Türkiye’de, ARABA VE EV, HESAPSIZ, KİTAPSIZ ALGILARIN İSRAFINDA ALINIYOR!.. “Büyük ev, büyük araba ferahtır, rahattır, huzurludur!..” diye bir algı yaygın. Ama bakımına, temizliğine, harcanan, MASRAF VE EMEĞİ, KİMSE HESAP ETMİYOR?!.. Bir de evin, arabanın MANTIKLI ARAÇSAL KULLANIŞLILIĞI VAR!.. Araba da, ev de bizim ulaşım ve barınma ihtiyacımızı gören, geçici, bitici, ARAÇLARDIR, BE KARDEŞİM!.. BUNLARI, PUTLAŞTIRIP, GEREKSİZ, KOCAMAN, LÜKS VE İSRAFA GİRMENİN NE ALEMİ VAR?.. Bakıyoruz; “KOCAMAN” denen arabalar da 4-5 kişilik, küçük dediğimiz arabalar da 4-5 kişi taşıyor!.. O “KÜÇÜK” denilen arabaların, “Küçük” denilen lastikleri de gerektiğinde, 4-5 kişi taşıyabiliyor, istenen yerlere hiç sorunsuz götürüyor!.. Kocaman arabanın, kamyon lastikleri gibi kocaman tekerlekleri de, aynı yerlere getirip götürüyor!.. ARACIN KOCAMANI DA, KÜÇÜĞÜ DE aynı işi yapıyorlar!.. “KÜÇÜĞÜ DE, GETİRİP GÖTÜRÜYOR, KOCAMANI DA!..” Ama nasıl taşıyorlar!.. KOCAMANI KOCAMAN MASRAFLARLA, KÜÇÜĞÜ İSE KÜÇÜK MASRAFLARLA!.. Çamurun, yağmurun, güneşin altında, bizim ihtiyacımızı gören, GEÇİCİ, BİTİCİ ARAÇLAR İÇİN, GÖSTERİŞE, LÜKSE, İSARAFA, ÇOK BÜYÜK MASRAFLAR YAPMAYA DEĞER Mİ?.. TÜRKİYE’DE, milyonlarca araç, MİLYONLARCA, gereksiz israf, ne uğruna?.. Yazık değil mi?.. TÜRKİYEMİZİN ekonomisine, gelecek nesillerin hakkını yemeye, yurdumuzun ve doğanın daha çok kirlenmesine.. Yani geleceğimize YAZIK ETMİYOR MUYUZ?.. İhtiyacımızı gören, yaşamsal araçlarımızı putlaştırıyor muyuz yoksa?.. BU KOCAMANLIK, GÖSTERİŞ, İSRAF TUTKUSU NEYİN GÖSTERGESİ SİZCE?..
Bu konu da Rabbimiz bizleri nasıl uyarmış, bakalım?..
Kuran’ı Kerim. Sure 23/Ayet 55—56: Onlara dünyada verdiğimiz malla, evlatla, kendilerinin hayrına mı müsaade ediyoruz sanıyorlar. Hayır, o nimet değildir; belki derece derece onları azaba yaklaştırıyoruz.
Diğer kaynaklarda bu sınıflandırma yapılmadığı için AYT matematiğine hazırlanmayı hem kolaylaştıracak, hem anlamlı kılacak bu sınıflandırmayı özetle ve genelde açıklayalım.
(1) Aritmetik-Cebir-Analiz birlikte bir matematik dalı, Sayı Bilgisi. Aritmetikte doğal sayılarla, bunlara eksi sayıları ekleyerek tamsayılarla, kesirleri ekleyerek rasyonel sayılarla, bunlarla farklı belirlenen ve sonlu kesirlerle ancak yaklaşık gösterilebilen irrasyonel sayıları ekleyerek gerçel sayılarla 9 işlem (toplama, çarpma, üs alma, bunların karşıtları; çıkarma, bölme, kök alma, logaritma ve iki özel işlem çarpınım (faktöriyel), toplanım (binom katsayısı) yapıyoruz ve aralarında iki bağıntı (eşitlik ve eşitsizlik) kuruyoruz.
Cebirde, harf kullanarak genelleme yapıyor ve böylece özdeşliklerde tüm genel bağıntıları belirliyoruz. Fonksiyonlarda, sayılar arasında genel bağıntılar kuruyor ve böylece bilimlerdeki tüm doğal bağıntıları simgeleştirebiliyoruz. Denklemlerde, fonksiyonlara ek bilgi ekleyerek diğer değişkenleri bilinmeyen kılıyor ve değerlerini buluyoruz.
Analizde, gerçel sayılarımıza iki özel sayı; çok çok küçük ama yok da değil karşılığı limit sıfırını (cebirde dx…) ve çok çok büyük sonsuzu (simgesi ¥, cebirde 1/dx) ekliyor ve bunlarla işlemler yapıp, bağıntılar kurarak limit bilgisini oluşturuyoruz. Türev, (fonksiyonda çok küçük değişimlerin fonksiyonu ve bilimin gelişmesini sağlayan) özel bir limit; integral türevin karşıtı.
(2) Geometri, faklı bir matematik dalı; Konum Bilgisi. Geometriyle düzlemde veya uzayda konum belirliyoruz. Geometrik şekiller (nokta, doğru, açı, üçgen, çember…) birbirleriyle konumsal bağıntılı nokta kümeleri.
(3) Analitik geometri, fonksiyon grafiği, trigonometri, ölçüm bilgisi, ACA (Aritmetik-Cebir-Analiz) ve geometri arasında aktarmalar. Analitik geometride geometriyi ACA’ya; fonksiyon grafiğinde de ACA’nın fonksiyonunu geometriye; trigonometride geometrinin açısını ACA’ya; ölçüm bilgisinde geometrinin uzunluk, alan, hacim kavramlarını sayısallaştırarak ACA’ya aktarıyor ve böylece çözümlerimizi kolaylaştırıyoruz.
(4) Olasılık, ACA’yı kullanan yeni bir matematik dalı; Beklenti Bilgisi. Düzenlemeler ve İstatistik olasılık uygulamaları.
(5) Küme bilgisi, tüm diğer matematik dallarının genellemesiyle oluşturulmuş ve hiçbir özelliği olmayan ögeler matematiği.
(6) Mantık, iletişimden soyutlanmış (dilleri çok kısıtlı kapsayan) bir matematik dalı: Bildiri Bilgisi.
(7) Vektörel hesap, konum belirlemeyi geliştirip kolaylaştıran bir analitik geometri.
(8) Karmaşık sayılar, ACA’ya
sanal ve tek özelliği karesinin -1 olduğu bilinen bir sayının eklenmesiyle oluşturulmuş bir özel ACA’nın ögeleri.
(9) Özel simgeleme, adı üzerinde.
Şimdi (TYT matematik sorularına nasıl hazırlanalım? da anlattığımız gibi) AYT matematiğe hazırlanırken,
a) Dershaneye giderek, özel ders alarak, soru bankası… kullanarak ÇÖZÜM EZBERLEME’yi seçersek başarılı olmamız çok zor. Ne öğrendiğimizi bilmeden birçok matematik dalının uygulaması olan problemlerin çözümünü ezberlememiz gerekli. Üstelik bazı AYT soruları ya soyutlaştırılarak, ya karmaşıklaştırılarak özellikle zorlaştırılmış. Buna ek, bizim ezberlediğimiz çok sayıda benzer soruyla sınavda çözmemiz gereken sorular arasında bağ kurarak doğru şıkkı işaretleyebilmemiz gerekli. Son söylediklerimizi 2025 AYT matematik sorularını irdeleyerek somutlaştıralım.
2025 AYT sorularında, yukarıda bizim verdiğimiz sınıflandırmadaki matematik dallarında sorulan AYT sorularının bir bakıma daha özel bilgilerinden oluşturduğumuz 65 soru tipinden 31 i kullanılmış. Ama bazı sorularda birden fazla tip bilgisi kullanılarak. (Bu 65 soru tipini matematik ezberini azaltmak için oluşturduk. 2018~2025 deki 8 AYT sınavını irdeleyerek oluşturduğumuz bu soru tiplerini isteyene elmekle göndeririz.) 2025 AYT matematik sorularından,
(1) 13 soru TYT bilgisiyle bile çözülebilir. Düzlemde ölçüm bilgisi sorularını buraya kattık. Bu tür çok çözüm ezberlediysek bu tür her soruyu kolayca çözebiliriz.
(2) 16 soruda (logaritma, trigonometri, analiz genel bilgileri gibi) ek bilgiler gerekli. Çözüm ezberleyerek bu tür soruları nasıl çözebileceğimizi biz bilemiyoruz. Logaritma özdeşliklerinde çok sayıda çözüm ezberlersek sınavda bize sorulan doğru şıkkı işaretlememiz belki olanaklı. Çünkü bunların genel bilgisi kısa. Bazı limit sorularında da hep aynı çözüm uygulandığından benzetme kolay. Genel bilgisi öğrenirsek her türevi kolayca alabiliriz. Bu nedenle çok sayıda çözüm ezberleyerek de başarıya ulaşılabiliriz. Ayrıca ‘konu anlatımı’ adıyla, düzensiz de olsa genel bilgi veriliyor. İntegral sorularını çözebilmemizse sorulan soruların basitliğine bağlı.
(3) 10 soruyu zor bulduk, neden? Bu soruların bazılarında işlem çok, hem hızlı yapmak, hem de arada hata yapmamak gerekli. Bazıları özel değer matematiği, yani genelde ya çözümsüz, ya da genel çözümü uzun zaman gerektiriyor. Bu tür sorulara alışkın olmak, özel değerlerle çözümü hemen algılayıp çözmek gerekli. Ancak bu sorulara çok benzer soru çözümü ezberlemişler bu soruları pek de düşünmeden çözebilirler.
(4) Bir olasılık sorusunun verilen çözümü yanlış. Ama ilginç, internette soruları çözenler de bu yanlış çözümü yineliyor.
Sonuç: Çözüm ezberleyerek 2025 AYT sorularının tümünü veya tümüne yakınını çözen çocuklarımızın bunu nasıl başardığını bilemiyoruz.
b) Yukarıdaki sınıflandırmaya göre MATEMATİK ÖĞRENEREK AYT matematiğine hazırlanmamız başlangıçta bize daha zor gelecek. Ama çok daha az çalışarak ve çok daha az ezberle başarılı olabiliriz. Üstelik başarımız kesin. Ama verilen sürede soruların tümünü çözmeyi de hedeflemeyebilir ve özellikle özel değer matematiği sorularıyla veya çok karmaşık olanlarla uğraşmayabiliriz.
AYT matematiğinde hedefi daha alçak gönüllü (15~25 çözüm) olanlar için (belki biraz daha sınırlama yaparak) matematik öğrenmek çok akıllıca.
Türk yönetimleri, İLK ASIRLARDA Kuran’ın emrettiklerini uygulayınca, imparatorluk gücü nasip edildi!.. Asırlarca, bazı gaflet içine düşen Türk kavimleri ile kardeş savaşlarına düşülmüş olsa bile, hak’kı büyük bir coğrafyaya götürmeyi başardılar. Türkler, Üç kıtaya yayılmış, coğrafyada ki, mazlum halkları; din simsarları ve derebeyleri tarafından algıları, inançları bozulup, kandırılıp, köleleştirilmiş, halkları korumak kurtarmak için, tarih boyunca, ZALİM ORDULARI İLE SAVAŞTI!.. En azıyla, altı asırlık refah ve koruma süreci, Türklerin kurtardığı kavimleri için, verilmiş büyük bir fırsattı!.. Tahrif edilemeyen Kuran’ı okuyup, “Gerçek Müslümanlığı, gerçek Hıristiyan’lığı, gerçek Musevi’liği” öğrenmeleri için, bin yıl, ne de altı asır, YETERLİ bir süre değil midir?.. Ama olmadı işte, ve ya çok az oldu!.. Ne Müslüman’ım, ne Hıristiyan’ım, ne Musevi’yim diyenler, Kuran’ı okuyup, gerçek dinlerini öğrenmediler, maalesef. Hepsinin yazarının Tek Allah olduğunu da öğrenmediler. O zaman da, bu ihmalin boşluğunu şeytanın yeryüzü temsilcileri dolduruverdi!.. Allah’ın nurlu, surlu yolunu eğip, büken şeytan uşaklarına kaldı meydan. Ve onlar da, Aslında, tüm hak dinlerin tahrif edilmemiş şekilleriyle tek doğru din olarak Kuran’ da asılları yazılıyken, hepsi birden, “Müslüman’ım, Hıristiyan’ım, Yahudi’yim” diyenler dinlerini, tarikatlara, mezheplere bölüp, Allah’ın TEK nurlu yoluna sırt çevirdi çoğunluk!.. Zahmet edip KURAN’I okumadılar, aklı iptal ettiler; bilimi, sanatı ve tüm gelişme yollarını sırt çevirdi çoğunluk!.. Ve ya, bilimi, kötülüklerde kullanıyorlar, çoğunlukla!.. Ah bir okusaydılar da, çıkarcı, ihtiras negatifleri tarafından nasıl kandırıldıklarını öğrenseydiler!..
Birbirlerine düşmanlık GÜDÜP, SİLAHLANIP, HARCANIP DURACAKLARI YERDE, kardeşçe, bolluk içinde dostça yaşamanın ÇAĞINI KURSAYDILAR!..
Kuran’ı Kerim. Sure 100/ayet 1,2,3,4,5,6: Bismillahirrahmanirahhim. *Cenk meydanlarında soluk soluğa koşan atlar hakkı için, *Ateş çıkaranlara, *Sabah vakti akın edenlere, *Toz koparanlara, *Böylece, o dem düşman topluluğu ortasına girenlere ki, *İnsan Rabbine karşı çok nankördür.
Pazar günü Ticaret Lisesi Mezunları 1984/85 Mezunlarına mezuniyetlerinin 40.Yılı Plaketini verdi. Buluştuk, özlem giderdik, pilava kaşık salladık. Okulumuzdaydık yüzlerce mezun. Gençlerden çok yaşlılar vardı bizler gibi. Hepsinde ayrı bir heyecan. Hele dönem arkadaşlarıyla buluşanların değmeyin keyfine. Ya o koridorlarda 40 küsur yıl önce kaçamak bakışlarla birbirlerine süzen dönemin aşıklarının yine uzaktan bakışmaları. Yıllar acımasız yapmış yapacağını. Ama ha o heyecanlı buluşmalar yine eksik değildi pazar günü mezunlar gününde.
“Ticaretten Yankılar” okulumuzun gazetesi. Benimle yaşıt. 1964 yılından beri ara vermeden yayınına devam ediyor. Son sayılarında okul anılarımı kapsayan yazılar göndererek katkı vermeye çalışıyorum bende. Aşağıdaki yazı yayınlanmayan, sansüre takılan okul anıları. Oysa ne kadar da masumca. Not; Yazımın sansüre takılmasının nedeni gençleri sigaraya teşvik etmesiymiş. O dönemde sigara içen arkadaşlarım ben de dahil olmak üzere sigara içen yok şu anda aramızda.
İşte o sansüre takılan yazı; ARKADAŞ ISLIKLARI Yazılı var bugün onuştan okuldayız bu güzel havada hemde. Devamsızlığımız tavan yapmış uyarı üstüne uyarı mektupları gidiyor evlerimize. Kim der bunlar lise son sınıf öğrencileri. Nasıl alacağız bu diplomaları da geçtim üniversiteyi, hayata atılacağız, ekmeğimizi kazanacağız, tek derdimiz bu şimdilik. Fevzi, Ahmet ve ben sınıfta en çok devamsızlığı olanlarız. Bütün suç bende aslında. Gördüm mü güzel havayı, hiç canım istemiyor okulu da dersleri de. Kendim gitmediğim gibi arkadaşlarımı da gazlıyorum gitmeyelim okula diye. Kıyık’ta evlerimiz yakın sabahları Ahmet Yılmaz’la birlikte gidiyoruz okula. Okula gidene kadar işliyorum ona; “Amedim havaya baksana” He Ahmet’in de pek gidesi yok ya, üstelik te cebinde 5 lirası, bi paket birinci cigaramız garanti. Ahmet’i kafaladım mı sıra Fevzi Genç’te. Gene geç kalacak, bekliyoruz okulumuzun karşısındaki caminin köşesinde. Nasıl da hızlı hızlı koşturuyor, geç kaldım havasında. Uzaktan basıyoruz ıslığı, anlıyor, sevinçle ıslıkla yanıtlıyor bizi. “Bu güzel havada okula mı gidilir beyaa” dememizi gülerek karşılıyor Fevzi, katılıyor oda bize istikamet çarşı, adres; “Düşeş attım yek geldi, istemeden çay geldi; Sarı Kahve” Çaylar da Fevzi’den. Yine hava güzel bugün ama okuldayız işte; Ticaret Aritmetiği’nden yazılı var, ilk dönem ortalama gelmiş 3, sıkı çalıştım ilk yazılıda 5 almıştım, buradan 6 veya 7 almalıyım ki Yunus İzer hocamız da biraz itelerse anca geçeriz sınıfı. Daha ikinci teneffüs, yeni yeni alıştığımız cigarayı okulun tuvaletinde tüttürme zamanı. İtinayla çıkartıyorum iç cebimden birinciyi, cos diye bir ses geliyor kibritten, gözümüz tuvaletin üst kapıya bakan penceresinde, sırayla gözcülük yapıyoruz. Tek cıgaranın etrafına diziliyoruz Ahmet ve Fevzi’ye Hüseyin Solmaz’da eşlik ediyor. Tek başına olsa 216 içer Hüseyin ama kalabalıkta asla çıkarmaz. Bi fırt çeken yanındakine uzatıyor cıgarayı. Birinci cıgarası sürekli içilmekten ucunda uzun kıpkırmızı bir kor oluşuyor, şekilden şekile giriyor dal cıgaramız. O da ne İsmet hocam fırtına gibi giriyor tuvaletin içine. En köşeye başlıyor işemeye bizim telaşla attığımız cıgaranın üzerine. “coosss” diye bir ses geliyor, duymamış gibi yapıyor İsmet Özipek hocamız; “Çocuklar sigara içmiyorsunuz değil mi” diye sorarken gülümsüyor; “İçmiyoruz hocam içmiyoruz” diye hep bir ağızdan yanıtlayarak hızlıcı alt kattakı 3 KOOPERATİF sınıfımıza doğru gidiyoruz gülüşerek, Hüseyin atıyor kahkaayı; “Ulan gene yakalandık İsmet hocaya beyaaa”
Çocukluğunda onlarla beraber yatıp, kucaklaşıp, dolaşıp, yaşamışlar için, öyle bir güzelliktir ki, KÖPEK!.. Kelimelere sığmaz ki anlatılsın o canların muhteşem güzellikleri!.. Evlerinde onlarla beraber kucak kucağa yaşayanlar bilirler Köpeklerin eşsiz kıymetini. Birçok insanın, onları tanımaya emek vermedikleri için, yanılgılarının kurbanları olup, neler neler kaybettiklerini bir bilseler, keşke!.. Köpeklerin bu dünyada ki görevleri ne?.. Sadece evcil bir süs veya malını korumak için mi, SANILIR?.. Köpeklerle yaşayanlar, bir birleriyle buluştukça hep bunları söylerler: *KÖPEKLER, sessizliğin içinde bir nefes, yalnızlığın ortasında çarpan bir kalp gibidir. *Seni herkes terk ettiğinde, sessizce yere uzanır, konuşmadan, “Ben buradayım” diyerek teselli eder!.. *Sana, “BİRİNCİ OLAMADIN” diye kimse sarılmasa da, usulca kafasını dizine koyar, “Seni, sen olduğun için seviyorum!..” der. *Sen yokken, evde kapının ardında özlemle senin dönmeni bekler. Kapıyı açtığında coşkuyla, sevinçle, hasretle kucağına atılır!.. *Onlar bize KOŞULSUZ, ÇIKARSIZ, SAF SEVGİYİ, SADAKATİ AŞILAYAN FİZİKİ MELEKLERİMİZDİR!.. *Sen bir kez sev, onlar sonsuza kadar unutmaz ve sever!.. *Görevleri çok basit olarak görülür, “SADECE YANINDA OLMAK.” Ama aslında en zorunu yaparlar, ÇIKARSIZ SEVERLER.” Bu görevlerini her duruşta, her bakışta, her nefeste yarine getirirler!..
“Yaratan’dan Ötürü” KÖPEK’İN değerinin farkına varanlar için, MÜTHİŞ NESİLLER YETİŞTİRMENİN ASİL ÖĞRETMENLERİDİR O MASUM YAVRULAR!.. ANLAYANA… *Sevginin zahmeti de vardır. Çocuğun, zahmeti yok mu?..
Sevgili okurlar; bundan önceki yazımda paranın değerinden bahsetmiştim. Bu yazımda insanın değerini konu alıyorum. Önemli olan paradan önce insan. Para insanlar için vardır, insan olmadıktan sonra para ne işe yarar. Para denilen varlığı insanoğlu yaratmıştır. Paranın değeri de insan için bir anlam ifade eder, insan için vardır. Para hayvanlar ve bitkiler için hiç bir şey ifade etmez. Madem birçok varlık insan için var peki insanın DEĞERİ NEDİR, NE İLE ÖLÇÜLÜR? Bu dünyada insan mı çok hayvan mı çok sorusuna cevap vermek zor. İnsanın özelliği yaratıcı, hakkını arar olmasıdır. Bunun neticesinde insan için — ego — denilen benlik duygusu ortaya çıkar. Belki bu hayvanlarda da vardır bilemeyiz. İşte bu ego insanlar arasındaki alışverişi yaratmıştır. Ama insanın değeri nedir, nasıl ölçülür, bu ölçü birim nedir? Aslında takdir duygusu varsa da asıl ölçü, yarar baz olarak alınır. İnsanın değeri yarar — fayda — bazı ile ölçülür. Fayda yerine, konusuna göre değişir, fayda bazen para, bazen mal mülk, bazen de romantizm olabilir. Bazen de hüner, cesaret baz olarak alınır yani konuma bağlıdır. Düşünün bir savaş zamanı ateş hattında çavuş George fedakarlık yapıp, cesaret gösterip yoğun ateş altında ileri atılıp birliğini kurtarmıştır. Burada alınacak done George’un cesaretidir. İşte bu George için alınacak done cesarettir, cesaret yarardır. Bu done George için bir değerdir. İş hayatında bir insanın değeri maddi varlıkları ile ölçülür. Bunlar menkul, gayrimenkul, para, kıymetli madenler olabilir. Bunlar o kimsede ne kadar çoksa o kimse o kadar değerli kabul edilir. Zengin olmak akıllı olma işidir. Bir patronum bana — İş hayatında bir insanın akıllı olup olmadığını serveti ile ölçerler— derdi. Bu oldukça doğru bir söz. İnsanlar iş hayatında niye uğraşır, çaba sarf eder zengin olmak için. Yani zenginlik değerdir. Bir futbolcunun değeri attığı gol sayısı ile ölçülür, ne kadar çok gol atmışsa o kadar çok değerlidir. Aranan futbolcu olur, çok para alır, iyi transfer ücreti alır, başka takımlardan iyi teklifler alır. İnsanın değerinde alınacak done fayda bazdır. Düşünün bir bölgede deprem olmuş insanlar ölmüş, yaralanmış, binalar yıkılmış, oradaki insanlar şaşkınlık içinde, bu arada bir opera sanatçısı soprano orada arya yapıp opera şarkıları söylüyor. Bu dramatik ortamda ne ifade eder, hiç bir değer ifade etmez. O ortam o şartlarda o icratın yeri değildir, şarkıları söyleyen sanatçının orada hiç bir değeri olmaz. Soprano orada opera şarkıları söyleyeceğine bir opera salonunda söylese büyük takdir ve alkış alır. Öyleyse bir icraatın değerlendirilmesi yerinde olmalıdır, bunun aksi bir değer ifade etmez — TAŞ YERİNDE AĞIRDIR — . Bu örneklerden bir neticeye varmalıyız. İnsanın değeri yaptığı icraata o icraatın ortamına bağlıdır ve o icraatın konularını bilen insanlara bağlıdır ama o konulardan anlayan insanlara. Değer yük değil ki kantara koyup tartasın. İnsanın değerini etkileyen en büyük faktör değerlendirilecek kimsenin aranan kimse olmasıdır. Öyle insan değerleri vardır ki yıllar geçse de unutulmaz. örneğin Mimar Sinan. Mimaride kimse eline su dökememiştir, asırlar geçse bu değer unutulmaz. Fatih Sultan Mehmet hem İstanbul’u fethetmiştir hemde orta çağın silinip, yeni çağın başlamasına neden olmuştur, kolay unutulamaz bir değerdir. Atatürk savaş sahasında hiç yenilmemiş Osmanlı subayıdır. Bir çok emperyal devlete meydan okuyup, onları ülkemizden kovup yeni bir cumhuriyet devleti kurmuştur. İcraatı büyük bir değerdir, unutulması mümkün değildir, büyük bir değerdir. Atatürk’e niçin Nobel armağanı verilmemiştir? İnsanın değeri fayda bazı ile ölçülür ve İNSANIN DEĞERİ . . .
Dünya haritasına bakıyorum, nerede güneşin bereketi bolsa, o ülkeler HEP GERİ KALMIŞLAR!.. ‘Neden?’ dedim kendi kendime?.. Neden, güneşi az, bereketi az soğuk ülkeler medeniyet yolunda ilerleyip, zengin yaşarken; güneşi bol ülkelerin bereketleri de bol iken, neden toz, toprak, bir yudum medeniyete, akla hasret, kalpazanca yoksul yaşamaktalar?.. Güneşi bol olsa bile, bir ülke neden yozlaşıp, iflah etmez de, sürünür?.. Beyin, vücudumuzun en önemli organı; Allah bu organımızı, başımıza taç yapmış!.. Bütün vücudumuzu yönetecek, diğer organların en güzeli ile çalışmasını sağlayan organımız, beynimiz!.. Güneşi, yani doğal bereketleri az olsa da, medeniyet yolunda gelişmiş ülkelere yaşam mücadelesine bakıyorsunuz, BEYİN OMUZ ÜSTÜNÜN EMRİNDE, FAYDALARI ÜRETMEK İÇİN ÇALIŞIYOR!.. Güneşi, bol, doğal bereketleri de bol olup, kolayca medenileşip, refah, güçlü yaşaması gereken, ancak, gerilikte hapsolmuş ülkelere bakıyorsunuz: BEYİN, OMUZ ÜSTÜ EMEKLERİ ZAHMET SAYMIŞ, BEYİN OMUZ ALTININ EMRİNE KİRAYA VERİLMİŞ.. Yani, SADECE… YEMEYİ, İÇMEYİ, KEYİFLİ KALPAZANLIKLA ZAMAN İSRAF ETMEYİ, ZEVK VE ŞEHVETE DÜŞKÜNLÜĞÜ, yaşamak sanıyorlar!.. Beyinin omuz üstü emeği devreden çıkınca ve de omuz altı zevklere kiraya verilince, omuz altına da bir fayda sağlamaz!.. ”LEZZET” dedikleri ZEHİRE; “ŞEHVET” dedikleri de “MURDAR” a DÖNÜŞMEZ Mİ?!.. —————————- Kuran’ı Kerim. Sure 10/Ayet 7—8: Bize kavuşmayı ummayan, dünya hayatına razı olup onunla rahat edenler ve bizim ayetlerimizden gaflet edenler… Onların kazandıkları yüzünden varacakları yer ateştir.
Belki görmüşsünüzdür Suudi Arabistan veliaht prensi daha doğru bir tanımlama ile Suudi Arabistan’ın fiili yöneticisi ABD ziyareti gerçekleştirdi. Trump hayli şaşalı bir törenle karşıladı Veliaht Prens Salman’ı.
Beyaz Saray’da Prens şerefine bir yemek de verildi. Eh bunlar işin magazin tarafı. Tıpkı Çin, Suudi Arabistan’da güneş enerjisi yatırımı yapıyor artık ittifak yapıları değişiyor söylemi gibi magazinel bir içerik.
Gelelim meselenin özüne. Pek çok konu konuşuldu bu ziyarette ancak en önemlisi, en azından benim en önemlisi olarak gördüğüm ise Suudi Arabistan’a NATO üyesi olmayan önemli müttefik sıfatının verilmesine karar verilmesi. Bu sıfat NATO’ya üye olmayan devletlere tıpkı NATO üyesi gibi ittifakın askeri ayrıcalıklarına erişim hakkı veriyor. Şu anda bu sıfatı haiz 19 devlet mevcut. Bu devletlerden bazıları İsrail, Mısır, Bahreyn, Ürdün, Kuveyt ve Katar. Şimdi bu katara Suudi Arabistan da katılmaya hazırlanıyor. Yani bir yanda İsrail’in sahip olduğu ayrıcalıklı bu unvana Arap Yarımadası devletleri içinde bir diğeri de eklenecek. Anlayana, anlamak isteyene çok şey anlatıyor bu cümle. Zaten anlamak istemeyen içinse davul zurna az.
Trump bu açıklamayı yaparken bir de 80 yıllık ittifaktan bahsederek yeni gelişmelerin yaşanacağını beyan etti. İçeriğinin ne olduğu tam olarak ilan edilmese de bunun Suudi Arabistan’ın ABD’nin harcamalarını karşılamak üzere yükün paylaşımıyla ilgili yeni bir fon üstleneceği ifade ediliyor. Eh dile kolay 80 yıllık bir ittifakta o kadarcık da “kardeşlik” oluversin. Neticede Kaşıkçı cinayeti de eskide kaldı. Hem zaten bu hususta tartışılan en önemli konu bu vahşice cinayet işlenirken hangi müziğin dinlendiği falan değil miydi? Sık sık katıldığım programlarda ABD, Suudi Arabistan’ın güvenlik bürokrasisini kuran devlettir der dururum. Umarım bu ifade de daha iyi anlaşılmıştır.
Zaten İbrahim Anlaşmaları (Abraham Accords) zamanından beri bölgesel barış bağlamında İsrail ile “barış güvercinleri” hava yolları vasıtasıyla uçuruluyordu bölgede. Kolay mı ABD istiyor… Eh şimdi bir de savaş kartalları uçacak. Hayırlı, uğurlu olsun Suudi Arabistan da F-35 sahibi devletler kadrosuna dahil oldu. Eh ittifaklar değişiyor ya o yüzden Çin’den almışlardır 5 nesil savaş uçaklarını Suudiler.
Tabii başka barış güvercinlikleri de ifa edilmiş görüşmelerde… Salman iki devletli çözümden bahsetmiş Filistin’de. Trump da bir devlet, iki devlet konuştuk demiş. Ciddiyet hayli yüksek seviyede. Ama neticede ağabey kardeş sohbet ediyorlar o kadarcık samimiyet olacak. Ha şu da akıllara gelmesin Suudi Arabistan ABD ilişkileri Trump ile oluşmadı. Yukarıdaki cümleye dikkat 80 yıllık ittifak deniyor. İttifak ilişkileri çalışanlara da küçük bir not. İki güneş paneliyle yaz gelmez. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları.
Öcalan’ın ayağına gidilsin mi, gidilmesin mi? CHP’nin bu konudaki tavrı merak konusu… CHP MYK bugün toplanıp karar verecek. EVET dense çok yanlış olur, HAYIR dense sanki barışa karşıymış gibi algılanır. Hangi seçenek kabul edilirse edilsin CHP hak etmediği eleştirilere hazır olmak durumunda… Bütün ülke Devlet Bahçeli’nin zihni sinir projesinin peşine takılmış gidiyor.. Gelinen noktada mesafe alınmış gibi görünse de bu süreç, barıştan çok, küllenmeye yüz tutmuş kürt /türk ayrImcılığını yeniden alevlendirmekten başka bir işe yaramıyor ve umut yaratmaktan da çok uzak..
***
Bu süreç bu kafa ile bir yere varamaz… Aksine artık katlanılabilinir bir düzeye inmiş olan PKK terörünü yeniden heveslendirip, ortaya çıkarması sonucunu doğurması hiç de olmayacak bir şey değil.. AKP bugün MHP Grubunun Anayasa değişikliği için yanında olması gerektiğini bildiği için Bahçeli’yi oyalamakla meşgul… Ne idüğü belirsiz ve sadece Tayyip Erdoğan’ı sonsuza dek devletin başında tutacak bir anayasa yazmak ve bunu bu parlamentoya kabul ettirmek için AKP’nin zamana ihtiyacı var. Yoksa zerre kadar Demokratik açılım ve barıştan yana bir tavır sergilemeye niyeti yok. Bu konuda en basit adımları bile atmaktan dahi uzak duruyor.. Kayyumların görevlerine son verilmesi, AİHM kararlarının uygulanarak Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ gibi suçsuzluğu hukuken kanıtlanmış siyasetçilerin hala salıverilmemelerinin ne anlama geldiğini en başta gerçekten samimi ise Devlet Bahçeli’nin görmesi gerekir.
***
CHP, Bahçeli formülüne bugüne kadar önemli bir zaman ve şans tanımıştır. Hatta olmayacak duaya “Amin” diyebilecek noktaya kadar gelmiştir. Ama artık bu çıkmaz yolun aktörleri arasında olmaktan vazgeçmelidir. Ülkede barış, bu tür pazarlıklarla sağlanamaz.. Demokrasinin tüm kuralları ile yaşama geçirilmesi ve hukukun üstünlüğünün hiç tartışılamayacak boyutlarda yeniden tesisi, halkların kültürel haklarının güvence altına alınması olmadan barış ve kardeşlikten söz edilemez. Bunun için de Öcalan’dan akıl ve icazet almanın hiçbir anlamlı ve bir yararı yoktur. Gereği de yoktur.
***
Barışın formülü insan haklarına, hukukun üstünlüğüne, çağdaş demokratik kuralların yaşama geçirilmesine dayalı içtenlikli gayretlerden oluşur. Bu kuralların derhal yaşama geçirilmesi ile yaşam bulur. Halkın içine sinmeyen bir formüllerle OLDU/BİTTİ yaklaşımları ile ancak havanda su dövülür.
Eğitim plan demektir. 2002 yılında iktidar olan AKP’nin eğitim planı yok diyoruz ama aslında en planlı olan AKP’dir. Bu plan; kamusal eğitimi özelleştirmektir. Bunun yanında laik, karma, pozitif bilimsel eğitimi değersizleştirip tüm okulları din ağırlıklı imam hatip okullarına benzetmektir. Bu planlarını gerçekleştirmek için de her kararı devrim diye niteleyip algı yaratıyorlar. Bizler plansız eğitim olmaz derken birilerinin planı vardı yani.
Yurttaşlar olarak bu günleri gör(e)mediğimizden bugünlere geldik. Kentte laik bilimsel ve kamusal eğitimi savunan, yıkılan, kapatılan okulların yerine yenileri yapılmadı, itirazda yetersizdik. Depreme dayanıksız nedeniyle yıkılan Gazi İlkokulu, Meriç ilkokulu, Mimar Sinan Ortaokulu yerine yenisi yapılmadığında yeterli ses çıkaramadık. Trakya Birlik yıkıldı ve ancak üç yıl sonra yeni temelleri atılıyor. Kentin yeni yerleşim yerlerinde her mahalleye en azından bir okul planlaması gerekirken en az 20 yıldır hiç okul yapılmadı ve nihayet bir okul yapılmaya çalışılıyor.
Yıllardır sadece yıkan konumunda olan eğitim yetkilileri en son Yıldırım Beyazıt Anadolu Lisesinde eğitim öğretime son vermiştir. Daha önce yıkılan okullarda da gerekçe depreme dayanıksız olduğu idi. Ancak aynı tarihte deprem sakıncası verilen binalar farklı zamanlarda yıkıldı. Kamu binalarının hangileri bu listede vardı sorusu henüz yanıtlanmadı. Bu nedenle soruyu bir kez daha Yıldırım Beyazıt Anadolu Lisesi üzerinden sormak gerekir; Okulun depreme dayanıksız raporu ne zaman verildi? Rapor yeni ise okulu kapatmaya amenna ama önceden verildiyse velilerin de sorduğu “neden bugünü beklediniz?”
Daha önceki okul kapatmalarındaki plansızlık Yıldırım Beyazıt Anadolu Lisesi için de geçerli. Veliler açıklamaları ile eğitim yetkililerine ders verdi. Talepleri çok haklı. Neden kendi okullarına uygun alanların olduğu, boş dersliği ve salonları özenle donatılmış okula yani Hasan Sezai İmam Hatip Lisesi’ne değil de 1. Murat Lisesine taşınıyorlar?
Siz olsanız kapatılmak zorunda olan bir okulun öğrencilerini hangi okula aktarırsınız?
Hasan Sezai İmam Hatip Lisesi; toplam 4 şubeli 61 öğrencili, 22 derslikli, spor salonu, yemekhanesi ve güvenliği bulunan, ulaşımı daha rahat. Altyapısı teknolojik yeniliklerle geliştirilmiştir. Okullar sadece sınıfları ile beraber değil fiziki alt yapıları, sosyal ve sportif mekanları ile bir bütündür.
Murat Anadolu Lisesi; 1. Murat Anadolu Lisesi ise 130 öğrencisi olan 29 derslikli tarihi bir binadır. Geçmişte yatakhane olan ve dersliğe dönüştürülen üst kat Yıldırım Beyazıt Anadolu Lisesine ayrılmış. Okulda sportif faaliyetlerin gerçekleştirilebileceği kapalı bir spor salonu yok. Okulda ciddi anlamda internet, elektrik, su ve ısınma sorunları ile beraber yapısal sorunlar da bulunmakta. Örneğin tuvalet ve sınıflar yetersiz ve bakımsız. Havalandırması ve aydınlatması yetersiz, camları küçük, koridorları ve merdivenleri oldukça dar. Olası bir afet anında, okulun acil tahliyesini gerektiren bir durumda, bu dar koridor ve merdivenler, 400’den fazla öğrencinin hızlı bir şekilde tahliyesini olanaksız hale getirecektir. Bu durum telafisi imkânsız can ve mal kayıplarına sebebiyet verebilecektir.
Eğitim yetkilisi siz olsanız, öğrencileri Hasan Sezai İmam Hatip Lisesine mi ,1. Murat Anadolu Lisesine mi taşırsınız? Aklın yolu birdir ama o akıl eğitim yetkililerinde yok gibi. Bu anlamıyla veliler, öğrenciler ve kentin duyarlı eğitim örgütleri eğitim yetkililerine akıl ve vicdan dersi verdi.
Maalesef bu tercihte de gördük ki; eğitim yetkilileri sorunları çözmek veya en aza indirmek derdinden çok İmam Hatip okullarını konforlu korumak görevini yapmaktadır. İktidar dini eğitim veren okullara ayrıcalıklı davranıyor. Bu okulların donatıları dahil yemek ve benzeri konforu var iken yoksul mahalle okullarında bu hizmetin olmaması adında adalet olan iktidarın en büyük ayıbıdır. Bu konuda seçimlerde vaatleri olmasına rağmen geçen günlerde muhalefetin verdiği okul yemeği sağlama kanun teklifini de red ettiler.
Eğitim plan demektir dedik; AKP ‘ne oy veren dostlar da bilmelidir ki partilerinin eğitim planı çağdaş eğitimi değersizleştirip özel okulları ve dini eğitimi başat kılmaktır. Böylece bir azınlığı teknolojik donatılarla idareci olarak yetiştirmek ve büyük çoğunluğu da dindar iyi tüketici hale getirmektir. Bu planlarından hiç vazgeçmediler. Eğitim plan demektir. Ya bizim planımız var mı ve ne kadar sahip çıkıyoruz? Biz velilere düşen görev de başımıza geldiğinde değil her zaman her yerde arka planları öngörmek tavır almaktır.