Kategori arşivi: Yazarlar

AL, İÇİNDE AY YILDIZ

Asırlar boyunca, mazlum halkaları sömürü, tecavüz ordularından korumak için savaştı, o Türk atalar!..
Dur, durak bilmeden, üç, beş senede bir toplanan, inkârcı, hurafelerle kandırılmış sömürgeci ordularını, YÜZYILLARCA göğüslerini siper ederek MAĞLUP ETTİLER!..
(Kahveyi, çayı yudumlarken okumak kolay gelir de, NEFESLER KESİLMEZ Mİ, KILIÇ, KALKAN, OK, TOP, MIZRAK YAĞMURLARI ALTINDA, ÇIKARSIZ CAN FEDALARI DÜŞÜNÜNCE!..)
Bu yeşil, hilalleri beyaz bayrağımız, BİN YILLAR, YÜZ YILLAR SONRA, artık, her karış vatan toprağının ŞEHİTLERİMİZİN ASİL TÜRK KANLARI İLE YOĞRULMASIYLA KIRMIZIYA BOYANDI!..
AL KIRMIZININ İÇİNDEKİ AK, AY VE YILDIZLAR YÜCE RABBİMİZ’İ, GÖK RUHLARINI, MELEKLERİNİ, ŞEHİT, GÖK ORDULARINI TEMSİL EDER!..
İşte bu YER VE GÖK ordularının korumasındadır, o şerefli Türkiye Cumhuriyetinin bayrağı!..
Bazen ortalığa çöken karanlıklarla umut ve mücadeleden vazgeçilmez!..
HER ŞEY ZAMANINI BEKLER!..
HAK YOLU: ŞEYTANLARA KANMAMA YOLU; MEDENİYET YOLU; BİLİMİ, SANATI FAYDADA KULLANMA YOLU; BARIŞ, KARDEŞLİK YOLU….
TAHRİF EDİLEMEYEN KURAN’DAN MAHRUM BIRAKILAN HALKLARI, KURAN’ IN ÖĞRETİLERİYLE BULUŞTURMAK İÇİNDİ TÜRK MİLLETİNİN BUNCA FEDAKÂRLIĞI!..
Gelecekte, İNANÇLI BİLİM yoluyla dünya birincisi, güzellik ÖNDERİ olunca, görün siz Türkleri!..

Ne dersiniz, nerede doğarsan doğ, “NE MUTLU, BEN DE TÜRKÜM” denmez mi şimdi!..

Kuran’ı Kerim. Sure 3/Ayet 139-140:
Gevşeklik göstermeyin, endişe de etmeyin. Allah’ın vaadine inanıyorsanız, mutlaka üstünsünüz.
Eğer size bir yara isabet etti ise, Bedir savaşında da kafirler kavmine o kadar yara isabet etmişti. O, sevinçli ve kederli günleri insanlar arasında evirip çeviririz.
Allah savaş meydanında ihlaslı ve azimkâr müminleri diğerlerinden ayırt etmek ve sizden şehitler edinmek içindir. Allah zalimleri sevmez.

CUMHURİYET OKULU

Birinci paylaşım savaşı (1914-1918) çok uluslu imparatorlukların dağılmasına ve toplumların ulus olmasına sebep oldu. Bu uluslardan birisi de Türk ulusuydu. Osmanlı zamanında kırsala sıkıştırılan Türkler saraylarda yaşananlardan bihaberdi. Bu acı gerçeğe rağmen ya ölüm ya istiklal diyen Anadolu insanı sarayları devirdi. İnsanlığın temel ilkelerini hak olarak ulusun bireyleri ile paylaşan önderler cumhuriyet rejimini kurdular.

Cumhuriyet insanlığın ulaştığı en demokratik rejimdir. İnsan denen varlığı yurttaş konumunda değerlendirerek kültürüne, yöresine, doğasına, haklarına sahip çıkan canlı konumuna getirir. Aklını kullanarak sorgulamayı sağlar. Ancak bu oluş mevzuatlarda yazmakla değil sürekli bir hareket ile sağlanır. Bu nedenle de bilgiyi insandan yana kullanan ve üreten bir süreçtir cumhuriyet.Sürekliliği olan bir okuldur.

Yer yüzünde adında cumhuriyet yazan devletler vardır. Bunların bazıları diktatörlüklerini bu ad altında gizler. Bu gerçeği de bilerek cumhuriyeti putlaştırmak yanlıştır. Ona emek vermezsek bir yere varamayız. Ki o nedenle cumhuriyet kişinin ve toplumun yaşamının her anında olan bir okuldur.

Cumhuriyet yaşamdır. Topluma kişilik veren, onları birbirinden ayıran, bağlı oldukları yüksek değerlerinin meydana getirdiği davranış biçimleri ve hareketleridir.

Cumhuriyet, toplumları ümmet olmaktan kurtararak ulusa kavuşturmak, bireyi yurttaş konumuna yükseltmektir.

Cumhuriyet, eğitim sistemini herkes için zorunlu ve kamusal hale getirmektir.

Cumhuriyet, orta çağın egemeni ve savaşların nedeni olan inançları kişinin vicdanına bırakarak her inancın güvencesi olan laiklik ilkesini benimsemektir.

Cumhuriyet, siyaset, hukuk, eğitim, kültür, sanat, ekonomi ve toplumsal alanlarda köklü devrimleri bilmek ve bunların sürekli olarak yenilenmesini sağlamaktır.

Cumhuriyet, insan yaşamına ve toplumsal düzene aklın ve bilimin öncülüğüyle yön vermek ve sürekli aydınlıktan yana olmaktır.

Cumhuriyet, sosyal ve iktisadi olarak bölgesel kalkınmada adalet sağlamaktır.

Cumhuriyet, belirli kişi ya da bir topluluğun değil, tüm halkın çıkarını, kamu yararını göz önünde tutmaktır.

Cumhuriyet, demokrasinin geliştirilmesi için en çağdaş, en mantıklı, en kamusal, en sosyal bir devlet yapılanmasına yol açan rejimdir.

Cumhuriyetin, bu değerleriyle sonsuza değin yaşatılması hepimizin ortak sorumluluğudur. Cumhuriyet, bilgi çağının etkin ülkeleri arasında yer alarak gelişmenin yalnızca aklın ve bilimin ışığında gerçekleştirilebileceği düşüncesini temel kabul eder. Ancak bu yolla kalıcı başarıları gerçekleştirebilir ve amaçlarımıza kısa sürede ulaşabiliriz.

Evrensel kavram ve düşünce biçimlerinden etkilenerek, onları etkileyecek duruma gelmenin ve kültürümüzün gelişip, dünya kültürüyle bütünleşmesinin ön koşulu; ulusaldan evrensele gelişmiş bir kimlik, kişilik ve benliğimizi oluşturmanın yoludur Cumhuriyet.

Bugün maalesef cumhuriyet sayesinde yetişip kişisel çıkar, toplumsal varlık ve konum elde edenlerden Cumhuriyeti hor görenler vardır. Elbette her değişimin eleştirilecek yanı olur. Ancak yaşanmış olanı günün koşullarına ve asıl amacına bakarak sorgulamak gerekir. Bu kişiler art niyetli ve cumhuriyet hedeflerinden korkanlardır. Çünkü cumhuriyet ile birlikte bu kişi ve grupların kişisel varlıkları, keyfi egemenlikleri ve toplumsal konumları yok olmaktadır.

Bu nedenle yüzyıldır içte hilafet özlemleri ve çıkar ağaları, dışta; böl, parçala, yönet siyasetinin kalıntılarıyla sürekli sınanmaktadır. Bugün eğer emaneti bize bırakanların yüzüne bakacak cesareti kendimizde bulamıyorsak, bu biraz da sessizliğimizdendir. Oysa Cumhuriyet bizden sadece kutlama değil, direnç ister, anma değil sahip çıkma ister. Cumhuriyet, ancak korunduğu sürece yaşar.

Doğduğumuzda yurttaş olarak yazıldığımız cumhuriyet okulundan ölünce ayrılırız. Ki bunu bilinç haline getirip ömür boyu cumhuriyet okulu öğrencisi olmalıyız.

Bu düşüncelerle Cumhuriyetimizin 102. yılını kutluyorum.

SIĞ BAKIŞ!..

Bazen birilerine, “OKUMUŞ, AYDIN” kimilerine de, “OKUMAMIŞ, CAHİL” deriz.
Deriz de… çoğunlukla, bu iki kavramı doğru kullanıyor muyuz, acaba?..
Yurdumuzun, Gözden ırak, ıssız, ırak bir köşesinde Okul yok; gazete, dergi, kitap yok…
Olsa ne olacak, zaten okumayı öğreten olmamış ki!..
Hem de dört asırdır!..
“Herkes okuyup ne olacak, çalışsınlar, tarlada, hayvancıkla, geçinip gitsinler” deyip, OKUMUŞ ŞEYHÜLİSLAMLAR, PADİŞAHLAR, köy okullarını açmamışlar!..
Sonra da bu halk kesimine, “Cahil” demişler!..
Doğrudur, okumadılar, Tarih, coğrafya, matematik, geometri, fizik, kimya vs.. öğrenmediler, DÜNYADAN HABERLERİ YOK GARİPLERİMİN!.. AMA…
Diplomalıların, “Cahil” deyip küçümsedikleri bu insanların çoğu, Doğaya, tabiat varlıklarına, insanlara, karşı, saygı, sevgi içinde, dürüst, adaletli, yardımsever ise…
Ve de, hırsızlık, yalan, dolan, hıyanet, küfür, iffetsizlik, onlara utanç verici geliyorsa…
Ve de yine, vatanın, milletin kurtuluşu söz konusu olunca CANINI FEDA ETMEYE HAZIRSA!.. Şimdi böylelerine, diploması yok diye, “Cahil” mi diyeceğiz!..
Dilin kemiği yok, nasıl olsa, kıvırır, söyler!.. AMA ASIL CAHİL KİME DENİR?..

Kendini diplomalı, kurnaz, sayan, köşe tutuculara ne denir, acaba?..

Kuran’ı Kerim. Sure 8/Ayet 22- 23:

Zira Allah katında yeryüzünde yürüyen canlıların en şerlisi, hakkıyla işitip, hakkıyla söylemeyen, sağır ve dilsizlerdir ki, hakkı akıl etmezler.

Nurlu ayet de geçen, “Sağır ve dilsiz” kavramının anlam içinde ki yorumu:
“Hakkıyla işitip, hakkıyla söylemeyen, sağır ve dilsizler, hakkı akıl etmezler.”
Başka bir yorum da: “Onlar, haksız çıkarlarına göre işitir ve söylerler” de olabilir.

ER’KEKLİK

Zormuş ev işleri anladım.

Eşimin iki dizine de protez takılması sonunda bir süreliğine yatağa bağlı kalması nedeniyle iki haftadır evin bütün işleri benim üzerimde.

Sabah erken başlıyor evde işler güçler. Yıllardır keyifle hazırladığım kahvaltı sonrasında işim bitiyordu benim evde. Uzuyordum Edirne içlerine doğru  hobilerimin peşine, bazen yakın köylere. Kahvelerini, sokaklarını bisikletimle keyifle geziyor, zamanı gelince kütüphaneden ödünç kitaplarımı alarak çantamdan eksik etmediğim gazetemle birlikte.

Şimdi bunların hepsine geçici olarak elveda.

Sabah kahvaltıdan sonra meğerse mutfağın toparlanması, temizlenmesi günün yemeklerinin yapılmasıyla da bitmiyormuş ev işleri.

Ev temizliği de bitmiyor bir türlü. Amansız bir döngü bu. Süpür, toz al, vileda ile her köşeyi temizle. Ev de ev değil, sanki at koşturuyoruz 150 metrekarelik koca bir daire. İki kişiyiz sonuçta evimizin dörtte biri yeter de artar bile bize.

Çamaşırlar da birikip duruyor makinede ha bire. Hadi yıkıyor emektar makinemiz, sonrasında çamaşırlığın başında sabırla onları as, kurumalarını bekle, yetmedi sırada ütü. Eyvah ki ne eyvah.

Sırada bulaşık makinesinden çıkan bulaşıklar. Tabakları, tencereleri, kaşıkları, ayrı ayrı diz yerlerine. Bir defasında unutmuşum makineye tablet atmayı, olmadı bir daha yıka da aklın başına gelsin. Öyle bilgisayarın başına geçip yazmaya benzemiyormuş bu işler anladım.

O da ne? Banyoyu, lavaboları, mutfak tezgahını da ovmak, yüksek çözünürlüklü deterjanla temizlemek de gerekiyormuş. Bitti mi, hayır nerdeee; yağ şişelerini doldur, su kutusunu çalıştır içecek suyu hazırla, buzdolabı ve buzluğu her hafta yeniden düzenle.

Üstümde önlük, ellerimde eldivenler, yüzümde maske dön babam dön evin içinde.

Sağlık memurluğuna da başladım bu arada. İyi bir hemşire oldum. Eşimin iki dizine de gün aşırı pansuman yapıyorum ellerimde hastane eldivenleri, tendürdiyot ve sargı bezleriyle. Günde iki defa da iğne koluna kan sulandırıcı cinsinden.

Er’keklik kolaymış da kadınlığın, özellikle ev kadınlığının zorluklarını yaşıyorum bu günlerde.

Güzel yönleri de var ev erkekliğinin. Sabah kalktığım gibi açıyorum radyoyu, hareketli bir türkü veya 9/8 yakaladığımda başlıyorum mutfakta dans etmeye, attım mı iki göbecik hem neşem yerine geliyor, hem de spor niyetine. Ve akşam yemeğinden sonra bitti mi bütün işler; gelsin iki duble rakım keyfim yine yerinde, atıyorum günün bütün yorgunluğunu.

Ödülüm mü; bütün günümü alan ev işlerimi yaparken beni dikkatle izleyen iki göz işler bitince sevgiyle bakıyor ki, o da bana yeter de artar bile.

Yaşam işte, neler yaşayacağımız belli değil, nelerle de karşılaşacağımız.

Ama ne demiş şairimiz;

Yaşamak güzel şey doğrusu / Üstelik hava da güzelse / Hele gücün kuvvetin yerindeyse.

AL BAYRAK

Önce yeşildi Türk’ün bayrağı. “HİALALLERİ AK” tı. “YEŞİL” Hak’ın kutsal yolunu temsil ediyordu. Beyaz hilaller ise, saf, tertemiz, ilâhi katı ve de bu katın ruhani ordularını temsil ediyordu!..
“ Yani, bu bayrak, GÖKTE Allah, yerde, “HAK ERİ” Türk’ün yoluna AÇILMIŞTI!..
Bu bayrak, asırlar boyu, Türk’ün elinden düşmeden dalgalandı, nice coğrafyalarda!..
Nerede, ŞAYTANLA YATIP, ŞEYTANLA KALKAN, din simsarlarının ve de iktidarlarının KANDIRMALARINDA, KÖLELEŞTİRİLİP, SÖMÜRÜLEN MAZLUM, MUHTAÇ HALK VARSA, ÖZGÜRLEŞTİRİP, KORUMAK İÇİN ONLARIN ÜZERİNE ÖRTÜ OLDU BU “YEŞİL, ÜZERİNDE BEYAZ HİLALLİ BAYRAK!..” HEM DE ASIRLAR BOYUNCA!..
ASIRLAR BOYU HAK’KIN YOLUNDA MÜCADELE, ONCA ŞEHİT…
NETİCE DE AL RENGE BOYANDI ZAMANLA O ASİL TÜRK ‘ÜN BAYRAĞI!..
AK HİLAL VE YILDIZLA DA YİNE GÖKSEL RUHSALLIĞI KUŞANIP, DALGALANIYOR!..
Asırlar boyunca, mazlum halkaları, sömürü, tecavüz ordularından korumak için savaştı, bu Türk atalar!..
Dur, durak bilmeden, üç, beş senede bir toplanan, inkârcı, hurafelerle kandırılmış sömürgeci ordularını, YÜZYILLARCA göğüslerini siper ederek MAĞLUP ETTİLER!..
(Kahveyi, çayı yudumlarken okumak kolay gelir de, NEFESLER KESİLMEZ Mİ, KILIÇ, KALKAN, OK, TOP, MIZRAK YAĞMURLARI ALTINDA, ÇIKARSIZ CAN FEDALARI DÜŞÜNÜNCE!..)
Bu yeşil, hilalleri beyaz bayrağımız, BİN YILLAR, YÜZ YILLAR SONRA, artık, her karış vatan toprağının ŞEHİTLERİMİZİN ASİL TÜRK KANLARI İLE YOĞRULMASIYLA KIRMIZIYA BOYANDI!..
AL KIRMIZININ İÇİNDEKİ AK, AY VE YILDIZLAR YÜCE RABBİMİZ’İ, GÖK RUHLARINI, ŞEHİTLERİNİ, MELEKLERİNİ, ORDULARINI TEMSİL EDER!..
İşte bu orduların korumasındadır, o şerefli Türkiye Cumhuriyetinin bayrağı!..
Bazen ortalığa çöken karanlıklarla umut ve mücadeleden vazgeçilmez!..
HER ŞEY ZAMANINI BEKLER!..
HAK YOLU OLAN; ŞEYTANLARA KANMAMA YOLU OLAN; MEDENİYET YOLU OLAN; BİLİMİ, SANATI FAYDADA KULLANMA YOLU OLAN; BARIŞ, KARDEŞLİK YOLU OLAN….
TAHRİF EDİLEMEYEN KURAN’DAN MAHRUM BIRAKILAN HALKLARI, KURAN’IN ÖĞRETİLERİYLE BULUŞTURMAK İÇİNDİ TÜRK MİLLETİNİN BUNCA FEDAKÂRLIĞI!..

Ne dersiniz, nerede doğarsan doğ, “NE MUTLU, BEN DE TÜRKÜM” denmez mi şimdi!..

Kuran’ı Kerim. Sure 9/Ayet 26:
Sonra Allah, Resulünün ve müminlerin üzerine rahmetini indirdi; görmediğiniz ordular indirdi de, küfredenleri azaplandırdı. İşte bu, kâfirlerin cezasıdır.
8/17: Onları siz öldürmediniz. Ancak Allah öldürür. Atan da sen değildin; ancak, atan Allah idi. Ve bu müminleri güzel bir imtihan ile denemek içindi. Allah hiç şüphesiz, işitici ve bilicidir.

Karaağaç – Küçük Paris / 2

Geçen hafta bu köşede, Prof. Dr. Osman İnci’nin editörlüğünü yaptığı “Karaağaç – Küçük Paris” kitabının “önsöz”ünden yola çıkmıştım.

Karaağaç Mahallesi’ni bir kültür adasına dönüştüren müzelerden söz etmiştim:

 Milli Mücadele ve Lozan Müzesi, İlhan Koman Heykel ve Resim Müzesi, Doğa Tarihi Müzesi, Trakya Üniversiteler Birliği Müzesi ve Osman İnci Müzesi…

Hepsi birer hazine.

Hepsi Karaağaç’ın ruhuna, belleğine, tarihine ayrı bir pencere açıyor.

**

Osman İnci hocamı geçen Çarşamba, görev yaptığı Ekol Hastanesi’nde ziyaret ettim.

O çok değerli kitabını o gün de benim için imzaladı.

Ama kitabının bir de “son sözü” var.

Bu pencerelerin ardında kalan bir gerçeği hatırlatıyor:

“Karaağaç’ta bir müze eksik. Mübadele Müzesi vazgeçilmezdir.”

Evet, eksik olan tam da bu: Mübadele.

**

1923 Lozan Antlaşması sadece sınırları çizmedi, sadece toprakları paylaşmadı; insanların kaderini de yeniden yazdı.

Bir sabah Yunanistan’daki Türk köylerinde valizler toplandı, ertesi sabah Edirne’nin, Karaağaç’ın kıyılarında başka insanların ayak izleri belirdi.

Birileri doğduğu evi geride bıraktı, birileri başkasının evine yerleşti.

Mübadele, tarih kitaplarında “nüfus değişimi” diye geçer ama aslında bir insanlık hikâyesidir…

Gözyaşı, hasret ve yeni umutların birbirine karıştığı bir hikâye.

**

Karaağaç, işte o hikâyenin tam kalbinde duruyor.

Meriç’in kıyısında, Lozan’ın hatırası üzerinde…

Bir yanda Lozan Müzesi’nde savaşın, diplomasi masalarının izi…

Diğer yanda eksik kalan, anlatılmamış bir bölüm: mübadeleyle gelenlerin, gidenlerin, “geride bıraktıklarının” hikâyesi.

**

Osman İnci Hoca’nın “vazgeçilmezdir” dediği bu müze aslında bir çağrıdır.

Bir kente, bir belediyeye, bir üniversiteye, mübadele derneklerine, hatta bir millete yapılmış sessiz ama derin bir çağrı:

“Geçmişinizi tam hatırlamak istiyorsanız, eksik sayfayı da açın.”

**

Karaağaç’ta Mübadele Müzesi kurulduğu gün, bu toprakların hikâyesi tamamlanacak.

O zaman Lozan sadece bir antlaşma değil, bir insan hikâyesi olarak yeniden okunacak.

Belki de Edirne, o gün hem tarihe hem insanına “hoş geldin” diyecek….

**

Bu yazının da son sözü Osman İnci hocanın son sözü olsun:

 “Karaağaç’ta bir müze eksik. Mübadele Müzesi vazgeçilmezdir.”

OKUSALAR ÖĞRENECEKLER

Türkiye, Üç asırdır, gerileyen Osmanlı devletinin yıkıntıları daha yerde iken, Mustafa Kemal Atatürk ile muhteşem bir başlangıç yaptı!
Çok umut vericiydi, ancak çok sürmedi maalesef!..
Neden?..
Gelişmek için, ancak, İNANÇLI BİLİMLE ÇOK ÇALIŞIR, KUTSAL EMANETLERİ KORUR, HAK EDERSEK, TEK KORUYUCUMUZ, YAR VE YARDIMCIMIZ OLAN RABBİMİZ VERİRSE OLUR!..” YOLU İZLENMELİYDİ!..
Kuran’ı Kerim de bu sırlı, sonsuz rahmet yolu açıkça yazar!..
Ama anlamak için OKUMADILAR, ASIRLARDIR!..
ASIRLARDIR, DUVARA ASTILAR!..
Ne demekse?..
Bu, TEK KORUNMA, TEK GELİŞME, TEK CÜMLE ALEME FAYDALI BULUŞLAR ÜRETME YOLU, Allah’ın Kitabından öğrenilmedi!..
Oysa samimi inançla, pozitif niyetle, okuyunca anlamak çok kolaydı!..

Tabi, Allah ile beraber okuyanlar için anlamak mümkündü; şeytanla beraber okuyanlar ondan nasibi olmaz” diyor, Rabbimiz.

Kuran’ı Kerim. Sure/Ayet:
Kanunlara uyup, vergisini vereni, İslam dinine girmesi için, zorlamak ve onlara cebretmek yoktur. İman ile küfür, kesin olarak meydana çıkmıştır. Artık kim, Tağut gibi azgınlığa ve sapkınlığa sevk edenleri tanımayıp da Allah’a iman ederse, o muhakkak ki, kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa tutunmuştur. Allah hakkıyla işitici ve bilicidir.
9/26: Sonra Allah, Resulünün ve müminlerin üzerine rahmetini indirdi. Görmediğiniz ordular indirdi de, küfredenleri azaplandırdı. İşte bu, kâfirlerin cezasıdır!

SIRA KİME GELECEK?

Gazze’de ateşkes olalı bir hafta oldu. Gidenlerin çoğu geri döndü, dönüş hala devam ediyor. Dönenler yıkılan, yok olan evlerine dönüyor.
Gazze’ye bir çok yerden yardım ulaşırken, İsrail Gazze sınır kapısını açıp yardım konvoylarının Gazze’ye girmesine engel oluyor. Halbuki Gazzelilerin bu yardımlara ihtiyacı var. Bu olaya sebep ölenlerin cenazelerinin teslimi olarak gösteriliyor. Bu cenazelerinçoğu enkaz altında. Canlı rehine takası devam ederken, kayıplarla birlikte can kaybı 100 bini geçer diyorlar.
Şimdi de konu Hamas’ın silahsızlandırilma meselesi oluyor. İsrail bu konuda ısrarlı. Trump’ta ‘Hamas silahtan arınmazsa biz onu silahsızlandırırız’ diyerek tehdit savuruyor ama kimse İsrail’in silahsızlanmasından bahsetmiyor.
Herkezin kafasında olan iki devletli çözüm, nasıl olacak bu. Filistin’i 150′ ye yakın devlet tanıyor. İsrail bu görüşe şiddetle karşı çıkıyor. 1967 savaşından beri işgal ettiği, oralara yerleştiği topraklardan çıkar mı asla çıkmaz, peki nasıl olacak bu?
Filistin yönünden 1948 yılından beri İsrail Amerika gibi bir devleti arkasına alıp dayısı yaparken, Filistin niye bir arka destek bulamamıştır. O da bir arka destek bulmalı idi. Gazze olayı Rusya’nın Ukrayna ile uğraştığı zamanda olmuştur ve İsrail bu olayı çok iyi değerlendirmiştir. Zaten arkasında dayısı Amerika var.
Ateşkes öyle, bir ateşkeski sanki iğne ucunda, her an bozulabilir. İsrail teslim edilmeyen kayıpları bahane ederek Gazze’nin bazı yerlerini bombalıyor. Buna karşı çıkıldığında da çesetleri bahane gösteriyor. Hatta ‘Hamas bize saldırdı’ diyor. Hamas cevap veriyor; ‘İsrail yalan söylüyor’ diyor. Amaç üzüm yemek değil bağcı dövmek.
İsrail yadım ulaşımını engellemek için Refah kapısında bekleyen yardım konvoylarını bombalıyor. ‘Bu kadarı da fazla değil mi’ desen İsrail’in aldırdığı yok. İsrail bu yaptıklarını ne sanıyor? Bbugün dünyada yalnız kalmıştır, hiç bir devlet İsrail’i desteklemiyor, Amerika’dan başka. Halkı bile Netanyahu’dan nefret ediyor, ilk seçimde kaybeder diyorlar.
İsrail’in bu kadar şımarmasına Amerika değil mi, sebep Ortadoğu petrolleri. Bu ateşkeste herkes kendine bir aslan payı ayırıyor. İsrail ateşkes benim sayemde oldu diyor, Amerika Trump yok ben olmasam ateşkes olmazdı diyor. Katar, Türkiye’yi de unutmamak gerekir. Ama gözden kaçan kamuoyu var, medya, sokak gösterileri, 50’den fazla yardım malzemesi yüklü teknenin Gazze sularına girip İsrail’e baskı yapması İsrail’i ateşkese zorlamıştır. Bence ateşkeste aslan payı kamuoyunundur. İsrail Amerika’nın arka bahçesidir ve Ortadoğu da piyonudur. Amerika Irak’a iki kere saldırdı, Irak bir daha kendini toparlayamadı. Suriye bir türlü düzen kuramıyor, Lubnan’ın ne olacağı belli değil, İran’da denendi, bundan sonra SIRA KİME GELECEK ?…

AZİZ MİLLET

Ey Türk!..
Müslüman Türk ilkeleriyle tarihte kahramanlık destanları yazan atalarınla gurur duy!..
Yaratan’ın “Hak eri” olarak, Yaratan’ın yeryüzünde yerleştirmek istediği, hak ve adaleti uğruna, asırlar boyunca, hiç çıkarsız, mücadelelerle kendilerini feda etmiş nesillerin BU GÜNKÜ TEMSİLCİSİ SENSİN!..
Sahip olduğun kutsal kitabın, atalarının genleri, destansı tarihin, dilin, Müslüman Türk ilkelerinle, ufkun ötesine ışıldayan dünyanın umudu sensin!..
Bu değerlere sahip çıkan kim nerde doğmuş olursa olsun, “Hak eri Türk” tür.
Bil ki, dünya çoğunluğu üstüne çullanmış, karanlık bir dönmedesin. Üç asırdan beri, BİR İLERİ, İKİ GERİ, karanlık güçlerin emellerine teslimsin!..
Kitabını okumaya yeni başladın, aydınlık yakın inşallah!..
Niye yazdım bunları?..
Milliyetçi gazla mı yazdım sanılır?..
Biz Türkler, onların kutsallarına, kahramanlarına, kitaplarına hakaret ediyor muyuz, Allah korusun, aklımızdan bile geçmez!..
Tam tersi, tarih boyunca hep saygı duyduk, asla düşmanlık gütmedik!..
Ama onlar, Kutsallarımıza saldırıyor, çoluk çocuk, anne camilere doldurup, YAKIYORLAR!.. NE KÖTÜLÜK GÖRMÜŞLER BİZ TÜRKLERDEN, yok ki söyleyemezler, ama onlar, “siz Türk Müslümansınız diye bizi camilere kapatıp, HEP YAKTILAR!..
Kendi yaptıkları VAHŞETİ NORMAL, bizi ve atalarımızı ONLARA SAYGI VE SEVGİMİZ İSPATLI İKEN BİLE, barbar tanıtıyorlar nesillerine, kitabımızı bile her yıl yakıyorlar!..
Her şey ortada, var mı bir uydurma?..
Biz Türkler onların kiliselerine, Havralarına saygı duyar, koruruz. Onlar ise, biz Türkleri, camilerin içindeyken, camiyle birlikte çoluk, çocuk, ATEŞE VERİP YAKTIKLARI birçok katliamları vardır. En yakın örnekler de, Kıbrıs’ta ve Bosna Hersek’tedir. Bütün dünyanın gözü önündedir, bu vahşetler!..
Yine de onlar medeni, biz barbarız, onların halklarını kandırmalarına göre!..
Hem de onların vahşetleri ortada, fotoğraflı, belgeli, gözler önündeyken bile, NEDİR BU Türkler hakkında KANDIRILMAK, ANLAMIYORLAR Kİ!…
Kuran’ı okusalar, nasıl kandırıldıklarını, nasıl da hipnozlandıklarını anlayacaklar, ama kendileri bilir, okumazlarsa, tercih de, akıbeti de kendilerinin. TÜRKLER ÖLDÜRÜLEBİLİR, AMA ASLA MAĞLUP EDİLEMEZLER!..
FİZİĞİNİ ÖLDÜREBİLİRSİNİZ, AMA RUHUNU ÖLDÜREMEZSİNİZ!..
RUH SONSUZDADIR VE DE HAKKANI MUTLAKA ALIR, HAKSIZ İNKÂRCIDAN,

HEM DE AHESTE AHESTE…

Kuran’ı Kerim. Sure 61/Ayet 6:
Bir vakit de Meryem oğlu İsâ: “Ey İsrail oğulları! Ben size Allah’ın Resulüyüm. Benden önce inan Tevrat’ın aslını tasdik ve benden sonra gelecek Ahmet adlı bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim” demişti. Vakta ki onlara apaçık mucizeler getirdi: “Bu apaçık sihirdir” dediler.

Başıboş inekler ve affedilen cezalar!!!

Yıllar öncesi Enez bu kadar kalabalık değildi hiç kuşkusuz.

Komşuluk ilişkileri ve sohbetler daha fazla olduğu için olsa gerek, doğal olarak da pek çok anı biriktirirdik Enez’de.

Bunlardan birisi de Mahmut Amca’ydı.

Nur içinde yatsın; bilgili, şakacı ve hoş sohbet bir adamdı.

Yaşayan tarih derler ya, Enez açısından aynen de öyleydi bana göre.

İlerlemiş yaşına rağmen, 3-4 tane ineğini her gün bizim sitenin etrafında otlatırdı.

Site görevlisinin eşinin demlediği çaylar eşliğinde saatlerce Enez’e dair sohbetlerimiz olurdu hemen her akşam üzeri.

Bir gün söz yazlıkların arasında otlayan inekler için kesilen cezalara gelince, bir gerçeği de öğrenmiş oldum bu arada.

Yazlıkçılardan gelen şikayetler üzerine belli günlerde cezalar kesiliyormuş fakat kış ayının ilk Belediye meclis toplantısında bu cezalar bir meclis üyesinin teklifi ile affediliyormuş meğerse!

Yani ödenen ya da ödenecek ceza olmamış sonuç olarak!

Geçtiğimiz gün İpsala Kaymakamlığı’nın Gala’daki anız yangınlarına ilişkin sürekli ceza kesildiğini fakat buna rağmen anız yangınlarının devam ettiğine dair sosyal medya açıklamasını okuyunca aklıma Enez sahilindeki başıboş hayvanlar için kesilen o cezalar düştü aklıma bir an.

Bir yanda hatır gönül ilişkilerinin öne çıktığı ufak bir Belediye, diğer yanda Kaymakamlık aynı olmaz elbette, ama insanoğlu yine de ‘acaba!’ diyerek düşünmeden edemiyor işte!

Umarım anız yangınları konusunda çok daha duyarlı olunur artık.