Kategori arşivi: Yazarlar

BAYRAM GELMİŞ NEYİME!

Ramazan Bayramı’nı 20-22 Mart tarihleri arasında kutlayacağız.

Yani bugün itibariyle bayram haftasına girmiş bulunuyoruz.

Yerel gazeteler Pazar günlerinin yanı sıra dini bayramlarda da çıkmıyor.

Bundan dolayı 20 Mart Cuma’dan itibaren 3 gün çıkmayacağız, 23 Mart Pazartesi günü yeniden okurlarımızla buluşacağız…

Bayramınızı bugünden kutlamak istiyoruz…

**

Evet, bayram yaklaşıyor.

Çarşıda bayram telaşı var.

Saraçlar Caddesi kalabalık…

Vitrinlerde bayramlıklar, tezgâhlarda şekerler, lokumlar…

Ama herkes için bayram aynı gelmiyor.

**

Bir emekli düşünün.

Her ay hesabına yatan 20 bin lira ile hayatını sürdürmeye çalışan bir emekli.

Ayın başında maaş yatar.

Bir gün geçer… iki gün geçer…

Sonra kira kapıyı çalar.

Ardından elektrik faturası…

Su…

Doğalgaz…

Bir de mutfak var.

En acımasızı o zaten.

Market raflarının önünde durur, etiketlere bakar.

Sepete koyacağı peynirin gramını bile düşünür.

**

Bir zamanlar bayramdan önce torunlarına bayramlık alan, evine misafir hazırlığı yapan adam şimdi pazar torbasını nasıl dolduracağını hesaplıyor.

Tatil mi?

Onu çoktan hayatından çıkardı.

Deniz kenarı, otel, yolculuk…

Bunlar artık televizyon görüntüsü gibi.

**

Ama bayram başka.

Çünkü bayramın bir de torun tarafı var.

Kapı çalınacak.

“Dedeciğim bayramın kutlu olsun” diyecek küçük bir ses.

Belki bir gün önce Saraçlar’dan geçerken torunu için küçük bir şey bakacak vitrinlere.

Sonra o küçük el uzanacak.

Çocuklar bilir…

Bayramda dedeler, nineler o ele harçlık bırakır.

İşte o an emeklinin içi biraz burkulur.

Eskiden cüzdanından gönül rahatlığıyla çıkan paranın yerinde şimdi uzun hesaplar vardır.

**

Bir de bayram ikramiyesi vardı.

Belki biraz nefes aldırır diye beklenen…

Cumhurbaşkanı Erdoğan partisinin grup toplantısında emekliye müjdeden söz edince herkes pür dikkat kesildi.

Ama ne var ki o da bu yıl yine 4 bin lira.

Bugünün pazarında bir torbayı bile doldurmayan bir para.

Emekli yine hesap yapar.

Toruna ne kadar versem…

Ay sonunu nasıl getirsem…

Sonra torunun avucuna bir harçlık sıkıştırır.

Gülümser.

Ama içinden geçen cümleyi kimse duymaz:

“Bayram gelmiş… neyime!”

KADIN EMEĞİ KOOPERATİFLERİ VE BADEMLER KÖYÜ GEZİMİZ…

29 Mart’ta Dernek olarak Kuşadası’na bir gezimiz var.. Gidip, gezeceğiz, eğleneceğiz. Ama her gezimizde olduğu gibi bu gezide de bir hedefimiz ve bir amacımız var.
Döneminde Ecevit ve Erbakan’la birlikte devrim gibi kararlara imza atan Gümrük ve Tekel Bakanı merhum Mahmut Türkmenoğlu’nun 1960’lı yıllarda Kurduğu Bademler Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin serüvenini kızı Sn. Hülya TÜRKMENOĞLU’ndan, yöredeki ve ülkedeki Kooperatif hareketini ve değerlendirmelerini İzmir Köy-Koop Başkanı Sn. Neptün SOYER’den dinleme fırsatını bulacağız. Bademler ve çevredeki bazı kooperatiflerin nereden nereye geldiğini gözlerimizle göreceğiz.


Daha önce de yazmıştım; Her ne kadar bir cinsiyet ayrımcılığı gibi bir görüntü verse de ülkemizin pek çok yerinde üretim yapan kadın ya da “Kadın Emeği” kooperatiflerini ben hiç unutamadığımız ve gurur duyduğumuz 1940’ların Köy Enstitüleri’ne benzetiyorum..
Köylerde özellikle tarımda yaş ortalamasının ellilere dayanması, genç ve özellikle erkek nüfusun köyleri terk etmesi, göç, işsizlik sorunu gibi sorunların çözümü için bu Kooperatifleri çok önemli, en masrafsız bir model olarak görüyorum. Eğitim ve destek gördükçe köyde yaşamak zorunda kalan kadınlardan oluşan bu sektör bürokrasinin engellemelerinden çıkabildiği, önderlik edildiği, kredilerle tanıştırıldığı, özellikle Belediyeler tarafından pazarlama konusunda satış yeri ve nakliye gibi sorunlarının çözüldüğü süreçte köyleri yeniden yaşanabilir bir noktaya getirebilir.. Hatta köye dönüşler başlar.


Edirne eski valisi Ekrem CANALP’ın başlattığı ve şimdiki Valimiz Yunus SEZER’in de çok önem verip desteklediği Edirne’mizde de kuruluşları henüz birkaç yıl olmasına rağmen başarılı çalışmalar yapan kadın emeği kooperatiflerimiz var. Ama henüz yolun başındalar ama ne yazık ki Valiler değiştiğinde kaldığımız yerden devam eden bir devlet anlayışımız yok.. Yani gelen Vali, gidenin yönünde değil kendi yolunda yürümek istiyor. O nedenle, Valimiz değişmeden demokratik kooperatifçilik kuralları çerçevesinde bu kooperatiflerin hızla kurumsallaşması ve kendi ayakları üstünde durabilmesi gerekiyor..


Trakya 1980 öncesi tarımsal kooperatifçilik açısından altın yıllar yaşadı. O yılarda Edirne’nin kooperatifleri ve Kooperatifler Birliği, Çeltik tarlaları, çeltik fabrikaları, mandıraları, satış mağazaları ile çok güçlü bir kırsal kesim ve köy örgütlenmesiydi. Enez Balıkçılık Kooperatifi tüm ege ve Akdeniz kıyılarından havuzlu kamyonu ile topladığı yılan balıklarını Enez’deki havuzlarında biriktirir ve CANLI OLARAK kendisi ihraç ederdi. Ne var ki bu örgütlenme modeli 1980 faşistlerinin işine gelmedi.


Neyse… Gezimize katılacak olanların %80’ni Edirne Kadın Kooperatiflerinde üye. Katılmak isteyenler için aracımızda hala yerimiz de var. Eski günlere dönmek ve yeni başarılar ve mevcut sorunların çözümü için önce bilgilenmek gerekir. Bilgilenmek için de örnek kooperatifleri görmek hayal gücümüzü çalıştırarak çözümler üretmek, dik durmak ve bürokrasiye teslim olmamak gerekir. Çünkü “Kooperatifçilik” bir hobi değil bir yaşam tarzı, bir inanç sistematiğidir.

MADEM

Madem Müslüman Türk’ler barabardı, Avrupa birleşik orduları, tüm askeri, teknolojik, bilimsel ve ekonomik varlıkları ile Osmanlıların üzerine, ONLARCA HAÇLI SEFERİ YAPIP SALDIRDIKLARI HALDE NEDEN HEP MÜSLÜMAN TÜRKLERE YENİLMİŞLERDİR?..
*Madem Müslüman Türkler barabardı, onca coğrafyada, çeşitli DİN VE KÜLTÜR SAHİBİ… hatta birbirleriyle savaşan kavimleri, bin yıl, altı yüz yıl, dört yüz yıl boyunca, ASLA SÖMÜRMEDEN, KENDİYLE EŞİTLEYEREK, kardeşlik bağları ile, bayındırlıkla, sulh ve huzur için de ADALETLE YÖNETMEYİ BAŞARMIŞTIR?..
*MÜSLÜMAN TÜRKLERİ ne zaman yenmeye başladılar?..
*Osmanlı halkı, hatta dünya halkları Kuran’ı okuyup, gerçek hristiyanlığı, Museviliği, Müslümanlığı öğrenmediler. Gelişme olmadı, hepsinde, mezhepler ile yozlaşma olgunlaştı ve mühlet doldu!..

  • Tarikat ve mezhepler tarafından kandırıldılar; yaratan’ın nezdinde şirke düşürüldüler.
    *Hak din adına, uydurulmuş, yalanların kurbanları olup, Allah’ın korumasından uzak, hatta cezasını hak ettiler ve küçülüp dağıldılar.
  • Ne yazık ki, bu durum, şimdiki nesillerde de halâ devam etmekte gözüküyor!..
    *Sömürgecilerin yalan gazından insanlık zehirleniyor da farkında değil çoğu!..
    *Sadece dünya değil, kendi içimizde bile kendilerini barbar görenler var, maalesef.
    *Tarihini, Müslüman Türklüğün tarihsel rolünü, asaletini kendin bulacaksın. Tarihini, şeytanla yatıp, şeytanla kalkanlara yazdırırsan, seni bile, barbar olduğuna inandırırlar!..
    *Uşakların işi gücü entrika ile, sömürmek!..
  • Acizlerin işi gücü de, sömürüye razı olmak!.. Her ikisi de kendi kendilerine zulmetmektir, biline!..

Kuran’ı Kerim. Sure 8/Ayet 39, 40:
Fitne kalmayıncaya ve din Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın!
Eğer vaz geçerlerse, muhakkak ki Allah, ne yaptıklarını görmektedir.
Şayet İslamdan yüz çevirir de, vazgeçmezlerse, bilin ki Allah, Mevâ’nızdır. O, ne güzel Mevlâ, ne güzel yardımcıdır.

OLAN OLDU  

Olan oldu; peki ne oldu? ABD ve İsrail uçakları İran’a saldırarak ABD – İran savaşını başlattı.

Ortadoğu’ya hiç rahat yok. Gazze katliamı yetmiyormuş gibi şimdide ABD – İran savaşı. Günlerce, haftalarca bunun hazırlığı yapıldı, diplomatik görüşmeler sürüp gitti. ABD bir türlü saldırıdan vazgeçmedi. Saldırının nedeni İran’ın nükleer silah – Atom bombası – yapmaktan vazgeçirmek. Asıl neden de İran petrolleri üzerine hegemonya kurmak, bunun için de Molla rejimini devirmek, Amerikan yanlısı bir Devlet kurmak.

Peki ABD niye böyle bir politika izliyor? İran İsrail’in en büyük düşmanı. Eğer İran atom bombası yaparsa İsrail için büyük tehdit oluşturacak. İsrail ABD’nin arka bahçesi. Başka bir olay, ABD de petrol kalmamıştır, dünya petrol üzerine dönüyor. Amerika’da nerede sondaj yapsan petrol çıkmıyor. Peki Amerika’daki motorlu araçlar neyle çalışacak, petrol lazım. Petrole hakim olan dünyaya hakim olur, petrol çok değerli stratejik bir üründür.

Başka bir neden; bütün Uzakdoğu ülkeleri Çin, Japonya, Kore ve diğerleri hep İran petrolü tüketiyor. ABD’nin bugüne kadar en büyük rakibi Sovyet Rusya idi, bu değişmiştir. Şimdi en büyük rakip Çin’dir.

Çin düzen olarak komünist bir sistem ama ekonomik uygulamaları kapitalist sisteme uyuyor. İşçilik çok ucuz olduğu için ürünleri rekabet piyasasında önde oluyor, iyi bir endüstrisi var Amerika ile rekabet ediyor. ABD bu durumu baltalamak için savaşı kullanıyor. Eğer İran Hürmüz boğazını kaparsa ki kapamıştır, petrol trafiği durur, Çin ve diğer Uzakdoğu ülkeleri yakıtsız kalır, zor duruma düşerler. İşte Amerika’nın istediği bu. Onun için Amerika bu savaşı arzuluyor. Şimdiden petrolün varil fiyatı 100 Doları aştı.

Medyada konu edilen bu savaş ne zaman biter. Bir savaşın ne zaman başlayacağı az çok tahmin edilir ama ne zaman biteceğini bilmek çok zor, kesin görüş pek mümkün değil. Bazı stratejistler altı ay sürer diyor, bazıları da İran’ın füze stoku tükendiği zaman bu savaş biter diyor. Bakalım göreceğiz ne zaman bitecek?

İran-ABD savaşında Türkiye’nin durumu; İran Türkiye’ye sınırdaş bir ülkedir. Tarih boyunca kültürel ve geleneksel bağlarımız olmuştur. Türkiye’ye dost görünürler, ne kadar dostturlar o biraz şüpheli. Amerikan değil, Rusya yanlısıdırlar, İran’ın atom bombası isteği eleştirilirse de atom bombası İsrail’de, Pakistan’da, Hindistan’da, Rusya’da, Türkiye’de NATO nezdinde var. İran isteyince niye kıyamet kopuyor? Çünkü İsrail’in baş düşmanı İran’dır, sebep bu. İran Türkiye için ne kadar dosttur, savaş başladığından bir kaç gün sonra bir İran füzesi Türkiye’ye düştü, havada imha edildiği için zarar vermedi. İran’a sorarsak yanlışlıkla oldu deniliyor. İran ile ekonomik bağımız doğal gaz ve petrol alıyoruz. Türkiye için kötü durum canını kurtarmak için Türkiye’ye göç olması. Suriyelilerden çektiğimiz gibi birde İranlılardan çekeriz.

İran rahat durmuyor ha bire Lübnan’ı bombalıyor. Ortadoğu acayip bir ortam.

İran, ABD ile baş edemez, İngiltere ABD’ye destek veriyor, ABD Basra körfezine üçüncü uçak gemisini gönderiyor, İran için zor günler olacak. ABD, İran’ın petrol tesislerini, rafinelerini bombalıyor. Hürmüz boğazı da kapandı, bunun karşılığı petrol kıtlığı olur buda petrolün pahalılanması demektir. Netice dünya çapında hayat pahalılığı demektir.

Son akşam haberlerini dinlerken bir İran füzesinin Türkiye hava sahasında iken imha edildiğini duydum. Hadi gel de dost bildiğimiz İran’a güven. Birinci füze yanlışlıkla oldu denildi, buda mı öyle? Peki İran’ın dostluğuna güvenmeyelim, kime güvenelim, ilk önce Allaha, sonra kendimize. Konular o kadar basit değil; OLAN OLDU diyecek kadar…

NEDENDİR

Vurdun, vuruldun, ayaktasın;
Vurmadın, vurulmadın, yataktasın…
Vurulmanda, vurdurulmanda,
Düşün bakalım, nedendir?..

Hepsi, şükürdendir.

Kuran’ı Kerim. Sure 20/Ayet 126:
Buyurur ki: “İşte böyle! Sana da bizim ayetlerimiz geldi, sen onları unuttun. Bu gün de sen unutulursun!”

Rusya ve Çin ABD’ye Neden Saldırmadı?

“İran savaşı” nedeniyle uluslararası politikadaki öngörülmezlik artmıştır, düzen zedelenmektedir. Ne büyük laf. Halbuki uluslararası politika alanında yetkin kişilerden ders alabilen her birinci sınıf öğrencisi bilir ki; uluslararası politika anarşiktir. Yani bir düzen olmadığı gibi bir öngörülebilirlik de bu minvalde mümkün değildir. Bu temel bilginin üzerine gelelim başlığa…

Herkes adına “İran Savaşı” denen şu füze saldırıları ile oluşan küçük çatışma konseptini konuşuyor. Hoş neyi konuştuğunu da bilmeden konuşuyor ama olsun uluslararası politikada yeni bir düzen lazım, öngörülmezlik arttı falan deyince çok havalı duruyor. Gelelim şu öngörülmezlik arttı meselesine. Yani denmek isteniyor ki; bu çatışmalar yayılırsa 3. Dünya Savaşı çıkar. Yahu 3. nedir ki? Bize yakışan 5.yi hatta 35.yi falan çıkarmak. Elinizi korkak alıştırmayın derim. Öngörülmezlikten kasıt bu.

Gelelim uluslararası politikanın anarşik yapısında bir öngörüde bulunulup bulunulmayacağına? Yukarıdaki öngörülmezlik yani çatışmaların yayılması meselesi değil bir öngörü. Evet belli bir seviyede bulunulabilir. Zaten bilimin derdi falcılık olmadığı için bu da çok önemli bir ölçek değildir ama uluslararası politika teorilerinin doğru değerlendirilmesi bir öngörü de beraberinde getirebilir.

Bu noktada başlıktaki soruyu tekrar sorayım: Rusya ve Çin ABD’ye neden saldırmadı? Öyle ya söylem BRICS var yeni dünya düzeninde yeniden düzen oluşuyordu. Burada da özellikle Esad rejimi döneminde Rusya, Çin ve İran’ın yeni dünya düzeninin muhteşem üçlüsü olduğu yönünde bir söylemdi. Bu köşede çok sık hatırlatırım, Rusya, ABD ve İsrail yetkilileri İran’ın Golan bölgesindeki milis faaliyetlerini (muhtemelen Devrim Muhafızlarının Kudüs Gücü) engellenmesi için Telaviv’de bir toplantıya katılmış ve İran’ı bu hususta kısıtlamıştı. Elbette bu hususu hiçbir göz görmek istemedi.

Üzerinden zaman geçti şimdi İran’a füze saldırıları içeren kısıtlı bir operasyon düzenleniyor, adına da savaş deniyor. Neyse savaş nedir tartışması bir yana bu saldırılar sonucu Rusya ve Çin ABD’ne neden hiç saldırmadı? Yoksa bilmediğimiz şeyler var ve bunun gerçekleşmesini mi bekliyoruz. Lütfen komik olmayın!

Çin’in yatırımları ile ABD yatırımları karşılıklı olarak birbirlerinin topraklarında bulunuyor. Buna mücadeleci iş birliği demeyi tercih ediyorum. Bunun yanı sıra Rusya da Ukrayna meselesi başta olmak üzere uluslararası politik sorunların çözümü için ABD ile masaya oturuyor. Bu ilişkiler bir şeyi göstermeli. Ancak görmek istemeyince ve bu hususta rasyonel okuma yapamayınca konu bambaşka sosyal medya gösterileriyle ve içi boş kocaman kocaman cümlelerle süslenmeye çalışılıyor.

Yazımı Putin’in İran’lı yetkililer ondan yardım istediğinde verdiği bir cevapla bitireyim “biz itfaiyeci değiliz, her yangını söndüremeyiz.” İran yangınını da ne Rusya ne de Çin söndürecek. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları. Bu yazıları eskiden rahmetlik babacığıma okur, onunla müzakere eder ve sonra gönderirdim. Umuyorum O’na da malûm olur, mekanın cennet olsun Paşam.

GÜNDEM

Rivayet olarak anlatılır ki; Kuzey Avrupa ülkelerinde bir yılda yaşanan olaylar bizde bir günde yaşanıyormuş. Yerel, bölgesel, ülkesel ve evrensel gündemi izlemek ve saflaşmak kentli olarak, ülke yurttaşı olarak ve dünya insanı olarak önemlidir.

Ağaç budama: Kent ağaçlarının budanması duyarlı sosyal paylaşımlarda tartışıldı. Kentliler eleştirdi ve doğru öneriler sundu. Keyfi budama yapmayıp bilimsel bilgiye dayanarak budama yapılıyor ise yetkililer basın toplantısı yaparak kanıtlarını ortaya koymalıdır. Ağaçların mekanlara anlam ve anılar yüklediğini de unutmayalım.

Kaleiçi: Semtin altyapısının değişmesi nedeniyle yurttaşların ve ulaşım araçlarının sıkıntısı var. Yapılması da şart. Bugün yağmur çamur oluyor, yazları ise toz duman olacak. Kazılan yere elbette hemen asfalt dökülemez ama her çökme sonrasında mıcır ile çukurları düzlemek mağduriyeti ve ön yargıları azaltmaz mı? Bir semt yenilenirken mekânda korunmalı.

Er Meydanı: Kent Konseyi toplantısında Sarayiçi Er Meydanı konuşulmuştu. Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı yerin taşınıp taşınmaması konusunda farklı görüşler oldu. UNESCO kentte olma koşulu ile yer değiştirmeye karışmıyormuş. Alan; Edirne Sarayı, Hasbahçe, Tavuk Ormanı, Er Meydanı ve tüm çevresiyle düşünülerek doğayı, tarihi, belleği koruyan bir anlayışla ve mutlaka çok tartışılarak düzenlenmeli. Toplantıya katılamamış olsanız da konuya ilgi duyuyorsanız konuşmaları Kent Konseyi web sitesinden okuyabilirsiniz. Alan düzenlenir ise mekân olarak ve yüz yılı geçen bir bellek ile düşünülmeli.

Personel alımı: Belediyeye personel alımlarındaki eleştirilere iki yönden bakmalı. Gerçekten haksızlığı görüp eleştirmek doğru olandır. Diğeri kendi uzmanlık alanlarını örtme ve bile isteye çamur atma girişimi olarak değerlendirilebilir. Hani derler ya ‘dinime küfreden Müslüman olsa’ diye, bunu dile getiren AKP’nin sicili o kadar karanlık ki. Evladına iş bulma umuduyla AKP üyesi olan, fişleneceği kaygısıyla evlatlarına iş bulamama korkusu yaşayan ve bu nedenle iktidar protestolarına katılamayan o kadar çok insan var ki.İktidar tarafından liyakatsizlik batağı haline getirilmiş ülkemizde bir-kaç da olsa belediyede de olabilir. Unutmamamız gereken;tüm kamu çalışanlarının kentini, kent mekanlarını, kamu hizmetini sevmesi ve yasalarda olan kamucu anlayışa sahip çıkmasıdır.

Emekçi Kadınlar Günü: Hafta sonunda kadın örgütleri kendi anlayışlarına uygun gün anması yaptı. Anma diyorum çünkü 129 kadın emekçinin yandığı gün kutlama olmaz. Güne katılanlar başta olmak üzere tüm kadınlar ve hepimiz günün anlamını bilmeliyiz. Güne dair etkinlikler yapan ve katılanları izlemeye çalıştım. En anlamlısı Osman İnci Müzesi’nde idi. Doğa, Kadın ve Ergene temalı sergide resimler sergilendi. Doğa, kadın ve Ergene’nin doğuran ve üreten olduğu, içinde bulunduğumuz süreçte bu üretkenliğin zarar gördüğü anlatıldı. Osman Hoca; üretimin devamı için tek güvencenin laiklik ve hukuk olduğuna bir kez daha değindi. Sivil demokratik örgütlerin aktif görevler üstlenmesinin önemini vurguladı.

Recep – Şaban – Ramazan – Bayram ve Laiklik: Yılın on iki ayının önemli aylarıdır bunlar ve son olan Ramazan ayında da oruç tutulur. Kutsallığı öne çıkan bu süreçte iyilik, yardımlaşma, günahlardan arınma gündemde olur. İnancımız gereği dileklerimiz var ve bu durum dua eden ile dilek makamı arasında özel ilişkidir, bunun kamu tarafından yönlendirilemez. Kamu tarafından yapılan ramazan etkinlikleri çat-pat var olan laikliği hepten rezil etmiştir. Yurttaşın kendi içinde dayanışması olması gerekendir. Resmi yetkililerin bağış talebi vergi ve bağış ile varlığını sürdüren ülke konumuna geldiğimizi göstermektedir. Anayasa mevzuatına yüz yıl önce yazılan laikliğin bugün tartışılıyor olması hepimizi düşündürmeli. Bugüne kadar anlamıyla savunamadığımız laikliği yeniden birlikte anlayıp geliştireceğiz.Çünkü insan olmanın koşulu laik düşünmek.

Önümüzdeki gündem: Dün ve bugün gibi yarın da gündem yoğun.

Kentte; Orduevi yıkıldı, ne olacak? Ulus Pazarı kaldırıldı, Balkan Pazarı ne zaman açılacak? Kırkpınar Güreşleri, Kakava ve Hıdrellez etkinlik programları ne zaman açıklanacak? 2021 yılında sözü verilen Meriç kıyı düzenlemesi ne zaman olacak? İkili veya kalabalık öğrencili okullara ne zaman son verilecek? Yeni yerleşime yeni okul ne zaman yapılacak?

Bölgede;İğneada – Kıyıköy arasında deniz ve orman alanına nükleer tesis kurulmasını nasıl engelleyeceğiz? Trakya suları uzun bir süre gündemde olacak çünkü içilebilir su azalmakta ve Meriç suyunun sanayi bölgesine taşınması tartışılacak mı?

Ülkede: Emeklilerin maaşları, bayram ikramiyeleri ne olacak? TÜİK açıklamasına göre yoksul illeri konumuna gelen Trakya illerinin bu olumsuz durum nasıl düzeltilecek? İktidarın yoksullaştırdığı yurttaşlara yardım etme yerine aş ve iş bulması ne zaman gündeme gelecek? Bu yoğun gündemler yanında savaş ve İBB-İmamoğlu davası da eklendi. Bu iki davanın sonu bilinemez durumda. Çünkü iki dava da hukuka dayanmıyor.

Soruları arttırabiliriz ama her soru dert oluyor. Ve insan olarak, sorumlu yurttaş olarak gündemi izlemeliyiz. İzlemekle kalmayıp etkin olmalıyız. Bunu da örgütlerimiz ile yapmalıyız.

NE DEMELİ

İNKÂRCI ÇIKARCI kandırmaya uğraşır, “Şeytan devrede, aklınız yok mudur?..” denmiş ya 15 asır önceden!..
Tamam da, BEYNİNİ, İNANCINI, BİLİMİNİ İPTAL EDİP, KANANA NE DEMELİ?..
Sadece, süt tozu ile mi kandırıp çocuklarımızı zehirlediler sanılır.
YUMURTA: Yumurta zararlı diye uydurdular, elli yıl yumurta yedirmediler millete!..
EKİNLER: Ata buğdaylara sırt çevirip, elin, genleri bozuk, kısır buğdayını ekmekle!..
EKMEK: Gereğinden fazla kimyasal tarımla üretilmiş bu buğdayı un haline getiriken, yetmezmiş gibi ekmek unu içine 9 çeşit kimyasal zehir daha katarak…
ŞEKER: Rafine ŞEKER de ki beyazlatıcı ve zehirleyici titanla….
TUZ: Rafine edilip, zararlı zehire dönüştürülmüş TUZLA…
PEÇETE: Evde peçete havlu diye kullandığımız zehirlerle sürdüğümüz yere üç çeşit zehir bulaştıran beyazlatılmış kağıtlarla…
Beyazlatılmadan, kahverengi olsa almazlar diye!
DETERCAN: Evlerde, temizleyici olarak kullanılması yaygın, zehirleri ele, ciğere bulaştıra bulaştıra çoluk, çocuk masumları, organları zehirliye zehirleye..…
HAŞLAMA: Düdüklü tencerelerde, tavalarda, yağda, yüksek sıcaklarda haşlanıp, kızartılıp, besinlerin vitaminlerini öldüre öldüre beslendiğini sanarak…
(72 derece üstü pişirimlerde, vitaminlerin çoğu yok olur!..)
72 derece ısıda tüm zararlılar etkisizleşmez mi?
TRANS YAĞLAR: Katılaştırılmış, trans yağları yağ diye yiyip, damarları tıkayarak…
ZARARLI İÇECEKLER VE YİYECEKLER: Sigara, alkol, ve gazlı içeceklerin tümü…
Bu durumun adı, ŞEYTANLA YATIP ŞEYTANLA KALKANLARIN KİMYSAL SAVAŞI, BİR DE ÜSTÜNE ÜSTLÜK, KÂR ERDİYORLAR, ZEHİRLEYE ZEHİRLEYE!..
Sonra üstüne üstlük, bir de, hastalandırıp, sakatlayıp, tedavi ediyoruz diye, KÂR ediyorlar!..
ÜLKENİN havası, suları, toprağı, hayvanları, ormanları katledilirken…

ZORLA DEĞL Kİ, YA KANANLARA, AKLINI KULLANMAYANLARA, BİLE BİLE TUZAKLARA DÜŞENLERE, “BANA NE” DEYİP, BİR DE ÖZGÜR OLDUKLARINI SANANLARA NE DEMELİ?..

Kuran'ı Kerim. Sure 2/Ayet Size 

karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın! Sakın aşırıya gitmeyin, çünkü Allah aşırıları sevmez.

KONUKLARINIZIN SESİ 389

            Bu yazımızda SAĞLIKLA İLGİLİ BAZI GENEL BİLGİLER e bir ek yapmak istiyoruz: Google’da rastladık. (102 yaşındaki doktor uyarıyor: 60’tan sonra bu 5 hatayı yapmayın.) Beş öğüt şöyle:

             (1) Sürekli oturmayın. En az saatte bir ayağa kalkın ve hiç olmazsa bitişik odaya kadar yürüyün. Günde bir süre spor yapıyor olsanız bile bu, sürekli oturmanın zararını gidermez.

            (2) Günde yedi ila dokuz saat uyuyun. Uykunuzu arada bölen nedenleri yok edin.

            (3) Yalnız yaşamayın. Arkadaşlar bulun, derneklere katılın, bir yerlere gidin, sosyalleşin.

            (4) Karbonhidrat (ekmek, hamur, tatlı, …) tüketimini azaltın. Sebze, sağlıklı yağlar, kaliteli proteinlerle (et, balık, süt, bezelye, mercimek; badem, fındık, kabak çekirdeği, …) beslenin.

            (5) Endişelerden, kaygılardan kurtulun. Kontrol edemeyeceğiniz sorunları, dert edinmemeyi öğrenin. Okuyun, gezin, söyleşilere katılın.

            En iyisi 10.45 dakikalık video izleyin. 53 yıllık hekimliği boyunca hastalarını sürekli izleyip not ederek bu beş öğüdünü çıkaran hekim amcamızdan ‘uzun ve sağlıklı yaşam koşulları’nı nedenleriyle öğrenin.

            Bu yazımızı yazmak için video araştırırken ‘105 yaşında ölen Japon doktordan kafaları karıştıran yazı’ya rastladım. Söyledikleri,

  • Egzersiz yaparak kalbi güçlendireceğini sanmak, bir arabanın ömrünü daha hızlı sürerek

uzatmayı ummak gibi. Daha uzun yaşamak isterseniz yan gelip yatın.

            (2) Alkol alımını azaltmaya çabalama, yapıştır, yürü!

            (3) Bitkisel yağda kızartmada ye, çikolata da…

            Japon doktor ekliyor: Koşu bandının mucidi 54 yaşında öldü; jimnastiğin mucidi 57 yaşında, dünya vücut geliştirme şampiyonu 41 yaşında, dünyanın en iyi futbolcusu Maradona 60 yaşında. Ancak KFC (ABD fast food restoranları) mucidi 94 yaşında, Nutella’nın mucidi 88 yaşında, sigaranın mucidi Winston 102 yaşında, afyonun mucidi 116 yaşında, Hanneseg’in mucidi 98 yaşında. Tavşan sürekli zıplıyor ama sadece 2 yıl, egzersiz yapmayan kaplumbağa 200 yıl yaşıyor.

            Öyleyse biraz dinlenin, rahatlayın, yiyin için ve hayatınızın tadını çıkarın…

            Japon doktorun söylediği, “Endişelenme, kaygılanma” nın mizahi bir anlatımı değil mi? Sanırız o da, “yalnızca otur-yat; çok alkol al, çikolata ye; her şeyi yağda kızart…” demiyor. Verdiği örnekler de özel seçim. Biz yine de kendi doktorumuzu dinleyelim ve onun 105’i de geçmesini dileyelim.

                                                                                                                                 Sağlıcakla,   

ÇEVREMİZ PERİŞAN

Ukrayna da, enerji alt yapısı çökmüş, büyük bir kısmında kışın, ısınacak, yemek yapacak ne elektrik var, ne de doğal gaz!..
Tam tamir ediliyor, tekrar bombalanıyor.
Kışın dışarda ısı -20, -10 derecelerde; evlerin içi de buz gibi. Üşümemek için, giyin giyin de nereye kadar, birkaç gün değil ki, yıllardır böyle!..
Ukrayna’nın milyonlarca, yarı nüfusu dünyanın dört bir yanına saçılmış durumda!..
Yaşlısı var, bebekler var, evde eller ayaklar uyuşuyor soğuktan. Yaşlılar, bebekler, çocuklar, bir bir, çabucak hastalanıyor ve ölüyorlar.
NEDEN ACABA?..
Tabi ki, Kuran’dan habersiz ben nereden bileyim. Kuran ile Rabbimiz bize açıklamıştır, mutlaka. Yine de Hakkıyla allah bilir, “Bildim” diyemem. Okurum, “Galiba” der ve nerede hatalar yapılmış, yorumlamaya, açıklamaya çalışırım.
Haşaa, “Allah yoktur” diye bir yaşam tarzı kurup, nesiller yetiştirmişlerin, cezası böyle olmasın sakın?..
Ya HAK’IN TEK DOĞRU YOLU, ya da şeytanın sapaklarla, sapkınlıklarla dolu, ŞEYTANIN YOLU; başka yol yok ki!..
Kuran ile Rabbimiz bize, gerçeği açıklamıştır, mutlaka!..
SOSYAL YAŞAM DEĞERLERİNE BAKIN, KURAN’A GÖRE Mİ, YOKSA ŞEYTANA GÖRE Mİ?. KURAN’A GÖRE:
“Yaratan dan ötürü” ŞÜKRÜ, kuşanıp, cümle alemin faydasına, lükse israfa bulaşmadan, tüm yaratılanlara sevgi, saygı, fayda üreterek, sade, sakin, mütevazi, SADAKATLİ, Allah’ın bizi yaratış fıtratına uygun bir yaşam tarzı kurmak!..
Öyle baş örtüsünü, giyinişi, görünüşü istismar etmekten uzak. Yazın yaz gibi, kışın kış gibi giyinerek. Unutmayın, Allah bizi, “D” vitaminini neden güneşten almaya mecbur bırakmış acaba?
Aşırı örtünülürse vitaminsiz kalınmaz mı.
Hem de yapı taşımız, “D” vitamini bu!..

Amacını aşan, giyinmiş gibileri de görüyoruz!..

Kuran’ı Kerim. Sure 6/159:
Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.
6/155: İşte bu Kuran, bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah’tan korkun ki size merhamet edilsin.
6/ 156: Kitap yalnız bizden önce iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik” demeyesiniz diye…
41/36: Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işiten, bilendir.
3/25: Fakat, onlar gelmesinden şüphe edilmeyen bir günde,topladığımızda, hiçbir haksızlığa uğramaksızın herkese kazandığı şeyler tastamam ödendiği zaman halleri nice olur?.