Kategori arşivi: Yazarlar

KIŞ HALLERİ

Kış geldi kapıya dayandı.
Soğuklar başlamadı bir türlü. Yağmurlu geçen günler mevsim normallerinin üzerinde sıcaklıkta geçiyor şimdilik.
Kış mevsiminde evlerine kapanan biz emekliler için hareketsiz aylar da demek aynı zamanda. Ne kadar dikkat etsem de kışın o üçbeş kiloyu almaktan bir türlü kurtulamadım emeklilik dönemlerimde. Gelen yaz mevsimi ile yine vermeye çalıştığımız o istenmeyen fazlalıklar.
Yağmursuz havalarda bisikletime binerek Edirne’nin çeperlerinde dolaşmayı seviyorum. Bosnaköy’den Karaağaç’a, yeni köprüden Yıldırım, Yeni İmaret, Kıyık ve eve dönüş, karavanaya kaşık sallamaya. Haftada bir kütüphanenin kitap kokusunu da solumak iyi geliyor. On binlerce kitap içinde bu kitapların hepsini okuyamayacak olmanın bilinciyle buruklaşsakta okuduklarımız yetmez, okumaya devam diyerek ödünç servisine uğruyorum elimde 3 kitapla birlikte.


Yağmur yağmakta ısrar ederse bisiklete binemesek te yağmurluk sırtımıza yürümeye devam. Yağmurlu havanın gezinti keyfi de bir başka oluyor. Yürüdükçe, hayaller kurdukça sağlıklı bir bünyeye sahip olmanın keyfini daha iyi hissedebiliyoruz altmışlı yaşlarla birlikte.
Pazara gitmeyi de severim. Özellikle pazartesi günleri. Karaağaç’lı üreticilerin yerli lağanası, ıspanak ve pırasası düşüverir bisikletimin heybesine. Edirne’li pazarcıların yaş ortalaması da yükseliyor biz emekliler gibi. Gençler çok azınlıkta, onlar da mutsuz genellikle. Pazarcılığın her yıl biraz daha zorlaştığını, şartların ağırlaştığını berirtiyor Edirne’li pazarcı dostlarımız.
Edirne’nin kahvelerinde yoğunluk artıyor kış dönemlerinde. Evde emekli Edirne’liler karı koca zamanın büyük bir bölümünü birlikte geçirmekten yorgun düşüyorlar. Kahveler erkekleri, günler kadınları kurtarıyor, nefes almalarını sağlıyor.
Evde iki emekli kartı varsa ne ala, tek kartlıysa evdekiler heyvah ki heyvah. Yılbaşı zammı için beklenen yüzde onlarla telafuz edilen rakamlar şimdiden emeklilin moralini bozmaya yetiyor.
Nerden nereye. Kış hallerinden başladık, yine emeklinin hallerine kadar geldik ya yazımızın sonunda.

Teselli!

Aslında yıllardır vardı ama her nedense bu yıl daha da fazla gündeme geliyor yurt dışı alışverişleri.

Gazetelerde, haber sitelerinde ve TV lerde komşu ülkelere yapılan alışveriş turları konuşuluyor bu aralar.

Görünen o ki; ülkemize gelenler kadar, komşu ve diğer ülkelere gidenlerde az değil.

Zaten böyle olmasa; sadece Tekirdağ’dan, Çorlu’dan, Lüleburgaz’dan, Edirne’den her hafta sonu en az 10-15, belki de daha fazla tur otobüsü kalkar mı?

Kendi araçlarıyla gidenlerde cabası!

Elbette gitmek, oralardaki farklı yaşam ve kültürleri görmek çok güzel bir şey.

Herkesin gidip görmesini, gezmesini isterim.

Hele hele gençlerimizin, çocuklarımızın…

Allah isteyen herkese nasip kısmet eder inşallah.

Ancak; günübirlik yurt dışına çıkma nedenini sadece ‘alışveriş’, hele hele  ‘kârlı alışveriş’ olarak gösterenlerin bir çoğu ile aynı fikirde değilim şahsen.

Bu gezilerin maliyetlerine bakarsak, kârlı alışverişten bahsetmek birazcık kendimizi kandırmak gibi geliyor bana!

Yanlış mı düşünüyorum acaba?

ASİL ATALAR

Sevgili Peygamberimizin başlattığı, sonradan Türklerin devraldığı bu FETİH yolu, halklarını SÖMÜRMEK İÇİN, KUTSAL KİTAPLARINI TAHRİF EDEN, PUTPERES – NEGATİF ORDULARINI yok etmek…
DİN VE YÖNETİCİ SİMSARLARIN KÖLE ETTİKLERİ HALKLARI özgürleştirip, hak ve adaletli bir yönetime kavuşturmak içindi!..
BU SAPTAMA, TÜRK VE DÜNYA TARİHİNİN ÖZETİDİR!..
Bu tarihi gerçekliğin, İSPATLI KAYITLARINDAN BAKARSAK: Türkler ASIRLAR BOYU, GENİŞ BİR COĞRAFYADA, hiç çıkarsız, köle edilmiş hakların özgürlüğü için, “HAK’IN ERİ” olarak CAN FEDA savaşmış bir milletir!..
Asya, Avrupa, Afrika, Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar vb. Gibi çok geniş bir coğrafyada, MAZLUM HALKLARI HÜRRİYETE KAVUŞTURMAK İÇİN, ŞEHİT OLAN TÜRK ATALARIMIZI RAHMETLE ANIYORUZ!..
ALLAH ONLARDAN RAZI OLSUN!..
O şahitlerimiz, sanılmasın ki ölmüşler, hayır, onlar dipdiridir, yenilmezdir, sadece biz onları göremeyiz, o kadar!..
Ve o asil şehitlerimiz, zalimlerin enselerinde, haklarını almak için, bekliyorlar!..
“HAK” kı öldürüp yok edemezsiniz, “HAK” daima galiptir!..
Zamanını bekler…

Ne mutlu, “HAK” yolunda savaşanlara; ne mutlu “HAK” yolunda şehit olanlara!..

Kuran’ı Kerim. Sure 3/ayet 157:
Ând olsun, eğer siz Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah’ın bir bağışlama ve esirgemesi, onların toplayacakları dünya menfaatinden elbette daha hayırlıdır.

ÖZGÜR ÖZEL VE CHP ÖRGÜTÜ….

Biraz önce TV’de Sn. Özgür Özel’i dinledim. Geçen yıl başlayan Parti Program çalışmaları sürecini anlatıyor. Bu süreçte, öncelikle 900 küsur İlçede bu konuda yapılan Danışma Kurulları’ndan söz ediyor. Bu kurullara taslak programı tartışmak üzere parti üyeleri dışından sivil toplum kuruluşlarını, bu konuda deneyimli olan insanları, yörenin kanaat önderlerini de davet ettiklerini söylüyor.. İyi ama aranızda Enez’de böyle bir toplantının, böyle bir geniş çağrının yapıldığını bilen, gören var mı? Özgür Özel yalan mı söylüyor, yoksa Genel Başkanın ve parti üst yönetimlerinin sözünden daha çok Özkan Günenç’in dümen suyunda gitmeyi particilik ve siyaset sanan geçmiş Yönetim Kurulu Başkanı Osman Gürcan ve ekibi mi böyle bir toplantıyı gerekli mi görmemiş?
Sonuçta Enez’de böyle bir toplantı yaptırılmıyor. ÖZEL’in sözleri havada kalıyor.


Bu, Sn. Özgür ÖZEL’in Enez ölçeğinde 2 nci defa ofsayta düşüşü.. Belediye Başkanı Adayını belirleme sürecinde, her yerde mutlaka anket yaptırılacağını, bununla da yetinilmeyerek halkın görüşlerinin araştırılacağını ve eski belediye Başkanı’nın geçmiş dönemdeki başarı durumunun da göz önüne alınacağını açıklamıştı. Bunlardan hiç birisi yapılmadı ve sonuçta 5 yıl kasabaya tek bir çivi dahi çakmamış olan Özkan Günenç apar topar ilk PM Toplantısında yeniden Başkan adayı olarak belirlendi. Günenç’i tekrar önerenler, Genel Başkanı aldatanlar, oldu/bitti’ye getirenler kimlerdi? Araştırıyoruz..
Böylelikle sonuçta Enez’e bir Belediye Başkanı değil ama kendi işleri tıkır tıkır yürüyen, her gün yaşam standardı gözle görülür şekilde gittikçe artan bir inşaat müteahiti kazandırılmış oldu..
Ve yemin ediyorum Enez bu 5-6 yılda 20 yıl daha geri gitti. Çöküş devam ediyor..


Yeni seçilen CHP İlçe Örgütü konusunda henüz bir yorum yapmadım.. Gerçi şu ana kadar ”İşte bu!” diyeceğimiz bir farklılık da yaratmadılar ama onlara biraz daha zaman tanımanın gerektiği düşüncesindeydim ve ama artık o süreç de bitti.. Bakalım bu yönetim her Belediye Meclis toplantısından önce, tüzük gereği Meclis Grup Toplantısını İlçe Başkanın başkanlığında yapabilecekler mi? Meclis Gündemi’ne neler önerilecek? En geç (galiba) 2 ayda bir yapılması gereken İlçe Danışma Kurulları’nı, yukarılardan emir gelmesini beklemeden düzenli olarak toplayabilecekler mi? Bir İLETİŞİM Başkan yardımcılığı oluşturulduğuna göre hiç yoksa şimdilik tüm üyelerin kaydedileceği whatsApp Grubu oluşturulacak mı? Sivil Toplum kuruluşları ile ilişkileri hangi düzeyde olacak? Halkın feryatları hangi ölçüde Günenç yönetimine ulaştırılabilecek? Enez için yeni parti programında da vurgulanacak olan sahilin ulaşım sorunu gibi, kreş gibi, kent lokantası gibi, öğrencilere barınma ve yemek verilmesi gibi görevler için Günenç Beyi harekete geçirilebilecekler mi? Kilittaş Fabrikası konusu gündeme gelecek mi? 40 milyon TL sigorta borçlarının Enez Belediye bütçesinden ödendiği doğru mu? Bu konuda bir araştırma yapılacak mı? Belediye Başkanlığı Odası müteahit bürosu olmaktan çıkarılacak mı? Belediye kadrosu gözden geçirilecek mi?
Neyse uzatmayalım… Sorulacak çok şey var… Soracağız, sormalıyız..
Yeni Enez CHP İlçe Yönetimine şimdilik başarılar diliyorum.

BENDEN DEĞİL

“TEK HAK” TAN BAŞKA YALVARILAN, DOST TUTULAN TAĞUT’LAR (Dünyada, ZALİM GÜCE ve HAKSIZ MADDİ ÇIKARLARA tapınan inkârcıları) NELER YAPAR, NELER YAPMAZ?..
HEPSİ MEYDANDA. Yıllardır, dünyanın gözü önünde, yazılı ve görsel medyada her gün, açıkça kendileri söylüyorlar ve de yapacaklarını yapıyorlar zaten, bir de ben niye yazayım?..
Azımız için geçerli, maalesef, ruhumuzdan başka hiçbir şeyimiz kalmadı, yağma edecekleri!..
Emanetlere hıyanet etmek, TAĞUT’A, yani dünyanın zengin ve sömürgeci, inkârcı güçleri ile ittifak etmek, “Bana ne” cilik çok yaygın olsa da, “İYİ İNSANLAR DA VAR!..”
Onların yüzü suyu hürmetine, Rabbimizin yardımı yakındır, İNŞALLAH!..
Ve de “Öldürdük, yok ettik!..” dedikleri, vatanseverlerin aslında sadece fiziklerini yok ettiklerini, ancak asıl can olan RUHLARINI YENİLMEZ YAPTIKLARINI, O ŞEHİTLERİN GÖK ORDUSU OLARAK HAZIRDA EMİR BEKLEDİKLERİNİ YAKINDA ÖĞRENECEKLER!..
Ben mi nereden bilecekmişim?.. Biricik nuru okuyan öğrenir!..

KENDİMDEN DEĞİL Kİ, KUTSAL AYETLERİN AÇIKLANMIŞ SIRRINDAN YAZIYORUM!..

Kuran’ı Kerim. Sure 21/Ayet 41,42:
Nitekim, vukuu kaçınılmaz olan korkunç bir ses yakalayıverdi onları! Kendilerini hemen sel süprüntüsüne çevirdik. Zalimler topluluğunun canı cehenneme! Sonra onların ardından başka nesiller getirdik.
22/48: Nice ülkeler var ki; zulmedip dururlarken, onlara mühlet verdim. Sonunda onları yakaladım. Dönüş yalnız banadır.

YAŞLILIK

Yaşlılık yani ihtiyarlık ömrün bir parçasıdır. İnsan ömrü yetmişi geçti mi yaşlılıkta başlar, yani ömrün sonbaharı. Direnme, bu böyle. Bu yaşa geldin mi başlarsın eskileri hatırlamaya, iç çekersin ‘ne güzel günlerdi’ dersin. Ozan, boşuna dememiş — Geçmiş zaman olur ki hayale cihan değer –, hakikaten değer.
Yaşlılığın en büyük sorunu sağlık sorunu. Elin ayağın tutuyorsa, başkasına muhtaç değilsen, geçim sıkıntın yoksa, ununu eleyip eleğini duvara asmışsan, seni ne enflasyon ilgilendirir, ne de üniversite sınavları, ‘umurumda mı dünya’ dersin.
Ben mi kaç yaşımdayım, doksana varmaya bir ay var. Yaşlılığın zor tarafı yalnız kalmak, kafa dengi arkadaşlar yok artık, hepsi bu dünyadan göç edip gitti, kimseyle ahbaplık edemiyorum. Vakit geçirme bazen evde kitap okumak, bazen kahvehanede gazete karıştırmak, hava iyi ise bahçemle çiçeklerle oyalanmak, bazen de Saraçlar caddesinde banklara oturup gelip geçeni seyretmek. Başka çarem yok bizim kuşaktan kimse kalmadı.
Hey gidi o eski günler, ne Cemil, ne Güngör, Tingal Yılmaz, Yahudi Nesim, Vali Orhan şimdi hiç biri yok, göç edip gittiler. Bizim zamanımızdaki çocukluğumuzda boş arsalar vardı, oralarda çeşitli oyunlar oynardık, şimdi oraları yapılar ile doldu. Çocuklara oyun oynayacak yer yok. Şimdiki çocuklar ellerinde cep telefonu, oynayıp duruyor. Bir de bilgisayar denilen alet var, onsuz masabaşı elemanı iş görmüyor. Ha sahi; yapay zekaya ne denir? Ne olduğu da tam anlaşılmış değil. Kimisi yararlı diyor, kimisi zararlı diyor, zamanla göreceğiz, tabi ömrüm yeterse. Yaşlılıkta bütün mesele boş zamanında birşeyler ile meşgul olmak. Bir köşeye oturup bön bön etrafa bakmaya başladın mı sonun kanserdir. Daha sonrası bu dünyadan göç etmek.
Yaşlılıkta en büyük sorun yalnız yaşamak, hele benim gibi tek başına. Yalnızlık iyi bir şey mi, hem iyi, hem kötü. Yalnızlığın iyi tarafı yaşantına karışan olmuyor. Kim istemez ki evlenip çoluk çocuğa karışmak, bu ahir ömrümde torunlarla oyalanmak, kim istemez. Hiç evlilik yapmadım. Acaba hata mı yaptım. Yaşlılığın yetmiş yaşından sonra başladığını yazmıştım, yetmişinde de insan epey dinçtir. Futbol oynayamasa da epey güzel aktiviteler yapar. Ben yurt dışı gezilerimi yetmiş yaşımda yaptım. Yetmişimizde de epey oyalanacak konularımız olur. Bütün mesele yetmişini bulduktan sonra mesele kendimizi koyvermemek. Yetmişini bulan nice kimseler üniversitelerde ders veriyor. Yetmişten sonra hiç olmaz ise yılda bir kere bir doktor muayenesinden geçmeliyiz, gıdamızdan fedakarlık etmemeliyiz, abur cubur yemekten vaz geçmeliyiz, bol meyve yemeliyiz, sık ve az yemeliyiz. Hareketi bırakmamalıyız, yetmişten sonraya gitmek istiyorsak, yaşlılıkta bütün mesele oyalanmak.
Yaş yetmiş oldu mu yavaş yavaş kendimizi yaşlılığa hazırlamalıyız. Mümkün olduğu kadar sütlü gıdalarla beslenmeliyiz, sabah kahvaltısını ihmal etmemeliyiz, öğle yemeklerini normal yersekte akşam yemeklerinde tıka basa doymamalıyız, hatta biraz aç kalkmalıyız, meyveyi ihmal etmemeliyiz. Bilhassa temizliğe önem vermeliyiz, hareketi bırakmamalıyız, hiç olmaz ise günde bir Km yürümeliyiz. Eğer miras bırakacağın kimseler varsa onlarında fikirlerini sorarak vasiyetname hazırlamalıyız. Gülmeyin, gülmeyin ömrünüz yeterse günün birinde sizde yaşlı olursunuz.
Bu dünya ne Sultan Süleyman’a, ne de Demirel Süleyma’na kalmıştır. Hepsi sırası geldiğinde göçüp gitmiştir. Merak etme seninde, benimde sonum böyle olacak. Çünkü yaşamın düzeni böyle doğmak, yaşamak ve YAŞLILIK…

ONCA KAHRAMAN

Avrupa'da ve Anadolu'da bu şeytani güçlere karşı, halklarını kandırılmaktan, sömürülmekten kurtarmak, aydınlatmak için mücadele eden birçok kahraman da çıkmıştır. Avrupa ve Anadolu, kahraman yazarlar, çizerler, bilim, inanç, sanat evlatlarının şehitlikleri ile doludur!.. 

Şeytanın uşakları, o kahramanları “Öldürdük, yok ettik, kurtulduk.” derler de, Kuranda Allah, Hak yolunda ölenler, öldürülenlere “Ölüler” demeyiniz, ONLAR DİRİDİR” diye bildirir bizlere!..
Yani, sadece fiziklerini öldürmüşlerdir, zaten ölümlüdür fizik. Ama ruhlarını öldüremezler ve de gerçek can ruhtur. O ruhlar, haklarını almak için, izinle, her şeye kadir olarak, O ŞEYTAN UŞAKLARININ ENSELERİNDE, EMİR BEKLERLER!..
BU GÜN ORTAM FARKLI MI SANILIR?..
SADECE GİYOTİNİN, YAKMANIN, YIKMANIN, ZULMÜN, KATLİAMLARIN, ENTRİKALARIN ŞEKLİ DEĞİŞTİ!..
Kitabına uyduruluyor artık…
İnsanoğlu, kendi aklına ve de tahrif edilemeyen Kuran’ın öğretilerine sahip çıkıp öğrenip, birleşip, örgütlenip, plan yapıp, mücadele edip, uygulamadıkça, YANDI DA YANDI!..
On dört asırdır, ister Müslüman olsun, ister Hıristiyan, ister Musevi…

Kuran’ı anlamak, yorumlamak ve uygulamak için okuyup öğrenmediklerinden, kandırılıp sömürülmekten kurtulamıyorlar, maalesef!..

Kuran’ı Kerim. Sure 9/Ayet 31:
Onlar bir tek mabuda tapmaya emir olunmuşlar iken, Allah’ı bırakarak Yahud alimlerini, Hıristiyan rahiplerini, Meryem oğlu Mesihi Rab edindiler. Tanrıdan başka tapacak yoktur. O, onların şirk koşmalarından tamamıyla münezzehtir.

ABD ve Rusya’nın Ukrayna Meselesi

Rusya Federasyonu Ukrayna’yı işgale başladığında bazı görüşlere göre Rusya Federasyonu Ukrayna’nın bir ucundan girip öbür ucundan çıkacaktı. Çıktı mı? Çıkamadı!

Rusya Federasyonu Ukrayna’yı işgale başladığında bazı görüşlere göre ABD, Rusya Savaşı çıkacaktı. Çıktı mı? Çıkmadı!

Rusya Federasyonu Ukrayna’yı işgale başladığında bazı görüşlere göre Rusya Federasyonu Ukrayna’yı işgal ettikten sonra Avrupa’ya yönelecek bu da 3. Dünya Savaşını çıkaracaktı. Çıktı mı? Çıkmadı!

Rusya Federasyonu Ukrayna’yı işgale başladığında bazı görüşlere göre Putin nükleer silah kullanma emri verecekti. Verdi mi? Vermedi!

Bu saydıklarım popülizm rahatsızlığının analiz diye sunulması sonrası ortaya çıkan ve uluslararası politika analizini ciddiyet zemininden uzaklaştıran, alana ihanetin önemli bir merhalesini oluşturan görüşler. Bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Bu görüşleri serdedenlerin önemli bir kısmı da aslında alanla ilintili faaliyetlerde bulunmayıp televizyon kanallarına çıkabilmeyi uluslararası politikanın güncel sorunlarını yorumlamak olarak görenlerden oluşuyor.

Bu noktada tabipleri her daim gıpta ile izlemişimdir. Bırakınız kendi alanlarından olmayan birinin alanları hakkında konuşturulmasını alanlarından olan birinin doğruluğu şüpheli bir açıklaması bile bir daha alanda bulunması hususunda önemli zorluklar getiriyor. Oysa ki uluslararası politika alanı maalesef bu şekilde değil. Neyse bu serzenişten sonra dönelim konuya.

Ukrayna işgal girişiminin artık sonuna gelindi. Uzun zamandır ABD’nin zorlaması ile bir ortak noktada buluşulması için adımlar atılıyor. Ne 3. Dünya Savaşı çıkacak ne de Putin düğmelere basacak.

Bunun yerine olacak olan ise tarafların ABD talepleri ile bir masa etrafında oturması. Şimdi bu noktada Rusya Federasyonu yetkilileri ile ABD yetkililerinin barış için masaya oturdukları Trump tarafından açık bir şekilde belirtildi. Yani güç dengesi yeniden oluşuyor. Ortaya çıkan her krizin mutlaka düğmelere basarak biteceği konusunda sansasyonel tutum peşindekilere kötü bir haber daha…

Bu aşamada Türkiye’nin arabulucu olma ihtimali de gündemde. Buna istinaden de bir cümle ile KIRIM UNUTULAMAZ! Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…

FATİH VAZİFESİ

Tarih sadece rakamlar ve sığ olaylar vakıası olmamalıdır.
İnsanlığa, haklı, haksız; iyi, kötü; gelişme, gerileme; özgürlük, sömürü gibi NİYET, SEBEP VE EYLEMLER açısından da insanlığa dersler de verici olması gerekmez mi?..
O zaman insanlar Tarihi güzelliklerden de, hatalardan da dersler çıkarıp ibretler alırlar ve de gelecekte, AYNI HATALARI YAPARAK, TARİHİ AYNI ACILARLA TEKERRÜR ETTİRMEZ, DEĞİL Mİ?..
Bu tür soruların yaşanmışlığını da araştırarak, bin yıldan beri, Anadolu halkının MÜSLÜMAN TÜRK İLKELERİ ile yaptığı, DUR DURAK BİLMEYEN müthiş mücadelesinin nedenlerini açıklayalım!..
Önce şunu biliyoruz ki, Sevgili peygamberimiz döneminde, KRALLAR VE DİN SİMSARLARININ SAPKIN ÇIKARLARI İÇİN HALKLARI KANDIRILMIŞ, ACIMASIZCA SÖMÜRÜLEN KAVİMLERİ KURTARMAK VE ONLARI HAK YOLUNDA ÖZGÜRLEŞTİRMEK İÇİN, HALKLARIN TALANINA DEĞİL, NEGATİFLERİN ORDULARINA KARŞI CİHAT VE FETİH SAVAŞLARINI BAŞLATMIŞTI!..
Daha sonra, bu negatif güçlerin köleleri olan halkları özgürleştirmek için, Hz. Muhammet’in CİHAT VE FETİH BAYRAĞINI TÜRKLER DEVRALMIŞLARDIR!..
Kısaca:

Türklerin savaşları köleleştirilmiş hakları özgürleştirmek içinidir. Bu yüzen, savaşlarının gayesi, FETİH olarak adlandırılmıştır.

Kuran’ı Kerim. Sure 9/Ayet 20:
İman edenler, hicret yapanlar, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanlar, Allah katında daha büyük dereceye sahiptirler. İşte bunlar, dünya ve ahret saadetine kavuşanlardır.
47/31: Andolsun, sizi imtihana sokacağız; ta ki içinizden savaşçıları ve sabır gösterenleri meydana çıkaralım ve haberlerimizi imtihan meydanlarına örnek yapalım.
9/14: Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları öldürsün ve böylece azap etsin; onları perişan etsin; onlara karşı, size zafer versin ve müminler topluluğunun kalplerini ferahlatsın.

YEREL YÖNETİMLER VE ÇEVRE

En basit tekrardan başlayalım; herkes evinin önünü temizlerse her yer temiz olur. Geçmişte tek katlı evlerde bu söz doğru idi ama kentleşme gerçeğinde bu olmuyor. Temizlemek yerine kirletmemeyi başarmalıyız. Kentlerin kirlilik sorunları toplumun tehlikeleri görüp farkında olarak örgütlenmesi ve müdahalesi ile çözülecek. Oysa bu evreleri yaşayan ülkelerden ders alabilmeliyiz. Maalesef her toplum yaparak, yaşayarak, batarak, çıkarak öğreniyor.

Kirlenmenin tarihi insanlığın tarihidir aslında. Kayıtlardaki ilk kirlenme gürültüde görülmüş. Julius Sezar’ın MÖ. 44’te Sezar Belediyeler Yasası ile gürültülü vagonların geceleri başkentin sokaklarında dolaşmasını yasakladığı antik Roma dönemine kadar uzanır. Ayrıca İsa’nın doğumundan 600 yıl öncesinde İtalya’da bakır dövenlerdeki gürültünün işitme yitiğine yol açtığı ve gürültüye karşı önlemler alınarak da yasalar çıkarıldığı bilinmektedir.

Bu günkü anlamda kirlenme ise sanayileşme sürecinde yaşamımıza girmiştir. Her türlü kirlenmenin ana kaynağı daha çok tüketim için doğa ve insanın sömürülmesi ve ekolojik durumun bozulmasıdır. Kentimizde de bugün gürültü kirliliği vardır.

Bu çerçevede kentimizdeki kirlilikleri sayabiliriz.

Hava kirliliği; aşırı araç kullanımı ve bunun temel sebebi de toplu ulaşımın plansız ve yetersiz olması. Ayrıca kirlilik üretmeyen ulaşım modelinin de yok sayılması.

Su kirliliği; geçmişte yapılan altyapının plansızlığı, yenilemenin henüz tamamlanmaması ve kente gelen su kaynaklarının sağlıksız olması ilgili toplantılardan çıkardığım sonuçlar. Uzmanların bir talebi de binaların kendi su depolarının bakımsızlığıdır. Ayrıca kent akarsularının kirliliği de önemli bir konu. Bu ise ilgili kurumun (DSİ) denetimi, ekolojik düzenleme yapmaması ve bizlerin de nehir kenarında oturup, bir şeyler yemesi ve dinlenip kalkarken de atıklarımızı olduğu gibi bırakmamızdan kaynaklanıyor.

Atık kirliliği; yerel idarenin plansızlığı ve henüz evsel ayrıştırmaya geçememesi temel neden. Ayrıca atık toplama konteynırlarının bakımsızlığı da çirkin ve sağlıksız sonuçları getiriyor. Burada biz kentlilerin de hatası çoktur. Konteynırın açık bırakılması, evimizden çıkan her tür atığın buraya yığılması, konteynıra asla bırakılmaması gereken moloz, hurda, ağaç dalları gibi atıkların maalesef bizler tarafından buralara bırakılması kirli kent algısını büyütüyor.

Kente dair başka kirlenmeleri de kısaca sayarsak; yazları sineklerin baskını. Plansız ve yerinde olmayan çeltik tarlaları üreme alanı ve merkezi idare yetkisinde. Ancak zamanında ilaçlama yapılmaması da bir sebeptir.

Kentte gezen kedi köpeklerin dışkıları da bir kirlenmedir. Ayrıca evinde hayvan besleyenlerin hayvanlarını gezdirirken dışkılarını toplamaması da kirlenmedir. Sokak hayvanlarının beslenmesine katkı yapalım derken her yere yem veya yemek atıkları bırakmak da plansızlık örneği ve sokak kirlenmesine neden oluyor.

Kent içi hafriyatların çevreye kötü görüntü ve koku saldığı görülmektedir. Bu atıkların konteynır yanında veya kamusal alanlara bırakılması yanlıştır. Bu tür atıklar için Belediye aranabiliyor ama bunun farkında değiliz sanırım. Daha ulaşılabilir bir tanıtım olabilir.

Öncelikle kentlerin sağlıklı olması ve doğanın ekolojik dengelerinin bozulmaması konusunda uzun soluklu bir mücadele gerekmektedir. İdarelerin kararlı ve kamusal çıkar doğrultusunda tarafsız, bilimsel hizmeti ile hızlanabilir.

Sanırım Belediyemiz farklı deneyimleri görmek için ‘Çevreci Belediyeler Birliği’ne üye oldu.  Bu tür örgütlenmeler amacına uygun çalışırsa her yerele artı puan getirir. Etkili olması ise taleplerimizdir.

Edirne kent içi ve çevre sorunları maalesef çoktur ve her gün artmaktadır. Kent içi sorunların bir sebebi de Trakya sorunlarıdır. Bunların çözümünde etkin olabilecek Trakya Belediyeler Birliği oluşturulmalıdır. Trakya yaşam savunucuları bölgenin ekolojik yapısını korumak adına onlarca yıldır bir arada. Bu birliktelik bugün hukuk ve bilim kurullarının, kent konseylerinin, oda ve derneklerin de içinde olduğu Trakya Platformu olarak Trakya’yı savunurken Trakyalı yerel idareler bir araya gelip ortak çareler bulmuyorlar. Acilen kurulması gereken Trakya Belediyeler Birliği sivil demokratik örgütler ile birlikte ortak ve kalıcı tavır alınmalıdır. Daha sonrasında da bugüne kadar bölge sorunlarına dair hiçbir şey yapmayan Marmara Belediyeler Birliği, Ege ve Marmara Çevre Belediyeler Birliği ve Türkiye Belediyeler Birliği olarak büyütülebilir. Bu örgütlenmeler aynı zamanda demokratik ilişkilerin gelişmesini de geliştirir.