Kategori arşivi: Yazarlar

İLK UYARIYDI

Bilim de gelişenler olsa bile, ÇOĞUNU KÖTÜLÜĞE KULLANDILAR, KULLANIYORLAR!..
O zaman da, çöküş ve bir sürü savaş yıkımı doldurdu tarihi!..
Oysa en az altı yüzyıl, hepsi, Kuran’da apaçık yazan, hurafelerden arınmış gerçek dinlerini okuyup öğrenebilecek durumdaydılar!..
Keşke bilimde ki gelişmeler kadar inançta da gelişmeler olsaydı, ama olmadı, olmuyor, daha da geriliyor maalesef!..
Çünkü Yaratan’ın Kuran’da ki ilk emri, “OKU” idi. Yani “Anlamak için kendiniz okuyun, AKILEDİN, AKLINIZI KULLANIP KENDİNİZ YORUMLAYIN, ondan, bundan öğrenmeye kalkışmayın” idi, ilk emir!..
Her zaman geçerli…
GELEN GELİR, GİDEN GİDER, KALAN KALIR!..
Kuran’a uyup fayda yoluna baş koyana gelişme verilir; yozlaşıp, Kuran’a sırt çevirip yeryüzünde zulüm yapan ülkeler lanetlenir. Maddiyet da ve bilimde ne kadar güçlü olursalar olsunlar, ülkelerin gelişme ve ya gerilik, ya da yıkılma faslı hak edişlerinden ibarettir.
Yaratan’ın nezdinde her şeyin bir zamanı vardır.
Hakkıyla Allah bilir.

VARLIKTAN VARLIK ÇIKAR!.. VARLIKTAN, HİÇ YOKLUK ÇIKAR MI?..GİDEN GİDER!..

Kuran’ı Kerim. Sure 4/Ayet 174, 175:
Ey insanlar, Size Rabbinizden delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik.
Allah’a iman edip, O’na sımsıkı sarılanlara gelince, Allah onları kendinden bir rahmet ve lütuf içine daldıracak, onları kendine doğru bir yola götürecektir.

MAHALLELER ÇARŞIYA DÖNÜŞMEMELİ

Mahalle insanların birlikte ikamet ettiği yaşadığı yerlerdir, mahalle kelimesi mahal kelimesinden türemiştir yer, saha anlamına gelmektedir. Mahalleler madem insanların oturduğu, barındığı yerlerdir. Öyleyse mahallerde her tip, her yaştan, her meslekten insanlar bulunur. Mahallelerde insanların barındığı yerler evlerdir. Bu evler müstakil bahçeli olabileceği gibi birlikte apartman tipinde de olabilir. İnsanlar buralarda barınır, ayni kökten gelen insanlara aile denir. Aile en küçük insan topluluğudur. Çarşılarsa ticaret, iş sahaları olarak bilinir. Bu iş sahalarındaki iş yerlerinin küçüklerine dükkan, daha büyüklerine mağaza, daha da büyüklerine markette denir. Dükkanda imalat, tamir işi yapılıyorsa, orası atölyedir.
Mahallelerde oturanların eğitim ihtiyacını karşılamak için okul ekseri ilkokul, orta, liseler, üniversite kampüsleri olabilir, çocuk kreşleri olabilir. Mahallelerde oturanların günlük ihtiyaçlarını karşılamak için de mahalle bakkalı, daha büyük market, berber dükkanı, bir çiçekçi, eczane, hatta küçük arızaları giderecek bir elektrikçi dükkanı olmalı. Türklerin yaşamında önemli sosyal bir yeri olan kahvehaneleri unutmamalıyız, kahvehaneler birden fazla da olabilir. Türkiye’de kahvehanelere ekseri erkekler gider, kadınlı erkekli kahvehanelere de kafe denir, daha büyük mahallerde de pansiyon, bir halk oteli olmalı.
Mahallelerde yaşayan gençleri de unutmamak gerekir, büyük mahallerde de mini futbol sahası, çay içilecek bir ağaçlıklı bir park yeri olmalıdır. Çünkü bu günkü yaşantımız apartman yaşamıdır, insanlar bir yeşil çiçeğe hasret kalıyor.
Mahallelelerin yöneticisi Muhtarlardır, halk tarafından seçilir. Mahallelerde evlerin temizliği oturanlar tarafından yapılır, evlerin yol onarımı, alt yapı aydınlatma, sokakların temizliği Belediyelere aittir. Tabi Belediyelerde bu hizmete karşı vatandaştan bir ücret alır. Yazının başlangıcından beri mahalle ortamını belirttik, içimize dönelim yani Edirne. Edirne’mizde Belediyecilik diğer vilayetlerden ne geri, ne de ileridir, orta karar gidiyor. Tek yapılan hata Edirne’yi eski Edirne, yeni Edirne diyerek ikiye ayırmamamızdır. Eski Edirne aynen korunmalıydı, apartmanlar, yüksek binalar yeni Edirne tarafına yapılmalıydı. Aradan bu kadar yıl geçtikten sonra bunu uyguladık. Bu yanlışlık yüzünden her yerden gözüken Selimiye’nin minareleri şimdi görünmez oldu. Sonradan akıllandık da, bazı mahallelere üç, dört kattan fazla yükseklik verilmiyor.
Bugünlerde yine yanlışlık yapmaya devam ediyoruz. Doksan yıldır ikamet ettiğim Sabuni mahallesi oteller semti oldu. Mahallemizde dört yıldızlı, üç yıldızlı, iki yıldızlı oteller ile doldu.
Evet Sabuni mahallesi merkez bir mahalle, bu otellerin bir kısmı başka mahallelere yapılamaz mıydı? Örneğin Karanfiloğlu semti, diğer mahalleler olamaz mıydı?
Sabuni mahallesinin en büyük sorunu otopark sorunu. Edirne’de nüfus sayısına yakın motorlu araç var. Mahallemizdeki otoparklar her zaman dolu oluyor, yer bulamayan oto sahipleri araçlarını sokaklara park ediyorlar. Otoların çokluğu yüzünden mahallemizin sokaklarında rahat yürüyemiyoruz.
Çaresi, yapılan binaların bodrum katları otopark olmalı. Mahallemizde halen otopark olarak kullanılan yerler var, oraları katlı otopark haline getirilmeli. Başka bir çarede özel otolardan okkalı bir vergi almak. Bir çözüm şekli de Edirne’ye Kapıkule — otogar arasında raylı sistem uygulayıp ulaşımı tranvay ile sağlamak. Böyle bir uygulama özel oto sayısını azaltabilir. Mahallerdeki iş yeri konusunu önlemek içinde ikametgah olarak yapılacak apartmanların alt katlarına dükkan yapmamak. Bir çarede Saraçlar caddesinin altına çarşı yapmak. Saraçlar caddesi Edirne’nin en işlek iş sahasıdır. İstanbul’daki Bakırköy alt çarşısı gibi.
Ne yaparsak yapalım MAHALLELER ÇARŞIYA DÖNÜŞMEMELİ…

TEMİZ KENT İÇİN GÖREVE

Valiliğin öncelikle kamu kurumlarını kapsayan sıfır atık projesinin kent temizliğine katkısı yetersizdir. Zaten doğrusu da yerel idarenin yapması gereken ‘temiz kent’ programıdır. 60 yıldır Yıldırım semtindeki vahşi depolamaya son verildiğini ve Hasanağa Köyü sınırları içindeki alana EDİKAB öncülüğünde katı atık tesisi yapıldığını biliyoruz.

İçişleri Bakanlığı’nın 2/10/2007 tarihli ve 62221 sayılı yazısı üzerine, 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’nun 4. Maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 8/10/2007 tarihinde onaylanarak kurulan EDİKAB önce Edirne, Havsa, Süloğlu, Lalapaşa merkezlerini kapsıyordu. 30.10.2014 tarihli kararı ile kurucu üyelere ilaveten Edirne İl Özel İdaresi birlik sınırları içerisinde kalan 96 adet köy ile birliğe üye olmuştur.

EDİKAB tesisi, Trakya Bölgesi’nin en büyük, Türkiye’nin ise ilk beş tesisinden biri olarak faaliyete geçmişti 3 Kasım 2017 tarihinde. 25 Kasım 2018 tarihinden itibaren de tesiste katı atıklardan elektrik enerjisi üretimine geçildi.Tesiste günlük 250 ton atık işlenmekte.

Tesis açıldığında; atıkların evlerde ayrıştırılması aşamasına gidileceği yetkililer tarafından belirtilmişti. Biz de bu heyecan ile iki dernek (EÇGD ve VELİ-DER) olarak eğitim çalışması yapabileceğimizi belirten başvurumuzu yaptık. Sadece merkezlerde yapmayı planlamıştık ama yetkili kişi bu çalışmanın köyleri de kapsamasını belirtince sevincimiz daha da artmıştı. Kentimize gönüllü hizmet edecektik. Zaman geçti, gittik, takip ettik, sorduk. Karşımızda hep duvar, hep duvar. Sanırım henüz o duvarın yıkılıp evde ayrıştırma niyeti yok.

Oysa bugün çok geç kalınmış bir iş var önümüzde. Görsel kirliliği önleyecek, kent sağlığına katkı olacak atıkların evlerde ayrıştırılması. Çağdaş, modern, cumhuriyetçi diye övündüğümüz kentimizde evsel ayrıştırma zamanı çoktan geldi geçti.Tarihi ve doğal güzellikleriyle milyonlarca turistin geldiği kentimizde yerde bir çöp bile olmamalıdır. Bunu başaracak olan da yerel yönetimin ortak akıl ve sorumlu gönüllüler ile kentin tümünü kapsayacak, aşamalı bir plan dahilinde çalışmaya başlamasıdır.

Evlerde doğru şekilde yapılan atık ayrıştırma, çevresel sürdürülebilirliğin temel taşlarından biridir. Çöpe giden her atık, aslında geri dönüştürülebilecek bir kaynak olma potansiyeli taşır. Plastik, cam, kâğıt ya da metal gibi malzemeler geri dönüşüm sürecine kazandırıldığında hem enerji tüketimi azalır hem de doğal kaynaklar korunmuş olur.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Türkiye’deki geri dönüşüm tesislerinin yeterli hammaddeye ulaşamaması nedeniyle atık ithalatı yapıldığını söylemişti.Bu nedenle de Avrupa’nın atık deposuyuz. Yani yurt dışından milyonlarca ton atık alıyoruz ama kendi atığımızı düzenli ayrıştırıp değerlendiremiyoruz. Sokaklar, tarlalar, denizler, ormanlar atıklarla dolu.

Ayrıca evde atık ayrıştırma, bireylerin çevre bilinci kazanmasına ve çocukların erken yaşta sürdürülebilir yaşam sorumlulukları edinmesine de katkı sağlar. Küçük bir evin bile düzenli şekilde ayrıştırma yapması, toplumsal ölçekte büyük bir etkiye dönüşebilir.

Belediyemiz Çevre Dostu Kentler Birliği’ne katılmıştı. Bu nedenle sanırım farklı bir temiz kent planını hayata geçirmiş veya geçirecektir. Çünkü bugün en çok eleştiriyi temizlikten ve üst yapıda görünümü bozan görüntülerden almaktadır.

Temiz çevre, ekolojik yaşam farkındalık çalışmaları yıllardır yapılıyor kentimizde. Burada amaç ortak alanlarda, çevrede bulunanların bizleri görerek konu üzerinde düşünmesini sağlamak ve çevreyi kirletmemelerini teşvik etmekti. Bu farkındalık oluştu.

Belediye olarak ne kadar çok plan yapsanız kent temizliği yetersiz kalır. Önemli olan temizlemek değil kirletmemektir. Bu da kentliyle birlikte olur. Her kentlinin ardında bir görevli olamaz. Sistem birlikte kurulabilir ve herkese sorumluluk verilebilir, kentliler sorumluluk alabilir. Kamusal alanlar hepimizindir.

Evlerde ayrıştırma zamanı çoktan geldi geçiyor. Edirne olarak buna hazır olduğumuzu sanıyorum. Hele bir belediyemiz başlasın gayri. Ne bekleniyor?

MEDENİ ÜLKELER

“Medeni ülkeler” derken, halkın içinde, doğa ve tabiat varlıklarını korumak için örgütlenip, güçlerini birleştirip mücadele eden birçok insan evladı var!..
Maalesef, bizim şu an ki karanlığımızda, doğal varlıklara “Yaratan’dan ötürü” değer verip koruyanlar çok çok azınlıkta görünüyor!..
Medeni ülkelerde halk sivil toplum, kuruluşları olarak örgütlüler, planlılar ve de güçlüler!..
Aralarında her konun bilim evlatları, konularının uzmanları, çalışan veya emekliler faal olarak, MADDİ, MANEVİ, GÖNÜLLÜ GÖREVLİLERDİR.
Bu gönüllü görevliler, seçip, memur olarak devlet de göreve getirdiklerinin ne yaptıklarını titizlikle takip ederler.
Eğer, seçtikleri memurlar yanlış veya eksik bir şey yaparlarsa, “BİLİMSEL İSPATLARLA UYARILIRLAR” eğer devlet memuru bu ispatlı uyarıyı gale almazsa, HEMEN, O MEMURU, KURUMU MAHKEMEYE VERİRLER VE HUKUKİ İSPAT SÜRECİYLE, KARARI DOĞRUYA MECBUR BIRAKIRLAR!..
Çünkü aralarında her meslekten, NE YAPACAĞINI BİLEN, DOSDOĞRUSUNU, YANLIŞI, BİLİMLE İSPAT EDEN, hakkı koruyucu evlatları bolca vardır!..
Düşünün, devlet, millet hakkının koruyucusu, yüz binlerce avukat, hâkim, savcı, komutan, aktirist, doktor, akademisyen, öğretmen, yazar, çizer, siyasetçi, esnaf, sanayici, işçi, çiftçi vs.. TOPLUMUN HAKLARINI GÖZETİP, KORUYAN, SİVİL GÖNÜLLÜLER ORDUSU ÇIKARSIZ İŞ BAŞINDADIR.
Çünkü o medeni ülkelerde ki, aydın halk, eğer demokrasi ve doğruluk gözetilip, kontrol altında tutulmazsa, ÜLKELERİNİN GELECEĞİNİN, mafyaların, sömürgecilerin, hırsız, ursuzların elinde murdar olacağını bilirler!…

Demokratik Cumhurriyet’lerde, devlet ve devlet erkânı da, halkın gözetimine muhtaç emanettir. Aynen, doğa ve tabiat varlıklarının korunmasının farz olduğu gibi devlet kurumlarını da, denetlemek, korumak, yanlışlara sapmayı engellemek HALKIN BOYUN BORCUDUR!.Halk hakkını korumak için örgütlenmezse, ne olacağı, dünyada bolca örneklidir.

Kuran’ı Kerim. Sure 4/Ayet 76:

İnananlar Allah yolunda savaşırlar; inkâr edenler de Tağüt, yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın, çünkü şeytanın hilesi zayıftır.

Bir yorumla…(Tağüt: Zalim gücüne, çıkarına tapan, sömürgeci inkârcılar)
2/216: Kısa bir yorumla: “Hak düşmanları ile savaşmak size farz kılındı.”

İmam’ın Cumhuriyet Halk Partisi

CHP’nin 39’uncu Olağan Kurultayı, müsamere kıvamında, İmamoğlu oligarşisinin mutlak iktidarının ilanıyla hitama erdi.

Kurultayın müsamere kıvamı, sadece kurgulanmış yanından değil, aynı zamanda iç çelişkilerin doğurduğu ironiden ötürüdür.

Daha mahalle delegele seçimlerinden itibaren genel merkez nüfuzunda yürüyen kongrelerde belirlenen kurultay delegeleri, görev bilinciyle Özgür Özel’i genel başkan seçtiler, PM listesini de kale gibi durarak deldirmediler. Maazallah bir delinse kim bilir neler olacaktı…

Sadece Kılıçdaroğlu oligarşisi artığı 10 milletvekili geçersiz oy kullanarak protesto tatmini yaşadılar. Müsamereye renk kattılar.

Fakat hepsinden fazla müsamereye enerji katan, Kemal Bey’in çıkışıydı ve kamuoyunu dalgalandırdı. İddiaları İBB davasının bilinen içeriği olmasına rağmen sabık genel başkanın özçekim videosu 20 milyonun üzerinde izlenmiş. Söyledikleri ilgi çekmiş demek ki…

Barış Yarkadaş durur mu sazan gibi atladı izlenme rekoru kıran videoya ve şu çok manalı tespitte bulundu iki gün önce: “Kılıçdaroğlu’nun son videosu 350 milyon etkileşim aldı. Özgür Özel’in kurultay konuşması 148 bin kişi tarafından izlenmiş.”

Yarkadaş’ın evlere şenlik çıkardığı sonuç şu minvalde: Kılıçdaroğlu’nun söyledikleri Özgür Özel’in kurultay konuşmasını gölgede bıraktı. Mesele hesaplaşma olunca, ihtiraslar aklın önüne geçince saçmalamak doğaldır.  

Kılıçdaroğlu cesaret edip 39’uncu Olağan Kurultaya gelemedi. Hariçten gazel okuyan, üstelik 13 yıl genel başkanlık yapmış biri için utanç kaynağıdır bu durum; lakin Kılıçdaroğlu utanma duygusunu yıllar önce kaybettiği için şaşırmayalım vesselam.

Videodan sonra, Gürsel Tekin gibi eşekten düşmüşlerin röportaj gazetesi Sabah’a sığındı Kemal Bey. Tuba Kalçık’a fevkalade önemli açıklamalarda bulundu; artık yargıya intikal etmiş İBB’deki yolsuzluk iddialarına yaslanarak ahkâm çıkardı.

Bakın nasıl da ateşli ve hesap uzmanlığından gelen özgüven ve dürüstlük timsali rolünü kamuoyuna yedirmiş olmanın rahatlığında atıp tutmuş…   

// Cumhuriyet Halk Partisi rüşvetlerle, yolsuzluklarla ve rüşvet çarkının müteahhitleri ile anılmaz, bunlarla bir araya gelemez. Üzerinde iftiralar ve yolsuzluk iddialarıyla yol alamaz, derhal arınmalı ve yoluna devam etmelidir.(…) Her kim bu devletin zararı niyetiyle tek bir adım atmış, her kim bu milletin parasından tek kör kuruş kursağından geçirmiş ise; Allah belasını versin! Milletimiz kimin ne olduğunu biliyor.//

Bir de “Hodri meydan!” çekmiş. Kime çektiği belli değil çünkü yargıya taşınmış bir iddianame var ortada ve hüküm kesinleşmiş değil henüz.

Diğer bir ifadeyle, kendisini sütten çıkmış ak kaşık gören Kılıçdaroğlu aklı sıra İmam oligarşisi ile hesaplaşıyor fakat manasız ve boş laflar ettiğinin farkında değil. Belli ki hırs, hazımsızlık, hezeyan gözlerini bürümüş hınca dönüşmüş. Daha vahim durum ise: kendi dönemine denk düşen yolsuzluk iddialarını görmezden gelecek kadar hiddetlenmiş          

Özlem Çerçioğlu, Battal İlgezdi, Rıza Akpolat ve daha nicelerini belediye başkanlık koltuğunda oturtan başka biri mi, dublör mü kullandınız Kemal Bey?

Hakikaten bu kadar da olmaz “Proje Kemal”; milleti bu kadar da aptal yerine koyma! Kazara 2023’te Cumhurbaşkanı seçilseydin Ekrem İmamoğlu yardımcın olacaktı!

Kemal Kılıçdaoğlu’nu dürüst bir siyasetçi gibi pazarlayanlar da utansın zira siyasi dürüstlük, doğruluk Kemal Bey’in üzerinde çoktandır eğreti durmaktadır.

Gelelim Kurultaydan manzaralara…

Dördüncü kez genel başkan seçilen Özgür Özel, Deniz Baykal’ı aratmıyor maşallah, belagat yerinde, kitleleri heyecanlandırıyor, coşkulandırıyor…

Kılıçdaroğlu’na cevap vermeyi de ihmal etmemiş…

//Müesses nizam AK Parti’nin kara düzeninin ta kendisidir. Müesses nizama işbirlikçi olanlara, örgütlerin vermediği görevleri başka kapıda arayanlara yer yok. CHP, bizi yüzde 25’e hapsetmek isteyenlerden, sokaklardan ve meydanlardan koparmak isteyenlerden arınacaktır.//

Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı için “A planımız da, Z planımız da budur.” ifadesini ise, yazı başlığına layık gördük.     

Önemli bir iddiada da bulunmuş Özel: “Bu kurultay, partimizin muhalefetteki son kurultayıdır; artık iktidar zamanıdır, şimdi iktidar zamanıdır.”

Siyasette kitlelere heyecan vermek, sürükleyici liderlik, halkla ilişkilerde olağandır.

Ancak, Özel’in ortaya attığı iddialarda tutarlılığı önemsemesi; siyasette inandırıcılık, güvenilirlik gibi değerleri dikkate alması şart…

Misal: “CHP, bizi yüzde 25’e hapsetmek isteyenlerden, sokaklardan, meydanlardan koparmak isteyenlerden arınacaktır” ifadesi sorunludur çünkü  yıllarca Kılıçdaroğlu himayesinde siyaset yapan birinin o yüzde 25’teki payını hatırlatırlar adama.

Hakeza, 2024 yerel seçimlerde kazanılan çok sayıda belediyenin yanı sıra bugün artarak devam eden oy artışı tamamen konjonktür kaynaklıdır.

Burada Özel’in payı, sadece belagata dayalı siyaset becerisidir.

B planı İmamoğlu’nu devreye sokan güç odaklarının siyasi tasarımları, halkla ilişkilerde sahaya sürülen uzmanlar -ki bunlardan en önemlisi Necati Özkan’dır- yerel seçim kazanımlarının zeminini teşkil etmektedir.

Reklamcıların bir ürün gibi pazarladığı (ki bu kandırmacaya siyasal iletişim, halkla ilişkiler diyen mürekkep yalamışlar da çoktur), umudunu yitirmiş kitlelere kurtarıcı/kahraman gibi pompalanan İmamoğlu, elbette ‘esas oğlan’ sıfatıyla çekim merkezidir.

Özel’in kendine misyon biçen şu pek iddialı: “Tek hedefim CHP’yi iktidar yapmak, tarihe 25 yıllık AKP iktidarını bitiren genel başkan olarak geçmek, yapmazsan bir gün bile görevde durmam” sabun köpüğü sözlerinin siyasal iletişim açısından kuşkusuz mahsuru yok.

Ancak, tutarsız yanı hemen göze çarpıyor. Bir kere CHP’nin kurumsal kimliğini büyük bir rahatlıkla ayaklar altına almak, ya bir özgüven patlamasıdır, ya da kendini darı ambarında görmektir.

Eğer CHP iktidara gelecekse bunun konjonktüre bağlı, yükselen toplumsal muhalefet dinamikleriyle mümkün olacağını, kendisinin sadece taşıyıcı aktör konumunda bir görevli sıfatını bilince taşımalıdır Özgür Özel.

Mamafih, A’dan Z’ye İmamoğlu’na angaje bir CHP yönetiminden kendi bahsediyor hem de baş aktörlüğe soyunuyor. Ayrıca, kim cumhurbaşkanı adayı olur ve kazanırsa o kişi AKP iktidarına son verecektir. Yani, yüzde 51 meselesi varken sanki parlamenter sistem varmış gibi iddialı sözler sarf etmek, popülizm bir yana komik de kaçıyor.

İmam’ın CHP’sinin eskiyi aratmadığı, antidemokratik bir parti yönetiminin büyük laflara rağmen halen devam ettiği apaçıkken, Atatürk’ün koltuğunda oturmanın sorumluluğundan sürekli bahseden Özgür Bey’in önce şapkasını önüne koyup icraatlarındaki tutarsızlığı görmesini tavsiye ederiz.

Örneğin: Değişim Kurultayı lafta kalmış; CHP’ye demokrasi gelmemiştir. Mahalle delege seçimlerinden itibaren genel merkez kurgulu kongreler zaten CHP’deki sözde demokratik yönetim tarzını anlamak için yeter artar da kurultayda çarşaf liste esas deyip delegelere genel başkanın anahtar listesini dayatmak, CHP üye ve seçmenini aptal yerine koyan bir yönetim anlayışının yansıması değil de nedir, değerli okur?

Madem anahtar liste ile PM seçilecek yapın o zaman baştan bir blok liste hiç olmazsa âleme rezil olmayın. Üstelik mahalle delege seçimlerinden itibaren zaten imbikten süzülürcesine belirlenen kurultay delegelerini burunlarına bir de anahtar liste dayayıp küçük düşürmeyin. Onlara kukla muamelesi yapmayın; kendinizle de bu kadar çelişmeyin Özgür Bey “demokrasi de demokrasi” diye meydanlarda haykırırken.

AKP’yi iktidardan düşürüp ülkeye böyle mi demokrasi getirecek Özel’in mihmandarlığındaki İmam’ın CHP’si? Bu tutarsızlık, parti içi demokrasiden hepten yoksun AKP’nin eline koz vermiyor mu, seçmenini tahkim etmesine yardımcı değil mi?

CHP’de demokratik/saydam/dürüst bir parti yönetimi gereksinimini gözler önüne seren bu gerçekleri istediği kadar kulak arkası etsin Özel, iktidar yolunda bir CHP için ne denli ayak bağı teşkil ettiğini yaşayarak görecektir. Bu da bizim köşeli bir iddiamız olsun.

Kuşkusuz 17 yıl sonra yenilenen program içeriğine dair de söylenecekler var. Belki ilerde gireriz bu konuya. Ancak, usul hakkında söyleyecek olursak aynen göstermelik Değişim Kurultayı gibi Seçimli Program Kurultayı da şekilseldir. Genel merkez oligarklarının övündükleri 81 ilde gerçekleştirilen yeni program konulu danışma kurulu toplantıları laf olsun torba dolsun mahiyetindedir. Üyenin dolgu malzemesi, konu mankeni olduğu, oligarşik yapıda yönetilen CHP’de demokratik, dinamik işleyen bir örgütten de bahsedilemez. Örgütten anlaşılan ‘genel merkez hizmetlisi memurlardır’, il, ilçe yönetimleridir.

Hadi gelin 39’uncu Kurultay’ın Edirne’de yarattığı hezeyandan biraz bahsedelim…

Edirne’den neden PM üyesi yok diye hayıflananlar ve vaziyeti kurtarmak için çözüm geliştirenler sosyal medyada birbirleriyle yarışıyorlar.

Şu iki soruyu soranlar çok az:

PM’ye Edirne’den birinin gir(e)memesinin sebebi ne, yani çap/yeterlilik?

Edirne örgütünün PM’de temsil edilmesi ne ifade edecek koltuk doldurmaktan öte?

Gözü yükseklerde Taybıllı’nın YDK üyeliği bir nebze de olsa bu PM ihtirasını dindirmişti. Hatta yerini koruyacağına umutla bakanlar da vardı.                                                                                   

Mesela Gençlik Kolları Başkanı Özgür Hataa pek emindi ablasından.

Biraz kafa yorsaydı ablasının Edirne’de iki başlılığı önlemek için geçici bir görevle onurlandırıldığını, vitrine konulduğunu fark ederdi.

Özel, 2024’te aynısını Edirne mitinginde Recep Gürkan’a yapmıştı. Iskartaya çıkardığı Gürkan’ı öyle övmüştü ki neredeyse meydandakileri gözyaşlarına boğacaktı.

Eğer Taybıllı genel merkez oligarklarına sadakatte kusur etmez ve çok çalışırsa,  Aylin Nazlıaka gibi yine vitrine konulabilir, bir bakmışsınız milletvekili bile yapılmış. 

PM’de temsil edilmemekten dolayı mutsuz ve yine hüsrana uğrayan Cumhuriyet Halk Partililerin imdadına her daim görev adamı, sebatlı, dipçik gibi partili Erdal Akgün yetişti.   Ne yapıp ne edip birini buldu, Lüleburgazlı Bihlun Tamaylıgil yetmiyor mu, Faik abiden sonra bizi o temsil edecek artık Ankara’da saptamasıyla yüreklere su serpti.

Daha ne olsun, bu başa bu tıraş…   

KIŞ HALLERİ

Kış geldi kapıya dayandı.
Soğuklar başlamadı bir türlü. Yağmurlu geçen günler mevsim normallerinin üzerinde sıcaklıkta geçiyor şimdilik.
Kış mevsiminde evlerine kapanan biz emekliler için hareketsiz aylar da demek aynı zamanda. Ne kadar dikkat etsem de kışın o üçbeş kiloyu almaktan bir türlü kurtulamadım emeklilik dönemlerimde. Gelen yaz mevsimi ile yine vermeye çalıştığımız o istenmeyen fazlalıklar.
Yağmursuz havalarda bisikletime binerek Edirne’nin çeperlerinde dolaşmayı seviyorum. Bosnaköy’den Karaağaç’a, yeni köprüden Yıldırım, Yeni İmaret, Kıyık ve eve dönüş, karavanaya kaşık sallamaya. Haftada bir kütüphanenin kitap kokusunu da solumak iyi geliyor. On binlerce kitap içinde bu kitapların hepsini okuyamayacak olmanın bilinciyle buruklaşsakta okuduklarımız yetmez, okumaya devam diyerek ödünç servisine uğruyorum elimde 3 kitapla birlikte.


Yağmur yağmakta ısrar ederse bisiklete binemesek te yağmurluk sırtımıza yürümeye devam. Yağmurlu havanın gezinti keyfi de bir başka oluyor. Yürüdükçe, hayaller kurdukça sağlıklı bir bünyeye sahip olmanın keyfini daha iyi hissedebiliyoruz altmışlı yaşlarla birlikte.
Pazara gitmeyi de severim. Özellikle pazartesi günleri. Karaağaç’lı üreticilerin yerli lağanası, ıspanak ve pırasası düşüverir bisikletimin heybesine. Edirne’li pazarcıların yaş ortalaması da yükseliyor biz emekliler gibi. Gençler çok azınlıkta, onlar da mutsuz genellikle. Pazarcılığın her yıl biraz daha zorlaştığını, şartların ağırlaştığını berirtiyor Edirne’li pazarcı dostlarımız.
Edirne’nin kahvelerinde yoğunluk artıyor kış dönemlerinde. Evde emekli Edirne’liler karı koca zamanın büyük bir bölümünü birlikte geçirmekten yorgun düşüyorlar. Kahveler erkekleri, günler kadınları kurtarıyor, nefes almalarını sağlıyor.
Evde iki emekli kartı varsa ne ala, tek kartlıysa evdekiler heyvah ki heyvah. Yılbaşı zammı için beklenen yüzde onlarla telafuz edilen rakamlar şimdiden emeklilin moralini bozmaya yetiyor.
Nerden nereye. Kış hallerinden başladık, yine emeklinin hallerine kadar geldik ya yazımızın sonunda.

Teselli!

Aslında yıllardır vardı ama her nedense bu yıl daha da fazla gündeme geliyor yurt dışı alışverişleri.

Gazetelerde, haber sitelerinde ve TV lerde komşu ülkelere yapılan alışveriş turları konuşuluyor bu aralar.

Görünen o ki; ülkemize gelenler kadar, komşu ve diğer ülkelere gidenlerde az değil.

Zaten böyle olmasa; sadece Tekirdağ’dan, Çorlu’dan, Lüleburgaz’dan, Edirne’den her hafta sonu en az 10-15, belki de daha fazla tur otobüsü kalkar mı?

Kendi araçlarıyla gidenlerde cabası!

Elbette gitmek, oralardaki farklı yaşam ve kültürleri görmek çok güzel bir şey.

Herkesin gidip görmesini, gezmesini isterim.

Hele hele gençlerimizin, çocuklarımızın…

Allah isteyen herkese nasip kısmet eder inşallah.

Ancak; günübirlik yurt dışına çıkma nedenini sadece ‘alışveriş’, hele hele  ‘kârlı alışveriş’ olarak gösterenlerin bir çoğu ile aynı fikirde değilim şahsen.

Bu gezilerin maliyetlerine bakarsak, kârlı alışverişten bahsetmek birazcık kendimizi kandırmak gibi geliyor bana!

Yanlış mı düşünüyorum acaba?

ASİL ATALAR

Sevgili Peygamberimizin başlattığı, sonradan Türklerin devraldığı bu FETİH yolu, halklarını SÖMÜRMEK İÇİN, KUTSAL KİTAPLARINI TAHRİF EDEN, PUTPERES – NEGATİF ORDULARINI yok etmek…
DİN VE YÖNETİCİ SİMSARLARIN KÖLE ETTİKLERİ HALKLARI özgürleştirip, hak ve adaletli bir yönetime kavuşturmak içindi!..
BU SAPTAMA, TÜRK VE DÜNYA TARİHİNİN ÖZETİDİR!..
Bu tarihi gerçekliğin, İSPATLI KAYITLARINDAN BAKARSAK: Türkler ASIRLAR BOYU, GENİŞ BİR COĞRAFYADA, hiç çıkarsız, köle edilmiş hakların özgürlüğü için, “HAK’IN ERİ” olarak CAN FEDA savaşmış bir milletir!..
Asya, Avrupa, Afrika, Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar vb. Gibi çok geniş bir coğrafyada, MAZLUM HALKLARI HÜRRİYETE KAVUŞTURMAK İÇİN, ŞEHİT OLAN TÜRK ATALARIMIZI RAHMETLE ANIYORUZ!..
ALLAH ONLARDAN RAZI OLSUN!..
O şahitlerimiz, sanılmasın ki ölmüşler, hayır, onlar dipdiridir, yenilmezdir, sadece biz onları göremeyiz, o kadar!..
Ve o asil şehitlerimiz, zalimlerin enselerinde, haklarını almak için, bekliyorlar!..
“HAK” kı öldürüp yok edemezsiniz, “HAK” daima galiptir!..
Zamanını bekler…

Ne mutlu, “HAK” yolunda savaşanlara; ne mutlu “HAK” yolunda şehit olanlara!..

Kuran’ı Kerim. Sure 3/ayet 157:
Ând olsun, eğer siz Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah’ın bir bağışlama ve esirgemesi, onların toplayacakları dünya menfaatinden elbette daha hayırlıdır.

ÖZGÜR ÖZEL VE CHP ÖRGÜTÜ….

Biraz önce TV’de Sn. Özgür Özel’i dinledim. Geçen yıl başlayan Parti Program çalışmaları sürecini anlatıyor. Bu süreçte, öncelikle 900 küsur İlçede bu konuda yapılan Danışma Kurulları’ndan söz ediyor. Bu kurullara taslak programı tartışmak üzere parti üyeleri dışından sivil toplum kuruluşlarını, bu konuda deneyimli olan insanları, yörenin kanaat önderlerini de davet ettiklerini söylüyor.. İyi ama aranızda Enez’de böyle bir toplantının, böyle bir geniş çağrının yapıldığını bilen, gören var mı? Özgür Özel yalan mı söylüyor, yoksa Genel Başkanın ve parti üst yönetimlerinin sözünden daha çok Özkan Günenç’in dümen suyunda gitmeyi particilik ve siyaset sanan geçmiş Yönetim Kurulu Başkanı Osman Gürcan ve ekibi mi böyle bir toplantıyı gerekli mi görmemiş?
Sonuçta Enez’de böyle bir toplantı yaptırılmıyor. ÖZEL’in sözleri havada kalıyor.


Bu, Sn. Özgür ÖZEL’in Enez ölçeğinde 2 nci defa ofsayta düşüşü.. Belediye Başkanı Adayını belirleme sürecinde, her yerde mutlaka anket yaptırılacağını, bununla da yetinilmeyerek halkın görüşlerinin araştırılacağını ve eski belediye Başkanı’nın geçmiş dönemdeki başarı durumunun da göz önüne alınacağını açıklamıştı. Bunlardan hiç birisi yapılmadı ve sonuçta 5 yıl kasabaya tek bir çivi dahi çakmamış olan Özkan Günenç apar topar ilk PM Toplantısında yeniden Başkan adayı olarak belirlendi. Günenç’i tekrar önerenler, Genel Başkanı aldatanlar, oldu/bitti’ye getirenler kimlerdi? Araştırıyoruz..
Böylelikle sonuçta Enez’e bir Belediye Başkanı değil ama kendi işleri tıkır tıkır yürüyen, her gün yaşam standardı gözle görülür şekilde gittikçe artan bir inşaat müteahiti kazandırılmış oldu..
Ve yemin ediyorum Enez bu 5-6 yılda 20 yıl daha geri gitti. Çöküş devam ediyor..


Yeni seçilen CHP İlçe Örgütü konusunda henüz bir yorum yapmadım.. Gerçi şu ana kadar ”İşte bu!” diyeceğimiz bir farklılık da yaratmadılar ama onlara biraz daha zaman tanımanın gerektiği düşüncesindeydim ve ama artık o süreç de bitti.. Bakalım bu yönetim her Belediye Meclis toplantısından önce, tüzük gereği Meclis Grup Toplantısını İlçe Başkanın başkanlığında yapabilecekler mi? Meclis Gündemi’ne neler önerilecek? En geç (galiba) 2 ayda bir yapılması gereken İlçe Danışma Kurulları’nı, yukarılardan emir gelmesini beklemeden düzenli olarak toplayabilecekler mi? Bir İLETİŞİM Başkan yardımcılığı oluşturulduğuna göre hiç yoksa şimdilik tüm üyelerin kaydedileceği whatsApp Grubu oluşturulacak mı? Sivil Toplum kuruluşları ile ilişkileri hangi düzeyde olacak? Halkın feryatları hangi ölçüde Günenç yönetimine ulaştırılabilecek? Enez için yeni parti programında da vurgulanacak olan sahilin ulaşım sorunu gibi, kreş gibi, kent lokantası gibi, öğrencilere barınma ve yemek verilmesi gibi görevler için Günenç Beyi harekete geçirilebilecekler mi? Kilittaş Fabrikası konusu gündeme gelecek mi? 40 milyon TL sigorta borçlarının Enez Belediye bütçesinden ödendiği doğru mu? Bu konuda bir araştırma yapılacak mı? Belediye Başkanlığı Odası müteahit bürosu olmaktan çıkarılacak mı? Belediye kadrosu gözden geçirilecek mi?
Neyse uzatmayalım… Sorulacak çok şey var… Soracağız, sormalıyız..
Yeni Enez CHP İlçe Yönetimine şimdilik başarılar diliyorum.

BENDEN DEĞİL

“TEK HAK” TAN BAŞKA YALVARILAN, DOST TUTULAN TAĞUT’LAR (Dünyada, ZALİM GÜCE ve HAKSIZ MADDİ ÇIKARLARA tapınan inkârcıları) NELER YAPAR, NELER YAPMAZ?..
HEPSİ MEYDANDA. Yıllardır, dünyanın gözü önünde, yazılı ve görsel medyada her gün, açıkça kendileri söylüyorlar ve de yapacaklarını yapıyorlar zaten, bir de ben niye yazayım?..
Azımız için geçerli, maalesef, ruhumuzdan başka hiçbir şeyimiz kalmadı, yağma edecekleri!..
Emanetlere hıyanet etmek, TAĞUT’A, yani dünyanın zengin ve sömürgeci, inkârcı güçleri ile ittifak etmek, “Bana ne” cilik çok yaygın olsa da, “İYİ İNSANLAR DA VAR!..”
Onların yüzü suyu hürmetine, Rabbimizin yardımı yakındır, İNŞALLAH!..
Ve de “Öldürdük, yok ettik!..” dedikleri, vatanseverlerin aslında sadece fiziklerini yok ettiklerini, ancak asıl can olan RUHLARINI YENİLMEZ YAPTIKLARINI, O ŞEHİTLERİN GÖK ORDUSU OLARAK HAZIRDA EMİR BEKLEDİKLERİNİ YAKINDA ÖĞRENECEKLER!..
Ben mi nereden bilecekmişim?.. Biricik nuru okuyan öğrenir!..

KENDİMDEN DEĞİL Kİ, KUTSAL AYETLERİN AÇIKLANMIŞ SIRRINDAN YAZIYORUM!..

Kuran’ı Kerim. Sure 21/Ayet 41,42:
Nitekim, vukuu kaçınılmaz olan korkunç bir ses yakalayıverdi onları! Kendilerini hemen sel süprüntüsüne çevirdik. Zalimler topluluğunun canı cehenneme! Sonra onların ardından başka nesiller getirdik.
22/48: Nice ülkeler var ki; zulmedip dururlarken, onlara mühlet verdim. Sonunda onları yakaladım. Dönüş yalnız banadır.