat, zamanla Osmanlı yöneticilerinin ne denli, genlerinin bozulup, yozlaştıklarının belgesidir!..
Osmanlı İmparatorluğunun kurucularının, “O, azınlık” dedikleri Türkler olduğunu unutmuşlar!..
Türk yiğitlerin, “Müslüman Türk” ilkelerinin asaletini kuşanıp, din simsarları ile bir olan derebeylerin esaretinde ki kandırılmış MAZLUM HALKLARI ÖZGÜRLEŞTİRMEK İÇİN, canlarını feda ederek, onları kurtardıklarını UNUTMUŞLAR!..
Anadolu’da, OBA-GÖÇER BOYLAR olarak yaşayan Türkler, BİLGE, İNANAÇ ÖNCÜLERİNİN DESTEKLERİ İLE, ALPLERİN, AKINCILARIN ASIRLAR BOYU MÜCADELESİYLE, VATAN TOPRAĞNIN HER KARIŞININ TÜRK YİĞİTLERİN ASİL KANLARIYLA YOĞRULMUŞ OLDUĞUNU UNUTMUŞLAR!..
SINIRLARDA Kİ AKINCI TÜRKLERİN KORUMASI ALTINDA, Osmanlı coğrafyasında, Tüm etnik gurupların, dinlerin, DOST VE KARDEŞÇE, 1000 YIL, 600 YIL DOST VE KARDEŞ OLARAK YAŞAMIŞ OLDUKLARINI UNUTMUŞLAR!..
KÖKLERİNE, NANKÖRLÜKLE İHANET ETTİLER VE DE KAÇINILMAZ OLARAK, KÖKLERİ OLMAYAN BİR AĞAÇ GİBİ DE YIKILDILAR!..
Atamızdan sonra ki yüzyılda da, birçoklarında, “KÖKÜNE İHANETİ” GÖRMÜYOR MUYUZ?
Kuran’da yok yok!..

Rabbimiz aklımıza gelebilecek her konuda bizi bilgilendirmiş, bakmasını bilenlere tabi ki!..

Kuran’ı Kerim. Sure 8/ayet 26:
Hatırlayın ki, bir zaman siz yeryüzünde âciz tanınan idiniz. Halkın sizi kapıvereceğinden korkmaktaydınız. Allah sizi yardımı ile takviye edip destekledi, yer, yurt verdi ve size rızkın iyisini, temizini verdi. Tâ ki şükredesiniz…

KONUKLARINIZIN SESİ 381

            TYT MATEMATİK SORULARINA NASIL HAZIRLANRIZ?

            TYT matematik sorularında matematik bilgi gereksinimi daha sınırlı. Örneğin asal sayılarla aritmetik, polinom özdeşlikleri, binom bağıntısı veya logaritma özdeşlikleri uygulamaları sorulmamış. Analitik geometri nokta ve doğru ile sınırlı. Trigonometri, karmaşık sayılar, vektörel hesap, analiz yok. Böylece 45 farklı soru tipi belirliyoruz. Nasıl hazırlanabilirize gelince;

             a) (LGS sorularına nasıl hazırlanırız? da anlattığımız gibi) dershaneye giderek, özel ders alarak, soru bankaları, deneme sınavlarından yararlanarak ve en az bir yıl boyunca günde en az 50 soru çözerek veya soru çözümlerini anlamaya çalışarak ÇÖZÜM EZBERLERİZ. Hemen hemen tüm çocuklarımızın, anne-babalarımızın düşünebildiği yöntem bu, ama ne kadar başarılı oluruz? Bu yöntemle TYT de başarılı olmak LGS dekinden çok daha zor. Bunu açıklamak için gelin önce 2025 TYT matematik sorularını inceleyelim.   

            40 soruyu üç gruba ayırdık.

            (1) Verdiğimiz 45 soru tipi bilgisiyle çözümlü 28 soru var. Çözüm ezberlemeyi seçtiğimizde sorunlarımız; bize yardımcı olan öğretmenlerimiz bu soru tipi ayrımını doğru bir şekilde yapabiliyor ve bu soru tiplerini bize anlatabiliyor mu, soru bankalarından biz bunları çıkarabiliyor muyuz, TYT de bu gruptaki soruların tiplerini hemen belirleyip genel bilgimizi uygulayabiliyor muyuz?

            (2) Denklemler kurarak çözümlü 2 soru var. Sorunumuz; çözüm ezberlerken bu grup soruları hemen ayırt etmeyi, bilinmeyenleri hemen belirleyip, denklemleri hemen kurup çözmeyi öğrendik mi?

             (3) Karmaşıklaştırılarak zorlaştırılmış 10 soru var. Önce buna birlikte bir örnek oluşturalım.

              “Elimizde küçükten büyüğe sıralanmış beş farklı rakamımız var.” (Bunlar 4, 5, 6, 7, 8 olsun.) Bu beş bilinmeyen demek. Bazı cebirsel bağıntılar versek, soru rakam denklemi olur ve ilk iki gruptan birine girer. Biz öyle yapmıyoruz, 45 soru tipinin farklı bilgilerini kullanıyoruz. “Kenarlarının uzunlukları bu rakamlardan üçü olan üçten fazla üçgen çizebiliyoruz. Tek sıradaki rakamlarla ortadaki üç rakamın aritmetik ortalamaları aynı, dördüncü rakam asal ise baş ve sondaki rakamlarım çarpımıyla onların yanlarındaki rakamların çarpımının farkı kaç?” (Çözüm vermiyoruz.)

             Çözüm ezberliyorsak belki çok çalışarak verilen bilgileri doğru sırada kullanmaya ve uygulamaya alışırız. Bu tür öğrencilerle çalışmadığımız için bilemiyoruz.

             b) Biz önce MATEMATİĞİ ÖĞRENELİM diyorsak TYT için Aritmetik, Cebir, Geometri, Analitik geometri, Küme bilgisi, Mantık dallarının başlangıç bilgilerini eksiksiz-fazlasız-düzenli anlatan bir kaynak bulmalıyız. (Biz bu işi ücretsiz yapmaya hazırız.) Daha sınırlı ikinci bir seçeneğimiz de yalnız TYT soru tiplerinin genel bilgilerini ezberlemek. Ama TYT de süre kısıtlılığı nedeniyle bu yeterli değil. 2018 den öte çıkmış soruları inceleyerek genel bilgilerimizi TYT sorularına nasıl uygulayacağımızı ve bu işi kısa zamanda yapmayı öğrenmeliyiz. Çıkmış TYT sorularının son iki yıldakini deneme sınavı olarak kullanabiliriz. Bu yöntemde en yararlı çalışma her soru tipinde yeni sorular oluşturmak. Böylece TYT de sorulan en az 30 soruyu tanınan sürede ve sıkıntısız çözeriz.

              Karmaşıklaştırılarak zorlaştırılan sorularsa sudoku veya Rubik küpüne benziyor. Matematiği basit ama yapa yapa hızlı çözüme alışmak gerekli. Burada en akıllıca çare her kaynaktan, arkadaşlardan, arkadaşların soru bankalarından… çok zor denilen soruları bulmak ve bu soruları çözümlemek.

             c) Eğer herhangi bir üretim bilgimiz veya becerimiz yoksa diploma önemli. Ama üniversitelerimizde işe yarar bir bilgi edinemediğimizi de, ne şekillerle diplomalar, unvanlar edindiğimizi de, diplomasız nerelere ulaşabildiğimizi de, TYT-AYT de çok başarılı çocuklarımızın ne durumlara düştüğünü de görüyoruz, biliyoruz. Bu nedenle TYT-AYT de başarıyı tek amaç almamalıyız. Bizi mutlu edecek olan topluma katkımız. Topluma katkıda kendimize güvenebiliyorsak, TYT-AYT de başarısız olsak da olur. Gerekeni yaparak TYT-AYT de başarılı da olabiliriz.

                                                                                                                                Sağlıcakla, 

HUKUK MU?..

Hukuk bilimi, bir yorumuyla da, insanlığın, birbiriyle, doğa ve tabiat varlıkları ile uyumlu, adaletli yaşamını düzenleyen, OLMAZ SA OLMAZ, BİR BİLİM DALIDIR!..
Binlerce yıllık insan tecrübelerinden süzülerek, bu günkü FAYDASINA erişmiştir!..
Hani bazen yazıyorum ya!..
Hak ve adaleti, “MÜSLÜMAN TÜRK” kavramıyla ifade ediyorum!..
Bazı arkadaşlar iyi niyetle, şuna, “EVRENSEL HUKUK KURALLARI” desen daha çağdaş ve anlaşılır olmaz mı?” diyorlar.
“Niye ırkı, inancı katıyorsun işin içine, bilimsel olsana?..” demek istiyorlar.

  1. Asırdır, o “TEK” kitapta açıkça yazılı olmasına rağmen, anlaşılmamış olanı hep yazıyorum!..
    Yine yazayım:
    Evrensel ilahi kuraldır: Eğer, tek Yaratan’a inanç yoksa, hatta inkâr varsa, istisnasız o insanı şeytan kapar ve insanlığı mahvetmek için, kötülüklerde KULLANIR!..
    Eğer Türklerin tarihte ispatladığı gibi, hem geleneksel köklerinde olan “TÜRK İLKELERİ” HEM DE “MÜSLÜMANLIK İLKELERİ” nin birbiriyle örtüşen, İNANÇ VE KÜLTÜRÜ BENİMSENİP, MİLLETÇE ÇOĞUNLUKLA UYGULADIKLARI İÇİN….
    Yani, asırlar boyu, Türkler gibi inançla, can feda, hak yolunda mücadele edenlerin yar ve yardımcısı, zafer vereni, haksızların mağlup edilmesi, Allah’ın yardımı iledir!…
    Onlarca birleşik haçlı katliamlarını durdurup, mağlup etmek, tabi ki Allah’ın yardımı iledir!..
    Bunlar, Yaratan’ın ilâhi kanunudur!.. Kuran bizdedir, bunları öğrenmek, inanmak, uygulamak ve ya inanmayıp inkâr etmek, bizim tercihimize bırakılmıştır!..
    O’nun nuru okunursa bunlar öğrenilir!..Yani, MÜSLÜMAN TÜRK İLKELERİ, HUKUK’İ BİLİMDEN ÇOK ÖTE BİR DEĞERLER BÜTÜNÜDÜR!.. Türk tarihi bunu ispatlar!..
    Niye böyle diyorum?..Dünya insanlık tarihine, bu günkü hukuk sistemine bağlı , medeni ülkelerin durumuna bir bakalım!..
    Hukuk sahibi, ZENGİN, BİLİM DE İLERİ, medeni ülkeler, dünya üzerinde, kıtalar arası, mazlum, muhtaç ülkelere, eğitim, huzur, refah götürecekleri yerde; onların, eğitimlerini, dinlerini, dillerini, kültürlerini, beslenmelerini, topraklarını, hava ve sularını, ahlaklarını, hürriyetlerini BOZARAK, KÖLE EDİP SÖMÜRÜYORLAR, MI, ACABA?..
    HANİ HUKUK DEVLETLERİYDİ, BU MEDENİ ÜLKELER?.. Gazze’yi plaj yapmak için, çoluk, çocuk, yaşlı, bebek, dünyaya göstere göstere öldüren, medeni ülkelerin ve de TÜM DÜNYA İNSANLIĞININ İNSANLIK HUKUKU NEREDE?.. İLÂHİ KANUNDUR!.. İNANCI OLMAYAN İNKÂRCIYI ŞEYTAN KAPAR, ONLARI KÖTÜLÜKTE KULLANIRMIŞ!.. SEYRETTİKLERİMİZ AYNI, YÜCE RABBİMİZİN BİZE KURAN’DA BİLDİRDİĞİ GİBİ!..

Kuran’ı Kerim. Sure 4/Ayet 76:
İnananlar Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de Tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın, çünkü şeytanın hilesi zayıftır.
16/99: Çünkü inananlara ve Rablerine dayananlara onun bir gücü yoktur!

2/12: İyi bilin ki onlar, ortalığı yıkanlardır. Akılları yok fakat farkında değildirler.

TAĞUT: En zengin maddiyatı, asker, icat ve silahları olan, inkârcı, süper güçler!…
ONLAR: Şeytan ve onun kullandığı, şeytan uşakları, TAĞUTLAR!.. da olabilir mi?..

SUSUZLUK

Gözümüz evin musluğunda, dokunmaya korkuyoruz “tısss” diye bir ses duymaktan. Seviniyoruz akınca çeşmelerimiz, hemen çamaşır makinemiz, bulaşık makinemizi başlıyoruz çalıştırmaya; “Ne olur ne olmaz” diyerekten.

Edirne İl Halk Kütüphanesi arşivine inerek 1928/1980 yılları arasında bütün yerel gazete arşivlerine göz atmıştım. Edirne’nin su sorunu aslında Cumhuriyet’le eşit gibi.

Taşlımüsellim köyünden gelen hat her zaman önemli olmuş Cumhuriyet’in ilk yıllarında. Meriç nehrinden şehre su verilmesi gündem olmuş, proje yapılmış, Ankara’nın “su sıhhatli değildir” uyarısıyla o proje havada kalmış, yine dönmüşler Mimar Sinan suyuna.

Elektrik sorunun çözümü ile ilerleyen yıllarda Edirne’nin etrafında çeşitli kuyular açılmış su miktarını arttırmak için. Uzun yıllar bu kuyulardan su takviyesi yapılmış Kıyık’taki su depolarına. Sahi ne oldu o kuyulara? Süloğlu’ndan su gelmeye başlayınca köreltildi mi? Yerleri de satıldı mı yoksa?

Süloğlu barajının yapılmasıyla umutlanmış Edirne halkı. Uzmanların 5 yılda dolmaz dedikleri baraj bittiği yılın devamında sert kış, kar, yağmur derken bir yılda silme doluvermişti. Sonrasında Edirne’ye su boruları sayesinde uzun yıllar Süloğlu barajından susuzluk sorunu giderilmişti.

İlerleyen yıllarla birlikte Edirne’nin büyümesi, nüfusunu artması, teknolojiyle birlikte su tüketiminin artmasını da yanında getirdi. Yetmiyordu artık Süloğlu barajı, ki her barajın bir ömrü vardı ve Süloğlu barajı her yıl biraz daha doluyor, kirleniyor, kapasitesi azalıyor ve Edirne’nin ihtiyacına cevap vermekte zorlanıyordu.

Kayalıköy barajı gündeme geldi o dönemde. DSİ ile Edirne Belediye’sinin yaptığı protokolle Kayalı Barajı’ndan Edirne’ye su verildi. Dönemin belediye başkanı 2017 yılında Edirne’nin 50 yıllık su sorununu çözdüklerini iddia ediyordu açıklamalarında. Ama unuttuğu veya ihmal ettiği bir şey vardı belediyemiz yönetiminin; “Süloğlu isale hattının bakımı yapılmadı ve hat çöktü”

Küresel sıcaklıklar, kuraklık, kar ve yağmurun yağmaması, az yağması nedeniyle aradan geçen 5 yıl içinde Kayalıköy kuruyuverdi. Süloğlu’muz var dendi ama o da ne? Su taşıyan hat çökmüş, yıllar geçiyor bir türlü su gelemiyor Süloğlu’ndan.

Edirne Belediyesi’nde bir telaş sormayın gitsin. Her yerde kuyular açılmaya, su sorunu çözülmeye çalışılıyor. Yeni hatlar çekiliyor sitelere, eski hatlardan, yeni hatlara taşınıyor, her yerde çözüm arayışları.

Geçtiğimiz hafta sonu açıklama yaptı başkanımız Edirne Belediyesi adına; “36 saat Edirne’ye su veremeyeceğiz” diyerek.

Banyoda yerlerde su bidonları çift sıra, alıştık onlarla da yaşamaya.

HİPNOZLU DÜNYA

Dünya komşularımız ve kardeşlerimiz bildiklerimize…
Türk’lere düşmanlığı öğreten din ve politik simsarı şeytanlarının hipnozu ile kandırılmaktan kurtarmak ta en çok biz Türklere düşüyor!..
Tabi ki, önce Kuran’ı her Türk’ün anlamak, yorumlamak ve de uygulamak için okumasıyla inşallah!..
Tarih boyunca Türkler çok çekti, bu “DİN VE POLİTİK SİMSARLARIN KANDIRIP, HİPNOZLAYIP, SİLAHLANDIRIP, SALDIRTIP, çoluk, çocuk camiye doldurup, YAKANLARDAN!..
Tarih boyunca tekbir vakıa bulamazsınız, Türklerin insanları kiliselere doldurup…
Allah korusun!..
Hatta, sömürü orduları ile savaşınca, kiliselere sığınan, çoluk, çocuk, kadın, yaşlılara, Türk komutan gelir, kapıyı açar ve de, “Korkmayın bizden, bundan sonra canınız malınız, ırzınız, çoluk, çocuğunuzu KORUMAK BİZİM BOYNUMUZUN BORCUDUR!..” derlerdi.
Hemen açlar doyurulur, sulanır, hastalar tedavi edilir ve de emniyete alınırlardı!..
Rabbimizin kitabında, emredildiği gibi… Dünya ülkeleri, “Yaratan’dan Ötürü” biz Türklerin kardeşleridir, komşularıdır. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, onlar açsa biz, tok uyuyamayız; hepsini sever, sayarız, muhtaçlıklarında yardımlarına koşarız, çünkü biz Müslüman Türk’üz!..
Allah’ın emri ve de genlerimiz böyle, tarihte ispatlı!..
Dünya insanlığının hangi konularda aldatıldığını öğrenmeleri için, Türklerin nasıl da yalanlarla, “Düşman” belletildiğini anlamaları için; asıl düşmanlığın, kendilerinin, Türklere yaptıklarının olduğunu öğrenmek için; herkesin, bizzat kendilerinin Kuran’ı Kerim’i okuyup, olup gidenlerin gerçekliğini fark etmekle gerçekleşecektir, insanlığın kurtuluşu, inşallah!..
O KURTUŞ Kİ İNSANLIĞI, ŞEYTANLA YATIP, ŞEYTANLA KALKANLARIN TASMASINDAN KURTARIP, ÖZGÜRLEŞTİRİP, GALAKSİMİZİN SEVGİ BOYUTUNA GEÇERİZ, İNŞALLAH!..
O Yüce kitabımızı Türkçe okuduğumuz zaman bunları öğreniyoruz!..
O ZAMAN, İLAHİ KATTAN İNSANLIĞA VERİLECEK MUHTEŞEM NİMETLERİN, HAYALİNİ KURABİLİRİZ.
——————————
Kuran’ı Kerim. Sure 61/Ayet 7-8:
İslama davet olunduğu halde, icabet edecek yerde, Allah’a karşı kendiliğinden yalan uyduran zalim kimselere hidayet etmez.
Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek kastindedirler. Halbuki kâfirler hoş görmeseler de, Allah nurunu tamamlayacaktır.
————————————
KURAN İLE BİLDİRİLMİŞ, İSLÂM: Gerçek Müslümanlık, gerçek Hıristiyanlık, gerçek Musevi’lik toplamı. Ayan beyan, hurafelerle kandırılmalardan uzak!..

TOPLU İĞNE

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen hafta “25 yıl önce toplu iğne üretemiyorduk” şeklindeki sözleri büyük yankı uyandırdı.

Söz bu ya, hemen gündem oldu.

Çünkü biz bu “toplu iğne” meselesine oldum olası bayılırız.

Ne zaman bir şeyleri anlatmakta zorlanılsa, hemen iğne çıkarılır:

-Bir zamanlar toplu iğne bile üretemiyorduk!

Yani uzun yıllardır politik bir ezberin parçası.

Her dönemin yöneticisi aynı iğneyi çıkarıp millete bir kez daha anımsattı.

1980’lerde “ampul bile yapamıyoruz” denirdi…

1990’larda “uçak vidası” gündem olurdu, şimdi sıra yine toplu iğnede.

**

Toplu iğne deyip geçmeyin…

Ben de merak edip Google’a sordum.

Adam’ın adı da gerçekten Adam Smith!

Yanıt, İskoçyalı “Ekonominin Babası” olarak anılan bu isme dayanıyor.

Adam Smith, 1776’da yazdığı “Ulusların Zenginliği” kitabında sanayi devrimini anlatırken toplu iğneden söz eder.

Der ki: “Bir iğne işçisi tek başına günde birkaç iğne yapabilir. Ama iş bölümü olursa, on işçi on bin iğne üretebilir.”

Yani medeniyet, bir parmak ucu kadar metalin ucunda şekilleniyor.

Dünyada toplu iğne üretimi o gün sanayinin sembolü olmuş…

Bizde ise siyasetin metaforu olmaktan bir türlü kurtulamadı.

**

Toplu iğne, aynı zamanda Türkçenin en iğneleyici deyimlerinde de başrolde yer alıyor:

“İğneyle kuyu kazmak” sabrın…

“İğne deliğinden geçmek” zorluğun…

“İğne battı mı can yanar” da eleştirinin sembolü.

Bugün ülkece hep birlikte iğneyle kuyu kazıyor, üstüne bir de o kuyudan su çekmeye çalışıyoruz.

Kimi iğneyi batıran tarafında, kimi batan tarafında…

Ama sonuç değişmiyor:

Hepimiz az çok iğneliyiz.

**

Bir başka açıdan bakarsak, “toplu iğne” aslında müthiş bir toplumsal metafor:

Küçük ama keskin; bir arada durduğu sürece işe yarayan, tek başına ise kaybolan bir nesne.

**

Çengellisinden dikişe, yorganından toplusuna birçok iğne çeşidi var.

Bizde iğne, yıllarca üretim bandına giremedi.

Yıllarca “iğne bile yapamıyoruz” cümlesiyle büyüdük.

Şimdi “yapıyoruz” deniyor.

Ne güzel!

Peki o iğneyle ne dikeceğiz?

Dikiş tutmayan siyasi kumaşı mı?

**

Her iğne bir yön seçer; kimi kalbe, kimi kumaşa batar.

Bazı ellerde de iğne yanlış yere batıyor…

Bir iğneyi tutarken, nereye batırdığını bilmek gerek.

Yoksa dikiş tutmaz bu iş.

İğne, memleketten yana batmalı ki…

O dikiş tutsun…

GALA GÖLÜ’NÜN YOK EDİLMEK İSTENMESİ YENİ Mİ?

Keşan Kent Konseyi “Gala Gölü’nü yok etme projesi!” olarak nitelendirdiği bir açıklama ile Gala Gölü’nü gündeme oturttu.

Açıklamanın konusu Gala Gölü’ne yakın bölgelerde yapımına izin verilen ya da verilecek olan RES ler… Bu konuda yeterli bilgi sahibi olmadığım için bu açıklama, gerçekleri ne kadar yansıtıyor; Bilemiyorum…

Ama ne olursa olsun Gala Gölü’nün nihayet varlığının hatırlanması ve sahipsizliğinin ortaya serilmesi bile takdir edilmeyi hak ediyor..

***

Ama önce şunu bilelim; Gala Gölü’nün YOK EDİLME SÜRECİ yeni değil… Aslında asıl tehlike RES’ler de değil. Gala Gölü, çeltik ziraatinin ziraat olmaktan çıkıp endüstriye dönüşümü ile, yani emek yoğun bir tarım yerine sermayenin egemen olduğu yeni bir tarım uygulaması ile son 30 yılda yok edilmeye başlandı, hızla devam ediyor.

Çeltik tarımı, gelinen noktada hiç çiftçilik geçmişi olmasa bile, bir harman/biçerdöver makinesi alan, bir de yanında 1-2 işi çalıştıran kişilerin Enez’den Edirne’ye kadar 500 bin dönüm araziyi hoyratça sömürerek kullandığı bir sektöre dönüştü.

***

Gittikçe ve bilinçsizce artırılan çeltik ekim alanları ile iş öyle bir noktaya geldi ki, Gala Gölü Milli Parkı’nın 11 Nisan 2020 tarihli 31096 Resmi Gazete’de yayınlanan kararla bir gecede 1630 dekar küçültülmesine kadar vardırıldı. Bu kopartılan alan daha sonra sanırım çeltik tarımı için birilerine kiralandı.

Çeltik ziraati ile ilaçlı suların Gala’ya karışması, gübre atıklarını Gala’ya ulaşması, yasak olmasına rağmen uçakla ilaçlama yapılması, yetkililerin gözü önünde hunharca anız yakılması sonucunda bugün Gala’da kızılkanat, çapuka, zurna, kerevit gibi pek çok yok olan türlerin yanında yılan balığı, sudak, yayın gibi türlerin çok azalması varılan karanlık noktanın en net göstergeleridir..

***

Gala gerçekten yok edilmek isteniyorsa bunun asıl ve tek nedeni RES’ler değildir.. Eğer amaç gerçekten Gala’yı kurtarmaksa olayı daha geniş olarak ve en başa da çeltik tarımının olumsuzlukları ile birlikte düşünmek gerekir.

Yıllardır yazdığımız gibi çeltik tarımının çevreye zarar vermeden sürdürülebilir kuralları konmalı ve uygulanmalıdır. Çeltik alanları daraltılmalıdır. Yer altı suları kullanılarak yapılan çeltik üretimine izin verilmemelidir.

***

Keşan Kent Konseyi’ni bu açıklaması nedeniyle yürekten kutluyorum. Ama önceki çıkışlar gibi, yetkili ama suskun kamu görevlileri gibi, İl Genel Meclisi Üyeleri gibi, Milletvekilleri gibi çeltik ağalarının gündeme gelmesi ile eğer bu mücadeleden vazgeçeceklerse, unutup gideceklerse yol yakınken dönmelerini öneriyorum.

Biz yıllardır bu konularda sesimizi duyurmaya çalışan Enez’in sivil toplum kuruluşları olarak bu hukuk mücadelesinin içinde olmak isteriz. Gala’nın bir gün Amik Gölü gibi kurutulup çeltik tarımına açılabileceği noktaya çok yaklaştık. Ne yazık ki, gölün kurutulmasını, buranın da çeltik tarımına açılmasını hayal edebilen, çevre ve doğa bilincinden yoksun, ama söz sahibi insanların da olduğu bir ülkede yaşıyoruz…

***

Konuyu hep birlikte bir daha gözden geçirmeliyiz. Öncelikle ve ilk olarak Çeltik Komisyonları’nın ne işe yaradığını, tahsil ettikleri paraları nerelere harcadıklarını, 1930 yılında oluşturulan bu kurumun bu çağda hala gerekip gerekmediğini gündeme getirmeliyiz. Dekar başına anız yakanlardan 550 TL hatta 5 misli ceza kesilmesi gerektiğine göre 500 bin dönüm yakılan çeltik tarla sahiplerinden 2025 yılında kaç TL idari para cezası tahsil edildiğini merak edip ilgililerden sorarak yola çıkmalıyız.

Kısacası yok edilmek istenen sadece Gala Gölü değildir.. 500 bin dönümden fazla,  yakılan, hunharca kullanılan mümbit vatan toprağıdır. Bunu görmezden gelemeyiz..

AKIL KARARTMA

Çoğunluk, heveslerine göre kararlar almaya bayılır!..
Kendi kendilerini KANDIRMAYA bu kadar hevesli başka bir canlı türü yoktur!..
Yaratan en üstün beyni insana vermiştir ama, O BEYİN KENDİNİ, NEGATİF HEVESLERİNE GÖRE KANDIRIRSA..
SIĞ DÜŞÜNÜP, KONULARI SAPTIRANLARIN YANILTMALARINI SAVUNUYOR olanları siz de görmüşsünüzdür…
İnsanoğlu, kasıtlı, hesapsız, bilgisiz, SIĞ düşünüp, konuları ÇARPIK değerlendirmeleri ile ne facialara sebep olurlar, hiç hesaplamazlar, ne yazık ki!..
Meselâ, bir akademisyen Çinli kardeşimiz, “Türkler çok savaşçı, Çinli’ler ise, kendilerini korumaya çalışıyorlardı, Çin Seddi yaptık bu yüzden!.. dedi.
Bakın tarih yazarlarına ve yazar, çizerlere, ders kitaplarına hepsi böyle söyler:
TÜRKLER, SALDIRGAN, BARBAR SAVAŞÇI, ÇİN’LİLER İSE TARİH BOYUNCA KENDİLERİNİ KORUYAN, SAVAŞMAYI SEVMEYEN, MAZLUM MİLLETTİR!..
İnsanlık bu SIĞ TEZİ BÖYLE BİLİRLER, AMA HALT EDİYORLAR!..
Dikkat..
(O zamanlar, Türklerin 34 harflik alfabeleri vardı!)
Tamam, “Bilirim” diyemem, hakkıyla tek Allah bilir sebepleri!..
Türklerin Çin ile savaşları gerçek, ama hangi ülke komşuları ile savaşmamış?..
Güçlenince kimler kimlere saldırmamış?..
Tarih ülkelerin birbiriyle, hatta KENDİ KENDİLERİ ile savaşlarıyla dolu!..
Bir kısmı veya iki kısım birden uyarsa şeytanlarına, akıbetleri felaket oluyor.
BU SAVAŞLARIN ASIL NEDENLERİNİN İNCELENMESİ, SAVAŞLARIN YIKIMINI BİTİRİR!..
Maalesef, insanlık, sığ kandırmalarla yetinip, AYNI HATALARI TEKRAR TEKRAR İŞLEYİP, TARİHİN YIKIM TEKERRÜRÜNDEN KURTULAMIYORLAR!..
“Çin Seddi, Türk akınlarına karşı savunmak için yapıldı, doğru ama aynı zaman da, TÜRKLERİ İLERİ HAREKÂTLA YIPRATIP, ARADA BİR GERİ ÇEKİLEREK KENDİLERİNİ EMNİYETE ALIP, GÜÇLENİP, TÜRKLERİ TEKRAR, İLERİ HAREKÂTLA KATLEKMEK İÇİN YAPILMIŞ OLMASIN, ASIL ÇİN SEDDİ?..” DESEN, ŞAŞIRIRLAR!..
————————————
Kuran’ı Kerim. Sure 36/Ayet 60-61-62:
“Ey Âdemoğulları! Ben size and vermedim mi: Şeytana tapmayın, o sizin apaçık düşmanınızdır. Ban tapın, doğru yol budur, diye bildirdim… Böyle iken yemin ederim ki o, içinizden çoğunuzu kandırıp peşine taktı, aklınız yok muydu?

SAVAŞ HUKUKU

İnsanlar isteklerini alamayınca hal çaresi ararlar. Gerekirse aracı kullanırlar, anlaşamazlarsa konu çatışmaya gider. Devletlerde böyledir; anlaşamazlarsa görüşmeler yaparlar, aracılar kullanırlar. Devletler arası görüşmelere ‘diploması’ denir. Anlaşma olmazsa sonuç savaş olur.
Savaş karşılıklı veya tek taraflı gücün çatışması ile olur. Savaş çeşitlidir, karşılıklı silahlı birbirine her türlü zararı vererek isteklerini kabul ettirme esasına dayanan savaş, ekonomik savaş, kültürel savaş. Soğuk savaş propagandaya dayanır. Mikrobik savaş, daha başka çeşitleride olabilir. Hepsinin amacı karşı tarafa her türlü zararı vererek isteklerini kabul ettirmektir.
Savaş iyi bir olay mıdır; değildir. Her iki tarafta zarar görür. Bir taraf savaş istemesede karşı taraf saldırıyorsa, o da kendini korumak için savaşmaya mecbur kalır. Savaşların en kötüsü ateşli silahlar ile yapılan savaştır. Şehirler, tekrar yerine konulamayacak yapılar yerle bir olur. Ondan önemliside insanlar telef olur. Hadi binaları, evleri, fabrikaları tekrar yapıp yerine getirebilirsin ama yok olan insanı yerine getirezsin.
Ateşli silahlar ile savaş nasıl yapılır? Bir çok milletin kabul ettiği savaş kuralları ve savaş hukuku vardır. Ateşli savaşları kimler yapar; askerler. Bu bir meslektir. İşte bütün mesele insan kaybı. Kaybedilen bu kimseler asker olabileceği gibi asker olmayan kimselerden de olur. İşte bütün mesele burda. Savaşlarda asker, askeri öldürmüşse sorun yok ama asker olmayan kimselerin GÜNAHI NE?
Asker olan kimseler savaşta ölüyorsa buna savaşın bir cilvesi diyelim. Zaten asker olan bir kimse bu riski göze alarak asker olur ama asker olmayan kimseler ölüyorsa, bunların içinde askerlikle hiç ilgisi olmayan çocuklar, yaşlılar, bilim insanları, din adamları, sağlık görevlileri, öğretmenler daha buna benzer daha bir çokları ölür, yok olur. Ateşli savaşlarda insanlar yok olurken binalardan, yapılardan, köprülerden, barajlardan, şehirlerden ne isteniyorda onlar yerle bir ediliyor.
Birde askerlik sanattır derler. Hiç insanların birbirini öldürmesi, yapıların yok edilmesi sanat olur mu? Askerlik sanat değildir. Eğer bir saldırı karşısında karşı konuluyorsa, karşı tarafa zarar veriyorsa bu savaş bir yerde nefsi müdafadır. Haklılık arz eder ama hala ölümler, yıkımlar devam ediyor.
Elbette her olayın bir kuralı olduğu gibi savaşında bir kuralı vardır, buna da ‘savaş hukuku’ denir. Bundan önce yapılan savaşlarda bu kuralları kim dinlemiştir? Hitlermi, Stalin mi, Mussolini mi, Saddam mı, saymakla bitmez. Şimdi de Netanyahu. Savaş başlayınca kurallar, hukuk bir tarafa atılıyor. Canımın istediğini yaparım uygulanıyor, savaş bittikten sonra hesap verenler var tabi. Örneğin, Nürngberg mahkemeleri bir çok Nazi diktatörünü cezalandırmıştır. Bosna savaşında Sırp kasabı Karadzic Lahey mehkemelerinde cezalandırılmıştır. En son Saddam. Bunlara benzer bir çok örnek verilir.
Asıl mesele bugünkü savaş hukukunun eskimiş olmasını kabul edip, yeni bir savaş hukuku hazırlamak gereğidir. Peki ama yeni savaş hukuku hazırlansa bu uygulanacakmı ? Amerika, Rusya, İngiltere, Almanya, Çin bu bu hukuku dinler mi? Bunlar güçlü devletler, yine bildiklerini okurlar. Kitle imha silahları üretilirken, nükleer silahlar yapılırken, barış zamanında bunlar önlenemezzken bir savaş zamanında bunların kullanımı nasıl önlenebilir?
Daha önceki zamanlarda olduğu gibi, büyük balık küçük balığı yutar misali bugünde güçlü olmak geçerli. Devletlerde de böyle. Büyük devletin dediği oluyor. Yeni bir savaş hukuku hazırlansa güçlü devletlerin dediği gibi olur.
Ateşli savaşlarda yıkılan öyle yapılar var ki tekrar yeniden yapılması çok zor. Örneğin Ayasofya Cami, Edirne’de Selimiye Cami, Atina’daki Akropol, İtalya her tarafı antik yapılarla dolu. Bunları yapanlar asırlar önce yaşamış, yapmışlar, artık yoklar. Savaşlarda yok olursa bugün bunları kim yapacak?
Yeni bir savaş hukuku hazırlanırsa bu gibi varlıklar savaş dışı bırakılmalı ama nasıl? Gazze, Ukrayna olaylarını gördükten sonra yeni bir SAVAŞ HUKUKU gerekli…

Suriye’nin Uluslararası Ekonomi Politik Uyumu

Suriye Devlet Başkanı Şara, uluslararası ekonomi politik ilkelerin uyumu konusunda daha istekli bir hale geldi. Geçtiğimiz hafta TRT radyosunda katıldığım bir yayında Suriye’de yönetimin ömrünün uluslararası ekonomi politik ilkelere uyuma bağlılık ile doğru orantılı olacağını açık bir şekilde belirtmiştim. Bir başka deyişle Şara uluslararası ekonomi politik ilkelerle ne kadar uyumlu bir halde hareket ederse iktidarda kalma süreci o kadar uzama ihtimaline sahiptir.

Bu bağlamda Şara, Gelecek Yatırım Girişimi Konferansı’na katılmak üzere Riyad’a gitti. Gelecek Yatırım Girişimi’nin bu sene 9.su düzenleniyor. Elbette bu girişim girişimi dolayısıyla küresel ölçekte ve başta Batılı yatırımcılar olmak üzere pek çok devlet temsilcisi ve uluslararası şirket yöneticisi Riyad’da buluştu. Bu buluşma bir yandan aslında Batı temelli Suudi Arabistan ekonomisinin ve bunun küresel ölçeğe nasıl yansıdığının göstergesi olarak ortaya çıkıyor.

Bakıldığında Suudi Arabistan rantiyer ekonomi yaklaşımı üzerine kurulu bir devlet. Gelirlerinin neredeyse %90’ı da petrol ticaretine dayalı ki; bu ticaret yapısı da genel olarak Batı devletlerinin yaklaşık yüz yıl önce kurdukları petrol şirketlerine dayalı. Aramco bunun en önemli örneklerinden biri. Suudi Arabsitan bu gelir kapasitesinin genişliğinin karşılığını başta ABD olmak üzere İngiltere ve Fransa gibi devletlerle askeri iş birliği anlaşmalarına imza atarak ortaya koyuyor.

Her ne kadar önceki Trump döneminde tek seferde 110 milyar dolar ve toplanda 350 milyar dolarlık bir anlaşmadan bahsedilse de ABD-Suudi Arabistan arasında Obama döneminde gerçekleştirilen 60 milyar dolar civarındaki askeri satış halen rekoru elinde tutuyor. Yani Trump’ın çok konuşup sonuç elde edemediği bir konu olarak bu meşhur 110 milyar dolar masadan kalktı. Ancak bu ABD-Suudi Arabistan arasında ekonomik iş birliğinin derin olmadığını göstermek. Zira Suudi Arabistan hem ekonomisinin hem de güvenliğinin önemli bir kısmını ABD’ye borçlu. Son dönemde ortaya çıkan Çin Halk Cumhuriyeti girişimleri ise sevgiliye yapılan sen alternatifsiz değilsin nazının ötesinde bir anlam içermiyor.

İşte ekonomisi ve güvenliği bu denli ABD’ne bağlı olan Suudi Arabistan’a Şara’nın gelecek yatırımlarının planlanması için yaptığı ziyarette de beklendi sermayenin en azından bir kısmının Suriye’ye de gelmesi. Bu şartlar altında Suriye’nin yıllar süren yıkımının bir nebze olsun görünen kısmı hafifletilecek. Böylece Şara Suriye’yi iç savaş sonrası yeniden kurgulayan bir figür olarak koltuğunda kalmaya devam edecek. Ancak bu iktidarda kalma şartlarından sadece birisi.

Buna ek olarak Şara’nın övgüler düzdüğü Suudi Arabistan yönetiminin bölücü terör örgütünün Suriye uzantısı karşısında bir tutumunun olmadığını dikkatten kaçırmayalım. Aynı tutumun ABD tarafından da sergilendiğini söylemeye gerek bile yok. Daha fazlası, ABD bölücü terör örgütünün destekçisi zaten… Biraz da o yüzden bölücü terör örgütünün Suriye uzantısı bu denli cesur ifadeler kullanıyor ya…

Bu şartlar altında Şara’nın kabul edeceği bir başka şey de bölücü terör örgütünün Suriye uzantısının yönetime ortak olması olacak. İşte bu durum bizim milli güvenliğimiz için ne anlama geliyor onu da okura bırakıyor. Yani “PYD’nin Suriye ordusuna entegrasyonu” ne demek onu da lütfen okur yorumlasın. Şara Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı ile görüşmesinde övgüler düzerken muhtemelen aklında ülkesine gelecek yatırımlar vardı. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları.