
Atatürkçü Düşünce Derneği ülkemizde hangi ad altında olursa olsun yeni Sevr’ler asla yaşanmayacağını,
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) ülkemizde hangi ad altında olursa olsun yeni Sevr’ler asla yaşanmayacağını, bunun için tek çarenin, tek yolun Atatürk’ün gösterdiği yolda yürümek olduğunun bilinmesini istediklerini bildirdi.
ADD Edirne Şubesi Yönetim Kurulu.Başkanı Celil Özcan tarafından paylaşılan dernek genel merkezinin açıklamasında, Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki Türk halkının direnişi karşısında yürürlüğe konulamamış olan Sevr Antlaşması, 106 yıl önce, 10 Ağustos 1920’de I. Dünya Savaşı sonrasında İtilâf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu hükümeti arasında Fransa’nın başkenti Paris’in 3 km batısındaki Sevr banliyösünde bulunan Seramik Müzesi’nde imzalandığı hatırlatılarak özetle şunlara yer verildi:
“Mustafa Kemal Paşa başkanlığındaki Büyük Millet Meclisi, Sevr Anlaşması’na çok büyük bir tepki gösterdi ve uygulanmasına izin verilmeyeceğini bildirdi. 17 Ağustos 1920’de Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa’nın TBMM’ye telgrafla sunduğu öneri oylanarak kabul edildi ve buna göre Sevr Antlaşması’nın imzalanmasına karar verenler ve imzalayanlar vatan haini ilan edildi.
Sevr Barış Antlaşmasına göre, Doğu Trakya ve Batı Anadolu Yunanlılara verilecekti. Mardin, Urfa, Antep ve Suriye Fransızlara bırakılacak, Adana’dan Kayseri ve Sivas’ın kuzeyine kadar olan bölge Fransız nüfuzunda olacaktı. Arabistan ve Musul dahil Irak, İngiltere’ye bırakılacaktı. Aydın ve Çine Çayı’ndan itibaren Batı Anadolu İtalyanlara bırakılacaktı. Rodos ve On İki Ada İtalyanlara, diğer Ege Adaları Yunanlılara bırakılacaktı. Ordu, Samsun, Tokat, Amasya, Sinop, Çorum, Kayseri’nin doğusu, Çankırı, Ankara, Eskişehir, Bolu, Zonguldak ve Bilecik Osmanlı Devleti’ne bırakılacaktı. İstanbul, başkent olarak kalacak ancak Osmanlı Devleti barış şartlarına uymazsa İstanbul da Türklerden alınacaktı. Boğazlar savaş zamanında bile bütün gemilere açık olacak. Uluslararası bir Boğazlar Komisyonu kurulacak. Türk üyesi bulunmayacak olan bu komisyonun ayrı bir bütçesi ve ayrı bir bayrağı olacaktı. Osmanlı Devleti’nde yaşayan her topluluk dil, din, mezhep özgürlüğünü kullanabilecek ve herkes eşit olacaktı. Hicaz, bağımsız bir devlet olacaktı. Osmanlı Devleti, Mısır üzerindeki haklarından feragat edecekti. Doğu Anadolu’da iki yeni devlet kurulacaktı. Osmanlı ülkesinde mecburi askerlik kaldırılacaktı. Asker sayısı 50.700 olacak, ordunun ağır silah ve uçakları olmayacaktı. Deniz gücü sınırlı olacak, on üç küçük gemiyi geçmeyecekti.
Adli ve mali kapitülasyonlar en ağır şekilde tüm müttefik devletlere açık olacaktı. Osmanlı Devleti maliyesi tamamen İtilaf Devletlerinin denetiminde olacaktı. İngiliz, Fransız, İtalyan ve Osmanlı Devleti temsilcilerinden oluşan bir komisyon bütçeyi hazırlayacaktı. Osmanlı Devleti üyeleri komisyonda sadece danışmanlık yapacaktı ve Osmanlı Devleti savaş sonrası tazminat ödeyecekti.
10 Ağustos 1920 tarihli İstanbul Hükümeti tarafından imzalanan Sevr Antlaşması’nın kapitülasyonlarla ilgili maddeleri 261. ve 317. Maddelerine göre kapitülasyonlar (ayrıcalıklar) Türkler dışındaki bütün milletlere sağlanmıştır. Ayrıca Sevr’de 141. madde ile azınlık okullarına devletin hiçbir müdahalesinin olamayacağı, yabancı şirketlerin tüm haklarının geri verileceği de belirlenmiştir.
Kapitülasyonların Osmanlı Devleti üzerine 400 yıl boyunca oldukça kötü etkileri olmuştur. Kapitülasyonlar, Osmanlı Devleti’nin ekonomik gücünü sarsmış, yerli sanayii çökertmiş, ticaretin dengesini bozmuş, bütçe açığını arttırmış ve borçlanmayı hızlandırmıştır. Osmanlı Devleti’nin ekonomisinin bozulması ile birlikte, çıkan isyan ve savaşlarla hızlanan bir süreçle çöküşe doğru gidilmiştir.
Osmanlı’da kapitülasyonların yarattığı bağımlılığının boyutlarını iyi anlamak için şu gerçekleri bilmek gerekir.
1- Osmanlı’da bir yabancı ne yaparsa yapsın ülkeden çıkarılamazdı.
2- Yabancı okullar kontrol edilemezdi. Yabancılar istedikleri gibi eğitim öğretim yapardı.
3- Yabancılar, belediye temizlik işleri vergisi ile emlak vergisinden başka vergi vermezlerdi; bunları da eğer vermek istemezlerse zorla almak neredeyse olanaksızdı.
4- Yabancılardan yüzde 8’den fazla gümrük vergisi alınamazdı. Osmanlı Devleti’nin, gümrük tarifelerini özgürce belirleme yetkisi yoktu.
5- Yabancılar arasındaki davalar konsolosluk mahkemelerinde, Osmanlılar ile yabacılar arasındaki davalar (tercüman bulundurularak) Türk mahkemelerinde, hukuk davaları ise (tercüman bulundurularak) karma mahkemelerde görülürdü; karma mahkeme, konsolosluk tarafından gönderilen iki yabancı ve üç Türk hâkimden oluşurdu. Yabancıların davalarında tercüman bulundurulması zorunluydu. Yabancılar tercüman olmadan gözaltına alınamaz, sorgulanamaz ve tutuklanamazdı. Bir yabancının evine ve işyerine tercüman olmadan zabıta veya polis giremezdi.
6- Mahkûm yabancılar cezalarını kendi devletlerinin hapishanelerinde çekerler, daha doğrusu cezalarını çekecek diye serbest bırakılırlardı.
7- Yabancılara ait tebligat ancak konsoloslukları aracılığıyla yapılabilirdi.
8- Yabancı gemiler “ülke dışı” kabul edilir, tercüman olmadıkça içlerine girilemez, araştırma ve inceleme yapılamazdı.
9- Devlet, istediği herhangi bir maddeyi devlet tekeli altına alamazdı.
10- Elçiliklerin kabul etmediği kanunlar yayımlanamazdı.
11- Yabancıların kendi postaneleri vardı. Buralara gelen çantalar açılamazdı.
12- Yabancı yaşamayan yerlerde bile yabancıların okulları, hastaneleri, kiliseleri vardı. Bu kuruluşlar belediye vergisi, emlak ve keyif verici maddeler vergisi ile ithal edecekleri ürünler için gümrük vergisi vermezlerdi.
13- Konsolosluklara girilemezdi. Konsolosluklarda çalışan herkes “ülke dışı” ayrıcalıklardan yararlanırdı.
Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin imzaladığı son antlaşmadır. Bu antlaşma ile toprakları paylaşılan, ordusu güçsüzleştirilen, ekonomisi İtilaf Devletleri’nin kontrolüne giren Osmanlı Devleti ve Türk milleti yok sayılmıştır. Sevr Antlaşması Anadolu halkının Büyük Millet Meclisi liderliğindeki direnişi karşısında yürürlüğe konulamamıştır.
Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçtiği günlerde Osmanlı Devleti, İtilaf Devletleri tarafından topraklarının paylaşılmasına karar verilmiş bir ülkeydi. Kurtuluşu, düşman devletlerinin her dediğini yapmakta gören bir hükumet tarafından yönetiliyordu. Millet karanlık ve belirsizlik içinde başsız ve savunmasız kalmıştı. Bulundukları çevrede kurtuluş çareleri arayan bazı grupların çabaları hem yetersiz hem de ülke bütünlüğünü sağlamaktan uzaktı.
Zor koşullar altında Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa, askerlik mesleğinden istifa edip yetkisiz kalmasına, ekonomik ve askerî yetersizliklere, tutuklanma girişimlerine, düzenlenen kongrelerin engellenme çabalarına rağmen milletinden alacağı desteğe güvenerek mücadele etmiştir ve bu güvenini hiçbir zaman kaybetmemiştir. Örgütleyici gücü, vatanseverliği ve liderlik özellikleri ile halkın kendi içinde geliştirdiği tepkiyi ulusal örgütlenmeye ve topyekün bir mücadeleye dönüştürüp askeri eylemlerle birleştiren Mustafa Kemal Paşa, Ulusal mücadelenin lideri olmuştur.
Antlaşma imzalandığı dönemde devam eden Türk Kurtuluş Savaşı’nın sonucunda Türklerin galibiyetiyle, bu antlaşma yerine 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalanıp uygulamaya konulduğundan Sevr Antlaşması geçerliliğini kaybetmiştir. Sevr antlaşması 1. Dünya Savaşı sonunda uygulanamayan tek anlaşmadır. Emperyalistler uygulayamadıkları Sevr hayallerinden hiç vazgeçmedi. Bugün de yeni Sevr’ler için çeşitli taktikler geliştiriyorlar. Ancak, Atatürkçü Düşünce Derneği olarak biliyoruz ki, Ülkemizde hangi ad altında olursa olsun yeni Sevr’ler asla yaşanmayacak. Bunun için tek çarenin, tek yolun Atatürk’ün gösterdiği yolda yürümek olduğunun bilinmesini istiyoruz.
Ülkemizin kurtarıcısı ve Devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını sevgi, saygı ve minnetle anıyoruz.”