
Bazı ünlü kişilerden sonra, “Atatürk mutlu muydu?” sorusunu yanıtlamamızı sağlayacak alıntılarımızı bitirdik. Şimdi de, Atatürk’ün ‘hakiki müstahsil’ ve ‘unsur-u asli’ diye adlandırdığı kişilerden söz edeceğiz. Sanayi işçilerine ulaşamadık. Kentimizde ağır sanayi yok. İlginçtir, Organize Sanayi Bölgelerini de kente kapatmışlar. Bu bölgelerde kahve yok, lokanta yok. İşçiler Sanayi Bölgesine servisle geliyor, servisle evine dönüyor. Bizim yaşadığımız bölgede de işçi yok. Vazgeçtik; bağımsızca yalnız veya eşi-çocuklarıyla çalışanlardan veya fırın vb. küçük işyerlerinin ırgatlarından seçim yapmaya çalışıyoruz. Şimdilik birkaç yazı mutluluk konumuzun dışına çıkacağız.
Tahlisiye simidimiz politika, ona sarılalım. Üstelik bu sıralarda politik titreşimin hem genliği yükseldi, hem sıklığı büyüdü. Ama biz politikayı genelde görmek, çözümlemek istiyoruz. Marks’ın Kapital’ini örnek almaya çalışıyoruz; onun ‘Kapitalist Ekonomi’ de yaptığını politikada yapmaya özeniyoruz. Bu çok zor bir iş. Marks da Kapital’i bir adımda yazmamış; öncülleri var. Ayrıca bizim, Marks gibi, çok genel bir amacımız da olamaz, öyleyse yanlış yorumlamalar da yapabiliriz.
Birçok kitap okuduk; internetten bilgi türetmeye çalıştık, bir süre TV’leri izledik. Edindiğimiz bilgiler ve genel çıkarımlarımız:
Yanıtlamak istediğimiz ilk soru, “Politika ne?” Bulduklarımızdan özetlemeler:
Politika, yönetimle ilgili (B. G. Peters) yönetim de, ekonomi ve toplumda amaçlanan değişimleri elde etme çabası veya ekonominin veya toplumun yönünü belirleme, … diye tanımlanıyor. Politika denince, genellikle, meclis-bakanlıklar-partiler-seçim-birleşmiş milletler… hatıra geliyor. Politikayı, vatandaşların hakları ve görevlerini belirleme olarak görenler de var.
Marks, Politika güçle ilgilendiği kadar haklarla ilgilenmez diyor. Lenin, Politika, ekonominin en yoğun ifadesi diyor. Marks ekliyor, İnsanlar, yaşamları boyunca toplumsal üretimlerinde belirli ilişkilere girerler. Bu ilişkiler, kaçınılmaz ve kendi arzularından bağımsızca gelişir. Bu üretim ilişkileri, onların maddi üretim güçlerinin belirli bir gelişim aşamasına karşılık gelir… Üretim, toplumsal yaşamın asıl temeli. Politika, yasalar ve kültürün tümü bu temelin üstünde yükselir…
Tüm bu söylenenlerin basitleştirilmiş özeti: Politika, kimin, neyi, ne zaman ve nasıl aldığı. (H. Lasswell).
(‘Politika ne?’ sorusunun yanıtını ayrıntılı öğrenmek istiyor ve İngilizce biliyorsanız, örneğin ‘Adrian Leftwich’in derlediği What is Politics’i öneririz.)
Gelelim genel çıkarımlarımıza:
Evet, (Marks ve Lenin’in açıkladığı ve Lasswell ’in basitleştirdiği gibi) tüm politik gelişmeler, söylemler, üretim ve paylaşıma etkilerini sorgulayarak irdelenmeli.
Kişilerin, sivil toplum kuruluşlarının veya partilerin eylem ve söylemleri toplumsal sınıfların çıkarlarına bağlı; toplumsal sınıflar, ekonomik sistemlerin sonucu. Bugün için iki sistem söz konusu: Kapitalizm, bunun evrensel ölçeğe taşınmışı emperyalizm ve kapitalizmin ana çelişkisi artı-değeri ortadan kaldıran sosyalizm.
Kapitalizmde ana çelişki, artı-değer yani kapitalistin işçinin ve daha genelde emekçinin ürettiği değerden pay alması. Sömürü diye de adlandırılan bu ilişki, aslında oldukça karmaşık ve bu karmaşıklık, toplumu finans-kapitalist, kapitalist veya ortak bir adla burjuva, küçük üretici-tüccar-esnaf-memur… veya ortak adla küçük burjuva ve sanayi işçisi (proleter) diye ana sınıflara ayrılıyor. Bu ana sınıflara, kapitalizm öncesinden kalma toprak ağalığını, toprak ağasının sömürdüğü ırgatı eklemeliyiz. Aydın ise, küçük burjuvanın görevi yönetmek, eğitmek… gibi üretime dolaylı katkısı olması gereken bir özel tabakası. (Bu aydın tanımlamamamızla, aydından ‘bilgi sahibi olmak’, ‘yararlı olmak’ gibi belirsiz nitelikler beklememiş oluyoruz.)
Sınıf ve tabakaları belirleyince politikanın daha anlaşılır bir tanımını da verebiliyoruz: Politika, sınıflar arası sömürünün düzenlenmesi ve uygulanması. Yasalar, bu düzenlemenin genel kararları; hukuk, yasaların uygulaması ve aynı zamanda sömürüyü soyutlaştırarak sömürülenlerden gizleme yöntemi; eğitim, sömürenleri sömürüde uzmanlaştırma, sömürülenleri sömürüye alıştırma aracı…
Son olarak, politikayı anlayabilmek ve yanılgısız değerlendirebilmek için, en küçük zaman birimi olarak on yılı almalıyız. Daha kısa süredeki değişimler, gelişimler, olaylar ne denli heyecan uyandırırsa uyandırsın, sonunda ya sönümlenir, unutulur ya da yalnızca birikir. Devrimlerde, yani ekonomik yapının değişimlerinde zaman ölçeği kısalır.
Genel bazı açıklamalar yapmaya çalıştık. Bir sonraki yazımızda ise bu genel çıkarımlarımızı ülkemizdeki politikaya uygulayıp somutlaştırmaya çalışacağız.
Sağlıcakla,